Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu E:21 Sayılı; Kaçak eşyanın naklinde kullanılan aracın başkasına ait olması ve o kişinin bu hususta rıza ve muvafakatinin olup olmadığına bakılmaksızın müsaderesine karar verilmesi: konulu Kararı
1918
s. Kaçakçılık Kanunu
4926
s. Kaçakçılık Kanunu
05.04.1950 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurul
Kararı
E: 021 K: 007 Sayılı Kararı([1])
Kaçakçılık
işinde kullanılan nakil vasıtalarının zor alımına karar verilmesi için naklini bilerek kullanması kafi olup sanığın zati malı olmasının tahkikına
lüzum olmadığı hakkındaki Yargıtay Üçüncü
Ceza Dairesinin bozma kararlarına
Kilis Ceza Yargıçlığından mal sahibinin malumatı haricinde kaçakçılık işinde kullanılan nakil vasıtalarının müsadere olunamayacağından bahisle verilen 27.12.1947
ve 16.1.1948 tarihli ısrar kararları
Ceza Genel Kurulunca: 1.5.1948 gün
ve 5826/6731 sayılı ve 10.5.1948 gün ve 52/53 sayılı ilamlarıyla tasdik edilmiş olması üzerine Üçüncü Ceza Dairesi
Başkanlığının 11.5.1948 gün ve 156
sayılı yazısında: 1918 Sayılı Kaçakçılık Kanunundan evvel neşredilen 1510 Sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1
Ağustos 1929 tarihinden itibaren kaçak
eşya naklinde kullanılan nakil vasıtasının sahibinin rıza ve muvafakati
olmasa dahi nakil vasıtasını nakilin bilerek kullanması halinde bu vasıtanın
müsadere edilmesi esası kabul edilmiş
olduğu halde dairenin müştekar içtihadı hilafında Ceza Genel Kurulunca
verilen kararlar ile mümasili işlerde Üçüncü Ceza Dairesinde verilen kararlar arasında ihtilaf hasıl
o1duğundan vaki ihtilafın, İçtihadı
Birleştirme Kurulunca halli istenilmiş olmasından dolayı Üçüncü Ceza Dairesi
Başkanlığından gönderilen ilam suretleri ile Ceza Genel Kurulu ilamlarının
suretleri kurul üyelerine tevzi edildikten sonra yapılan müzakere sonunda: T.C.
Kanununun 36
ncı maddesinde; cürüm ve kabahatte kullanılan eşyanın fiilde methali
olmayan kimselere ait olmamak şartiyle müsaderesi gösterilmekte ise de; 1918
sayılı Kanunun 47 nci maddesi kaçakçılık işinde kullanılan nakil vasıtaları
hakkında sözü geçen 36 ncı maddede yazılı hükümden gayrı bir hükmü ihtiva
etmektedir. 47 nci maddede aynen (kaçak eşya naklinde bilerek kullanılan
vasıtalar hakkında aşağıda gösterildiği veçhile muamele olunur.
A-
Kara nakil vasıtalarından umum hayvanlar ve koşumları, her nevi araba ve hayvan
Ve koşumları, otomobil, kamyon ve kamyonet ve bunlara benzer vasıtalar, deniz
ve nehir vasıtalarından Sal, sandal, mavna ve emsali ve yüz tonilatoya
kadar '100 tonilato dahil' motorlu veya
buharlı ve yelkenli umum sefineler,
deniz altı sefineleri ve her nevi tayyareler müsadere olunur.
B-
101 gayri safi tonilatodan 1000 gayri safi tonilatoya kadar '1000 tonilato
dahil' her nevi sefineler: kaçak hamulesi kaçak olmayan hamulesinden gümrük
resmi itibarile fazla bulunduğu halde sefine kıymetinin üçte biri nispetinde
ağır para cezası hükmolunur.
C-
1000 gayri safi tonilatodan fazla olan her nevi sefineler nakil ettikleri kaçak
eşya kıymetinin iki misli veya daha aşağı kıymette oldukları halde müsadere
edilir. Sefine bu nisbetten daha fazla kıymette olduğu takdirde kıymetinin
dörtte biri derecesinde ağır para cezası hükmolunur denilmiştir. Bu maddenin
ihtiva ettiği hükümlerin T.C.Kanununun 36 ncı maddesinden büsbütün farklı
olduğu görülmektedir. Suça yabancı kimselere ait eşyanın müsadere edilememesi
kaidesini koyan 36 ncı madde hükmünün kaçakçılık işlerinde tatbikine cevaz
yoktur; çünkü T.C.K.nun 10 ncu maddesi hususi kanunların muhtelif hükümleri
ihtiva etmesi halini istisna etmiştir. Eğer suça yabancı kimselere ait eşyanın
müsadere edilememesi kaidesini kaçakçılık konusu muhafaza etmek istemiş
olsaydı, Kaçakçılık Kanununa 47 nci maddeyi ilave etmezdi nitekim, 47 nci
maddenin Kaçakçılık Kanununa konulması sebebini gösteren karma komisyonu
raporunda kaçak eşya naklinde bilerek kullanılan vasıtalar hakkında yapılacak
muameleyi gösteren 47 nci maddenin kabulü için komisyonda ehemmiyetli
münakaşanın yapıldığı tasrih edildikten sonra şöyle denmiştir. Aynen (bu madde
esasen meri olan bir hükmün aynen bu Kanuna naklinden ibaret olup ihtiva ettiği
esas kaçak eşyanın naklinde kullanılan vasıtanın sahibi başka bir şahıs olursa
sahibinin adamının veya kiracısının ve sefinelerde kaptan ve mucehhizinin o
vasıtaya bilerek kaçak eşya alıp nakil etmesinden, bundan haberdar olmayan ve
bir buna rıza ve malumatı bulunmayan sahibinin malik olduğu vasıtanın müsaderesi
veya o vasıta kıymetine göre para cezası alınmak suretile mütazarrır olmasının
adilane bir hüküm olmayacağı ve bir şahsın fiilinden, diğerinin sebepsiz mesul
edilmesi neticesi hasıl olduğu izah edilerek bu yapılan hallerde mal sahibinin
mesuliyeti kabul edilmemesi ve böyle bir iddianın dinlenmesi yolunda maddeye
kayıtlar ilavesi teklif olunmuş isede;
bazı kayıtlar ile mukayyet olmakla beraber ahar bir şahsın fiilinden malen
mesuliyetin hukuki esaslara uygun ve mevzuatımızda da böyle umumi kaideler
mevcut olduğu ve bu madde de mal sahiplerinin mutlak mesuliyeti maliyesi
şeklinde kabulü, kaçakçılık kanununda en mühim ve kuvvetli bir müeyyide olacağı
ve şimdiye kadar tatbikatta temyiz mahkemesi kararlarına iktiran etmiş bu hükme
müstenit mukarrerat bulunduğu ve nihayet
bir mal sahibinin ne surette olursa olsun malını verdiği şahsın efalinden
malının kıymetçe mesul olmasının tecviz edildiği ve bu layihada kabul edilen
umumi esasat ve ahkama menafi mevat arasında bunun da bir zaruret olarak kabulü
icap edeceği) denmek suretiyle suça yabancı kimselere ait eşyanın müsadere
edilememesi hakkında Ceza Kanununun 36 ncı maddesiyle konulan umumi kaideden
inhiraf edildiği açıklanmıştır. Ceza Genel Kurulunca tasdik olunan ısrar
kararında, bahsi geçen 1918 sayılı Kanunun 58 nci maddesine eklenen fıkranın
hadise ile alakası görülmemiş olduğu gibi 47 nci madde de yazılı (bilerek)
sözünün nakile değil, mal sahibine matuf olduğuna ve aksini kabul Kanun
Vazıının maksadına uygun düşmeyeceğine ve yolsuzluklara meydan vereceğine dair
serdolunan esbabı mucibe ve bu işin müzakeresi sırasında bu hususlar ile ilgili
olmak üzere ileriye sürülen mütalaalar, gerek Kanunun sarih metni ve gerek
Kanun Vazıının maksadını açıklayan karma komisyonu raporu karşısında kabule
şayan görülmemiştir. Karma komisyonu raporunda da izah edildiği gibi 1 Ağustos
1929 tarihinde yürürlüğe girmiş ve 1918 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği
12.1.1932 tarihine kadar yürürlükte kalmış olan 1510 sayılı Kanunun 28 nci
maddesi de 1918 sayılı Kanunun 47 nci maddesi hükmünü tamamıyla ihtiva etmiş ve
mezkur Kanunun 28 nci maddesi hükmü aynen 1918 sayılı Kanuna nakledilmiş ve bu
maddeye istinaden yıllarca evvel verilen müsadere kararlarının Yargıtay'ca
tasdik edilmesi de Kanun metnine uygun bulunmuştur. Kaçakçılık yapan bir şahsın
başka birinin malını çalıpta bilerek kullanması veya bir şahsın sevk ve idare
ettiği tramvay, otobüs ve tren gibi bir vasıta da kaçak malın bilerek nakil
etmesi hallerinde de müsadereye karar verilmesi adalet ile asla telif
edilemeyeceği yolunda ileri sürülen mütalaa da varit görülmemiştir; çünkü,
yukarıya derç olunan karma komisyonu raporunda da gösterildiği üzere bir mal
sahibinin ne suretle olursa olsun eline verdiği şahsın efalinden malının
kıymetçe mesul olması esası göz önünde bulundurulacak mezkur 47 nci madde
kaçakçılık kanununda yer almıştır. Bu böyle olunca başka bir şahsın malını
çalıp da bilerek kaçak eşyayı nakil etmesi halinde o nakil vasıtasının
müsaderesine cevaz olmadığı gibi yolcu taşımaya mahsus olan ve kaçakçılık işine
tahsis edilmemiş bulunan ahar bir şahsa ait herhangi bir nakil vasıtasının
müsadere edilmesi de sözü geçen 47 nci madde hükmüne tamamen münafi
bulunmaktadır. Esasen müsaderesine cevaz olup olmadığı bakımından ihtilafa konu
olan nakil vasıtaları sahipleri tarafından teslim edilen şahıslar tarafından
sahiplerinin rıza ve muvafakatı olmaksızın bilerek kaçak eşya naklinde
kullanılmış ola vasıtalardır. Netice:
Yukarıda
izah olunan sebeplere ve 1918 Sayılı Kanunun 47 nci maddesindeki sarahate ve
kaçakçı1ığın önlenmesi bakımından mühim ve kuvvetli bir müeyyide o1mak üzere
umumi esaslar hilafına 47 nci maddenin kabul edilmiş o1duğu karma komisyonu
raporunda irae ve tasrih o1unmasına göre hususi ceza kanunları meyanında
bulunan sözü geçen 1918 Sayılı Kanunun 47 nci maddesinde hususi hüküm mevcut
o1masından dolayı nakil vasıtasının müsaderesine karar verilmesi için Türk Ceza
Kanununun 10 uncu maddesi gereğince 36 ncı maddesinin birinci fıkrasındaki
fiilde medhali o1mayan kimselere ait olmamak şartının aranmasına mahal olmadığına
ve kaçak eşya naklinde kullanılan vasıtanın sahibi başka bir şahıs olduğu ve
malını başka işlerde kullanılmak üzere verdiği takdirde dahi kaçakçının o
vasıtayı kaçakçı1ık işine tahsis ederek kaçak malı bilerek nakletmesi o
vasıtanın mezkur 47 nci maddenin sarahati dairesinde müsadere için kafi o1up
mal sahibinin bu hususta rıza ve muvafakatinin inzimam etmesi icab etmeyeceğine
ilk oturumda üçte iki çoğunluk o1madığından ikinci oturumda mutlak çoğunlukla
05.04.1950 gününde karar verildi (İ.B.B.G.K. E: 1948/21 K: 1950/7).
[1] Kaynak:
Gümrük Kontrolörleri Derneği tarafından yayımlanan Başkontrolör Zülal SÖNMEZ
tarafından hazırlanan "Açıklamalı 4926 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu ve
İlgili Mevzuat" isimli kitap.