Yargıtay 7. Ceza Dairesi E:27 Sayılı; Zaman aşımının tahakkuk etmiş olup olmadığının tespiti yönünden üzerinde durulması gereken konu, bozmadan sonra sanık adına çıkarılan celp müzekkeresi ve sanığın bozmaya uyma veya israr bakımından diyeceğinin sorulması halinin, zaman aşımını kesen sebeplerden sayılmayacağı: konulu Kararı
1918
s. Kaçakçılık Kanunu
4926
s. Kaçakçılık Kanunu
11.05.1981 tarihli Yargıtay 7. Ceza Dairesi E: 7-27 K: 175 Sayılı Kararı([1])
1918 sayılı Kanunun 25/3 ncü
maddesine aykırı davranıştan sanık Mükremin hakkındaki kamu davasının TCK.nun 102/4.
ncü Maddesi gereğince ortadan kaldırılmasına dair İzmir 2. Asliye Ceza
Mahkemesinden verilen hüküm, C.Savcısı ve Hazine vekilinin temyizleri üzerine
Özel Dairece incelenerek; (l- Sanığın Yargıtay bozma ilamı üzerine 17/8/1976
tarihli oturumda yapılan sorgusu ile TCK.nun 104/1 nci maddesi gereğince dava
zamanaşımının kesilmiş bulunduğu gözetilmeden yazılı şekilde kamu davasının
ortadan kaldırılması, 2- Bozma üzerine yeniden dinlenen ve ek rapor veren
bilirkişi Ali İhsana önceki yemini hatırlatılmayarak CMUK' nun 72 nci maddesine
aykırı davranılması, 3-Bozmadan sonra dava dosyasının birleştirildiği 1974/164
esas sayılı dava dosyasından ayrılmasına kadar düzenlenen duruşma tutanakları
örneklerinin çıkarılarak dosyaya konulmaması)nın isabetsizliğinden bahisle
bozulmuştur.
Buna karşı itiraz yoluna
başvuran C.Başsavcı1ığı 23/1/1981 günlü tebliğnamesinde; ( Sanığa müsnet 1918
sayılı kanunun 25/3 ncü maddesine muhalefet eylemi maddede yazılı ceza azami
haddi itibari ile 5 senelik dava zaman aşımına tabi bulunmaktadır. Sanığın sözü
edilen eylemi nedeni ile 28/5/1974 günlü iddianame i1e kamu davası açılmış ve
aynı gün başlanan duruşmasında sorgusu yapılan sanık hakkında yargılama sonucu
verilen 23/l/1976 gün ve 1974/415 E. 1976/13 sayılı beraat kararı müdahil
Gümrük İdaresi vekilinin temyizi üzerine Yüksek Yargıtay 7 nci Ceza Dairesinin
31/3/1976 gün ve 2829/3106 sayılı ilamı ile noksan tahkikattan bozu1muştur.
Bozma üzerine sanık adına
11/5/1976 tarihli celp müzekkeresi çıkarılmış ve duruşmanın 17/8/1976 günlü 3
ncü celsesinde bozmaya uyma veya ısrar hususunda diyeceği sorulduktan sonra
yapılan yargı sunucu bu kerre sanığın sorguya çekildiği 28/5/1974 tarihi ile
5/5/1980 o1an karar tarihi arasında zamanaşımını kesen bir işlem
yapı1madığından zamanaşımının tahakkuk ettiği belirtilerek kamu davasının
kaldırılmasına karar veri1miştir.
Olayımızda zaman aşımının
tahakkuk etmiş olup olmadığının tespiti yönünden üzerinde durulması gereken
konu, bozmadan sonra sanık adına çıkarılan celp müzekkeresi ve sanığın bozmaya
uyma veya israr bakımından diyeceğinin sorulması halinin TCK' nun 104. ncü
maddesinde yazılı zaman aşımı kesen sebeplerden sayılmayacağı hususudur.
TCK'nun 104. ncü maddesinde
zaman aşımını kesen sebepler birer birer ve yoruma gerek göstermeyecek şekilde
kesin olarak belirti1miştir, ve sanığa adli makamlar önünde sorguya çekilmesi
ve adına celp müzekkeresi çıkarılması da bu sebepler arasında sayı1mıştır.
CMUK'nun 305 nci maddesi ile
başlayan hükmün temyizi bölümünün, hükmün bozulması üzerine yapılacak işlemlere
ve sorgu ile ilgili bir hüküm ihtiva etmediği görülmektedir. "Sorgu" deyiminin
anlam ve kapsamı usul kanununun genel hükümlerinde sorgunun tarzı başlığını
taşıyan 135 nci maddesi hükmünde yer almaktadır. Buna göre "sorgu" özetle
sanığa müsnet suçu bildirilerek savunmasının alınmasıdır.
TCK' nun 104 ncü maddesinde
sayılan celp müzekkeresi kapsamına gelince: CMUK' nun 132, 133, 134 ve 209 ncu maddesi hükümlerinden açıkça isnat
edilen suç yönünden ve münhasıran sorgu için gönderilen belgenin kastedildiği
anlaşı1maktadır.
Uygulamada, değişen suç vasfı
nedeni ile sanığa verilen ek savunma hakkı dahi zaman aşımını kesen sebep kabul
edilmemektedir.
Şu hale nazaran, sorgu sayılması
mümkün olmayan bozmaya uyma veya ısrar hakkında sanıktan diyeceğinin sorulması
hali ve bu konuda sanığa gönderilen celp müzekkeresinin zaman aşımını kesen
sebeplerden sayılmasına ve kabulüne
yasal imkan görü1ememiştir.
Dosyanın incelenmesinde, sanığın
sorguya çekildiği 28.5.1974 tarihi ile
bozma üzerine verilen 5/5/1980 olan karar tarihi arasında usul
hükümlerinin tespit ettiği anlamda zaman
aşımını kesen bir işlem yapılmamış bulunduğu cihetle TCK' nun 102/4 ncü
maddesinde yazılı beş senelik asli zamanaşımını varlığının kabulü gerektiği...) düşüncesiyle özel daire
bozma kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar
verilmesini talep etmiştir.
Yukarıda belirtilen Özel Daire
kararı ve C.Başsavcılığı itirazından anlaşı1acağı üzere uyuşmazlık, esas ve
dolaylı o1arak; bozmadan sonra sanığa
bozmaya uyma veya israr hususunda diyeceğinin sorulmasının ve bu amaçla adına
celp veya ihzar müzekkeresi çıkarılmasının TCK.nun 104 ncü madde 1 nci
fıkrasında gösterilen dava zaman aşımını kesen sebeplerden sayılıp
sayılamayacağı konusuna ilişkin
bulunmaktadır.
Konunun aydınlanabilmesi
için, TCK.nun bu hususla ilgili
hükümleri ile Yargıtay içtihadlarına ve
bilimsel görüşlere kısaca gözatmakta yarar görülmüştür.
Bilindiği üzere, TCK' da
suçların tabi oldukları zaman aşımı sürelerine
göre kesme sebepleri birbirinden ayrılmış ve iki gurupta toplanmıştır.
Birinci guruba giren bir sene veya daha fazla sürelere tabi suçlara ait kesme
sebepleri 104 ncü madde 1 nci fıkrada,
ikinci guruba giren kesme sebepleri ise 105 nci madde 1 nci fıkrada yer
a1mıştır.
İkinci guruptaki kesme
sebeplerini düzenleyen 105 nci madde 1 nci fıkrada ( Kanunun bir seneden aşağı zaman aşımını tayin
ettiği hallerde her türlü usu1ü muameleler zaman aşımını keser) denildiği
halde, birinci guruba giren suçlar için 104 ncü madde 1 nci fıkrada farklı bir
düzenleme getirilmiştir.
104 ncü maddenin 11/6/1936 tarih
ve 3038 sayılı Kanunla değiştirilen bu günkü
metni 1938 tarihli İtalyan Ceza Kanununun 160 ncı maddesi esas alınarak tedvin
edi1miştir. 765 sayılı Kanunla kabul edilen ilk metinde aynen (Hukuku amme davasının mürüru zamanı, vicahi veya
gıyabi hükmün tefhimi ile münkati olur. Bundan başka, maznunun firarı sebebiyle
neticesiz kalan tevkif müzekkeresi ve o
iş hakkında kanun dairesinde tebliğ olunan tahkikat muameleleri mürurü zamanı
keser) denilmekte idi. İş bu metin yürürlükte o1an metinle karşı1aştırıldığında,
yürürlükteki metnin, kesme sebeplerini genişletmekle beraber teker teker saymak
suretiyle duruma kesinlik ve açıklık getirdiği görülür. 104 ncü maddenin
değişiklik gerekçesi, ilk metindeki (zaman aşımını kesen muamelelerin neden
ibaret olduğu vazıh bir şekilde anlaşılamadığından ve bu yüzden muhtelif
içtihatlara yol açı1mış bulunduğundan, bu muamelelerin birer birer tasrihinin
faydalı olacağı...) görüşünü yansıtmaktadır. Bu gerekçeden kanun koyucunun,
devletin cezalandırma hakkını düşüren, kamu davası açılmamışsa açılmasını,
açılmışsa takibini önleyen çok önemli ve hassas bir konuda uygulamalardaki
aksaklıkları görerek açık ve kesin bir hüküm getirmeyi uygun bulduğu ve bu
nedenle de kesici sebepleri genişletmekle beraber teker teker sayıp göstermek
suretiyle yorum yoluyla geliştirmeyi önlemek istediği anlaşılmaktadır.
Şu hale göre, 104 ncü maddenin
değişik şek1inde zikredilmiyen herhangi bir usulü muamelenin kesici sebep
sayılamıyacağını, başka bir deyimle maddede teker teker gösterilmeyen
sebeplerin yorum yoluyla ge1iştiri1emiyeceğini kabul etmek yerinde o1ur.
TCK'nun 104 ncü maddenin değişik
1 nci fıkrasında sayılan sebepler mahkumiyet hükmü, yakalama, tevkif, celp ve
ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda sanığın sorguya çekilmesi, son
tahkikatın açılması kararı ve C.Savcısı tarafından yazılan iddianameden ibaret
o1up, tümünün nite1iği CMUK' nun da belirlenmiş durumdadır. Konu ile ilgili
bulunan celp, ihzar müzekkereleri ve sorguya bakı1dığında bunların CMUK' nun 10
ncu faslında( maznuna sorgu) başlığı altında 132-135 nci maddelerde yer a1dığı
görülmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu
benzer o1aylarla ilgili incelemelerinde soruna bu açıdan bakarak durumu
açıklığa kavuşturmuştur. Örneğin; YCGK.nun ....2/10/1960 gün, 6/25-28 sayılı
kararında(...TCK'nun l04 ncü maddesinde kamu davasının zaman aşımını kesen
sebepleri arasında gösterilen celp müzekkeresi usul kanununun 132 nci
maddesinde sorgu için çağrılacak sanığa yollanan belge mahiyetinde bir
belgedir. Ve bununla sanığa belli bir yerde bulunması gerektiği bildirilir.
Ceza Kanununun 104 ncü maddesinde gösterilip zaman aşımını kesen adli makamlar
huzurunda sanığın sorguya çekilmesi ise usul kanunun gösterilen şekilde,
sorgudur...) denilmek, 25/9/1967 gün, sayılı kararında (...TCK.nun 104 ncü
maddesinde zaman aşımını kesen sebebler tahdidi olarak tayin edilmiş bu meyanda
adli makamlar huzurunda sanığın sorguya çekilmesi de zaman aşımını kesen
sebeplerden sayılmış ve CGK.nun 3/10/1960 gün ve 25/28 sayılı kararından
anlaşı1acağı üzere CMUK.nun 135 nci maddesinde yazılı şekilde bir sorgu niteliğini
haiz olması gerekmiş ve CMUK.nun 258 nci maddesindeki sanığa ek savunma hakkı
tanınması ve bu sebeple mahkemede beyanda bulunması, 104 ncü maddede bahse konu
işlem ve anlamında sayılmasına kanuni imkan görülmemiştir. Gerçekten sanığın
lehine vazolunmuş hukuki bir kuralın sorgu suretinde nitelendirilmesi, maddenin
özüne aykırı bir kabul tarzı olur...) şeklinde açıklama yapı1mak ve 10/3/1969
gün 3/668-lO7 sayılı Kararında da sözü edilen kararlara atıfla( mahkemece
yapılacak keşif dolayısıyla sanığın hazır bulundurulmasını teminen çıkarılan
celpnamenin TCK.nun 104 ncü maddesinde yazılı zaman aşımını kesen sebeplerden
sayı1amıyacağı, nitekim ek savunma hakkı için çıkarılan celpnamelerinde zaman
aşımını kesemeyeceği...) ifade edilmek suretiyle zaman aşımını kesen
müzekkerelerinin nitelikleri kesinlikle belirlenmiştir.
Kökleşen bu içtihatlara göre,
TCK.nun 104 ncü madde 1 nci fıkrasında sayılan sebeplerden sanığın adli
makamlar huzurunda sorgusundan CMUK.nun 135 nci madde uyarınca yapılan
sorgusunun kastedildiği, celp ve ihzar müzekkerelerinin ise, bu nitelikteki bir
sorguyu sağlamak için sanık adına çıkarılan müzekkereler olduğu ortaya
çıkmıştır.
Bozmadan sonra, sanığa bozmaya
karşı diyeceğinin sorulması hususuna gelince :
Bozma ile hükmün ortadan
kalkacağı bir gerçekse de; bu hal, bozmadan önce yapılan bütün muamelelerin
keenlemyekün addini ve daha önce usulen sorgusu yapılan sanığın tekrar sorguya
çekilmesini icap ettirmez.
Usulün temyiz bölümünde( sorgu)
dan bahsedilmemiştir. Genel hükümlerde
yer alan 135 nci maddeye göre " sorgusunun başında sanığa isnat
edilen suç bildirilir. Bu hususta cevap vermek isteyip istemediği
sorulur." Bozmadan sonraki safhada
böyle bir sorgu değil, Yargıtay bozmasına karşı diyeceğinin sorulması söz
konusudur.
Öğretide; hükmün bozulmasından sonra Yerel Mahkemenin
kararının okunması ile başlanarak C.Savcısı ile sanığa varsa müdafii ile
taraflara bozma kararına uyulup uyulmaması hakkında taleplerini bildirmeleri için söz verileceği,
taleplerin ise mahkemenin eski kararında israr etmesi yahut bozma kararına
uyulması suretiyle olacağı ifade edilmektedir. ( Prof. Taner CMUK kitabı Sah.
410, Prof. Kantar CMU.Kitabı Sah.394-Prof. Eren CU. Hukuku Kitabı
Sah.519-Prof.Tosun Suç Mahkemesi Hukuku Dersleri Sah. 216-Prof Kunter, Muhakeme
Hukuku Dalı olarak Ceza Muhakemesi
Hukuku Kitabı Sah.548)
Bozmadan sonra duruşma açılarak
C.Savcısına, sanığa varsa müdafi ile diğer taraflara diyeceklerinin sorulması
usulden ise de; C.M.U.K.nun da edileceğine dair bir hüküm mevcut değildir. Bu
yoldaki uygulama teamül haline gelmiştir. Teamüle göre yapılan muamelenin
aleyhe yorumlanması isabetli olamaz.
Yukarıda açıklamalar karşısında
şu sonuca varılmıştır:
Ceza Kanununun 104 ncü madde 1
nci fıkrasında zaman aşımını kesen sebepler tek tek sayılmak suretiyle gösterilmiş
olup, yorum yoluyla geliştirilemez. Bu sebepler arasında yer alan (sorgu) dan
maksat CMUK.nun 135 nci maddesinde
yazılı şekildeki sorgudur. Aynı maddedeki celp ve ihzar müzekkereleri ise böyle
bir sorguyu sağlamak için sanık adına çıkartılan müzekkerelerden ibarettir.
Bozmadan sonra sanığa bozma
ilamına karşı diyeceğinin sorulması (sorgu) niteliğini taşımaz. Böyle bir
muamelenin sorgu sayılması dava zamanaşımını kesen sebeplerin yorum yoluyla geliştirilmesi
anlamına gelir ki bu hal anılan maddenin özüne ve sözüne aykırı düşer.
Bu itibarla C.Başsavcılığının
itirazının kabulüne, özel daire kararının Kaldırılmasına, yerel mahkeme kararının onanmasına karar
verilmelidir.
Çoğunluk kararına katılmayan
üyeler ise; ( Yargıtay bozması üzerine yeniden yargılamanın başlayıp
sürdürülmesi, halen yürürlükte bulunan 4/4/1929 gün ve 1412 sayılı C.Y.U.Y. nın
kabulünden bu yana sanığın usulen davetini müteakip kimliğinin saptanması ve
sorgusunun yapılmasıyla mümkün bulunmakta,
sanığın getirilmesi sağlanamadığı takdirde de duruşmanın durdurulması biçiminde
cerayan etmektedir.
Hemen işaret edelimki, bu
yargısal işlemin sonucu, sanık devamlı aramaya
tabi tutulup TCK.nun 102. maddesinde yazılı asli zaman aşımının
tamamlanması ile de mevcut davanın ortadan
kaldırılması yoluna gidilmesi zaruri bulunmaktadır.
Yapılan bu hukuki işlemin
dayanağı nedir sorusu konunun çözümünü sağlayacaktır.
Yargıtaydan verilen bozma
kararları üzerine davaya yeniden bakacak mahkemenin hak ve mecburiyetlerinden
bahseden CYUY.nın 326 ncı maddesi sanığın veya tarafların celbi, sorgusu vs.
hususlara değinen bir hüküm içermemekte yalnız israr hakları ile, uyma ve
kazanılmış hakları tespitle yetinilmektedir.
Yasada mevcut bu boşluğun
telafisi için öğretiye kısaca temas etmek istiyoruz. Kısaca diyoruz, çünkü
öğreti hemen hemen müttefikan Yargıtay bozması üzerine uyulması gerekli yargı
işlemi olarak bir bölümü bozma ilamına karşı sanıktan diyeceğinin sorulması,
bir bölümü mütalaasının alınmasını lüzumlu görürken bu görüşün de hukuki
dayanağını göstermiş değildir.
Dinlenme ve okunmadan sonra
sanıktan " ne diyeceğinin sorulması) nı öngören CYUY. nın 250 nci maddesi aynen( tanığın,
ehlihibrenin veya şerikinin dinlenmesinden ve herhangibir varakanın
okunmasından sonra bunlara karşı bir diyeceği olup olmadığı sanığa sorulur)
biçiminde düzen1enmiştir. Bir yargı ilamının maddede sıralanan delil veya
herhangi bir varaka niteliğinde addedilmesine hukuki o1anak ve dayanak
bulunmayacağı açıktır. Bu düşünce biçimi ancak bir kıyas olarak açıklanabilir.
Yargıtay buna karşın günümüze
kadar uygulayage1diği görüşün kaynağını
nerede bulmuştur. Bu hususun incelemesine girişmeden önce, yukarıda
sorgu diye ad1andırdığımız ve bu tanımın sonucu olarak TCY.nın 104 ncü
maddesinde zamanaşımını kesen sebeplerden addedilmesi gereken bu kavramın
kökenine değinmek zarureti vardır.
1926 yılında yürür1üğe giren TCY
kaynağı İtalyan Ceza Yasasının 93. maddesi Majno şerhi Cilt 1 Sh-536
açık1andığı üzre ( .. .yalnız bütün bu muamelelerin tadadı halinde yeni bir
muhakeme usulü kanunun takibatı ve tabiratı değiştirmesinden bu hususta mahsur
doğacağı düşünülerek mürurüzamanı kesecek olan muamelelerin tadadı yerine
"maznunun firarı dolayısıyla neticesiz
tevkif müzekkeresi ve o iş hakkında hakim tarafından yapılıp maznuna
kanun dairesinde tebliğ olunan HER TÜRLÜ MUAMELELER" şeklinde düzen1enmiş
ve bize de aynen aktarılmış iken 23/6/l936 günlü Resmi Gazetede yayımlanan 3038
sayılı yasa ile yapılan değişiklik sonucu bu sistemin tatbikatta karışıklık1ara
neden olduğu gerekçe gösterilerek metin
bu gün uygulana gelen tadadı şekline dönüştürülmüş ve bu suretle de bozma
kararından sonra yapılan adli muamelenin metinde yer aldığı üzere "adli
makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi" olup olamayacağı sorusu ortaya
çıkmıştır.
Gerçekten sanığın sorgusu
CYUY.nın 132 ve izleyen maddelerinde düzenlenmiş ve davaya duruşma aşamasında
da sorgunun tarzı bakımından 135 nci maddeye yollamada bulunulmuştur. Anılan bu
madde başlığı "sorgu"nun tarzını düzenlemekte o1duğunu belirtmekte ve son
fıkrası ise, (maznunun birinci sorgusunda) kim olduğu ve şahsi halleri hakkında
da malumat alınacağını"göstermektedir. Şu halde sorgunun yapılacağı maddede
açıklanırken son fıkrasındaki hükümle, bunun bir defa yapılabileceği yolunda
bir düşünceye yer verildiğini de göstermiş bulunmaktadır.
Müzakere sırasında çoğunluğu
yansıtan düşünceye destek olarak Yargıtay bozmasının bazen usuli hatalara
değindiği, bunun üzerine sanığın sorgusundan söz edi1emeyeceği öne sürülmüştür
ki, bir genellemeye varabilmemiz için bu husus üstünde durmayı gerekli görürüz.
Bazen yapılan bozmaların imza
noksanı gibi usul hatalarına yönelik bulunduğu vakıadır. Ancak beraatle,
neticelenen bazı davalarda sanığın cevaptan kaçınmamasına rağmen sorgusunun
layikiyle yapılmadığı, Yargıtay mahkumiyete
yönelik bozması üzerine bizzat sanığın da olayı etrafı ile açıklaması,
bazı deliller ikame etmesi mümkün
bulunmaktadır. Bunun yanında velevki bir usul hatası ile hüküm bozulmuş olsun
ilk hüküm verilmemiş sayılacağına göre davaya yeniden bakan mahkemenin temyiz kapsamında
göre değişik bir karar vermesinde hiç bir yasal engel bulunmamakta dolayısiyle
de bozmanın usul ve esasa taalluku bakımından ayrıma tabi tutmaksızın bir bütün
halinde ele alınması zorunlu bulunmaktadır.
Bozma kararı üzerine sanığın
duruşmaya getirilememesi halinde muhakemenin durdurulması öğretide
benimsemektedir. (Bak.Kunter. Nuru1lah
Ceza Muhakemesi Hukuku sh.792)
Halbuysa muhakemenin durması ile
ilgili hükümler CYUY.nın 198 ve 253 ncü maddelerinde açıklanmış olup,
öğretideki kabul biçimi ile çoğunluğun düşüncesi doğru1tusunda zorunlu bir adli
işlem olmayan davete icabet etmeyen sanık hakkındaki durma kararının bu
maddelere uygun bir karar niteliğinde
olduğu da söylenemez. Kaldı ki tutulan bu yol nedeniyle davanın
zamanaşımına uğratılması da bize çelişkili bir seçimin izlendiği kanısına
götürmektedir.
Şu halde Yargıtay bozması
üzerine yeniden başlatılacak yargılama evresi için sanığın haberdar
kılınmasından başlayarak yine yukarda açıklandığı gibi sorgunun sayısal tahdidi
yapılmamış bulunması da nazara alınarak genellikle kabul edilen zaruret
nedeniyle yapılan usuli işlemin sorgu olduğunu, bunun doğal sonucu olarak da
TCY.nın 104. maddesi gereğince zamanaşımını kesen sebeplerden addedilmesi
gerekeceği görüşü ile itirazın reddi yolunda oy kullanmışlardır.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan
nedenlerle C.Başsavcılığı itirazının kabulü ile Yargıtay 7.Ceza Dairesinin
24/12/l980 gün, 6818-6380 sayılı kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme
hükmünün ONANMASINA, müdahile ait depo parasının gelir kaydına l3/4/198l günlü
birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından 11/5/1981 günlü ve ikinci
müzakerede salt çoğunlukla karar verildi. (Yargıtay C.G.K. E:1981/7-27
K:1981/175)
[1] Kaynak:
Gümrük Kontrolörleri Derneği tarafından yayımlanan Başkontrolör Zülal SÖNMEZ
tarafından hazırlanan "Açıklamalı 4926 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu ve
İlgili Mevzuat" isimli kitap.