Danıştay 7. Daire K: 2002/3092, E:2001/337 Sayılı; Türkiye`ye gelmesinden sonra sigorta poliçesi düzenlenen eşyanın gümrük vergisine esas kıymetine sigorta bedelinin nasıl yansıtılacağına dair açıklama getiren genelgenin, kural koyucu yani düzenleyici olarak kabulüne ve iptali istemiyle açılan davanın esasının incelenmesine olanak bulunmadığı, konulu Karar
DANIŞTAY YEDİNCİ DAİRE
K: 2002/3092, E:2001/337 SAYILI,
03.10.2002
TARİHLİ KARARI
Davacı : ... Madeni İnşaat İşleri Ticaret Anonim
Şirketi
Vekili : Av. ...
Davalı : Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı
Davanın Özeti : Davalı İdarenin 2000/43
sayılı Genelgesinin 2'nci maddesinde parantez içinde yer alan 'sigorta
poliçesinin eşya Türkiye'ye geldikten sonra düzenlenmesi gibi' ibaresi ile ...
Gümrükleri Başmüdürlüğünün ... gün ve ... sayılı işleminin; idarece, sigorta
abonman sözleşmesine dayanan poliçenin, yapılan beyanı belgelendirmediği;
nesnel ve ölçülebilir verilere göre düzenlenmediğinden bahisle kabul
edilmediği; nakliyat abonman sigortalarının genellikle, yıllık bir zaman dilimi
içinde, taşınacak yükün cinsi, sefer sayısı ve benzeri esasları önceden
belirlenen taşımaların tamamının sigorta güvencesi altına alındığı bir çerçeve
anlaşma niteliği taşıdığı; flotan sigort poliçesinin ise, genellikle banka
kredisi bağlantılı işlerde kullanılan ve başlangıçta belirlenen bir global
bedelden hareketle bu tutar sona erene kadar taşımalara teminat sağlayan bir
nakliyat sigorta poliçesi olduğu; flotan poliçelerde prim tahakkuku yapılmayıp,
bunun beyanname ile gerçekleştirildiği; Gümrük Kanununun belirlediği anlamda mevcut
olan sözleşmenin genelgede kabul edilmediği; amaç taşımanın güvence altına
alınması olduğuna göre, genelgenin Kanun ve Yönetmelikle çeliştiği; davalı
idarece yayımlanan 27.3.2001 gün ve 10 sayılı Genelge ile, nakliyat abonman
sözleşmesine uygun düzenlenmek koşuluyla, eşyanın Türkiye'ye gelmesinden sonra
düzenlenen sigorta poliçelerinin de kabul edildiği ileri sürülerek iptalleri
istenilmektedir.
Savunmanın Özeti : Davacı Şirketin tirazı üzerine
alınan ... Gümrükleri Başmüdürlüğü kararının 18.12.2000 gününde davacıya tebliğ
edildiği; bu işleme karşı 18.1.2000 gününde açılan davanın ... Vergi
Mahkemesince süre aşımı yönünden reddedildiği ve kararın kesinleştiği, bu
nedenle aynı tahakkuka karşı tekrar dava açılamayacağı; dava konusu edilen
2000/43 sayılı Genelgenin ise 5.6.2000 tarihinde taşra teşkilatına bildirilmiş
olması nedeniyle 17.1.2001 gününde açılan davada süre aşımı bulunduğu; davanın
esası yönünden, 4458 sayılı Gümrük Kanununun 24'üncü
maddesi çerçevesinde, ithal eşyasının gümrük vergisine esas kıymeti
belirlenirken, sigorta giderleri Gümrük Yönetmeliğinin 186'ncı maddesi
gereğince teslim şekline göre eşyanın beyan edilen kıymeti içinde yer almadığı
takdirde, Kanununun 27'nci maddesinin 1/e fıkrası gereğince kıymete dahil
edilmesi gereken navlun ve sigorta giderlerinin kıymete eklenmesini teminen,
navlun makbuzu ve/veya sigorta poliçesinin beyannameye eklenmesinin gerekli
bulunduğu; davaya konu genelge hükmünün iptalinin kıymete dahil edilmeyen
sigorta bedelinin saptanmasını imkansız kılacağı; dolayısıyla Devlet alacağının
da eksik tahsil edilmesi sonucunu doğuracağı; genelgenin, sigorta giderini
poliçeye bağlamak suretiyle Kanunun uygulanmasını hukuka uygun olarak
düzenlediği; poliçenin sigorta sözleşmesinin ispat vasıtası olduğu, hem
sözleşme koşullarını içerdiği, hem de sözleşmenin varlığını kanıtlayan bir
belge olduğu; sigorta bedelinin ödendiğinin anlaşılabilmesi için poliçenin
ibrazının zorunlu olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği
savunulmaktadır.
Tetkik Hakimi Muammer Topal'ın Düşüncesi: Dosyanın
incelenmesinden; davacı Şirket adına ... Gümrük Müdürlüğünde tescilli gümrük
giriş beyannamesi ile ithal edilen eşyalara ilişkin olarak ibraz edilen sigorta
poliçesinin eşya yurda geldikten sonra düzenlendiğinin söz konusu beyanname ve
sair evraklarının incelenmesinden anlaşılması üzerine, 2000/43 sayılı Genelge
hükümlerine göre vergi matrahına eşyanın FOB kıymetinin %3'ü oranında sigorta
bedeli ilave edilmek suretiyle ek gümrük vergisi ve katma değer vergisi
tahakkuk ettirildiği; tahakkukun düzeltilmesi isteminin reddine dair işleme
vaki itirazın reddine ilişkin işlemin 18.12.2000 gününde tebliği üzerine bu
işlem ve davalı idarenin 2000/43 sayılı Genelgesinin 2'nci maddesinde parantez
içinde yer alan 'sigorta poliçesinin eşya Türkiye'ye geldikten sonra
düzenlenmesi gibi' ibarelerinin iptali istemiyle işbu davanın açıldığı
anlaşılmıştır.
4458 sayılı Gümrük Kanununun 4'üncü maddesinde; gümrük
idareleriyle muhatap olan kişilerin bu Kanun ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan
tüzük kararname ve yönetmelik hükümlerine uymak; gümrük idarelerinin, gerek bu
Kanunda gerek diğer kanun, tüzük ve kararnamelerde yazılı hükümlere göre
yapacağı gözetim ve denetimlere tabi olmak; bu idarelerin kendi adına veya
başka idareler nam veya hesabına tahsil edeceği her tür vergi, resim, harç ve
ücretleri ödemek veya bunları teminata bağlamak; kanun, tüzük, kararname ve
yönetmelik hükümlerinin uymayı zorunlu kıldığı her tür işlemi yerine getirmekle
yükümlü oldukları hüküm altına alınmıştır.
Kanun hükümlerine göre, gümrük idaresiyle muhatap olan
kişiler, 4458 sayılı Kanun ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan tüzük, kararname
ve yönetmelik hükümlerine uymakla mükelleftirler. Başka deyişle idarenin,
düzenleme yapılması konusundaki yetkisini, kişiler yönünden menfaatleri
zedeleyen, örneğin vergi, resim, harç ve ücret ödenmesini öngören hususları,
sayılan mevzuat dışında genelge, tebliğ vb. gibi genel düzenleyici işlemler
yapmak suretiyle kullanması mümkün değildir.
Türk Hukukunda düzenleme yetkisi kaynağını ve hukuksal
dayanağını Anayasada bulmaktadır. Bu bağlamda, Yürütme Organının düzenleme
yetkisi Yasama Organının çizdiği sınırlar içinde ve kanunlara aykırı olmamak
kayıt ve şartına bağlı olarak gerçekleşebilir. Düzenleme yetkisinin genelliği,
ancak bu ilkenin belirlediği çerçevede kabul edilebilir. Başka deyişle, kanun
olmayan yerde, Yürütmenin düzenleme yetkisinden söz edilemez. Nitekim Öğreti'de
de, Yürütmenin düzenleme yetkisinin olağan, özerk ve asli bir yetki olmadığı;
aksine ikincil nitelikte türevsel ve bağımlı olduğu görüşü egemendir.
Bu nedenle, Yürütmenin doğrudan doğruya Anayasadan
kaynaklanan bir takım yetkileri haricinde kişilere ödevler yükleyen belli bir
takım düzenlemeleri yapabilmesi, ancak Yasa Koyucunun belirlediği şekil
şartlarının yerine getirilmesiyle mümkündür.
Şekil şartlarının yerine getirilmemesiyle ortaya çıkan
şekil sakatlıkları; bir idari işlemin hukuken geçerli sayılabilmesi için,
işlemin tesisinde uyulması gereken biçimsel kurallara uyulmaması sonucu meydana
gelen sakatlıklardır. İdare Hukukunda şekil, bir tasarrufun yapılmasında, bir
kararın alınmasında takip edilecek usul ve merasim ile tamamlanması gereken
formalite ve işlemlerdir. İdari işlemlerin, kendileri için öngörülen biçimsel
formalite ve kurallara uyulmadan tesis edilmeleri halinde, meydana gelen
sakatlık, bazen işlemi yok hükmünde kılar, bazen de işlemin iptal sebebi olur.
İdare Hukukunda yokluk kuramı, hukuk düzenindeki bazı önemli aykırılıkların,
sadece işlemin geçerliliğini değil, işlemin kendisini ortadan kaldırır
nitelikte olduğu tezinden hareketle ortaya çıkmıştır. Buna göre, bir idari
işlemin kurucu unsurlarındaki hukuka aykırılık derhal fark edilebilir nitelikte
ve işlemin kimliğini dahi yitirmesine yol açabilecek derecede ağır, açık ve
bariz ise işlem yok hükmündedir. Bu tür işlemler hiçbir hak ya da yükümlülük
doğurmayan her türlü hukuki etkiden yoksun işlemlerdir. Bunlar ayrıca bir başka
işleme de hukuki dayanak oluşturamazlar ve iyiniyet halinin varlığında dahi
hiçbir zaman ve hiçbir şekilde, hukuka uygun bir duruma getirilemezler. Tüm bu
saptamalar hukuki yokluk hali için geçerlidir. Hukuki yoklukta, işlem maddeten
oluşmuş; fakat hukuken yok hükmündedir. Hukuken yok hükmünde olan işlemin,
maddi olarak da ortadan kaldırılması gerekir. Zira, hukuken yok hükmünde olan
bir işlemin uygulamasının sona erdirilmesi, ancak bu şekilde sağlanabilir. Aksi
halde idarenin işlemini tek yanlı iradeyle yapması ve ilgilisinin rızasını
almadan yürütmesi karşısında, işlemin yok hükmünde sayılmasının, pratik bir
değeri olmamaktadır.
4458 sayılı Kanunun anılan hükmü uyarınca,mükellefleri
doğrudan ilgilendiren vergi, resim, harç konusunda tüzük, kararname,
yönetmelikle düzenleme yapılması gerekirken Genelge ile düzenleme yapılması
karşısında, olayda genelgenin şekli bakımından yokluğa götüren sakatlık
mevcuttur. Anılan Kanunun 4'üncü maddesi şekli Kanunda belirtilen düzenlemeler
dışında kural koyma yetkisi tanımamıştır. İdarenin vergi, resim, harç konusunda
düzenleme yapmak istemesi durumunda Kanunda belirtilen şekle uyması
gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin 2000/43 sayılı
Genelgesinin 2'nci maddesinde yer alan parantez içi hükmü ile buna dayanılarak
tesis edilen ... Gümrükleri Başmüdürlüğü işleminin iptali gerektiği
düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı Münevver Demir'in Düşüncesi: Dava,
Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığının 2000/43 sayılı Genelgesinin ve ...
Gümrükleri Baş Müdürlüğünün 6.12.2000 gün ve 2 sayılı işleminin iptali
istemiyle açılmıştır.
Dosyanın incelenmesinden, davacı şirketin ithal ettiği
eşyalara ilişkin nakliyat sigorta poliçesinin geminin varış limanına
hareketinden önce düzenlenmesi gerekirken eşyanın limana gelişinden sonra
düzenlendiği, dolayısıyla sigorta poliçesinin, eşyanın taşınması ile ilgili
oluşabilecek bir risk karşılığında düzenlenmediği; sadece gümrük idaresine
ibraz edebilmek için düzenlendiği; bu haliyle yapılan beyanı belgelendirecek
nitelikte olmaması nedeniyle ithal eşyasının FOB kıymetinin %3'ü oranında bir
sigorta bedelinin malın kıymetine dahil edilerek gümrük vergi ve resimlerinin
yeniden hesaplanması suretiyle yapılan ek tahakkuka vaki itirazı reddeden ...
Gümrükleri Başmüdürlüğünün ... gün ve ... sayılı işlemi ile 2000/43 sayılı
genelgenin iptali istemiyle dava açıldığı anlaşılmaktadır.
4458 sayılı Gümrük Kanununun 27'nci maddesinin 1'inci
bendinde; 24'üncü madde hükümlerine göre gümrük kıymeti belirlenirken, ithal
eşyasının fiilen ödenen veya ödenecek fiyatına yapılacak ilaveler sayılmış, 1-e
fıkrasında da,ithal eşyası için Türkiye'deki giriş liman veya yerine kadar
yapılan nakliye ve sigorta giderleri de bu ilaveler arasında yer almıştır.
Gümrük Kanununun öngördüğü konuları düzenlemek ve
uygulamaya yön verecek hususlara açıklama getirmek amacı ile çıkarılan Gümrük
Yönetmeliğinin 186'ncı maddesinde; gümrük beyannamesine, tescilden önce
orijinal fatura ve beyanda bulunulan rejime İthal Eşyasına Ait Kıymet Bildirimi
Formunun eklenmesi gerektiği; tescil sırasında yukarıda sayılan ibrazı zorunlu
belgeler yanında ihtiyari veya duruma bağlı olarak; ödeme şekline göre navlun
faturası ve/veya sigorta poliçesinin de beyannameye ekleneceği hususu
düzenlenmiş bu hükümler çerçevesinde Gümrükler Genel Müdürlüğünce 5.6.2000
tarihinde çıkarılan 2000/43 sayılı Genelgenin 1'inci maddesinde de aynı ibareye
yer verilmiştir.
Diğer taraftan Türk Ticaret Kanununun Sigorta Hukuku
ile ilgili bölümünde yer alan 1263, 1265 ve 1267'nci maddeleri hükümlerinde de,
sigortanın şekle bağlı bir sözleşme türü olmadığı, tarafların birbirine uygun
karşılıklı irade beyanları ile oluşan bir akit olduğu ve sigorta poliçesinin de
sigorta sözleşmesi gereğince yapılacağı ve iki tarafın hak ve borçlarını
gösterecek şekilde düzenleneceği öngörülmüştür.
Bakılan davada, iptali istenen Genelge Gümrük
Kanununda yer almadığı halde sigorta poliçesinin gümrük beyannamesine eklenmesi
zorunluluğu getirilmiş, sigorta işleminin varlığı ve geçerliliği sigorta poliçesine
bağlanmıştır.
Uygulamada ihracat ve ithalatla uğraşan ve kara ve
denizde mal taşıtmak zorunda olan firmalar iktisadi faaliyetlerini korumak
açısından taşıttıkları malların tamamını sigorta güvencesi altına almak için
kendi rızaları ile sigorta sözleşmesi yapmak yükümlülüğünü taşımaktadırlar. Bu
nedenle 'nakliyat abonman sözleşmesi' kapsamında yapılan akitte, sigorta
yaptıranın ödeyeceği primle belirlenen sigorta gideri, beyan edilecek gümrük
kıymetinin unsurlarından sayılmaktadır. Buna göre sözleşme yapılıp prim
ödenmesinden sonra sigortacı sorumluluk altına girdiğinden nakliyat abonman
poliçesinin gemi varış ülkesine hareket etmeden önce düzenlenmemiş olması malın
sigortasız taşındığı anlamına gelmeyecektir. Çünkü nakliyat sigortalarında çok
defa yükleme tarihini önceden bilinmesi mümkün bulunmamaktadır.
Nitekim Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığının ... gün ve
... sayılı yazısında; 2000/43 sayılı Genelgeden bahisle, sigorta poliçesinin
nakliyat abonman sözleşmesine istinaden düzenlendiğini gösteren sigorta
poliçesinin banka kredisi bağlantılı işlerde kullanılan ve başlangıçta
belirlenen global bedelden hareketle bu tutar sona erene kadar taşımalara
teminat sağlayan bir nakliyat yük sigortası türü olduğu, bu poliçenin nakliyat
abonman sözleşmesi esaslarına uygun bulunması ve sigorta poliçesi ile birlikte
nakliyat abonman sözleşmesinin de bir örneğinin beyannameye eklenmesi koşulları
ile eşya Türkiye'ye geldikten sonra düzenlenmiş sigorta poliçelerinin kabul
edilmesinin uygun bulunduğu hususunun Hazine Müsteşarlığından alınan yazıda
belirtildiği açıklanarak, 2000/43 sayılı Genelgenin uygulanmasındaki
aksaklıkların giderilmesi için Başmüdürlüklere bilgi verildiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda; davalı idare tarafından sigorta
yapılmaksızın poliçe düzenlendiği yolunda hukuken geçerli bir tespit
bulunmaksızın sadece ithal eşyasının varış limanına gelişinden sonra düzenlenen
sigorta poliçesinin yapılan beyanı belgelendirmemesi sebebiyle eşyanın FOB
kıymetinin % 3'ü oranında hesaplanan sigorta bedelinin gümrük kıymetine ilavesi
suretiyle yapılan ek tahakkukta isabet bulunmamaktadır.
Bu nedenle, ... Gümrükler Başmüdürlüğünün ... gün ve
... sayılı işleminin ve 2000/43 sayılı genelgenin iptali gerektiği
düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Yedinci Dairesince işin gereği
görüşüldü:
Dosyanın incelenmesinden; davacı Şirket adına ...
Gümrük Müdürlüğünde tescilli ... gün ve ... sayılı gümrük giriş beyannamesi ile
ithal edilen eşyalara ilişkin olarak ibraz edilen sigorta poliçesinin eşyanın
yurda gelmesinden sonra düzenlendiğinin söz konusu beyanname ve sair
evraklarının incelenmesinden anlaşılması üzerine, 2000/43 sayılı Genelge
hükümlerine göre, vergi matrahına eşyanın FOB kıymetinin %3'ü oranında sigorta
bedeli ilave edilmek suretiyle ek gümrük vergisi ve katma değer vergisi
tahakkuk ettirildiği; ek tahakkuka vaki itirazın reddine dair işlemin
18.12.2000 gününde tebliği üzerine de, bu işlemle 2000/43 sayılı Genelgenin
2'nci maddesinde 'sigorta poliçesinin eşya Türkiye'ye geldikten sonra
düzenlenmesi gibi' şeklinde yer alan pazantez içi hükmün iptali istemiyle işbu
davanın açıldığı anlaşılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 'Dava açma
süresi' başlığını taşıyan 7'nci maddesinde; dava açma süresinin özel
kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde, Danıştayda ve idare
mahkemelerinde altmış, Vergi Mahkemelerinde otuz gün olduğu; ilanı gereken
düzenleyici işlemlerde, bu sürenin, ilan tarihini izleyen günden itibaren
başlayacağı; ancak, bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin, düzenleyici
işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilecekleri
hükmü yer almıştır.
Olayda; ek tahakkuka vaki itirazın reddine dair
Başmüdürlük kararının ... gününde tebliği üzerine, hem bu işlemin, hem de
2000/43 sayılı Genelgenin 2'nci maddesindeki 'sigorta poliçelerinin eşya
Türkiye'ye geldikten sonra düzenlenmesi gibi' parantez içi hükmünün iptali
istemiyle ... gününde süresinde dava açılmış olduğundan; İdari Yargılama Usulü
Kanununun yukarıda sözü edilen düzenlemesi karşısında, davalı idarenin süre
def'i yerinde görülmeyerek işin esası incelendi:
Danıştayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla bakabileceği
davalar, 2575 sayılı Danıştay Kanununun 24'üncü maddesinin 1'inci fıkrasında
gösterilmiştir. Bu fıkranın davayı ilgilendiren (c) bendinde, bakanlıkların
düzenleyici işlemleri ile kamu kuruluşları veya kamu kurumu niteliğindeki
meslek kuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici
işlemlere karşı açılacak iptal ve tam yargı davaları, bunlar arasında
sayılmıştır.
Görüldüğü üzere; anılan bent uyarınca bir idari
davanın ilk derece mahkemesi sıfatıyla Danıştayda görülebilmesinin ilk koşulu,
idari davaya konu edilen idari işlemin düzenleyici nitelikte olmasıdır. İdare
Hukukunda, düzenleyici işlem, idarenin aynı durumda olan idare edilenler için
bağlayıcı, üst hukuk normunun belirlediği şekilde soyut hukuk kuralı koyan,
yani normatif nitelikte olan tek yanlı tasarruflarına verilen addır. Bu
nitelikte olmayan, daha önce yürürlüğe konulan üst hukuk normunun belirlediği
sınırları aşan idari tasarruflar, yok hükmünde olmaları nedeniyle, Hukuk
Düzeninde herhangi bir değişiklik oluşturamayacaklarından, idare edilenler
yönünden bağlayıcı, dolayısıyla da düzenleyici değildirler. İdarenin bu
nitelikteki bir işleminin idari yargı denetimine tabi tutulması, bu denetimin
varlık nedenine uygun düşmez.
4458 sayılı Gümrük Kanununun 4'üncü maddesinde; gümrük
idareleriyle muhatap olan kişilerin, bu Kanun ve bu Kanuna dayanılarak
çıkarılan tüzük kararname ve yönetmelik hükümlerine uymak; gümrük idarelerinin,
gerek bu Kanunda, gerek diğer kanun, tüzük ve kararnamelerde yazılı hükümlere
göre yapacağı gözetim ve denetimlere tabi olmak; bu idarelerin kendi adına veya
başka idareler nam veya hesabına tahsil edeceği her tür vergi, resim, harç ve
ücretleri ödemek veya bunları teminata bağlamak; kanun, tüzük, kararname ve
yönetmelik hükümlerinin uymayı zorunlu kıldığı her tür işlemi yerine getirmekle
yükümlü oldukları hüküm altına alınmıştır.
Bu hükme göre; gümrük vergisi mükellefleri bakımından
kural koyucu nitelikteki idari metinler, tüzük, kararname ve yönetmelikle
sınırlandırılmıştır. Gümrük idaresinin bu sayılanlar dışında kalan idari
işlemlerinin kural koyması; dolayısıyla, gümrük vergisi mükellefini bağlayıcı
nitelik kazanması hukuken olanaklı değildir. Bu bakımdan; davalı idarenin,
Türkiye'ye gelmesinden sonra sigorta poliçesi düzenlenen eşyanın gümrük
vergisine esas kıymetine sigorta bedelinin nasıl yansıtılacağına dair açıklama
getiren 2000/43 sayılı Genelgesinin de, kural koyucu, yani düzenleyici olarak
kabulüne ve iptali istemiyle açılan davanın esasının incelenmesine olanak
yoktur.
Öte yandan; kişisel idari işlemlerin, 2577 sayılı
Kanununun 7'nci
maddesinin 4'üncü fıkrası delaletiyle Danıştayda doğrudan açılacak bir
davaya konu edilebilmesi için, birlikte davaya konu edildikleri işlemin
düzenleyici nitelikte olması gerekir. Açıklandığı üzere, davalı idarenin
2000/43 sayılı Genelgesi bu nitelikte olmadığından; davanın, ek tahakkukun
düzeltilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddinden sonra yapılan itiraz
başvurusunun da reddine dair işlemin iptali talebiyle açılan kısmının, vergi
mahkemesinde çözümlenmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, davanın 2000/43 sayılı
Genelgenin 2'nci maddesinde parantez içinde yer alan ibarenin iptali istemine
ilişkin kısmının, incelenmeksizin; kişisel işleme karşı açılan kısmının ise,
görevsizlik nedeniyle reddine, 3.10.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.
DAN-KAR-DER; SAYI:1