Markaların Korunması Hakkında 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 61.maddesinin (d) bendi hakkında karar
Anayasa
Mahkemesi Kararı
Esas Sayısı
: 2002/92
Karar Sayısı : 2004/25
Karar Günü : 2.3.2004
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından: 14.05.2004 tarihli, 25462 sayılı R.G:
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Bergama Asliye Ceza
Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 24.6.1995 günlü, 556 sayılı Markaların
Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 61.
maddesinin (d) bendinin ve aynı kararnameye 4128 sayılı Yasa ile eklenen
61/A maddesinin (c) bendinin, Anayasa'nın
7., 13., 33., 38., 64. ve 91. maddelerine aykırılığı savıyla iptalleri
istemidir.
I- OLAY
Sanıkların, şirketleri adına marka kullanma belgesi
ve yetkisi olmaksızın müşteki şirket adına tescilli markayı kullanarak marka
hakkını izinsiz genişletmek eyleminden dolayı açılan kamu davasında, itiraz
konusu kuralların Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme iptalleri
için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Bergama Asliye Ceza Mahkemesi'nin 17.4.2002 günlü
başvuru kararı şöyledir:
"Bergama C. Başsavcılığının 16.9.1999 tarih 1999/544
Esas sayılı iddianamesi ile mahkememize kamu davası açılmış sanıkların
yargılamasının yapılarak TCK 64/1 madde aracılığı ile 556 Sayılı Markaların
Korunmasına Dair KHK'de değişiklik yapan 4128 sayılı Kanunun 6 l/b maddesi
uyarınca cezalandırılmaları talep edilmiştir.
C. Savcısı mütalaasında Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının 3.12.2001 tarih 4709 S.Y.nın 15. maddesi ile 32. maddesine
eklenen 7. fıkrasında hiç kimse yalnızca sözleşmeden doğan bir hükümlülüğü
yerine getirmemesinden dolayı özgürlüğünden alıkonamaz hükmü getirilmiştir. 556
S. KHK'nin 61/A-C maddesinin Anayasanın 38. maddesine 4709 S. Y.nın 15. maddesi
ile eklenen 7. fıkrasının son cümlesine aykırı olduğunu belirtmiştir.
Sanıklar hakkında her ne kadar iddianamede 556
Sayılı Markaların Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararnamenin 4128 sayılı
Kanunla değişik 6l/b maddesine göre kamu davası açılmışsa da; sanıkların
eylemlerinin adı geçen Kanunun 61. maddesinin (d) bendinde "marka sahibi
tarafından sözleşmeye dayalı lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz
genişletmek veya bu hakları 3. kişilere devir etmek" şeklinde düzenlenen
fiiline uygun düştüğü yine adı geçen Kanun Hükmünde Kararnamenin kanunla
değişik ceza maddesi 61/A-C maddesine göre hukuki tavsifin yapılması gerektiği
ve bu maddede sanıklara 2 yıldan, 4 yıla kadar hapis ve 600.000.000.-TL.den - 1
milyara kadar para cezasının öngörüldüğü, dolayısıyla sanıklara yapılan isnadın
bu madde kapsamında kaldığı kabul edilmiştir. Bu sebeple sanıklara ek savunma
hakkı tanınması yönüne gidilmiştir.
Ceza Hukukunun bir fonksiyonunda, diğer branşlardaki
hukuki ilişkilerin hukuka uygun bir biçimde gelişmesini sağlayabilmek için,
kendi sert müeyyidelerinden bu hukuk branşlarını da yararlandırmak olduğu ceza
müeyyidesine başvuran bu hukuk branşları günümüzde öylesine çoğalmıştır ki
adeta bu branşlar sayısınca ceza hukukunun özel bir takım kısımlarının ortaya
çıktığı herkesçe bilinmektedir. Konumuzla ilgisi olması nedeniyle "Ticari Ceza
Hukuku" terimi, ticaret hayati ile bir suretle ilişkisi olupta, ceza
müeyyidesi ile korunan bütün hukuk kaidelerini kapsamına almaktadır. Böyle bir
anlayış içerisinde vergi suçları, iş kanunları, sosyal sigortalar kanunlarında
yer alan suçlar, bankalar kanunu, markalar kanunu gibi birçok kanunda düzenlen
suçlar hep bu kategoriye girmektedir. Yine bu görüş sonucudur ki, ekonomik
suçlar hukuki açıdan "ticari ve sınai bir işletmenin ticarî işlerinin hukuka
uygun bir tarzda cereyan etmesi ve sözü geçen işletmenin bu işlerden doğan
menfaatlerinin korunması maksadı ile cezalandırılan ve sadece böyle bir işletme
mensupları tarafından islenilebilen fiiller" şeklinde, doktrinde tarif
edilmiştir. (S. Erman, Ticari Ceza Hukuk, 1- Genel kısım. Sh. 4).
XIX yüzyılın kapitalizmi, liberal ekonomi esaslarına
sadık kalarak, çalışma ve ticaret hayatını tamamı ile özel hukuk alanına
bırakmış, sadece bu alana vaki hukuka aykırı tecavüzleri ceza tehdidi altına
almakla yetinmiştir.
Bu sebepledir kî, ceza müeyyidesine iktisadi ve
ticari alanda ihtiyaç varsada, bunu kullanmakta büyük bir dikkat ve itina
gösterme ve bu müeyyideleri sağlam nazari temellere dayandırmak gerekir.
Herhalde nazari esaslardan yoksun ya da genel prensiplere sırt çeviren ya da
yönetimle adliye arasında gerekli iş birliğini kurmayan bir tatbikat semere
veremez yahut sakat neticelere götürür. Herhalde, kazanç maksadıyla işlenen
ticari suçlarda, en uygun müeyyidenin hürriyeti bağlayıcı cezalar olmayıp
ticarî faaliyetten men ve para cezaları olduğu ve nispi para cezalarına
üstünlük vermenin yerinde olacağını göz önünde tutmak gerekir.
Bütün bunlara rağmen, bazı prensipleri ihmal etmek
ve bir kenara atmak caiz değildir. Bir hukuk dalı, ceza hukukuna başvuruyorsa
bu hukukun kaidelerini ve ana prensiplerini kabul etmek zorundadır. Ceza
Hukukunun bir kısmı olur ve ceza hukukuna has ana prensiplere uygun bir biçimde
tefsir ve tatbik edilir. Bu konuda yaşama yetkisinin de suistimal edilmekte
olduğu göze çarpmaktadır. Ekonomik suçlarla mücadele için süratle hareket etmenin
zorunlu olduğu bahanesiyle, kanun hükmünde olan ya da olmayan kararnamelerle bu
alanın düzenlenmesine gidilmekte, meclisin bu konuda yasama fâaliyetini yerine
getirmek hususunda ehliyeti ve yetkisi elinden alınmaktadır. Halbuki ceza
hukuku alanında yasama organının verdiği yetki ferdi hürriyetin en temel bir
prensibi ile açık çelişki halindedir. Gerçekten her suç ferdin suç haline
getirilmiş olan fiili işlemek hürriyetini ortadan kaldırır ve sınırlar.
Suç konusu olayda olduğu şekilde, suç konusu fiil 556
sayılı KHK.nin 61. maddesinde düzenlenmiş, kanuni bir düzenleme yapılmamıştır.
Ancak müeyyidesi ise kanunla 61/A-C maddesinde öngörülmüştür. Anayasanın 38.
maddesinde ifâdesini bulan suç ve cezada kanunilik prensibi ihmal edilmiştir.
Bu şekildeki yolun kabul edilmesi halinde çok daha sakıncalı ve tehlikeli
olduğu şüphesizdir. Çünkü bu şekildeki bir atıf yetki devrine müncer olmakta,
yürütme organına dilediği fiili suç hâline getirmek yetkisini veren "beyaz
hükümler" ihtiva etmektedir. Bu şekildeki ikili durumda, suç konusu fiilin
yürütme organının tanzim tasarruflarını ile suç ihda etmesine imkan
tanımaktadır. Ancak bu durum, Anayasanın 7. maddesinde belirtildiği üzere
TBMM'nin yasama yetkisinin başka bir organa devredileceği ve 13. maddesindeki
temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla tahdit edilebileceğine, yine 33.
maddesinde öngörülen suçların kanunla konulacağı ve 64. maddesindeki kanun
yapmak yetkisinin TBMM'ne tanıdığı ve 91. madde KHK ile suç ihdas edilemeyeceği
yönündeki Anayasa kurallarının ihlal anlamına gelmekte ve bu nedenle Anayasaya
aykırı sayılmasını gerektirmektedir.
Ayrıca yukarıda sayılan hususlardan başka, 17 Ekim
2001 tarih ve 24556 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 4709 sayılı
Kanunun 15. maddesi ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 38. maddesine eklenen
son fıkra uyarınca "Hiç kimse yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine
getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonamaz" hükmü ile getirilen
düzenlemeye de iptali istenen KHK hükümleri aykırı bulunmaktadır. Söz konusu suç,
sözleşme hukukundan doğmakta, sözleşmede öngörülen yükümlülük ihlalinden
kaynaklanmaktadır. Sözleşmeden doğan borçlar kapsamına, para borcu, bir şeyi
verme, yapma, yapmama gibi taahhütler de girmektedir. Buna göre, Anayasanın 38.
maddesi sözleşmeden kaynaklanan borcunu yerine getirilmemesi durumunda
hürriyetin kısıtlanamayacağı öngörülmekle, bu duruma engel olunmak istenmiştir.
Dolayısıyla yeni değişiklikle getirilen düzenlemeye aykırılık söz konusu
olmaktır.
HÜKÜM yukarıda yazılı nedenlerle:
Belirtilen nedenlerle 556 Sayılı Kamın
Hükmünde Kararnamenin 6l. maddesinin (d) bendi ile buna dayalı olarak 4128
sayılı Kanunla değişik 61/A-C maddesi, Anayasanın 7-13-33-38-64 ve 91.
maddelerine aykırı olduğu sonucuna varıldığından 2949 sayılı Yasanın 28.
maddesinde öngörülen belgelerle birlikte Anayasa Mahkemesine başvurulmasına,
Anayasanın 152/1 maddesi gereğince Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği
karara kadar davanın geri bırakılmasına l7.4.2002 tarihinde karar verildi."
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Kurallar
24.6.1995 günlü, 556 sayılı Markaların Korunması
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin itiraz konusu kuralları da içeren 61.
maddesiyle 61/A maddesinin (c) bendi şöyledir:
"Madde 61- Aşağıda yazılı fiiller marka hakkına tecavüz
sayılır:
a) 9 uncu maddenin ihlali,
b) Marka sahibinin izni olmaksızın markayı veya
ayırt edilmeyecek derecede benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek,
c) Markayı veya ayırt edilmeyecek derecede benzerini
kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği
halde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak veya
bir başka şekilde ticaret alanına çıkarmak veya bu amaçlar için ithal etmek
veya ticari amaçla elde bulundurmak,
d) Marka sahibi tarafından sözleşmeye dayalı lisans
yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere
devir etmek,
e) (a) ila (c) bendlerinde yazılı fiillere iştirak
veya yardım veya bunları teşvik etmek veya hangi şekil ve şartlarda olursa
olsun bu fiillerin yapılmasını kolaylaştırmak,
f) Kendisinde bulunan ve başkası adına tescilli bir
markayı veya ayırt edilmeyecek derecede benzerini taşıyan ürünün veya ticaret
alanına çıkarılan malın nereden alındığını veya nasıl sağlandığını bildirmekten
kaçınmak."
"Madde 61/A- (Ek: 3/11/1995 - 4128/5 md)
c) 61 inci maddede yazılı fiillerden birini
işleyenler hakkında, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına ve
altıyüz milyon liradan bir milyar liraya kadar para cezasına, ayrıca
işyerlerinin bir yıldan az olmamak üzere kapatılmasına ve aynı süre ticaretten
men edilmelerine, hükmolunur.
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında Anayasa'nın 7., 13., 33., 38., 64.
ve 91. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi hükmü
uyarınca Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Samia AKBULUT, Yalçın ACARGÜN, Sacit
ADALI, Nurettin TURAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet
AKYALÇIN ve Enis TUNGA'nın katılımlarıyla 28.5.2002 günü yapılan ilk inceleme
toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine
oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, itiraz konusu kurallar, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
A- Sınırlama Sorunu
Anayasa'nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 28. maddesine göre, Anayasa
Mahkemesi'ne itiraz yoluyla yapılacak başvurular itiraz yoluna başvuran
mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulayacağı yasa kuralları ile sınırlı
tutulmuştur.
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme 24.6.1995 günlü, 556
sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 61.
maddesinin (d) bendi ile 4128 sayılı Yasa'nın 5. maddesiyle eklenen 61/A
maddesinin (c) bendinin Anayasa'ya aykırılığını ileri sürerek iptalini
istemektedir.
Ancak, davada uygulanacak olan 61/A maddesinin (c)
bendi, 61. maddede bentler halinde belirtilen eylemlerin tümü için geçerli
ortak kural niteliği taşımaktadır. Somut olayda dava, 61. maddenin (d) bendinde
belirtilen eyleme ilişkin bulunduğundan 61/A maddenin (c) bendinin esasına
ilişkin incelemenin 61. maddenin itiraz konusu (d) bendi yönünden sınırlı
olarak yapılması gerekir.
B- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
Başvuran Mahkeme, kanun hükmünde kararnamelerle suç
oluşturulamayacağını ve sözleşmeden doğan borç için hapis cezası
öngörülemeyeceğini ileri sürerek, 24.6.1995 günlü, 556 sayılı Markaların
Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 61. maddesinin (d) bendi ve
aynı Kararnameye, 4128 sayılı Yasa ile eklenen 61/A maddenin (c) bendinde yer
alan kuralların, Anayasa'nın 7., 13., 33., 38., 64. ve 91. maddelerine aykırı
olduğunu ileri sürerek iptalini istemiştir.
1- 61. Maddenin (d) Bendinin İncelenmesi
61. maddenin itiraz konusu (d) bendinde, "marka
sahibi tarafından sözleşmeye dayalı lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz
genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devir etmek" marka hakkına
tecavüz sayılan fiiller arasında gösterilmiştir.
61/A maddenin (c) bendinde de, "61 maddede yazılı
fiillerden birini işleyenler hakkında, iki yıldan dört yıla kadar hapis
cezasına ve altıyüzmilyon liradan bir milyar liraya kadar para cezasına, ayrıca
işyerlerinin bir yıldan az olmamak üzere kapatılmasına ve aynı süre ticaretten
men edilmelerine hükmolunur" denilmiştir.
Yasakoyucu, ceza hukuku alanında yetkisini
kullanırken Anayasa'ya ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak
koşuluyla, toplumda belli eylemlerin suç sayılıp sayılmaması, suç sayıldıkları
takdirde hangi çeşit ve ölçülerde ceza yaptırımları ile karşılanmaları
gerektiği ve hangi hal ve hareketlerin ağırlaştırıcı veya hafifletici neden
olarak kabul edileceği konularında takdir yetkisine sahiptir.
Zaman içinde toplumsal gereksinimleri karşılamak,
kişi ve toplum yararının zorunlu kıldığı düzenlemeleri yapmak, toplumdaki
değişikliklere koşut olarak alınan önlemlerin etkisini artırmak ya da bunları
hafifletmek veya ortadan kaldırmak yetkisi yasakoyucuya aittir.
Anayasa'nın 38. maddesinde, ceza ve ceza yerine
geçen güvenlik önlemlerinin ancak yasayla konulacağı belirtilmiş, 91.
maddesinin ilk fıkrasında da, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Bakanlar
Kurulu'na kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebileceği, ancak
sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasa'nın ikinci
kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve
ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasî haklar ve ödevlerin kanun
hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği öngörülmüştür.
İtiraz konusu 556 sayılı KHK'nin 61. maddesinde,
61/A maddesinde ceza öngörülen eylemler düzenlenmektedir. Suç ve cezalara
ilişkin esasları düzenleyen 38. madde Anayasa'nın ikinci kısmının ikinci
bölümünde yer aldığından bu konudaki düzenlemelerin kanun hükmünde kararname
ile yapılması olanaklı değildir.
Bu nedenle, itiraz konusu 556 sayılı Markaların
Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 61. maddesinin (d) bendi
Anayasa'nın 91. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Bu görüşe Mustafa BUMİN, Mehmet ERTEN ve Fazıl
SAĞLAM katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa'nın 13 ve 38. maddeleri yönünden
incelenmesine gerek görülmemiştir.
2- 61/A Maddesinin (c) Bendinin İncelenmesi
Kanun Hükmünde Kararname'nin 61/A maddesinin (c)
bendi, 4128 sayılı Yasa ile eklendiğinden Anayasa'nın cezaların yasa ile
düzenlenmesine ilişkin 38. maddesine uyulmuştur. Ayrıca, Anayasa'da Kanun
Hükmünde Kararnamelerin yasayla değiştirilmesini veya bunlara madde eklenmesini
engelleyen bir kural da bulunmamaktadır.
Öte yandan 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin
"Marka hakkına tecavüz sayılan fiiller" başlığını taşıyan 61. maddesinin (d)
bendi delaletiyle, 61/A maddesinin itiraza konu (c) bendinde düzenlenen marka
hakkına tecavüz suçu bakımından, yasakoyucunun suç kabul ederek yaptırıma bağladığı
eylem, Anayasa'nın 38. maddesinde yazılı "bir kimsenin yalnızca sözleşmeden
doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden
alıkonulamayacağı"na ilişkin kural kapsamında görülemez. Zira Yasa'nın 61.
maddesinin (d) bendinde tarif edilen eylem, sözleşmeye dayalı lisans yoluyla
verilmiş hakları izinsiz genişletmek suçunu oluşturduğundan, 61-A maddenin
(c) bendindeki ceza da sözleşmeden doğan bir suça ilişkin olmayıp, yasada
belirtilen suça ilişkindir.
Açıklanan nedenle, 556 sayılı KHK'nin 61. maddesinin
(d) bendi yönünden incelenen itiraz konusu 61/A maddesinin (c) bendi
Anayasa'nın 38. maddesine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
İtiraz konusu maddenin Anayasa'nın 7., 33. ve 64.
maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
C- İptal Kararının Yürürlüğe Gireceği Gün Sorunu
Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında,
"Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya
da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte
yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe
gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede
yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez" denilmekte, Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasa'nın 53. maddesinin
dördüncü fıkrasında da bu kural tekrarlanmaktadır. Maddenin beşinci fıkrasında
ise, Anayasa Mahkemesi'nin, iptal halinde meydana gelecek hukuksal boşluğu kamu
düzenini tehdit veya kamu yararını ihlâl edici mahiyette görürse yukarıdaki
fıkra hükmünü uygulayacağı belirtilmiştir.
61. maddenin iptal edilen (d) bendinin doğuracağı
hukuksal boşluk kamu düzenini tehdit edici nitelikte görüldüğünden, Anayasa'nın
153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı Yasa'nın 53. maddesinin dördüncü
ve beşinci fıkraları gereğince gerekli düzenlemelerin yapılması amacıyla iptal
kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe
girmesi uygun görülmüştür.
VI- SONUÇ
24.6.1995 günlü, 556 sayılı "Markaların Korunması
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname"nin;
A- 61. maddesinin (d)
bendinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Mustafa BUMİN, Mehmet
ERTEN ve Fazıl SAĞLAM'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
B- 4128 sayılı Yasa ile eklenen 61/A maddesinin (c)
bendinin, 61. maddenin (d) bendi yönünden Anayasa'ya aykırı olmadığına ve
itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C- 61. maddesinin iptal edilen (d) bendinin
doğuracağı hukuksal boşluk kamu düzenini tehdit edici nitelikte görüldüğünden,
Anayasa'nın 153.
maddesinin üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı Yasa'nın 53. maddesinin dördüncü
ve beşinci fıkraları gereğince İPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMİ GAZETE'DE
YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK BİR YIL SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2.3.2004 gününde karar verildi.
Esas Sayısı : 2002/92
Karar Sayısı : 2004/25
KARŞIOY YAZISI
İtiraz konusu 24.6.1995 günlü, 556 sayılı
"Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname"nin 61. maddesinin
itiraz konusu (d) bendinde marka hakkına tecavüz sayılan fiil, bu Kararname'nin
61. maddesinden sonra gelmek üzere 3.11.1995 günlü, 4128 sayılı Kanun'un 5.
maddesi ile eklenen 61/A maddesinin yine itiraz konusu (c) bendinde ise bu fiil
için tayin edilecek cezalar düzenlenmiştir.
Markalar hakkına tecavüzle ilgili suç sayılan fiilin
kararname ile düzenlenmesinin, suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırılık
oluşturduğu ileri sürülerek söz konusu kuralların itirazen iptalleri
istenilmektedir.
4128 sayılı Kanun'un 61/A maddesinin (c) bendinde
"c) 61 inci maddede yazılı fiillerden birini işleyenler hakkında, iki yıldan
dört yıla kadar hapis cezasına ve altı yüzmilyon liradan bir milyar liraya
kadar para cezasına, ayrıca işyerlerinin bir yıldan az olmamak üzere
kapatılmasına ve aynı süre ticaretten men edilmelerine hükmolunur"
denilmektedir. Kanunla yapılan bu düzenleme dikkatle incelendiğinde,
yasakoyucunun, "61. maddede yazılı fiillerden birini işleyenler..."
sözcüklerine madde içinde yer vererek yaptığı yollamayla marka hakkına
tecavüzle ilgili suç sayılan fiilleri de ceza öngören madde içine aldığı,
böylece hem suç sayılan fiilleri ve hem de bunlara ilişkin cezaları kanunla
düzenleyerek, suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin gereklerini yerine getirdiği
görülmektedir.
Yasakoyucunun, Kanun'un itiraz konusu 61/A
maddesinin (c) bendini düzenlerken, Kararname'nin 61. maddesine "61. maddede
yazılı fiillerden birini işleyenler..." biçiminde yollama yapması ile maddede
sayılan,
"a) 9 uncu maddenin ihlali,
b) Marka sahibinin izni olmaksızın markayı veya
ayırt edilmeyecek derecede benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek,
c) Markayı veya ayırt edilmeyecek derecede benzerini
kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği halde
tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak veya bir
başka şekilde ticaret alanına çıkarmak veya bu amaçlar için ithal etmek veya
ticari amaçla elde bulundurmak,
d) Marka sahibi tarafından sözleşmeye dayalı lisans
yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere
devir etmek,
e) (a) ila (c) bentlerinde yazılı fiillere iştirak
veya yardım veya bunları teşvik etmek veya hangi şekil ve şartlarda olursa
olsun bu fiillerin yapılmasını kolaylaştırmak,
f) Kendisinde bulunan ve başkası adına tescilli bir
markayı veya ayırt edilmeyecek derecede benzerini taşıyan ürünün veya ticaret
alanına çıkarılan malın nereden alındığını veya nasıl sağlandığını bildirmekten
kaçınmak."
tarzındaki marka hakkına tecavüz fiillerini madde
metnine tek tek yazması arasında fark bulunmamaktadır. Burada yasakoyucu yasa
yapma tekniğine uygun davranmış, tekrardan kaçınarak 61. maddeye gönderme
yapmakla yetinmiştir. Dolayısıyla yasakoyucunun, kararnamede marka hakkına
tecavüz olarak sayılan fiillerin nelerden ibaret olduğunu bilerek bunlar için
uygun gördüğü cezaları kanun ile belirlemek suretiyle bu fiillere de suç
niteliği kazandırdığını kabul etmek gerekir. Aksine yorum yasakoyucunun açık
iradesini benimsememek anlamını taşır.
Öte yandan anılan fiillerde sonradan KHK ile bir
değişiklik yapılması farklı bir durum olup, ancak böyle bir durumda suçta ve
cezada kanunilik ilkesine aykırılıktan söz edilebilir.
Bu nedenlerle çoğunluğun 24.6.1995 günlü, 556 sayılı
"Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname"nin 61. maddesinin (d)
bendinde yer alan kuralın Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptal edilmesi
gerektiğine ilişkin kararına katılmıyoruz.