Türk Ceza Kanununun 434 üncü maddesinin birinci fıkrasının iptali hakkında karar
Anayasa Mahkemesi Kararı
Esas Sayısı : 2001/478
Karar
Sayısı : 2004/38
Karar
Günü : 25.3.2004
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:11.11.2004 tarihli, 25640
sayılı R.G.
Sonuç.BÖLÜMÜ
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Kiraz Asliye Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 1.3.1926 günlü, 765 sayılı Türk Ceza
Kanunu'nun 416. maddesinin son fıkrası ve 430. maddesinin ikinci fıkrası ile bu
kurallar yönünden 434.
maddesinin Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 10., 12., 17., 20. ve 41.
maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Sanık hakkında evlenmek maksadıyla reşit olmayan
mağdureyi rızasıyla kaçırmak, birden fazla ırzına geçmek, kızlığını bozmak
suçlarından açılan kamu davasında, itiraz konusu kuralların Anayasa'ya aykırı
olduğu kanısına varan Mahkeme iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
"1- Açılan kamu davasında mahkememizin görevi sanık
savunmasını, müşteki şikayetini, mağdur ve tanık anlatımlarını almak, mağdurun
doktor raporu ile sanığın sabıka bülteni gibi delilleri toplamak ve sonucta
sanığın atılı suçları işlediği sabit olursa 18.10.2001 tarihinde mağdur ile
resmi olarak evlendiğinden hakkında açılan kamu davasının TCK'nun 434/1.
maddesi gereğince ertelenmesine karar vermektir. TCK'nun ilgili maddeleri
şöyledir:
a) TCK'nun 416/son maddesi: "Reşit olmayan bir kimse
ile rızasıyla cinsel ilişkide bulunanlar fiil daha ağır bir cezayı müstelzim
bulunmadığı takdirde altı aydan üç seneye kadar hapis cezası ile
cezalandırılır".
b) TCK'nun 430/2. maddesi : "Eğer reşit olmayan
kimse, cebir ve şiddet veya tehdit veya hile olmaksızın kendi rızası ile şehvet
hissi veya evlenmek maksadıyla kaçırılmış veya bir yerde alıkonulmış ise ceza
altı aydan üç seneye kadar hapistir".
c) TCK'nun 434/1. maddesi : "Kaçırılan veya
alıkonulan kız veya kadın ile maznun veya mahkumlardan biri arasında evlenme
vukuunda kamu davası ve hüküm verilmiş ise cezanın çektirilmesi tecil olunur".
TCK'nun 434/3. maddesi : "Bu madde hükümleri 414,
415, 416. maddeler hakkında da caridir" demektedir.
2- 2709 sayılı T.C. Anayasası'nın:
Başlangıç bölümünde yer alan "Her Türk vatandaşının
bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince
yararlanarak millî kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat
sürdürme ve maddî ve manevî varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine
doğuştan sahip olduğu;",
2. maddesinde "Türkiye Cumhuriyetinin, insan
haklarına saygılı, demokratik, lâik bir hukuk Devleti" olduğu,
10. maddesinde "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet,
siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım
gözetilmeksizin kanun önünde eşit ve Devlet organlarının bütün işlemlerinde
kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda." olduğunu,
12. maddesinde "Herkesin, kişiliğine bağlı,
dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip" olduğunu,
17. maddesinde "Kimseye işkence ve eziyet
yapılamayacağı, kimseye insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza
verilemeyeceği,".
20. maddesinde "Herkesin, özel hayatına ve aile
hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel hayatın ve aile
hayatının gizliliğine dokunulamayacağı,"
41. maddesinde, Ailenin, "Türk toplumunun temeli
olduğu ve eşler arasında eşitliğe dayalı" bulunduğu, amir kurallardır.
3- Somut olayımızda, aynı eylemde bulunan sanık ve
mağdurdan sadece erkek olan Erdal yargılanmaktadır. Mağdur sıfatı ile dinlenen
Nursel ŞEKER 18.10.2001 tarihinde jandarmada verdiği ifadede "sanık Erdal'dan
kendisini kaçırmasını istediğini aslında Erdal'ı kaçıranın kendisi olduğunu,
O'nu bu konuda zorladığını, bunun üzerine beraber kaçtıklarını, kendi isteği
ile cinsel ilişkide bulunduğunu, şikayetçi olmadığını" söylemiş ve C.
Savcılığınca aynı tarihte alınan ifadesinde de bu şekilde anlatımda bulunmuş ve
yine şikayetçi olmadığını söylemiştir. Bu dava Nursel'in babası Mustafa
Cerit'in C. Savcılığına şikayeti üzerine yapılan soruşturma sonucu mahkememize
intikal etmiştir.
Bu tür davalarda, mahkememizce yapılan yargılama
esnasında sanık ve mağdurdan TCK'nun 416. maddesi yönünden cinsel ilişkiye
girip girmedikleri, TCK'nun 80. maddesi yönünden, cinsel ilişkiye kaç kez
girildiği, TCK'nun 418. maddesi yönünden cinsel ilişki esnasında kadının bakire
olup olmadığı, kızlık zarının yırtılıp yırtılmadığı hususları sorulmaktadır.
Yargılamanın gereği bu tür sorular aile
mahremiyetine ve kişinin onuruna aykırıdır. Kiraz Asliye Ceza Mahkemesinde son
bir yılda bu tür açılan dava dosyası sayısı yirmidört adettir. Bu davaların
yirmiüç tanesi evlilik nedeniyle ertelenmiştir. Dolayısıyla bu davalarda, kadın
ile erkek evlendiği halde Anayasanın 20. maddesine aykırı olarak, evli
çiftlerin özel hayatı ile aile hayatının gizliliği ihlal edilmektedir. Evlilik
olsun veya olmasın, rızasıyla ilişkiye giren sanık ve mağdur, neden
yargılandığını, devletin bu eylemden dolayı kendilerini neden adliyeye
getirdiğini anlayamamaktadır.
Elbette, bir kişinin iradesine aykırı eylem tasvip
edilemez. Burada iptali istenen yasa maddelerine aykırı olan, kişinin kendi
özgür iradesi ile gerçekleştirdiği eylem nedeniyle bir başkasına ceza
verilemeyeceğidir. Herkesin sezgin olmak kaydıyla vücudu üzerinde tasarrufta
bulunma hakkı vardır. Nitekim Medeni Kanunun 16/2. maddesine göre sezgin
küçüklerin kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarını kullanmakta rızaya muhtaç
olmadıklarını düzenlemektedir. Öğretide parasal değeri olmayan, doğrudan
doğruya hak sahibince kullanılması gereken haklara kişiye sıkı sıkıya bağlı
haklar denilmektedir ki mağdurun eylemi de bu türdendir. Kiraz ilçesinde
ebeveynlerin şikayet etmesinin nedeni çoğunlukla, sanık erkekten para alma
kaygısıdır. Bu nedenle yaygın davranış, ta doğumdan itibaren kız çocuklarını
nüfusa geç kayıt ettirmektir.
Suç hukukunda kadın-erkek ayırımı yoktur. Yapılan
eylem eğer suç ise, cinsiyet nedeniyle cezadan arttırım veya eksiltim sözkonusu
değildir. Oysa iptali istenen yasa maddelerinde, sanık sırf erkek olduğu için
yargılanmakta ve evlilik olmadığında cezalandırılmaktadır. Bu durum eşitlik
ilkesine de aykırıdır. Yine somut olayımızda gerek erkeğin ve gerekse kadının
yaşı onsekizden küçüktür, ancak yargılanan erkektir. Cezalandırılmamak için
erkek evlenmeye zorlanmakta, temelde sağlıksız ve sevgisiz evlilikler mutsuz
toplumu oluşturmakta, zamanaşımı süresi beş yılın sonunda da genelde
boşanılmaktadır. İptali istenen yasa maddeleri her ne kadar aile düzeni
aleyhine cürümler başlığını taşımakta ise de sonucta sağlıksız aileler ile
mutsuz çocuklar toplumun ruh sağlığını daha çok bozmaktadır.
Temyiz gücüne sahip (sezgin) bir küçüğün, kendi
rızası ile cinsel ilişkiye girmesi veya alıkonulması, kaçırılması eyleminde
karşı yana ceza verilmesini, Medeni Kanunun 88. maddesine göre onbeş, hatta
ondört yaşını bitiren kadının evlenmesine izin veren Yasanın felsefesi ile de
bağdaştırmak zordur.
4- Açıklanan gerekçe ve Yüksek Mahkeme'nin re'sen
nazara alacağı diğer nedenlerle itiraza konu TCK'nun 416/son, 430/2. ve bu
maddeler yönünden TCK'nun 434. maddesinin Anayasa'ya aykırı olması nedeniyle
Anayasa'nın 152. maddesi gereğince Mahkemenizce itirazen iptaline karar
verilmesi itiraz ve arz olunur".
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları
Türk Ceza Kanunu'nun itiraz konusu kuralları da
içeren maddeleri şöyledir:
1- "Madde 416- Onbeş yaşını bitiren bir kimsenin cebir ve
şiddet veya tehdit kullanmak suretiyle ırzına geçene veyahut akıl veya beden
hastalığından veya kendi fiilinden başka bir sebepten veya kullandığı hileli
vasıtalardan dolayı fiile mukavemet edemiyecek bir halde bulunan bir kimseye karşı
bu fiili işleyen kimse yedi seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası ile
cezalandırılır.
Yine bu suretle ırz ve namusa tasaiddiyi tazammun
eden diğer bir fiil ve harekette bulunursa üç seneden beş seneye kadar
hapsolunur.
Reşit olmayan bir kimse ile rızasiyle cinsi
münasebette bulunanlar fiil daha ağır cezayı müstelzim bulunmadığı takdirde
altı aydan üç seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılır."
2- "Madde 430- Her kim cebir ve şiddet veya tehdit veya hile ile
şehvet hissi veya evlenme maksadiyle reşit olmıyan bir kimseyi kaçırır veya bir
yerde alıkorsa beş seneden on seneye kadar ağır hapis cezası ile
cezalandırılır.
"Eğer reşit olmayan kimse, cebir ve şiddet veya
tehdit veya hile olmaksızın kendi rızası ile şehvet hissi veya evlenme
maksadıyla kaçırılmış veya bir yerde alıkonulmuş ise ceza altı aydan üç seneye
kadar hapistir."
3- "Madde 434- Kaçırılan veya alıkonulan kız veya kadın ile
maznun veya mahkumlardan biri arasında evlenme vukuunda koca hakkında hukuku
amme davası ve hüküm verilmiş ise cezanın çektirilmesi tecil olunur.
Müruruzaman haddine kadar erkek tarafından haksız
olarak vukua getirilmiş bir sebeple boşanmaya hükmedilirse, takibat yenilenir.
Evvelce hüküm verilmiş ise ceza çektirilir.
Bu madde hükümleri 414,415 ve 416 ncı maddeler hakkında
da caridir.
Evlenen maznun veya mahkum hakkında hukuku amme
davasının veya cezanın tecilini müstelzim olan haller fiilde methali olanlar
hakkında dava ve cezanın düşmesini müstelzimdir."
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2.,
10., 12., 17., 20. ve 41. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince,
Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Yalçın ACARGÜN, Ali HÜNER, Fulya KANTARCIOĞLU,
Aysel PEKİNER, Rüştü SÖNMEZ, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN ve
Enis TUNGA'nın katılmalarıyla 20.12.2001 günü yapılan ilk inceleme
toplantısında, öncelikle davada uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür.
Anayasa'nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 28. maddesine göre,
mahkemeler, bakmakta oldukları davalarda uygulayacakları kanun ya da kanun
hükmünde kararname kurallarını Anayasa'ya aykırı görürler veya taraflardan
birinin ileri sürdüğü aykırılık savının ciddî olduğu kanısına varırlarsa o
hükmün iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurmaya yetkilidir. Ancak, bu
kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesi'ne başvurabilmesi için
elinde yöntemince açılmış ve Mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve
iptali istenilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekmektedir.
Uygulanacak yasa kuralları, davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların
çözümünde veya davayı sonuclandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak
nitelikteki kurallardır.
Başvuran Mahkeme'nin bakmakta olduğu davanın konusu,
sanığın reşit olmayan mağdureyi alıkoyması, onun rızasiyle cinsi münasebette
bulunması ve sanıkla mağdurenin daha sonra evlenmeleri olduğundan, Türk Ceza
Kanunu'nun 434. maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları itiraz başvurusunda
bulunan Mahkeme'nin davada uygulayacağı kural değildir. Bu nedenle, bu bölüme
ilişkin itiraz başvurusunun Mahkeme'nin yetkisizliği nedeniyle reddine, dosyada
eksiklik bulunmadığından Türk Ceza Kanunu'nun 416. maddesinin üçüncü, 430.
maddesinin ikinci ve 434. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarının esasının
incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, itiraz konusu yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri
ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp
düşünüldü:
A- İtiraz Konusu Kuralların Anlam ve Kapsamları
İtiraz konusu kurallar, Türk Ceza Kanunu'nun "Adabı
Umumiye ve Nizamı Aile Aleyhinde Cürümler" başlıklı sekizinci babında
düzenlenmiştir. Bunlardan "Cebren Irza Geçen, Küçükleri Baştan Çıkaran ve
İffete Taarruz Edenler" başlıklı birinci fasılda yer alan 416. maddenin üçüncü
fıkrasında, reşit olmayan bir kimse ile rızasıyla cinsi münasebette bulunmak;
"Kız ve Kadın ve Erkek Kaçırmak" başlıklı ikinci fasılda yer alan 430. maddenin
ikinci fıkrasında, reşit olmayan bir kimsenin, cebir ve şiddet veya tehdit veya
hile olmaksızın kendi rızası ile şehvet hissi veya evlenme maksadıyla
kaçırılması veya bir yerde alıkonulması; yaptırıma bağlanmış, aynı fasıldaki
434. maddesinde de evlenme vukuunda koca hakkındaki kamu davasının ve hüküm
verilmiş ise cezanın çektirilmesinin ertelenmesi ile ilgili esaslara yer
verilmiştir.
1- Türk Ceza Kanunu'nun 416. Maddesinin Üçüncü
Fıkrası
Reşit olmayan bir kimse ile rızası ile cinsel
ilişkide bulunmak suçu; ırza geçme, ırz ve namusa tasaddi suçlarının
düzenlendiği Türk Ceza Kanunu'nun 416. maddesine, 9.7.1953 günlü, 6123 sayılı
Yasa ile eklenmiştir.
Genel olarak ırza geçme suçunu düzenleyen maddelerde
failin cinsiyeti açıkça belirtilmemesine ve aykırı görüşlerin varlığına rağmen
gerek öğreti ve gerek Yargıtay uygulamasında bu suçun failinin herhangi bir
erkek kişi olabileceği kabul edilmekte ve kadınların erkeğin bu fiiline ancak
asli veya fer'i fail olarak katılmasının olanaklı olduğu belirtilmektedir.
Bu suç tipinde mağdurun onbeş yaşını bitirmiş olması
ve reşit bulunmaması gerekir. Maddede "bir kimse" denilmiş olduğundan suçun
mağduru reşit olmayan kız veya erkek çocuklardır.
Maddede "ırza geçme" yerine "cinsi münasebet" tabiri
kullanılmıştır. Bu nedenle suçun oluşabilmesi için mağdurun rızasının bulunması
gerekir. Mağdurun rızası yoksa ve koşulları gerçekleşmişse maddenin ilk fıkrası
uygulanacaktır.
2- Türk Ceza Kanunu'nun 430. Maddesinin İkinci Fıkrası
İtiraz konusu bu kural ile reşit olmayan kişilerin
rızası ile kaçırılması veya alıkonulması eylemleri yaptırıma bağlanmıştır.
Maddede fail tarif edilirken "her kim", mağdur tarif
edilirken de "bir kimseyi" denilmek suretiyle genel ifadeler kullanıldığından,
her iki suç bakımından da suçun faili veya mağduru kadın veya erkek olabilir.
Uygulamada, genel olarak failin erkek mağdurun da kadın olduğu gözlenmekte ise
de, suçu işleyen bir erkek olabileceği gibi bir kadın da olabilir.
3- Türk Ceza Kanunu'nun 434. Maddesinin Birinci ve
Üçüncü Fıkraları
Türk Ceza Kanunu'nun 434. maddesi, kaçırılan kız
veya kadın ile sanık veya mahkûmlardan birisi arasında evlenmenin gerçekleşmiş
olması halinde kamu davası veya hüküm verilmiş ise cezanın ertelenmesine
ilişkin kurallar içermektedir. Bu madde hükümleri TCK.nun 414., 415. ve 416.
maddeleri hakkında da uygulanmaktadır.
Evlenme halinde dava veya cezanın tecili, sadece
maddede yazılı suçlarla sınırlıdır. Dolayısıyla inceleme konusu olan Türk Ceza
Kanunu'nun 434. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarında yer alan kurallar,
diğer inceleme konusu kurallar olan 416. maddenin üçüncü fıkrası ve 430.
maddenin ikinci fıkrası bakımından da uygulanabilecektir.
B- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
Başvuran Mahkeme, düzenleme konusu olan suçlara
ilişkin olarak yapılan yargılamalar sırasında aile mahremiyeti ve kişinin
onuruna aykırı soruşturmaların yapıldığını, reşit olmasalar bile sezgin
küçüklerin Medeni Kanun'un 16. maddesinin ikinci fıkrasına göre kişiye sıkı
sıkıya bağlı hakları rızaya ihtiyaç olmaksızın kullanabileceklerini, buna göre
bu durumda olan küçüklerin kendi özgür iradeleri ile gerçekleşen eylemler
nedeniyle bir başkasına ceza verilemeyeceğini, itiraza konu Yasa maddelerinde
sanığın sırf erkek olması nedeniyle cezalandırılmasının öngörülmesinin eşitlik
ilkesine uygun olmadığını, bu nedenlerle itiraz konusu kuralların, Anayasa'nın
Başlangıç'ı ile 2., 10., 12., 17., 20. ve 41. maddelerine aykırı olduğunu
belirterek iptalini istemiştir.
Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti,
eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup
bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün
kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde
yasakoyucunun da uyması gereken temel hukuk ilkeleri ve Anayasa'nın bulunduğu
bilincinde olan devlettir.
Anayasa'nın 10. maddesinde "Herkes, dil, ırk,
renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri
sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye,
zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları
bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek
zorundadırlar." denilmektedir. Bu kural, birbiri ile aynı durumda
olanlara ayrı kuralların uygulanmasını, ayrıcalıklı kişi ve toplulukların
yaratılmasını engellemektedir. Aynı durumda olanlar için farklı düzenlemeler
getirmek eşitlik ilkesine aykırılık oluşturur. Anayasa'nın amaçladığı eşitlik,
mutlak ve eylemli eşitlik olmayıp hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar
aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'nın öngördüğü
eşitlik ilkesi çiğnenmiş olmaz.
Ceza kanunları, ceza hukukunun ana ilkeleri ile
Anayasa'nın konuya ilişkin kuralları başta olmak üzere, ülkenin genel durumu,
sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomik hayatın gereksinmeleri
gözönüne alınarak saptanacak ceza politikasına göre düzenlenir. Bu nedenle
Yasakoyucunun, ceza politikasını, öncelikle, Anayasa'nın 2. maddesinde
nitelikleri, 5. maddesinde de temel amaç ve görevi belirtilen hukuk devletine
ve anılan maddelerde yer alan adalet ilkesine uygun olarak belirlemesi gerekir.
Bu bağlamda, yasakoyucu, cezalandırma yetkisini kullanırken toplumda hangi
eylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ile
karşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabul edileceği
ve ceza sistemini tamamlayan müesseseler konusunda takdir yetkisine sahiptir.
Nitekim, Türk Ceza Kanunu'nun 416. maddesinin ikinci
fıkrasında onbeş yaşını bitiren bir kimseye karşı cebir ve şiddet veya tehdit
kullanılarak ırz ve namusuna tasaddiye yönelik bir eylemde bulunulması
yaptırıma bağlanmış iken, onbeş yaşından büyük reşit olmayan kimsenin rızasıyla
ona karşı yapılacak bu tür eylemler için herhangi bir yaptırım öngörülmemiştir.
Dolayısıyla, önemsiz görülen tasaddi eylemi bakımından küçüğün rızasına itibar
edildiği halde, cinsel birleşme, kaçırma ve alıkoyma eylemlerinde itibar
edilmemiştir. Bu durumda yasakoyucunun, anılan eylemleri, yalnız taraflar
arasında rıza ile gerçekleşen bir olaydan ibaret görmediği, bunların toplumdaki
etkilerini de dikkate alarak Anayasa'nın 41. maddesi uyarınca aileyi ve
küçükleri korumak amacıyla suç olarak tanımlayıp yaptırıma bağladığı, böylece
bu alandaki takdir yetkisini kullanarak itiraz konusu düzenlemeleri yaptığı
anlaşılmaktadır.
Bu nedenlerle, itiraz konusu kuralların Anayasa'nın
2. maddesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Genel olarak, suçları işleyenlerin kadın veya erkek
olmasının önemi yoktur. Kural bu olmakla beraber bazı suçlar vardır ki, bunları
ancak kadın işleyebilir, yine bazı suçlar bulunabilir ki, bunlar ancak bir
kadına karşı işlenebilir. Demek ki kadın için fail veya mağdur olma bakımından
bazı özelliklere rastlanabilmektedir. Başka bir deyişle, bazı fiillerin
yaradılış veya hukuk düzeni icabı kadın tarafından işlenemeyeceği, ancak erkek
tarafından işlenmesinin mümkün olduğu görülmektedir. İtiraz konusu kurallardan
Türk Ceza Kanunu'nun 416. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen reşit olmayan
kimsenin rızası ile cinsi münasebette bulunma suçu da bu niteliktedir.
Dolayısıyla buradaki ayırım kadın ve erkek arasındaki biyolojik ve fiziksel
farklılıklardan kaynaklanmaktadır.
Bu nedenle, farklı konumda bulunanlara değişik
kuralların uygulanmasına ilişkin itiraz konusu kuralda Anayasa'nın eşitlik
ilkesine aykırılık yoktur.
Mustafa BUMİN, Fulya KANTARCIOĞLU, Tülay TUĞCU,
Mehmet ERTEN ve Fazıl SAĞLAM bu gerekçeye katılmamışlardır.
Kaçırma ve alıkoyma suçlarının kural olarak
kadınlara, ancak reşit olmadığı takdirde erkeklere karşı işleneceği kabul
edilmektedir. Zira, Türk Ceza Kanunu, 429. maddesinde "Her kim…reşit olan
veya reşit kılınan bir kadını kaçırır veya bir yerde alıkorsa…" şeklinde
bir ibareye yer verilirken, 430. maddede "kadın" deyimi yerine "reşit
olmayan kimse" şeklinde bir ibareye yer verilmek suretiyle reşit olmayan
kimsenin erkek veya kadın olması arasında fark gözetilmemiştir. Maddede fail de
"her kim" olarak tanımlandığından, kaçırma ve alıkoyma suçlarında 430. maddenin
uygulanması bakımından diğer koşullar da mevcutsa failin kadın olması
olanaklıdır.
Bu nedenle, Türk Ceza Kanunu'nun 430. maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan kuralda eşitlik ilkesine aykırılık bulunmamaktadır.
Türk Ceza Kanunu'nun 434. maddesinin birinci ve
üçüncü fıkraları, Türk Ceza Kanunu'nun 416. maddesinin itiraz konusu üçüncü
fıkrası yönünden incelendiğinde; bu suçun niteliği itibariyle yalnız erkekler
tarafından işlenebilmesi ve dolayısıyla kadınlar hakkında uygulanma olanağı
bulunmaması nedeniyle yasakoyucunun bu alandaki takdir yetkisini kullanarak
evlenme halinde erkek hakkındaki kamu davasının ve hüküm verilmiş ise infazının
ertelenmesine olanak sağlamasında Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırılık
yoktur.
Mustafa BUMİN, Fulya KANTARCIOĞLU, Tülay TUĞCU,
Mehmet ERTEN ve Fazıl SAĞLAM bu görüşe katılmamışlardır.
Türk Ceza Kanunu'nun 434. maddesinin birinci
fıkrası, Türk Ceza Kanunu'nun 430. maddesinin ikinci fıkrası yönünden
incelendiğinde; maddenin birinci fıkrasındaki, kaçırılan veya alıkonulan kız
veya kadın ile maznun veya mahkumlardan biri arasında evlenme vukuunda koca
hakkında kamu davasının ve hüküm verilmiş ise hükmün infazının
erteleneceğine ilişkin düzenleme karşısında, failin kadın olması halinde
davanın veya cezanın ertelenmesi söz konusu olamayacaktır. Oysa, kaçırma veya
alıkoyma suçu erkekler tarafından olduğu gibi kadınlar tarafından da
işlenebilir.
Bu durumda aynı suçu işleyen iki ayrı suç faili
hakkında sırf cinsiyetlerinden dolayı ayırım yapılarak, maddede yer alan
erteleme kurumundan erkek sanıkların yararlandırılmaları eşitlik ilkesine
aykırıdır. Kuralın iptali gerekir.
Konunun Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 12., 17. ve 20.
maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
VI- SONUÇ
1.3.1926 günlü, 765 sayılı "Türk Ceza Kanunu"nun:
A- 6123 sayılı Yasa ile değiştirilen 416. maddesinin
üçüncü fıkrası ile 430. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı
olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
B- 3038 sayılı Yasa ile değiştirilen 434.
maddesinin;
1- Birinci fıkrasının,
a) 765 sayılı Yasa'nın 416. maddesinin üçüncü
fıkrası yönünden Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Mustafa
BUMİN, Fulya KANTARCIOĞLU, Tülay TUĞCU, Mehmet ERTEN ve Fazıl SAĞLAM'ın karşı
oyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b) 765 sayılı Yasa'nın 430. maddesinin ikinci
fıkrası yönünden Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- Üçüncü fıkrasının, 765 sayılı Yasa'nın 416.
maddesinin üçüncü fıkrası yönünden Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın
REDDİNE, Mustafa BUMİN, Fulya KANTARCIOĞLU, Tülay TUĞCU, Mehmet ERTEN ve Fazıl
SAĞLAM'ın karşı oyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
25.3.2004 gününde karar verildi.
Esas Sayısı : 2001/478
Karar Sayısı : 2004/38
KARŞIOY GEREKÇESİ
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, TCK'nun 416.
maddesinin son fıkrası ile 430. maddesinin ikinci fıkrasının ve bu maddeler
yönünden 434. maddesinin kadın,erkek eşitliğini ihlâl etmesi nedeniyle
Anayasa'nın 10. maddesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Anayasa'nın 10. maddesinde "Herkes, dil, ırk, renk,
cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle
ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir" denilerek cinsiyete dayalı
ayırımcılık reddedilmiş, böylece kadın, erkek eşitliğini öngören bir anlayış
benimsenmiştir.
Başvuran Mahkeme, TCK'nun 416. maddesinin "Reşit
olmıyan bir kimse ile rızasıyle cinsi münasebette bulunanlar fiil daha ağır
cezayı müstelzim bulunmadığı takdirde altı aydan üç seneye kadar hapis cezası
ile cezalandırılır" biçimindeki son fıkrasının, failin erkek olmasını
öngördüğünü kabul ederek eşitlik ilkesine aykırı olduğu sonucuna varmıştır.
Oysa, kural, bu tür ayırıma olanak verecek bir anlatım içermemektedir. Konuya
ilişkin düzenlemenin amacı, reşit olmayan küçüklerin korunmasıdır. Bunlara
sağlanmak istenen hukuksal koruma bakımından kız ya da erkek olmalarının bir
önemi bulunmadığından, suçun da erkekler kadar kadınlar tarafından da
işlenebileceğinin kabulü gerekir. Kural, böyle yorumlanıp uygulandığında ise,
eşitlik ilkesinin ihlâl edildiğinden söz edilemez. Bu nedenle, failin ancak
erkek olabileceği, dolayısıyla farklı hukuksal konumlarda bulunanlara değişik kuralların
uygulanmasının eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmadığı yolundaki çoğunluk
gerekçesine katılmak olanaklı değildir.
TCK'nun 416. maddesinin son fıkrasının
uygulanmasında failin kadın veya erkek olabileceğinin kabulü, bu fıkra yönünden
434. maddenin kaçırılan veya alıkonulan kız veya kadın ile maznun veya biri
arasında evlenme vukuunda koca hakkında hukuku amme davası ve hüküm verilmiş
ise cezanın çektirilmesinin tecil olunacağına ilişkin ilk fıkra hükmünün de
eşitlik ilkesine aykırılığı sonucunu doğurmaktadır. Çünkü bu fıkra, failin
erkek olmasına göre düzenlenmiş, evlenme gerçekleştiğinde kocaya tanınan haklar
kadına tanınmamıştır.
Bu durumda TCK'nun 434. maddesinin, bu madde
hükümlerinin 414, 415 ve 416. maddeler hakkında da cari olduğunu öngören üçüncü
fıkrası aynı gerekçeyle 416. maddenin incelenen üçüncü fıkrası yönünden eşitlik
ilkesine aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle kararın, TCK'nun 416.
maddesinin son fıkrasına ilişkin gerekçesi ile 434. maddesinin birinci ve
üçüncü fıkralarının 416. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden Anayasa'ya aykırı
olmadığı yolundaki görüşlere katılmıyoruz.
Esas Sayısı : 2001/478
Karar Sayısı : 2004/38
KARŞIOY YAZISI
Türk Ceza Kanunu'nun 434. maddesinin birinci ve
üçüncü fıkralarının, aynı Kanun'un 416. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden
Anayasa'ya uygunluk denetimiyle ilgili karşıoy gerekçesi.
Türk Ceza Kanunu'nun;
434. maddesinin;
Birinci fıkrasında, "Kaçırılan veya alıkonulan kız
veya kadın ile maznun veya mahkûmlardan biri arasında evlenme vukuunda koca
hakkında hukuku âmme davası ve hüküm verilmiş ise cezanın çektirilmesi tecil
olunur."
Üçüncü fıkrasında ise, "Bu madde hükümleri 414, 415
ve 416 ncı maddeleri hakkında da caridir."
416. maddesinin;
Üçüncü fıkrasında da, "Reşit olmayan bir kimse ile
rızası ile cinsi münasebette bulunanlar, fiil daha ağır cezayı müstelzim
bulunmadığı takdirde, altı aydan üç seneye kadar hapis cezası ile
cezalandırılır."
denilmektedir.
Türk Ceza Kanunu'nun 434. maddesinin üçüncü
fıkrasındaki yollama uyarınca, aynı maddede yer alan ertelemeye ilişkin birinci
fıkra hükmü, Türk Ceza Kanunu'nun 416. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden de
uygulanacaktır.
Yukarda açıklanan kurallar uyarınca, reşit olmayan
bir kimse ile rızası ile cinsi münasebette bulunma suçunu işleyen sanığın,
mağdur ile evlenmesi durumunda koca hakkındaki kamu davası ve hüküm verilmişse
cezanın çektirilmesi ertelenecek, ancak aynı suçu işleyen sanığın kadın olması
ve mağdur ile evlenmesi durumunda, kadın hakkındaki kamu davası ertelenmeyecek
ve hüküm verilmişse cezası çektirilecektir.
Buna göre de, aynı suçu işleyen kadın ve erkek
arasında kanun önünde cinsiyet farkına dayanan bir ayrımcılık yapılmaktadır.
Bu ayrımcılık ise, 434. maddenin birinci fıkrasında
yer alan, "...kız veya kadın ile maznun veya mahkûmlardan biri arasında evlenme
vukuunda koca hakkında hukuku âmme davası ve hüküm verilmiş ise cezanın
çektirilmesi tecil olunur" şeklindeki düzenlemeden ve bu düzenlemede, kadın ve
erkeğin farklı yaradılışlarının doğal sonucu olarak bu tür suçların yalnızca
erkekler tarafından işlenebileceği düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Oysa, 416.
maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen suçun maddi unsuru "Reşit olmayan bir
kimse ile rızası ile cinsi münasebette bulunanlar..." şeklinde tarif
edilmiştir. Bu tarifte, suç işleyen yönünden cinsiyet ayırımının yapılmamış
olması, ırza yönelik kimi suçların tarifinde kullanılan "ırzına geçen", "ırzına
geçerse" gibi yalnızca erkek tarafından işlenebilen fiilleri vurguyla anlatan
ibareler yerine, cinsiyet ayırımını düşündürmeyen ve karşılıklı uygun iradeyi
ifade eden, "rıza ile cinsi münasebetten" söz edilmesi, anılan suçun kadınlar
tarafından da işlenebileceğinin kabul edilmesini gerektirmektedir. 416.
maddenin üçüncü fıkrasındaki suçun daha çok erkekler tarafından işleniyor
olmasını, bir kadının, reşit olmayan bir erkeğin rızasını (cinsel ilişkiye
girme yönündeki iradesini) bir şekilde elde ederek, onunla cinsi münasebette
bulunmasına mani olarak görmemek ve Yargıtay uygulamalarının da zaman içinde bu
paralelde değişebileceğinin imkan dahilinde olduğunu gözetmek gerekir.
Diğer yandan, bu tür suçların işlenmesiyle
başlangıçta bozulan kamu düzeni sonradan yapılan evlenme ile yeniden tesis
edilmiş ve yerini korunması gereken aile bütünlüğüne terk etmiştir. Erteleme
müessesesi temelde aile bütünlüğünü korumak üzere tesis edildiği için, kadın ve
erkek tarafından işlenebilen bu tür suçlarda cinsiyet ayırımı yapılarak farklı
uygulamalara gidilmesi erteleme müessesesinin açıklanan amacına da ters düşer.
Açıklanan nedenlerle, reşit olmayan bir kimse ile
rızası ile cinsi münasebette bulunma suçunda erteleme yönünden cinsiyet ayırımı
yapan ve kadın-erkek arasındaki eşitliği ihlal eden Türk Ceza Kanunu'nun 434.
maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarının 416. maddenin üçüncü fıkrası yönünden
iptaline karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle reddine ilişkin çoğunluk
kararına katılmadım.
Üye
Mehmet ERTEN
Esas Sayısı : 2001/478
Karar Sayısı : 2004/38
KARŞIOY YAZISI
Türk Ceza Kanunu'nun 416. maddesi ırza geçme ve ırz
ve namusa tasaddi suçlarını düzenlemektedir. Bu maddenin 3. fıkrasında "Reşit
olmıyan bir kimse ile rızasiyle cinsi münasebette bulunan, fiil daha ağır
cezayı müstelzim bulunmadığı takdirde altı aydan üç seneye kadar hapis cezası
ile cezalandırılır." hükmüne yer verilmek suretiyle anılan fiil de ırza geçme
kapsamı içinde kabul edilmiştir.
Aynı kanunun 434. maddesinin 3. fıkrasında ise
anılan maddenin 1. fıkrasında yer alan: "Kaçırılan veya alıkonulan kız veya
kadın ile maznun veya mahkûmlardan biri arasında evlenme vukuunda koca hakkında
hukuku âmme davası ve hüküm verilmiş ise cezanın çektirilmesi tecil olunur."
şeklindeki kuralın 416. madde için de geçerli olacağı belirtilmektedir.
Bu durumda 416. maddenin üçüncü fıkrasındaki suçu
işleyenin bir kadın olması halinde, 434. maddede yalnızca "koca hakkında hukuku
âmme davası ve hüküm verilmiş ise cezanın çektirilmesi tecil olunur." denildiği
için kadın açısından tecil söz konusu olmamakta, kadının cezasını çekmesi
gerekmektedir.
Burada söz konusu olan açık eşitsizlik çoğunluk
kararında 416/3. maddede öngörülen suçun yalnızca erkek tarafından
işlenebileceği, dolayısıyla buradaki ayırımın kadın ve erkek arasındaki
fiziksel farklılıklardan kaynaklandığı gerekçesi ile karşılanmaya
çalışılmıştır.
Bu yorum uygulamada yaygın olan anlayışı yansıtsa
bile, maddenin lafzı ile bağdaşmamaktadır. Çünkü 416. maddenin üçüncü
fıkrasında suçun maddi unsuru "Reşit olmıyan bir kimse ile rızasiyle cinsi
münasebette bulunma" olarak tanımlanmıştır. Bu tanımda suçun faili olarak
cinsiyet ayırımı yapılmamıştır. Oysa T.C.K.'nun 434/1. maddesinin 430/2. madde
yönünden iptaline oybirliği ile karar verilirken, 430/2. maddede "reşit
olmayan bir kimse"nin kaçırılmasından söz edildiği, bu nedenle failin hem
erkek ve hem de kadın olabileceği, buna karşılık tecil kuralının yalnızca erkek
faile uygulanabileceği, bunun salt cinsiyetten ötürü ayırım anlamına geleceği
gerekçesine dayanılmıştır. 416. maddede de cinsiyet ayırımı yapılmaksızın
"Reşit olmayan bir kimse ile rızasıyla cinsi münasebette bulunan"
denildiği halde, bu madde yönünden 434/1. maddeyi eşitlik ilkesine aykırı
görmemek açık bir çelişkidir.
Bu fiilin yalnızca bir erkek tarafından
işlenebileceği varsayımı ise, bilimsel bir kanıta dayanmamakta, erkek-egemen
bir dünya görüşünü ve toplum yaşamında yaygın olan olguyu yansıtmaktadır. Oysa
anılan fiilin kadın tarafından işlenmesi çok istisnai bir durum olarak kabul
edilse bile, kadının mağdurla evlenmesi halinde tecil kuralının ona
uygulanmayacak olması, eşitlik ilkesinin ihlali için yeterli sayılmak gerekir.
Kaldı ki çoğunluk kararında da belirtildiği gibi
burada öngörülen suç, küçüğün ve dolayısıyla onun sorumluluğunu üstlenmiş
bulunan ailenin korunması amacına yöneliktir. Burada korunan temel değer, belli
bir yaşın altındakileri korumak olduğuna göre, küçüğün korunma gereksinimi reşit
olmayan kadın kadar reşit olmayan erkek için de geçerlidir.
İtiraza konu olan olayda fail ve mağdur sıfatını
taşıyanların yaşlarının 18 yaşın altında olması ve mağdur olduğu varsayılan
kadının ifadesinde, sanığı kaçırma eylemine zorlayanın aslında kendisi
olduğunu, cinsel ilişkiyi de kendi isteği ile gerçekleştirdiğini açıkça
belirtmesi, uygulamada yaygın görüşün yanlışlığını gösteren çarpıcı bir
örnektir.
Öte yandan ırza geçme suçlarında failin mağdurla
evlenmesi halinde kamu davasının ya da cezanın çektirilmesinin ertelenmesinde
erkek ve kadın ayırımının kaldırılması, anılan maddenin genel kapsamı açısında
anayasaya aykırılık sorununu tek başına çözmeye yeterli değildir. Ancak bu
davada uygulanacak norm nedeniyle incelemenin yalnızca "Reşit olmayan bir kimse
ile rızasıyla cinsi münasebette bulunma" ve " reşit olmıyan kimseyi kendi
rızası ile şehvet hissi veya evlenme maksadiyle kaçırma veya alıkoyma" fiilleri
ile sınırlı kalması, bu suçların maddi tanımlarında cebir ve şiddetin yer
almaması, aksine "rıza" unsuruna ağırlık verilmiş olması, anayasal
sorunun çözümü açısından 434. maddede kadın erkek eşitliğinin sağlanmasını
416/3 ve 430/2. maddeler yönünden yeterli kılmaktadır.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle Türk Ceza Kanunu'nun
434. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarının 416. maddenin üçüncü fıkrası
yönünden de iptali gerekirken, çoğunluk tarafından aksi yönde verilmiş bulunan
karara katılmıyorum.
Üye
Fazıl SAĞLAM