Danıştay 7. Daire K: 2005/245, E:2001/3625 Sayılı; İthale konu eşyanın gümrük vergisinden muaf olduğu yolundaki iddianın, 6183 sayılı kanunun 58`inci maddesinde yer alan, ‘böyle bir borcun olmadığı` kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinden, ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davanın reddinde isabet bulunmadığı, konulu Karar
DANIŞTAY YEDİNCİ DAİRE
K: 2005/245, E:2001/3625 SAYILI,
24.02.2005
TARİHLİ KARARI
Temyiz İsteminde Bulunan : ...
Vekili : Av. ...
Karşı Taraf : Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı adına Gebze
Gümrük Müdürlüğü Gebze/KOCAELİ
İstemin Özeti : Gebze Gümrük Müdürlüğünde tescilli
23.11.1999 gün ve 1398 sayılı deniz giriş manifestosu muhteviyatı konşimentoda
kayıtlı eşyanın miktarında beyan fazlalığı olduğunun tespit edildiğinden
bahisle, 4458 sayılı Gümrük Kanununun 237'nci
maddesinin 3'üncü fıkrası uyarınca, gemi acentalığı işi yapan davacı Şirket
adına kesilen para cezasının tahsili amacıyla düzenlenerek tebliğ edilen ödeme
emrinin iptali istemiyle açılan davayı; dosyanın incelenmesinden; davacı Şirket
adına kesilen para cezasına ilişkin kararın 25.1.2001 tarihinde tebliği üzerine
5.2.2001 tarihinde yetkisiz makam olan davalı Gümrük Müdürlüğüne itiraz
edildiğinin anlaşıldığı; 4458 sayılı Gümrük Kanununun 242'nci maddesinin 3'üncü
fıkrasında öngörülen yedi günlük süre geçirildikten sonra ve usulüne uygun
olmadan itiraz edilmesi nedeniyle para cezasının kesinleştiği; bu itibarla,
kesinleşen alacağın ödeme emri ile istenilmesinde kanuna aykırılık bulunmadığı;
öte yandan, eşyadaki fazlalığın %3'ü aşmadığı ileri sürülmekte ise de, bu
iddianın, ancak, tahakkuk aşamasında açılacak davada incelenebileceği
gerekçesiyle reddeden Kocaeli İkinci Vergi Mahkemesinin 19.7.2001 günlü,
E:2001/164; K:2001/182 sayılı kararının; olay tarihinde yürürlükte olmayan 4458
sayılı Gümrük Kanununun uygulanmasının hukuka aykırı olduğu, kaldı ki, beyan
fazlalığının %3'ü aşmadığı; öte yandan; ithale konu eşya gümrük vergisinden
muaf olduğundan gümrük vergisi olmayan eşyaya ceza da uygulanamayacağı, işlem
yok hükmünde olduğundan, bu tür bir işleme karşı süre şartı aranmaksızın itiraz
edilebilmesinin kabulü gerektiği ileri sürülerek bozulması ve duruşma yapılması
istenilmektedir.
Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.
Tetkik Hakimi Abidin İldeş'in Düşüncesi : Dosyanın
incelenmesinden; ödeme emrinin, konusu para cezası kesilmesine dair kararın
tebligatı ile birlikte on beş günlük ödeme süresi verilmesi üzerine
düzenlendiği anlaşılmıştır.
4458 sayılı Gümrük Kanununun 232'nci maddesinin 4'üncü
fıkrasında, ilgilisine tebliğ edilerek kesinleşen para cezalarının, 6183 sayılı
Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine tabi olduğu
belirtilmiş olup, sözü edilen 6183 sayılı Kanunun 37'nci
maddesinin 2'nci fıkrasında, hususi kanunlarında ödeme zamanı tespit
edilmemiş amme alacaklarının yapılacak tebliğden itibaren bir ay içinde
ödeneceği; 55'inci maddesinin birinci fıkrasında ise, amme alacağını vadesinde
ödemeyenlere ödeme emri tebliğ olunacağı hükmüne yer verilmiştir.
4458 sayılı Kanunun 232'nci maddesinin sözü edilen
4'üncü fıkrasının lafzından, ilgilisine tebliğ edilen para cezasının
kesinleşmiş olduğu sonucuna ulaşılmakta ise de, gümrük idarelerince alınan
kararlar için idari itiraz presedürü işletilip tüketilmeden, yani, dava konusu
edilebilir kesin ve yürütülebilir işlem tesis edilmeden, dava açılmasının
olanaksız olması karşısında, para cezası kararının tebliği ile cezanın
kesinleştiğinden söz edilemez.
Her ne kadar, sözü edilen Kanunun 234'üncü maddesi
uyarınca kesilecek para cezalarına ilişkin bir düzenleme ise de, kanun koyucu,
Kanunun 232'nci maddesinin 1'inci fıkrasında, vergi tahakkuku açısından
kesinleşmeyi, tahakkuka süresi içerisinde itiraz edilmemesi veya itirazın red
kararı ile sonuçlanması şeklinde tamamladığından; para cezalarının kesinleşmesi
de, para cezası kararına süresi içerisinde itiraz edilmemesi veya itirazın ret
kararı ile sonuçlanması ile gerçekleşecektir. Esasen, Kanunun 242'nci
maddesinin 3'üncü fıkrasında, cezalar için, yedi gün içerisinde gümrük
idaresinin bağlı olduğu gümrük başmüdürlüğü nezdinde itiraz edilebileceğinin ve
anılan maddenin 7'nci fıkrasında da, gümrük başmüdürlükleri kararları için
idari yargı mercilerine başvurulabileceğinin öngörülmüş olması da, bu sonucu
doğrulamaktadır.
Öte yandan, ödeme emri düzenlenilebilmesi açısından,
alacağın kesinleşmesi de, alacığın vadesinde ödenmemesi ile gerçekleşecektir.
4458 sayılı Kanunda para cezasının ödenmesi için vade belirlenmemiş olması nedeniyle,
6183 sayılı Kanunun 37'nci maddesinin anılan fıkrasına uygun olarak otuz günlük
ödeme süresi verilmesi ve bu sürenin ödeme yapılmadan geçirilmiş olması üzerine
ödeme emri ile takibe geçilmesi gerekmektedir.
Olayda, para cezası kararının tebliği ile birlikte on
beş gün süre verilmiş ise de, para cezası kararına vaki itirazın reddi üzerine,
yani, cezanın kesinleşmesinden sonra ödeme süresi verilip verilmediği
konusunda, dosyada bilgi ve belge bulunmadığından, sözü edilen hukuki durum
uyarınca otuz günlük ödeme süresi verilip verilmediği araştırılmadan verilen
karar eksik incelemeye dayalı bulunmaktadır.
Bu nedenle, temyiz isteminin kabulü ile mahkeme
kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı Bilgin Arısan'ın Düşüncesi: Temyiz
dilekçesinde öne sürülen hususlar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının
49'uncu maddesinin 1'inci fıkrasında belirtilen nedenlerden hiçbirisine
uymayıp, vergi mahkemesince verilen kararın dayandığı hukuki ve yasal nedenler
karşısında, anılan kararın bozulmasını gerektirir nitelikte görülmemektedir.
Açıklanan nedenle, temyiz isteminin reddi ile vergi
mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Yedinci Dairesince, duruşma
yapılmasına gerek görülmeyerek işin gereği görüşüldü:
Dosyanın incelenmesinden; 23.11.1999 tarihinde tescil
edilen deniz giriş manifestosu muhteviyatı konşimentoda kayıtlı ve gümrük
vergisinden muaf olarak ithal edilen kömürün beyan edilen miktarında fazlalık
bulunduğunun tespiti üzerine, fazla olan miktar üzerinden 4458 sayılı Gümrük
Kanununun 237'nci maddesinin 3'üncü fıkrası uyarınca hesaplanan para cezasının
25.1.2001 tarihinde davacı Şirkete tebliği üzerine, 5.2.2001 tarihinde gümrük
müdürlüğüne yapılan itirazın süre aşımı nedeniyle reddinden sonra, söz konusu
cezanın tahsili amacıyla düzenlenerek tebliğ edilen ödeme emrinin iptali
istemiyle açılan davanın, Mahkemece, yazılı gerekçe ile reddedildiği
anlaşılmıştır.
Deniz giriş manifestosunun tescil edildiği dönemde
yürürlükte bulunan 1615 sayılı Gümrük Kanununun 154'üncü maddesinin üçüncü
fıkrasında, döküm halinde nakledilen eşyanın giriş manifestosunda yazılı
miktarına göre %2'yi aşan eksik ve fazlalıkların birinci fıkrada gösterilen
sebeplerden ileri geldiği gümrükçe tayin edilen sürede ispat olunamadığı takdirde,
bu eksik ve fazlalıklar için gümrükçe alınacak vergi kadar para cezası
alınacağı; aynı maddenin beşinci fıkrasında da, bu maddede yazılı cezalardan,
işletme ve taşıt sahipleriyle acenta ve kaptanların müteselsilen sorumlu
oldukları belirtilmiş; 4458 sayılı Gümrük Kanununun 237'nci maddesinin 3'üncü
fıkrasında ise, 43 ila 45'inci madde hükümlerine göre taşıt araçlarının
sabipleri, kaptanları veya acentaları tarafından gümrük idaresine verilen özet
beyan veya özet beyan olarak kullanılan ticari veya resmi belgelerdeki kayıtlı
miktara göre fazla çıkan kapların yanlışlıkla mahrecinden fazla olarak
yüklenmiş olduğu gümrük idaresince belirlenecek süre içerisinde kanıtlanamadığı
takdirde, söz konusu eşyaya el konularak müsadere olunacağı ve eşyanın CIF kıymeti
kadar para cezası alınacağı; 5'inci fıkrasında da, bu maddede belirtilen para
cezalarının, yapılan tespite göre taşıt araçlarının sahipleri, kaptanları veya
acentalardan alınacağı hükmüne yer verilmiştir.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 38'nci
maddesinin birinci fıkrasında, kimsenin işlendiği zaman yürürlükte bulunan
kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılmasının olanaklı olmadığı,
kimseye suçun işlendiği zamanın kanununda o suç için konulmuş olan cezadan daha
ağır bir ceza verilemeyeceği öngörülmüş; aynı maddenin üçüncü fıkrasında da,
cezanın yasayla konulacağı hükmüne yer verilmiştir.
Anayasanın sözü edilen maddesinde öngörülen ilkeye
göre; suçun, işlendiği tarihte yürürlükte bulunan kanuna tabi olması esastır.
Bu yüzden; maddi ve manevi unsurları itibarıyla gerçekleştiği tarihte suç
sayılmayan bir eylemin, daha sonra yürürlüğe giren ve bu eylemi suç sayan
kanunla cezalandırılması olanaklı bulunmadığı gibi; bir suçun işlendiği tarihte
yürürlükte bulunan yasa hükmü ile belirlenen cezasını ağırlaştıran sonraki yasa
hükmünün de, o suça uygulanması ve failinin daha ağır ceza ile cezalandırılması
olanaklı değildir.
Olayda, gemi acentalığı işi yapan davacı Şirketin
kanuna aykırı davranışının, 1615 sayılı mülga Gümrük Kanununun yürürlükte
bulunduğu dönemde meydana geldiği ve bütün unsurları ile tamamlandığı dosyadaki
bilgi ve belgelerden anlaşılmıştır. Anılan Kanunun 154'üncü maddesinin yukarıda
sözü edilen üçüncü fıkrasında, kanuna aykırı davranış için öngörülen ceza,
verginin miktarı kadardır. Oysa; daha sonra yürürlüğe giren 4458 sayılı Kanunun
237'nci maddesinin yukarıda anılan 3'üncü fıkrasında aynı eylem için CIF
kıymeti kadar para cezası öngörülerek ceza ağırlaştırılmıştır. Bu itibarla,
suçun tüm unsurları ile meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunmayan kanun
hükmüne dayanılarak para cezası kesilmesinde açıklanan hukuki duruma uyarlık
yoktur. Öte yandan; ithal edilen eşya gümrük vergisinden muaf olduğundan,
olayın gerçekleştiği dönemde yürürlükte bulunan 1615 sayılı Kanunun 154'üncü
maddesinin yukarıda sözü edilen üçüncü fıkrasına göre ceza kesilebilmesi için
para cezasına matrah olarak alınabilecek vergi de bulunmamaktadır.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında
Kanunun 55'inci
maddesinin birinci fıkrasında, amme alacağını vadesinde ödemeyenlere, 7 gün
içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir
ödeme emri ile tebliğ olunacağı, 58'inci maddesinin birinci fıkrasında da,
kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen
ödediği veya zaman aşımına uğradığı iddialarıyla, söz konusu ödeme emrinin
iptali istemiyle dava açabileceği belirtilmiştir.
Uyuşmazlık konusu olayda; her ne kadar, davacı Şirket
hakkında alınan para cezası kararına vaki itirazın süre aşımı nedeniyle reddi
üzerine, para cezası kesinleşerek ödeme emri ile takip edilecek bir kamu
alacağı haline gelmiş ise de; gümrük vergisine tabi olmayan fazla çıkan ithale
konu eşyadan dolayı, para cezası alınması yukarıda açıklanan hukuki durum
karşısında mümkün değildir.
Bu duruma göre; davacı Şirket tarafından ileri sürülen
muafiyet iddiasının, Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 18.11.1988 günlü,
E:1988/113; K:1988/129 ve 19.6.1987 günlü, E:1987/7; K:1987/19 sayılı
kararlarında da kabul edildiği üzere, 6183 sayılı Kanunun 58'inci maddesinin
yukarıda sözü edilen fıkrasında yer alan 'böyle bir borcun olmadığı' kapsamında
değerlendirilmesi gerektiğinden, ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davanın
reddi yolundaki mahkeme kararında isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulüne,
mahkeme kararının bozulmasına, bozma kararı üzerine Mahkemece yeniden verilecek
kararla birlikte yargılama giderleri de hüküm altına alınacağından, bu hususta
ayrıca hüküm tesisine gerek bulunmadığına, 24.2.2005 gününde oybirliği ile
karar verildi.