Türk Ceza Kanununun 104 üncü maddesinin 2 nci fıkralarının yürürlükten kaldırılması
ANAYASA
MAHKEMESİ KARARI
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:25.02.2006 tarihli,
26091 sayılı R.G.
Esas Sayısı : 2005/103
Karar Sayısı : 2005/89
Karar Günü 23.11.2005
VI - Sonuç
İTİRAZ
YOLUNA BAŞVURAN MAHKEME :
1- Akdağmadeni Sulh Ceza Mahkemesi ( Esas : 2005/103)
2- Çorlu
Sulh Ceza Mahkemesi (
Esas : 2005/117)
3- Sandıklı Asliye Ceza Mahkemesi (
Esas : 2005/140)
İTİRAZLARIN
KONUSU: 26.9.2004 günlü, 5237 sayılı
Türk Ceza Kanunu'nun 104.
maddesinin (2) numaralı
fıkrasının, Anayasa'nın 10.
ve 41.
maddelerine aykırılığı savıyla iptali
istemidir.
I -
OLAY
Aralarında beş yaştan fazla fark bulunan
onbeş yaşını bitirmiş çocukla rızasıyla cinsel ilişkide bulunmak suçundan
açılan kamu davalarında, itiraz konusu
kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme'ler iptali için
başvurmuşlardır.
II
- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuran Mahkeme'ler gerekçelerinde,
itiraz konusu madde ile failin mağdurdan beş yaştan daha büyük olmasının
cezayı artırım nedeni kabul edilerek şikayet koşulu aranmayacağının
öngörülmesinin, aynı suçu işleyen
kişiler arasında farklı ceza uygulanmasına yol açtığını, yasa önünde
eşitlik ilkesinin amacının, hukuksal durumları aynı olanların yasalar
karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını önlemek olduğunu, suçun mağdurunun irade
serbestisine sahip olup olmadığının tespiti
için yaş unsurunun büyük önem taşıdığını, özellikle çocuğun her türlü
cinsel sömürüye ve cinsel suistimale karşı korunmasına yönelik düşüncenin
hayata geçirilmesi için mağdurun yaşının esas alınmasının toplumsal, bilimsel,
ahlaki ve hukuki bir gereksinimden kaynaklandığını, onsekiz yaşından büyük sanığın yaşının, suçun
cezasının miktarını ve kovuşturulma şartlarını belirlemede hangi haklı
gerekçeye dayandırıldığının anlaşılamadığını, aynı suçu işleyen faillerin
mağdur ile aralarındaki yaş farkından ötürü farklı cezalar almalarını
düzenleyen kuralın eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığını, Anayasa'nın 41.
maddesinde, aile toplumun temeli kabul edilerek aile bireylerinden ana ve
çocuğun korunması ve ailenin huzurunun
sağlanması ile devletin yükümlü tutulduğunu, Medeni Kanunun 124. maddesine
göre, onyedi yaşını dolduran erkek ve kadının yasal temsilcilerinin izni ile
onaltı yaşını dolduran kişilerin ise hakim kararıyla evlenmelerinin olanaklı
kılındığını, onbeş yaşını tamamlamış
olan bir kadınla aralarında beş yaştan fazla fark olan bir erkeğin
rızayla ilişkide bulunmaları, hatta çocuklarının olması halinde, sanığın mağdur
taraf şikayet etmese de itiraz konusu hüküm nedeniyle cezalandırılacağını,
böylece, Medeni Kanun yönünden sakıncası olmayan bir birlikteliğin, Ceza Yasası
ile soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olmayan bir suç kabul edilmesinin, eşin cezaevine
girmesine, anne ve çocuğun korunmadan yoksun kalmasına ve belki de ailenin
parçalanmasına yol açacağını belirterek kuralın, Anayasa'nın 41. maddesine de aykırı olduğunu ileri sürmüşlerdir.
III - YASA
METİNLERİ
A - İtiraz Konusu Yasa Kuralı
5237
sayılı Türk Ceza Kanunu'nun itiraz
konusu fıkrayı da içeren 104. maddesi şöyledir :
"MADDE 104.-(1) Cebir,
tehdit ve hile olmaksızın, onbeş
yaşını bitirmiş olan
çocukla cinsel ilişkide bulunan
kişi, şikayet üzerine,
altı aydan iki
yıla kadar hapis
cezası ile cezalandırılır.
(2)
Fail mağdurdan beş yaştan daha büyük
ise, şikayet koşulu aranmaksızın, cezası
iki kat artırılır."
B -
İlgili Yasa Kuralı
Türk Ceza Kanunu'nun ilgili görülen 6. maddesi
şöyledir:
"MADDE 6- (1) Ceza kanunlarının uygulanmasında;
...
b) Çocuk deyiminden; henüz onsekiz yaşını doldurmamış
kişi,
...
Anlaşılır."
IV
- İLK İNCELEME
Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi
gereğince değişik tarihlerde
yapılan ilk inceleme toplantılarında, dosyalarda eksiklik bulunmadığından işin
esasının incelenmesine oybirliği ile karar verilmiştir.
V -
ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru
kararları ve ekleri, işin esasına
ilişkin rapor, itiraz konusu ve ilgili görülen yasa kuralları, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa
kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
A - Birleştirme Kararı
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 104.
maddesinin (2) numaralı bendinde yer alan hükmün iptali istemiyle yapılan
itiraz başvurularına ilişkin Esas:2005/117 ve Esas:2005/140 sayılı davaların,
aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2005/103 Esas sayılı dava ile
BİRLEŞTİRİLMESİNE, birleştirilen davaların esaslarının kapatılmasına, esas
incelemenin 2005/103 Esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 10.10.2005 ve
23.11.2005 tarihlerinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
B -
İtiraz Konusu Kuralın Anlam ve Kapsamı
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda kişilerin
cinsel dokunulmazlığını ihlal eden eylemler, 765 sayılı Yasa'nın aksine genel
ahlakı ve aile nizamını ilgilendiren ihlaller olarak değil, kişisel değerlere
yönelik tecavüzler olarak nitelendirilerek özel hükümlere ayrılan İkinci Kitabın, "Kişilere Karşı Suçlar" başlıklı İkinci
Kısmının Altıncı Bölümünde,
"Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar" başlığı altında düzenlenmiştir.
Yasa'nın "Reşit olmayanla cinsel ilişki"
başlıklı 104. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, cebir, tehdit ve hile
olmaksızın, onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla
cinsel ilişkide bulunan kişinin,
şikayet üzerine cezalandırılacağı, itiraz konusu (2) numaralı fıkrada ise
failin, mağdurdan beş yaştan daha büyük olması halinde, şikayet koşulu
aranmaksızın cezanın iki kat artırılacağı belirtilmiştir. Buna göre, suçu
işleyen kişi, mağdurdan beş yaştan daha büyük ise, şikayet olmasa da suç re'sen kovuşturularak
kamu davası açılacak, suçun sübutu halinde de faile, maddenin (1) numaralı fıkrasında yazılı ceza iki kat artırılarak verilecektir.
5237 sayılı Yasa'nın 6. maddesinde, henüz
onsekiz yaşını doldurmamış kişi "çocuk" olarak tanımlandığından 104. maddede
düzenlenen suç, onbeş yaşını bitirip onsekiz yaşını doldurmamış çocukla rızasıyla
cinsel ilişkide bulunmaktır.
Madde'de sanık ve mağdur yönünden cinsiyet
ayrımı yapılmamıştır. Suçun oluşması için aranan ön koşul, mağdurun onbeş
yaşını bitirmiş, onsekiz yaşını doldurmamış
olmasıdır. Suçun maddi
unsuru, çocuk sayılan kişi ile cinsel ilişkide bulunmak, manevi unsuru ise
failin eylemi bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesidir.
C -
Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
Başvuru
kararında, itiraz konusu kuralın, aynı suçu işleyenler arasında farklı ceza uygulamalarına yol açtığı, yasa önünde eşitlik ilkesinin amacının,
hukuksal durumları aynı olan kişilerin, yasalar karşısında aynı işleme bağlı
tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemek
olduğu, aynı suçu işleyen failler için mağdur ile aralarındaki yaş farkı
nedeniyle ayrı cezalar öngörülmesinin, eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı,
tarafların evlenmeleri durumunda da eşin cezaevine girmesinin engellenememesinin ailenin
parçalanmasına yol açacağı belirtilerek
Kural'ın, Anayasa'nın 10. ve 41. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Başvuran Mahkeme tarafından, Anayasa'nın
2. maddesi yönünden aykırılık savında
bulunulmamış ise de, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun'un 29. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi kanunların,
kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün
Anayasa'ya aykırılığı hususunda ilgililer tarafından ileri sürülen gerekçelere
dayanmaya mecbur değildir. Anayasa Mahkemesi taleple bağlı kalmak kaydıyla
başka gerekçe ile de Anayasa'ya aykırılık kararı verebilir. Bu nedenle, itiraz
konusu kural ilgisi nedeniyle Anayasa'nın 2. maddesi yönünden de incelenmiştir.
5237 sayılı Yasa'nın 104. maddesi
uyarınca, suç tarihinde onbeş yaşını bitirmiş çocukla rızayla cinsel ilişki kuran faille ilişki kurduğu çocuk
arasında beş yaştan az fark varsa, yakınma olmadığı ya da hükmün
kesinleşmesinden önce vazgeçildiği takdirde, ilgili hakkında kovuşturma
yapılmayacak ya da dava düşürülerek ceza verilmeyecek, aynı yaştaki mağdurla
ilişkiye giren fail arasındaki yaş farkı beşten fazla ise, şikayet olup
olmadığına bakılmaksızın fail hakkında kovuşturma açılarak suçun sübutu halinde
temel ceza iki kat artırılacaktır. Bu durumda, onbeş yaşını
bitirip onsekiz yaşını doldurmamış çocuğun, rızasıyla cinsel ilişkiye girdiği kişiyle arasında beş yaştan az fark
olması halinde eylemin sonuclarını kavrayacak bir sorumluluk duygusuna eriştiği
kabul edilerek, suçun takibi şikayete bağlı tutulmasına karşın, aynı yaştaki
çocuğun rızasıyla cinsel ilişkiye girdiği kişiyle arasında beş yaştan fazla
fark olması halinde, eylemin sonuclarını
kavrayacak bir sorumluluk duygusuna erişmediği kabul edilerek, suçun takibi
şikayete bağlı tutulmamaktadır.
Anayasa'nın 10. maddesinde yer verilen
eşitlik ilkesi ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik
ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı
tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasalar karşısında ayırım yapılmasını ve
ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve
topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi
yasaklanmıştır. Durum ve konumlardaki özellikler, kimi kişiler ya da
topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabilir. Aynı hukuksal durumlar
aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'nın
öngördüğü eşitlik ilkesi çiğnenmiş olmaz. Nitelikleri ve durumları özdeş
olanlar için yasalarla değişik kurallar konulamaz.
Anayasa'nın 2. maddesinde Cumhuriyet'in
nitelikleri arasında sayılan hukuk devletinin de öncelikle eşitlik ve adaleti
esas alan bir yapılanmayı öngördüğü kuşkusuzdur. Hukuk devletinin bu temel niteliklerini yaşama geçirmekle
yükümlü olan yasa koyucunun,
Anayasa'nın ve ceza hukukunun genel
ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla,
cezalandırmada güdülen amacı, suç ve suçluların özelliklerini
de gözeterek hangi
eylemlerin suç sayılacağını, bunlara verilecek
cezanın türünü, miktarını,
artırım ve indirim
nedenlerini, bunların oranları
ile suçun takibine ilişkin
yöntemleri belirleme konusunda takdir yetkisi bulunmakta ise de bu yetki
kullanılırken suç ile ceza arasındaki adil dengenin korunması ve öngörülen
cezanın, cezalandırmada güdülen amacı gerçekleştirmeye elverişli olması gibi
hususların da dikkate alınması zorunludur.
Ceza hukukunda yasa önünde eşitlik
ilkesinin uygulanması da kuşkusuz, aynı suçu işleyen tüm suçluların kimi
özellikleri gözardı edilerek her yönden aynı kurallara bağlı tutulmalarını
gerektirmemektedir. Mağdurun veya failin durumlarındaki farklılıklar bunlara
değişik kurallar uygulanması sonucunu doğurabilir. Ancak, suçun takip şekli
veya failin cezalandırılmasında esas alınan özellikleri, kuralla korunmak
istenen hukuki yarar bakımından sonuca etkili değilse, bu durumda faillerin
farklı durumda oldukları kabul edilerek aralarında ayrım yapılması eşitlik
ilkesine aykırılık oluşturur.
İtiraz konusu kuralla faillerin, mağdurdan
beş yaştan daha büyük olmaları halinde yakınma olup olmadığına bakılmaksızın
iki kat fazla ceza ile cezalandırılmaları öngörülmüştür. Böylece, aynı yaştaki
mağdurlarla cinsel ilişkide bulunan failler arasında sadece yaş farkına dayanan
bir ayırım yapıldığı gibi, faille aralarındaki yaş farkının beşten az olması
halinde suçun şikayete bağlı olarak takip edilip edilmemesi hususunda mağdurun
iradesi esas alınıp, failin beş yaştan büyük olması durumunda ise, bu irade
gözetilmeyerek mağdurlar yönünden de farklılık yaratılmıştır. Aynı yaşta olup,
aynı eylemin tarafı olan mağdurlar arasında yapılan bu ayırım ile aynı yaştaki
kişilere karşı aynı eylemi gerçekleştiren failler arasında sadece yaş farkına
dayanılarak yapılan ayırımın, Kural'ın belli yaştaki çocukların cinsel
dokunulmazlıklarını koruma amacını gerçekleştirmeye elverişli bulunmadığı ve adalet
ilkeleriyle de bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2.
ve 10. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Mehmet ERTEN Anayasa'nın 10. maddesi
yönünden bu gerekçeye katılmamıştır.
Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı
görülerek iptal edilen kuralın, Anayasa'nın 41. maddesi yönünden incelenmesine
gerek görülmemiştir.
VI - SONUÇ
26.9.2004 günlü, 5237 sayılı "Türk Ceza
Kanunu"nun 104.
maddesinin (2) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyu ve
OYÇOKLUĞUYLA, 23.11.2005 gününde karar
verildi.
EK GEREKÇE
5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu'nun 104. maddesinin (2) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırılığının,
Anayasa'nın 10. maddesi yönünden incelenmesi;
Yasa
koyucunun, ceza siyasetinin gereği olarak Anayasa'nın ve ceza hukukunun temel
ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla suç ve suçluların özelliklerini,
cezalandırmada güdülen amacı dikkate alarak, hangi eylemlerin suç sayılacağını,
bunlara verilecek cezanın tür ve miktarı ile artırım ve indirim nedenlerini,
uygulanacak oranları ve suçun takibine ilişkin yöntemleri takdir yetkisini
kullanarak belirleyebileceği hususunda duraksama bulunmamaktadır.
104.
madde ile belli yaş grubu içindeki çocukların cinsel dokunulmazlıkları korunmak
istenmektedir. Bunun için de cinsel dokunulmazlığı korunmak istenen çocukla
fail arasındaki yaş farkına göre değişik kovuşturma usulü uygulanmakta ve
farklı cezalar öngörülmektedir.
Yasa
önünde eşitlik ilkesi, aynı suçu işleyen faillerin kimi özellikleri göz ardı
edilerek her yönden ayrı kurallara bağlı tutulmalarını gerektirmez. Mağdur veya
failin durumlarındaki farklılıklar bunlara değişik kurallar uygulanması
sonucunu gerekli kılabilir. Nitekim, aykırılığı ileri sürülen kuralın da yer
aldığı 104. maddede, cinsel dokunulmazlığı korunmak istenen çocukla fail
arasındaki yaş farkı esas alınarak değişik kurallar uygulanması, hukuki yarar
bakımından bir gereklilik olarak yasa koyucu tarafından öngörülmüştür. Buna
göre, kural ile elde edilmek istenen hukuki yarar yaş farkına dayandırılmıştır.
Artık, failler ile cinsel dokunulmazlıkları korunmak istenen çocuklar arasında
yaş farkına dayanan eşitlik karşılaştırılması yapılamaz ve kural eşitlik ilkesi
ile de ilişkilendirilemez.
Ancak;
104. madenin (1) ve (2) numaralı fıkralarında yer alan kuralların her ikisinin
de cinsel dokunulmazlıkların koruması için getirildiği gözetildiğinde, itiraz
konusu kuralda suç ile ceza arasında bulunması gereken adil dengenin diğer
kurala göre korunamadığı ve bu yönüyle adalet duygularını zedeleyen
düzenlemenin demokratik hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu açıktır.
Bu
nedenle Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olan kuralın, Anayasa'nın ilgisini
kurumadığım 10. maddesine de aykırı olduğu yönündeki karar gerekçesine
katılmadım.
Üye
Mehmet ERTEN
KARŞIOY
YAZISI
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 104.
maddesinin (2) numaralı fıkrasının, Anayasanın 10. ve 41. maddelerine
aykırılığı savıyla iptali istenmiştir. Konu, aşağıda, Anayasanın gerek bu maddeleri, gerek diğer
maddeleri açısından incelenmiştir.
I.
İptali istenen yasa kuralının anlamı ve kapsamı:
Ceza hukukumuzda bir reform
gerçekleştirmek amacıyla kabul edilerek yürürlüğe konan 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunundan farklı olarak, cinsiyet ayrımına
dayanan hükümlere yer vermemiş ve cinsellikle ilgili suçları, yasanın Altıncı
Bölümünde "Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar" başlığı altında, kişi
özgürlüklerine saygılı bir yaklaşımla düzenlemiştir. Bölüm başlığından da
anlaşılacağı üzere bu bölümde ceza yaptırımına bağlanan eylemler, kadın-erkek
ayrımı yapılmaksızın, her şeyden evvel kişinin dokunulmazlığını ihlal eden
eylemler olarak görülmüş, zaruri olmadıkça kişinin cinsel özgürlüklerine müdahale
edilmezken, bir yandan da, vatandaşlarının tüm özgürlükleri ve
dokunulmazlıkları gibi cinsel özgürlük ve dokunulmazlıklarını da korumayı asli
görev bilen hukuk devletinin gereği olarak, bu suçların takibi bazı istisnalar
dışında, resen takibe tabi tutulmuştur.
Bu kapsamda T.C.K.'nun 102. maddesinde
yeralan cinsel saldırı suçu, aynı maddenin (1) fıkrasındaki eylemden ibaret
kaldığı durumlarda verilecek ceza, şikayet üzerine, iki yıldan yedi yıla kadar
hapis olduğu halde, aynı maddenin (2) numaralı fıkrasında unsurları belirtilen
suça verilecek temel ceza, şikayet aranmaksızın, yedi yıldan oniki yıla kadar
hapis olarak belirlenmiştir. Bununla birlikte, mezkur (2) fıkranın son
cümlesinde, "Bu fiilin eşe karşı işlenmesi halinde, soruşturma ve kovuşturmanın
yapılması mağdurun şikayetine bağlıdır" kuralı konularak, kısmen aile
mahremiyetinin yani özel hayatın gizliliğinin korunması, kısmen de zorla
girişilen ve eşlerden birinin cinsel dokunulmazlığını ihlal eden bir suçun
varlığına rağmen faille mağdur arasındaki evlilik ilişkisinin devamına bir şans
daha verilmesi amaçlanmıştır.
T.C.K.'nun 103. ve 104. maddelerinde ise,
çocuklara yönelik cinsel suçlar, diğer bir deyişle çocukların cinsel
dokunulmazlığına karşı suçlar düzenlenmiştir. Bilindiği gibi, çağdaş dünya
standartları, 18 yaşını doldurmayan herkesi çocuk kabul etmektedir. Ceza
Kanunumuzun 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendine göre "Çocuk deyiminden; henüz onsekiz yaşını doldurmamış kişi" anlaşılır. Bu doğrultuda, "Çocukların cinsel istismarı"
başlıklı 103. maddede, onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla
birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuclarını algılama yeteneği gelişmemiş olan
çocuklara karşı gerçekleştirilen cinsel eylemlerin niteliklerine ve
doğurdukları neticelerin ya da faille mağdur arasındaki ilişkilerin derecesine
göre, yedi değişik ceza sınırı öngörülmüş olup, bunlar üç yıl hapis ile onbeş
yıl hapis arasında değişmektedir. Burada, suçun sonucunda mağdurun beden veya
ruh sağlığının bozulması halinde, hükmolunacak hapis cezasının onbeş yıldan az
olamayacağı; suçun mağdurun bitkisel hayata girmesine veya ölümüne neden olması
durumunda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunacağı da
öngörülmüştür. Dikkat edileceği üzere yeni Ceza Kanunu, onbeş yaşının altındaki
çocuklarla girişilecek cinsel eylemi "ilişki" olarak dahi adlandırmamış; bunu
tam bir istismar olarak görmüştür.
Onbeş yaşını bitirmiş, ancak onsekiz
yaşını bitirmemiş çocuklarla girişilecek cinsel ilişki suçu ise, iptal istemine
konu ikinci fıkrayı da içeren 104. maddede düzenlenmiştir. Bu madde, reşit
olmayanla cinsel ilişkinin, cebir, tehdit ve hile olmaksızın
gerçekleştirilmesini yine suç saymakla birlikte, hem cebir, tehdit ve hilenin
yokluğu nedeniyle diğer suçlara oranla daha az ceza öngörmüş, hem de belirli
bir şartın yani faille mağdur arasında yaş olarak yakınlığın mevcudiyeti
halinde, gerek cezayı daha da azaltmak, gerek suçu şikayete bağlı hale
getirmek suretiyle bu yaş grubundaki
gençlerin özel hayatına ve cinsel özgürlüklerine daha hoşgörülü bir yaklaşım
getirmiştir.
Ceza yasalarında, bilindiği gibi, suç
sayılan bir eylem belirlendikten sonra, bu eylemin daha ağır cezayı gerektiren
şiddet sebepli halleri ve cezayı azaltan veya takibini, şikayet gibi koşullara
bağlayan, tahfif sebepli halleri ayrı fıkra veya bentler halinde
düzenlenir. T.C.K.'nun 104. maddesinin
anlamını incelerken ilk göz önünde tutulacak husus, bu maddede ceza yaptırımına bağlanan asıl suçun (2) numaralı
fıkrada, indirim sebepli halinin ise (1) numaralı fıkrada düzenlenmiş olduğudur.
Maddenin kanun metninde yazılı hali şu
şekildedir:
(1)
Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel
ilişkide bulunan kişi, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası
ile cezalandırılır.
(2)
Fail mağdurdan beş yaştan daha büyük ise, şikayet koşulu
aranmaksızın, cezası iki kat artırılır.
Maddenin daha açık, ancak bütün unsurları
ve sonucları aynı olacak şekilde şöyle yazılması da mümkündür:
(1) Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, onbeş
yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, birbuçuk yıldan altı
yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2)
Şu kadar ki, fail mağdurdan beş yaştan daha büyük değilse, takibat şikayete bağlı olur ve cezanın
üçte ikisi indirilir.
Bu iki yazım tarzı arasında, suçun
unsurları ve cezası bakımından hiçbir fark yoktur. Ancak yasadaki yazım şekli,
ilk bakışta sanki reşit olmayan kişiyle cinsel ilişkide bulunmak suçu şikayete
bağlı ve cezası hafif bir suç imiş;
failin beş yaştan büyük olması halinde ise birdenbire cezası ölçüsüz
biçimde ağırlaşıveren ve resen takibi yapılan bir suç imiş gibi bir izlenim
verebilmektedir. İptale ilişkin
itirazlar da özellikle bu noktada toplanmıştır. Ancak, maddeyi bu şekilde
anlamaya olanak yoktur. Zira, o takdirde, temel suçu sadece 20-23 yaşları
arasındaki kişiler (15-18 yaşları arasındaki mağdurla 5 yaş fark)
işleyebilecek; her yaştaki diğer kişiler ise
suçun ancak ağırlaştırılmış şeklini işleyebilecektir. Yasa koyucunun sadece 20-23 yaş arasındaki
kişiler için bir suç ihdas ettiği, diğer herkes için de bunun ağırlaştırılmış
şeklini öngördüğü tarzında bir
anlayış, hukuk mantığına aykırıdır. Bu nedenle,
"Reşit olmayanla cinsel ilişki" suçunun, aslında, T.C.K.'nun 104.
maddesinin (1) numaralı fıkrasında değil, (2) numaralı fıkrasında düzenlenmiş
olduğu açıktır. Yasa metninin farklı bir teknikle yazılmış olması bu gerçeği
değiştirmez. İkinci fıkranın iptali,
yasa koyucunun ceza siyasetinin gereği olarak kendi takdiri içinde aşamalı ve
oranlı olarak düzenleyip uygun yaptırıma bağladığı eylemlerden birini suç
olmaktan çıkartıp, bunun yerine aynı suçun özel nedenlerle öngörülmüş indirim
sebepli haline verilebilecek cezanın, asıl suçun yaptırımı haline getirilmesi sonucunu
doğurmuştur. İptal kararı, bu nedenle, Anayasanın 153. maddesinin ikinci
fıkrasındaki "Anayasa Mahkemesi, bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin
tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir
uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez" ilkesi açısından da
sorgulanabilir. İptal edilen yasa kuralının karşılığı olan suç eski ceza
kanununda "Cebren ırza geçen, küçükleri baştan çıkaran ve iffete taarruz
edenler" başlıklı Sekizinci Bap 416. maddede düzenlenmiş ve faile, şikayet
aranmaksızın, altı aydan üç seneye kadar hapis cezası verilmesi öngörülmüştü.
Yeni ceza kanununda da, mağdurla yaş farkı beş yıldan az olanlar hariç, benzer
bir düzenleme yapılmışken, iptal kararı sonucu bu düzenleme tersine çevrilmiş
ve yeni bir uygulama yaratılmış olmaktadır.
İptal edilen ceza yasası kuralının
herhangi bir yönden Anayasaya aykırı olup olmadığının incelenmesine geçilmeden
önce, bu kuralın sosyal hukuk devletindeki işlevinin ne olduğu kadar, kuralın
ortadan kaldırılmasının toplumsal, ahlaki ve hukuki sonuclarının da göz önünde
bulundurulması uygun olacaktır.
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, reşit olmayan kişiyle cinsel
ilişki, sadece mağdurun (veya kanuni temsilcilerinin) rızasına bırakılamayacak
bir konudur. Hukuk devleti, vatandaşı olan çocuğu, gerektiğinde ana-babasına
karşı da koruyan devlettir. Bu nedenle, liberal yaşam tarzını özümsemiş,
ana-babanın çocukları üzerindeki denetiminin asgariye inmiş ve ahlaki konuların
cinsellikle değil, kişinin toplumuna karşı, başta yasalara saygı gelmek üzere,
hukuki ödevlerinin yerine getirilmesiyle ölçülmesinin temel ahlaki standart
haline gelmiş olduğu Batılı çağdaş toplumlarda dahi, reşit olmayanlarla cinsel
ilişki suçu kamu adına takip edilerek, çoğu kez ağır yaptırımlara
bağlanabilmekte, faillere on yıllara varan cezalar verilebilmektedir. Çağdaş
laik ahlaktan henüz nasibini alamamış, kadın-erkek eşitliğinden uzak, kız
çocuklarının okutulmadığı, feodal değer ve törelerin geçerli olduğu toplumlarda
ise, çağdaş hukuka göre çocuk sayılan kızların, törelere göre gerçekleştirilen
ve daha ziyade bir alım-satım niteliği taşıyan evlendirmeler sonucunda,
kişiliğini geliştirme, eğitim, bilim ve hatta siyasi haklarını kullanmaktan
fiilen mahrum bırakılarak, ikinci sınıf bireyler haline getirilmeleri maalesef
bir türlü önü alınamayan bir olgudur. Ekonomik sorunların ağır bastığı,
fakirlik, örgütlü suçlar ve kural tanımazlık gibi olumsuzlukların hakim olduğu
kimi toplumlarda ise, suç örgütlerinin de devreye girmesiyle, çocuk yaşta pek
çok kızların fuhşa sürüklendiklerini, üstelik bu olgunun görüldüğü ülkelere
sırf bu amaçla seks turlarının düzenlendiğini, uluslar arası yazılı ve görsel
basında kimi zaman izlemekteyiz. Öte yandan, gerek gelişmiş, gerek
sosyo-ekonomik bakımdan geri kalmış durumdaki toplumların hepsinde, çocuk
yaştaki kişilerin istenmeyen gebelikler sonucu dünyaya getirdikleri ve
kendilerinin bakamamaları nedeniyle topluma ve devlete bir sorun olarak
devrettikleri çocuklar, bu gibi bilinçsiz cinsel eylemlerin sonucudur.
Toplumumuzun kısmen dahi olsa bu gibi olumsuzluklara maruz kalmaması
için, Anayasamızın 5.maddesinde
sayılan Devletin temel amaç ve görevleri arasındaki "kişilerin ve toplumun
refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin
temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle
bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri
kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli
şartları hazırlamaya çalışmak" görevini yerine getirirken çocukları, ister
töreden, ister ekonomik koşullardan kaynaklansın her türlü istismardan koruması
mutlak bir zorunluluktur. Anayasamızın 41. ve 58. maddeleri de bunu
doğrulamaktadır. Bu nedenle, reşit
olmayanlarla cinsel ilişkiye devletçe müdahalenin sadece cebir, tehdit ve
hilenin saptanması ya da şikayet yapılması koşullarında mümkün olabilmesi,
Devleti, bu görevlerini yerine getirmekte güçlüklerle karşı karşıya
bırakır. Ana-babasının yeterince
ilgilenmediği, dahası, kötü niyetli olduğu
veya aile geçimsizlikleri nedeniyle evini terk etmiş bir çocuğun şikayet
hakkını kullanması ne derece geçerli olabilir? Kaldı ki failin çeşitli yollarla
şikayeti geri aldırtması ve bu nedenle, T.C.K.'nun 73. maddesi gereğince, faile
ceza verilememesi güçlü bir olasılıktır. Bu nedenlerle, Devlet şayet 15-18 yaş
grubundaki bu gençleri korumak istiyorsa, ilke olarak suçun takibi şikayete
bağlı olmamalıdır. T.C.K.'nun 104. maddesinin (2) numaralı fıkrasının iptali,
geriye kalacak (1) fıkranın yukarıda açıklanan amaçların yerine getirilmesi
açısından yetersiz kalacak olması nedeniyle, kamu yararına aykırı sonuclar
doğuracaktır.
Hukuk devleti ve sosyal devlet kavramları
adına bu genel hususlara zorunlu olarak değinildikten sonra, iptali istenen
kurala yapılan, Anayasanın eşitlik ilkesine, aile kurma hakkına, aile hayatının
ve özel hayatın gizliliğine aykırılık ya da ölçüsüzlük gibi itirazları ayrı
ayrı ele almak uygun olacaktır.
II. Eşitlik
ilkesine aykırılık iddiası açısından:
Anayasamızın 10. maddesinde yer alan
"Kanun önünde eşitlik" ilkesinin anlamı, Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında
açıklanmış ve uzun yıllar zarfında aynı şekilde anlaşılarak, tam bir istikrar
kazanmıştır. Buna göre eşitlik, kişiler arasında eylemli eşitlik olmayıp, aynı
hukuki konumda bulunan kişilerin arasında gözetilmesi gereken eşitliktir. Haklı
nedenlerle ve sınırları açıkça belirlenerek yapılan farklı hukuki düzenlemelere
tabi kişilerin farklı hukuki sonuclarla karşılaşmalarının Anayasaya
aykırılığından söz edilemez.
İptal
davasına konu edilen T.C.K.'nun 104. maddesi bakımından da eşitliğin, onsekiz yaşını bitirmemiş
çocukla cinsel ilişkiye giren kişilerden, mağdurla arasında beş yaştan az fark
bulunan sanıklar arasındaki eşitlik; beş yaştan fazla fark bulunan sanıkların
da kendi aralarında eşitlik bulunması dışında
anlaşılması mümkün değildir. Sanıklar, yaşlarına göre farklı hukuki
konumlarda bulunmaktadır.
Burada,
incelenmesi gereken iki soru bulunmaktadır.
Birincisi,
sanıklar, mağdurla aralarındaki yaş farkı ölçütüne göre farklı hukuki
konumda mütalaa edilebilir mi?
İkincisi de, yaş kıstası, belli bir yılla
(21, 23, 24 vb) olarak değil de, mağdurun yaşına oranlı (5 yaştan küçük)
biçimde belirlenebilir mi?
Birinci soruya cevaben, öncelikle,
neredeyse tüm ceza hukukunun, sanıkla mağdur arasındaki ilişkinin özelliğini
göz önünde tutan düzenlemelerle dolu olduğunu ve ceza adaletinin de esasen
başka türlü sağlanamayacağını hatırda tutmak gerekir. Cebir, tehdit ve hile
olmadan işlenen bir cinsel suçta, yani
mağdurun rızasına dayalı olarak işlenebilen bir suçta, sanıkla mağdur
arasındaki yaş yakınlığı, diğer bir deyişle "yaşıtlık" bulunması, cezayı
azaltıcı ve takibini şikayete bağlı hale getirici haklı bir neden olamaz mı?
Aynı şekilde, açıkça mevcut olan yaş büyüklüğü, suçun şikayet koşuluna bağlı
olmaksızın takibi ve daha ağır ceza verilmesi için haklı bir neden oluşturmaz
mı? Kuşkusuz evet. Zira, hayatın
deneyimleri ve psikoloji biliminin verilerinin de tartışılmaz biçimde
gösterdiği gibi, "gençlik" denen bir çağ
ve bu çağdaki kişilerin gerek çocuklardan, gerek yetişkinlerden farklı
özellikleri vardır. "Genç" ve "gençlik" aynı zamanda hukuki ve Anayasal kavramlar olup, Anayasamızın "Gençliğin korunması" başlıklı 58. maddesi, Devletin "gençleri alkol
düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk,
kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli
tedbirleri" almasını öngörmüştür. Onbeş yaşlarından itibaren fizyolojik
bakımdan yetişkinlerden pek farklı olmasa da gençlerin, yirmili yaşlarının
ortalarına kadar, bu konularda tam anlamıyla bilinçli ve sağlıklı seçimler
yapamayacakları gerçeğinden hareketle, ceza kanunu, rıza ile cinsel ilişkide
yaş esasına dayalı bir farklılaşmaya gitmiştir. Normal şartlarda, onbeş
-yirmiiki yaşlar arasındaki gençlerin sosyal çevreleri, beğeni ve istekleri,
hayata bakışları benzerlik gösterir; yaş farkı büyüdükçe gençlerle yetişkinler
arasında benzerlikler, ortak noktalar azalır. Bu durum, kentsel yaşamda olduğu
kadar kırsal kesimlerde de böyledir. Bu nedenle T.C:K.'nun 104. maddesinde,
sözü edilen yaşıt gruptaki gençlerin birbirlerini tanıyacakları, duygusal
ilişkiler kurabilecekleri, dolayısıyla cinsel ilişki halinde de istence dayalı
bir eylemin varlığının karine olarak kabul edilebileceği öngörülmüştür.
Bilindiği gibi, her rıza gösterme,
istekli olma değildir. Rıza, olacak veya gerçekleşmekte olan bir olaya
karşı koymamak, gerçekleşmesine onay vermektir. İstek ise, olayın
gerçekleşmesini beklemeyi, hatta eylemli olarak kolaylaştırmayı ifade eder. Yaş farkı açıldıkça, yasa önünde çocuk
sayılan bu gençlerin yetişkinlerle sosyal çevreleri farklılaşır, ortak noktaları
azalır. Dolayısıyla, ilişkide isteklilik
karinesi geçerliğini kaybeder.
Kurulan ilişki, toplumca da, daha az hoşgörüyle karşılanır. Fail açısından, yaş
büyüdükçe, çocuk yaştaki kişiyle ilişki kurması toplum nazarında yakışıksız,
hatta açıkça anormal görülür. Her ikisi de öğrenci olan, sözgelimi 16 ve 19
yaşlarında iki gencin arasındaki ilişki ile, birisi 15, diğeri 40 yaşındaki iki
kişinin arasındaki ilişki aynı değildir; dolayısıyla faillerin hukuki konumları
da aynı olamaz. Zira, bu durumda artık tam bir yetişkin olan, ekonomik ve maddi
güç, toplum içindeki konum ve yaşam deneyimleri
bakımından çocuk sayılan kişi ile ortak yanları bulunmayan fail, cinsel partner olarak kendisine daha
uygun bir kişiyi seçme imkanına sahiptir. Sonuç olarak, bu kişinin mağdura yaşça yakın olan diğer bir faille
arasında eşitlikten bahsedilemez.
Bu
noktada, gençlere tanınan bu hoşgörünün neden diğer cinsel suçların
(102. maddedeki cinsel saldırı, 105. maddedeki cinsel taciz) faillerine de
gösterilmediği sorusu akla gelebilirse de, bunun yanıtı gayet açıktır. Diğer
suçlar, mağdurun rızası olmaksızın gerçekleştirilen eylemlerdir; bunların
yanlışlığını her yaştaki kişi, mağdurla arasındaki yaş farkı ne olursa olsun,
aynı derecede bilebilecek konumdadır.
Cezada ve suçun takip şeklinde ölçütün,
failin belli bir yaşta olmasına değil, mağdurun yaşına oranla kaç yaş büyük
olduğuna bakılarak belirlenmesinde Anayasaya aykırılık olup olmadığına gelince,
bu konuda da öncelikle ölçütün herkes
için geçerli, bilinebilir ve nesnel olup olmadığına, yani "kanunsuz suç
olmaz" kuralına uyup uymadığına bakmak gerekir. Suç, cebir, tehdit ve hile
olmadan çocukla cinsel ilişkiye girmektir. Diğer bir deyişle, mağdur ve fail
eylem öncesinde birbirini tanımaktadır. Bu durumda, yaşça büyük olan taraf,
eylemin sonuclarını öngörmek ve ilişkiye gireceği kişiyle arasında beş yaştan
fazla fark varsa, cezasının ağırlaşacağını göz önüne alarak, eylemden kaçınmak
imkanına sahiptir. Bu nedenle, anlaşılabilir ve haklı dayanakları olan "beş
yaş" ölçütünde ceza hukukunun temel ilkelerine ve Anayasaya aykırılık
bulunmamaktadır.
III.
Ailenin korunması ilkesine aykırılık iddiası açısından:
İtiraz yoluyla iptal davası açılırken,
iptali istenen kuralın, Anayasanın 41. maddesine aykırılığı savı da ortaya
konmuştur. Anayasanın 41. maddesi şöyledir:
"Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler
arasında eşitliğe dayanır.
Devlet ailenin huzur ve refahı ile
özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile
uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar."
Yukarıda belirtilen Anayasa maddesiyle
ilgili olarak, T.C.K.'nun 104. maddesinin, küçük yaştaki kişiyle ancak
ana-babasının rızasıyla veya mahkeme kararıyla evlenebilecek olan beş yaştan
büyük kişinin, "evlenmek amacıyla da olsa evlenmeden önce ilişki kurması halinde suç işlemiş
sayılmasının" adil olmadığı; kendisinin ya da ebeveyninin isteği ile
"aralarında beş yaştan fazla fark olan kişilerin ilişkiye girmeleri veya evli
gibi birlikte yaşamaları halinde suçtan haberdar olan yetkili makamların,
şikayet olmasa bile, küçükle ilişkiye giren kişi hakkında kovuşturma yaparak
dava açabilmesinin haklı sayılamayacağı" gibi hukukilikten uzak gerekçeler
ileri sürülerek, ceza kanununun iptali istenen maddesinin "ailenin huzurunu bozacağı"
şeklinde tuhaf bir sonuca varılmıştır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, evlenmeden önce kurulan ilişkinin
evlenme amacıyla dahi olsa suç sayılmasının yadırganacak hiçbir yönü olamaz.
Böyle bir olayda, evlenmenin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği önceden
bilinemeyeceği ve gerçekleşmemesi durumunda küçüğün mağduriyeti daha da
artacağı gibi, gerçekleşmesi halinde dahi evlenmenin, küçüğün menfaatlerine
gerçekten uygun olup olmadığı da tartışılabilir. Anayasamız, herkesin maddi ve
manevi varlığını geliştirme hakkını (madde 17), eğitim ve öğrenim hakkını
(madde42), bilim ve sanatı öğrenme hakkını (madde 27) ve çalışma hürriyetini
(madde 48) güvence altına almıştır. Acaba,
cebir, tehdit ve hileye başvurulmaksızın, ancak aile baskı, telkin ve
yönlendirmesiyle veya bir şekilde rızası elde edilerek, kendisinden on-onbeş
yaş büyük bir kişiyle medeni nikah dışında birlikte yaşamaya zorlanan bir kız
çocuğunun yukarıda sayılan Anayasal hakları ne olmaktadır?
Anayasamız
evliliği, hukuk kuralları içinde ve bilinçli kişilerin serbest istençleriyle
gerçekleştirilmiş bir kurum olarak görmekte ve bu niteliğiyle himaye
etmektedir. Bu nedenle, iptali istenen kuralın Anayasanın 41. maddesine
aykırılığından sözetmek mümkün değildir. Öteyandan, suçun işlenmesinden sonra
evlenmenin gerçekleşmesi, buna rağmen daha sonraki bir tarihte kamu davası açılabilmesi de, kuralın Anayasaya aykırılığına gerekçe
olamaz. Zira, böyle bir durumda, T.C.K.'nun
61. maddesi gereğince ceza belirlenir ve bireyselleştirilirken, "failin
güttüğü amaç ve saik" mahkemece gözönde bulundurulacak ve doğal olarak ceza,
aşağı hadden verilecektir. Bu durumda da bir buçuk yıl hapis cezasına
hükmolunacaktır. Ayrıca, T.C.K.'nun 62. maddesine göre, failin "fiilden sonraki
davranışları" dikkate alınarak cezanın beşte birine kadarı indirilecektir. Bu
şekilde üç buçuk aydan fazla bir indirim daha
mümkün olmaktadır ki, toplam ceza herhalde iki yılın altında
olacağından, T.C.K.'nun 51. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre, ertelenebilecektir.
Bu itibarla, iptal istemlerine gerekçe yapılan "aradan yıllar geçtikten ve
birliktelikten çocuklar dünyaya geldikten sonra bile dava açılabileceği,
kocanın hapislere atılabileceği" gibi abartılı ve dramatik beyanlar her türlü
hukuki temelden yoksundur. Kaldı ki, acaba bu evlilik, gerçekten mağdurun
yararına olmuş mudur ve belki de ileride, onsekiz yaşını doldurduktan sonra,
daha bilinçli bir şeçimle yapacağı daha iyi bir evliliğin, ya da meslek ve
sanat alanında belki de gerçekleştirebileceği bir başarının yolunun kapatmamış
mıdır; tartışılabilir. Dolayısıyla, gerçekleştiği sırada suç olan eylem,
faraziyelere ve daha sonraki olayların gelişmesine göre suç olmaktan çıkamaz.
Özetle,
iptali istenen kural, Anayasanın 41. maddesinde "Türk toplumunun temeli" olduğu
ve "eşler arasında eşitliğe" dayandığı belirtilen aile kurumuna herhangi bir
yönden aykırı olmadığı gibi, bilinçsiz, hukuk kuralları dışında gerçekleşen,
özgür bir istence ve karara dayandığı kuşkulu olan birtakım ilişkileri, tek
veya çok eşli birliktelikleri ve aileye alternatif diğer yaşam tarzlarını
caydırıcı niteliğiyle, aslında aile
kurumunu destekleyen bir hükümdür.
Tüm bu nedenlerle, 104. maddenin (2)
numaralı fıkrasının Anayasanın 41. maddesine aykırılığından söz edilemez.
IV. Mağdurun özel hayatının gizliliği ve özgürlüklerinin
korunması açısından:
T.C.K.'nun 104. maddesinin getirdiği "beş
yaş" ölçütü nedeniyle suçun takip şeklinin değişmesi, yani beş yaştan büyük
sanığın eyleminin, mağdurun şikayetine bakılmaksızın takip edilmesinin,
mağdurun özel hayatının gizliliği ve korunması açısından Anayasaya herhangi bir
aykırılık doğurup doğurmadığını incelerken, Anayasanın ilgili 20. maddesine
bakmakta yarar vardır. Anayasanın 20. maddesine göre:
"Herkes, özel hayatına ve aile hayatına
saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.
Milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya
başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına
bağlı olarak usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere
bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış
merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kağıtları ve eşyası
aranamaz ve bunlara el konulamaz. …"
Anayasanın, temel hak ve hürriyetlerin
sınırlanmasının koşullarını belirleyen 13. maddesine göre, temel hak ve
hürriyetler özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde
belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu madde
ışığında, suç işlenmesi ve genel ahlakın
korunması sebepleriyle, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine istisnalar
getirilebileceği tartışmasızdır.
Bu nedenle, beş yaş kuralına göre farklı
hukuki konumda bulunan ve dolayısıyla hakkında farklı şekilde takibat yapılan failin cezalandırılması
amacıyla mağdurun şikayeti olmasa bile savcılığa veya mahkemeye çağrılarak
beyanının alınması ve diğer yargılama işlemlerine dahil edilmesi, mağdurun özel
hayatının gizliliğini ihlal olarak görülemez. Kaldı ki, Ceza Muhakemesi
Kanununda, mağdurun özel yaşamına saygı gösterilmesi için başvurulabilecek
kurallar da bulunmaktadır. Özel yaşamın
gizliliği kuralını başka şekilde anlamak, tüm ceza sistemini alt üst eder; bazı
ilkel töreler dolayısıyla, "yeter ki duyulmasın" diye, kanuni yollara başvurmak
yerine tecavüz mağduru kendi öz kızlarını öldüren kişilerin zihniyetine
haklılık kazandırmak olur.
Tüm bu gerçeklere karşın, yine de "Mağdur
(çocuk), ilişkiye gireceği kişiyi seçme hakkına sahiptir. Ancak, seçeceği partnerin
beş yaştan büyük olması halinde bunun kanuni sonuclarının daha ağır olması, bu
seçim özgürlüğünü zedelemektedir" diye bir iddia ileri sürülebilir. Bunun
yanıtı ise gayet açıktır. Öncelikle, ortada bir suç vardır ve mağdurun, maruz kalacağı suçun failini
seçme hakkı gibi bir garabetten bahsedilemez.
Ayrıca, ortada bir çocuk vardır ve çocuğun bu konudaki kararını geçerli
saymaya, hukuk sistemi cevaz veremez. Evlenmek için onsekiz yaşını doldurması
gereken, onyedi yaşında evlenebilmek için ebeveyninin rızasına; önemli
sebeplerin mevcudiyeti halinde de, onaltı yaşında evlenebilmek için mahkeme
kararına ihtiyacı bulunan, Medeni Kanuna
göre de fiil ehliyeti ve evlenme hakkı olmayan kişinin cinsel partner seçme
özgürlüğünden, dolayısıyla, korunması gereken özel hayatın gizliliğinden söz edilemez.
Sonuç olarak, iptali istenen kuralda, özel
hayatın gizliliği ilkesi açısından da Anayasaya aykırılık bulunmamaktadır.
V. Cezada ölçülülük ve hukuk devleti açısından:
Hukuk devleti, Anayasa Mahkemesinin pek
çok kararında tarif edilmiştir. Ceza hukuku bakımından hukuk devleti, çağdaş
ceza adaletini gözeten, intikam değil ıslah anlayışıyla ceza veren, gereksiz
yere ağır ve eylemle oransız cezalara mevzuatında yer vermeyen, cezaları
bireyselleştiren, cezaların yasayla belirlenen alt ve üst sınırları içinde
bağımsız yargıya geniş takdir hakkı veren devlettir. Yasalarda öngörülen belli
bir yaptırımı beğenmeyen, böyle bir yaptırım bulunması işine gelmeyen herkes,
bu yaptırımın Anayasanın hukuk devleti ilkesine aykırı olduğunu ileri
sürebilir. Bu nedenle, Anayasa Mahkemesi, bir kuralın Anayasaya uygun olup
olmadığının denetimini yaparken, hukuk devletine aykırılığı saptaması halinde
bunu açık, nesnel ve hukuk sistemi içindeki diğer kurallarla mukayeseli biçimde
ortaya koymak durumundadır.
T.C.K.'nun 104. maddesinde iki fıkra
halinde düzenlenen kuralların uygulanması sonucu verilebilecek cezaların,
failin yaşı ile mağdurun yaşı da dikkate alınarak, altı ay ile altı yıl
arasında değişebileceğini yukarıda açıklamıştık. Bu çerçevede, örneğin sadece
cinsel bir merak güdüsüyle veya bir duygusallık yaşayarak ilişkiye girebilecek
16 ve 19 yaşlarındaki iki kişiden fail konumunda olana, şikayet halinde, altı
aydan iki yıla kadar hapis cezası verilebilecek ve bu da ertelenebilecek ya da
bir yılı geçmiyorsa, T.C.K.'nun 50. maddesine göre seçenek yaptırımlardan
birine çevrilebilecekken, örneğin 40-50 yaşlarındaki bir kişinin 15-16
yaşındaki çocuklarla (hatta aynı cinsle) çirkin ve toplumda infial uyandıracak
tarzda ilişkiler kurmasının, resen takip edilerek, cezanın üst sınırı olan 6 yılla cezalandırılmasının son derece doğal
olacağına kuşku yoktur.
Alt ve üst sınırları ve şiddet-tahfif
nedenli halleri göz önüne alındığında, Ceza Kanunundaki pek çok suçların en az
ve en çok cezaları, on-onbeş katına kadar farklılık gösterebilmektedir
(Örneğin, kasten yaralama bir yıldan onaltı yıla kadar; işkence üç yıldan yirmidört yıla kadar;
cinsel saldırı iki yıldan yirmi yıla; çocukların cinsel istismarı üç yıldan
yirmi yıla kadar; cinsel taciz üç aydan üç yıla kadar; tehdit altı aydan beş
yıla kadar; mala zarar verme dört aydan onsekiz yıla kadar). Acaba bütün bu
cezalarda da ölçüsüzlük olduğundan söz edilebilir mi?
Reşit olmayanla cinsel ilişkiyi
cezalandıran 104. maddenin temel cezasının
alt sınırı bir buçuk yıl, indirimli halinin cezasının üst sınırı ise iki
yıldır. Diğer bir deyişle, "anlaşılmaz bir nedenle" konduğu iddia edilen beş
yaş kuralı uygulandığında ceza birdenbire ölçüsüz bir şekilde artmadığı gibi,
aksine, suçun her iki halindeki cezalar arasında örtüşme ve uyum bulunmaktadır.
T.C.K.'nun 104. maddesinin birinci ve
ikinci fıkralarına göre verilebilecek cezalar aynı şekilde ertelenebileceği gibi, suçun ikinci fıkraya göre verilecek cezası,
yerine göre, birinci fıkraya göre verilen cezadan daha az olabilmektedir. Bu
durumda ikinci fıkradaki cezanın ölçüsüzlüğünden bahsetmek mümkün olabilir mi?
Ölçülülük bahsinde son olarak şunu da
belirtmek gerekir ki, bu suçun mülga
Türk Ceza Kanununda karşılığı olan 416. maddeye göre de, cezanın alt ve
üst sınırları 6 ay ile 3 yıl arasıdır. Takibi ise şikayete bağlı değildir. Uzun
yıllar boyunca uygulanan ve içtihatlarla istikrar kazanan eski ceza yasası
kuralı bugüne kadar Anayasaya aykırı bulunmamıştır. Bu kurala, yeni yasa ile
haklı nedenlere dayalı, sınırları açık bir biçimde belirtilmiş, gençlere
yönelik özel bir indirim getiren, ancak kuralın esaslı unsurlarını koruyan yasa
koyucu, yeni yasa ile üst sınırda bir kat artırım yapmıştır ki, yasamanın
takdir hakkına giren bu artırımın hukuk devletine aykırılığı ileri sürülemez.
Dolayısıyla, iptal kararının, Anayasanın 2. maddesine dayandırılması da mümkün
değildir.
Sonuç
Anayasanın herhangi bir hükmüne aykırılık
içermeyen T.C.K. 104. maddesinin (2) numaralı fıkrasının iptalinin yol açacağı
yaptırım boşluğunun, toplumun sosyal dokusunu tahrip edeceğinden, çocuk fuhşunu
artıracağından, medeni nikah ve aile kurumuna zarar vereceğinden, gençlerde ve
özellikle kız çocuklarında mağduriyete neden olacağından kaygı duymamak mümkün
değildir. Yasama organının bu konuyu tekrar ele alarak yeni bir düzenleme
yapması temenni olunur.
Üye
Osman
Ali Feyyaz PAKSÜT