Gümrük Kanunu`nun 198. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ‘69 uncu madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla, yapılan kontrol ve denetlemeler sonucunda hiç alınmadığı veya noksan alındığı belirlenen gümrük vergileri ile işlemleri daha sonra yapılmak üzere teslim edilen eşyaya ilişkin gümrük vergilerinin, yükümlüye tebliğ edildiği tarihten itibaren on gün içinde ödenmesi zorunludur` biçimindeki birinci paragrafının, itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme`nin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, bu paragrafa ilişkin başvurunun Mahkeme`nin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı: 2006/98; Karar Sayısı: 2006/7; Karar Günü : 29.6.2006
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:07.11.2006 tarih ve
26339 sayılı R.G.
Sonuç V
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Ankara
2. Vergi Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 27.10.1999
günlü, 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 198.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının, "69 uncu madde hükümleri saklı kalmak
kaydıyla, yapılan kontrol ve denetlemeler sonucunda hiç alınmadığı veya noksan
alındığı belirlenen gümrük vergileri ile işlemleri daha sonra yapılmak üzere
teslim edilen eşyaya ilişkin gümrük vergilerinin, yükümlüye tebliğ edildiği
tarihten itibaren on gün içinde ödenmesi zorunludur" biçimindeki birinci paragrafının,
Anayasa'nın 2.,
10. ve 36. maddelerine aykırılığı savıyla iptali ve yürürlüğünün
durdurulması istemidir.
I - OLAY
TIR karnesi sahibince ödenmesi
gereken, ancak tahsili mümkün olamayan gümrük vergi ve resimlerinin, "TIR
Karneleri Himayesinde Uluslararası Eşya Taşınmasına Dair Gümrük Sözleşmesi"
gereğince kefil kuruluş olarak Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nden tahsili
için düzenlenen ödeme emrinin iptaline ilişkin davada, itiraz konusu kuralın
Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme iptali için başvurmuştur.
II - İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe
bölümü özetle şöyledir:
"…
Vergi alacağının tahsilini
sağlamak amacıyla ödeme emri düzenlenebilmesi için verginin ilgili kanununda
gösterilen süre içinde diğer ifade ile vadesinde ödenmemesi gerekir. İncelenen
uyuşmazlık da, ödenmeyen gümrük vergisinin tahsilini sağlamak amacıyla
düzenlenmiş olan ödeme emrine ilişkin bulunduğundan, ödeme emri düzenlenmesi
için 4458 sayılı Yasa'nın 198. maddesinin birinci fıkrasında öngörülen 10 günlük vade süresinde verginin
ödenmemiş olmasının gerektiği, bu bağlamda da, 4458 sayılı Yasa'nın 198.
maddesinin birinci fıkrası hükmünün olayda uygulanması gerekli hüküm olduğu açık
bulunmaktadır.
…
4458 sayılı Yasa'da tahakkuk
ettirilen vergilere karşı vergi mahkemesinde dava açılması için özel bir süreye yer verilmemiş
olduğundan gümrük vergisi mükellefleri içinde 2577 sayılı Yasa'da öngörülen 30
günlük genel dava açma süresi geçerli bulunmaktadır. Gümrük idaresince tahakkuk
ettirilip, tebliğ edilen gümrük vergisinin yükümlüsü, 4458 sayılı Yasa'nın 198.
maddesinin birinci fıkrası hükmü
uyarınca 10 gün içinde bu vergiyi ödemesi veya 30 gün içinde bu verginin
terkini için vergi mahkemesinde dava açması gerekmektedir. Bu durumda, gümrük
vergisi yükümlüsünün dava açma hakkını gerekli düzeltme ve itiraz
başvurularının sonuclanmasından sonra, 30 günlük süre içerisinde kullanmak
istemesi halinde daha düzeltme talebi neticelenmeden ve itiraz hakkını
kullanmadan önce adına tahakkuk ettirilen vergiyi ilk 10 günlük sürede ödemesi
gerekir.
Aksi halde 4458 sayılı Yasa'nın
anılan hükmü uyarınca vergi süresince ödenmediğinden kesinleşecek ve gümrük
idaresi 6183 sayılı Yasa uyarınca takibe geçebilecektir. Bu durumunda da gümrük
vergisi yükümlüleri yönünden hak arama hürriyetini kısıtladığı açık
bulunmaktadır.
Anayasa Mahkemesi'nin hukuk
devletinde bulunması gereken ilkeler konusunda yaptığı tanımlamaya ilişkin
yukarıda yer verilen kararında; her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurmayı amaçlayan ve bu geliştirerek
sürdüren, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa'ya aykırı durum
ve tutumlardan kaçınan … gibi hukuk devletinde olmazsa olmaz ilkeler ortaya
konulmaya çalışılmıştır.
Gerçekten de, yargı denetimine
açık her eylem ve işlemin hukuk devleti ilkeleri bağlamında hukuka uygun olup olmadıkları
yönünden yargı denetiminden geçirilmesi için tanınan dava açma hakkının
kullanılması için getirilen kısıtlamaların hukuk devleti ilkesini zedelememesi
gerekir.
Hukuk devleti ilkesinin birinci
koşul olarak kabul edildiği yargı düzenlerinde kişiler işin ayrı yargılama
sistemlerinin uygulanması gerektiği kabul edilemez. Adli, idari, askeri yargı
düzenlerinin herhangi birinde yapılacak yargılamada izlenecek yöntemin herkes
için aynı olması gerekir.
Vergi, resim ve harç gibi mali
yükümlülüklerin her biri farklı özelliklere sahip iseler de, diğer vergi
mükellefleri ile gümrük vergisi mükelleflerinin, mükellef olma, kendilerinden
tahsil edilmesi gereken mali yükümlülüklerin kamu gücüne dayanılarak alınması
ve aynı yargı mercilerinde davacı olarak haklarını arayabilmeleri bakımından
aynı hukuksal durumda oldukları kuşkusuzdur.
4458 sayılı Yasa'nın 198.
maddesinin birinci fıkrasında, 213 sayılı Yasa'nın 112. maddesinde yer alan 30
günlük ödeme süresinden farklı olarak 10 günlük bir ödene süresi öngörülmüş
olması, dava açma süresi yönünden aynı hükme tabi olan 213 sayılı Yasa
kapsamında bulunan vergilerin yükümlüleri ile gümrük vergisi yükümlüsü arasında
farklılık doğmasına yol açtığından adaletli bir hukuk düzenine tamamıyla
aykırıdır.
…
Genel olarak verginin beyanı,
tarh, tahakkuk ve vergi mahkemelerinde dava açma usulü ile ilgili kurallar 213
sayılı Vergi Usul Kanunu'nda, tahsile ilişkin kurallar ise 6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'da yer almıştır. Gümrük vergi ve cezaları konusunda ise
verginin beyanı, hesaplanması, tahakkuku, gümrük idaresine itiraz ve dava
açılması ile ilgili kurallar 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nda düzenlenmiş, gümrük
vergi ve cezalarının tahsilat usulü de 6183 sayılı Yasa'da belirtilmiştir.
…
213 sayılı Vergi Usul
Kanunu'nun 8. maddesinin birinci fıkrasında "Mükellef, vergi kanunlarına göre
kendisine vergi borcu terettüp eden gerçek veya tüzelkişidir." denilerek
mükellefin tanımı yapılmış, 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 3. maddesinin 11
numaralı fıkrasında da "yükümlü" deyiminin "gümrük yükümlülüklerini yerine
getirmekle sorumlu bütün kişileri" ifade edeceği belirtilmiştir.
Vergi, resim ve harç gibi mali
yükümlülüklerin her bira farklı özelliklere sahip iseler de, diğer vergi
mükellefleri ile gümrük vergisi mükelleflerinin, mükellef olma, kendilerinden
tahsil edilmesi gereken mali yükümlülüklerin kamu gücüne dayanılarak alınması
ve aynı yargı mercilerinden davacı olarak haklarını arayabilmeleri bakımından
aynı hukuksal durumda oldukları kuşkusuzdur.
Bu bağlamda, adlarına tarh ve
tahakkuk ettirilen vergilere karşı dava açma hakkının ve buna bağlı olarak dava açma süresinin
kullanımı yönünden aynı hukuksal durumda olan gümrük vergisi yükümlüleri ile
diğer vergilerin yükümlülerinin özel kanunda getirilen 10 günlük ödeme süresi
nedeniyle, arasında hukuki eşitlik bulunması gerekirken vergi mahkemesinde
davacı konumunda olma yönünden hukuken geçerli olabilecek bir sebep
bulunmamaksızın iki mükellef grubu arasında farklılık yaratılmıştır.
…
Gümrük idaresince eksik ve hiç
ödenmediği belirlenen gümrük vergisinin tebliğinden itibaren 10 gün içinde
ödenmesi zorunluluğu ve buna bağlı olarak vadesinde ödenmeyen verginin kesinleşecek
olması nedeniyle adına tahakkuk ettirilen gümrük vergisine karşı 30 gün içinde dava açabilme
hakkı bulunan gümrük vergisi yükümlüsünün verginin kesinleşmemesi için ya dava
açma hakkının Yasa'da belirlenen ödeme süresi olan 10 gün içinde kullanması ya
da 10. günden sonra dava açma hakkını kullanmak istiyor ise verginin
kesinleşmemesi için ödedikten sonra dava açması gerekmektedir.
Hak arama hürriyetine getirilen
bu sınırlamanın da 36. maddenin
hükümlerine aykırı olduğu sonucuna varılmaktadır.
…
Yasakoyucu tarafından kabul
edilerek yasa haline gelen metinlerin ekonomik uyumu gerçekleştirmesi yanında
evrensel hukuk kuralları ile birlikte Anayasa'ya uygun düzenlenmelidir. Normlar
hiyerarşisi bakımından üst norm olan Anayasa'ya aykırı olan alt normun hukuk
aleminde varlığını devam ettirmemesi gerekir.
Nitekim, yeni getirilen yasal
düzenlemelerin Anayasa'nın diğer maddelerine uygunluğu ile birlikte, Türkiye
Cumhuriyetinin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına
alınmış olan adil yargılama hakkının metne dahil edilmesi gerekçesiyle 4709
sayılı Kanun'un 14. maddesi ile Anayasa'nın 36. maddesine eklenen adil
yargılanma hakkına da uygun bir düzenleme olmalıdır.
Adil yargılanma hakkı 3.10.2001
tarihinde Anayasamızda yeralmışsa da, batı hukuk sistemlerinin yıllardan beri vazgeçemeyeceği
temel haklar arasında yer almaktadır. Hukuk devleti ilkesi bireylerin temel
haklarının korunması konusunda gösterilen başarı oranında gerçekleşmektedir.
Günümüzde Anayasalarda haklar alanının ayrıntılı olarak düzenlenmesi şeklinde,
ya da böyle bir düzenleme yoksa Anayasa Mahkemesi'nin hukuk devleti ve demokrasi kavramları konusunda yaptıkları
yorumlar yoluyla bu koruma gerçekleştirilmektedir.
Anayasamızın 36., 38., 125., 138. ve 142. maddelerinde
adil yargılama hakkının içerdiği pek çok
ilke veya hak yer almasına rağmen 2001 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile
adil yargılanma hakkı Türkiye'de de Anayasa'nın
bir parçası haline gelmiştir.
Adil yargılanma hakkı
Türkiye'nin de tarafı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde
tanımlanmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi; adil yargılanma hakkının demokratik bir toplumda
öne çıkan yerinin, bu alandaki denetim açısından Mahkeme'yi, dava konusu usulün
gerçeklerini incelemeye sevketmesi olduğunu belirtmiştir.
Adil yargılanma hakkı kapsamında
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin birinci fıkrasında bir çok hak ve ilkede
güvence altına alınmıştır. Bunlardan birisi de hakkaniyete uygun yargılanma
hakkıdır. Burada önemli olan yargılama faaliyetinin tüm işlemlerinin bir bütün olarak hakkaniyete uygun olarak yapılıp
yapılmamasıdır.
İtiraz konusu kuralla
vergi mahkemesinde davacı konumunda olan
gümrük vergisi yükümlüleri ile diğer vergiler yükümlüleri arasında dava açma
süresinin kullanımı yönünden doğan farklılığın Anayasa'nın 36. maddesinde 2001
yılında yapılan değişiklikle getirilen "adil yargılanma hakkına" aykırı olduğu
kanaatine varılmıştır."
III - YASA METİNLERİ
A - İtiraz Konusu Yasa Kuralı
27.10.1999 günlü, 4458 sayılı
Gümrük Kanunu'nun 198. maddesinin (1) numaralı fıkrasının itiraz konusu birinci
paragrafı şöyledir:
"MADDE 198.- 1. 69 uncu madde
hükümleri saklı kalmak kaydıyla, yapılan kontrol ve denetlemeler sonucunda hiç
alınmadığı veya noksan alındığı belirlenen gümrük vergileri ile işlemleri daha
sonra yapılmak üzere teslim edilen eşyaya ilişkin gümrük vergilerinin,
yükümlüye tebliğ edildiği tarihten itibaren on gün içinde ödenmesi zorunludur."
B - İlgili Sözleşme Kuralları
244 sayılı Yasa'nın 3. ve 5.
maddelerine göre, 16.1.1985 günlü, 85/8993 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile
onaylanan "TIR Karneleri Himayesinde Uluslararası Eşya Taşınmasına Dair Gümrük
Sözleşmesi"nin ilgili görülen 8. maddesinin (1) ve (7) numaralı fıkraları ile
11. maddesinin (2) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:
"MADDE 8- 1. TIR işlemleri ile
ilgili olarak bir yolsuzluğun tesbit edildiği ülkedeki gümrük kanunlarına ve
yönetmeliklerine göre ödenmesi gereken ithal veya ihraç vergi ve resimleri ile
bunlara ilişkin gecikme faizlerini kefil kuruluş öder. Kuruluş, yukarıda
zikredilen şahıslardan tahsil edilecek paraların ödenmesinden, bu şahıslarla
müştereken ve müteselsilen mesuldür."
"7. Bu maddenin birinci ve
ikinci paragraflarında anılan tutarların ödenmesi gerekli hale geldiğinde,
yetkili makamlar, mümkün olduğu ölçüde, kefil kuruluşdan ödeme isteğinde
bulunmadan önce doğrudan doğruya sorumlu kişi veya kişilere başvururlar."
"MADDE 11- 2. 8 inci maddenin
birinci ve ikinci fıkralarında sözü edilen para tutarlarının ödenmesi talebi,
karnenin ibra edilmediği, şartlı ibra edildiği veya ibra belgesinin usulsüz
veya hile yolu ile temin edilmiş olduğu, kefil kuruluşa bildirildikten itibaren
en az üç ay sonra ve en geç iki yıl içinde bu kuruluşa yapılır. Bununla
beraber, yukarıda belirtilen iki yıllık süre içinde dava konusu yapılmış olan
hallerde ödeme talebi, mahkeme kararının kabili infaz haline geldiği tarihten
itibaren bir yıl içinde yapılır."
"3. Kefil kuruluş bu ödemeleri,
ödeme talebi tarihinden itibaren üç ay içinde yapar. Ödeme talebinin yapıldığı
tarihten itibaren iki yıl içinde söz konusu taşıma işlemi ile ilgili olarak
herhangi bir yolsuzluk yapılmadığı Gümrük makamlarını tatmin edecek şekilde
ispat edildiği takdirde, ödenen paralar kuruluşa iade edilir."
IV - İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün
8. maddesi gereğince yapılan ilk inceleme toplantısında, başvuru kararı ve
ekleri, ilk inceleme raporu, itiraz konusu ve ilgili görülen kurallar ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Anayasa'nın 152. ve 2949 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 28.
maddesine göre, bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak
bir kanunun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasa'ya aykırı
görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık savının ciddi olduğu
kanısına varırsa, bu hükmün iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurmaya
yetkilidir. Ancak, bu kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesi'ne
başvurabilmesi için, elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir
davanın bulunması ve iptali istenen kuralın o davada uygulanacak olması
gerekir. Uygulanacak yasa kuralları ise, davanın değişik evrelerinde ortaya
çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuclandırmada olumlu ya da olumsuz
yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır.
Bakılmakta olan davada, TIR
karnesiyle Türkiye'ye girişi yapılan, ancak çıkışı yapılmayan malların gümrük
kontrolleri sırasında tespit edilen gümrük vergi ve resimlerinin, vergi
borcunun asıl yükümlüsü olan TIR karnesi sahibinden tahsil edilememesi
sonucunda, 244 sayılı Milletlerarası Andlaşmaların Yapılması, Yürürlüğü ve
Yayınlanması ile Bazı Andlaşmaların Yapılması İçin Bakanlar Kurulu'na Yetki
Verilmesi Hakkında Kanun'a dayanılarak 16.1.1985 günlü, 85/8993 sayılı Bakanlar
Kurulu Kararı ile onaylanan ve 31.3.1985 günlü, 18711 sayılı Resmî Gazete'de
yayımlanan "TIR Karneleri Himayesinde Uluslararası Eşya Taşınmasına Dair Gümrük
Sözleşmesi" (TIR Sözleşmesi) hükümlerine dayanılarak, "müştereken ve
müteselsilen" sorumlu kefil sıfatıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'ne
(TOBB) başvurulmuş ve Kuruluş adına 6183 sayılı Yasa hükümlerine göre ödeme
emri düzenlenmiştir. İşlemin, TIR karnesinden değil, teslim tesellüm (boşaltma)
tutanağında sahtecilikten kaynaklandığı, bu konuda gümrük memurlarının da
sorumluluklarının bulunduğu ve bu konudaki davanın sürdüğü, bu nedenlerle de
TOBB'nin sorumluluğuna gidilemeyeceği, bir sorumluluk yüklenmesi durumunda ise
Gümrük Kanunu'nunda belirtilen sürelerin değil TIR Sözleşmesinde belirtilen
sürelerin uygulanması gerektiği ileri sürülerek TOBB adına, 6183 sayılı Yasa
hükümlerine göre düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle dava
açılmıştır.
Türkiye'de kefil kuruluş olma
ve TIR karnelerini verme yetkisi 3.5.1985 günlü, 85/9449 sayılı Bakanlar Kurulu
Kararı ile TOBB'ye tanınmıştır. TOBB'nin, kefil kuruluş sıfatıyla vergi ödeme
yükümlülüğü, TIR Sözleşmesi hükümlerinden doğmaktadır.
İtiraz konusu kuralla, yapılan
kontrol ve denetlemeler sonucunda hiç alınmadığı veya noksan alındığı
belirlenen gümrük vergileri ile işlemleri daha sonra yapılmak üzere teslim
edilen eşyaya ilişkin gümrük vergilerinin, yükümlüye tebliğ edildiği tarihten
itibaren on gün içinde ödenmesi zorunluluğu getirilmiştir.
TIR Sözleşmesi'nin 8.
maddesinde sözü edilen para tutarlarının ödenmesi talebinin, kefil kuruluş
sıfatıyla davacı kuruluşa bildirilmesinde, aynı Sözleşme'nin 11. maddesinde
belirtilen bildirim ve ödemeye ilişkin özel süreler uygulanacağından, 4458
sayılı Yasa'nın 198. maddesinin (1) numaralı fıkrasının itiraz konusu birinci
paragrafı, davada uygulanacak kural değildir.
Bu nedenlerle, başvurunun
Mahkeme'nin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.
Şevket APALAK bu görüşe
katılmamıştır.
V - SONUÇ
27.10.1999 günlü, 4458 sayılı
"Gümrük Kanunu"nun 198.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının "69 uncu madde hükümleri saklı kalmak
kaydıyla, yapılan kontrol ve denetlemeler sonucunda hiç alınmadığı veya noksan
alındığı belirlenen gümrük vergileri ile işlemleri daha sonra yapılmak üzere
teslim edilen eşyaya ilişkin gümrük vergilerinin, yükümlüye tebliğ edildiği
tarihten itibaren on gün içinde ödenmesi zorunludur" biçimindeki birinci
paragrafının, itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme'nin bakmakta olduğu davada
uygulanma olanağı bulunmadığından, bu paragrafa ilişkin başvurunun Mahkeme'nin
yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, Şevket
APALAK'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, 29.6.2006 gününde karar verildi.
AZLIK OYU
İtiraza konu yasal kural
27.10.1999 günlü ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu içinde yer almaktadır.
Uygulanacak anayasal kural irdelenmesine etken olan uluslararası sözleşme ise
1985 tarihlidir. Anılan sözleşme yasa niteliğinde olsa da, daha sonra yürürlüğe
giren itiraza konu Yasa maddesinin önceki sözleşmenin geçerliliğini etkilediği
açıktır.
Öte yandan, Gümrük Kanunu kimi
maddelerinde uluslararası sözleşme kurallarından söz edilirken, itiraza konu
kuralda bir değini yer almamıştır.
Belirtilen durum yanında;
"kefil" veya "asıl" vergi yükümlülükleri konusunda, yerli veya yabancı ayrımı
yapılmaksızın aynı kuralın öngörülmesinde yatan amaç ve istenç gözönünde
tutulmalıdır. Kamu alacağının öncesi ve sonrasında, yükümlülerin sıfat ve
kimlikleri yönünden bir ayrıma Anayasa'nın eşitlik kuralı ile vergi ödevine
ilişkin ilkeleri engeldir.
Öte yandan, adil yargılanma
hakkı ile ilgili uluslararası sözleşme kuralları gözetildiğinde, dava açma
süresiyle de ilinti kurulabilecek ve o süreyi etkileyebilecek olan itiraza konu
kuralın, hak arama özgürlüğünün yansıdığı yargılama usulü yasaları kapsamında yer
buluşu, itiraza konu kuralın kararda ele alınan sözleşmeyle karşılaştırılması
yoluna gidilmemesinin ayrı gerekçesi olmalıdır.
Bu bakımdan, 1985 tarihli
sözleşmenin, Anayasa'da düzenlenen "vergi ödevi" kapsamındaki vergiye ilişkin
ödeme süreleri, kamu alacağının kesinleşmesi ve kamu gücü kullanılarak
ödettirilmesi aşamaları yönünden, sözleşmeden çok sonra yürürlüğe giren,
itiraza konu kuralı ortadan kaldırmadığı, böylelikle uygulanacak yasal metnin
varolduğu gerekçesiyle karara karşıyım.
Üye
Şevket APALAK