Kabahatler Kanununun genel hükümlerinin diğer kanunlara da uygulanacağına dair hükmü içeren 3 üncü maddesi yürürlükten kaldırılması (5326 sayılı kanunun 3 üncü maddesi)
ANAYASA
MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2005/108
Karar Sayısı : 2006/35
Karar Günü : 1.3.2006
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından: 22.07.2006 tarihli, 26236 sayılı R.G.
Yürürlük
Tarihi 22.01.2007
IX - sonuc
İTİRAZ
YOLUNA BAŞVURAN MAHKEMELER:
1 - Kızıltepe Sulh Ceza Mahkemesi(Esas: 2005/108)
2 - Tekirdağ Sulh Ceza Mahkemesi(Esas: 2005/111)
3 - Tekirdağ Sulh Ceza Mahkemesi(Esas: 2005/112)
4 - Kuşadası Sulh Ceza Mahkemesi(Esas: 2005/118)
5 - Giresun Ağır Ceza Mahkemesi(Esas: 2005/121)
6 - Ankara 12. Sulh Ceza Mahkemesi(Esas: 2005/123)
7 - Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi(Esas: 2005/144)
8 - Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi(Esas: 2005/157)
9 - Kızıltepe Sulh Ceza Mahkemesi(Esas: 2005/72)
10 - Orhaneli Sulh Ceza Mahkemesi(Esas: 2005/168)
11 - Malatya Bölge İdare Mahkemesi(Esas: 2005/169)
12 - Karşıyaka 1. Sulh Ceza Mahkemesi(Esas: 2006/1)
13 - Tekirdağ Sulh Ceza Mahkemesi(Esas: 2006/14)
İTİRAZLARIN
KONUSU :
A - 30.3.2005 günlü, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun;
1 - 3.
maddesinin,
2 - 23. maddesinin (1) numaralı fıkrasının,
3 - 24. maddesinin (1) numaralı fıkrasının,
4 - 27. maddesinin (1) numaralı fıkrasının,
5 - 28. maddesinin,
6 - 29. maddesinin,
7 - Geçici 2. maddesinin,
8 - Geçici 3. maddesinin,
B - 4.11.2004 günlü, 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük
ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 11.5.2005 günlü, 5349 sayılı Yasa ile değiştirilen
7. maddesinin (4) numaralı fıkrasının,
Anayasa'nın Başlangıcı ile 2., 6., 7., 8., 9., 10., 11.,
36., 123., 125., 128., 138., 140., 142., 153. ve 155. maddelerine aykırılığı savıyla
iptali istemidir.
I - OLAY
Bakılmakta olan davalarda, itiraz konusu kuralların Anayasa'ya
aykırı oldukları kanısına varan Mahkemeler iptalleri için başvurmuşlardır.
II - İTİRAZ
VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMLERİNİN GEREKÇELERİ
Başvuran Mahkemeler,
- 5326 sayılı Yasa'nın 3. maddesi ile ilgili olarak;
Yargı ayrılığını benimsemiş olan Anayasal rejimde, idari
işlemlere karşı adli yargının görevlendirilmesinin, Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen
hukuk devletinin unsurlarından olan belirlilik ve hukuki güvenlik ilkelerine idarenin
her türlü eylem ve işlemini idari yargı denetimine tabi tutan 125. maddesine ve
buna bağlı olarak temyiz merciini değiştirmesi sebebiyle de 155. maddesine,
- 5326 sayılı Yasa'nın 23. maddesinin (1) numaralı fıkrası
ve 5252 sayılı Yasa'nın 7. maddesinin (4) numaralı fıkrası ile ilgili olarak;
Adli işlemlerle ilgili yargı görevi yürüten Cumhuriyet
savcısının yaptığı soruşturma kapsamında, eylemin niteliği ile verdiği kararların
onun adli görevi içerisinde değerlendirilmesi gerektiği halde, eylemin niteliğine
bağlı olarak kendisine idari yaptırım uygulama görevi verilmesinin Anayasa'nın Başlangıcı
ile 2., 6., 7., 8., ve 9. maddelerinde benimsenen kuvvetler ayrılığı ilkesine; yargı
ayrılığı ilkesi gereği maddi ve organik olarak idari işlem niteliğindeki idari para
cezasını verme yetkisinin Cumhuriyet savcısına verilmesinin Anayasa'nın 10., 11.,
123., 125., 128., 138., 140., 142. ve 155. maddelerine,
- 5326 sayılı Yasa'nın 24. maddesinin (1) numaralı fıkrası
ile ilgili olarak;
Yargısal organ olmalarına karşın mahkemelere, idari işlem
yapma yetkisi veren düzenlemenin Anayasa'nın Başlangıcı ile 2., 6., 7., 8., 9.,
123., 125., 128. ve 138. maddelerine,
- 5326 Sayılı Yasa'nın 27. maddesinin (1) numaralı fıkrası
ve 28. maddesiyle ilgili olarak;
İdari bir işlem sonucunda tesis edilen idari para cezası
ve mülkiyetin kamuya geçirilmesi kararlarına karşı idari yargı yerine adli yargıya
başvurulmasının ve bunun incelenme usulünü düzenleyen kuralların Anayasa'nın Başlangıcı
ile 2., 36., 125., 140., 142. ve 155. maddelerine,
- 5326 sayılı Yasa'nın 29. maddesi ile ilgili olarak;
İdari para cezasına karşı yapılacak itiraz merciini sulh
ceza mahkemesi olarak belirleyen 27. maddedeki düzenlemeye bağlı olarak, bu mahkemece
verilecek kararlara karşı yapılacak itirazın da ağır ceza mahkemesine verilmesinin
Anayasa'nın 2., 125., 153. ve 155 maddelerine,
- 5326 sayılı Yasa'nın geçici 2. ve Geçici 3. maddeleri
ile ilgili olarak,
5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 27. maddesine ilişkin
gerekçeyle kuralların Anayasa'nın Başlangıcı ile 2., 8., 9., 125., 140., 142. ve
155. maddelerine,
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
III - YASA METİNLERİ
A - İtiraz Konusu Yasa Kuralları
1 - 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun;
a) "Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesi şöyledir:
"MADDE 3.- (1) Bu Kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki
kabahatler hakkında da uygulanır."
b) "Cumhuriyet savcısının karar verme yetkisi" başlıklı
23. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir;
"MADDE 23.- (1) Cumhuriyet savcısı, kanunda açıkça hüküm
bulunan hallerde bir kabahat dolayısıyla idarî yaptırım kararı vermeye yetkilidir."
c) "Mahkemenin karar verme yetkisi" başlıklı 24. maddesinin
(1) numaralı fıkrası şöyledir;
"MADDE 24.- (1) Kovuşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun
anlaşılması halinde mahkeme tarafından idarî yaptırım kararı verilir."
d) "Başvuru yolu" başlıklı 27. maddesinin (1) numaralı
fıkrası şöyledir;
"MADDE 27.- (1) İdarî para cezası ve mülkiyetin kamuya
geçirilmesine ilişkin idarî yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi
tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir.
Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idarî yaptırım kararı kesinleşir."
e) "Başvurunun incelenmesi" başlıklı 28. maddesi şöyledir;
"MADDE 28.- (1) Başvuru üzerine mahkemece yapılan ön inceleme
sonucunda;
a) Yetkili olmadığının anlaşılması halinde dosyanın yetkili
sulh ceza mahkemesine gönderilmesine,
b) Başvurunun süresi içinde yapılmadığının, başvuru konusu
idarî yaptırım kararının sulh ceza mahkemesinde incelenebilecek kararlardan olmadığının
veya başvuranın buna hakkı bulunmadığının anlaşılması halinde, bu nedenlerle başvurunun
reddine,
c) (a) ve (b) bentlerinde sayılan nedenlerin bulunmaması
halinde başvurunun usulden kabulüne,
Karar verilir.
(2) Başvurunun usulden kabulü halinde mahkeme dilekçenin
bir örneğini ilgili kamu kurum ve kuruluşuna tebliğ eder.
(3) İlgili kamu kurum ve kuruluşu, başvuru dilekçesinin
tebliği tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde mahkemeye cevap verir. Başvuru
konusu idarî yaptırıma ilişkin işlem dosyasının tamamının bir örneği, cevap dilekçesi
ile birlikte mahkemeye verilir. Mahkeme, işlem dosyasının aslını da ilgili kamu
kurum ve kuruluşundan isteyebilir. Cevap dilekçesi, idarî yaptırım kararına karşı
başvuruda bulunan kişi sayısından bir fazla nüsha olarak verilir.
(4) Mahkeme, başvuruda bulunan kişilere cevap dilekçesinin
bir örneğini tebliğ eder; talep üzerine veya re'sen tarafları çağırarak belli bir
gün ve saatte dinleyebilir. Dinleme için belirlenen günle tebligatın yapılacağı
gün arasında en az bir haftalık zaman olmasına dikkat edilir. Dinleme sırasında
taraflar veya avukatları hazır bulunur. Mazeretsiz olarak hazır bulunmama, yokluklarında
karar verilmesine engel değildir. Bu husus, tebligat yazısında açıkça belirtilir.
(5) Ceza Muhakemesi Kanununun tanıklığa, bilirkişi incelemesine
ve keşfe ilişkin hükümleri, bu başvuru ile ilgili olarak da uygulanır.
(6) Dinlemede sırasıyla; hazır bulunan başvuru sahibi ve
avukatı, ilgili kamu kurum ve kuruluşunun temsilcisi, varsa tanıklar dinlenir, bilirkişi
raporu okunur, diğer deliller ortaya konulur.
(7) Mahkeme, ilgilileri dinledikten ve bütün delilleri
ortaya koyduktan sonra aleyhinde idarî yaptırım kararı verilen ve hazır bulunan
tarafa son sözünü sorar. Son söz hakkı, aleyhinde idarî yaptırım kararı verilen
tarafın kanunî temsilcisi veya avukatı tarafından da kullanılabilir. Mahkeme son
kararını hazır bulunan tarafların huzurunda açıklar.
(8) Mahkeme, son karar olarak idarî yaptırım kararının;
a) Hukuka uygun olması nedeniyle, "başvurunun reddine",
b) Hukuka aykırı olması nedeniyle, "idarî yaptırım kararının
kaldırılmasına",
Karar verir.
(9) İkibin Türk Lirası dahil idarî para cezalarına karşı
başvuru üzerine verilen kararlar kesindir."
f) "İtiraz yolu" başlıklı 29. maddesi şöyledir;
"MADDE 29.- (1) Mahkemenin verdiği son karara karşı, yargı
çevresinde yer aldığı ağır ceza mahkemesine itiraz edilebilir. Bu itiraz, kararın
tebliği tarihten itibaren en geç yedi gün içinde yapılır.
(2) İtirazla ilgili karar, dosya üzerinden inceleme yapılarak
verilir.
(3) Mahkeme, her bir itirazla ilgili olarak "itirazın kabulüne"
veya "itirazın reddine" karar verir.
(4) Mahkemenin verdiği karar taraflara tebliğ edilir. Vekil
olarak avukatla temsil edilme halinde ayrıca taraflara tebligat yapılmaz.
(5) İdarî yaptırım kararının ağır ceza mahkemesi tarafından
verilmesi halinde bu karara karşı itiraz mercii en yakın ağır ceza mahkemesidir."
g) Geçici 2. Madde şöyledir;
"GEÇİCİ MADDE 2.- (1) Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği
tarih itibarıyla idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idarî yaptırım
kararları hakkında uygulanmaz."
h) Geçici 3. Madde şöyledir;
"GEÇİCİ MADDE 3.- (1) Daha önce verilmiş olan idarî para
cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal davası açılmamış olmakla birlikte dava
açma süresinin geçmemiş olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren
onbeş gün içinde 27 nci madde hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvuruda bulunulabilir."
2 - 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama
Şekli Hakkında Kanun'un 11.5.2005 günlü, 5349 sayılı Yasa ile değiştirilen 7. maddesinin,
itiraz konusu (4) numaralı fıkrası şöyledir;
"(4) Bu madde hükmüne göre idari para cezasına karar vermeye
Cumhuriyet savcısı yetkilidir."
B - İlgili Yasa Kuralı
5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun ilgili görülen 2. maddesi
şöyledir:
"MADDE 2.- (1) Kabahat deyiminden; kanunun, karşılığında
idarî yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık anlaşılır."
C - Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru gerekçelerinde Anayasa'nın Başlangıcı ile 2., 6.,
7., 8., 9., 10., 11., 36., 123., 125., 128., 138., 140., 142., 153. ve 155. maddelerine
dayanılmıştır.
IV - İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince değişik
tarihlerde yapılan ilk inceleme toplantılarında öncelikle uygulanacak kural sorunu
üzerinde durulmuştur.
Anayasa'nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu
ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 28. maddesine göre, mahkemeler bakmakta
oldukları davalarda uygulayacakları yasa ya da kanun hükmünde kararname kurallarını
Anayasa'ya aykırı görürler veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık savının
ciddi olduğu kanısına varırlarsa o hükmün iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurmaya
yetkilidirler. Ancak, bu kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesi'ne başvurabilmesi
için elinde yöntemince açılmış ve görevine giren bir dava bulunması ve iptali istenen
kuralların da o davada uygulanacak olması gerekmektedir. Uygulanacak yasa kuralları,
davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada
olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır.
30.3.2005 günlü,
5326 sayılı "Kabahatler Kanunu"nun 29., Geçici Madde 2 ve Geçici Madde 3 maddelerinin
itiraz başvurusunda bulunan Mahkemelerin bakmakta oldukları davalarda uygulanma
olanağı bulunmadığından, bu maddelere ilişkin başvuruların Mahkemelerin yetkisizliği
nedeniyle REDDİNE,
Dosyalarda eksiklik bulunmadığından itiraz konusu diğer
kurallarla ilgili olarak işin esasının incelenmesine,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V - YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMLERİNİN İNCELENMESİ
Esas 2005/72, 2005/108, 2005/123 ve 2005/169 sayılı dosyaların
konusunu oluşturan başvurularda yürürlüğün durdurulması istemlerinin koşulları oluşmadığından
REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI - ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararları ve ekleri, işin esasına ilişkin raporlar,
itiraz konusu ve ilgili görülen yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp
düşünüldü:
A - Birleştirme Kararı
30.3.2005 günlü, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun kimi
madde, fıkra veya ibareleriyle, 4.11.2004 günlü, 5252 sayılı "Türk Ceza Kanununun
Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun"un 11.5.2005 günlü, 5349 sayılı Yasa ile
değiştirilen 7. maddesinin (4) numaralı fıkrasının iptali istemiyle yapılan itiraz
başvurularına ilişkin olarak 2005/72, 2005/111, 2005/112, 2005/118, 2005/121, 2005/123,
2005/144, 2005/157, 2005/168, 2005/169, 2006/1 ve 2006/14 Esas sayılı davaların,
aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2005/108 Esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE,
birleştirilen davaların esaslarının kapatılmasına, esas incelemenin 2005/108 Esas
sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
B - 5326 Sayılı Yasa'nın 3. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının
İncelenmesi
1) Anlam ve Kapsam
Kabahatler Kanunu'nun "Genel kanun niteliği" başlıklı itiraz
konusu 3. maddesinde, "Bu Kanunun genel hükümleri
diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır." denilmek suretiyle, Kanun'un
Birinci Kısmındaki maddelerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağı
belirtilmiştir.
Madde gerekçesinden, özel kanunlarda dağınık biçimde yer
alan idari yaptırımların disiplin altına alınarak, özel kanunlarda kabahat türünden
fiillerin tanımlanması ve bu fiiller karşılığında öngörülen idari yaptırımların
belirlenmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Böylece, Kanun'un bu kısmında düzenlenen
amaç ve kapsam, tanım, genel kanun niteliği, kanunilik ilkesi, zaman bakımından
uygulama, yer bakımından uygulama, kabahatten dolayı sorumluluğun esasları, yaptırım
türleri, soruşturma zamanaşımı, karar verme yetkisi ve kanun yolları başlık veya
üst başlığı altında sayılan genel ilkelerin özel kanunlardaki kabahat fiilleri hakkında
da uygulanması benimsenmiştir.
Yasa'nın 2. maddesindeki kabahat deyiminden, kanunun karşılığında
idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık anlaşılmaktadır. 16. maddede, kabahatler
karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımlar, idari para cezası ve idari tedbirler
olarak belirlenmiştir. İdari tedbirler, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili
kanunlarda yer alan diğer tedbirlerdir.
İtiraz konusu 3. maddede "Bu Kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır"
denilmektedir. Bu kuralın 2. maddedeki tanımla birlikte incelenmesinden, 5326 sayılı
Kanun'un idari yargının görev alanını da kapsadığı anlaşılmaktadır. Ancak, Yasa'nın
19. maddesiyle bu kapsamın daraltılarak, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen
belirli bir süre için; bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, işyerinin kapatılması,
ruhsat veya ehliyetin geri alınması, kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten
veya seyrüseferden alıkonulması gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda
bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı tutulmaktadır.
Yasa'nın 27. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise, idari
para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı,
kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza
mahkemesine başvurulabileceği belirtilmektedir. Bu kuralın, ilgili kanunlarda yer
alan diğer tedbirler dışındaki, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin idari yaptırım kararları için uygulanacağı açıktır.
2) Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
Başvuru kararında, kuralın, hukuk devletinin unsurlarından
olan belirlilik ve hukuki güvenlik ilkeleri ve idarenin her türlü eylem ve işleminin
idari yargı denetimine tabi tutulması gereği ile bağdaşmadığı bu nedenle Anayasa'nın
2., 125. ve 155. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 125 maddesinin birinci fıkrasında, "idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı
yargı yolu açıktır"; 140. maddesinin birinci fıkrasında, "Hakimler ve savcılar adlî ve idarî yargı hâkim
ve savcıları olarak görev yaparlar"; 142. maddesinde "Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri
kanunla düzenlenir"; 155. maddesinin birinci fıkrasında da, "Danıştay, idarî mahkemelerce verilen kanunun
başka bir idarî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir.
Kanunda gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar"
denilmektedir. Bu kurallara göre, Anayasa'da idarî ve adlî yargının ayrılığı kabul
edilmiştir. Bu ayrım uyarınca idarenin kamu gücü kullandığı ve kamu hukuku alanına
giren işlem ve eylemleri idarî yargı, özel hukuk alanına giren işlemleri de adli
yargı denetimine tâbi olacaktır. Buna bağlı olarak idarî yargının görev alanına
giren bir uyuşmazlığın çözümünde adlî yargının görevlendirilmesi konusunda yasakoyucunun
geniş takdir hakkının bulunduğunu söylemek olanaklı değildir.
Ceza hukukundaki gelişmelere koşut olarak, kimi yasal düzenlemelerde
basit nitelikte görülen suçlar hakkında idari yaptırımlara yer verildiği görülmektedir.
Daha ağır suç oluşturan eylemler için verilen idari para cezalarına karşı yapılacak
başvurularda konunun idare hukukundan çok ceza hukukunu ilgilendirmesi nedeniyle
adli yargının görevli olması doğaldır. Ancak, idare hukuku esaslarına göre tesis
edilen bir idari işlemin, sadece para cezası yaptırımı içermesine bakılarak denetiminin
idari yargı alanından çıkarılarak adli yargıya bırakılması olanaklı değildir.
Bu durumda, itiraz konusu kuralla diğer yasalardaki kabahatlere
yollama yapılarak, yalnızca yaptırımın türünden hareketle ve idari yargının denetimine
tabi tutulması gereken alanlar gözetilmeden, bunları da kapsayacak biçimde başvuru
yolu, itiraz, bunlara ilişkin usûl ve esasların değiştirilmesi, Anayasa'nın 125.
ve 155. maddelerine aykırıdır, Kural'ın iptali gerekir.
İtiraz konusu kural Anayasa'nın 125. ve 155. maddelerine
aykırılığı nedeniyle iptal edildiğinden Anayasa'nın 2. maddesi yönünden ayrıca incelenmesine
gerek görülmemiştir.
Sacit ADALI ve Mehmet ERTEN bu görüşe katılmamışlardır.
C - 5326 sayılı Yasa'nın 23. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrası
ile 5252 sayılı Yasa'nın 7. Maddesinin (4) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi
1) Anlam ve Kapsam
Kabahatler Kanunu'nun "Cumhuriyet savcısının karar verme
yetkisi" başlıklı 23. maddesinin itiraz konusu (1) numaralı fıkrasında; "Cumhuriyet savcısı, kanunda açıkça hüküm bulunan
hallerde bir kabahat dolayısıyla idari yaptırım kararı vermeye yetkilidir" denilmektedir.
Maddenin (2) ve (3) numaralı fıkralarında ise soruşturma aşamasında bu yetkinin
nasıl kullanılacağı düzenlenmektedir.
5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli
Hakkında Kanun'un "Hafif hapis ve hafif para cezalarının idari para cezasına dönüştürülmesi"
başlıklı 7. maddesiyle, kanunlardaki "hafif hapis" veya "hafif para" cezası olarak
öngörülen yaptırımlar idari para cezasına dönüştürülmüş; itiraz konusu (4) numaralı
fıkrada da, "Bu madde hükmüne göre idari para
cezasına karar vermeye Cumhuriyet savcısı yetkilidir" denilmiştir. Böylece,
daha önceki düzenlemelerde bu çerçevede yer almayan idari yaptırım kararı verme
yetkisi Cumhuriyet savcısına da tanınmaktadır. Ayrıca, kanunlarda "hafif hapis"
ve "hafif para" cezası öngörülen, ancak anılan Kanun gereğince "idari para cezası"na
dönüştürülen yaptırımlarla ilgili olarak karar vermeye de Cumhuriyet savcısı yetkili
kılınarak, Kabahatler Kanunu'nun 22., 23. ve 24. maddelerinde belirtilen sisteme
bir istisna getirilmiştir.
2) Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
Başvuru kararlarında, genel idare esaslarına göre kullanılan
idari yaptırım kararı verme yetkisinin, genel idare ve idarenin bütünlüğü ilkelerine
aykırı olarak Cumhuriyet savcısına bırakılmasının Anayasa'nın Başlangıcı ile 2.,
6., 7., 8., 9., 10., 11., 123., 125., 128., 138., 140., 142. ve 155. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 123. maddesinde idarenin, kuruluş ve görevleriyle
bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği, kuruluş ve görevlerin merkezden yönetim
ve yerinden yönetim esaslarına dayandığı, kamu tüzelkişiliğinin, ancak kanunla veya
kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulacağı; "Yargı yolu" başlıklı 125.
maddesinin ilk fıkrasında da idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolunun
açık olduğu; 128. maddesinde ise Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin
gerektirdiği aslî ve sürekli görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle
görüleceği, belirtilmektedir.
İtiraz konusu kurallar 5326 sayılı Yasa'nın 22., 23. ve
24. maddeleri ve aynı Yasa'nın 3. maddesinin iptal gerekçesi ile birlikte değerlendirildiğinde,
Cumhuriyet savcısının kabahat dolayısıyla idari yaptırım uygulamasının istisnaî
olduğu, hafif hapis ve hafif para cezasından dönüştürülenler dışında bu konuda asıl
yetkinin idareye tanındığı görülmektedir. Cumhuriyet savcısına bu yetkinin tanınması
nedeninin görevsizlik kararı verilerek işin uzatılması yerine süratle bitirilmesi
olduğu anlaşıldığından, düzenlemelerin Anayasa'nın 123., 125. ve 128. maddelerine
aykırı olmadığı gibi, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını
öngören Anayasa'nın 141. maddesiyle de uyumlu olduğu kanısına varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle iptal istemlerinin reddi gerekir.
Kuralların Anayasa'nın Başlangıcı ile 2., 6., 7., 8., 9.,
10., 11, 138., 140., 142. ve 155. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
Sacit ADALI ve Mehmet ERTEN bu karara değişik gerekçe ile
katılmışlardır.
D - 5326 sayılı Yasa'nın 24. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının
İncelenmesi
1) Anlam ve Kapsam
Kabahatler Kanunu'nun "Mahkemenin karar verme yetkisi"
başlıklı 24. maddesinin itiraz konusu (1) numaralı fıkrasında; "Kovuşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun
anlaşılması halinde mahkeme tarafından idari yaptırım kararı verilir" denilmektedir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 2. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının (f) bendi uyarınca kovuşturma, iddianamenin kabulüyle başlayıp,
hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi ifade etmektedir. Buna göre, mahkemelerin
kabahat nedeniyle idari yaptırım kararı verme yetkisi, yargılama sırasında eylemin
kabahat oluşturduğunun anlaşılması halinde söz konusu olabilir. Bu da, isnat edilen
suçun niteliğinin değişmesi veya davanın yanlışlıkla açılması, ancak buna ilişkin
iddianamenin geri çevrilmemiş olması halinde mümkün olabilir. Bu düzenleme biçimiyle,
kovuşturma evresinde fiilin kabahat olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilerek
dosyanın görevli idari mercii veya cumhuriyet savcısına gönderilmesi yerine, işin
süratle sonuçlandırılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır.
2) Anayasa'ya Aykırılık
Sorunu
Başvuru kararında, bir idari işlem olan idari yaptırım
kararı verme yetkisinin idare içinde yer almayan mahkemelere bırakılmasının Anayasa'nın
Başlangıcı ile 2., 6., 7., 8., 9., 123., 125., 128. ve 138. maddelerine aykırılığı
ileri sürülmüştür.
5326 sayılı Yasa'nın 23. maddesinin (1) numaralı fıkrası
ile 5252 sayılı Yasa'nın 7. maddesinin (4) numaralı fıkrasına ilişkin gerekçelerin
bu kural yönünden de geçerli olması nedeniyle Anayasa'ya aykırı olmadığı sonucuna
varılan Kural'ın iptali isteminin reddi gerekir.
Sacit ADALI ve Mehmet ERTEN bu karara değişik gerekçe ile
katılmışlardır.
E - 5326 sayılı Yasa'nın 27. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrası
ile 28. Maddesinin İncelenmesi
Başvuru kararlarında itiraz konusu kurallarla, idarenin
kamu gücünü kullanarak verdiği idari yaptırım kararları nedeniyle çıkan uyuşmazlıkların
çözümünün idari yargı yerine adli yargıya bırakılmasının Anayasa'nın Başlangıcı
ile 2., 36., 125., 140., 142. ve 155. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Yasa'nın 27. maddesinin (1) numaralı fıkrasında idari para
cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı
başvuru yeri ve süresi düzenlenmekte; 28. maddesinde ise başvurunun incelenme yöntemi
belirtilmektedir.
5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun İkinci Kısmında "Çeşitli
kabahatler" başlığı altında düzenlenen fiilleri, ağırlıklı olarak 765 sayılı Türk
Ceza Kanunu'nun 526. ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olan kabahatler oluşturmaktadır.
5252 sayılı Yasa'nın 7. maddesiyle, çeşitli yasalarda hafif hapis veya hafif para
cezası olarak öngörülen yaptırımlar idari para cezasına dönüştürülmüştür. Yaptırımın
adının yasa ile "idari" olarak değiştirilmesinin, bu tür yaptırım uygulanacak eylemlerin
gerçekte ceza hukuku alanına giren suç olma özelliklerini etkilemeyeceği açıktır.
5326 sayılı Yasa'nın 3. maddesinin iptal gerekçesi doğrultusunda,
cezaî karakteri ağır basan bu eylemler açısından verilen idari para cezası ve/veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımlarına karşı başvurunun sulh ceza mahkemesince
kanunda belirtilen usule göre incelenmesinde, Anayasa'nın 2., 125. ve 155. maddelerine
aykırılık bulunmamaktadır. İtirazın reddi gerekir.
Kuralların Anayasa'nın 36., 140. ve 142. maddeleriyle ilgisi
görülmemiştir.
Sacit ADALI ve Mehmet ERTEN bu karara farklı gerekçe ile
katılmışlar, Şevket APALAK ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT ise, "5326 sayılı Kanun'un
27. maddesinin (1) numaralı fıkrasının iptal edilmesi gerektiği" düşüncesiyle bu
görüşe katılmamışlardır.
VII - İPTAL HÜKMÜNÜN YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun itiraz konusu 3. maddesinin
iptaline karar verilmesiyle meydana gelen hukuksal boşluk kamu yararını olumsuz
yönde etkileyecek nitelikte olduğundan, Anayasa'nın 153. maddesi ve 2949 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 53. maddesi
uyarınca, yeni düzenleme yapması için yasama organına süre tanımak amacıyla iptal
kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesi
uygun bulunmuştur.
VIII - İPTAL NEDENİYLE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN İNCELENMESİ
30.3.2005 günlü, 5326 sayılı "Kabahatler Kanunu"nun 1.3.2006
günlü, E. 2005/108, K. 2006/35 sayılı kararla iptal edilen 3. maddesine ilişkin
iptal hükmünün yürürlüğe girmesinin ertelenmesi nedeniyle, bu maddeye ilişkin yürürlüğün
durdurulması isteminin REDDİNE, 1.3.2006 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
IX - SONUÇ
A - 30.3.2005 günlü, 5326 sayılı "Kabahatler Kanunu"nun;
1 - 3. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Sacit ADALI ile Mehmet ERTEN'in
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2 - 23. maddesinin (1) numaralı fıkrasının, Anayasa'ya
aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
3 - 24. maddesinin (1) numaralı fıkrasının, Anayasa'ya
aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
4 - 27. maddesinin (1) numaralı fıkrasının, Anayasa'ya
aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Şevket APALAK ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
5 - 28. maddesinin, Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın
REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
B - 4.11.2004 günlü, 5252 sayılı "Türk Ceza Kanununun Yürürlük
ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun"un 11.5.2005 günlü, 5349 sayılı Yasa ile değiştirilen
7. maddesinin (4) numaralı fıkrasının, Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın
REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C - 5326 sayılı Yasa'nın iptal edilen 3. maddesinin doğuracağı
hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden, Anayasa'nın 153.
maddesinin üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı Yasa'nın 53. maddesinin dördüncü ve beşinci
fıkraları gereğince İPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMİ GAZETE'DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK
ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
1.3.2006 gününde karar verildi.
KARŞIOY VE DEĞİŞİK GEREKÇE
30.3.2005 günlü ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 3.
maddesinin, 23. maddenin, 24.maddenin ve 27. maddenin (1) numaralı fıkralarının,
28 maddesinin ve 5252 sayılı Kanun'un 5349 sayılı Kanunla değişik 7. maddesinin
(4) numaralı fıkrasının incelenmesi;
Başka kanunlardaki kabahatlerle irtibatı sağlayan 3. madde
ile ilgili açıklama yapmadan önce, itiraza konu diğer maddeleri de ilgilendirmesi
nedeniyle Kabahatler Kanunu'nun yasalaştırılma amacı ve dayandığı temel düşünce
üzerinde durulması gerekmiştir.
Hukuka aykırı ve haksızlık oluşturan bir fiilin suç veya
kabahat olarak tanımlanmasında, izlenen suç politikasının etkili olduğu, bu ayırımın
nitelik farkı oluşturmadığı, haksızlıklar arası nicelik farkına dayanan bir işlemi
ifade ettiği, kabahatleri suç olmaktan ve ceza kanunlarının kapsamı dışına çıkarmak
eğiliminin bir sonucu olarak da özel kanunlarda bazı filler karşılığında idari yaptırımlar
öngörülerek, bunların idari suçlar olarak tanımlandığı ve öngörülen yaptırımların
genelde parasal nitelik taşıdığı, ancak, bu parasal yaptırımın bir ceza hukuku yaptırımı
olan adli para cezası değil idari para cezası olduğu, aralarında karar veren mercii,
yaptırımın infaz sureti, yaptırıma bağlanan kanuni neticeler bakımından önemli farklılıkların
bulunduğu, özellikle ekonomik hayata ilişkin düzenlemelerde oldukça sık bir şekilde
idari nitelikte ceza yaptırımlarının yer aldığı, bu bağlamda, yürürlüğe konan kanunlarda
veya kanun hükmünde kararnamelerde kazuistik hükümlere yer verildiği, bu kazuistik
düzenlemeler arasında sistem birliğinin ve ahengin bulunmadığı, bu nedenle idari
nitelikteki yaptırımlarla ilgili olarak genel bir kanuna ülkenin büyük çapta ihtiyacının
olduğu, bu düşüncelerle idari yaptırımları gerektiren fiiller, yani kabahatler açısından
kanunilik ilkesi, zaman bakımından uygulama ve sorumluluk esasları, zaman aşımı,
idari yaptırımların hukuki niteliği, çeşitleri ve sonuçları, bu yaptırımların yerine
getirilmesi rejiminin düzenlenmesi gerektiği, Kabahatler Kanunu'nu tasarısının genel
gerekçesinde ifade edilmiştir.
Yasakoyucu, aralarında sistem birliği ve uyum bulunmayan
özel kanunlardaki çeşitli fiiller karşılığında öngörülen idari yaptırımlar ile suç
olmaktan çıkartılmak istenen kabahat fiillerinin, genel nitelikli bir kanunla düzenlenmesinde
kamu yararı görmüş ve bu düşünceyle de kabahatler karşılığında öngörülen idari yaptırım
kararlarının, bir idari işlem olmasından çok cezalandırma amacı baskın ve ceza hukukunun
genel ilkeleriyle daha yakın ilişki içinde olan bir hukuki işlem olduğunu kabul
ederek, bunlara uygulanacak genel hükümler yanında, kabahatler karşılığında öngörülen
idari para cezası ile mülkiyetin kamuya geçirilmesi kararlarına karşı idari yargı
yerine ceza mahkemesine başvurulabilmesini mümkün kılan hükümlerin bulunduğu Kabahatler
Kanunu'nu yasalaştırmıştır.
İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı
bir fiilden dolayı kimsenin cezalandırılamayacağına, ceza ve ceza yerine geçen güvenlik
tedbirlerinin kanunla konulacağına, mahkemelerin
kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğine
ilişkin, Anayasa'nın 38. ve 142. maddelerinde belirtilen ilkelere ve ceza hukukunun
genel prensiplerine uygun olmak koşuluyla, bu tür düzenlemelerin yasakoyucu tarafından
yapılabileceğinde duraksama bulunmamaktadır. Buna göre, idari yaptırım kararlarının
ağırlıklı olarak cezalandırma amacı taşıdığını gözeten yasakoyucunun, söz konusu
Kanun'da uygulamaya yönelik diğer genel hükümlerle birlikte, idari yaptırım kararlarına
karşı ceza mahkemesine başvurmayı öngörmesi, ona Anayasa tarafından tanınan yasama
yetkisinin gereği ve kaçınılmaz sonucu olduğunda kuşku yoktur. Kabahat fiilinin,
ceza hukukunun genel ilkeleriyle ilişki içinde olduğunun baştan kabul edilmesi,
ona ve idari yaptırım kararlarına karşı yapılacak itirazları idari yargı dışına
taşıyan temel düşüncedir. O nedenle Anayasa'da yer alan idari yargı ayırımına ilişkin
düzenlemelerin, ceza mahkemesinin yetkilendirilmesini düzenleyen kuralla ilişkilendirilmek
veya onlara aykırı görmek olanaksızdır. Diğer taraftan, böyle bir düzenlemeyi Anayasa'ya
aykırı kılan, Anayasa'da engelleyici veya buyurucu bir başka kural da bulunmamaktadır.
İtiraz konusu 3.
maddede ise, "Bu Kanunun genel hükümleri diğer
kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır" denilmektedir.
Bu maddeyle Kabahatler
Kanunu'nda yer alan ve "ceza mahkemesini yetkili kılan düzenlemenin de içinde olduğu
genel hükümlerin", "özel kanunlardaki kabahatler" için de uygulanacağı hüküm altına
alınmış, böylece yasa koyucunun amacına uygun şekilde uygulamada birlik ve ahenk
sağlanarak, hukuk güvenliği tesis edilmiştir.
Kabahatler Kanunu'nda yer alan ve bir kısım hükümlerine
yönelik Anayasa'ya aykırılık itirazları da çoğunluk tarafından yerinde görülmeyerek
reddedilen "genel hükümlerin", diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanmasını
sağlamaktan başka işlevi olmayan itiraz konusu 3. madde Anayasa'ya aykırı değildir.
Aynı gerekçelerle 30.3.2005 günlü ve 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu'nun 3. maddesinin, 23. maddenin, 24. maddenin ve 27. maddenin (1) numaralı
fıkraları, 28. maddesi ve 5252 sayılı Kanun'un 5349 sayılı Kanunla değişik 7. maddesinin
(4) numaralı fıkrası Anayasa'ya aykırı bulunmamaktadır.
İtirazların reddi gerekir.
Bu nedenle Kabahatler
Kanunu'nun 3. maddesinin iptaline ilişkin çoğunluk kararı ile diğer maddelere yönelik
itirazların reddine ilişkin sonuç karara katılmakla birlikte gerekçesine katılmadık.
AZLIK OYU
5326 sayılı Yasa'nın 3. maddesi; Anayasa ile belirlenmiş
idari yargının görev alanının gözetilmemesi gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi'nce iptal
edilmişse de, yargı yerlerini gösteren görevle ilgili kuralların yorumlarla değerlendirilmesi
ve kapsamının belirlenmesi olanaksız ve duraksamalar doğmasına nedendir. Başka bir
aktarımla, uyuşmazlıkların görüleceği yargı yerlerinin açıklıkla ve kuşkuya yer
bırakmadan yasalarda gösterilmesi gerekir. Bu bakımdan, idari uğraşla ilgili ve
idari işlem niteliğindeki idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesi kararlarına
karşı, Anayasal yargı ayrılığı kurallarına özen gösterilmeksizin adli yargı yerinin
görevli kılınması sonucu veren düzenleme; gerek bu biçimi ve gerekse yeni yasalaşma
sürecinde de etkisi görülecek konumuyla Anayasa'nın 125., 140. ve 155. maddelerine
aykırıdır.
Kuralın iptali gerekeceği oyuyla, kararın, 5326 sayılı
Yasa'nın 27. maddesinin birinci fıkrasıyla ilgili kısmına karşıyım.
KARŞIOY YAZISI
5326 sayılı Yasa'nın 27. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
Anayasa'ya aykırı olduğu yolundaki itirazın reddine ilişkin çoğunluk görüşüne, aşağıdaki
nedenlerle katılmıyorum.
Ceza hukukunda, kişinin kendisi hakkındaki suçlamadan haberdar
olması, savunmasını yapması ve cezanın, ondan sonra verilmesi, temel ilkedir. İdare
tarafından, kamu düzeninin korunması, kişilerin mevzuata uymalarının sağlanması
amacıyla uygulanan yaptırımlarda ise ceza hukukunun bu temel kuralı, devlet ve toplum
hayatının mahiyeti icabı geçerli olmamakta; kişi, çoğu kez haberi olmadan yaptırıma
uğramakta, ancak buna itiraz edebilmektedir. Bu itiraz imkanının güvencesi, idarenin
her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğunu belirten, Anayasa'nın
125. maddesi ve yargı yeri de idari yargıdır.
765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 526. ve devamı maddelerinde
düzenlenmiş olan fiillerin, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun İkinci Kısmı'nda "Çeşitli
kabahatler" başlığı altında yeniden düzenlenmesi ve bunlara idari para cezası verilmesinin
öngörülmesi ile, bu eylemler artık ceza hukukunun kapsamı dışına çıkartılmış olmaktadır.
Zira yaptırımın uygulanmasındaki yöntem, ceza hukuku ilkelerine değil idare hukuku
ilkelerine göre düzenlenmektedir. Kabahat sayılan eylemlerde bulunan kişilere yaptırım
uygulanmadan, yani idari para cezası verilmeden önce hakim huzurunda savunma olanağı
tanınmaması ve idari işlem niteliğinde para cezası kesilmesi, çoğunluk kararında
belirtildiğinin aksine, eylemlerin cezai niteliğinin tamamen ortadan kalktığını
göstermektedir.
Ceza değil idari işlem niteliğinde olan idari yaptırımların,
Türk hukuk sisteminin kökleşmiş kurumları ve Anayasa kuralları gereğince, idari
yargı denetimine tabi olması gerekir. Adli yargının görev alanını, idari yargı aleyhine
genişleten, idari para cezalarına karşı itirazların ceza mahkemesince incelenmesini
öngören yasa kuralı, Anayasa'nın 2., 125. ve 155. maddelerine aykırıdır. Bu nedenle
iptali gerekir.