Danıştay 7. Daire E: 2006-567 K 2007-811 beyan edilenden fazla döviz transferi yapıldığının tespitine bağlı gümrük kıymeti belirlenmesi ve buna istinaden ek tahakkuk durumu
T.C.
DANIŞTAY
YEDİNCİ
DAİRE
Genelgeler 1
Esas No :
2006/567
Karar No : 2007/811
Temyiz İsteminde Bulunan : Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı adına …
Karşı Taraf : .
Dış Ticaret İthalat ve İhracat Limited Şirketi
Vekili : Av.
...
İstemin Özeti:
Davacı Şirket adına tescilli 23.7.2002 gün ve … sayılı beyanname muhteviyatı
eşyaya ilişkin olarak yapılan gümrük ve katma değer vergileri ek tahakkukuna
vaki itirazın reddine dair işlemi; olayda, ithal evrakının Mısır Ticaret
Odasınca tasdikli olması, teslim şeklinin CIF olduğu hususunun da Kahire
Büyükelçiliğince teyit edilmesi, teftiş raporunda belirtilen hususların kanaat
ve varsayıma dayanması ve fazla döviz transferleri yapıldığı hususunda somut
bir tespit bulunmaması karşısında, tesis edilen işlemde isabet görülmediği
gerekçesiyle iptal eden ...Vergi Mahkemesinin ...gün ve E:...; K....sayılı
kararının; yapılan incelemeler sonucunda düzenlenen cevaplı raporla, davacı
Şirketçe, aralarında irtibat olan ihracatçıya, beyan edilenden fazla döviz
transferi yapıldığının tespit edildiği, bu sebeple, tesis edilen işlemin
yerinde olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.
Savunmaların Özeti: Savunma verilmemiştir.
Tetkik Hakimi ...'ın Düşüncesi: Olayda, davacı Şirket tarafından beyan edilen kıymet
dışında, ihracatçı firmaya ayrıca para transferi yapıldığı sabittir. Bu durum
davacı tarafından da kabul edilmesine rağmen, söz konusu paranın transfer
edildiği hususunun somut olarak ortaya konulamadığı gerekçesiyle işlemin iptali
yolundaki mahkeme kararında isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, temyiz
isteminin kabulü ile mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı ...'un Düşüncesi: İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların
temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanununun 49'uncu maddesinin 1'inci fıkrasında belirtilen
nedenlerin bulunması gerekmektedir.
Tarafların temyiz
dilekçelerinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden
hiçbirisine uymadığından, temyiz istemlerinin reddi ile temyiz edilen mahkeme
kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Yedinci
Dairesince işin gereği görüşüldü:
Temyiz başvurusu; ithal
edilen eşyayla ilgili olarak, beyan edilen kıymet dışında ihracatçıya ayrıca
para transferi yapıldığının tespit edildiğinden bahisle yapılan katma değer ve
gümrük vergisi ek tahakkukuna vaki itirazın düzeltilerek reddine dair işlemi
iptal eden mahkeme kararının bozulması istemine ilişkindir.
4458 sayılı
Gümrük Kanununun 242'nci
maddesinin 1, 3, 5 ve 7'inci fıkralarında; yükümlülerin kendilerine tebliğ
edilen gümrük vergileri için tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde
ilgili gümrük idaresine verecekleri bir dilekçe ile düzeltme talebinde;
düzeltme taleplerine ilişkin kararlara, idari kararlara, gümrük vergilerine ve
cezalara karşı yedi gün içinde kararı alan gümrük idaresinin bağlı bulunduğu
gümrük başmüdürlüğü; ilk kararın alındığı idarenin gümrük başmüdürlüğü olduğu
hallerde ise, onbeş gün içinde Gümrük Müsteşarlığı nezdinde itirazda
bulunabilecekleri; gümrük başmüdürlükleri ile Gümrük Müsteşarlığının
kararlarına karşı ise, işlemi yapan gümrük müdürlüğünün veya gümrük
başmüdürlüğünün bulunduğu yerdeki idari yargı mercilerine başvurulabileceği
hükmü yer almıştır.
Anılan düzenlemelerin
değerlendirilmesinden; başmüdürlüğün veya Gümrük Müsteşarlığının, kişilerin,
düzeltme taleplerine ilişkin kararlara, idari kararlara, gümrük vergilerine ve
cezalara karşı yaptığı itiraz üzerine, itiraza konu işlemin hukuka uygun olup
olmadığını kontrol ederek, itiraz sebeplerini yerinde görmesi halinde, işlemin
geri alınmasına veya düzeltilmesine karar verebileceği, ancak, itirazın
konusunu aşarak, vergi veya cezanın miktarını arttıramayacağı, gümrük
mevzuatında anılan mercilere buna ilişkin verilmiş bir yetkinin bulunmadığı
sonucuna varılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanununun 2'nci maddesinin 1'inci fıkrasının 4577 sayılı Kanunun 5'inci
maddesiyle değişik (a) bendinde, iptal davası; idari işlemler hakkında yetki,
şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından
dolayı, iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan dava
olarak tanımlanmış olup, bir idari dava sonunda, bu davaya konu idari işlemin
iptaline karar verilebilmesi, bu işlemin yukarıda sözü edilen unsurlardan biri
veya birkaçı ile hukuka aykırı bulunmasına bağlıdır. İdari işlemin yukarıda
sözü edilen maddede sayılan unsurlarından ilki olan "yetki", idari
makamların kamu gücü kullanarak tek taraflı irade ile idari işlem tesis
edebilme iktidarını ifade eder ve kamu düzeni ile ilgili olan bu unsurda mevcut
hukuka aykırılık halleri, ağırlıklarına göre, idari işlemi yok hükmünde kılar
veya iptalini gerektirir.
Bu itibarla, ithal edilen
eşya nedeniyle tahakkuk ettirilen 31.414.000.000 lira vergiye, davacı Şirketçe
yapılan itirazın, vergi tutarının tutarının 73.762.634.000 lira olarak
değiştirilerek reddine dair başmüdürlük işleminin, itiraza konu vergi miktarını
aşan kısmının yetkisizlik sebebiyle iptali gerekmekte ise de, bu durum ve ileri
sürülen diğer iddialar, mahkeme kararının, dava konusu işlemin yetki unsuru
yönünden hukuka aykırılığı açık olan kısmının istemin özeti bölümünde yazılı
gerekçeyle iptali yolundaki hüküm fıkrasının bozulmasını gerektirecek nitelikte
görülmemiştir.
Mahkeme kararının, dava
konusu işlemin, tahakkuka vaki itiraza konu edilen miktara ilişkin kısmını
iptal eden hüküm fıkrasına yönelik temyiz istemine gelince:
4458 sayılı Gümrük Kanununun
23'üncü
maddesinde, eşyanın gümrük kıymetinin, Gümrük Tarifesinin ve eşya ticaretine
ilişkin belirli konularda getirilen tarife dışı düzenlemelerin uygulanması
amacıyla bu bölümde yer alan hükümler çerçevesinde belirlenen kıymet olduğu
belirtilmiş; 24'üncü maddesinin 1'inci fıkrasında, ithal eşyasının gümrük
kıymetinin eşyanın satış bedeli, satış bedelinin ise, Türkiye'ye ihraç amacıyla
yapılan satışta 27 ve 28'inci maddelere göre gerekli düzeltmelerin de yapıldığı
fiilen ödenen veya ödenecek fiyat olduğu öngörülerek, eşyanın satış bedelinin
gümrük kıymetine esas alınabilmesi için gerekli koşullara yer verilmiş; 24'üncü
maddenin 3'üncü fıkrasının (a) bendinde ise, fiilen ödenen veya ödenecek fiyat,
ithal eşyası için alıcının, satıcı veya satıcı yararına yaptığı veya yapması
gereken ödemelerin toplamı olarak tanımlanmış, ödemelerin para transferi
şeklinde olabileceği gibi, akreditif veya ciro edilebilir bir kıymetli evrak
kullanılarak ya da doğrudan veya dolaylı da yapılabileceği kurala bağlanmıştır.
Diğer taraftan, sözü edilen
Kanunun 26'ncı maddesinde ise, 24 ve 25'inci madde
hükümlerine göre belirlenemeyen ithal eşyasının gümrük kıymetinin, Gümrük
Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşmasının VII'nci Maddesinin Uygulanmasına Dair
Anlaşmanın, Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşmasının (GATT)
VII'nci Maddesinin ve bu bölüm hükümlerinin prensip ve genel hükümlerine uygun
yöntemlerle ve Türkiye'de mevcut veriler esas alınarak belirleneceği
öngörülmüş; GATT'ın VII'nci Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Anlaşmanın 17'nci
maddesinde de, bu Anlaşmada yer alan hiçbir hükmün, gümrük idaresinin, gümrük
kıymetinin belirlenmesi ile ilgili olarak ibraz edilen tutanak, belge veya
beyannamenin gerçeklik veya doğruluğunu araştırma hakkını sınırlamayacağı ve bu
hakkı tartışma konusu haline getirecek şekilde yorumlanamayacağı hükmüne yer
verilmiştir.
Bu düzenlemelerden, gümrük
idaresinin, beyanın doğruluğunu tespit amacıyla, her zaman, her türlü bilgi ve
belgeyi inceleyerek değerlendirme hak ve yetkisine sahip bulunduğu sonucuna
ulaşılmaktadır.
Dosyanın incelenmesinden;
davacı Şirket tarafından, 2000 ila 2004 yıllarında muhtelif beyannamelerle
Mısır'dan ithal edilen eşyanın beyan edilen kıymetlerinden ayrı olarak,
ihracatçı Şirket adına, toplam, 1.089.765.- Amerikan doları tutarında para
transferi yapıldığı; ayrıca, davacının anılan yıllara ait ayrıntılı mizanları
ile ithal edilerek Yurt içinde satışı yapılan eşyaya ait satış faturalarının
ilgili bulundukları giriş beyannameleriyle bağlantıları kurularak
karşılaştırılması ve Yurt içinde alışı yapılan eşya miktarlarının gümrük
kontrolörünce incelenmesi sonucu, Yurt içinde satışı yapılan eşya miktarının,
ithal edilen ve Yurt içinde satın alınan eşya miktarından daha fazla olduğunun
13.12.2004 gün ve 63-181/67 sayılı cevaplı raporla tespit edildiğinden bahisle,
söz konusu tutarlar üzerinden ek tahakkuk yapıldığı anlaşılmıştır.
Yargılama Hukukunun temel
ilkelerinden birisi, normal ve mutat olanın dışında herhangi bir iddiada
bulunulması durumunda, iddia edilen hususun ispatlanması külfetinin iddia
sahibine ait olmasıdır.
Olayda, ithali
gerçekleştirilen eşyanın beyan edilen kıymetinin dışında, ihracatçı Şirkete
para transferi yapıldığı hususunda taraflar arasında ihtilaf bulunmaması
yanında; davacı Şirketin sahiplerinden, ''... ...''ın, aynı zamanda, Mısır'da
yerleşik olan ihracatçı ''...'' Firmasının da sahibi olması; ilgili yıllarda,
Yurt içinde satışı yapılan emtia miktarının, ithali gerçekleştirilen ve Yurt
içinde alımı yapılan emtia miktarlarının toplamından fazla olmasına rağmen,
fazla emtianın Yurt içinde satın alındığının 213 sayılı Vergi Usul Kanunu
uyarınca düzenlenmiş belgelerle kanıtlanamaması karşısında, tesis edilen işlemde
mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
Mahkemece, ithalata ilişkin
evrakın Mısır Ticaret Odasınca tasdikli ve teslim şeklinin de CIF olduğu
hususlarının Kahire Büyükelçiliğince teyit edildiği, teftiş raporunda yer alan
iddiaların, kanaat ve varsayıma dayandığı ve fazla döviz transferleri yapıldığı
konusunda somut bir tespit bulunmadığı gerekçesiyle işlem iptal edilmiş ise de;
davacı adına yapılan ek tahakkuk, ithalata ilişkin belgelerin gerçeği
yansıtmaması sebebine dayanmadığı gibi, düzenlenen cevaplı raporda, ihracatçı
Firmaya yapılan döviz transferlerinin miktarlarıyla tarihlerinin belirlenmiş
olması ve davacı Şirket tarafından da, döviz transferi yapıldığının kabul
edilmesi; bu paranın, gerçekleştirilen ithalat dışında ne amaçla transfer
edildiği konusunda, davacı tarafından herhangi bir kanıt sunulamaması; transfer
edildiği tespitli olan tutarların, ithalat tarihlerine yakın tarihlerde
gönderilmesi; mal bedelinin çok üzerinde miktarlar içermesi ve transferi yapan
Şirket yetkilisinin, transferlere ilişkin açıklamalarının makul ve kabul
edilebilir olmamasına rağmen, kanıtlama külfetinin tersine çevrilmesi suretiyle
verilen kararda isabet görülmemiştir.
Öte yandan, davacı
tarafından, transfer edilen paranın ithal edilmek istenilen eşyanın bedeli
olarak gönderildiği, ancak, pirinç ithalatlarına getirilen sınırlamalar
sebebiyle, Ağustos/2003 tarihinden itibaren gerekli ithalatın yapılamadığı,
Kasım/2004 tarihinden itibaren gerekli ithalat izninin alınabildiği iddia
edilmiş ise de; döviz transferlerinin 2000 yılından itibaren peyderpey
gerçekleştirilmesine rağmen, sonraki ithalatlarda mal bedelinden, önceden
transfer edilen bu para mahsup edilmeyerek, her ithalat için mal bedelinin
yanında, ayrıca döviz transferleri yapılmaya devam edilmesi karşısında, soyut
kalan iddiaya itibar etmek de olanaklı değildir.
Açıklanan nedenlerle;
mahkeme kararının, dava konusu işlemin itiraza konu vergi miktarını aşan
kısmını iptal eden hüküm fıkrasına yönelik temyiz isteminin reddine, oyçokluğu
ile; itiraza konu edilen miktara ilişkin kısmını iptal eden hüküm fıkrasına
yönelik temyiz isteminin ise kabulüne; mahkeme kararının buna ilişkin hüküm
fıkrasının bozulmasına, bozma kararı üzerine verilecek kararla birlikte
yargılama giderleri de hüküm altına alınacağından, bu hususta ayrıca hüküm
tesisine gerek bulunmadığına, 28.2.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.
X-AZLIK OYU
4458 sayılı Gümrük Kanununun
242'nci maddesini
1'inci fıkrasında, yükümlülerin, kendilerine tebliğ edilen gümrük vergileri
için tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde ilgili gümrük idaresine
verecekleri bir dilekçeyle düzeltme talebinde bulunabilecekleri, 3'üncü
fıkrasında, kişilerin, düzeltme taleplerine ilişkin kararlara, idari kararlara,
gümrük vergilerine ve cezalara karşı yedi gün içinde kararı alan gümrük
idaresinin bağlı bulunduğu gümrük başmüdürlüğü nezdinde itirazda
bulunabilecekleri, 5'inci fıkrasında ise, ilk kararın alındığı idarenin gümrük
başmüdürlüğü olduğu hallerde, bu karara karşı onbeş gün içinde Gümrük
Müsteşarlığına itiraz edebilecekleri hükme bağlanmıştır.
İdare hukukunda, kişilerin,
haklarında tesis edilen işlemlere karşı, yargı yoluna başvurmadan önce, idari
işlemin kaldırılması, geri alınması veya değiştirilmesi istemiyle amacıyla
yapacakları başvurular; zorunlu ve ihtiyari olmak üzere iki türlüdür. Zorunlu
olan başvuru, ihtiyari başvurunun aksine idari dava açılmadan önce tüketilmesi
elzem olan ve aynı zamanda dava şartı olan bir başvurudur.
4458 sayılı Kanunun yukarıda
yer verilen 242'nci maddesinde düzenlenen idari başvuru da, idari işlemin dava
konusu edilebilmesi için tüketilmesi zorunlu bir başvuru olup, söz konusu
düzenlemedeki amaç, diğer idari başvurularda olduğu gibi, idareye, yargı
yolunun kullanılmasından önce, işleminin hukuka uygun olup olmadığının,
hiyerarşik yollardan kontrolünü yapmak, şayet hukuka aykırı bir durum var ise,
bu aykırılığı, işlemi geri almak, düzeltmek, kaldırmak veya yeni bir işlem
tesis etmek suretiyle gidermek imkanını tanımaktır. İdari başvurunun bahsedilen
amacı çerçevesinde, gümrük müdürlüklerinin işlemlerine karşı yapılan düzeltme
başvurusu üzerine tüketilmesi zorunlu olan itiraz yolunun kullanılması
suretiyle yapılan başvuruların ilgili başmüdürlüklerce incelenmesi sonucu, üst hiyerarşik
makamın, alt idari makamlarca tesis edilen işlemi değiştirememesinin veya
düzeltememesinin kabulünün hiyerarşik denetim mekanizmasının mantığına ve
amacına ters düşeceği açıktır.
Olayda; davacı Şirketçe
ithal edilen eşya nedeniyle tahakkuk ettirilen 31.414.000.000 lira vergi
tutarının, İstanbul Gümrük ve Muhafaza Başmüdürlüğünce, 73.762.634.000 lira
olarak değiştirilerek; gümrük müdürlüğünün düzeltme istemini reddeden kararının
düzeltilerek onandığı ve itirazın reddedildiği belirtilmekle beraber, düzeltmenin
nedenlerinin açıklanmadığı; bu ret işlemi üzerine davacı Şirket tarafından,
başmüdürlükçe karara bağlanan vergi miktarı yazılmak suretiyle, anılan kararın
ve tahakkukun iptali istemiyle, ancak, itiraz edilen vergi ile karara bağlanan
vergi arasındaki farklılıkla ilgili herhangi bir iddia ileri sürülmeksizin dava
açıldığı; Mahkemece, bu hususlara değinilmeksizin karar verildiği
anlaşılmıştır.
Bu durumda; üst idari itiraz
mercilerinin, gerekli görülen hallerde, tahakkuk ettirilen vergi miktarında gerekli
düzeltmeleri yapabileceğinin kabulü zorunlu olduğundan, itiraza konu vergiler
ile dava konusu edilen vergilerin miktarları arasındaki farklılıklar ile
nedenlerinin açıklığa kavuşturulmasından sonra karar verilmesi gerekirken, bu
yapılmadan verilen kararda isabet görülmediğinden, mahkeme kararının, anılan
hüküm fıkrasının da bozulması gerektiği oyu ile Dairemiz kararının, temyiz
isteminin kısmen reddine dair hüküm fıkrasına katılmıyorum.