İskân Kanunu`nun (5543 Sayılı) bazı maddelerinin anayasaya aykırılığı savıyla iptallerine ilişkin Anayasa Mahkemesinin E-2006-142 K-2008-148 Sayılı Kararı
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas
Sayısı: 2006/142
Karar
Sayısı : 2008/148; Karar Günü : 24.9.2008
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından: 25.12.2008 tarihli ve 27090
sayılı R.G.
VI - SONUÇ
İPTAL DAVASINI AÇAN : Türkiye
Büyük Millet Meclisi üyeleri Haluk KOÇ, Oya ARASLI ile birlikte 145
milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU : 19.9.2006 günlü, 5543 sayılı İskân Kanunu'nun 13.
maddesinin, 27. maddesinin (5) numaralı fıkrasının ve geçici 2. maddesinin
(1) numaralı fıkrasının (b) bendinin son tümcesinin Anayasa'nın 2., 6., 7., 8.,
11., 13. ve 35. maddelerine aykırılığı savıyla iptalleri ve yürürlüklerinin
durdurulması istemidir.
I - İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İSTEMLERİNİN GEREKÇESİ
İptal ve yürürlüğün durdurulması istemlerini içeren
19.10.2006 günlü dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
"…
III. GEREKÇE
1) 19.09.2006 tarih ve 5543 sayılı İskân Kanununun
13 üncü maddesinin Anayasa'ya Aykırılığı
19.09.2006
tarih ve 5543 sayılı İskân Kanununun 13 üncü maddesinde; millî güvenlik
nedeniyle iskân edilecek yerleşim ünitelerinde yaşayan ailelerin iskânının,
Milli Güvenlik Kurulunun önerileri doğrultusunda Bakanlar Kurulunca alınacak
kararda belirtilecek şekil ve şartlar çerçevesinde yapılacağı öngörülmüştür.
Kanunda
takip edilecek siyasetin esas ve prensipleri belirtilmeden yürütme organına bu
kadar mutlak ve geniş bir takdir yetkisi tanınmasını yürütme organını kanunun
uygulanmasına taalluk eden teferruatın tespitiyle görevlendirme mahiyetinde
değil, yasama sahasına giren bir yetkinin devredilmesinden başka suretle ifade
ve izah etmek mümkün değildir. Zira millî güvenlik nedeniyle iskân edilecek
yerleşim ünitelerinin nerelerde ve ne kadar bir saha içinde ihdas olunabileceği,
engelleme tedbirlerinin neler olabileceği, söz konusu yerleşim ünitelerinde
ikamet eden şahısların hangi hallerde başka yerlere nakil ve iskân
olunabileceği hakkında aydınlatıcı hükümler kanunda gösterilmeden Bakanlar
Kuruluna verilmiş olan bu yetkiler bir genellik ve sınırsızlık ifade
etmektedir.
Anayasa'ya
göre yürütmenin asli düzenleme yetkisi, Anayasa'nın gösterdiği ayrık haller
dışında yoktur. Bu yetki Anayasa'nın 7. maddesinde Türkiye Büyük Millet
Meclisine verilmiştir ve devredilemez. Yürütme, ancak yasayla asli olarak
düzenlenmiş alanda kural koyabilir.
Anayasa'nın
çeşitli maddelerinde yer alan "kanunla düzenlenir" deyiminden neyin anlaşılması
gerektiği hususuna Anayasa Mahkemesi, kararlarıyla açıklık getirmiştir.
Örneğin, 18.6.1985 günlü, E.1985/3, K.1985/8 sayılı kararında, konuyu şöyle belirginleştirmiştir:
"Yasa
koyucu, belli konularda gerekli kuralları koyacak, çerçeveyi çizecek, eğer
uygun ve zorunlu görürse, onların uygulanması yolunda sınırları belirlenmiş
alanlar bırakacak, idare, ancak o alanlar içinde takdir yetkisine dayanmak
suretiyle yasalara aykırı olmamak üzere bir takım kurallar koyarak yasanın
uygulanmasını sağlayacaktır."
Esasen
Anayasa'nın 8 inci maddesinin, yürütme yetkisi ve görevinin Anayasaya ve
kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir, hükmünün anlamı da budur
(Anayasa Mahkemesinin 22.6.1988 tarih E.1987/18, K.1986/23, sayılı kararı, R.G.
26.11.1988, sa.2001).
İptali
istenen kural, yürütmeye asli düzenleme yapmak imkanı tanıdığı için Anayasanın
8 inci maddesine, yasamaya ait olan asli düzenleme yetkisini yürütmeye
devrettiği için Anayasanın 7 nci maddesine, böyle bir yetki Anayasaya
dayanmadığı için Anayasanın 6 ncı maddesine aykırı olan bir düzenlemedir.
Diğer
taraftan, Anayasanın herhangi bir hükmüne aykırı bir düzenlemenin Anayasanın 2
ve 11 inci maddelerindeki hukuk devleti, Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı
ilkeleriyle bağdaşmayacağı da açıktır.
Açıklanan
nedenlerle 19.09.2006 tarih ve 5543 sayılı İskân Kanununun 13 üncü maddesi
Anayasa'nın 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 8 inci ve 11 inci maddelerine aykırı olup,
iptali gerekir.
2) 19.09.2006 tarih ve 5543 sayılı İskân Kanununun
27 nci Maddesinin Beşinci Fıkrasının Anayasa'ya Aykırılığı
19.09.2006
tarih ve 5543 sayılı İskân Kanununun 27 nci maddesinin iptali istenen beşinci
fıkrasında, millî güvenlik nedeniyle iskâna tâbi tutulan ailelerin veya
fertlerin borçlandırılıp borçlandırılmayacağı hususu ile borçlandırıldığı
takdirde borçlanma usûl ve esaslarının belirlenmesi Bakanlar Kurulu'na
bırakılmıştır.
Yukarıda
(1) numaralı başlık altında da etraflıca belirtildiği üzere; yürütme ve
idarenin Anayasada belirtilen ayrık durumlar dışında düzenleme yetkisi aslî
değil, ikincildir; yani, yasayla çizilmiş bir alandadır. Önce, yasama, bir
alanı temel ilkeleriyle belirler, düzenler; ondan sonra da, yürütme, bu alanda,
bu çerçevesi çizilmiş alanda düzenleyici birtakım işlemler yapabilir.
Anayasanın 7 nci maddesine göre yasama yetkisi Türkiye Büyük Millet
Meclisinindir ve bu yetki devredilemez.
İptali
istenen kural, millî güvenlik nedeniyle iskâna tâbi tutulan ailelerin veya
fertlerin borçlandırılmasına ilişkin ilke ve esasları belirlemeden yürütmeye
asli düzenleme yapmak imkanı tanıdığı için Anayasanın 8 inci maddesine,
yasamaya ait olan asli düzenleme yetkisini yürütmeye devrettiği için Anayasanın
7 nci maddesine, böyle bir yetki Anayasaya dayanmadığı için Anayasanın 6 ncı
maddesine aykırı olan bir düzenlemedir.
Diğer
taraftan, Anayasanın herhangi bir hükmüne aykırı bir düzenleme Anayasanın 2 nci
ve 11 inci maddelerinde ifade edilen hukuk devleti, Anayasanın üstünlüğü ve
bağlayıcılığı ilkeleriyle de bağdaşmaz.
Açıklanan
nedenlerle, 19.09.2006 tarih ve 5543 sayılı İskân Kanununun 27 nci maddesinin
beşinci fıkrası Anayasa'nın 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 8 inci ve 11 inci maddelerine
aykırı olup, iptali gerekir.
3) 19.09.2006 tarih ve 5543 sayılı İskân Kanununun
Geçici Madde 2'sinin Birinci Fıkrasının (b) Bendinin Son cümlesinin Anayasa'ya
Aykırılığı
19.09.2006
tarih ve 5543 sayılı İskân Kanununun Geçici Madde 2'sinin iptali istenen
cümleyi de içeren birinci fıkrasının (b) bendi aynen şöyledir:
"b)
İlk iskân kararında adı geçen ve halen yaşayan aile fertleri, bir bütün olarak
bu yardımdan yararlanırlar. Mirasçılara
bu hak tanınmaz."
21.6.1934
tarih ve 2510 sayılı İskân Kanununun 7 nci maddesinde "Türkiye'ye geldikleri
tarihten itibaren iki yıl içinde iskân istemeyen muhacir ve mültecilere iskân
yardımı yapılamaz." hükmüne yer verilmişti. 5543 sayılı İskân Kanununun Geçici
Madde 2'sinin iptali istenen cümleyi de içeren birinci fıkrasının (b) bendinin
ilk cümlesinde "İlk iskân kararında adı geçen ve halen yaşayan aile fertleri,
bir bütün olarak bu yardımdan yararlanırlar" denilmek suretiyle 2510 sayılı
İskân Kanununa göre iskân yardımına hak kazanmış olmalarına karşın iki yıl
içinde iskân istemeyerek iskân yardımından yararlanamayan ilk iskân kararında
adı geçen ve halen yaşayan aile fertlerinin, bir bütün olarak bu yardımdan
yararlandırılmaları öngörülmüştür. Ancak söz konusu bendin iptali istenen son
cümlesinde, "Mirasçılara bu hak
tanınmaz" denilmek suretiyle ilk iskân kararında adı geçenlerin
mirasçıları bu haktan mahrum bırakılmıştır.
Anayasa'nın
35 inci maddesi, herkesin miras hakkına sahip olduğunu belirttikten sonra, bu
hakkın ancak kamu yararı amacıyla, kanunla
sınırlanabileceği kuralını koymuştur.
Anayasa'nın
35 inci maddesinin gerekçesinde; "Maddede mülkiyet ve miras hakları, diğer
temel haklar gibi ve onlar derecesinde düzenlenmiş ve Anayasa güvencesine
bağlanmıştır. Miras hakkı, mülkiyet hakkının bir devamıdır, özel bir şeklidir.
Bu nedenle mülkiyet ve miras aynı maddede ardarda düzenlenerek anayasal güvence
altına alınmıştır. Miras hakkının ağır vergilendirme yolu ile muhtevasız hale
getirilmesi, miras hakkının ortadan kaldırılması önlenmek istenmiştir"
denilmiştir.
Anayasa'nın
3.10.2001 tarih ve 4709 sayılı Kanunla değiştirilmiş olan 13 üncü maddesinde
ise, temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasında uyulacak ilkeler ifade
edilmiştir. Bu ilkelere göre, temel hak ve hürriyetler yalnızca Anayasa'nın
ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak sınırlanabilecek;
sınırlama ancak kanunla ve temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunmaksızın ve
Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik cumhuriyetin
gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmamak üzere yapılabilecektir.
İptali
istenen düzenleme ile, miras hakkı, aşırı derecede (ölçüsüzce) ve kamu yararı
amacı gözetilmeksizin sınırlandırılmaktadır.
İskân
yardımından, ilk iskân kararında adı geçen ve halen yaşayan aile fertlerinin
bir bütün olarak yararlandırılmaları öngörülürken, iptali istenen cümle ile
mirasçıların bu haktan mahrum bırakılmalarının iskân hakları ile ilgili miras
hakkını kullanılamaz hale getirdiği; bu nedenle özünden zedelediği ortadadır.
Hak
ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında özün korunmasının ise, demokratik toplum
düzeninin gereklerinden olduğunda kuşku yoktur.
Hakkı
kullanılamaz hale getiren, içini boşaltan sınırlandırmaların ölçülülük
ilkesiyle bağdaşmayacağı da açıktır.
İskân
yardımının sadece halen yaşayan aile fertlerine tanınmasına karşın, ilk olarak
bu hakkın tanınmasından bu yana çok uzun bir zaman diliminin geçmiş olduğu
dikkate alınmaksızın hak sahiplerinin mirasçılarının böyle bir haktan mahrum
bırakılmaları adalet ve hakkaniyete de aykırıdır. Adalet ve hakkaniyete uymayan
bir düzenlemenin de ölçülülük ilkesi ile uyum halinde olduğu savunulamaz.
Söz
konusu düzenlemenin, mirasçıların kazanılmış haklarını koruma altına almadığı
da görülmektedir.
Diğer
yandan bir hukuk devletinde devlet erki kullanılarak yapılan tüm işlemlerin
nihai amacının kamu yararı olması gerekir.
Anayasa'nın
13 üncü maddesi hak ve özgürlüklerin Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen
sebeplere bağlı olarak sınırlandırılacağını ifade etmekte; miras hakkını
düzenleyen Anayasa'nın 35 inci maddesinde de bu sebep "kamu yararı" olarak
gösterilmektedir.
İptali
istenen cümlenin ise kamu yararı amacına yönelik olduğu söylenemez. Çünkü kamu
yararı, hukuk düzeni içinde kalınmak koşuluyla gözetilmesi gereken bir
husustur. Anayasa'nın ifade ettiği bir takım ilkelere aykırı bir düzenlemenin
kamu yararı amacına yönelik olduğu düşünülemez. Bu açıdan bakıldığında, iptali
istenen cümle ancak yasama organının, hukuk çerçevesi dışına çıkmış,
saptırılmış takdir yetkisinin bir ürünü olarak tanımlanabilir.
Bilindiği
gibi Anayasamızın 2 nci maddesinde ifade edilen hukuk devleti adı verilen
yönetim biçiminin temel öğeleri arasında yasaların kamu yararına dayanması,
kazanılmış hakların korunması ve kamu düzeninin korunması için çıkarılan
kurallarda adalet ve hakkaniyet ölçülerine uyulması ilkeleri yer almaktadır.
İptali
istenen cümlede ise, bu ilkelere uyulmadan ve Anayasa'nın 13 ve 35 inci
maddelerine aykırı olarak miras hakkı sınırlandırılmış ve bu nedenle
Anayasa'nın 2 nci, 13 üncü ve 35 inci maddeleri ile çelişen bir görünüm
yaratılmıştır.
Anayasanın
herhangi bir hükmüne aykırı bir düzenleme Anayasanın 2 nci ve 11 inci
maddelerinde ifade edilen hukuk devleti, Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı
ilkeleriyle de bağdaşmaz.
Açıklanan
nedenlerle, 19.09.2006 tarih ve 5543 sayılı İskân Kanununun Geçici Madde
2'sinin birinci fıkrasının (b) bendinin son cümlesi Anayasa'nın 2 nci, 11 inci,
13 üncü ve 35 inci maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Anayasal
düzenin en kısa sürede hukuka aykırı kurallardan arındırılması, hukuk devleti
sayılmanın gereğidir. Anayasaya aykırılığın sürdürülmesinin, bir hukuk
devletinde sübjektif yararların üstünde, özenle korunması gereken hukukun
üstünlüğü ilkesini de zedeleyeceği kuşkusuzdur. Hukukun üstünlüğü ilkesinin sağlanamadığı
bir düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından, bu
ilkenin zedelenmesinin hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız durum ve
zararlara yol açacağında duraksama bulunmamaktadır.
Arz
ve izah olunan nedenlerle, söz konusu kurallar hakkında yürürlüğünün
durdurulması da istenerek iptal davası açılmıştır.
V. SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda
açıklanan gerekçelerle 19.09.2006 tarih ve 5543 sayılı İskân Kanununun;
1)
13 üncü maddesinin Anayasa'nın 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 8 inci ve 11 inci
maddelerine aykırı olduğundan,
2) 27 nci
maddesinin beşinci fıkrasının Anayasa'nın 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 8 inci ve 11
inci maddelerine aykırı,
3)
Kanununun Geçici Madde 2'sinin birinci fıkrasının (b) bendinin son cümlesinin
Anayasa'nın 2 nci, 11 inci, 13 üncü ve 35 inci maddelerine aykırı olduğundan,
iptallerine
ve uygulanmaları halinde giderilmesi olanaksız zarar ve durumlar doğacağı için,
iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar
verilmesine ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz."
II - YASA METİNLERİ
A - İptali İstenilen Yasa
Kuralları
19.9.2006 günlü, 5543 sayılı
İskân Kanunu'nun iptali istenilen kuralları da içeren maddeleri şöyledir:
"MADDE 13- (1) Millî güvenlik nedeniyle iskân edilecek
yerleşim ünitelerinde yaşayan ailelerin
iskânı, Milli Güvenlik Kurulunun önerileri doğrultusunda Bakanlar Kurulunca
alınacak kararda belirtilecek şekil ve şartlar çerçevesinde bu Kanun
hükümlerine göre yapılır."
"MADDE 27- (1) İskân ve
fiziksel yerleşim düzenlemelerinde hak sahipleri; kendilerine verilen
taşınmazlardan dolayı, kamulaştırılan ve satın alınan taşınmaz mallar için kamulaştırma veya satın
alma bedelleri, yapılar için maliyet bedelleri, Hazine arazileri için rayiç bedelleri
üzerinden borçlandırılırlar. Ancak, iskân amacıyla kamulaştırılmış, satın alınmış, inşa edilmiş
olup, çeşitli nedenlerle tahsisleri bir yıl içinde yapılmamış taşınmaz mallar
yeniden iskân uygulamasına alındığı takdirde, yeni hak sahipleri bu taşınmaz
malların rayiç bedelleri üzerinden borçlandırılırlar.
(2)
Borçlandırma muameleleri, aile fertleri veya kendi başlarına iskân edilenlerin
adına yapılır.
(3)
Taşınmaz mallara ait borçlandırma bedelleri faizsiz olarak tahsil olunur. Bu
Kanun
uyarınca açılacak işletme ve donatım kredileri ile fiziksel yerleşimi düzenleme
amacıyla
yapılacak taksitli arsa satışları ve aileye verilen konut ve işletme binası
kredileri faize tâbidir.
(4)
Taşınmaz malların borçlandırılmasında ödemesiz süre ve vade, açılacak
kredilerin ve arsa borçlarının faiz nispeti ve vadeleri ile borçlandırma ve
kredilendirmeye ait diğer hususlar yönetmelikte belirtilir.
(5) Millî güvenlik nedeniyle iskâna tâbi
tutulan ailelerin veya fertlerin borçlandırılıp borçlandırılmayacağı,
borçlandırıldığı takdirde borçlanma usûl ve esasları Bakanlar Kurulu kararıyla belirlenir.
(6) Bu Kanun hükümlerine göre borçlandırma suretiyle yapılan iskân
yardımlarının tamamı için, verilecek
taşınmaz mallarda Hazine lehine birinci derecede ve birinci sırada ipotek tesis edilir.
(7)
Erteleme sebepleri dışında kalıp da muaccel hale gelen alacaklar, Bakanlıkça
millî bir bankayla yapılacak protokol çerçevesinde takip ve tahsil olunur.
Erteleme sebepleri yönetmelikle belirlenir.
(8)
Borçlunun haczedilebilir taşınır malı bulunmadığı veya borcuna yetmediği takdirde, borcun tamamı
muacceliyet kesbeder ve bu Kanuna göre verilen veya kredi açmak suretiyle sağlanan
taşınmaz malların tapu kayıtları mahkeme kararıyla Hazine adına tashihen tescil edilir ve bu
taşınmaz malların iade işlemleri 29 uncu madde hükümlerine göre yürütülür.
(9) İskân
edilen ailelere verilen taşınmaz mallar, gerek idarenin ve gerekse iskân edilen ailelerin istek
ve rızaları dışında geri alındığı takdirde, geri alınmadan dolayı eksilen istihkaklarının
karşılanması maksadı ile yapılacak kamulaştırma ve satın alınmadan doğan ilave bedeller geri
verilecek paralar tertibinden karşılanır."
"GEÇİCİ MADDE 2- (1) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren 2510 sayılı Kanun ve anılan Kanunun ek ve tadilleri gereğince hak
sahibi olup da iskân edilemeyen aileler bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten
başlayarak iki yıl içinde valiliklere ve Bakanlığa yazılı olarak
müracaat ettikleri takdirde, bunlara hak sahibi oldukları tarihte yürürlükte
olan Kanun
hükümleri ve aşağıdaki esaslar dahilinde iskân yardımı yapılır:
a) Bu
ailelerin halen muhtaç durumda olması gerekir. Ailelerin muhtaçlık durumlarının tespiti için asgari
ücretin yıllık tutarı esas alınır.
b) İlk
iskân kararında adı geçen ve halen yaşayan aile fertleri, bir bütün olarak bu
yardımdan
yararlanırlar. Mirasçılara bu hak
tanınmaz.
c) Evlenmek suretiyle aileden ayrılan kadın ve erkekler,
müstakil aile olarak bu yolda iskân yardımı isteyemezler.
ç) İlk iskân kararının veriliş tarihi ile bu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarih arasında taşınmaz mal edinen aileler, bu taşınmaz
malları devir ve temlik etmiş olsalar dahi bu yardımdan yararlanamazlar.
d) Bu
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içerisinde müracaat etmeyenlerle Bakanlığın
yapacağı iskân yardımını herhangi bir nedenle istemeyenler, gösterilen yeri
kabul etmeyenler ve iskân edildikleri yeri terk edenler, ikinci bir iskân
talebinde bulunamazlar ve iskân hakları kaybolur.
e)
Verilen taşınmaz mallar aile fertleri adına eşit hisselerle tapuya tescil ettirilir.
Taşınmaz mallar on yıl süreyle hiçbir şekilde satılamaz, bağışlanamaz, terhin
ve haczedilemez. Tapularına bu yolda kayıt düşülür.
(2) Bu madde hükümlerine göre yapılacak harcamalar
Bakanlık bütçesinden karşılanır."
B - Dayanılan ve İlgili
Görülen Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın
2., 6., 7., 8., 11., 13. ve 35. maddelerine dayanılmış, 23. maddesi ise ilgili
görülmüştür.
III - İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün
8. maddesi gereğince Tülay TUĞCU, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU,
Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK,
Serruh KALELİ ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün katılmalarıyla 27.10.2006 günü
yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin
esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin bu konudaki raporun
hazırlanmasından sonra karara bağlanmasına oybirliğiyle karar verilmiştir.
IV - ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, işin
esasına ilişkin rapor, iptali istenilen yasa kuralları, dayanılan ve ilgili
görülen Anayasa kurallarıyla bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri
okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
1 - Yasa'nın 13. Maddesi ile 27. Maddesinin (5) Numaralı Fıkrasının
İncelenmesi
Dava dilekçesinde, millî
güvenlik nedeniyle iskân edileceklerle ilgili olarak izlenecek siyasetin esas
ve prensipleri Yasa'da belirtilmeden yürütme organına mutlak ve geniş bir
takdir yetkisi verildiği, bunun yürütme organını Yasa'nın uygulanmasına yönelik
konularda görevlendirme niteliğinde olmadığı, yasama alanındaki bir yetkinin
yürütmeye genel ve sınırsız bir şekilde devredildiği, yürütmenin ancak yasayla
düzenlenmiş konularda kural koyabileceği, bu nedenlerle yürütmeye asli
düzenleme yapma olanağı tanıyan dava konusu kuralların Anayasa'nın 2., 6., 7.,
8. ve 11. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 29. maddesine
göre Anayasa Mahkemesi yasaların Anayasa'ya aykırılığı hususunda ilgililer
tarafından ileri sürülen gerekçelere bağlı kalmak zorunda olmadığından,
kurallar ilgisi nedeniyle Anayasa'nın 23. maddesi yönünden de incelenmiştir.
5543 sayılı Yasa'nın 13.
maddesinde, "millî güvenlik" nedeniyle iskân edilecek yerleşim ünitelerinde
yaşayan ailelerin iskânının, Millî Güvenlik Kurulu'nun önerileri doğrultusunda
Bakanlar Kurulu'nca alınacak kararda belirtilecek şekil ve şartlar çerçevesinde
İskân Kanunu hükümlerine göre yapılacağı belirtilmiştir. Aynı Yasa'nın 27.
maddesinin (5) numaralı fıkrasında ise millî güvenlik nedeniyle iskâna tâbi
tutulan ailelerin veya fertlerin borçlandırılıp borçlandırılmayacağı,
borçlandırıldığı takdirde borçlanma usul ve esaslarının Bakanlar Kurulu
kararıyla belirleneceği öngörülmüştür.
Millî Güvenlik, 2945 sayılı
Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunu'nda, "Devletin anayasal düzeninin, milli
varlığının, bütünlüğünün, milletlerarası alanda siyasi, sosyal, kültürel ve
ekonomik dahil bütün menfaatlerinin ve ahdi hukukunun her türlü dış ve iç tehditlere
karşı korunması ve kollanması"
şeklinde tanımlanmıştır. Millî güvenlik nedeniyle aile veya fertlerin
iskân edilmeleri, bu iskânın şekil ve şartlarının nasıl belirleneceği, iskân
sonrasında borçlandırma işlemi yapılıp yapılmayacağı, borçlandırma yapılması
durumunda usul ve esaslarının belirlenme şekli dava konusu kurallarla hüküm
altına alınmış, bu konularda Millî Güvenlik Kurulu'nun önerileri doğrultusunda
Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır. Millî güvenlik nedeniyle göç, bir
toplumsal sorun olarak ortaya çıkmakla birlikte, dava konusu kurallarla bu
kapsamda olan aile veya fertler iradeleri dışında iskâna zorlanmakta, zorunlu
bir iskân şekli getirilmekte, ilgili kişilere herhangi bir seçme hakkı
tanınmamaktadır.
Anayasa'nın 13.
maddesinde, temel hak ve özgürlüklerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca
Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak
yasayla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların Anayasa'nın sözüne ve ruhuna,
demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük
ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir.
Yerleşme özgürlüğü
sadece Anayasa'nın 23. maddesinde sayılan özel sınırlama nedenlerine bağlı
olarak sınırlandırılabilecektir. 23. maddede, herkesin, yerleşme ve seyahat
özgürlüğüne sahip olduğu belirtildikten sonra, yerleşme özgürlüğüyle ilgili
sınırlama nedenleri suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi
sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını
korumak olarak gösterilmiştir. Maddede
yerleşme özgürlüğüyle ilgili sınırlama sadece yasa koyucuya bırakılmakla
kalmamış, nitelikli yasa kaydıyla sınırlama benimsenerek, aynı zamanda
sınırlamanın hangi neden, amaç ya da koşullarla yapılması gerektiği de tek tek
sayılmıştır.
Anayasa'da sınırlama nedenlerinin
sayılarak belirlenmiş olması, yasakoyucunun bunlar dışında kalan bir nedenle
yerleşme özgürlüğünün sınırlanması sonucunu doğuracak düzenlemeler
yapamayacağını göstermektedir. Dava konusu kurallarda
belirtilen "millî güvenlik", yerleşme özgürlüğüyle ilgili sınırlama nedenleri
arasında sayılmamıştır.
Anayasa'nın ilgili
maddesinde gösterilen sınırlama nedenlerine dayandırılmayan kuralla, aile veya fertlerin millî güvenlik nedeniyle zorunlu
iskâna tabi tutulması, Anayasa'nın 23. maddesinin
güvence altına aldığı yerleşme özgürlüğü alanına yapılan açık müdahale
niteliğindedir.
Bu nedenlerle, dava
konusu kurallar Anayasa'nın 13. ve 23. maddelerine aykırıdır ve iptalleri
gerekir.
Anayasa'nın 13. ve
23. maddelerine aykırı görülerek iptal edilen kuralların, ayrıca Anayasa'nın 2., 6., 7., 8. ve 11. maddeleri yönünden incelenmesine
gerek görülmemiştir.
2 - Yasa'nın Geçici 2. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (b) Bendinin
Son Tümcesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, 2510 sayılı
İskân Kanunu'na göre hak sahibi olup da iskân edilemeyenlere yeni bir hak
tanındığı halde mirasçılara bu hakkın tanınmadığı, böylece Anayasa'nın 13. ve
35. maddelerine göre miras hakkının aşırı derecede, ölçüsüz ve kamu yararı
amacı gözetilmeksizin sınırlandırıldığı, iskân hakkıyla ilgili miras hakkının
kullanılamaz hale getirildiği, özünün zedelendiği, hakkı kullanılamaz hale
getiren sınırlandırmaların ölçülülük ilkesi ve demokratik toplum düzeninin
gerekleriyle bağdaşmayacağı, miras hakkının tanınmamasının kamu yararı amacına
yönelik olduğunun da söylenemeyeceği, kazanılmış hakların ve kamu düzeninin
korunması için çıkarılan kurallarda
adalet ve hakkaniyet ölçülerine uyulmasının hukuk devletinin gereği olduğu,
dava konusu kuralın, bu ilkelere uyulmaması nedeniyle Anayasa'nın 2., 11., 13.
ve 35. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
5543 sayılı
Yasa'nın geçici 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, yürürlükten kaldırılan
2510 sayılı Yasa'ya dayanarak hak sahibi olup da 5543 sayılı Yasa'nın yürürlüğe
girdiği 26.9.2006 gününe kadar iskân edilemeyen ailelere bu tarihten başlayarak
iki yıllık süre içerisinde başvurmaları halinde iskân yardımı yapılması
öngörülmüştür. Söz konusu fıkrada ayrıca, bu ailelerin halen muhtaç durumda
olmaları gerektiği, evlenmek suretiyle aileden ayrılanların, müstakil aile
olarak iskân yardımı isteyemeyeceği, ilk iskân kararının verilmesinden sonra
taşınmaz mal edinenlerin yardımdan yararlanamayacağı, bu fıkra ile getirilen
haktan yararlanmayanların ikinci kez iskân talebinde bulunamayacakları, verilen
taşınmazların aile fertleri adına eşit hisselerle tapuya tescili, bunların on
yıl süre ile satılamayacağı, bağışlanamayacağı ve haczedilemeyeceği gibi
esaslar da belirlenmiştir. Fıkranın (b) bendinde ise ilk iskân kararında adı
geçen ve halen yaşayan aile fertlerinin, bir bütün olarak bu yardımdan
yararlanacağı belirtildikten sonra dava konusu kuralla da mirasçılara bu hakkın
tanınmayacağı belirtilmiştir. İskân malikliğinin oluşmasından önceki süreci,
İskân Kanunu kapsamında hak sahipliği için karar alınma sürecini de kapsayan
dava konusu kural, hak sahibi olduğu halde iskân edilemeyen ailelerin iskân
yardımından yararlanabilmeleri için yapacakları başvuru hakkının mirasçılara
tanınmasını engellemektedir.
Anayasa'nın 35. maddesinde
herkesin, mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu, bu hakların, ancak kamu
yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği belirtilmiştir. Buna göre miras
hakkı, mülkiyet hakkının devamı ve özel bir şeklidir. Bu nedenle mülkiyet ve
miras aynı maddede düzenlenerek anayasal güvence altına alınmıştır.
Anayasa'nın 13.
maddesinde de, temel hak ve özgürlüklerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca
Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak
yasayla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların Anayasa'nın sözüne ve ruhuna,
demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük
ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir.
Demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp
güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup
tümüyle kullanılamaz hale getiren sınırlamalar, demokratik toplum düzeni
gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bu nedenle, temel hak ve özgürlükler,
istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluyla demokratik toplum düzeninin
sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak yasayla sınırlandırılabilirler.
İskân Kanunu'na dayanarak alınan iskân kararıyla belirlenen "iskân
hakkı sahipliği", "alacak hakkı" niteliğinde olup mülkiyet hakkı kapsamındadır.
Mülkiyet hakkı kapsamında bulunan bir hak üzerinde mirasçılara başvuru hakkının
engellenmesi miras hakkının özünü zedeler ve onu kullanılamaz hale getirir.
Bu nedenle kural,
Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Dava konusu kural,
Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine aykırı görülerek iptal edilmiş olduğundan,
ayrıca Anayasa'nın 2. ve 11. maddeleri
yönünden incelenmesine gerek görülmemiştir.
V - YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI
KARARI
19.9.2006 günlü, 5543 sayılı
İskân Kanunu'nun;
A) 1- 13. maddesi,
2- 27. maddesinin (5)
sayılı fıkrası,
24.9.2008 günlü, E. 2006/142,
K. 2008/148 sayılı kararla iptal edildiğinden, bu madde ve fıkranın,
uygulanmasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve
zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz kalmaması için kararın Resmî
Gazete'de yayımlanacağı güne kadar YÜRÜRLÜKLERİNİN DURDURULMASINA,
B) Geçici 2. maddesinin (1)
sayılı fıkrasının (b) bendinin son tümcesinin yürürlüğünün durdurulması
isteminin, koşulları oluşmadığından REDDİNE,
24.9.2008 gününde OYBİRLİĞİYLE
karar verildi.
VI - SONUÇ
19.9.2006
günlü, 5543 sayılı İskân Kanunu'nun;
A- 13.
maddesinin,
B- 27. maddesinin (5)
numaralı fıkrasının,
C- Geçici 2. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının (b) bendinin son tümcesinin,
Anayasa'ya
aykırı olduğuna ve İPTALİNE, 24.9.2008
gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verildi.