Pasaport Kanunu`nun (5682 Sayılı) 14. maddesinin (A) bendinin son paragrafında bir bölümün iptal edilmesine hakkında Anayasa Mahkemesinin E-2007-4 K-2007-81 Sayılı Kararı
ANAYASA
MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2004/30
Karar Sayısı: 2008/55
Karar Günü : 7.2.2008
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından: 19.03.2008 tarihli ve 26821 sayılı R.G.
sonuc - VII
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Konya 1. İdare Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 15.7.1950 günlü, 5682 sayılı Pasaport
Kanunu'nun 3463 sayılı Yasa ile değiştirilen 14.
maddesinin (A) bendinin son
paragrafında yer alan "…yine yanında yaşayıp reşit bulunmayan erkek çocuklarına
da…" ibaresinin, Anayasa'nın 2., 10., 41. ve 90. maddelerine aykırılığı savıyla
iptali istemidir.
I - OLAY
Dâvâcının özürlü oğlunun hususi damgalı
pasaportunun süresinin uzatılmasına ilişkin talebin reddi işleminin iptali
istemiyle açılan dâvâda, itiraz konusu ibarenin Anayasa'ya aykırılığı savını
ciddi bulan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II - İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
"1-) ANAYASANIN 2.
MADDESİ YÖNÜNDEN: Anayasanın 2. maddesinde "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun
huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı,
Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,
demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir" hükmüne yer verilmektedir.
Hukuk Devleti, insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyucu, adaletli bir
hukuk düzeni kuran ve bunu sürdürmekle kendini yükümlü sayan, bütün eylem ve
işlemleri yargı denetimine bağlı olan devlettir. Hukuk Devleti ilkesi devletin,
tüm organlarının üstünde hukuk kuralları ile kendisini bağlı saymasını
gerektirir. Bu bağlamda Yasa koyucunun yasal düzenlemeler yaparkenki takdiri,
sınırsız ve keyfi olmayıp hukuk devleti ilkeleriyle sınırlıdır. Bu duruma göre,
yasa kuyucunun, anne-babanın pasaport olanaklarından çocukların da yararlanma
koşulları ve şeklini düzenlerken erkek çocuk için sadece reşit olmamayı esas
alması yetersiz kalıp maslahata uygun olmayan sonuçlar doğurmaktadır. Çünkü
reşit olma hali 4721 sayılı Medeni Kanunda 11 ve 12. maddelerde düzenlemiş
olup, sadece fiil ehliyetinin alt unsurlarını ifade etmektedir. Bir başka ifade
ile, reşit olmak (erginlik) 18 yaşının doldurulması, evlenme veya mahkeme
kararıyla mümkün olmakta olup, tek başına fiil ehliyetine yeterli olmamaktadır.
Burada üst kavram fiil ehliyeti olup, kişisel ve sosyal haklar ile
sorumlulukların doğmasında üst kavram olan fiil ehliyetinin esas alınması
hakkaniyet ve adaletin gerçekleşmesinde daha gerçekli olup, hukuk devletine de
daha uygun sonuç doğuracaktır.
Örneğin dava konusu
olayda, davacının çocuğu 18 yaşını tamamlamış olduğu dolayısıyla reşit olduğu
gerekçesiyle annesinin pasaportuna işlenmemiştir. Gerçekten de çocuk 18 yaşını
doldurmuş ve reşittir. Ancak epilepsi hastası ve zihinsel engelli olup fiil
ehliyeti bulunmadığı gibi hayatının her anı anne-baba ile geçmekte ve geçmek
zorundadır. Bu sebeple yasada reşit olmanın değil fiil ehliyetine sahip olmanın
ölçü alınması hakkaniyet-adalet ve dolayısıyla hukuk devletine daha uygun
olacaktır.
2-) ANAYASANIN 10. MADDESİ YÖNÜNDEN: Anayasanın 10. maddesinde "Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet,
siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım
gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya
sınıfa imtiyaz tanınamaz, Devlet Organları ve idare makamları bütün
işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek
zorundadırlar" hükmü düzenlenmektedir. Buna göre, yasa koyucu yasal
düzenlemeler yaparken, cinsiyet farkı gözeterek belli bir cins lehine veya
aleyhine farklılık öngöremez. Nitekim, dava konusu işlemin yasal dayanağı olan
5682 sayılı Kanunun 14/A-5 maddesinde kız evlatlara tanınan olanak erkek
evlatlara tanınmayarak cinsiyet yönünden ayrımcılık yapılmıştır. Çünkü yasa
hükmü uyarınca ailesiyle yaşayıp işi olmayan ve evli olmayan kız çocuklar reşit
olsa bile anne-babanın pasaportuna kaydedilirken erkek çocuklar eğer reşit ise
(örnekte olduğu gibi fiil ehliyeti bulunmasa bile) bu haktan
yararlanamamaktadır. Bu ayrımcılığın ise Anayasanın 10. maddesi karşısında
izahı kabil olmamaktadır.
3)- ANAYASANIN 41. MADDESİ YÖNÜNDEN: Anayasanın 41. maddesi "Aile, Türk toplumunun temelidir. Devlet,
ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile
planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır,
teşkilatı kurar" hükmünü düzenlemektedir. Buna göre, Devlet ailenin huzur ve
refahını özellikle de ana ve çocukların korunması ilkesini ihlal etmeme
yükümlülüğü yanında, ihlal edilmesine sebep olacak unsurlar yönünden önleyici
tedbirleri de almak zorundadır. Başka bir deyimle, Devletin, ailenin korunması
yönünden pozitif ve negatif yükümlülükleri mevcuttur. Bu bağlamda Devlet
(Yasama- yürütme-yargı olarak tüm erkleri ifade ediyor) aile hayatının sağlıklı
devamına engel olan tedbirleri almak, buna aykırı her türlü düzenlemeyi ortadan
kaldırmak zorundadır. Nitekim dava konusu olayda, zihinsel özürlü de olsa,
çocuk anne baba için vazgeçilmez bir varlıktır. Bu sebeple onun hastalığı için
yurtdışında tedavi olanakları aramaktadır. Ancak, yasal düzenleme, anneye,
çocuğunu kendi pasaportuna refakatli olarak isteme olanağı vermeyip, annenin
çocuğuyla birlikte olma hakkını engellemektedir. Bu sebeple, anılan hüküm,
devletin aile hayatıyla ilgili yükümlülükleriyle de bağdaşmamaktadır.
4-) ANAYASANIN 90. MADDESİ DELALETİYLE AVRUPA İNSAN HAKLARISÖZLEŞMESİNİN 8. MADDESİ VE 12 NO'LU
PROTOKOL YÖNÜNDEN:
A-) ANAYASANIN 90. MADDESİ YÖNÜNDEN:
Anayasanın 90/5.
maddesinde "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun
hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa
Mahkemesine başvurulamaz" hükmüne yer verilmiş bulunmaktadır.
Bunun yanında
Türkiye 18.05.1954 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini imzalamış olup
bu tarihten itibaren adı geçen sözleşme iç hukukumuzun bir parçası olmuştur.
Türk doktrininde,
Uluslar arası sözleşmelerin yeri ve normlar hiyerarşisine göre
konumutartışmalıdır. Buna göre Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi; alalade bir
yasa gücünde midir, nitelikli bir
yasamıdır yoksa Anayasa hükmünde midir bu konuda yerleşik bir görüş birliği
bulunmamaktadır. Ancak, hangi görüş benimsenirse benimsensin, Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi hükümlerinin en azından yasa hükmü olduğu, Anayasaya
aykırılığı ileri sürülmediğine göre de, diğer yasalara göre üstün ve nitelikli
bir yasa olduğu kuşkusuzdur. Kaldı ki, Türk Devleti yönünden kararları
bağlayıcı olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince, hüküm kurulurken, Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi hükümleri, yasama, yürütme ve yargı olarak tüm Devlet
faaliyetleri yönünden denetlenmekte olup, bu içtihatlar doğrultusunda Devlet,
idari eylem ve işlemleri yanında yasa hatta Anayasa kurallarını bile yeniden
düzenlemek zorunda hissetmektedir kendisini. Bunun yanında, Anayasa Mahkemesi
de Anayasaya Uygunluk denetimi yaparken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
hükümleri ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları dikkate almakta ve
kararlarında işlemektedir, (şimdilik ölçü norm olarak esas alınmamakla birlikte
referans norm olarak yer verilmektedir) Bu bağlamda, devletin her faaliyetinin
olduğu gibi, tüm düzenleyici işlemlerinin denetiminde de Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi içtihatları ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümlerinin de göz
önüne alınması gerekir.
B-) AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNİN 8. MADDESİ YÖNÜNDEN:
Nitekim Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesinde de "1- Herkes özel hayatına, aile
hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. 2- Bu
hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik,
kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç
işlenmesinin önlenmesi, sağlığın ve ahlakın veya başkalarının hak ve
özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda zorunlu olan ölçüde ve
yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabilir" hükmüne yer
verilmiştir. Gerek Anayasa hükümleri gerekse anılan sözleşme maddesi uyarınca;
devlet; ailenin korunması geliştirilmesi ve aile hayatına saygı anlamında,
pozitif ve negatif yükümlülükler altına girmiş bulunmaktadır. Buna göre,
devlet, kişilerin aile hayatını bozucu eylem ve işlemlerde bulunamayacağı gibi,
bu tür eylem ve işlemlere maruz kalmamaları için gerekli tedbirleri de
alınmakla yükümlüdür.
Pasaport Kanununa
göre yurt dışına çıkmak için pasaport almak bir haktır. Bu hakkın kullanımı
sırasında, zihinsel özürlü ve sürekli bakıma muhtaç olan çocuğun annenin
pasaportuna işlenmemesi dolayısıyla anne-çocuğun ayrılması hem çocuk yönünden
hem anne yönünden aile hayatına saygı gösterilmesi ilkesine uygun
düşmemektedir.
C-) AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNİN 14. MADDESİ ve 12 NOLU EK PROTOKOL
YÖNÜNDEN:
Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesinin 14. maddesinde "Bu sözleşmede tanınan hak ve
özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer
kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet,
doğum veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayrımcılık yapılmadan
sağlanır" hükmü düzenlenmektedir. Bunun yanında, 12 Nolu Ek protokolün 1.
maddesinde de "Yasayla öngörülmüş olan tüm haklardan yararlanma, cinsiyet, ırk,
renk, dil, din, siyasi veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal
bir azınlığa mensup olma, servet, doğum veya herhangi bir statü bakımından
hiçbir ayrımcılık yapılmadan sağlanır" düzenlenmesine yer verilmiştir. Her iki
hükmün birlikte değerlendirilmesinden, Devlet, haklardan yararlanma konusunda
ayrımcılık yapmama yükümlülüğünde olduğu gibi, 12 nolu protokolün başlangıç
bölümünde düzenlendiği üzere "... ayrımcılığın genel olarak yasaklanmasını
birlikte yerine getirerek, herkesin eşit olmasını sağlamak için yeni tedbirler
alma kararlılığında olarak anlaşmışlardır..." Buna göre Devlet, ayrımcılığa
sebep olan mevzuat hükümlerini de düzeltme yükümlülüğü altına girmiştir.
Bu bağlamda dava
konusu olay ve dayanağı yasa hükmü değerlendirilecek olursa, aile hayatına
saygı, annenin çocuğuyla birlikte olma, tedavi için onu yurtdışına götürme
hakkını kullanma durumunda kız çocuk ve erkek çocuk arasında farklı muamele
yapılmaktadır. Anne, aynı koşullardaki kız çocuğunu pasaportuna işletip
birlikte yurtdışına çıkabildiği halde, zihinsel özürlü ve bakıma muhtaç dahi
olsa erkek çocuğunu pasaportuna işletemeyip, yurtdışına birlikte
çıkarmamaktadır. Bu da Aileye saygı hakkının kullanılması, seyahat özgürlüğünün
kullanılması gibi durumlarda cinsiyet yönünden ayrımcılığa sebep olmaktadır.
SONUÇ VE TALEP:
Yukarıda açıklanan sebeplerle, davacının erkek çocuğunun, annesinin pasaportuna
işlemesi talebinin reddi işleminin yasal dayanağının 5682 sayılı Yasanın 14/A-
5. maddesi olup, uyuşmazlığın çözümünde uygulanacak madde olduğu; anılan
maddenin ise, kız ve erkek çocuklar arasında haksız ve sebepsiz ayrımcılığa yol
açtığı sonuç ve kanaatine varılarak;
5682 sayılı Pasaport Kanununun 14. maddesinin A bendinin 5. fıkrasının
"... yine yanında yaşayıp reşit bulunmayan erkek çocuklarına da..." ibaresinin
Anayasanın 2, 10, 41. maddelerine ve 90. maddesi delaletiyle Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesinin 8 ve 14. maddeleri ile 12 nolu Ek Protokole aykırı olduğu
düşüncesiyle anılan yasa hükmünün, iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine
itirazen götürülmesine, dava dosyasının tüm belgeleriyle onaylı suretinin dosya
oluşturularak Anayasa Mahkemesine sunulmasına, iş bu karar aslı ile dosya
suretinin yüksek mahkemeye tebliğinden itibaren 5 ay karar verilinceye kadar
bekletilmesine 10.03.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi."
III - YASA METİNLERİ
A - İtiraz Konusu Yasa Kuralı
5682 sayılı Pasaport Kanunu'nun itiraz konusu
ibareyi de içeren 14. maddesinin (A) bendinin beşinci fıkrası şöyledir:
" …
Hususi damgalı pasaport alabilecek durumda bulunanların yanında
yaşayıp, evli bulunmayan ve iş sahibi olmayan kız çocuklarıyla yine yanında yaşayıp reşit bulunmayan erkek
çocuklarına da hususi damgalı pasaport verilir veya bunlar baba veya
annelerinin pasaportlarının refakathanesine kaydedilir. Refakathanesine kayıtlı
bulunanlar, pasaport sahibi ile seyahat etmedikleri takdirde o pasaportu
kullanamazlar.
…"
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında Anayasa'nın 2., 10., 41. ve
90. maddelerine dayanılmıştır.
IV - İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca Mustafa BUMİN, Haşim
KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet
AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Cafer ŞAT, Fazıl SAĞLAM ve A. Necmi ÖZLER'in
katılımlarıyla 15.4.2004 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, oybirliğiyle karar
verilmiştir.
V - ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu
Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, yasa koyucunun anne-babanın pasaport olanaklarından
çocukların da yararlanma koşulları ve şeklini düzenlerken erkek çocuk için
sadece reşit olmayı esas almasının yetersiz kaldığı, itiraz konusu yasa hükmü
ile kız çocukları ve erkek çocukları arasında cinsiyet yönünden ayrımcılık
yapıldığı, Devletin ailenin korunması yönünde pozitif ve negatif
yükümlülüklerinin mevcut olup, aile hayatının sağlıklı devamına engel olan
tedbirleri almak ve buna aykırı her türlü düzenlemeyi ortadan kaldırmak zorunda
olduğu, bu nedenlerle itiraz konusu kuralın Anayasa'nın 2., 10., 41. ve 90.
maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
İtiraz konusu ibarenin de bulunduğu 5682 sayılı Yasa'nın 14. maddesinin
(A) bendinin beşinci fıkrasında, hususi damgalı pasaport sahibi olan kişilerin
kız ve erkek çocuklarının hangi koşullar altında bu pasaporttan
yararlanabilecekleri belirlenmiştir. Buna göre, hususi damgalı pasaport sahibi
kişilerin kız çocuklarının bu pasaporttan yararlanabilmeleri için hususi
damgalı pasaport sahibi ile birlikte yaşamaları, evli olmamaları ve
çalışmamaları gerekirken, erkek çocuklar için birlikte yaşama ve reşit olmama
koşulları öngörülmüştür.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri
hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek
sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun
üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların
üstünde yasakoyucunun da uyması gereken temel hukuk ilkeleri ve Anayasa'nın
bulunduğu bilincinde olan devlettir.
Anayasa'nın 10. maddesinde öngörülen "yasa önünde eşitlik ilkesi"nin
amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını
sağlamak ve kişilere yasalar karşısında ayrım yapılmasını ve ayrıcalık
tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle aynı durumda bulunan kişi ve topluluklara
ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır.
Bu yasak, ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasını engellemektedir.
Durum ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik
kuralları gerekli kılabilir. Ancak kişisel nitelikleri ve durumları özdeş
olanların, farklı kurallara tabi tutulmaları Anayasa'nın eşitlik ilkesine
aykırılık oluşturur.
Hususi
damgalı pasaport sahibi olan kişilerin kız ve erkek çocukları aynı hukuki
durumdadırlar. Aynı durumda bulunan kişilerin yasanın
öngördüğü haklardan aynı esaslara göre yararlandırılmaları ya da
yararlandırılmamaları eşitlik ilkesinin gereğidir.
İtiraz
konusu ibarenin de yer aldığı 5682 sayılı Yasa'nın 14. maddesinin beşinci
fıkrası uyarınca kız çocukları hususi damgalı pasaport sahibi ile birlikte
yaşadıkları, çalışmadıkları ve evlenmedikleri sürece hususi damgalı pasaporttan
yararlanabilme olanağına sahip olmalarına karşın aynı durumda bulunan erkek
çocuklarının bu imkandan ancak reşit olana kadar yararlanabilmeleri cinsiyetler
arasında ayrımcılığa yol açmakta ve bu durum yasa önünde eşitlik ilkesine
aykırılık oluşturmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu ibare Anayasa'nın 2. ve 10.
maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
İbare, Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı görülerek iptal edilmiş
olduğundan 41. ve 90. maddeleri yönünden
incelenmesine gerek görülmemiştir.
VI - İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü
fıkrasında, "Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede
yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi
iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih,
kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez"
denilmekte, 2949 sayılı Yasa'nın 53. maddesinin dördüncü fıkrasında da bu kural
tekrarlanmaktadır. Maddenin beşinci fıkrasında ise, Anayasa Mahkemesi'nin,
iptal sonucunda meydana gelecek hukuksal boşluğu kamu düzenini tehdit veya kamu
yararını ihlal edici nitelikte görmesi halinde yukarıdaki fıkra hükmünü
uygulayacağı belirtilmektedir.
5682
sayılı Pasaport Kanunu'nun 14. maddesinin (A) bendinin beşinci fıkrasında yer alan ibarenin iptal edilmesi nedeniyle
doğan hukuksal boşluk kamu yararını ihlâl edici nitelikte görüldüğünden, iptal
kararının, Resmî Gazetede yayınlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe
girmesi uygun görülmüştür.
VII - SONUÇ
A-
15.7.1950 günlü, 5682 sayılı Pasaport Kanunu'nun 14.
maddesinin 28.5.1988 günlü, 3463 sayılı Yasa ile değiştirilen (A) bendinin
son paragrafında yer alan "... yine yanında yaşayıp reşit bulunmayan erkek
çocuklarına da ..." ibaresinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
B- İptal edilen ibarenin doğuracağı hukuksal
boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden, Anayasa'nın 153.
maddesinin üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı Yasa'nın 53. maddesinin dördüncü ve
beşinci fıkraları gereğince iptal hükmünün, KARARIN RESMÎ GAZETEDE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK BİR YIL SONRA
YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,
7.2.2008 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.