Danıştay 7. Daire K: 2009/1911; E:2008/5381; Vergi borcunun şirketten tahsilinin olanaksız hale gelmesi durumunda, öncelikle şirket ortaklarından şirketi temsile yetkili kılınan kişiden (kanuni temsilci olan şahıstan) tahsili yoluna gidilmesi gerektiği Konulu Danıştay Kararı Karar No: 2009/1911
Danıştay
Dördüncü Daire Başkanlığından Esas No: 2008/5381 Karar No: 2009/1911 13.04.2009
Tarihli Kararı
Danıştay Dördüncü Daire Başkanlığından: 09.08.2009 tarih ve 27314
sayılı R.G.
Kanun Yararına Temyiz Eden: Danıştay Başsavcılığı
Davacı: İzzet Er
Mustafa Kemal Paşa Mahallesi,
Canbey Sok. No:6/3
Merkez/ESKİŞEHİR
Karşı Taraf : Taşbaşı Vergi Dairesi Müdürlüğü/ESKİŞEHİR
İstemin Özeti: Erler Hırdavat İnşaat Malzemeleri Limited Şirketine
ait vergi borçlarının tahsili amacıyla şirket ortağı sıfatıyla davacı adına
düzenlenen 9.5.2007 günlü ve 11928, 11930 ila 11933 takip nolu ödeme
emirlerinin iptali istemiyle dava açılmıştır. Eskişehir 1.Vergi Mahkemesi
26.9.2007 günlü ve E:2007/314, K:2007/411 sayılı kararıyla; davacının
şirketteki hisselerini 5.12.1997 tarihinde noterde düzenlenen pay satış
sözleşmesi ile devrettiği, hisseyi devralan ortağın şirketin mali durumunu,
hissenin borçlu ya da alacaklı olup olmadığını bilmesi gerektiği, kamu
alacağının şirketle ilgisi kalmayan davacıdan takip edilemeyeceği gerekçesiyle
ödeme emrinin iptaline karar verilmiştir. Davalı İdarenin itirazı üzerine
Eskişehir Bölge İdare Mahkemesinin 18.12.2007 günlü ve E:2007/420, K:2007/406
sayılı kararıyla; davaya konu ödeme emrine esas vergi borçlarının davacının
şirketteki hissesini devretmeden önceki dönemlere ilişkin olduğu, borçların
şirketten tahsil imkanının kalmadığı, bu nedenle davacı adına ödeme emri
düzenlenmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle Vergi Mahkemesi
kararı bozularak davanın reddine karar verilmiş, davacının kararın düzeltilmesi
istemi de reddedilmiştir. Danıştay Başsavcılığı tarafından hukuka aykırı olduğu
ileri sürülerek Eskişehir Bölge İdare Mahkemesinin 18.12.2007 günlü ve
E:2007/420, K:2007/406 sayılı kararı ile bu kararın düzeltilmesi isteminin
reddine ilişkin 11.3.2008 günlü ve E:2008/31, K:2008/57 sayılı kararının 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51
nci maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istenilmektedir.
Danıştay
Başsavcısı Tansel Çölaşan'ın Düşüncesi : Yükümlü adına düzenlenen ödeme emrine
yönelik davayı kabul eden ve dava konusu ödeme emrini iptal eden Eskişehir
1.Vergi Mahkemesinin tek hakimle verilen 26.9.2007 günlü ve E:2007/314,
K.2007/411 sayılı kararını bozan ve davayı reddeden Eskişehir Bölge İdare
Mahkemesinin 18.12.2007 günlü ve E:2007/420, K:2007/406 sayılı kararı ile bu
kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 11.3.2008 günlü ve E:2008/31,
K:2008/57 sayılı kararının, hukuka aykırı olduğu belirtilerek, davacı İzzet Er
tarafından kanun yararına bozulması istemi üzerine konu incelendi.
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51 inci maddesinde,bölge idare mahkemesi
kararlarından, niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade
edenlerin kanun yararına temyiz olunabileceği belirtilmiştir.
Dava
dosyasına göre, davacının ortağı olduğu Erler Hırdavat İnşaat Malzemesi Ticaret
ve Sanayii Limited Şirketi 29.12.1995 tarihinde kurulduğu, ve 20 hisseden
oluşan şirketin 5 hissesi davacıya, diğer 15 hisseside diğer ortak ve şirket
kanuni temsilcisi Selahattin Er'e ait olduğu, davacı daha önce ortağı olduğu
anılan şirketten hissesinin tamamını Eskişehir 4.Noterliğince düzenlenen
5.12.2007 günlü ve 50855 sayılı Limited Şirket pay sözleşmesi ile İsmet Şen
isimli şahsa devrettiği ve 2.2.1998 tarihinde tescil işleminin yapıldığı, ancak
davacının ortağı olduğu dönemlere ilişkin şirketce ödenmeyen ve şirkettende
tahsil imkanı kalmadığı belirtilen vergi borçlarının ortak sıfatıyla ve hisse
oranı gözetilerek davacıdan tahsili amacıyla davacı adına dava konusu ödeme
emri düzenlenip tebliğ edilmiştir.
Eskişehir
1.Vergi Mahkemesi; davacı Noter Satış sözleşmesiyle hissesini devrettiğine ve
hisseyi devralan ortağın şirketin mali durumunu, yani hissenin borçlu yada
alacaklı olup olmadığını bilmesi gerektiğine göre,söz konusu kamu alacağının
ortaklık payını devreden ve şirketle artık bir ilgisi kalmayan davacıdan takip
ve tahsiline ilişkin ödeme emri düzenlenmesinde yasal isabet bulunmadığı
gerekçesiyle iptal edilmiş olup, vergi mahkemesinin bu kararı Eskişehir Bölge
İdare Mahkemesince davacının vergi borçlarından sorumlu tutulduğu şirketteki
hisselerini 5.12.1997 tarihinde 3 üncü bir şahsa devrettiği tartışmasız olmakla
birlikte davaya konu ödeme emrine esas vergi borçlarının davacının şirketteki
hissesini devretmeden önceki dönemlere ilişkin olduğu ve bu borçların şirketten
tahsil imkanı kalmadığı gerekçesiyle bozularak, aynı gerekçe ile kararın
düzeltilmesi istemide reddedilmiştir.
6183
sayılı amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 35
inci maddesinin olay tarihinde yürürlükte bulunan şeklinde de limited
ortakların ödenmeyen ve tahsil imkanı bulunmayan amme borçlarından dolayı
ortakların vazettikleri veya vaz'ını taahhüt eyledikleri sermaye miktarından
doğrudan doğruya mesul ve bu Kanun hükümleri gereğince takibata tabi
tutulacakları hükme bağlanmış olup, bu madde hükmüne göre limited şirket
ortağının açıklanan miktarla sınırlı olarak şirketin amme borcunun ödenmesinden
sorumlu olacağı tabiidir. Ancak şirket hissesini devralarak devredenin yerine
geçen ortak söz konusu sermaye payını bütün hak ve borçlarıyla birlikte
devralmıştır.
Öte
yandan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 520 nci maddesinde, bir payın
devrinin şirket hakkında ancak, şirkete bildirilmek ve pay defterine
kaydedilmek şartıyla hüküm ifade edeceği, devir hususunun ortaklardan en az
dörtte üçünün devre muvafakat etmesi ve bunların esas sermayesinin en az dörtte
üçüne sahip olması gerektiğinin kurala bağlandığı, buna göre bir hisseyi
devralan şahsın devraldığı hissenin borçlu mu, alacaklı mı, olduğunu ve
şirketin mali durumunu bildiğinin kabulü gerektiği, başka bir deyişle, limited
şirkette bir hisse devralan şahsın, o hissedarın devir anına kadar mevcut
şirket borçlarından yükümlü bulunduğunu bilmesinin en az ticari muamelelerde
bir tüccarın göstermesi gereken basiret ve tedbirli davranışlardan sayılması
gerektiği, böyle bir basireti göstermemiş olan yeni ortağın bu davranışının
sonuçlarına katlanmak zorunda olduğu, bu bakımdan limited şirketteki payını
devreden ortağın devirden önceki dönemle ilgili şirket borçlarından dolayı
sorumlu tutulabilmesi için pay devrinin Kanuna karşı bir hile olarak sadece
vergi borcundan kurtulmak amacıyla yapıldığı ve devir mukavelesinde devreden
ortağın, devirden önceki şirket borçlarından sorumlu olacağı hususunda bir
kayıtda bulunmadığına göre, şirket hissesini devralarak devredenin yerine geçen
ortak söz konusu sermaye payını bütün hak ve borçlarıyla birlikte
devraldığından, ödeme emrinin düzenlendiği 9.5.2007 tarihinden çok önce
5.12.1997 tarihinde Eskişehir 4.Noterliğinde 50855 yevmiye numarasında kayıtlı noter
satış senediyle şirketteki paylarını devreden davacının, devirden önceki döneme
ait şirket borçlarından sorumlu tutulması mümkün değildir.
Bu
durumda şirketteki hissesini devreden eski ortak adına devirden önceki şirket
ortağı olduğu döneme ilişkin şirketin vergi borcu nedeniyle ödeme emri
düzenlenmesinde hukuka aykırılık açıktır.
Açıklanan
nedenlerle, hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşılan Eskişehir Bölge İdare
Mahkemesinin 18.12.2007 günlü ve E:2007/420, K:2007/406 sayılı kararı ile bu
kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 11.3.2008 günlü ve E:2008/31,
K:2008/57 sayılı kararının, 2575 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51
inci maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasının uygun olacağı
düşünülmektedir.
Tetkik
Hakimi Faruk Aslan'ın Düşüncesi: 213 sayılı Kanunun 10 uncu maddesi ile 6183
sayılı Kanunun 35 inci maddesi birlikte değerlendirildiğinde; limited şirketin
vergi borcunun öncelikle şirketin malvarlığından tahsiline çalışılması, vergi
borcunun şirketten tahsilinin olanaksız olduğunun tespit edilmesi halinde ise,
vergilendirme ile ilgili ödevleri yerine getirmekle sorumlu bulunmasına karşın,
bu ödevleri yerine getirmeyen kanuni temsilcilerin takip edilmesi gerekmekte
olup şayet kanuni temsilcinin varlığından da vergi borcu tahsil edilemezse,
ancak bu aşamada ortağın ilgili olduğu döneme göre sermaye miktarı veya sermaye
hissesi gözönünde bulundurularak takip edilmesi mümkündür. Ticaret Sicili
Gazetesinde yayınlanan ortaklar kurulu kararı ile şirket ortaklarından
Selahattin Er'in şirketi temsile yetkili kılındığı anlaşıldığından öncelikle
kanuni temsilci olan bu şahıs hakkında takip yapılarak şirketten tahsil
edilemeyen kamu alacağının tahsili yoluna gidilmesi gerekmekte olup davacı
adına düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka uyarlık bulunmadığı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm
veren Danıştay Dördüncü Dairesince gereği görüşüldü:
Davacı
adına şirket ortağı sıfatıyla düzenlenen ödeme emirlerini iptal eden Eskişehir
Vergi Mahkemesi kararını ödeme emrinde hukuka aykırılık bulunmadığı
gerekçesiyle bozulmasına karar veren ve buna ilişkin kararın düzeltilmesi
istemini reddeden Eskişehir Bölge İdare Mahkemesi kararının Danıştay
Başsavcılığı tarafından kanun gerekçesiyle yararına bozulması istenilmektedir.
6183
sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulu Hakkında Kanun'un uyuşmazlık konusu
dönemde yürürlükte bulunan 35 inci maddesinde, Limited ortakların ödenmeyen ve
tahsil imkanı bulunmayan amme borçlarından dolayı ortakların vazettikleri veya
vaz'ını taahhüt eyledikleri sermaye miktarında doğrudan doğruya mesul ve bu
Kanun hükümleri gereğince takibata tabi tutulacakları açıklanmış, bu maddede
4369 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle yapılan ve 29.7.1998 tarihinde yürürlüğe
giren değişiklikle, limited şirket ortaklarının, şirketten tahsil olanağı
bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu
oldukları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacakları ifade
edilmiştir.
Bu
düzenlemeye göre, ödeme emri ile takip edilen kamu alacaklarından, hangi
vergilendirme dönemine ilişkin olarak tahakkuk etmiş ise, şirket hakkındaki
kanuni takip yolları tüketilmek koşuluyla bunların ödenmemesinden de yine aynı
dönemde ortak olan kişinin sadece ortak olduğu dönemlerle sınırlı olarak
sorumlu olacağı sonucuna ulaşılmaktadır.
Öte
yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10 uncu maddesinde, tüzelkişilerle
küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatler gibi tüzelkişiliği olmıyan
teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen
ödevlerin kanuni temsilcileri, tüzelkişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler
ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirileceği, yukarıda yazılı
olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi
sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı
alacakların, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı,
temsilciler veya teşekkülü idare edenlerin bu suretle ödedikleri vergiler için
asıl mükelleflere rücu edebilecekleri hükmüne yer verilmiştir.
Türk
Ticaret Kanununun 540 ıncı maddesinin birinci fıkrasında, aksi kararlaştırılmış
olmadıkça ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idareye ve
şirketi temsile mezun ve mecbur oldukları, ikinci fıkrasında ise şirket
mukavelesi veya umumi heyet kararı ile şirketin idare ve temsilinin ortaklardan
bir veya birkaçına bırakılabileceği belirtilmiştir.
213
sayılı Kanunun 10 uncu maddesi ile 6183 sayılı Kanunun 35 inci maddesinin
birlikte değerlendirilmesinden; limited şirketin vergi borcunun öncelikle
şirketin malvarlığından tahsiline çalışılması, vergi borcunun şirketten
tahsilinin olanaksız olduğunun tespit edilmesi halinde ise, vergilendirme ile
ilgili ödevleri yerine getirmekle sorumlu bulunmasına karşın, bu ödevleri
yerine getirmeyen kanuni temsilcilerin takip edilmesi gerekmekte, şayet kanuni
temsilcinin varlığından da vergi borcu tahsil edilemezse, ancak bu aşamada
ortağın ilgili olduğu döneme göre sermaye miktarı veya sermaye hissesi
gözönünde bulundurularak takip edilmesi mümkündür.
İncelenen
dosyada, vergi borcunun şirketten tahsilinin olanaksız hale geldiği
belirtilerek, ortak olan davacı adına ödeme emirleri düzenlenmiş ise de;
Ticaret Sicili Gazetesinde yayınlanan ortaklar kurulu kararı ile Türk Ticaret
Kanununun 540
ıncı maddesinin ikinci fıkrası uyarınca şirket ortaklarından Selahattin
Er'in şirketi temsile yetkili kılındığı anlaşıldığından öncelikle kanuni
temsilci olan bu şahıs hakkında takip yapılmak suretiyle şirketten tahsil
edilemeyen kamu alacağının tahsili yoluna gidilmesi gerekirken, bu usule
uyulmaksızın doğrudan davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka uyarlık
bulunmamaktadır.
Bu
nedenle, Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulüyle Eskişehir
Bölge İdare Mahkemesinin 18.12.2007 günlü ve E:2007/420, K:2007/406 sayılı
kararı ile bu kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 11.3.2008 günlü ve
E:2008/31, K:2008/57 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanununun 51. maddesi uyarınca kanun yararına ve hükmün sonuçlarına etkili
olmamak koşulu ile bozulmasına, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığı ile
Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmesine ve Resmi Gazete'de yayınlanmasına, 13.4.2009
gününde esasta oybirliğiyle, gerekçede oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY (X)
6183
sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulu Hakkında Kanun'un 35 inci maddesinde,
Limited ortakların ödenmiyen ve tahsil imkanı bulunmayan amme borçlarından
dolayı ortakların vazettikleri veya vaz'ını taahhüt eyledikleri sermaye
miktarında doğrudan doğruya mesul ve bu Kanun hükümleri gereğince takibata tabi
tutulacakları açıklanmış, bu maddede 4369 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle yapılan
ve 29.7.1998 tarihinde yürürlüğe giren değişiklikle, limited şirket
ortaklarının, şirketten tahsil olanağı bulunmayan amme alacağından sermaye
hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu oldukları ve bu Kanun hükümleri
gereğince takibe tabi tutulacakları ifade edilmiştir. Bu hükme, ödeme emri ile
takip edilen kamu alacaklarından, hangi vergilendirme dönemine ilişkin olarak
tahakkuk etmiş ise, şirket hakkındaki kanuni takip yolları tüketilmek koşuluyla
bunların ödenmemesinden de yine aynı dönemde ortak olan kişinin sorumlu olacağı
sonucuna ulaşılmaktadır.
Öte
yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10 uncu ve 6183 sayılı Kanunun anılan
35 inci maddesinin birlikte incelenmesinden, şirketten tahsili olanaksız hale
gelen kamu alacaklarının takibinde, kanuni temsilciler ile ortaklar arasında
bir öncelik sırasının öngörülmediği de anlaşılmaktadır.
İncelenen
dosyada; Vergi Mahkemesince, 6183 sayılı Kanunun 35 inci maddesinde ortaklar
için öngörülen sorumluluğun, ortaklık sıfatına ve payına bağlı bir sorumluluk
olduğu, ortaklık payını devreden davacının gerek devirden önceki, gerek
devirden sonraki dönemlere ilişkin vergi borçlarından sorumlu tutulmasına
olanak bulunmadığı gerekçesiyle ödeme emirlerinin iptaline karar verilmiş,
Bölge İdare Mahkemesi tarafındanda vergi borçlarının davacının şirketteki
hissesini devretmeden önceki dönemlere ilişkin olduğu dolayısıyla düzenlenen
ödeme emrinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle vergi Mahkemesi kararı
bozulmuş ve davanın reddine karar verilmiştir.
Bu
nedenle, uyuşmazlığın esasına ilişkin tarafların iddiaları, ayrıca 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20 nci maddesinde düzenlenen re'sen araştırma
ilkesi gereği, borcun şirketten tahsilinin olanaksız hale gelip gelmediği,
ihbarnamelerin tebliğ işlemlerinin ve adres tespitlerinin usulüne uygun yapılıp
yapılmadığı araştırılmadan ve davacının ortaklık sıfatını taşıdığı dönemler de
dikkate alınmadan verilen Bölge İdare Mahkemesi kararının bu gerekçeyle Kanun
Yararına bozulması gerektiği oyuyla kararın gerekçesine katılmıyorum.
K A R Ş I O Y (XX)
Davacının
1997 yılında ortağı olduğu limited şirketin ilgili yıla ilişkin vergi
borçlarının tahsili amacıyla ortak sıfatıyla davacı adına düzenlenen ödeme
emrini iptal eden Eskişehir 1.Vergi Mahkemesi kararını kaldıran ve karar
düzeltme istemini reddeden Eskişehir Bölge İdare Mahkemesi kararının kanun
yararına bozulması istenilmektedir.
Olayda,
29.12.2005 tarihinde şirketin tescil edildiği ve ortaklar kurulu kararıyla bu
tarihten itibaren üç yıllığına şirket müdürü seçilen davacının 5.12.1997 tarihli
noter pay satış sözleşmesiyle hisselerini devrettiği ve bu durumun 23.3.1998
tarihli Ticaret Sicili Gazetesi'nde yayınlandığı anlaşılmaktadır.
Davacının
hisselerini devrettiği tarihten önceki döneme ilişkin vergi borçlarından dolayı
hisseleri tüm aktif ve pasifiyle devralan kişi ve yeni ortak sorumlu
olduğundan, bu tarihten sonra 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü
Kanunun 35 inci maddesine göre davacının takibinin mümkün olmaması karşısında
Vergi Mahkemesince verilen ödeme emrinin iptali yönündeki kararda hukuka
aykırılık bulunmadığından bu kararı kaldıran ve kararın düzeltilmesi istemini
reddeden Bölge İdare Mahkemesi kararının bu gerekçeyle Kanun Yararına bozulması
gerektiği oyuyla kararın gerekçesine karşıyım.