Gümrük Kanunu`nun 216. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin Anayasaca aykırı olduğuna ve İPTALİNE ilişkin Anayasa Mahkemesinin E: 2013/104, K: 2014/96 Sayılı Kararı
ANAYASA MAHKEMESİNİN 22/5/2014 TARİHLİ VE
E: 2013/104, K: 2014/96 SAYILI KARARI
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:12.12.2014 tarih ve 29203 sayılı R.G.
VII- sonuc
İTİRAZ
YOLUNA BAŞVURAN: Mersin 2. Vergi
Mahkemesi
İTİRAZIN
KONUSU: 27.10.1999 günlü, 4458
sayılı Gümrük Kanunu'nun 216.
maddesinin birinci cümlesinin Anayasa'nın 2., 10. ve 35.
maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına
karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Fazladan ödendiği ileri sürülen gümrük ve katma değer
vergisinin iadesi istemiyle yapılan başvurunun reddi üzerine açılan davada,
itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali
için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN
GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
"1- ANA
YASANIN 2'NCİ MADDESİ YÖNÜNDEN:
Anayasanın 2'nci
maddesinde, "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru milli dayanışma ve adalet
anlayışı içinde; insan haklarına saygılı Atatürk milliyetçiliğine bağlı,
başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir
hukuk devletidir. " hükmüne yer verilmektedir.
Hukuk devleti
insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyucu adaletli bir hukuk düzeni kuran
bunu sürdürmekte kendini yükümlü sayan bütün eylem ve işlemleri yargı
denetimine bağlı olan devlettir.
Hukuk devleti
ilkesinin en önemli gereklerinden biri kuşkusuz kuralları uygulayacak devlet
işlerini yürütecek olan yönetimin hukuk düzenine bağlı olmasının sağlanmasıdır.
Yine hukuk devletinin en önemli unsurlarından birisi de yasaların genel olması
ilkesidir. Bunun gereği ise yasa önünde eşitliktir. Buna göre aynı hukuki
koşullarda idare ile vatandaş arasında farklılık olmaması, başka bir ifade ile
idare için getirilen koşulların, aynı pozisyondaki vatandaş için de getirilmesi
(nimet veya külfetçe eşit olması) gerekir.
Bu bağlamda
somut ihtilaf ele alınacak olursa; 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 207
ve 216'ncı maddelerinde gümrük yükümlüleri için bazı yükümlülükler
dolayısıyla gümrük idaresi lehine bazı düzenlemeler getirilmiştir. Buna göre 216'ncı
maddenin birinci cümlesinde, yetkili idareler tarafından, gümrük vergileri ile
bunların ödenmelerine bağlı olarak tahsil edilmiş gecikme faizinin veya gecikme
zammının geri verilmesinde idarece faiz ödenmeyeceği, ikinci cümlesinde ise,
geri verme kararının alındığı tarihten itibaren üç ay içerisinde idarece
sözkonusu kararın uygulanmaması halinde, ilgilinin talebi üzerine, üç aylık
sürenin bitiminden itibaren faiz ödeneceği, bu faizin, 6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun tecil faizine ilişkin hükümlerine
göre hesaplanacağı düzenlemeleri, anılan Kanun'un 207'nci maddesinde ise,
yükümlülerden 6183
sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51'inci maddesine göre
tespit edilen gecikme zammının tahsil edileceği hükmü bulunmaktadır.
Bu hükümlerin
birlikte değerlendirilmesinden, idarenin gümrük vergilerinin eksik ödenmesi
ve/veya hiç ödenmemesi halinde hangi gümrük rejimi olursa olsun beyannamenin
tescil tarihinden itibaren gecikme faizi (veya zammı) oranında faiz
uygulanırken, gümrük yükümlüsünden haksız tahsil edilen vergilerin Gümrük
Kanunu uyarınca geri verilmesinde, gümrük yükümlüsüne geri verme kararının
alındığı tarihten itibaren üç ay içerisinde idarece sözkonusu kararın
uygulanmaması halinde, ilgilinin talebi üzerine, üç aylık sürenin bitiminden
itibaren tecil faizi oranında faiz öngörmektedir. Bir nevi burada devlet
alacağında hemen beyannamenin tescil tarihinden itibaren faiz başlatılırken
devletin borcu sözkonusu olunca yükümlünün ödenmemesi gerektiği halde ödediği
gümrük vergileri için beyannamenin tescil tarihinden sonraki tarihte yaptığı
başvuru üzerine (ki bu süre 3 yıllık zamanaşımına tabi) geri verme kararının
alındığı tarihten itibaren üç ay içinde uygulanmazsa bu sürenin bitiminden
itibaren faiz işletilmektedir. Ayrıca devlet alacağı için gecikme zammı
oranında faiz alınmakta iken devlet borcuna tecil faizi oranında faiz
verilmektedir.
Gümrük Kanunu'nun
216'ncı maddenin en önemli olan ve bu ihtilafın konusu olan açmazı ise; mahkeme
kararıyla hukuka aykırılığı sabit hale gelen ancak vatandasın iyi niyetle
ödediği verginin geri verilmesi sözkonusu olunca bunun için faiz
öngörülmemesidir. Oysa mahkeme kararıyla hukuka aykırılığı ortaya konulan ve
tahsil edilen vergi de; haksız tahsil edilen bir vergi olup, aylar veya yıllar
sonra iadesi sırasında enflasyonist ortamda faiz uygulanmaması mükellef
yönünden ekonomik eksilme idare yönünden ise sebepsiz zenginleşme sonucunu
doğurmaktadır. Yasa koyucunun devlet alacağının her tür geç tahsilinde, (yargı
kararı sebebiyle geç tahsil edilse bile), beyannamenin tescil tarihinden
itibaren faiz işletirken, yargı kararı gereği iade etmek zorunda olduğu
vergilere faiz öngörülmemesi, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Her ne kadar,
mahkeme kararıyla hukuka aykırılığı ortaya konulan vergilerin, iadesinin zaten
zorunlu olduğu, iade sırasında ekonomik kaybı karşılamak için genel hükümlere
göre "hizmet kusurundan dolayı" faiz için ayrıca hüküm kurulabileceği,
düşünülse de; öncelikle faiz talepleri, somut olayımızda olduğu gibi yargı
yerlerime hemen 216'ncı maddeyle irtibatlandırılmakta ve yasada bu yönde
düzenleme olmadığı için talep reddedilmektedir, idarece, yasa gereği yapılan
iadelerde ise, üç aydan sonrası için faiz uygulanarak devlet alacağı ile
borcuna farklı muamele yapılmaktadır. (Danıştay Yedinci Dairesi'nin 17.11.2011 tarih ve E:2008/4175, K:2011/775) sayılı,
23.03.2012 tarih ve E:2008/3765, K:2012/970 sayılı Kararları)
sonuc
itibariyle; 216'ncı maddede devlet borcu diyebileceğimiz iade edilen vergilerde
geri verme kararının üç ay içinde uygulanmaması halinde üç ay sonrasından faiz
işletilmesi ve de en önemlisi, yargı kararı gereği iadesi gereken vergilerde
faiz ödemesinin hiç düzenlenmemesi sebebiyle 216'ncı maddenin Anayasanın hukuk
devleti ilkesine ve dolayısıyla 2'nci maddesine açıkça aykırıdır.
2- ANAYASANİN
10'UNCUMADDESİ YÖNÜNDEN;
Anayasanın 10'uncu
maddesinde "Herkes, dil, ırk, renk cinsiyet, siyasî düşünce, felsefi inanç,
din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
(Ek; 7.5.2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet,
bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Hiçbir kişiye, aileye,
zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. (Değişik: 9.2.2008-5735/1 md.) Devlet
organları ve idare makamları bütün işlemlerinde ve her türlü kamu
hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak
hareket etmek zorundadırlar." hükmü yer almaktadır.
Anayasada
düzenlenen eşitlik; kuşkusuz ki mutlak bir eşitliği değil hukuki eşitliği ifade
etmektedir. Hukuki eşitlik ise; birbiriyle aynı durumda olanlara aynı
kuralların uygulanması ve ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasının
engellemesidir. Buna göre eşitlik ilkesi; aynı hukuki durumda bulunanlar için
haklarda ve ödevlerde, yetkilerde ve sorumluluklarda, fırsatlarda ve
hizmetlerde eşitliğin sağlanması ve ayrım yapmamayı gerektirir ki bu ilkeden
devlet organları da muaf değildir.
Bu bağlamda
somut ihtilaf ele alınacak olursa; 4458 sayılı Kanun un 207'nci maddesinde
genel olarak devletin değişik sebeplerle geç tahsil edebildiği gümrük
vergilerine beyannamenin tescil tarihinden geçerli olmak üzere faiz uygulaması
öngörülmüşken, 216'ncı. maddesinde geri verilecek vergilere üç aydan sonrası
için faiz öngörülmüş olup, yargı kararı gereği yapılan vergi iadelerine hiçbir
şekilde faiz uygulaması öngörülmemiştir.
Burada iki
yönden kanun önünde eşitlik ilkesi mükellef aleyhine devlet lehine ihlal
edilmiştir. Öncelikle geciken tahsilatlara faiz uygulanması, ekonomik bir
gereklilik olup; enflasyonist bir sistemde, geç tahsilat her iki taraf içinde
aynı sonucu doğurur. Çünkü faiz; enflasyonist sistemde ekonomik değer kaybının
tazmin aracıdır. Dolayısıyla geciken ödemelerde; alacaklı Devlet'te olsa
mükellefte olsa aynı ekonomik kurala tabi olup faiz her ikisi yönünden de aynı
önemde bir haktır. Dolayısıyla devlet alacağına faiz uygulayıp mükellef
alacağına (vergi iadesine) faiz uygulamamanın hukuki ve ekonomik izahı yoktur.
Bunun sonucu hukuken, ekonomi kurallarına göre aynı konumda olan iki tarafa
farklı muamele yapılması sonucu doğmaktadır.
Kimi
yasalarda mali yükümlülükler düzenlenmiş olup çeşitli vergi, resim ve harçların
her birinin ayrı bir usul ile beyan, tarh ve tahsil edilmesinin kurala
bağlanması bu yükümlülüklerin farklı özelliklere sahip olmasından
kaynaklanmaktadır. Genel olarak verginin beyanı, tarh, tahakkuk ve vergi
mahkemelerinde dava açma usulü ile ilgili kurallar 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nda,
tahsile ilişkin kurallar ise 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü
Hakkında Kanun'da yer atmıştır. Gümrük vergi ve cezaları konusunda ise verginin
beyanı, hesaplanması, tahakkuku, gümrük idaresine itiraz ve dava açılması ile
ilgili kurallar 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nda düzenlenmiş, gümrük vergi ve
cezalarının tahsilat usulü de 6183 sayılı Yasa'da belirtilmiştir.
İtiraza konu
edilen 4458
sayılı Kanun'un 216'ncı maddesindeki faize ilişkin düzenlemeyle benzer hükümler
içeren, 213
sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 112'nci maddesi, Anayasa Mahkemesi'nin 10.02.2011
tarih ve E:2008/58, K:2011/37 sayılı kararıyla iptal edilmiş, bu kararda da,
vergi, resim ve harç gibi mali yükümlülüklerin her biri farklı özelliklere
sahip iseler de, diğer vergi mükellefleri ile gümrük vergisi mükelleflerinin,
mükellef olma, kendilerinden tahsil edilmesi gereken mali yükümlülüklerin kamu
gücüne dayanılarak alınması ve ödenmemesi gerektiği halde ödenen vergilerin
iadesinde uygulanacak kurallar bakımdan aynı hukuksal durumda oldukları tespiti
yapılmıştır. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı üzerine 6352 sayılı Kanun'un 14'üncü
maddesiyle 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 112'inci maddesinin yemden
düzenlenen 4 ve 5'inci fıkraları ile 4458 sayılı Kanun'un 216'ncı maddesi aynı
hukuksal durumda olan vergi yükümlülerinin geri verilmesi gereken vergilere
faiz ödenmesinde farklı hukuksal durumda olmalarına sebebiyet vermekledir.
Bu sebeple
216'ncı maddede, ödenmiş gümrük vergilerinin geri verilmesi kararının
uygulanmaması halinde üç aydan sonrası için faiz uygulamasını düzenlemesi,
diğer taraftan aynı durumdaki devlet alacaklarına 207'nci maddede beyannamenin
tescil tarihinden geçerli faiz uygulaması öngörüldüğü halde yargı kararı
uyarınca iade edilen vergiler için hiç faiz öngörülmemesi birlikte
değerlendirildiğinde bu durumun Anayasanın 10'uncu maddesinde düzenlenen, kanun
önünde eşitlik ilkesine açık aykırılık oluşturmaktadır.
3- ANAYASANİN
35' İNCİ
MADDESİ YÖNÜNDEN:
Anayasanın 35'inci
maddesinde, "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu
yaran amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının, kullanılması toplum
yararına aykırı olamaz." hükmü düzenlenmiştir.
Ekonomilerde
bir değişim vasıtası olan para, çeşitli ticari, sınaî, zirai vs. faaliyetlerde
kullanılmakla, sahibine kazanç, kira, nema vs. adlar altında kimi yararlar
sağlayan ekonomik bir değerdir. Paranın, sahibi dışındaki kişi ve kuruluşlarca
kullanılması, sahibinin bu ekonomik değerden mahrum bırakılması sonucunu
yaratması yanında, enflasyon etkisinde olan ekonomilerde, paranın değerini,
yani alım gücünü enflasyon oranına bağlı olarak yitirmesine neden olur. Anayasa
Mahkemesinin 26.11.1999 gün ve 23888 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan
15.12.1998 gün ve E: 1997/34, K: 1998/79 sayılı kararında da belirtildiği gibi;
enflasyon ve buna bağlı olarak oluşan döviz kuru, mevduat faizi, hazine bonosu
ve devlet tahvilli faiz oranlarının yüksekliği, borçlunun yararlanması,
alacaklının ise zarara uğraması sonucunu doğurmaktadır. Hukuk sistemlerinde
paranın sahibinden başkası tarafından kullanılmasının neden olduğu bu zarar, "faiz"
adı altında yapılan ek ödemelerle karşılanmaktadır. Anayasa Mahkemesinin
21.9.1988 gün ve E: 1988/7, K: 1988/27 sayılı kararında. Vergi Usul Kanununun
112'nci maddesinde öngörülen "gecikme faizi" ile ilgili olarak yapmış olduğu
niteleme de bu yoldadır.
Dahası; İnsan
Hakları Avrupa Mahkemesi Birinci Dairesi de 9 Mart 2006 gün ve 100162/02 sayılı
Eko-Elda Avee/Yunanistan kararında, vergi olarak haksız tahsil edilen ve beş
yıl beş ay sonra geri verilen meblağdan yararlanma hakkından uzunca süre mahrum
kalınmasının, ilgilinin mali durumunda önemli ve kesin zararlara neden
olduğunu; bu durumun da 1 Nolu Protokolün 1'inci maddesini ihlal ettiğini kabul
etmiştir.
Avrupa
Mahkemesi, anılan kararında, genel yarar ile kişi yararı arasında olması
gereken dengeyi bozduğunu söylediği söz konusu zararın tazminine, İnsan Hakları
Avrupa Sözleşmesinin düzenlemelerine dayanarak karar vermiş; tazminatın
hesabına da, ölçü olarak gecikme faizi oranını esas almıştır. (Danıştay Vergi
Dava Daireleri Kurulunun 26.1.2007 gün ve E.2006/182, K:2007/3 sayılı kararı -
muhalefet şerhi)
Faiz,
ekonomik açıdan paranın fiyatıdır. Herhangi bir kimse kendine ait olmayan bir
parayı, hangi isim altında olursa olsun, belli bir süre kullandığında asıl
sahibine faiz ödemek zorundadır. Paranın likidite (elde tutulma, cepte
bulundurma, kullanıma hazır halde) olması her an her türlü hizmet, emtia veya
üretim faktörünü satın alabilmesine olanak verir. Parayı elinde nakit veya
hesabında bulunduran piyasa ekonomisi kuralları gereği geleceğe dönük olanaklardan
yararlanabilir. Hak edildiği halde kişinin tasarrufuna geçmeyen paranın
enflasyonist ortamlarda sahibinin satın alma gücünde kayıplara neden olacaktır.
Devlete
ödenmesi gereken vergilerin mükellefler tarafından zamanında ödenmemesi sonucu
mükellefler bu paraları başka amaçlarla kullanarak çeşitli yararlar sağlamakta
olup devlet vergi gelirlerinin bir kısmından yoksun kaldığı için harcamaları
kısmak veya borçlanmak zorunda kalmaktadır. Bu nedenle Devlete faiz ödemesi
yerindedir.
Diğer
taraftan vatandaşla haksız yere ödediği vergiyi ya borçlanarak temin ettiği ya
da bazı gereksinimlerini kısarak, vazgeçerek ödediği ve belli bir zaman
devletin kasasında haksız olarak tutulduğunun yargı kararıyla saptanması
halinde aynen devlete ödenen gibi vatandaşa da yoksun kaldığı dönemler için
aynı oranda ve miktarda bir miktarın ödenmesi mülkiyet hakkının korunması
ilkesine uygun olacaktır.
Buradan da
anlaşıldığı üzere, gerek kişi gerek devlet yönünden, alacağının zamanında
ödenmemesi halinde, ekonomik varlıkta enflasyon sebebiyle azalma olmakta, bir
nevi mülkiyet hakkı zarara uğramakta ve bu zarar faizle telafi edilmektedir.
Hal böyle olunca da; mükellefe aylar-yıllar sonra iade edilen vergiye faiz
işletilmemesi veya vade tarihinden sonraki dönemlerde işletilmesi kişi aleyhine
mülkiyet hakkının ihlali sonucunu doğurmaktadır.
Bu sebeple,
216'ncı madde gerek, yasa gereği yapılan ödenmiş gümrük vergilerinin geri
verilmesi kararının uygulanmaması halinde üç aydan sonrası için faiz uygulaması
gerekse yargı kararı uyarınca iade edilen vergiler için hiç faiz
öngörülmemesinde, aynı durumdaki devlet alacaklarına beyannamenin tescil
tarihinden itibaren geçerli olmak üzere faiz uygulaması öngörüldüğünden
Anayasanın 35'inci maddesine aykırılık teşkil etmektedir.
4) YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI TALEBİ
İhtilaf her
ne kadar parasal konuyla ilgili olup, telafisi güç sonuçlar doğurmayacakmış
gibi görünse de; gerek yargı yerlerindeki farklı uygulamalar, gerekse devletin
alacaklarına farklı borçlarına farklı tutum sergilediği kanaatinin toplumda yerleşmesine
sebep olan en somut düzenleme olduğundan, toplumun devlet kavramını algılama
tarzının olumsuzluğunu bertaraf etmek için yürürlüğün durdurulmasında kamu yararı
olduğu düşünülmektedir.
Davacı şirket
tarafından ödenmemesi gerektiği halde ödendiği iddia edilerek gümrük ve katma
değer vergilerinin geri verilmesi için yapılan başvurunun gümrük idaresince
reddi üzerine açılan davada, davacının faiz isteminin, Gümrük Kanunu'nun "Vergilerin
Geri Verilmesi ve Kaldırılması" başlıklı beşinci bölümünde faiz ödenmeyeceğine
ilişkin özel düzenleme niteliğinde olan 216'ncı madde hükümleri uygulanarak
hüküm kurulabileceğinden, 216'ncı maddenin uygulanması halinde ise faize
hükmedilmesine yasal olanak bulunmadığından, bu hükmün Anayasa'ya aykırılık
teşkil ettiği görüşüyle iptali ve öncelikle yürürlüğünün durdurulması istemiyle
Anayasa Mahkemesi'ne başvuruda bulunulması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle; 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun
216'ncı maddesinin; "Yetkili idareler tarafından, gümrük vergileri ile bunların
ödenmelerine bağlı olarak tahsil edilmiş gecikme faizinin veya gecikme zammının
geri verilmesinde idarece faiz ödenmez." hükmünün Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın
2. 10 ve 35'inci maddelerine aykırı olduğu düşüncesi ile iptali ve öncelikle yürürlüğünün
durdurulması istemi ile Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmasına, dava dosyasının
tüm belgeleri ile onaylı suretlerinin dosya oluşturularak karar aslı ile
birlikte Anayasa Mahkemesi'ne sunulmasına, bu karar ve suretinin Anayasa
Mahkemesi'ne ulaşmasından itibaren beş (5) ay süre ile karar verilinceye kadar
davanın bekletilmesine, kararın birer örneğinin taraflara tebliğine, 15.08.2013
tarihinde karar verildi."
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz
Konusu Yasa Kuralı
Kanun'un itiraz konusu kuralı da içeren 216. maddesi
şöyledir:
"Madde 216- Yetkili idareler tarafından, gümrük
vergileri ile bunların ödenmelerine bağlı olarak tahsil edilmiş gecikme
faizinin veya gecikme zammının geri verilmesinde idarece faiz ödenmez. Ancak, geri
verme kararının alındığı tarihten itibaren üç ay içerisinde idarece sözkonusu
kararın uygulanmaması halinde, ilgilinin talebi üzerine, üç aylık sürenin
bitiminden itibaren faiz ödenir. Bu faiz, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil
Usulü Hakkında Kanunun tecil faizine ilişkin hükümlerine göre hesaplanır,"
B- Dayanılan
Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa"nın 2., 10. ve 35.
maddelerine dayanılmıştır.
IV-İLK
İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ,
Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri
NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL ve
Zühtü ARSLAN'ın katılımlarıyla 25.9.2013 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında,
dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü
durdurma isteminin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE
karar verilmiştir.
V- ESASIN
İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ömer DURAN
tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı,
dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri
okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, Devlet işlerini yürütecek
makamların hukuk düzenine bağlı olması gerektiği, vatandaşın peşin olarak
ödediği ancak mahkeme kararıyla hukuka aykırılığı sabit hâle gelen vergilerin
geri verilmesinde faiz ödenmesinin düzenlenmeyerek engellendiği, idarenin
gümrük vergilerinin eksik tahsil edilmesi durumunda beyannamenin tescil
tarihinden itibaren gecikme faizi (veya zammı) almasına karşın haksız tahsil
edilen gümrük vergilerinin iadesinde faiz ödenmediği, kanun önünde eşitlik
ilkesinin bu açıdan Devlet lehine ve vatandaşların aleyhine ihlal edildiği, hukuk
sistemlerinde paranın sahibinden başkası tarafından kullanılmasının neden
olacağı zararın tazmininin faiz ile karşılandığı, gerek kişi gerek Devlet
yönünden alacağın zamanında ödenmemesi hâlinde ekonomik varlıkta enflasyon
sebebiyle azalma olduğu, sonradan yapılacak iadelere faiz işletilmemesi veya
vade tarihinden sonraki dönemlerde işletilmesinin kişi aleyhine mülkiyet
hakkının ihlali anlamına geleceği dolayısıyla kuralın, Anayasa'nın 2., 10. ve
35. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kuralla gümrük vergileri ile bunların
ödenmelerine bağlı olarak tahsil edilmiş gecikme faizinin veya gecikme zammının
geri verilmesinde, yetkili idareler tarafından faiz ödenmeyeceği
düzenlenmektedir.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti,
eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, her eylem ve işlemi hukuka uygun olan, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya
aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan,
Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine
açık olan devlettir.
Anayasa'nın 35. maddesinde ise herkesin, mülkiyet
hakkına sahip olduğu; bu hakkın kamu yararı amacıyla, kanunla
sınırlanabileceği; mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı
olamayacağı hükme bağlanmıştır.
Mülkiyet hakkı, herkese başkasının hakkına zarar
vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şey
üzerinde dilediği biçimde yararlanma, tasarruf etme, başkalarına devretme,
kullanma, biçimini değiştirme, harcama ve tüketme olanağı verir.
Vergi, devletin vatandaşlardan kamu gücüne dayalı ve
karşılıksız tahsil ettiği bedel olsa da idarece yapılmış olan vergi tahsilatının
fazla veya yersiz olduğu tespit edildikten sonra bu tahsilat, mükellefler için
alacak hâline gelmektedir. Söz konusu alacak hakkı ile bu hakkın sahibine geç
iade edilmesi durumunda ilgiliye faiz ödenmesinin de mülkiyet hakkı kapsamında
olduğu açıktır.
İtiraz konusu düzenleme ile Devlet, fazla veya yersiz
yapılmış tahsilatlar ile hazinesinde tuttuğu parayı kişilere iade ederken
üzerinden uzun zaman geçmiş olsa bile faiz ödememektedir. Düzenleme ile elde
edilen kamusal yarar, kamu için öncelikli, genel menfaatleri koruyan, kamu
hizmetlerinin sürdürülmesi için zorunlu bir durum olmayıp sadece Devlete
başkasının mülkü üzerinde sebepsiz ve karşılıksız biçimde tasarruf etme hakkını
vermektedir. Dolayısıyla itiraz konusu kural, kamu kurumları ile kişiler arasında
kamu idarelerinin kamu gücüne dayalı olan yetkilerini kullanırken hatalı
işlemleri nedeniyle oluşan alacak-borç ilişkilerinin alacaklı olan kişilerin
aleyhine kamu kurumlarının da lehine bozulmasına sebebiyet vermektedir. Ayrıca
kural, kamu kurumlarının borcunu ödemesini geciktirmede teşvik edici olmakta ve
vatandaşların Devlete olan güven duygusunu sarsmaktadır.
Fazla veya yersiz tahsil edilen vergilerin iadesinde
faiz ödenmemesine ilişkin kural, kişinin belli bir dönem için faiz gelirinden
mahrum kalması sonucunu doğurarak kamusal yarar ile bireysel yarar arasındaki
dengenin bozulmasına ve mülkiyet hakkının ihlaline neden olmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın
2. ve 35. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural, Anayasa'nın 2. ve 35. maddelerine aykırı
görülerek iptal edildiğinden Anayasa'nın 10. maddesi yönünden incelenmemiştir.
VI- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMAST İSTEMİ
27.10.1999 günlü, 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 216.
maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesine yönelik yürürlüğün durdurulması
isteminin, koşullan oluşmadığından REDDİNE, 22.5.2014 gününde OYBİRLİĞİYLE
karar verilmiştir.
VII- SONUÇ
27.10.1999 günlü, 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 216.
maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin Anayasaca aykırı olduğuna ve
İPTALİNE, 22.5.2014 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan Başkanvekili
Üye
Haşim KILIÇ Alparslan
ALTAN Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye Üye Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT Zehra Ayla PERKTAŞ Recep
KÖMÜRCÜ
Üye Üye Üye
Burhan ÜSTÜN Engin
YILDIRIM Nuri NECİPOĞLU
Üye Üye Üye
Hicabi DURSUN Celal Mümtaz
AKINCI Erdal TERCAN
Üye Üye
Muammer TOPAL Zühtü ARSLAN
Üye Üye
M. Emin KUZ Hasan
Tahsin GÖKCAN