Gümrük Kanunun 218/A Maddesi 1.fıkra 2.cümlesi ile 5597 sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun 1/3 Maddesinde bir ibarenin İPTALİNE ilişkin Anayasa Mahkemesinin E: 2013/66, K: 2014/19 Sayılı Kararı
ESAS SAYISI:2013/66 KARAR
SAYISI: 2014/19
KARAR GÜNÜ:29.1.2014
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:10.01.2014
tarih ve 29232 sayılı R.G.
sonuc bölümü
İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet
Meclisi üyeleri M. Akif HAMZAÇEBİ ve Emine Ülker TARHAN ile birlikte 125
milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU: 28.3.2013 günlü, 6455
sayılı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun'un;
A- 8. maddesiyle, 27.10.1999 günlü, 4458
sayılı Gümrük Kanunu'na eklenen 218/A
maddesinin,
B- 19. maddesiyle değiştirilen, 1.6.2000
günlü, 4572 sayılı Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanun'un 1.
maddesinin beşinci fıkrasının ikinci cümlesinin,
C- 20. maddesiyle başlığıyla birlikte
değiştirilen, 4572 sayılı Kanun'un 3. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan " ...ürün
alım bedelini hesaplama ve ödeme şekline, kredi kullanmalarına, yatırımlarına,
gelir-gider farklarının dağıtımına ve giderlerin paylaşımına... " ibaresinin,
D- 21. maddesiyle değiştirilen, 4572
sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesi ile ikinci
fıkrasının son cümlesinin,
E- 22. maddesiyle başlığıyla birlikte
değiştirilen, 4572 sayılı Kanun'un 5. maddesinin birinci fıkrasının,
F- 31. maddesiyle, 3.1.2002 günlü, 4733
sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun'un 8. maddesine eklenen son fıkranın,
G- 49. maddesiyle değiştirilen, 18.5.2004
günlü, 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar
Kanunu'nun 100. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan " ...ile organlarında
görevli üyeleri... " ibaresi ile üçüncü fıkrasının birinci ve ikinci
cümlelerinin,
H- 52. maddesiyle değiştirilen, 8.3.2007
günlü, 5597 sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli
Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 1. maddesinin:
1- (1) numaralı fıkrasının,
2- (3) numaralı fıkrasında yer alan "...ile
Bakanlar Kurulunca belirlenen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından..." ibaresinin,
I- 80. maddesiyle, 13.1.2011 günlü, 6102
sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 397. maddesine eklenen (5) numaralı fıkranın
ikinci cümlesinin,
Anayasa'nın 2., 7, 8., 10., 11., 18., 35.,
47.: 73., 135, 161, 162. ve 171. maddelerine aykırılığı ileri
sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi
istemidir.
I- İPTAL ve YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI
İSTEMLERİNİN GEREKÇESİ
Dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
" II. GEREKÇELER
1) 28.03.2013 Tarihli ve 6455 Sayılı "Gümrük
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun" un 8 inci Maddesiyle 4458 Sayılı Gümrük Kanununa 218 inci Maddeden
Sonra Gelmek Üzere Eklenen 218/A Maddesinin Anayasaya Aykırılığı
4458 sayılı Gümrük Kanununa eklenen 218/A
maddesiyle, Gümrük ve Ticaret Bakanlığına, 08.06.1994 tarihli ve 3996 sayılı
Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması
Hakkında Kanun uyarınca yaptırarak işletme hakkını verdiği gümrük kapıları
ve/veya lojistik merkezlerini, işletme süresi bittikten sonra 30 yılı geçmemek
üzere, 24.11.1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında
Kanunun 18 inci maddesinde belirtilen kiralama ve/veya işletme hakkının
verilmesi yöntemleri ile 3996 sayılı Kamın ve bu Kanunun uygulanmasına ilişkin
ikincil mevzuattaki görevlendirme usullerini kıyas yoluyla uygulayarak devretme
yetkisi verilmekte ve devirlerin yöntemini, değer tespit komisyonu ve
görevlendirme komisyonu üyelerini, bu komisyonların çalışma usul ve esasları
ile diğer hususları belirlemeye Gümrük ve Ticaret Bakanı yetkili kılınmakladır.
Türkiye'nin gümrük kapıları ve/veya
lojistik merkezleri, 08.06.1994 tarihli ve 3996 sayılı Bazı Yatırım ve
Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun
hükümlerine göre özel sektör işletmelerine (birçoğu Türkiye Odalar ve Borsalar
Birliğine) " Yap-İşlet-Devret " modeli çerçevesinde işletme hakkının 25-30 yıl
süreyle devredilmesini öngören özel hukuk sözleşmeleriyle yaptırılmıştır.
3996 sayılı Kanunun "Süre" başlıklı 7 nci
maddesinde, sözleşmelerin süresinin 49 yıldan fazla olamayacağı belirtilirken; "Devir"
başlıklı 9 uncu maddesi, "Bu Kanuna göre sermaye şirketi veya yabancı şirket
tarafından yapılan yatırım ve hizmetler, sözleşmenin sona ermesi ile birlikte
her türlü borç ve taahhütlerden ari, bakımlı, çalışır ve kullanılabilir durumda
bedelsiz olarak kendiliğinden idareye geçer. " şeklinde kurallaştırılmıştır.
Bu hükümlere göre, 3996 sayılı Kanun
hükümlerine göre " Yap-işlet-Devret " modeli kapsamında yaptırılan gümrük
kapıları ve/veya lojistik merkezlerinin sözleşmelerinde belirtilen işletme süresinin
sona ermesi ile birlikte her türlü borç ve taahhütlerden ari, bakımlı, çalışır
ve kullanılabilir durumda bedelsiz olarak kendiliğinden Gümrük ve Ticaret
Bakanlığına geçmesi hukuksal bir zorunluluktur.
Mülkiyeti kendiliğinden Gümrük ve Ticaret
Bakanlığına geçecek gümrük kapıları ve/veya lojistik merkezlerindeki kamu
hizmetlerinin kamu personeli eliyle kamu hukukuna tabi süreçlerde yürütülmek
yerine, yürütülen kamu hizmetinin kiralama veya işletme hakkının devredilmesi
suretiyle özelleştirilmesi düşünülüyorsa, bunun esas ve usulleri 4046 sayılı
Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunda eksiksiz bir şekilde düzenlenmiş
bulunmaktadır.
Gerçekten de 4046 sayılı Kanunun "Kamu
Hizmetlerinin Gördürülmesinin Özelleştirilmesi" başlıklı 15 inci maddesi, "Kamu
hizmeti gören kuruluşların mülkiyet devri suretiyle özelleştirilmesine ilişkin
konularda bu Kanunun 1 inci maddesinde öngörülen ayrı kanunlarla düzenleme
yapılmasına ilişkin şartlar saklı kalmak kaydıyla;
a) Genel ve katma bütçeli idarelerle bunlara
bağlı döner sermayeli kuruluşların mal ve hizmet üretim birimleri ve
varlıklarının (baraj, gölet, otoyol, yataklı tedavi kurumları, limanlar ve
benzeri diğer mal ve hizmet üretim birimleri),
b) Bu Kanunun 35 inci maddesinin (B)
bendinde belirtilen ve kamu hizmeti gören tekel niteliğindeki mal ve hizmetleri
üreten kamu iktisadi kuruluşları ile bunların müessese, bağlı ortaklık, işletme
ve işletme birimlerinin,
İşletme haklarının verilmesi veya
kiralanması ve mülkiyetin devri dışındaki benzeri diğer yöntemlerle özelleştirilmesi
bu Kanun hükümleri çerçevesinde yapılır.
Genel ve katma bütçeli idarelerle bunlara
bağlı döner sermayeli kuruluşların sadece tekel niteliğindeki mal ve hizmet
üretim faaliyetleri ile kamu iktisadi kuruluşlarının temel kuruluş amaçlarına
uygun mal ve hizmet üretim faaliyetleri imtiyaz addolunur. Bunların
dışındakiler imtiyaz sayılmaz. Bu madde gereğince imtiyaz sayılan faaliyetlerle
ilgili olarak yapılacak anlaşma ve sözleşmeler imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmeleri niteliğinde olup, diğer kanunların bu hususları düzenleyen özel
hükümleri saklıdır.
Bu madde gereğince işletme hakkı
verilmesi, kiralama veya benzeri diğer yöntemlerle kullanma hakkının devri
süresi 49 yılı geçemez. " şeklinde kurallaştırılmış; özelleştirme yöntemleri,
değer tespiti ve ihale yöntemleri ise 18 inci maddesine konu oluşturmuştur.
Kamu hizmetine özgülenmiş mal ve hizmet
üretim birimleri ile varlıklarının işletme hakkının devri veya kiralanması
yoluyla özelleştirilmesi 4096 sayılı Kanunda düzenlenirken; 3996 sayılı Bazı
Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması
Hakkında Kanunda ise, Kanunda sayılan yatırım ve hizmetlerin " Yap-İşlet-Devret
" yöntemiyle, sözleşmede öngörülen süre içinde yaptırılması ve sözleşmede
öngörülen süre içinde işletildikten sonra idareye devrine ilişkin düzenlemelere
yer verilirken; gerek 3996 sayılı Kanunda, gerekse 94/5907 sayılı BKK ile
yürürlüğe giren " 3996 Sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret
Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanunun Uygulama Usul ve Esaslarına
İlişkin Karar " da, kamu hizmetine özgülenmiş mal ve hizmet üretim birimleri
ile varlıkların işletme hakkının devri veya kiralanması yoluyla
özelleştirilmesine ilişkin olarak doğrudan ya da kıyas yoluyla uygulanacak
herhangi bir hukuksal düzenlemeye yer verilmemiştir.
Bu bağlamda, 28.03.2013 tarihli ve 6455
sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle 4458 sayılı Gümrük Kanununa 218 inci maddeden
sonra gelmek üzere eklenen 218/A maddesindeki düzenlemeler, herhangi bir
hukuksal ihtiyacı karşılamadığı gibi herhangi bir hukuksal ihtiyaçtan da
kaynaklanmamakta; düzenleme, 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin
Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun uyarınca
yaptırarak işletme hakkı verilen ve işletme süresi bittikten sonra mülkiyeti
kendiliğinden Gümrük ve Ticaret Bakanlığına geçen gümrük kapıları ve/veya
lojistik merkezlerindeki kamu hizmetlerinin kiralama veya işletme hakkının
devredilmesi suretiyle özelleştirilmesine ilişkin 4046 sayılı Kanunda
Özelleştirme Yüksek Kurulu (md. 3, 13 ve 17) ile Özelleştirme İdaresi
Başkanlığına verilen (md. 4) görev ve yetkilerin bertaraf edilerek, işletme
hakkının devri veya kiralama yoluyla özelleştirme uygulamaları hakkında, 3996
sayılı Kanun ve bu Kanunun uygulanmasına ilişkin ikincil mevzuatta kıyas
yoluyla uygulanacak herhangi bir hüküm bulunmamasına rağmen, 3996 sayılı Kanun
ve bu Kanunun uygulanmasına ilişkin ikincil mevzuatta görevlendirme usullerinin
kıyas yoluyla uygulanması görüntüsü/örtüsü altında, tamamen Gümrük ve Ticaret
Bakanının keyfi uygulamalarına bırakılması tercihine hukuksallık kazandırmak
amacıyla yasalaştırılmıştır.
Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen
hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, insan haklarına saygılı,
bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık,
yasaların üstünde yasakoyucunun da uyması gereken temel hukuk ilkeleri ve
Anayasa bulunduğu bilincinde olan devlettir.
Hukuk devleti, siyasal iktidarı hukukla
sınırlayarak ve devlet etkinliklerinin düzenle sürdürülebilmesi için gerekli
olan hukuksal alt yapıyı oluşturarak aynı zamanda istikrara da hizmet eder. Bu
istikrarın özü hukuki güvenlik ve öngörülebilirliktir. Hukuki güvenlik ve
öngörülebilirlik sağlanabilmesi ise, kuralların genel, soyut, açık ve
anlaşılabilir olmalarına bağlıdır. Kamu hizmetine özgülenmiş mal ve hizmet
üretim birimleri ile varlıklarının işletme hakkının devri veya kiralanması
yoluyla özelleştirilmesine ilişkin kuralların da bu nitelikleri taşıması hukuk
devletinin bir gereği olduğu kadar, idarenin işlemlerini hukuka uygun bir
şekilde nasıl yapılması gerekeceğinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde yargı
denetiminin sağlanabilmesi için yönetimin görev ve yetkilerinin sınırının
yasalarda açıkça gösterilmesi de bir zorunluluktur.
Öte yandan hukuk devleti olabilmenin bir
başka göstergesi de yasalarda " genellik " ilkesine uyulmasıdır. Yasaların
genelliği ilkesi, özel, aktüel ve geçici bir durumu gözetmemeyi, belli bir
Bakanlığı hedef almamayı, aynı durumda olan tüm özelleştirmelerin aynı
kurallara bağlanmasını zorunlu kılar.
Bu bağlamda, iptali istenen kural,
belirlilik genellik, soyutluk ve öngörülebilirlik özellikleri taşımaması
nedeniyle yasama yetkisinin amacına uygun biçimde kullanılmasına elverişli
olmadığı gibi, hukuk devleti ilkesi ile de bağdaşmamaktadır.
Anayasa Mahkemesi kararlarında
vurgulandığı üzere, hukuk devletinin vazgeçilmez öğeleri içinde ver alan " yasaların
kamu yararına dayanması " ilkesiyle bütün kamusal girişimlerin temelinde
bulunması doğal olan kamu yararı düşüncesinin yasalara egemen olması, kamu
hizmetine özgülenmiş mal ve hizmet üretim birimleri ile varlıklarının işletme
hakkının devri veya kiralanması yoluyla özelleştirilmesine ilişkin kurallarda
bu esası gözetmesi ve özelleştirmeye ilişkin olarak yürürlükte yasal kurallar
bulunurken, bu kuralları bertaraf ederek özelleştirmelerde keyfîliğe hizmet
eden düzenlemelerden kaçınması gerekir. Yasakoyucunun kişisel, siyasi ya da
saklı bir amaç güttüğü durumlarda, yani kamu yararına yönelik olmayan başka bir
amaca ulaşmak için bir konuyu yasayla düzenlediği durumlarda bir " yetki
saptırması " ve
giderek de amaç öğesi bakımından yasanın sakatlığı ve dolayısıyla Anayasanın 2
nci maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine aykırılığı söz konusu olur.
Anayasanın 7 nci maddesinde yasama
yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve bu
yetkinin devredilemeyeceği kurallaştırılırken; 47 nci maddesinin üçüncü
fıkrasında, devletin, kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu
tüzelkişilerinin mülkiyelinde bulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine
ilişkin esas ve usullerin kamında gösterileceği; dördüncü fıkrasında ise,
devlet, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişileri tarafından
yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri ile
gerçek ve tüzel kişilere yaptırılabileceği veya devredilebileceğinin kanunla
belirleneceği kurallarına yer verilmiştir.
Anayasaya göre yürütmenin asli düzenleme
yetkisi, Anayasanın gösterdiği ayrık haller dışında yoktur. Bu yetki Anayasanın
7 nci maddesinde Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiştir ve devredilemez.
Yürütme, ancak yasayla asli olarak düzenlenmiş alanda kural koyabilir. Yasayla
düzenleme ilkesi, düzenlenen konudan yalnız kavram, ad ve kurum olarak söz
edilmesini değil, bunların yasa metninde kurallaştırılmasını gerekli kılar.
Kurallaştırma ise, düzenlenen alanda temel ilkelerin konulmasını ve çerçevenin
çizilmiş olmasını ifade eder. Ancak bu koşulla uzmanlık ve teknik konulara
ilişkin ayrıntıların belirlenmesi yürütme organının takdirine bırakılabilir. Bu
bağlamda, yasakoyucu, belli konularda gerekli kuralları koyacak, çerçeveyi
çizecek, eğer uygun ve zorunlu görürse, onların uygulanması yolunda sınırları
belirlenmiş alanlar bırakacak, idare, ancak o alanlar içinde takdir yetkisine
dayanmak suretiyle yasalara aykırı olmamak üzere bir takım kurallar koyarak
yasanın uygulanmasını sağlayacaktır. İptali istenen düzenlemelerdeki, gümrük
kapıları ve/veya lojistik merkezlerini 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları
Hakkında Kanunun 18 inci maddesinde belirtilen kiralama ve/veya işletme
hakkının verilmesi yöntemleri ile 3996 sayılı Kanun ve bu Kanunun uygulanmasına
ilişkin ikincil mevzuattaki görevlendirme usullerini kıyas yoluyla uygulama
gibi bir usulle devretme yetkisi veren ve hiçbir ilke konulmadan ve çerçeve
çizilmeden devirlerin yöntemini, değer tespit komisyonu ve görevlendirme
komisyonu üyelerini, bu komisyonların çalışma usul ve esasları ile diğer
hususları belirleme yetkisini Gümrük ve Ticaret Bakanına veren düzenlemeler;
yasama yetkisinin devri sonucunu doğurduğundan Anayasanın 7 nci maddesiyle ve
düzenlemelerin yasallığı ilkesiyle bağdaşmadığı için de Anayasanın 47 nci
maddesine aykırılık oluşturur.
Yukarıda açıklandığı üzere, 6455 sayılı " Gümrük
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun " un 8 inci maddesiyle 4458 sayılı Gümrük Kanununa 218 inci maddeden
sonra gelmek üzere eklenen 218/A maddesi, Anayasanın 2 nci, 7 nci ve 47 nci
maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
2) 28.03.2013 Tarihti ve 6455 Sayılı " Gümrük
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun " un 19 uncu Maddesi ile Değiştirilen 4572 Sayılı Tarım Satış
Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanunun 1 inci Maddesinin Beşinci Fıkrasının
İkinci Cümlesinin Anayasaya Aykırılığı
4572 sayılı Tarım Satış Kooperatif ve
Birlikleri Hakkında Kanunun " Kooperatif ve birliklerdeki ortaklık payları
rehin veya haciz edilemeyeceği gibi başka bir kooperatif ya da birlikle
birleşme hali dışında devredilemez. " şeklindeki fıkrası,6455 sayılı Kanunun 19 uncu maddesi ile "
Kooperatif ve birliklerdeki ortaklık payları rehin ve haciz edilemez. Ortaklık
paylarının devri örnek anasözleşmede belirtilen şartlarla yapılabilir. " şeklinde
değiştirilmiştir.
4572 sayılı Kanunun 24 üncü maddesi ile
değiştirilen 4572 sayılı Kanunun 7 nci maddesinde ise, " Kooperatif ve birliklerin
örnek anasözleşmeleri, birliklerin görüşü alınarak Bakanlıkça hazırlanır.
Bakanlıkça, bu Kanunda açıkça örnek anasözleşmelerde düzenleneceği belirtilen
hususlara ilişkin hükümlerde, birliklerin görüşü de alınarak doğrudan veya
birliklerin yarıdan bir fazlasının yönetim kurullarının bu konudaki müşterek
isteği ve Bakanlığın oluru ile değişiklik yapılabilir. " denilmiştir. Bu
düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere iptali istenilen cümle ile, ortaklık
paylarının devrine imkan tanınmakta ancak, bunun şartları önceki düzenlemede olduğu üzere yasa
ile belirlenmeyip, Bakanlığın iradesine bırakılmaktadır.
Pay devri, kooperatif ve birliklerin
sermayeleri ile doğrudan ilişkisi olan bir işlemdir. Sermaye bir ticaret işinin
kurulması, yürütülmesi için gereken anapara ve paraya çevrilebilir malların
tamamıdır. Kooperatif ve birlik ortakları da sahip oldukları ortaklık payları
kadar sermayeyi teşkil eden anapara ve paraya çevrilebilir mallar üzerinde
mülkiyet hakkına sahiptirler. Bu nedenle ortaklık paylarının devrinin, mülkiyet
hakkının kullanılması anlamına geldiği çok açıktır.
Anayasanın 35 inci maddesinde, " Herkes,
mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,
kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı
olamaz. " denilerek, mülkiyet ve miras hakları Anayasal bir kurum olarak
güvence altına alınmıştır.
İptali istenilen cümle ile, ortaklık
payların devir şartlarının diğer bir anlatımla sınırlamaların kanunla
yapılmayıp idarenin iradesine bırakılması Anayasanın 35 inci maddesine
aykırıdır.
Diğer taraftan 4572 sayılı Kanunun 1 inci
maddesinde bu kanunun amacı, " ...tarım satış kooperatif ve birliklerini etkin
ve sürdürülebilir bir şekilde özerk ve malî yönden bağımsız kılmak. " olarak
açıklanmıştır. Tarım satış kooperatif ve birliklerinin sermayesiyle ve
dolayısıyla mali yapısıyla doğrudan ilişkili olan ve ortaklığa bağlı hakların
özellikle yönetim, seçme ve seçilme haklarının kullanımı bakımından da büyük
önem taşıyan pay devrinin, tarım satış kooperatif ve birliklerinin özerkliğinin
ve mali yönden bağımsız olmalarının temel nedeni olduğundan, Kanunun 1 inci
maddesinde açıklanan amaca uygun olmayıp, kooperatif ve birliklerin özerlik ve
bağımsızlıklarını zedelediğinden kamu yararına dayanmamaktadır.
Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen
hukuk devleti, her eylem ve işlemi hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir
hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve
tutumları benimseyen, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, yasaların
üstünde Anayasanın ve yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri
bulunduğu bilincinde olan devlettir. «Yasaların kamu yararına dayanması» gereği
kuşkusuz hukuk devletinin temel değerlerinden birini oluşturmaktadır. Bu
nedenle de iptali istenilen cümle Anayasanın 2 nci maddesine de aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle, 28.03.2013 tarihli
ve 6455 sayılı " Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun " un 19 uncu maddesi ile değiştirilen 4572
sayılı Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin
beşinci fıkrasının ikinci cümlesi, Anayasanın 2 nci ve 35 inci maddelerine
aykırı olup, iptali gerekmektedir.
3) 28.03.2013 Tarihli ve 6455 Sayılı " Gümrük
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun " un 20 nci Maddesi ile Değiştirilen 4572 Sayılı Tarım Satış
Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanunun 3 üncü Maddesinin İkinci Fıkrasındaki
" ürün alım bedelini hesaplama ve ödeme şekline, kredi kullanmalarına,
yatırımlarına, gelir-gider farklarının dağıtımına ve giderlerin paylaşımına " İbaresinin
Anayasaya Aykırılığı
4572 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde,
kooperatif ve birliklerin çalışma konuları ile ürün alım ve değerlendirme
işlemlerine ilişkin esasların örnek anasözleşmelerde gösterileceği belirtilmekte
iken bu maddeyi değiştiren 6455 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin ikinci
fıkrasındaki iptali istenen cümle ile " ürün alım bedelim hesaplama ve ödeme
şekline, kredi kullanmalarına, yatırımlarına, gelir-gider farklarının
dağıtımına ve giderlerin paylaşımına " ilişkin usul ve esasların da örnek
sözleşmelerde gösterileceği belirtilmiş, dolayısıyla bu hususları düzenleme
yetkisi de Bakanlığa verilmiştir.
Ürün alım bedelini hesaplama ve ödeme
şekline, kredi kullanmalarına, yatırımlarına, gelir-gider farklarının
dağıtımına ve giderlerin paylaşımı, tarım satış kooperatif ve birliklerinin
mali ve finansal konularıyla doğrudan ilişkili faaliyetler olup, kooperatifler
ve birliklerin özerkliğinin ve mali yönden bağımsız olmalarının temel koşulları
olduğundan bu faaliyetlere ilişkin yetkilerin ellerinden alınarak idareye
verilmesi, 4572 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde tanımlanan amaçla bağdaşmayıp
kooperatifler ve birliklerin özerkliğinin ve mali yönden bağımsız olmalarını
zedeleyen bir düzenlemedir.
Diğer taraftan kooperatifler ve özellikle
de Birlikler, 4572 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 2000 yılından bu yana ürün
alım bedelini ödeme şekli, kredi kullanımı, yatırımlar gibi konularda, piyasa
koşullarına göre farklı fiyat uygulaması, avans ödeme ile ürün alımı, ortaklara
bankalar vasıtasıyla kredi kullandırılması, ekonomik koşullara göre
yatırımların durdurulması gibi piyasa hareketleri karşısında risklerim azaltan,
finansman ihtiyaçlarına göre uygun sistemler geliştirmiş ve büyük uğraşlar
sonucu bu sistemlerin ortakları tarafından benimsenmesini de sağlamışlardır. Bu
konularda Bakanlığın anasözleşmeler ile farklı uygulamalar getirmesi
Birliklerin ve Kooperatiflerin yanında ortakları ile de büyük sorunlara neden
olabilecektir.
Bütün bu nedenler iptali istenilen
İbarenin, kamu yararına dayanmadığının açık bir göstergesidir.
Açıklanan nedenlerle, 28.03.2013 tarihli
ve 6455 sayılı " Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun " un 20 nci maddesi ile değiştirilen 4572
sayılı Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin
ikinci fıkrasındaki " ürün alım bedelini hesaplama ve ödeme şekline, kredi
kullanmalarına, yatırımlarına, gelir-gider farklarının dağıtımına ve giderlerin
paylaşımına " ibaresi, Anayasanın 2 nci maddesine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
4) 28.03.2013 Tarihli ve 6455 Sayılı " Gümrük
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kamın Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun " un 21 inci Maddesi ile Değiştirilen 4572 Sayılı Tarım Satış
Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanunun 4 üncü Maddesinin Birinci Fıkrasının
İlk Cümlesinin Anayasaya Aykırılığı
01.06.2000 tarihli ve 4572 sayılı Tarım
Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanunun;
üncü maddesinin birinci fıkrasının, " Kooperatif
ve birliklerin organları, genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kuruludur. " şeklindeki
ilk tümcesi, 6455 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle, " Birlik ve kooperatif
organları genel kurul ve yönetim kuruludur. " biçiminde değiştirilerek, denetim
kurulu Tarım Satış Kooperatif ve Birliklerinin organları arasından
çıkarılırken,
inci maddesinin birinci fıkrasındaki, " Bakanlık,
belirleyeceği usul ve esaslar dahilinde kooperatif ve Birliklerin işlem, hesap
ve varlıkları ile mali tablolarını 01.06.1989 tarihli ve 3568 sayılı Kanuna
göre denetim yetkisine sahip bağımsız denetim kuruluşlarına denetlettirmelerini
isteyebilir. " kuralı
ise, 6455 sayılı Kanunun 22 nci maddesiyle, " Bakanlıkça ortak sayısı ve ciro
gibi kıstaslar dikkate alınarak belirlenen birlikler, 13/1/2011 tarihti ve 6102
sayılı Türk Ticaret Kanununun ilgili hükümlerine göre bağımsız denetime
tabidir. " şeklinde değiştirilerek, bir yandan Bakanlığın talebi, Bakanlıkça
belirlenen kıstaslara dönüştürülürken; diğer yandan 6102 sayılı Kanuna göre
yapılacak bağımsı: denetim, Bakanlıkça belirlenen birlikler ile
sınırlandırılarak, Bakanlığın belirlemesinin dışında kalan birlikler ile
kooperatifler bağımsız denetim yanında kooperatif ve birlik organı denetim
kurulu denetiminin de dışına çıkarılarak denetimsiz kooperatif ve birlikler
yaratılmaktadır.
Anayasanın 171 inci maddesinde, Devlete
milli ekonominin yararlarını dikkate alarak, öncelikle üretimin artırılmasını
ve tüketicinin korunmasını amaçlayan kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacak
tedbirleri alma görevi verilmiştir.
Anayasanın Devlete verdiği bu görev
bağlamında yürürlüğe konulan 4572 sayılı Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri
Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin ikinci fıkrasında, üreticilerin karşılıklı
yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle meslekî faaliyetleri ile ilgili
ihtiyaçlarını sağlamak, ürünlerini daha iyi şartlarla değerlendirmek ve
ekonomik menfaatlerini korumak amacıyla, aralarında sınırlı sorumlu, değişir
sayıda ortaklı ve değişir sermayeli tüzel kişiliği haiz tarım satış
kooperatifleri kurabilecekleri belirtilirken; dördüncü fıkrasında,
kooperatiflerin sermayelerinin ortak üreticilerin, birliklerin sermayelerinin
ise ortak kooperatiflerin taahhüt edecekleri ortaklık paylarından oluşacağına
yer verilmiş; 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında ise, kooperatif ve
birliklerin, ortakların ve gerektiğinde diğer üreticilerin ürünlerini daha iyi
şartlarla değerlendirmek, meslekî faaliyetleri ile ilgili ihtiyaçlarını
karşılamak ve ekonomik menfaatlerini korumak konularında çalışacakları kurala
bağlanmıştır.
Bu bağlamda, tarım satış kooperatifleri,
üreticiler arasında karşılıklı yardım ve dayanışma ile mesleki ihtiyaçların
karşılanması ve ürünlerin daha iyi şartlarda değerlendirilerek ekonomik
menfaatlerin korunması amacıyla, sermayesini üretici ortakların koyduğu,
sermayesiyle sorumlu, değişir ortaklı ve değişir sermayeli tüzel kişilerdir.
Diğer yandan, 4572 sayılı Kanunun 8 inci
maddesinin ikinci fıkrasında, 4572 sayılı Kanunun 1163 sayılı Kooperatifler
Kanununun ayrılmaz bir parçası olduğu belirtildikten sonra Tarım Satış
Kooperatif ve Birlikleri hakkında sırasıyla, 4572 sayılı Kanun, 4572 sayılı
Kanunda açıkça örnek anasözleşmelerde düzenleneceği belirtilen hususlarda örnek
anasözleşmeler, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu ve Türk Ticaret Kanununun
anonim şirketlerle ilgili hükümlerinin uygulanacağı kurala bağlanmış; 1163
sayılı Kanunun 65 - 69
uncu maddelerinde " Denetçiler " düzenlenmiş; 65 inci maddesinde, genel kurulun
denetleme organı olarak en az bir yıl için bir veya daha fazla denetçi ile
yedek denetçiler seçeceği, denetçiler ile yedeklerinin kooperatif ortakları
arasından olmasının şart olmadığı ve denetçilerin genel kurul namına
kooperatifin bütün işlem ve hesaplarım tetkik edeceği belirtilmiştir.
Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri,
ortaklarının mesleki ihtiyaçlarım karşılamak, ürünlerini daha iyi şartlarda
değerlendirerek ekonomik çıkarlarını korumak amacıyla ortaklarının koyduğu
sermayeyle kurulan ve organlarında ortaklarının oylarıyla görev alınan
demokratik kitle örgütleridir.
Anayasanın 2 nci maddesinde " demokratik
devlet " ilkesi Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında sayılmış; 171 inci
maddesinde ise devlete kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacak tedbirleri alma
görevi verilmiştir. Demokratik devlet ilkesi, yönetimin hesap verebilirliğinin
sağlanmasını gerektirir. Kooperatif ve birliklerde ortakların seçimiyle oluşan
yönetim kurullarının hesap ve işlemleri ile faaliyetlerinin, ortakların
seçimiyle oluşan denetim kurulları tarafından ortaklar adına denetlenmesi ve
yönetimin hesap verebilirliğinin sağlanması, demokratik devlet ilkesinin
gereğidir.
İptali istenen " Birlik ve kooperatif
organları genel kurul ve yönetim kuruludur. " düzenlemesiyle, Birlik ve
kooperatiflerin denetim kurulları ortadan kaldırılarak, Birlik ve kooperatif
yönetim kurullarının hesap ve işlemleri ile faaliyetlerinin, Birlik ve
kooperatiflerin oylarıyla seçilen denetim kurulları tarafından genel kurulları
adına denetlenmesinin önüne geçilmekte ve böylece genel kurula, genel kurul
tarafından seçilmiş denetim kurulları tarafından genel kurul adına yapılmış
denetim raporları temelinde hesap vermekten azade kılınmış yönetim kurulları
yaratılmaktadır. Demokratik hukuk devletinde temel hak ve özgürlüklerin en geniş
ölçüde sağlanıp güvence altına alınması ve yönetimlerin hesap verebilirliğinin
sağlanması esas olduğundan, Birlik ve kooperatiflerin yönetim kurullarının
hesap verebilirliğini ortadan kaldıran düzenleme Anayasanın 2 nci maddesindeki
demokratik devlet ilkesiyle bağdaşmadığı gibi, devlete Anayasanın 171 inci
maddesiyle verilmiş kooperatifçiliğin gelişmesi için gerekli tedbirleri alma
görevine de aykırılık oluşturur.
Anayasa Mahkemesinin bir çok kararında
belirtildiği üzere, Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem
ve işlemleri hukuka uygun olan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri
koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini sağlayan, bütün etkinliklerinde hukuka
ve Anayasaya uyan, işlem ve eylemleri bağımsız yargı denetimine bağlı olan
devlettir. Kanunların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel,
objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk
devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun hukuki düzenlemelerde
kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet
ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerekir.
6455 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyle,
bir yandan denetim kurulu Tarım Satış Kooperatif ve Birliklerinin organları
arasından çıkarılırken; diğer yandan 22 nci maddesiyle 6102 sayılı Kanuna göre
yapılacak bağımsız denetim, Bakanlıkça ortak sayısı ve ciro gibi ölçütlerle
belirlenen Birlikler ile sınırlandırılarak, Bakanlığın belirlemesinin dışında
kalan Birlikler ile kooperatiflerin tamamının bağımsız denetim yanında denetim
kurullarının da denetimi dışına çıkarılarak denetimsiz kooperatif ve Birlik
yönetim kurulları yaratılmasında, adalet, hakkaniyet ve kamu yararı olduğu
ileri sürülemez. Denetim kurullarının yasayla ortadan kaldırılması yoluyla
kooperatif ve birlik yönetim kurullarının hesap ve işlemleri ile
faaliyetlerinin denetim dışına taşınarak hesap verebilirliklerinin ortadan
kaldırılması, adalet anlayışına sığmadığı, hakkaniyetle bağdaşmadığı ve kamu
yararına olmadığı için iptali istenen düzenleme Anayasanın 2 nci maddesindeki
hukuk devleti ilkesine aykırıdır.
Öte yandan, ortak sayısı ve ciro gibi
ölçütlere göre Bakanlık tarafından belirlenen Birlikler 6102 sayılı Kanuna göre
denetlenir ve denetim giderleri Birlik bütçesinden ödenirken; Bakanlığın
belirlemesi dışında kalan Birlikler ile kooperatiflerde ve ayrıca 1163 sayılı
Kooperatifler Kanununa göre kurulan diğer kooperatif ve birliklerde 6102 saydı
Kanuna göre denetim yapılmayacaktır. Dolayısıyla iptali istenen düzenleme, 4572
sayılı Kanunda ve ayrıca 4572 sayılı Kanun ile 1163 sayılı Kanunda hukuki
konumları aynı olan Birlik ve kooperatiflere farklı işlem ve mali yükümlülükler
getirilmesi sonucunu doğurduğundan, Anayasanın 10 uncu maddesindeki yasa önünde
eşitlik ilkesine de aykırıdır.
Yukarıda açıklandığı üzere 6455 sayılı " Gümrük
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun " un 21 inci maddesi ile değiştirilen 4572 sayılı Tarım Satış
Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının "
Kooperatif ve birliklerin organları, genel kurul, yönetim kurulu ve denetim
kuruludur. " şeklindeki ilk tümcesi, Anayasanın 2 nci, 10 uncu ve 171 inci maddelerine
aykırı olduğundan iptali gerekir.
5) 28.03.2013 Tarihli ve 6455 Sayılı " Gümrük
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun " un 21 inci Maddesi ile Değiştirilen 4572 Sayılı Tarım Satış
Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanunun 4 üncü Maddesinin İkinci Fıkrasının
Son Cümlesinin Anayasaya Aykırılığı
4572 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde
Yönetim kurulunun ayda bir kez olağan olarak toplanacağı, kooperatif ve birlik
işlerinin zorunlu kıldığı durumlarda ise gerekçeli olarak, olağanüstü
toplanabileceği hükme bağlanmış, ancak iptali istenen cümle ile " Yönetim
kurulu üyelerine ayda en fazla iki toplantı için huzur hakkı ve harcırah
ödenebilir. " denilerek
yönetim kurulu üyelerinin huzur hakkı ve harcırah miktarlarına sınırlama
getirilmiştir.
4572 sayılı Kanunun 6455 sayılı Kanun ile
değiştirilen 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında " Birlik yönetim kurulu, karar
organı olarak kanun, anasözleşme ve genel kurul kararları doğrultusunda birlik
faaliyetlerinin yürütülmesine ilişkin ilke ve esasları saptar, yıllık iş
programları, politika ve stratejiler ile personel politikasını belirler, iş ve
işlemlerin bunlara uygun yürütülmesini gözetir, genel kurul ve yönetim kurulu
kararlarının yerine getirilmesini denetler ve açıkça genel kurulun yetkisinde
tanımlanan hususlar dışında birliğin işletme konusunun ve amacının
gerçekleştirilmesi için gerekli olan kararları alır. " hükmüne yer verilmiş,
4572 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde de " Kooperatif ve birlikler; ortakların
ve gerektiğinde diğer üreticilerin ürünlerini daha iyi şartlarla
değerlendirmek, meslekî faaliyetleri ile ilgili ihtiyaçlarını karşılamak ve
ekonomik menfaatlerini korumak konularında çalışırlar. " denilerek birlik ve
kooperatif yönetim kurullarına önemli görevler ve sorumluluklar verilmiştir.
Bu görev ve sorumlulukların yerine
getirilebilmesi için birlik yönetim kurullarının gerektiğinde ayda ikiden fazla
toplanabileceği açıktır. Nitekim 4 üncü maddede kooperatif ve birlik işlerinin
zorunlu kıldığı durumlarda birlik gerekçeli olarak olağanüstü toplanabileceği
hükme bağlanmış olması da bunun açık bir göstergesidir.
Anayasanın 18 inci maddesinde hiç kimsenin
zorla çalıştırılamayacağı, angaryanın yasak olduğu belirtilmiştir. Madde
gerekçesinde angarya, kişinin emeğinin karşılığını almadan zorla çalıştırılması
alarak tanımlanmıştır. Anayasa Mahkemesi'nin çeşitli kararlarında da angarya,
bir maldan ya da bir kişinin çalışmasından karşılıksız yararlanma olarak
tanımlanmıştır. Angarya yasağı çalışma veya sağlanan hizmetin karşılığının
mutlak surette ödenmesini gerektirir.
Bu nedenle yönetim kurulu üyelerinin huzur
hakkı ve harcırah miktarlarına sınırlama getiren iptali istenen cümle,
Anayasanın 18 inci maddesine aykırıdır.
Diğer taraftan yasa koyucu, düzenleme
yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır.
Bu ilke ise " elverişlilik " , " gereklilik " ve " orantılılık " olmak üzere üç
alt bileşenden oluşmaktadır. " Elverişlilik " , getirilen kuralın ulaşılmak
istenen amaç için elverişli olmasını, " gereklilik " , getirilen kuralın
ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını ve " orantılılık " ise
getirilen kural ve ulaşılmak istenen amaç arasında var olması gereken ölçüyü
ifade etmektedir.
Ölçülülük ilkesi nedeniyle Devlet,
sınırlamadan beklenen kamu yaran ile bireyin hakları arasında adil bir dengeyi
sağlamakla yükümlüdür. İptali istenen kural kamu yararı ve bireyin (yönetim
kurulu üyelerinin) hakları arasında adil bir denge oluşturmadığından ölçülülük
ilkesine ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturduğu açıktır.
Açıklanan nedenlerle 28.03.2013 tarihli ve
6455 sayılı " Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun " un 21 inci maddesi ile değiştirilen 4572
sayılı Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin
ikinci fıkrasının son cümlesi, Anayasanın 2 nci ve 18 inci maddelerine aykırı
olup, iptali gerekmektedir.
6) 28.03.2013 Tarihli ve 6455 Sayılı " Gümrük
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmimde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun " un 22 nci Maddesi ile Değiştirilen 4572 Sayılı Tarım Satış
Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanunun 5 inci Maddesinin Birinci Fıkrasının
Anayasaya Aykırılığı
İptali istenen ibare ile, 6102 sayılı Türk
Ticaret Kanununun ilgili hükümlerine göre bağımsız denetime tabi olacak
birliklerin, " ortak sayısı ve ciro gibi " kıstaslar dikkate alınarak
Bakanlıkça belirleneceği belirtilmiştir. Bakanlığın yapacağı belirlemede
birliklerin ortak sayısı ve ciro kriterine ilişkin örneğin sayı ve miktar
olarak bir çerçeve çizilmediği gibi " ortak sayısı ve ciro gibi " kıstaslardan
hangi kıstasların anlaşılması gerektiğine ilişkin bir belirleme de yapılmamış,
bu konuda yetki tümüyle Bakanlığa bırakmıştır.
Hukuk devletinin temel unsurlarından
birisi de " belirlilik " tir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler
hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek
şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu
otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de
gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup bireyin,
yasadan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi
hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale
yetkisini verdiğini bitmesidir. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir
olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini,
devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden
kaçınmasını gerekli kılar.
Gerek ortak sayısı ve ciro kıstasına,
gerek bu kıstaslara benzeyen kıstaslara ilişkin bir belirleme yapılmamış
olduğundan, iptali istenen ibare Anayasanın 2 nci maddesine aykırıdır.
Anayasanın 7 nci maddesinde " Yasama
yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki
devredilemez " denilmektedir. Buna göre, yasa ile yürütme organına genel ve
sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilebilmesi olanaklı değildir.
Yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir.
Yasa ile yetkilendirme Anayasanın öngördüğü biçimde yasa ile düzenleme anlamını
taşımamaktadır. Temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin,
yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir yasa kuralı ile sınırsız, belirsiz,
geniş bir alanın yönetimin düzenlemesine bırakılması, Anayasanın belirtilen
maddesine aykırılık oluşturur.
Anayasanın 8 inci maddesinde ise yürütme
yetkisi ve görevi düzenlenmiştir. Yasakoyucu belli konularda gerekli kuralları
koyacak, çerçeveyi çizecek eğer uygun ve zorunlu görürse, onların uygulanması
yolunda sınırları belirlenmiş alanlar bırakacak, idare ancak o alanlar içinde
takdir yetkisine dayanmak suretiyle yasalara aykırı olmamak üzere bir takım
kurallar koyarak Yasa'nın uygulanmasını sağlayacaktır. Esasen Anayasanın 8 inci
maddesinin, yürütme yetkisi ve görevinin Anayasaya ve yasalara uygun olarak
kullanılır ve yerine getirilir hükmünün anlamı budur.
Bağımsız denetime tabi olacak birliklerin
belirlenmesine esas olacak " ortak sayısı ve ciro gibi " kıstaslar konusunda
yasakoyucunun temel ilkeleri koymadan, çerçeveyi çizmeden iptali istenen İbere
ile yürütmeye yetki verilmesi, sınırsız ve belirsiz bir alanı yürütmenin
düzenlemesine bırakılması Anayasanın 7 nci ve 8 inci maddelerine açıkça aykırıdır.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesi 27.12.2012
günlü ve E.2012/102, K.2012/207 sayılı Kararında, 5346 sayılı Kanun
kapsamındaki üretim tesisleri ile elektrik üretimi yapılan diğer tesislerin,
inceleme ve denetiminin EPDK tarafından denetim şirketlerinden hizmet satın
alınarak yaptırılabileceğine yönelik hükmü, " İnceleme ve denetimin EPDK
tarafından yapılması halinde denetlenen bakımından mali bir külfete yol
açmamakta iken söz konusu denetimin EPDK tarafından yetkilendirilen denetim
şirketlerinden hizmet satın alınarak yaptırılması hâlinde denetim masraflarının
denetlenenden alınması sonucuna yol açan düzenleme, denetlenenler yönünden aynı
hukuki konumda bulunan şirketlere farklı işlem ve yükümlülükler getirilmesi
sonucunu " doğurduğu gerekçesiyle Anayasanın 10 uncu maddesindeki yasa önünde
eşitlik ilkesine aykırı bulmuştur.
Ortak sayısı ve ciro gibi ölçütlere göre
Bakanlık tarafından belirlenen Birlikler 6102 sayılı Kanuna göre denetlenir ve
denetim giderleri Birlik bütçesinden ödenirken; Bakanlığın belirlemesi dışında
kalan Birlikler ile kooperatifler ve ayrıca 1163 sayılı Kooperatifler Kanununa
göre kurulan diğer kooperatif ve birlikler ise 6102 sayılı Kanuna göre
denetlenmeyecek ve bütçelerinden bağımsız denetim gideri ödemesinde
bulunmayacaklardır, Bu bağlamda, iptali istenen düzenleme, 4572 sayılı Kanun
ile 1163 sayılı Kanunda hukuki konum ve durumları ile statüleri aynı olan
Birlik ve kooperatifler için farklı işlem ve mali yükümlülükler getirilmesi
sonucunu doğurduğundan, Anayasanın 10 uncu maddesindeki yasa önünde eşitlik
ilkesine de aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle, 28.03.2013 tarihli
ve 6455 sayılı " Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun " un 22 nci maddesi ile değiştirilen 4572
sayılı Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin
birinci fıkrası, Anayasanın 2 nci, 7 nci, 8 inci ve 10 uncu maddelerine aykırı
olup, iptali gerekmektedir.
7) 28.03.2013 Tarihli ve 6455 Sayılı " Gümrük
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun " un 31 inci Maddesinin Son Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
İptali istenilen kural ile kamu yararına
çalışma statüsü verilmiş olan derneklere, 5018 sayılı Kanunun 29 uncu maddesi
hükmüne tabi olmaksızın yardım yapılmak üzere, Sağlık Bakanlığı bütçesinde
gerekli ödeneğin öngörülmesi hükme bağlanmış, diğer bir anlatımla bütçe
ödeneğine ilişkin hükme yer verilmiştir.
Yasa tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük
Millet Meclisi'nde görüşülme usul ve esasları ile yayımlanması Anayasanın 88
inci ve 89 uncu maddelerinde düzenlenmiş, bütçe yasalarının görüşülme usul ve
esasları ise 162 nci maddede ayrıca kurala bağlanmıştır. Buna göre, bütçe yasa
tasarılarının görüşülmesinde ayrı bir yöntem kabul edilmiş, Genel Kurul'da üyelerin
gider arttırıcı veya gelir azaltıcı tekliflerde bulunmaları önlenmiş ve
Anayasanın 89 uncu maddesiyle de Cumhurbaşkanı'na bütçe yasalarını bir daha
görüşülmek üzere TBMM'de geri gönderme yetkisi tanınmamıştır. Öte yandan,
Anayasanın 163 üncü maddesinde, bütçelerde değişiklik yapılabilmesi esasları da
düzenlenmiş, Bakanlar Kurulu'na kanun hükmünde kararname ile bütçede değişiklik
yapma yetkisi verilmemiştir.
Anayasada birbirinden tamamen değişik
biçimde kurala bağlanan bu iki yasalaştırma yönteminin doğal sonucu olarak,
yasa ile düzenlenmesi gereken bir konunun, bütçe yasası ile düzenlenmesine
olanak bulunmamaktadır.
Bu duruma göre bir yasa hükmünün, malî yıl
gibi geçici bir süre için bile olsa, Bütçe Yasası ile değiştirilmesine veya
kaldırılmasına olanak bulunmadığı gibi öteki yasalarda da bütçe ödeneğine
ilişkin hükümlerin yer alması aynı nedenlerden ötürü olanaksız olduğundan her
iki hale de uymayan bir hükmün, Anayasanın açıklanan 161 inci ve 162 nci
maddelerine aykırı olacağı açıktır.
Bu nedenle iptali istenilen söz konusu
kural, Anayasanın 161 inci ve 162 nci maddelerine aykırıdır.
Diğer taraftan Anayasanın herhangi bir
hükmüne aykırı bir düzenlemenin Anayasanın 11 inci maddesinde yer alan Anayasanın
üstünlüğü ve bağlayıcılığı ve dolayısı ile Anayasanın 2 nci maddesinde yer alan
hukuk devleti ilkesi ile bağdaşması düşünülemez (Anayasa Mahkemesinin
03.06.1988 tarih ve E. 1987/28, K. 1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa.24, shf
225). Bu nedenle de 12.11.2012 tarih ve 6360 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin;
birinci fıkrasındaki " sınırları il mülki sınırı olmak üzere " ibaresi ile
ikinci fıkrası, Anayasanın 2 nci ve 11 inci maddelerine de aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle 28.03.2013 tarihli ve
6455 sayılı " Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun " un 31 inci maddesinin son fıkrası,
Anayasanın 2 nci, 11 inci, 161 inci ve 162 nci maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
8) 28.03.2013 Tarihli ve 6455 Sayılı " Gümrük
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun'un 49 uncu Maddesiyle Değiştirilen 18.05.2004 Tarihli ve 5174 Sayılı
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanununun 100 üncü
Maddesinin İkinci Fıkrasındaki " ... ile organlarında görevli üyeleri, ... " İbaresi ile
Üçüncü Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
İptali İstenen Kuralların Anlam ve Kapsamı
18.05.2004 tarihli ve 5174 sayılı Türkiye
Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanununun 100 üncü
maddesindeki, " Odalar, borsalar, Birlik ve bunların bağlı ve ilgili
kuruluşları, Bakanlığın denetimine tâbidir. " hükmü;
28.03.2013 tarihli ve 6455 sayılı " Gümrük
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmimde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun " un 49 uncu maddesi ile,
" Odalar,
borsalar, Birlik ve bunların bağlı ve ilgili kuruluşları Bakanlığın denetimine
tabidir.
Odalar, borsalar ve Birliğin ilgili
personeli ile organlarında görevli üyeleri, Bakanlık müfettişlerinin talebi
üzerine her türlü belge, defter, kayıt ve bilgileri ibraz etmek ve örneklerini
noksansız ve gerçeğe uygun olarak vermek, para ve para hükmündeki evrakı
göstermek, bunların sayılmasına ve incelenmesine yardımcı olmak, yazılı ve
sözlü bilgi taleplerini karşılamak, denetimde her türlü yardım ve kolaylığı göstermek
ve çalışmalarını yapabilecekleri uygun bir yer tahsis etmekle yükümlüdür.
İkinci fıkrada belirtilen yükümlülüklerini
yerine getirmeyen veya 76 nci maddede belirtilen suçlardan dolayı haklarında
kovuşturmaya başlanan ya da görevi başında kalması yapılan denetim bakımından
sakıncalı görülen oda, borsa ve Birlik personeli Bakanlık müfettişinin teklifi
üzerine Bakanlıkça tedbiren geçici olarak görevden uzaklaştırılabilir. Bu madde
kapsamında organ üyelerinin görevden uzaklaştırılmaları ise Bakanlık veya doğrudan
Cumhuriyet savcısı tarafından yetkili asliye hukuk mahkemesinde açılan dava
üzerine, iki ay içinde basit usulde yapılacak yargılama sonucunda karara
bağlanır. Dava sonucu, mahkemece Bakanlık, ilgili oda veya borsa ve Birliğe
bildirilir. Görevden uzaklaştırılan personele, uzaklaştırma süresi boyunca
yapılacak ödemelerin üçte ikisi ödenir.
Bu madde kapsamında görevden
uzaklaştırılanlar; denetim sırasında veya denetimin tamamlanmasından sonra
Bakanlık kararıyla veya haklarında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği
ya da mahkûmiyetlerine karar verilmediği takdirde görevlerine dönerler.
Görevine iade edilenlerin uzaklaştırma süresi boyunca mahrum kaldığı
ödentileri, kanuni faizleri ile birlikte istihdam edilen oda, borsa veya Birlik
tarafından ödenir.
Bakanlık, bu madde kapsamında açılan
davaları katılan sıfatıyla takip edebilir.
Odalar, borsalar, Birlik ve bunların
organları ile bağlı ve ilgili kuruluşları, Bakanlıkça yapılan denetim sonucunda
verilen talimatlara ve bu Kanunun uygulanmasına ilişkin alınan tedbirlere
riayet etmek zorundadır. "
şeklinde değiştirilmektedir.
Öte yandan, 5174 sayılı Kanunun " Cezai
takibat " başlıklı 76 ncı maddesi ise, " Odalar, borsalar ve Birlik paraları
ile para hükmündeki evrak, senet ve sair malları aleyhine suç işleyen ve
bilanço, zabıtname, rapor ve diğer her çeşit kağıt ve defterler üzerinde suç
mahiyetinde değişiklik yapan veya bunları kasten yok eden organlarının üyeleri
ile personeli hakkında Devlet memurları hakkındaki cezalar uygulanır. " denilirken;
" Organların
görevlerine son verilmesi ve faaliyetten men edilmesi " başlıklı 94 üncü
maddesi,
" Kuruluş
amaçları veya Kanunda belirtilen asli görevlerini Bakanlığın yazılı uyarısına
rağmen yerine getirmeyen oda, borsa veya Birlik organlarının görevlerine son verilmesine
ve yerlerine yenilerinin seçtirilmesine, Bakanlığın veya bunların bulundukları
ildeki Cumhuriyet savcısının istemi üzerine, o yerdeki asliye hukuk
mahkemesince karar verilir. Yargılama, basit yargılama usulüne göre yapılır ve
en geç iki ay içerisinde sonuçlandırılır.
Görevlerine son verilen organların yerine,
bu Kanundaki usul ve esaslara göre, en geç bir ay içerisinde yenileri seçilir.
Yeni seçilenler, eskilerin görev süresini tamamlar.
Bu organların, görevlerine son verilmesine
neden olan ve mahkeme kararında belirtilen tasarrufları hükümsüzdür.
Yeni organ seçimleri yapılıncaya kadar
rutin iş ve işlemlerin nasıl yürütüleceği, oda ve borsalar için Birlik, Birlik
için Bakanlıkça belirlenir.
Millî güvenliğin, kamu düzeninin, suç
işlenmesini veya suçun devamım önlemenin yahut yakalamanın gerektirdiği
hallerde, gecikmede sakınca varsa, oda ve borsalarda vali, Birlikle Bakanlar
Kurulu, organların faaliyetten men edilmesine karar verebilir ve bu durumu
Bakanlığa bildirir.
Faaliyetten men kararı, yirmidört saat
içerisinde yetkili hâkimin onayına sunulur; hâkim, kararını kırksekiz saat
içinde açıklar. Aksi takdirde, bu idarî karar kendiliğinden ortadan kalkar.
Faaliyetten men kararı, organın
görevlerine son verilmesi isteminin nihaî olarak karara bağlanmasına kadar
geçerlidir.
Yukarıda belirtilen veya kanunlarda
öngörülen haller dışında, oda, borsa veya Birlik organlarının görevlerine son
verilemez, bu organlarda yer alanlar görevden alınamaz. "
şeklinde kurallaştırılmıştır.
Anayasanın " Kamu kurumu niteliğindeki
meslek kuruluşları " başlıklı 135 inci maddesinin birinci fıkrasında, kamu
kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşlarının;
Belli bir mesleğe sahip olanların müşterek
ihtiyaçlarını karşılamak,
Mesleki faaliyetlerim kolaylaştırmak,
Mesleğin genel menfaatlere uygun olarak
gelişmesini sağlamak,
Meslek mensuplarının birbirleri ile ve
halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak,
üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak
maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda
gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzel
kişileri olduğu belirtilmiş; beşinci fıkrasında, " Bu meslek kuruluşlarını
üzerinde Devletin idari ve mali denetimine ilişkin kurallar kanunla düzenlenir.
" denilirken; altıncı ve yedinci fıkralarında ise, Devletin kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşlarının sorumlu organları üzerinde yapacağı idari
denetimin esas ve usulleri düzenlenmiştir.
Bu düzenlemelere göre, Anayasada meslek
kuruluşları, kamu kurumu olarak düzenlenmemiş, bir mesleğe sahip olanların
kuracağı mesleki örgütün, mesleğin ve meslek mensuplarının toplumsal yaşamdaki
yeri ve işlevinden dolayı kamu kurumu niteliğinde sayılması öngörülmüştür. Söz
konusu kuruluşlar, Anayasanın 135 inci maddesinin birinci fıkrasında tek tek
sayılan amaçları gerçekleştirmek üzere, organları kendi üyeleri tarafından
yargı gözetimi altında yapılan seçimle oluşan özerk kamu tüzel kişileridir.
Kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşları, kamu kurum veya kuruluşu olmayıp özerk meslek kuruluşları
oldukları için, Devletin bunlar üzerindeki denetimi, meslek kuruluşu olmaktan
kaynaklanan özerkliklerini ortadan kaldıracak nitelikte olan hiyerarşik denetim
şeklinde değil, özerklikleri ile bağdaşan vesayet denetimi şeklinde olmak
durumundadır. Anayasanın 135 inci maddesinin beşinci fıkrasında söz konusu
vesayet denetiminin, idari ve mali denetim şeklinde gerçekleştirileceği
belirtilirken; altıncı ve yedinci fıkralarında ise idari vesayet denetiminin
kuralları konmuştur.
Devletin kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşları üzerinde vesayet denetimi bağlamında yapacağı idari ve mali
denetimin, idari denetim ayağı Anayasanın 135 inci maddesinin altı ve yedinci
fıkralarındaki kurallarla uyumlu olacak şekilde 5174 sayılı Kanunun " Organların
görevlerine son verilmesi ve faaliyetten men edilmesi " başlıklı 94 üncü
maddesinde düzenlenmiştir. Dolayısıyla, 5174 sayılı Kanunun 100 üncü
maddesinde, Devletin kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları üzerinde
Anayasanın 135 inci maddesinin beşinci fıkrasına göre yapacağı idari ve mali
denetimin mali denetim ayağı düzenlenmektedir.
Denetimin her türünde, denetimin
yapılabilmesinin ön koşulu belge ve bilgiye erişimdir. Ancak, söz konusu belge
ve bilgiye erişim sınırsız değil; denetimin alanı ve kapsamıyla sınırlıdır.
28.03.2013 tarihli ve 6455 sayılı Kanunun
49 uncu maddesi ile değiştirilen 5174 sayılı Kanunun 100 üncü maddesinin ikinci
fıkrasında, Bakanlık müfettişlerine odalar, borsalar ve Birliğin ilgili
personeli yanında oda, borsa ve Birlik organlarında görevli üyelerden de her
türlü belge ve bilgiyi isteme yetkisi verilmekte ve üçüncü fıkrasında ise bu
organlar üyeleri yükümlülüklerini yerine getirmezler ise Bakanlık müfettişinin
talebi ve Bakanlığın kararıyla görevden uzaklaştırılmaları öngörülmektedir.
5174 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinde oda
organları, meslek komiteleri, meclis, yönetim kurulu ve disiplin kurulu; 35
inci maddesinde borsa organları, meslek komiteleri, meclis, yönetim kurulu ve
disiplin kurulu; 60 inci maddesinde Birlik organları, genel kurul, oda ve borsa
konseyleri, yönetim kurulu ve yüksek disiplin kurulu olarak sıralanmışlardır.
Bu organlara meslek kuruluşu üyelerinin
yargı gözetiminde yapılan seçimleri sonucunda gelinmekte ve ayrıca bu
organların karar ve faaliyetleri üzerinde yapılacak idari vesayet denetimi,
Anayasanın 135 inci maddesinin altıncı ve yedinci fıkraları ile 5174 sayılı
Kanunun 94 üncü maddesinde düzenlenmiş bulunmaktadır. Bakanlığın kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşları üzerinde yapacağı mali vesayet denetiminin
kapsamına, oda ve borsaların meslek komiteleri, meclis ve disiplin kurulları
ile Birliğin genel kurul, oda ve borsa konseyleri ile yüksek disiplin kurulunun
(olmayan) hesap, işlem, mali tablo ve faaliyetleri girmemektedir. Çünkü, oda,
borsa ve Birlikte hesapların tutulması ve hesaplardan mali tabloların
üretilmesi ile işlem ve faaliyetlerin yürütülmesi görevleri yönetim
kurullarının yetki ve sorumluluğundadır. Oysa düzenleme, oda, borsa ve
Birliklerin mali karar ve süreçlerde görev ve yetkileri bulunmayan ve
dolayısıyla mali denetim kapsamında olmayan diğer organlarının üyelerinden de
mali denetim kapsamında bilgi ve belge istenmesini ve yükümlülüğün ihlali
durumunda görevden alınmalarını öngörmektedir.
Öte yandan hiyerarşik denetim ile vesayet
denetimi arasındaki temel fark hiyerarşik denetimde denetleyen ile denetlenen
aynı tüzel kişilik içinde yer alır ve denetleyen denetlenen tüzel kişiliğin
hiyerarşik kademe ve dereceleri üzerinde -görevden alma dahil -tüm yönetsel
yetkileri uhdesinde taşırken; vesayet denetiminde denetleyen ayrı denetlenen
ayrı tüzel kişiliklerdir ve özerklik esas vesayet istisna olduğu için
denetleyen vesayet makamı denetlenen üzerinde vesayete ilişkin yetkilerle
sınırlıdır. Bu bağlamda, denetleyen vesayet makamı denetlenen tüzel kişiye ait
hiyerarşik kademe ve dereceler üzerinde denetlenene ait yönetsel yetkileri
kullanamaz; denetlenenin yerine geçerek idari ve mali kararlar alamaz.
Denetlenene ait yetkilerin kullanılması ve denetlenenin yerine geçerek idari ve
mali kararlar alınması, vesayet denetimini hiyerarşik denetime dönüştürerek
amaç ve işlevinden saptırır.
Anayasaya Aykırılık Sorunu
a) İkinci Fıkradaki " ... ile organlarında
görevli üyeleri ... " İbaresi ile Üçüncü Fıkranın İkinci Tümcesinin Anayasaya
Aykırılığı
6174 sayılı Kanunun 6455 sayılı Kanunun 49
uncu maddesiyle değişik 100 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, Sanayi ve
Ticaret Bakanlığı (Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı) müfettişlerine, oda,
borsa ve Birlik personeli yanında, oda, borsa ve Birlik organlarında görevli
üyelerden de her türlü belge, defter, kayıt ve bilgileri ibraz etme, örneklerini
noksansız ve gerçeğe uygun olarak verme, para ve para hükmündeki evrakı
gösterme, bunların sayılması ve incelenmesine yardımcı olma, yazılı ve sözlü
bilgi verme, denetimde her türlü yardım ve kolaylığı gösterme ve çalışmalarını
yapabilecekleri uygun bir ortamı tahsis etme yükümlülüğü getirilmiş; üçüncü
fıkrasında ise söz konusu yükümlülükleri yerine getirmez iseler. Bakanlık veya
doğrudan Cumhuriyet savcısı tarafından yetkili asliye hukuk mahkemesinde
açılacak dava üzerine basit usulde yapılacak yargılama sonucunda görevden
uzaklaştırılmaları öngörülmüştür.
5174 sayılı Kanunun 13 üncü maddesine göre
oda organları, meslek komiteleri, meclis, yönetim kurulu ve disiplin
kurulundan; 35 inci maddesine göre borsa organları meslek komiteleri, meclis,
yönetim kurulu ve disiplin kurulundan; 60 inci maddesine göre Birlik organları
ise genel kurul, oda ve borsa konseyleri, yönetim kurulu ve yüksek disiplin
kurulundan oluşmaktadır.
Anayasa Mahkemesinin 27.12.2012 tarihli ve
E.2012/102, K.2012/207 sayılı kararında da belirtildiği üzere, " Kanunların
kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adil
kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti olmanın
gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan
takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı
ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerekir.
Kanun koyucu, düzenlemeler yaparken hukuk
devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise " elverişlilik
" , " gereklilik " ve " orantılılık " olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. "
Elverişlilik " , başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli
olmasını; " gereklilik " , başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından
gerekli olmasını ve " orantılılık " ise başvurulan önlem ve ulaşılmak istenen
amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir. "
Bakanlık müfettişlerinin Anayasanın 135
inci maddesinin beşinci fıkrasına göre Oda ve borsalar ile Birlikte yapacağı
mali denetimin kapsamına, oda, borsa ve Birlik yönetim kurullarının görev,
yetki ve sorumluluğunda olan hesap ve mali tablolar ile işlem ve faaliyetler
girmekte; buna karşın diğer organların Bakanlık müfettişlerince mali denetim
kapsamında denetlenecek hesap, mali tablo, işlem ve faaliyetleri
bulunmamaktadır. Bakanlık müfettişinin mali denetim kapsamında bilgi ve belgeye
erişim yetkisinin kapsamına " ... ile organlarında görevli üyeleri ... " ifadesiyle,
mali denetim kapsamında hesap ve işlemleri olmayan oda ve borsalarda meslek
komiteleri, oda/borsa meclisi ve oda/borsa disiplin kurulunun, Birlikte ise,
genel kurul, oda ve borsa konseyleri ile yüksek disiplin kurulunun üyelerinin
alınarak görev, yetki ve sorumluluklarında olmayan ve ellerinde bulunmayan " her
türlü belge, defter, kayıt ve bilgileri ibraz etme, örneklerini noksansız ve
gerçeğe uygun olarak verme, para ve para hükmündeki evrakı gösterme, bunların
sayılması ve incelenmesine yardımcı olma, yazılı ve sözlü bilgi verme,
denetimde her türlü yardım ve kolaylığı gösterme ve çalışmalarını yapabilecekleri
uygun bir ortamı tahsis etme " yükümlülüğüne tabi tutulmaları ile görev, yetki
ve sorumlulukları olmayan bir alanda yükümlülüklerini yerine getirmedikleri
gerekçesiyle Bakanlık veya doğrudan Cumhuriyet savcısı tarafından yetkili
asliye hukuk mahkemesinde açılacak dava üzerine basit usulde yapılacak
yargılama sonucunda görevden uzaklaştırılmaları, " gerekli " olmadığı, " elverişli
" bulunmadığı ve başvurulan önlem ile ulaşılmak istenen amaç arasında " orantı "
bulunmadığı için Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devletinin " ölçülülük " ilkesiyle
bağdaşmaz.
Ayrıca, hukuk devleti ilkesinin bir gereği
olarak, kamu yararı amacıyla da olsa, kişileri hedef alan düzenlemelerde,
adalet ve hakkaniyet ölçütlerinin göz önünde tutulması gerekir. Kişilerin,
görev, yetki ve sorumluluklarında olmayan konu ve alanlarda yükümlü
kılınmasında kamu yararı olmadığı gibi, görev, yetki ve sorumluluğunda
bulunmayan işlerden dolayı haklarında görevden uzaklaştırılma talepli dava
açılmasında hak, hukuk, adalet ve hakkaniyet bulunmadığından, iptali islenen
düzenlemeler hukuk devleti ilkesine bu açıdan da aykırılık oluşturur.
Öte yandan Anayasanın 18 inci maddesinde,
zorla çalıştırma yasağı getirilmiş ve angarya yasaklanmıştır. Oda ve borsalarda
meslek komiteleri, oda/borsa meclisi ve oda/borsa disiplin kurulu, Birlikte
ise, genel kurul, oda ve borsa konseyleri ile yüksek disiplin kurulu
üyelerinin, Bakanlık müfettişinin talebi doğrultusunda " her türlü belge,
defter, kayıt ve bilgileri ibraz etme, örneklerim noksansız ve gerçeğe uygun
olarak verme, para ve para hükmündeki evrakı gösterme, bunların sayılması ve
incelenmesine yardımcı olma " gibi yükümlülüklere tabi tutulması, angarya
kapsamında olduğundan Anayasanın 18 inci maddesine de aykırılık oluşturur.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle 6174
sayılı Kanunun 6455 sayılı Kanunun 49 uncu maddesiyle değişik 100 üncü
maddesinin ikinci fıkrasındaki, " ... ile organlarında görevli üyeleri ... " ibaresi Anayasanın 2
nci ve 18 inci maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
b) Üçüncü Fıkranın ilk Tümcesinin
Anayasaya Aykırılığı
Maddenin üçüncü fıkrasında, Bakanlık
müfettişlerinin talebi üzerine her türlü belge, defter, kayıt ve bilgileri
ibraz etmek ve örneklerini noksansız ve gerçeğe uygun olarak vermek, para ve
para hükmündeki evrakı göstermek, bunların sayılmasına ve incelenmesine
yardımcı olmak, yazılı ve sözlü bilgi taleplerini karşılamak, denetimde her
türlü yardım ve kolaylığı göstermek ve çalışmalarını yapabilecekleri uygun bir
yer tahsis etmekle yükümlü tutulan oda, borsa ve Birlik personeli ile
organlarında görevli üyeleri, söz konusu yükümlülüklerini yerine getirmezler
veya oda, borsa ve Birlik personeli ile organlarında görevli üyeler hakkında
oda, borsa ve Birlik paraları ile para hükmündeki evrak, senet ve sair mallar
aleyhine suç işleme ve bilanço, zabıtname, rapor ve diğer her çeşit kağıt ve
defterler üzerinde suç mahiyetinde değişiklik yapma veya bunları kasten yok
etme suçlarından dolayı kovuşturmaya başlanmışsa ya da görev başında kalması
yapılan denetim bakımından sakıncalı görülürse oda, borsa ve Birlik
personelinin Bakanlık müfettişinin teklifi üzerine Bakanlıkça tedbiren geçici
olarak görevden uzaklaştırılacağı öngörülmektedir.
Örneğin, Anayasanın 160 inci maddesine
göre Sayıştay, merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik
kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet
Meclisi (TBMM) adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin
hükme bağlamakla görevlidir.
Sayıştayın söz konusu denetimi yapabilmesi
ve sorumluların hesap ve işlemlerim kesin hükme bağlayabilmesi için denetim
alanı ve kapsamı içindeki bilgi ve belgeye ulaşması mutlak bir zorunluluktur.
Sayıştayın bilgi ve belgeye erişim yetkisi
6085 sayılı Sayıştay Kanununun 6 ncı maddesinde: bilgi ve belgeye erişiminin
engellenmesinin yaptırımları ise 9 uncu maddesinde düzenlenmiş; ancak Sayıştay
denetimine tabi olan idareler, kamu idaresi olmalarına ve Sayıştay bunlar
üzerinde vesayet denetimi de değil, TBMM adına dış denetim yapmasına rağmen,
Sayıştay'a denetlediği kamu idaresi personelini açığa alma gibi, denetlediği
kamu idarelerinin uhdesinde olan bir yetki verilmemiştir. Çünkü, idare hukukunun
temel ilkesi kamu görevlilerinin atanmalarındaki usule göre görevden
alınmalarıdır ve kamu personelini atamak ve geçici olarak görevden almak,
atamaya yetkili amirlere aittir. Oysa oda, borsa ve birlikler, kamu kurumu
niteliğinde meslek kuruluşlarıdır ve personeli de bazı suçlar yönünden devlet
memuru sayılsalar da kamu görevlisi değil, işçidir.
Denetim (İng. Audit; Fr. Contröle), bir
kurum veya kuruluşun işlem ve faaliyetlerinin belirlenen hedeflere, bütçeye,
hukuksal düzenleme ve standartlara uygun olarak yürütülmesini güvence altına
almak üzere yönetim olgusunun bir unsuru veya uzantısı olarak yapılan düzenli
bir faaliyettir.
Anayasanın 135 inci maddesinin beşinci
fıkrasında belirtilen ve denetimin bir türü olan idari/yönetsel denetim (İng.
Administrative audit; Fr. Contröle administratif), yönetimin kararlarının,
karar verme organizasyonlarının, hizmet üretme yapı ve süreçleriyle
prosedürlerinin ve kararlara ilişkin dokümanların bağımsız ve tarafsız bir
şekilde incelenmesi iken; diğer türü olan mali denetim (İng. Financial audit;
Fr. Contröle financier) ise, idarelerin hesap ve mali tablolarının
güvenirliliği ile doğruluğunun, işlem ve faaliyetlerinin ise mevzuata
uygunluğunun incelenmesidir ki bu inceleme görüş bildirme (denetçi kanaati
bildirme veya bildirmeme) şeklindeki bir denetçi raporu ile sonuçlanır. Bu
bağlamda, mali denetimin amacı hesaplara ilişkin muhasebe kayıtları ile mali
raporların doğruluğuna ve güvenirliğine tanıklık etmek ile işlem ve
faaliyetlerin hukuksal düzenlemelere uygunluğunu tespit etmektir.
Bakanlığın oda, borsa ve Birlik, üzerinde
yapacağı mali denetimde, Bakanlık müfettişlerinin bilgi ve belgeye erişmeleri
denetimin doğasından kaynaklanan temel bir zorunluluktur. Ancak, oda, borsa ve
Birlik, kamu kurumu niteliğinde özerk meslek kuruluşu olduğu ve Sanayi ve
Ticaret (Bilim, Sanayi ve Teknoloji) Bakanlığından ayrı tüzel kişilikleri
bulunduğu için Bakanlığın bunlar üzerindeki denetimi vesayet denetimi şeklinde
olmak durumundadır. Bakanlık müfettişlerinin Bakan adına Bakanlık teşkilatı
üzerinde bulunan yetkilerinin birebir aynısının oda, borsa ve birlikler
üzerinde kullanılıyor olması, vesayet denetimini, aynı tüzel kişilik üzerinde
gerçekleştirilen hiyerarşik denetime dönüştürür.
Bakanlık müfettişlerinin bilgi ve belgeye
erişiminin engellenmesi durumunda Bakanlığın oda, borsa ve Birlik üzerinde
gerçekleştireceği vesayet denetimi hiyerarşik denetimden farklı olarak,
Bakanlığın bilgi ve belgeye erişimini engelleyen oda, borsa ve Birlik
personelinin geçici olarak görevden alınarak haklarında disiplin soruşturması
ve/veya ceza davası açılmasını atamaya yetkili oda, borsa ve Birlikten talep
etmesi; talebin haklı bir nedene dayanmaksızın yerine getirilmemesi durumunda
ise, Bakanlığın Cumhuriyet savcılarına suç duyurusunda bulunarak sorumluları
hakkında ceza davası açılması ve bilgi ve belgeye erişiminin yargı kararıyla
sağlanması şeklinde olabilir.
Kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu
olan oda, borsa ve Birlik, Bakanlığın idari teşkilatı içinde bir birim veya
bağlı ya da ilgili kuruluşuymuş ve personeli de Bakanlığın personeliymiş gibi,
Bakanlık müfettişlerinin talebi üzerine Bakanlığın oda, borsa ve Birliğin
atamaya yetkili amirlerinin yerine geçip işlem tesis ederek, oda, borsa ve
Birlik personelini geçici olarak görevden alması, vesayet denetimini hiyerarşik
denetime dönüştürdüğü ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının özerklikleriyle
bağdaşmadığı için Anayasanın 135 inci maddesine aykırılık oluşturur.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle 6174
sayılı Kanunun 6455 sayılı Kanunun 49 uncu maddesiyle değişik 100 üncü
maddesinin üçüncü fıkrasının, " İkinci fıkrada belirtilen yükümlülüklerini
yerine getirmeyen veya 76 ncı maddede belirtilen suçlardan dolayı haklarında
kovuşturmaya başlanan ya da görevi başında kalması yapılan denetim bakımından
sakıncalı görülen oda, borsa ve Birlik personeli Bakanlık müfettişinin teklifi
üzerine Bakanlıkça tedbiren geçici olarak görevden uzaklaştırılabilir. " şeklindeki
ilk tümcesi Anayasanın 135 inci maddesine aykırı olduğundan iptali gerekir.
9) 28.03.2013 Tarihli ve 6455 Sayılı " Gümrük
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun " un 52 nci Maddesinin (1) Numaralı Fıkrası ile (3) Numaralı
Fıkrasındaki " ile Bakanlar Kurulunca belirlenen Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlarından " İbaresinin Anayasaya Aykırılığı
A- 52 nci Maddenin (1) Numaralı Fıkrasının
Anayasaya Aykırılığı
a- (1) Numaralı Fıkranın Birinci
Cümlesinin Anayasaya Aykırılığı
28.03.2013 tarihli ve 6455 sayılı " Gümrük
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun " un 52 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde,
yurt dışına çıkış yapan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından çıkış başına 15
Türk Lirası harç alınması öngörülmüştür.
Anayasa Mahkemesinin 01.11.2012 tarihli
E.2011/64 ve K.2012/168 sayılı kararında, " Devletin harç alma yetkisinin
dayanağını oluşturan Anayasa'nın 73. maddesinin üçüncü fıkrasında, " Vergi,
resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya
kaldırılır. " denilmiştir. Vergilendirmede genel kural, " kanunla belirlenmiş "
konu ve kişilerden vergi, resim ve harç alınmasıdır. Kanunla yapılması
koşuluyla bir kamu hizmetinden harç alınması, kanun koyucunun takdirine
bağlıdır. " denilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin bu kararında da
açıkça vurgulandığı üzere harç, yapılan bir kamu hizmetinin karşılığıdır. Yurt
dışına çıkışlarda harcı alınmasını gerekli kılan belirli ve yapılmasında
zorunluluk görülen bir kamu hizmetinin verilmediği yadsınamaz. Bu nedenle
iptali istenilen kural, Anayasanın 73 üncü maddesine aykırıdır.
Diğer taraftan yurt dışına çıkış harcının "
vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti " ile doğrudan ilgili olduğu açıktır
Anayasanın 23 üncü maddesinin 5982 sayılı
yasa ile değişik beşinci fıkrası " Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti,
ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hakim kararına bağlı olarak
sınırlanabilir " hükmüne amirdir.
Yurt dışına çıkma özgürlüğü değişiklikten
önceki hüküm sebebiyle;
askerlik ve vergi yükümlülüğü gibi
vatandaşlık ödevleri nedeniyle idare tarafından (Milli Savunma Bakanlığı ve
Maliye Bakanlığı ile bakanlık teşkilatlarındaki yetkilendirilmiş merciler
tarafından),
ceza soruşturması aşamasında kolluğun
talebi üzerine veya resen savcı tarafından,
- ceza kovuşturması nedeniyle de hâkim
tarafından
engellenebiliyordu.
Anayasanın 23 üncü maddesinin beşinci
fıkrasının değiştirilmesiyle yurt dışına çıkma özgürlüğünü önemli ölçüde
kısıtlayan idare ve savcılık kararıyla getirilen engellemeler kaldırılmıştır.
Anayasanın 23 üncü maddesinin beşinci
fıkrası uyarınca yurt dışına çıkma hürriyeti ancak suç soruşturması veya
kovuşturması sebebiyle hakim kararına bağlı olarak sınırlandırılabileceğinden
vergi ödevlerine bağlı olarak yurt dışına çıkış yasağı getirilemeyeceği
kuşkusuzdur.
Hal böyle iken yurt dışına çıkışlarda yurt
dışına çıkış harcı alınması, vatandaşın yurt dışına çıkış hürriyetini zedeleyen
bir düzenleme olduğundan iptali istenen 52 nci maddenin (1) numaralı fıkrasının
birinci cümlesi, Anayasanın 23 üncü maddesine de aykırıdır.
b- (1) Numaralı Fıkranın İkinci Cümlesinin
Anayasaya Aykırılığı
52 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasının
ikinci cümlesinde " Bakanlar Kurulu, bu miktarı sıfıra kadar indirmeye
yetkilidir " denilmiş yani yurt dışına çıkış harcının Bakanlar Kurulunca
kaldırılması imkanı getirilmiştir. Böyle bir düzenlemenin ise Anayasanın 73
üncü maddesindeki verginin yasallığı ilkesine aykırı düştüğü açıktır.
Belirtilen nedenlerle 52 nci maddenin (1)
numaralı fıkrasının,
birinci cümlesinin Anayasanın 23 üncü ve
73 üncü maddelerine,
ikinci cümlesinin Anayasanın 73 üncü
maddesine aykırı olduğundan,
iptal edilmeleri gerekmektedir.
B- 52 nci Maddesinin (3) Numaralı
Fıkrasındaki " ile Bakanlar Kurulunca belirlenen Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlarından " İbaresinin Anayasaya Aykırılığı
52 nci maddesinin (3) numaralı fıkrasında,
" Bakanlar Kurulunca belirlenen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından yurt
dışına çıkış harcı alınmaz " denilmiştir.
Anayasanın " vergi ödevi " başlıklı 73
üncü maddesindeki genel kural, kanun ile belirlenen konu ve kişilerden vergi
alınmasıdır. Kanun koyucu vergiyi belirlerken sosyal, ekonomik, mali ve
kültürel amaçlı ya da benzer nedenlerle konu ve kişileri vergiden muaf veya
müstesna kılabilir. Bu onun Anayasanın 73 üncü maddesinde belirtilen kurallara
bağlı kalması koşulu ile takdir yetkisi içindedir.
Vergilendirmede adalet ve eşitlik,
yükümlülerin vergi ödeme güçleri dikkate alınarak vergilendirmenin yapılması
ile vergide genellik ise ayırım yapılmaksızın herkesin mali gücüne göre vergi
yüküne katılması ile sağlanabilir.
Kanun koyucu vergi koyma, kaldırma,
istisna tutma ve muafiyetten yararlandırma gibi düzenlemeler sırasında takdir
yetkisini kullanırken, kamu yararı, mali güç, sosyal ve ekonomik amaç, kamu
hizmetinin en iyi biçimde görülmesi gibi haklı nedenlere dayanması gerektiğini
ve ancak bu suretle vergide adalet ve eşitlik ile genellik ilkesinin
korunabileceğini gözetmesi gerekir.
Söz konusu kural ile Bakanlar Kurulu'nun
belirleyeceği Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından yurt dışına çıkış harcı
alınmaması bu kişiler için bir ayrıcalık tanınması anlamına geldiği, bu tür
ayrıcalıkların ise verginin verimliliği ve vergide adalet ilkelerine aykırılık
teşkil edeceği gibi harcı sıfıra indirmenin verginin kaldırılması sonucunu
doğuracağı, bunun ise verginin yasallığı ilkesi ile bağdaşmayacağı açık
olduğundan iptali istenilen " İbare " Anayasanın 73 üncü maddesi ile bağdaşmaz.
Diğer taraftan yukarıda değinilen Anayasa
Mahkemesinin 01.11.2012 tarihli E.2011/64 ve K.2012/168 sayılı kararında, " Devletin
vergilendirme yetkisinin sınırı, aynı zamanda kişilerin hak ve özgürlüklerinin
de sınırını oluşturduğundan, bu yetkinin keyfiliğe kaçacak biçimde
kullanılmaması, Anayasanın 2, maddesinde düzenlenmiş olan hukuk devleti
ilkesinin gereğidir. " denilmiştir.
Bakanlar Kuruluna verilen yetkinin
keyfiliğe yol açabileceği kuşkusuzdur. Bu nedenle de iptali istenilen İbare,
Anayasanın 2 nci maddesine de aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle, 28.03.2013 tarihli
ve 6455 sayılı " Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun " un 52 nci maddesinin;
- (1) numaralı fıkrasının birinci
cümlesinin Anayasanın 23 üncü ve 73 üncü maddelerine,
- (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin
Anayasanın 73 üncü maddesine,
- (3) numaralı fıkrasındaki " Bakanlar Kurulunca
belirlenen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından yurt dışına çıkış harcı alınmaz
" İbaresi Anayasanın 2 nci ve 73 üncü maddelerine,
aykırı olduğundan iptalleri gerekmektedir.
10) 28.03.2013 Tarihli ve 6455 Sayılı " Gümrük
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun " un 80 inci Maddesi ile 6102 Sayılı Kanunun 397 nci Maddesine
Eklenen (5) Numaralı Fıkranın Anayasaya Aykırılığı
a- (5) Numaralı Fıkranın İkinci Cümlesinin
Anayasaya Aykırılığı
(5) numaralı fıkranın birinci cümlesinde
6102 sayılı Kanunun 397 nci maddesinin dördüncü fıkrası kapsamı dışında kalan
yani Bakanlar Kurulunca belirlenen 398 inci madde kapsamında denetime tabi
olacak şirketler ile 4572 sayılı Kanun kapsamındaki Kooperatiflerin bu fıkra
hükümlerine göre denetleneceği belirtildikten sonra fıkranın ikinci cümlesinde;
" denetime ilişkin usul ve esaslar ile bu fıkra uyarınca denetim yapacak
denetçilerin niteliklerine, uyacakları etik ilkelere, görev ve yetkilerine,
seçilmelerine, görevden alınmalarına veya ayrılmalarına; denetimin ve denetim
raporlarının içeriğine ve raporun genel kurula sunulmasına ilişkin hususlar
Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca çıkarılacak
yönetmelikle düzenleneceği " hükme bağlanmıştır.
Anayasanın 7 nci maddesinde " Yasama
yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki
devredilemez. " denilmektedir. Buna göre, yasakoyucunun temel ilkeleri
koymadan, çerçeveyi çizmeden yürütmeye yetki vermemesi, sınırsız ve belirsiz
bir alanı yürütmenin düzenlemesine bırakmaması gerekir. Yasa ile yetkilendirme
Anayasanın öngördüğü biçimde yasa ile düzenleme anlamına gelmez. Yasakoyucu
gerektiğinde sınırlarını belirlemek koşuluyla bazı konuların düzenlenmesini
idareye bırakabilir. Bu bağlamda, sık sık değişik önlemler alınmasına veya
bunların kaldırılmasına gerek görülen ekonomik, teknik veya benzeri alanlarda
temel kurallar saptandıktan sonra ayrıntıların düzenlenmesinin idareye
verilmesi, yasama yetkisinin devri olarak nitelendirilemez.
Anayasanın 8 inci maddesinde ise yürütme
yetkisi ve görevi düzenlenmiştir. Yasakoyucu belli konularda gerekli kuralları
koyacak, çerçeveyi çizecek eğer uygun ve zorunlu görürse, onların uygulanması
yolunda sınırları belirlenmiş alanlar bırakacak, idare ancak o alanlar içinde
takdir yetkisine dayanmak suretiyle yasalara aykırı olmamak üzere bir takım
kurallar koyarak Yasanın uygulanmasını sağlayacaktır. Esasen Anayasanın 8 inci
maddesinin, yürütme yetkisi ve görevinin Anayasaya ve yasalara uygun olarak
kullanılır ve yerine getirilir hükmünün anlamı budur. Bu kurallara göre
yasakoyucunun genel kuralları koyup, düzenlenecek olan alanın esaslı
konularının kanunda yeterince belli edilmiş, amaç ve hedefin açıklanmış,
sınırlarının ve çerçevesinin yeterince belirlenmiş olması, yürütmenin yapacağı
düzenlemenin ölçüsünü vermesi, Anayasanın öngördüğü yürütmenin yargısal
denetiminin etkinliğini engellemeyecek nesnel kurallara bağlaması
gerekmektedir.
Bu nedenle " denetime ilişkin usul ve esaslar
ile bu fıkra uyarınca denetim yapacak denetçilerin nitelikleri, uyacakları etik
ilkeler, görev ve yetkileri, seçilmeleri, görevden alınmaları veya ayrılmaları,
denetimin ve denetim raporlarının içeriği ve raporun genel kurula sunulması
konusunda yasakoyucunun temel ilkeleri koymadan, çerçeveyi çizmeden (5)
numaralı fıkranın ikinci cümlesi ile yürütmeye yetki verilmesi, sınırsız ve
belirsiz bir alam yürütmenin düzenlemesine bırakılması Anayasanın 7 nci ve 8
inci maddelerine açıkça aykırıdır.
Diğer taraftan Anayasanın herhangi bir
hükmüne aykırı bir düzenlemenin Anayasanın 11 inci maddesinde yer alan
Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ve dolay ısı ile Anayasanın 2 nci
maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesi ile bağdaşması düşünülemez
b- (5) Numaralı Fıkranın Birinci ve Son
Cümlelerinin Anayasaya Aykırılığı
(5) numaralı fıkranın ikinci cümlesinin
iptali durumunda bu fıkranın birinci ve son cümlelerinin de uygulanması mümkün
olmayacaktır.
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu
ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 29 uncu maddesinin ikinci fıkrasında,
Yasanın belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün
uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa, bunların da Anayasa Mahkemesi'nce iptaline
karar verilebileceği öngörülmektedir.
Açıklanan nedenlerle 28.03.2013 tarihli ve
6455 sayılı " Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun " un 80 inci maddesi ile 6102 sayılı Kanunun
397 nci maddesine eklenen (5) numaralı fıkranın;
a- İkinci cümlesi Anayasanın 2 nci, 7 nci,
8 inci ve 11 inci maddelerine aykırı olduğundan,
b- Birinci ve son cümlelerinin de uygulama
olanağı kalmadığından,
iptal edilmeleri gerekmektedir.
III. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Gümrük kapıları ve/veya lojistik
merkezlerinin işletme hakkının devri veya kiralanması suretiyle
özelleştirilmesi, 4046 sayılı Kanun kapsamında iken; 6455 sayılı Kanunun 8 inci
maddesiyle 4458 sayılı Gümrük Kanununa eklenen 218/A maddesiyle, devirlerin
yöntemini, değer tespit komisyonu ve görevlendirme komisyonu üyelerini, bu
komisyonların çalışma usul ve esasları ile diğer hususları belirleme yetkisinin
Gümrük ve Ticaret Bakanına verildiği bir yöntemle özelleştirilmesi
öngörülmektedir. Özelleştirmeye ya da devre ilişkin sözleşmenin özel hukuk
sözleşmesi olacağı ve uluslararası tahkim yolunun da açık olacağı
gözetildiğinde, Bakanın keyfi uygulamalarına açık olan usul ve esaslara göre
yapılacak sözleşmelerin ileride telafisi olmayan zarar ve ziyanlara yol
açacağında kuşku yoktur.
Öte yandan, 6455 sayılı Kanunun 19 uncu
maddesi ile değiştirilen 4572 sayılı Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri
Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin beşinci fıkrasının ikinci cümlesi ile 3 üncü
maddesinin ikinci fıkrasındaki ibare kooperatif ve birliklerin özerlik ve
bağımsızlıklarını zedeleyen düzenlemeler olduğundan, uygulanmaları halinde
sonradan giderilmesi mümkün olmayacak zararlar doğacaktır.
6455 sayılı Kanunun 21 inci maddesi ile
değiştirilen 4572 Sayılı Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanunun
4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi kamu yararı ve bireyin (yönetim
kurulu üyelerinin) hakları arasında adil bir denge oluşturmadığından
uygulanması halinde telafisi imkansız zararlara neden olacaktır.
Anayasal düzenin en kısa sürede hukuka
aykırı kurallardan arındırılması, hukuk devleti sayılmanın gereğidir. Anayasaya
aykırılığın sürdürülmesinin, bir hukuk devletinde sübjektif yararların üstünde,
özenle korunması gereken hukukun üstünlüğü ilkesini de zedeleyeceği
kuşkusuzdur. Hukukun üstünlüğü ilkesinin sağlanamadığı bir düzende, kişi hak ve
özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından, bu ilkenin zedelenmesinin
hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol açacağında
duraksama bulunmamaktadır.
Bu zarar ve durumların doğmasını önlemek
amacıyla, Anayasaya açıkça aykırı olan ve iptali istenen hükümlerin iptal
davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin de durdurulması istenerek Anayasa
Mahkemesine dava açılmıştır.
IV.SONUÇ VE İSTEM
28.03.2013 tarihli ve 6455 sayılı " Gümrük
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun " un;
1) 8 inci maddesiyle 4458 sayılı Gümrük
Kanununa 218 inci maddeden sonra gelmek üzere eklenen 218/A maddesi, Anayasanın
2 nci, 7 nci ve 47 nci maddelerine aykırı olduğundan,
19 uncu maddesi ile değiştirilen 4572
sayılı Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri Hakkında Kanunun 1 inci
maddesinin beşinci fıkrasının ikinci cümlesi, Anayasanın 2 nci ve 35 inci
maddelerine aykırı olduğundan,
20 nci maddesi ile değiştirilen 4572 sayılı
Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin
ikinci fıkrasındaki " ürün alım bedelini hesaplama ve ödeme şekline, kredi
kullanmalarına, yatırımlarına, gelir-gider farklarının dağıtımına ve giderlerin
paylaşımına " ibaresi, Anayasanın 2 nci maddesine aykırı olduğundan,
21 inci maddesi ile değiştirilen 4572
sayılı Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin
birinci fıkrasının ilk cümlesi, Anayasanın 2 nci, 10 uncu ve 171 inci
maddelerine aykırı olduğundan;
21 inci maddesi ile değiştirilen 4572
sayılı Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri Hakkında Kanunun 4 üncü
maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi, Anayasanın 2 nci ve 18 inci
maddelerine aykırı olduğundan,
22 nci maddesi ile değiştirilen 4572
sayılı Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri Hakkında Kanunun 5 inci
maddesinin birinci fıkrası, Anayasanın 2 nci, 7 nci, 8 inci ve 10 uncu
maddelerine aykırı olduğundan,
31 inci maddesinin son fıkrası, Anayasanın
2 nci, 11 inci, 161 inci ve 162 nci maddelerine aykırı olduğundan,
49 uncu maddesiyle değiştirilen 18.05.2004
tarihli ve 5174 sayılı Türkiye
Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanununun 100 üncü
maddesinin;
a- İkinci fıkrasındaki " ... ile organlarında görevli üyeleri,
... " ibaresi ile üçüncü fıkrasının ikinci tümcesi, Anayasanın 2 nci ve 18 inci
maddelerine aykırı olduğundan,
b- Üçüncü fıkrasının ilk tümcesi,
Anayasanın 135 inci maddesine aykırı olduğundan,
9) 52 nci maddesinin:
a- (1) numaralı fıkrasının birinci
cümlesi, Anayasanın 23 üncü ve 73 üncü maddelerine, ikinci cümlesi Anayasanın
73 üncü maddesine aykırı olduğundan;
b- (3) numaralı fıkrasındaki " ile
Bakanlar Kurulunca belirlenen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından " ibaresi,
Anayasanın 2 nci ve 73 üncü maddelerine aykırı olduğundan,
10) 80 inci maddesi ile 6102 sayılı Kanunun
397 nci maddesine eklenen (5) numaralı fıkrasının;
a- İkinci cümlesi, Anayasanın 2 nci, 7
nci, 8 inci ve 11 inci maddelerine aykırı olduğundan,
b- Birinci ve son cümlelerinin de uygulama
olanağı kalmadığından,
iptallerine ve uygulanmaları halinde
giderilmesi güç ya da olanaksız zarar ve durumlar doğacağı için, iptal davası
sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesine ilişkin
istemimizi saygı ile arz ederiz. "
II- YASA METİNLERİ
A-
İptali İstenilen Yasa Kuralları
İptali istenilen kuralların yer aldığı
28.3.2013 günlü, 6455 sayılı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un;
1- 8. maddesiyle, 27.10.1999 günlü, 4458
sayılı Gümrük Kanunu'na eklenen 218/A maddesi şöyledir:
MADDE 218/A- 1. Bakanlık, 8/6/1994 tarihli ve 3996 sayılı Bazı
Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması
Hakkında Kanun uyarınca yaptırarak işletme hakkını verdiği gümrük kapıları ve/veya
lojistik merkezlerini, işletme süresi bittikten sonra 30 yılı geçmemek üzere,
24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunun 18
inci maddesinde belirtilen kiralama ve/veya işletme hakkının verilmesi
yöntemleri ile 3996 sayılı Kanun ve bu Kanunun uygulanmasına ilişkin ikincil
mevzuattaki görevlendirme usullerini kıyas yoluyla uygulayarak devredebilir.
Devirlerin yöntemini, değer tespit komisyonu ve görevlendirme komisyonu
üyelerini, bu komisyonların çalışma usul ve esasları ile diğer hususları
belirlemeye Bakan yetkilidir. "
2- 19. maddesiyle değiştirilen, 1.6.2000
günlü, 4572 sayılı Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanun'un 1.
maddesinin beşinci fıkrası şöyledir:
" Kooperatif
ve birliklerdeki ortaklık payları rehin ve haciz edilemez. Ortaklık paylarının devri örnek anasözleşmede belirtilen şartlarla
yapılabilir. "
3- 20. maddesiyle başlığıyla birlikte
değiştirilen, 4572 sayılı Kanun'un 3. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
" Kooperatif
ve birliklerin çalışma konuları ile ürün
alım ve değerlendirme işlemlerine, ürün alım bedelini hesaplama ve ödeme
şekline, kredi kullanmalarına, yatırımlarına, gelir-gider farklarının
dağıtımına ve giderlerin paylaşımına ilişkin usul ve esaslar örnek
anasözleşmede gösterilir. Anasözleşmeyle, ortaklara elde ettiği ürünün tamamını
veya belirli bir kısmını teslim etme ya da teslim edilmesi zorunlu asgari ürün
miktarı şartı getirilebilir. "
4- 21. maddesiyle değiştirilen, 4572
sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:
" Birlik ve kooperatif
organları genel kurul ve yönetim kuruludur. Yönetim kurulu asıl ve yedek üyeleri
genel kurulca seçilir. Birliklerde genel müdür, kooperatiflerde ise müdür veya
vekilleri yönetim kurulunun doğal üyesidir. Genel müdür dışındaki birlik
yönetim kurulu üyelerinin en az ikisi dört yıllık yükseköğretim kurumlarından
mezun ve örnek anasözleşmede belirtilen niteliklere sahip kişiler arasından
seçilir.
Genel kurul toplantılarına katılma hakkına
sahip ortaklarda aranan şartlar ile birliklerin genel kurullarını teşkil eden
kooperatiflerin temsilcilerinin sayısı, nitelikleri, görev süreleri ve seçilme
esasları, kooperatif ve birlik yönetim kurulu üyelerinin sayısı ve bu üyelerde
aranan şartlar örnek anasözleşmede belirlenir. Yönetim kurulu üyelerinin görev
süresi en fazla dört yıl olup süresi dolan yönetim kurulu üyelerinin görevleri,
altı ayı geçmemek üzere, yapılacak ilk genel kurul toplantısına kadar devam
edebilir. Görev süresi sona erenler yeniden seçilebilir. Yönetim kurulu ayda
bir kez olağan olarak toplanır. Kooperatif ve birlik işlerinin zorunlu kıldığı
durumlarda, gerekçeli olarak, olağanüstü toplanabilir. Yönetim kurulu üyelerine ayda en fazla iki toplantı için huzur hakkı ve
harcırah ödenebilir. "
5- 22. maddesiyle başlığıyla birlikte
değiştirilen, 4572 sayılı Kanun'un 5. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
" Bakanlıkça ortak sayısı
ve ciro gibi kıstaslar dikkate alınarak belirlenen birlikler, 13/1/2011 tarihli
ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun ilgili hükümlerine göre bağımsız denetime
tabidir. "
6- 31. maddesiyle, 3.1.2002 günlü, 4733
sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun'un 8. maddesine eklenen son fıkra şöyledir:
" Her türlü uyuşturucu
madde, alkollü içki, tütün ve tütün mamulleri bağımlılığı ile mücadele etmek
amacıyla Türkiye Yeşilay Cemiyetine 5018 sayılı Kanunun 29 uncu maddesi hükmüne
tabi olmaksızın yardım yapılmak üzere, Sağlık Bakanlığı bütçesinde gerekli
ödenek öngörülür. "
7- 49. maddesiyle değiştirilen, 18.5.2004
günlü, 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar
Kanunu'nun 100. maddesi şöyledir:
" MADDE 100- Odalar, borsalar, Birlik ve bunların
bağlı ve ilgili kuruluşları Bakanlığın denetimine tabidir.
Odalar, borsalar ve Birliğin ilgili
personeli ile organlarında görevli üyeleri, Bakanlık müfettişlerinin talebi
üzerine her türlü belge, defter, kayıt ve bilgileri ibraz etmek ve örneklerini
noksansız ve gerçeğe uygun olarak vermek, para ve para hükmündeki evrakı
göstermek, bunların sayılmasına ve incelenmesine yardımcı olmak, yazılı ve
sözlü bilgi taleplerini karşılamak, denetimde her türlü yardım ve kolaylığı
göstermek ve çalışmalarını yapabilecekleri uygun bir yer tahsis etmekle
yükümlüdür.
İkinci fıkrada belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmeyen veya
76 ncı maddede belirtilen suçlardan dolayı haklarında kovuşturmaya başlanan ya
da görevi başında kalması yapılan denetim bakımından sakıncalı görülen oda,
borsa ve Birlik personeli Bakanlık müfettişinin teklifi üzerine Bakanlıkça
tedbiren geçici olarak görevden uzaklaştırılabilir. Bu madde kapsamında organ
üyelerinin görevden uzaklaştırılmaları ise Bakanlık veya doğrudan Cumhuriyet
savcısı tarafından yetkili asliye hukuk mahkemesinde açılan dava üzerine, iki
ay içinde basit usulde yapılacak yargılama sonucunda karara bağlanır. Dava sonucu, mahkemece Bakanlık, ilgili
oda veya borsa ve Birliğe bildirilir. Görevden uzaklaştırılan personele,
uzaklaştırma süresi boyunca yapılacak ödemelerin üçte ikisi ödenir.
Bu madde kapsamında görevden
uzaklaştırılanlar; denetim sırasında veya denetimin tamamlanmasından sonra
Bakanlık kararıyla veya haklarında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği
ya da mahkûmiyetlerine karar verilmediği takdirde görevlerine dönerler.
Görevine iade edilenlerin uzaklaştırma süresi boyunca mahrum kaldığı
ödentileri, kanuni faizleri ile birlikte istihdam edilen oda, borsa veya Birlik
tarafından ödenir.
Bakanlık, bu madde kapsamında açılan
davaları katılan sıfatıyla takip edebilir.
Odalar, borsalar, Birlik ve bunların
organları ile bağlı ve ilgili kuruluşları, Bakanlıkça yapılan denetim sonucunda
verilen talimatlara ve bu Kanunun uygulanmasına ilişkin alınan tedbirlere
riayet etmek zorundadır. "
8- 52. maddesiyle değiştirilen, 8.3.2007
günlü, 5597 sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli
Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 1.maddesinin birinci ve
üçüncü fıkraları şöyledir:
" (1) Yurt dışına çıkış
yapan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından çıkış başına 15 Türk Lirası harç
alınır. Bakanlar Kurulu, bu miktarı sıfıra kadar indirmeye yetkilidir. "
" (3)
Çıkış tarihi itibarıyla yurt dışında oturma izni bulunanlar, 7 yaşını
doldurmamış olanlar, pasavan ve benzeri belgelerle çıkış yapanlar, Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyetine kimlik belgesiyle çıkış yapanlar ile yurt dışına ticari
amaçla sefer yapan kara, deniz, hava ve demiryolu toplu taşıma ve yük taşıma
araçlarının mürettebatı ile Bakanlar
Kurulunca belirlenen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından yurt dışına çıkış
harcı alınmaz. "
9- 80. maddesiyle fıkralar eklenen
13.1.2011 günlü, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 397. maddesi şöyledir:
" MADDE 397- (1) Dördüncü fıkra uyarınca
denetime tabi olan anonim şirketlerin ve şirketler topluluğunun finansal
tabloları denetçi tarafından, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları
Kurumunca yayımlanan uluslararası denetim standartlarıyla uyumlu Türkiye
Denetim Standartlarına göre denetlenir. Yönetim kurulunun yıllık faaliyet
raporu içinde yer alan finansal bilgilerin, denetlenen finansal tablolar ite
tutarlı olup olmadığı ve gerçeği yansıtıp yansıtmadığı da denetim kapsamı
içindedir.
(2) Denetime tabi olanlar, hazırlanmış
olan finansal tablolarının denetimden geçip geçmediğim, denetimden geçmiş ise
denetçi görüşünü ilgili finansal tablonun başlığında açıkça belirtmek
zorundadır. Bu hüküm, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu için de
uygulanır. Denetime tabi olduğu hâlde, denetlettirilmemiş finansal tablolar ile
yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu, düzenlenmemiş hükmündedir.
(3) Şirketin ve topluluğun finansal
tabloları ile yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu, denetleme raporunun
sunulmasından sonra değiştirilmişse ve değişiklik denetleme raporlarını etkileyebilecek
nitelikteyse, finansal tablolar ile, birinci fıkra çerçevesinde yönetim
kurulunun yıllık faaliyet raporu yeniden denetlenir. Yeniden denetleme ve bunun
sonucu, raporda özel olarak açıklanır. Denetçi görüşünde de yeniden denetlemeyi
yansıtan uygun eklere yer verilir.
(4) 398 inci madde kapsamında denetime
tabi olacak şirketler Bakanlar Kurulunca belirlenir.
(5) Dördüncü fıkra kapsamı dışında kalan
anonim şirketler ile 4572 sayılı Kanun kapsamındaki kooperatifler ve bunların
bağımsız denetime tabi olmayan üst kuruluşları bu fıkra hükümlerine göre
denetlenir. Denetime ilişkin usul ve
esaslar ile bu fıkra uyarınca denetim yapacak denetçilerin niteliklerine,
uyacakları elik ilkelere, görev ve yetkilerine, seçilmelerine, görevden
alınmalarına veya ayrılmalarına; denetimin ve denetim raporlarının içeriğine ve
raporun genel kurula sunulmasına ilişkin hususlar Gümrük ve Ticaret
Bakanlığınca hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmelikle
düzenlenir. Kanunun denetçinin sorumluluğuna ilişkin hükümleri, bu fıkra
uyarınca denetim yapacak denetçilere de kıyasen uygulanır.
(6) Beşinci fıkra kapsamında denetime tabi
olduğu hâlde söz konusu denetimi yaptırmayanların finansal tabloları ve yönetim
kurulu yıllık faaliyet raporu düzenlenmemiş hükmündedir. "
B-
Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın 2., 7., 8.,
10., 11., 18., 35., 47., 73., 135., 161., 162. ve 171. maddelerine
dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri
uyarınca Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman
Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin
YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Muammer TOPAL, Zühtü ARSLAN ve M. Emin KUZ'un
katılımlarıyla 11.6.2013 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma
isteminin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Evren
ALTAY tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, iptali istenen yasa
kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama
belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A-
Kanun'un 8. Maddesiyle, 4458 Sayılı Gümrük Kanunu'na Eklenen 218/A Maddesinin
İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kamu hizmetine
özgülenmiş mal ve hizmet üretim birimleri ile varlıklarının işletme hakkının
devri veya kiralanması yoluyla özelleştirilmesine ilişkin kuralların 4046
sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'da ayrıntılı olarak
düzenlendiği, sözleşme süresi sonunda mülkiyeti kendiliğinden Gümrük ve Ticaret
Bakanlığına geçecek olan 3996 sayılı Kanun'a göre yap-işlet-devret modeliyle
yapılan gümrük kapıları ve lojistik merkezlerindeki kamu hizmetinin kamu
personeli eliyle yürütülmesinin tercih edilmeyerek bu hizmetin kiralama veya
işletme hakkının devredilmesi suretiyle özelleştirilmesinde 4046 sayılı Kanun'da
öngörülen usul ve esasların uygulanması yerine bu konuda herhangi bir hüküm
bulunmayan 3996 sayılı Kanun ve bu Kanun'un uygulanmasına ilişkin ikincil
mevzuatta görevlendirme usullerinin kıyas yoluyla uygulanmasını öngören kuralın
Gümrük ve Ticaret Bakanının keyfi uygulamalarına hukuksallık kazandırmak
amacını taşıdığı, siyasal iktidarı hukukla sınırlayan ve aynı zamanda istikrara
hizmet eden hukuk devleti ilkesi uyarınca, gerek idarenin işlemlerini hukuka
uygun şekilde tesis edebilmesi, gerekse yargı denetiminin sağlanabilmesi için
idarenin görev ve yetkilerinin kanunlarda açıkça gösterilmesi gerekirken dava
konusu kuralın belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırı olduğu gibi kanunların
özel, aktüel, geçici durumu gözetmemesi, belli bir bakanlığı hedef almaması ve
aynı durumda olan tüm özelleştirmelerin aynı kurallara bağlanmasını zorunlu
kılan kanunların genelliği ilkesine de aykırı bulunduğu, özelleştirmelerde
keyfiliğe hizmet eden düzenlemenin kamu yararı amacını gözetmemesi nedeniyle
yetki saptırmasını söz konusu kıldığı ve amaç öğesi bakımından kanunun
sakatlığına yol açtığı, Anayasa'nın 7. maddesi uyarınca yasal düzenlemelerde
temel ilkelerin belirlenmesi ve çerçevenin çizilmesi gerektiği, 47. maddesinde
de özelleştirme usul ve esaslarının ve özel hukuk sözleşmeleriyle gerçek ve
tüzel kişilere yaptırılabilecek veya devredilebilecek yatırım ve hizmetlerin
kanunla belirleneceğinin öngörüldüğü, hiçbir ilke konulmadan ve çerçeve çizilmeden
gümrük kapıları ve lojistik merkezlerinin devir yöntemi, değer tespit komisyonu
ile görevlendirme komisyonu üyelerini ve bu komisyonların çalışma usul ve
esasları ile diğer hususları belirleme yetkisinin Bakan'a verildiği
belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 7. ve 47. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
1-
(1) Numaralı Fıkranın Birinci Cümlesi
Dava konusu kuralla, Gümrük ve Ticaret
Bakanlığının, 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli
Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun uyarınca yaptırarak işletme hakkını
verdiği gümrük kapıları ve/veya lojistik merkezlerini, işletme süresi bittikten
sonra 30 yılı geçmemek üzere, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında
Kanun'un 18. maddesinde belirtilen kiralama ve/veya işletme hakkının verilmesi
yöntemleri ile 3996 sayılı Kanun ve bu Kanun'un uygulanmasına ilişkin ikincil mevzuattaki
görevlendirme usullerini kıyas yoluyla uygulayarak devredebileceği
belirtilmiştir.
Anayasa'nın 47. maddesinde, " ...Devletin,
kamu iktisadî teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzelkişilerinin mülkiyetinde
bulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine ilişkin esas ve usuller
kanunla gösterilir. Devlet, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişileri tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel
hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzelkişilere yaptırılabileceği veya
devredilebileceği kanunla belirlenir... " denilmiştir.
Dava konusu kuralla, 3996 sayılı Kanun
uyarınca yap-işlet-devret modeli ile yaptırılmış, işletilmiş ve sözleşme süresi
sona ermiş gümrük kapıları ve lojistik merkezlerinin özel sektörce
işletilmesine devam edilmesine karar verilmesi halinde uygulanacak kurallara
yer verilmiştir. Bu husus, madde gerekçesinde " Yap-işlet-devret modeli
kapsamında yeniden yapılandırılan gümrük kapılarının ve/veya lojistik
merkezlerinin işletme dönemi bitiminden itibaren Hazineye yük oluşturmayacak
bir şekilde yeniden işletilebilmesi için yapılacak devirde; hangi mevzuatın
kıyasen uygulanması gerektiği belirlenmiştir... " şeklinde ifade
edilmiştir.
Kuralda, özelleştirme yöntemleri
bakımından 4046 sayılı Kanun'a, görevlendirme usulleri yönünden ise 3996 sayılı
Kanun'da yer alan düzenlemelere atıfta bulunulmuştur.
4046 sayılı Kanun'un 18. maddesinde
özelleştirme yöntemleri; satış, kiralama, işletme hakkının verilmesi,
mülkiyetin gayrı ayni hakların tesisi ve gelir ortaklığı modeli ve işin
gereğine uygun sair hukuki tasarruflar olarak belirlenmiş ve özelleştirme
programına alınan kuruluşların bu yöntemlerden birinin veya birkaçının birlikte
uygulanması suretiyle özelleştirileceği ifade edilmiştir. Anılan maddede, " kiralama
" , kuruluşların aktiflerindeki varlıklarının kısmen veya tamamen bedel
karşılığında ve belli bir süre ile kullanma hakkının verilmesi, " işletme
hakkının verilmesi " ise kuruluşların bir bütün olarak veya aktiflerindeki
mal ve hizmet üretim birimlerinin - mülkiyet hakkı saklı kalmak kaydıyla - bedel
karşılığında belli süre ve şartlarla işletilmesi hakkının verilmesi olarak tanımlanmıştır.
3996 sayılı Kanun'un 2. maddesinde ise bu
Kanun'un, aralarında sınır kapıları ve gümrük tesisleri ile lojistik
merkezlerin de yer aldığı yatırım ve hizmetlerin yaptırılması, işletilmesi ve
devredilmesi konularında yap-işlet-devret modeli çerçevesinde sermaye
şirketlerinin veya yabancı şirketlerin görevlendirilmesine ilişkin usul ve
esasları kapsadığı belirtilmiştir. Kanun'un 4. maddesinde de bu kapsamdaki
yatırım ve hizmetlerin yap-işlet-devret modeli çerçevesinde sermaye şirketleri
veya yabancı şirketler eliyle gerçekleştirilmesindeki usul ve esasların; bu
şirketlerde aranılacak özellikler, sözleşmelerin kapsamı, yatırım sonucu
oluşacak mal ve hizmetlerin ücretinin belirlenmesine uygulanacak kriterler ve
konuya ilişkin diğer ilkelere yer verilmek suretiyle Maliye, Bayındırlık ve
İskan, Ulaştırma, Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanlıkları, Devlet Planlama
Teşkilatı Müsteşarlığı, Hazine Müsteşarlığı ve Dış Ticaret Müsteşarlığınca
müştereken hazırlanarak Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulacağı
belirtilmiştir. Bu çerçevede, Bakanlar Kurulunun 26.4.2011 günlü ve 2011/1807
sayılı kararı ile " 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İslet-Devret
Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanunun Uygulama Usul ve Esaslarına
İlişkin Karar " 11.6.2011 günlü, 27961 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de
yayımlanarak yürürlüğe konulmuştur. Söz konusu düzenlemeler çerçevesinde
yap-işlet-devret modeli ile yaptırılan gümrük kapılarında yer alan ticari
tesislerin, sözleşmenin tarafı olan şirketçe işletilmesi de uygulamayı
oluşturmuştur.
Dava konusu kural kapsamında bulunan
gümrük kapıları ve/veya lojistik merkezlerinin devri konusunda 4046 sayılı
Kanun'da yer alan kiralama ve/veya işletme hakkının verilmesi yöntemleri ile
3096 sayılı Kanun ve bu Kanun'un uygulanmasına ilişkin ikincil mevzuattaki
görevlendirilme usullerinin kıyas yoluyla uygulanmasının öngörülmesi, kanun
koyucunun bu konudaki takdirini ve tercihini yansıtmakta ve bu yönüyle kuralda,
özelleştirmeye ilişkin usul ve esasların kanunla gösterilmesini öngören Anayasa'nın
47. maddesine aykırılık bulunmamaktadır.
Anayasa'nın 2. maddesinde, Türkiye
Cumhuriyetinin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti ilkesinin
gereklerinden biri olan belirlilik ilkesine göre, yasal düzenlemelerin hem
kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer
vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu
otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gereklidir.
Hukuk güvenliği ilkesi ise normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem
ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde
bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
Kuralda, devri öngörülen gümrük kapıları
ve/veya lojistik merkezlerinin kapsamı, devirde uygulanacak özelleştirme
yöntemleri ve görevlendirme usulleri ile azami devir süresi açıkça belirtilmiş
olduğundan, kuralın belirsizliğinden ve öngörülemezliğinden söz edilemez.
Kuralda, kıyasen uygulanacağı belirtilen
diğer kanun hükümlerinin anayasaya uygunluk denetimi ise ancak bu
düzenlemelerin iptali istemiyle açılacak bir dava veya yapılacak bir başvuru
sonucu yapılabileceğinden, bakılmakta olan dava kapsamında söz konusu
hükümlerin incelenebilmesine ve bu incelemenin sonucuna bağlı olarak dava
konusu kuralın iptaline olanak bulunmamaktadır. Benzer şekilde, normlar
hiyerarşisinde kanundan daha alt düzeyde yer alan bir düzenlemenin hükümlerine
atıfta bulunulmasının ve bu bağlamda 3996 sayılı Kanun'un uygulanmasına ilişkin
ikincil mevzuattaki görevlendirme usullerinin kıyasen uygulanacağının
belirtilmesinin yerindeliği tartışılabilir ise de Anayasa Mahkemesince ikincil
mevzuat hükümlerinin incelenebilmesi mümkün olmadığı gibi ikincil mevzuata
atıfta bulunulmuş olması da dava konusu kuralın Anayasa'ya aykırılığına neden
oluşturmaz. İkincil mevzuat hükümlerine karşı açılacak davalarda yargı
mercilerince yapılacak hukuka uygunluk denetimi kapsamında, ikincil mevzuatın
kanuna uygunluğunun denetleneceği ve ilgili kanunun Anayasa'ya aykırı görülmesi
halinde Anayasa Mahkemesine başvurulabileceği açıktır.
" Hukuk
devleti ilkesi " gereğince,
yasama işlemlerinin, kişisel yararları değil kamu yararını gerçekleştirmek
amacıyla yapılması gerekir. Bir kuralın Anayasa'ya aykırılık sorunu
çözümlenirken " kamu yararı " konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı
inceleme, kanunun kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığını araştırmaktır.
Anayasa'nın çeşitli hükümlerinde yer alan kamu yararı kavramının Anayasa'da bir
tanımı yapılmamıştır. Ancak Anayasa Mahkemesinin kimi kararlarında da
belirtildiği gibi, kamu yararı, bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara
üstün olan toplumsal yarardır. Bu saptamanın doğal sonucu olarak da, kamu
yararı düşüncesi olmaksızın, yalnız özel çıkarlar için veya yalnız belli
kişilerin yararına olarak yasa kuralı konulamaz. Böyle bir durumun açık bir
biçimde ve kesin olarak saptanması halinde, söz konusu yasa kuralı Anayasa'nın
2. maddesine aykırı düşer ve iptali gerekir. Açıklanan ayrık hal dışında, bir
yasa kuralının ülke gereksinimlerine uygun olup olmadığı bir siyasi tercih
sorunu olarak kanun koyucunun takdirine ait olduğundan, salt bu nedenle kamu
yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz. İptali istenilen
kuralın kamu yararı yerine, kişisel yarar gözetilerek çıkarıldığı sonucuna ise
ulaşılamamıştır.
Yasamanın genelliği ilkesi uyarınca kanun
koyucunun Anayasa'ya aykırı olmamak kaydıyla her konuyu kanunla
düzenleyebileceği kuşkusuzdur. Bu nedenle, 4046 sayılı Kanun'un 1. maddesinde
yer alan " Genel ve katma bütçeli idarelerle bunlara bağlı döner sermayeli
kuruluşların mal ve hizmet üretim birimleri ve varlıklarının (baraj, gölet,
otoyol, yataklı tedavi kurumları, limanlar ve benzeri diğer mal ve hizmet
üretim birimleri) işletme haklarının verilmesi veya kiralanması ile kamu
iktisadi teşebbüsleri arasında yer alan ve 233 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamede tanımlanmış bulunan " kamu iktisadi kuruluşları " nın ve bunların
müessese, bağlı ortaklık, işletme, işletme birimleri ve varlıklarının,
mülkiyetin devri dışında kalan yöntemler ile özelleştirilmesi bu Kanun
hükümlerine tabidir. " hükmü gözetildiğinde bu Kanun'un özelleştirme
uygulamaları bakımından genel kanun niteliği taşıdığı açık ise de bu durum
kanun koyucunun, yapılabilecek bir özelleştirmenin konusunu ve niteliğini
gözeterek o konuda özel düzenlemeler yapabilmesine engel oluşturmamaktadır. Bu
yönüyle, dava konusu kuralın yasamanın genelliği ilkesi ile kamu yararına
aykırılığından da söz edilemez.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2.
ve 47. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
2-
(1) Numaralı Fıkranın İkinci Cümlesi
Dava konusu kural, gümrük kapıları ve/veya
lojistik merkezlerinin devir yöntemini, değer tespit komisyonu ve görevlendirme
komisyonu üyelerini, bu komisyonların çalışma usul ve esasları ile diğer
hususları belirlemeye Gümrük ve Ticaret Bakanı'nın yetkili olduğunu ifade
etmektedir.
Anayasa'nın 7. maddesinde, " Yasama
yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki
devredilemez. " hükmüne yer verilmiştir.
Anayasa'nın 47. maddesinin üçüncü fıkrasında
da, " Devletin, kamu iktisadî teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzelkişilerinin
mülkiyetinde bulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine ilişkin esas ve
usuller kanunla gösterilir, " denilmiştir.
Söz konusu maddelere göre, özelleştirmeye
ilişkin usul ve esasların kanunla düzenlenmesi gerekmektedir ve kanun ile
düzenlenmesi öngörülen konularda yürütme organına genel ve sınırları belirsiz
bir düzenleme yetkisinin verilebilmesi olanaklı değildir.
Kuralda, Gümrük ve Ticaret Bakanı'na,
gümrük kapıları ve/veya lojistik merkezlerin devrinde kiralama veya işletme
hakkının verilmesi yöntemlerinden hangisinin uygulanacağını ya da her ikisinin
birlikte uygulanıp uygulanmayacağını belirleme yetkisi verilmiştir. Kiralama
ve/veya işletme hakkının verilmesi yöntemleri arasında yapılacak seçim veya bu
yöntemlerin birlikte uygulanmaları, gümrük kapıları ve/veya lojistik
merkezlerin devrinde kamu yararına en uygun görevlendirmenin yapılabilmesi
bakımından önem taşıdığından, bu devir yönteminin belirlenmesi bakımından
hiçbir ilke konulmaksızın ve çerçeve çizilmeksizin Bakan'a yetki verilmesi,
yasama yetkisinin devri niteliğindedir.
Öte yandan, Gümrük ve Ticaret Bakanına
gümrük kapıları ve/veya lojistik merkezlerin devrinde görev yapacak değer
tespit komisyonu ve görevlendirme komisyonu üyelerini ve bu komisyonların
çalışma usul ve esasları ile diğer hususları belirleme yetkisi de verilmiştir.
Bakan'a yetki verilen konular, bir özelleştirme uygulaması bakımından önem
taşıyan esaslı unsurlar olup Anayasa'nın 47. maddesi uyarınca " özelleştirmeye
ilişkin usul ve esaslar kapsamında bulunan bu hususların kanunla
düzenlenmesi zorunludur.
Nitekim, özelleştirme konusunda genel
kanun niteliği taşıyan ve bu konuda özel düzenleme olmadığı sürece uygulanması
gereken 4046 sayılı Kanun'un benzer kurallarının iptali istemiyle açılan
davalarda da Anayasa Mahkemesi bu noktadan hareket ederek; 9.4.1997 günlü,
E:1997/35, K: 1997/45 sayılı kararıyla " değer tespit komisyonları ile ihale
komisyonlarının oluşumu, görev ve yetkilerinin yasama organınca
düzenlenmemesi(ni) yasama yetkisinin yürütmeye devri niteliğinde " görerek
iptal kararı vermiş, kanun koyucu tarafından yapılan yeni düzenlemeye karşı
açılan davayı ise 25.11.1999 günlü, E: 1998/43, K: 1999/44 sayılı kararıyla " 4046
sayılı Yasa'nın 18. maddesinin 4232 sayılı Yasa ile değiştirilen itiraz konusu
(B) ve (C) bentleriyle, değer tespit komisyonlarının oluşumu, çalışmaları,
görevleri, bağlı oldukları ölçütler, ihale komisyonlarının oluşumu, ihale usulü
ve işlemleri ayrıntılı biçimde düzenlenerek, bu çerçevede idareye konunun
niteliğinden kaynaklanan kimi yetkiler tanındığından yasama yetkisinin
devrinden söz edilemeyeceği) " gerekçesiyle reddetmiştir.
Dava konusu kuralda da, gümrük kapıları
ve/veya lojistik merkezlerin devrinde görev yapacak değer tespit komisyonu ile
görevlendirme komisyonlarının oluşumunun ve çalışma usul ve esaslarının kanunla
düzenlenmeyerek, bu komisyonlarının oluşumu ile çalışma usul ve esaslarının
belirlenmesinde Gümrük ve Ticaret Bakanının yetkili kılınması, yasama
yetkisinin devri niteliğindedir.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 7.
ve 47. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
B-
Kanun'un 19. Maddesiyle Değiştirilen, 4572 Sayılı Tarım Satış Kooperatif ve
Birlikleri Hakkında Kanun'un 1. Maddesinin Beşinci Fıkrasının İkinci Cümlesinin
İncelenmesi
Dava dilekçesinde, ortaklık paylarının
devrinin örnek anasözleşmede belirtilen şartlarla yapılabileceği kuralının,
kooperatif ve birliklerin örnek anasözleşmelerinin birliklerin görüşü alınarak
Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca hazırlanacağı ve örnek anasözleşme hükümlerinde
Bakanlığın oluru ile değişiklik yapılabileceği yolundaki 4572 sayılı Kanun'un
7. maddesi ile birlikte ele alındığında ortaklık payı devir şartlarının
belirlenmesinin Bakanlığın iradesine bırakıldığı, kooperatif ve birlik
ortaklarının sahip oldukları ortaklık payı kadar sermayeyi teşkil eden anapara
ve paraya çevrilebilir mallar üzerinde mülkiyet hakkına sahip oldukları,
ortaklık payı devrinin de mülkiyet hakkına konu oluşturduğu, ortaklık payı devir
koşullarının kanunla yapılmayıp idarenin iradesine bırakılmasının mülkiyet
hakkına aykırı olduğu, ortaklığa bağlı olan yönetim, seçme ve seçilme
haklarının kullanımı bakımından büyük önem taşıyan ortaklık payı devrine
ilişkin kuralın kooperatif ve birliklerin özerklik ve bağımsızlıklarını
zedelediğinden kamu yararına dayanmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2.
ve 35. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, tarım satış
kooperatif ve birliklerindeki ortaklık paylarının devrinin örnek anasözleşmede
belirtilen şartlarla yapılabileceği ifade edilmiştir.
Anayasa'nın 35. maddesinde ''Herkes,
mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,
kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı
olamaz. " biçimindeki hükme yer verilerek, mülkiyet hakkı, miras hakkıyla
birlikte bir temel hak olarak güvence altına alınmıştır. Mülkiyet hakkı, kişiye
başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak
koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma
ve tasarruf olanağı veren bir haktır.
Ortaklık payı, sermaye yönünden ortakların
taahhüt ettikleri paylardır. Bir kooperatifin sermayesini, o kooperatifin ortak
üreticilerinin; bir birliğin sermayesini ise o birliğin ortak kooperatiflerinin
taahhüt ettikleri ortaklık payları oluşturmaktadır. Kanun'da kooperatif ve
birliklerdeki ortaklık paylarının, rehin ve haciz edilemeyeceği belirtilmiştir.
4572 sayılı Kanun'un 1. maddesinde,
kooperatif ve birliklerdeki ortaklık paylarının, başka bir kooperatif ya da
birlikle birleşme hali dışında devredilmesi yasaklanmış iken, anılan maddede
6455 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle kooperatif ve birliklerdeki ortaklık
paylarının devrinin anasözleşmede belirtilen şartlarla yapılabilmesi olanaklı
kılınmıştır.
Anasözleşmeler, kooperatif ve birlikler
yönünden uyulması zorunlu temel metinleri içermekte olup, kooperatif ve birlik
ortaklarının hak ve yükümlülüklerinin de bu kapsamda anasözleşmeye konu
edilebilmesi mümkün bulunmaktadır. Ortaklık payının devri hususu da bu kapsamda
yer almakta olup devir koşullarının anasözleşmeyle belirlenmesi mülkiyet
hakkının ihlali olarak nitelendirilemez.
Öte yandan, bir kuralın, kamu yararı
düşüncesi olmaksızın, yalnız özel çıkarlar için veya yalnız belli kişilerin
yararına olarak konulması hali dışında, ülke gereksinimlerine uygun olup
olmadığı bir siyasi tercih sorunu olarak kanun koyucunun takdirine ait
olduğundan, salt bu nedenle kamu yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla
bağdaşmaz. İptali istenilen kuralın kamu yararı yerine, kişisel yarar
gözetilerek çıkarıldığı sonucuna ulaşılamamıştır.
Dava dilekçesinde, ortaklık paylarının
devrinin anasözleşmede belirtilen şartlarla yapılabilmesinin Anayasa'ya
aykırılığı doğrudan ileri sürülmemiş, anasözleşmenin hazırlanması ve
değiştirilmesi konularında Sanayi ve Ticaret Bakanlığına verilen yetki
nedeniyle kuralın Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülmüştür.
Kanun'un " Örnek anasözleşmeler " başlıklı
7. maddesinde, " Kooperatif ve birliklerin örnek anasözleşmeleri,
birliklerin görüşü alınarak Bakanlıkça hazırlanır. Bakanlıkça, bu Kanunda
açıkça örnek anasözleşmeler de düzenleneceği belirtilen hususlara ilişkin
hükümlerde, birliklerin görüşü de alınarak doğrudan veya birliklerin yarıdan
bir fazlasının yönetim kurullarının bu konudaki müşterek isteği ve Bakanlığın
oluru ile değişiklik yapılabilir. Birliklerin yarıdan bir fazlasının müştereken
değişiklik için başvurması halinde, Bakanlık başvuruyu en geç üç ay içinde
değerlendirerek sonuçlandırır. Anasözleşmelerin diğer hükümlerindeki
değişiklikler genel usullere göre yapılır... " denilmektedir.
Örnek anasözleşmelerde düzenlenmesi
öngörülen hususlar ile anasözleşmelerin hazırlanmasına ve değiştirilmesine
ilişkin kurallar, farklı nitelikte kurallardır. Kanun'un, örnek
anasözleşmelerin hazırlanmasına ve değiştirilmesine ilişkin 7. maddesi, dava
konusu kurallar kapsamında yer almamaktadır. Bu nedenle, anasözleşmelerin
hazırlanması ve değiştirilmesinde Bakanlığa verilen görev ve yetkinin Anayasa'ya
uygunluğunun incelenebilmesi olanaklı değildir. Bu durumda, anasözleşmelerin
hazırlanmasında ve değiştirilmesinde Bakanlığa verilen yetki dolayısıyla,
ortaklık payı devir koşullarının anasözleşmede yer almasının Anayasa'ya
aykırılık taşıdığı iddiasının, Kanun'un 1. maddesinin beşinci fıkrasının dava
konusu ikinci cümlesinin Anayasa'ya uygunluk denetimi kapsamında
incelenebilmesine olanak bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2.
ve 35. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
C-
Kanun'un 20. Maddesiyle Başlığıyla Birlikte Değiştirilen, 4572 Sayılı Kanun'un
3. Maddesinin İkinci Fıkrasında Yer Alan " ...ürün alım bedelini hesaplama
ve ödeme şekline, kredi kullanmalarına, yatırımlarına, gelir-gider farklarının
dağıtımına ve giderlerin paylaşımına... " İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, ürün alım bedelini hesaplama ve ödeme şekli,
kredi kullanmaları, yatırımları, gelir-gider farklarının dağıtımı ve giderlerin
paylaşımı ile ilgili konuların, tarım satış kooperatif ve birliklerinin mali ve
finansal konularıyla doğrudan ilişkili faaliyetleri olduğu, bu faaliyetlere
ilişkin yetkilerin ellerinden alınarak bu hususları düzenleme yetkisinin
Bakanlığa verilmesinin Kanun'un 1. maddesinde tanımlanan amaçla bağdaşmadığı
gibi kooperatifler ile birliklerin özerkliğini ve mali yönden bağımsızlıklarını
zedeleyen bir düzenleme olduğu, diğer taraftan 4572 sayılı Kanun'un yürürlüğe
girdiği 2000 yılından bu yana kooperatifler ve özellikle de birliklerin ürün
alım bedelini ödeme şekli, kredi kullanımı, yatırımlar gibi konularda, piyasa
koşullarına göre farklı fiyat uygulaması, avans ödeme ile ürün alımı, ortaklara
bankalar vasıtasıyla kredi kullandırılması, ekonomik koşullara göre
yatırımların durdurulması gibi piyasa hareketleri karşısında risklerini
azaltan, finansman ihtiyaçlarına göre uygun sistemler geliştirdikleri ve büyük
uğraşlar sonucu bu sistemlerin ortakları tarafından benimsenmesini
sağladıkları, bu konularda Bakanlığın anasözleşmeler ile farklı uygulamalar
getirmesinin birliklerde ve kooperatiflerde büyük sorunlara neden olabileceği
ve kamu yararına dayanmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. maddesine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un " Çalışma konuları ve
çalışmalarda uyulacak esaslar " başlıklı 3. maddesinde yer alan, tarım
satış kooperatif ve birliklerin " ürün alım bedelini hesaplama ve ödeme
şekline, kredi kullanmalarına, yatırımlarına, gelir-gider farklarının
dağıtımına ve giderlerin paylaşımına " ilişkin usul ve esasların örnek
anasözleşmede gösterileceğine ilişkin kuralın iptali istenilmiştir.
İptali istenilen kuralda yer alan konulara
ilişkin usul ve esasları düzenleme yetkisinin Bakanlığa verildiği ve bu durumun
Anayasa'ya aykırı olduğu iddiası, anasözleşmenin hazırlanması ve değiştirilmesi
konularında Bakanlığa verilen yetki esas alınarak ileri sürüldüğünden, Kanun'un
1. maddesinin beşinci fıkrasının ikinci cümlesi yönünden belirtilen gerekçeler
dava konusu kural yönünden de geçerli bulunmaktadır.
Anasözleşme ile getirilecek yeni
düzenlemenin, kooperatif ve birliklerde bugüne kadar oluşan uygulamadan farklı
uygulamalara yol açacak olmasının kamu yararına aykırı olduğu iddiası ise
kanunların amaç unsuru yönünden Anayasa'ya uygunluk denetimine ilişkin
bulunmaktadır. " Hukuk devleti ilkesi " gereğince, yasama işlemlerinin,
kişisel yararları değil kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla yapılması
gerekir. Bir kuralın Anayasa'ya aykırılık sorunu çözümlenirken " kamu yararı
" konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme de, kanunun kamu yararı
amacıyla yapılıp yapılmadığım araştırmaktır. Anayasa'nın çeşitli hükümlerinde
yer alan kamu yararı kavramının Anayasa'da bir tanımı yapılmamıştır. Ancak
Anayasa Mahkemesinin kimi kararlarında da belirtildiği gibi, kamu yararı,
bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yarardır. Bu
saptamanın doğal sonucu olarak da, kamu yararı düşüncesi olmaksızın, yalnız
özel çıkarlar için veya yalnız belli kişilerin yararına olarak yasa kuralı
konulamaz. Böyle bir durumun açık bir biçimde ve kesin olarak saptanması halinde,
söz konusu yasa kuralı Anayasa'nın 2. maddesine aykırı düşer. Açıklanan ayrık
hal dışında, bir yasa kuralının ülke gereksinimlerine uygun olup olmadığı bir
siyasi tercih sorunu olarak kanun koyucunun takdirine ait olduğundan, salt bu
nedenle kamu yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz. İptali
istenilen kuralın kamu yararı yerine, kişisel yarar gözetilerek çıkarıldığı
sonucuna ulaşılamamıştır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2.
maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
D-
Kanun'un 21. Maddesiyle Değiştirilen, 4572 Sayılı Kanun'un 4. Maddesinin;
1-
Birinci Fıkrasının İlk Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, denetim kurullarının
tarım satış kooperatif ve birliklerinin organları arasından çıkarılarak kooperatifler
ile bağımsız denetime tabi olmayan birliklerin denetimsiz bırakıldığı,
Kooperatifler Kanunu'nda genel kurul tarafından denetim organı seçilmesinin
öngörüldüğü ve denetçilerin genel kurul namına kooperatifin bütün işlem ve
hesaplarını inceleyeceğinin belirtildiği, tarım satış kooperatif ve
birliklerinin, ortaklarının mesleki ihtiyaçlarını karşılamak, ürünlerini daha
iyi şartlarda değerlendirerek ekonomik çıkarlarını korumak amacıyla
ortaklarının koyduğu sermayeyle kurulan ve organlarında ortaklarının oylarıyla
görev alınan demokratik kitle örgütleri oldukları, demokratik devlet ilkesinin
Anayasa'nın 2. maddesinde Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında sayıldığı,
171. maddesinde ise Devlete kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacak tedbirleri
alma görevi verildiği, demokratik devlet ilkesinin yönetimin hesap
verebilirliğinin sağlanmasını gerektirdiği, kooperatif ve birlik yönetim
kurullarının hesap ve işlemleri ile faaliyetlerinin, ortakların seçimiyle
oluşan denetim kurulları tarafından ortaklar adına denetlenmesinin yönetimin
hesap verebilirliğinin sağlanmasının ve demokratik devlet ilkesinin gereği
olduğu, birlik ve kooperatiflerin yönetim kurullarının hesap verebilirliğini
ortadan kaldıran düzenlemenin kamu yararına aykırı olduğu gibi, kooperatifçiliğin
gelişmesi için devlete verilen gerekli tedbirleri alma görevine de aykırılık
oluşturduğu, ortak sayısı ve ciro gibi ölçütlere göre Bakanlık tarafından
belirlenen birliklerin 6102 sayılı Kanun'a göre denetlenir ve denetim giderleri
birlik bütçesinden ödenirken diğer birlikler ile kooperatiflerde 6102 sayılı
Kanun'a göre denetim yapılmayacağı, hukuki konumları aynı olan birlik ve
kooperatiflere farklı işlem ve mali yükümlülükler getirildiği belirtilerek
kuralın, Anayasa'nın 2., 10. ve 171. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Dava konusu kuralda, birlik ve kooperatif
organlarının, genel kurul ve yönetim kurulu olduğu belirtilmiştir.
Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye
Cumhuriyetinin demokratik bir hukuk devleti olduğu belirtilmiş, 171. maddesinde
de Devletin, millî ekonominin yararlarını dikkate alarak, öncelikle üretimin
artırılmasını ve tüketicinin korunmasını amaçlayan kooperatifçiliğin
gelişmesini sağlayacak tedbirleri alacağı ifade edilmiştir.
İptali istenilen kuralın yer aldığı madde
gerekçesinde, Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi Eylem Plan'ında öngörülen
hedefler doğrultusunda maddenin değiştirilerek, kooperatif ve birliklerin
organları, çalışma usul ve esasları, görev süreleri, seçimlerin yenilenmesinin
yeniden belirlendiği ifade edilmiştir. Söz konusu " Türkiye Kooperatifçilik
Stratejisi ve Eylem Planı 20I2-2016
" da ise tarım satış kooperatif ve birliklerinin
sürdürülebilir mali ve idari yapıya sahip olmaları ve rasyonel bir finansman
modeli oluşturulması hususları yönünden yeni düzenlemeler yapılması gereği
belirtilmiştir.
Öte yandan, kooperatiflerin, ticaret
şirketleri arasında sayıldığı 13.1.2011 günlü. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda
da şirketlerin denetimleri konusunda köklü değişiklikler yapılmış ve kural
olarak sermaye şirketlerinde bağımsız denetim uygulaması getirilmiştir.
Dava konusu kuralda, denetim kuruluna,
birlik ve kooperatif organları arasında yer verilmemesi, birlik ve
kooperatiflerin denetimsiz bırakılması anlamını taşımamaktadır. 6455 sayılı
Kanunla 4572 sayılı Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanun ve 6102
sayılı Türk Ticaret Kanun'da yapılan değişikliklerle tarım satış kooperatif ve
birliklerinin denetimi özel olarak düzenlenmiştir. 4572 sayılı Kanun'un 5.
maddesinde, Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca ortak sayısı ve ciro gibi kıstaslar
dikkate alınarak belirlenen birliklerin, Türk Ticaret Kanunu'nun ilgili
hükümlerine göre bağımsız denetime tabi oldukları belirtilmiş, 6102 sayılı
Kanun'un 397. maddesinde de tarım satış kooperatiflerinin ve bunların bağımsız denetime
tabi olmayan üst kuruluşlarının denetimine ilişkin kurallara yer verilmiştir.
Kanun koyucunun, tarım satış kooperatifi
ve birliklerinde üyeler arasından seçilen denetim kurullarınca yapılan
denetimin işlevsel olmadığı sonucuna ulaşarak, Anayasa ile Devlete verilen,
kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacak tedbirleri almak görevi kapsamında söz
konusu denetim ile ulaşılmak istenen amaca varılmasını teminen Türk Ticaret
Kanunu'nda şirketler yönünden öngörülen kurallarla uyumlu olarak kooperatif ve
birlik organları arasından denetim kurulunu çıkarması ve bağımsız denetim
usulünü kabul etmesinin, kamu yararına aykırı olduğu söylenemez. Özellikle
harcamalar ve bilançoya ilişkin mali denetimin uzmanlık isteyen bir alan olduğu
gözetildiğinde, bu denetimin konunun uzmanları tarafından yerine
getirilmesinin, yönetimin hesap verebilirliği ve demokratik yönetim ilkelerine
aykırılık oluşturduğundan söz edilemez.
Anayasa'nın 10. maddesinde, ''Herkes,
dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri
sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler
eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla
yükümlüdür. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik
ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar " denilmiştir.
" Kanun
önünde eşitlik ilkesi " hukuksal
durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal
eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin
kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını
ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi
ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitlik ilkesi ihlal
edilmiş olmaz. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı
tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da
topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı
hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa
Anayasa'da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
4572 sayılı Kanun'un 8. maddesinde ifade
edildiği üzere bu Kanun, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun ayrılmaz bir
parçası olmakla birlikte sosyoekonomik yönden tarım satış kooperatif ve
birliklerinin ayrı bir kanun ile düzenleme konusu yapılmalarını gerekli kılan
özellikli konumları, diğer kooperatiflerden farklı hukuki konumlarından
kaynaklanmakta olup söz konusu kooperatifler ve birlikler hakkında 1163 sayılı
Kanun'da yer alan kurallardan farklı kurallara tabi tutulmalarında eşitlik
ilkesine aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın
2., 10. ve 171. maddelerine aykırı değildir, İptal isteminin reddi gerekir,
2-
İkinci Fıkrasının Son Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kooperatif ve
birliklerin Kanun'la belirlenen görev ve sorumluluklarını yerine
getirilebilmesi için yönetim kurullarının gerektiğinde ayda ikiden fazla
toplanabileceği, yönetim kurulu üyelerinin huzur hakkı ve harcırah miktarlarına
dava konusu kuralla getirilen sınırlamanın angarya yasağına girdiği, ölçülülük
ilkesi gereğince Devletin sağlamakla yükümlü olduğu sınırlamadan beklenen kamu
yararı ile bireyin hakları arasında adil bir denge bulunmadığı belirtilerek
kuralın, Anayasa'nın 2. ve 18. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
4572 sayılı Kanun'un 4. maddesinin ikinci
fıkrasında, tarım satış kooperatif ve birliklerinde yönetim kurulunun ayda bir
kez olağan toplanacağı, kooperatif ve birlik işlerinin zorunlu kıldığı
durumlarda ise gerekçeli olarak olağanüstü toplanabilecekleri öngörüldükten
sonra, dava konusu kuralla yönetim kurulu üyelerine ayda en fazla iki toplantı
için huzur hakkı ve harcırah ödenebileceği belirtilmiştir.
Anayasa'nın 18. maddesinde, hiç kimsenin
zorla çalıştırılamayacağı ve angaryanın yasak olduğu, şekil ve şartları kanunla
düzenlenmek üzere hükümlülük veya tutukluluk süreleri içindeki çalıştırmalar
ile olağanüstü hallerde vatandaşlardan istenecek hizmetlerin, ülke
ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi
niteliğindeki beden ve fikir çalışmalarının, zorla çalıştırma sayılmayacağı
belirtilmiştir.
Madde gerekçesinde ise angarya, kişinin
emeğinin karşılığını almadan zorla çalıştırılması olarak tanımlanmıştır.
Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da angarya, bir maldan ya da bir
kişinin çalışmasından karşılıksız yararlanma olarak tanımlanmıştır.
Kanun koyucu, Kanun'la belirlenen
görevleri kapsamında yönetim kurulunun ayda bir kez olağan toplanmasını yeterli
görmüş, olağanüstü toplantı yapılabilmesi bakımından ise bir sayı sınırı
öngörmemekle birlikte, mali haklar yönünden yönetim kurulu üyelerine ayda en
fazla iki toplantı için huzur hakkı ve harcırah ödenebileceğini kabul etmiştir.
Kuralın amacı, yönetim kurulu toplantıları için üyelere bir ayda ödenebilecek
toplam ücreti belirlemektir. Kaldı ki, yönetim kurulu üyelerine ödenen huzur
hakkı ve harcırah miktarı, kooperatif ve birliklerin genel kurulları tarafından
belirlenmekte olup, söz konusu ücretin belirlenmesi bakımından yasal bir
sınırlama da bulunmamaktadır. Bu kapsamda, yönetim kurulu üyelerine yönetim
kurulu toplantılarına katılmaları karşılığında ücret ödenmesi nedeniyle, bu
toplantılar kapsamındaki çalışmalarının angarya olarak nitelendirilmesi mümkün
olmadığı gibi hakkın kötüye kullanılmasını önleyici bir yönünün bulunduğu da
anlaşılmaktadır.
Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye
Cumhuriyetinin nitelikleri arasında belirtilen hukuk devletinin bir gereği
olarak kanun koyucu, ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Ölçülülük ilkesinin alt
ilkeleri olan; " elverişlilik " , başvurulan önlemin ulaşılmak istenen
amaç için elverişli olmasını, " gereklilik'' başvurulan önlemin
ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını ve " orantılılık " ise
başvurulan önlem ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade
etmektedir.
Kanunla yönetim kurulu üyelerine
yapılabilecek huzur hakkı ve harcırah ödeme miktarı yönünden üst sınır
belirlenmesi, yönetim kurulunun ayda bir olağan toplanmasını öngören kanuni
düzenleme ile birlikte ele alındığında, dava konusu kural ile ulaşılmak istenen
amaç yönünden ölçülülük ilkesine aykırı olarak nitelendirilemez.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2.
ve 18. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
E-
Kanun'un 22. Maddesiyle Değiştirilen, 4572 Sayılı Kan un'un 5. Maddesinin
Birinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Türk Ticaret Kanunu'nun
ilgili hükümlerine göre bağımsız denetime tabi olacak birliklerin Bakanlıkça " ortak
sayısı ve ciro gibi " kıstaslar dikkate alınarak belirleneceğine ilişkin
kuralda ortak sayısı ve ciro kriteri yönünden sayı ve miktar gibi bir çerçeve
çizilmediği, diğer kıstaslar yönünden de bir belirleme yapılmaksızın bu konuda
yetkinin tümüyle Bakanlığa bırakıldığı, temel ilkeler belirlenmeksizin
yürütmeye yetki verilmesinin Anayasa'ya aykırı olduğu, ortak sayısı ve ciro
gibi ölçütlere göre Bakanlık tarafından belirlenen birlikler 6102 sayılı Kanun'a
göre denetlenir ve denetim giderleri birlik bütçesinden ödenir iken Bakanlığın
belirlemesi dışında kalan birliklerin ve tarım satış kooperatifleri ile 1163
sayılı Kooperatifler Kanunu'na göre kurulan diğer kooperatif ve birliklerin
denetiminin 6102 sayılı Kanun'a göre yapılmayacağı ve bütçelerinden bağımsız
denetim gideri ödemesinde bulunulmayacağı, 4572 sayılı Kanun ile 1163 sayılı
Kanun'da hukuki konum ve durumları ile statüleri aynı olan birlik ve
kooperatifler için farklı işlem ve mali yükümlülükler getirilmesinin kanun
önünde eşitlik ilkesine aykırı olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 7.,
8. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralla, Bakanlıkça ortaklık
sayısı ve ciro gibi kıstaslar dikkate alınarak belirlenen birliklerin Türk
Ticaret Kanunu'nun ilgili hükümlerine göre bağımsız denetime tabi oldukları
ifade edilmektedir.
Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk
devletinin temel ilkelerinden biri " belirlilik ilkesi " dir. Bu ilkeye
göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir
duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve
uygulanabilir olması ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı
koruyucu önlem içermesi gerekir.
Anayasa'nın 7. maddesinde ise " Yasama
yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki
devredilemez. " hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, Anayasa'da kanun ile
düzenlenmesi öngörülen konularda yürütme organına genel ve sınırları belirsiz
bir düzenleme yetkisinin verilmesi olanaklı değildir.
Kanun koyucu, birliklerin denetimi
yönünden bir ayrıma gitmiş ve Bakanlıkça ortaklık sayısı ve ciro gibi kıstaslar
dikkate alınarak belirlenen birliklerin Türk Ticaret Kanunu'na göre bağımsız
denetime tabi olduklarını, bu kapsam dışında kalan birliklerin ise aynı Kanun'un
397. maddesinin (5) numaralı fıkrası hükümlerine göre denetleneceğini kurala
bağlamıştır.
Madde gerekçesinde de, bugüne kadar
uygulanma imkânı olmayan dış denetime ilişkin düzenlemenin uygulanabilir hale
getirilmesi ve işlevsel olmayan denetim kurullarının kaldırılmasından sonra
ortaya çıkabilecek denetim boşluğunun doldurulması ve etkin bir denetim
sisteminin oluşturulması amacıyla, Bakanlığın 1163 sayılı Kanun'a göre denetim
yetkileri saklı kalmak üzere, maddenin yeniden düzenlendiği, Bakanlıkça belirlenen
kriterleri taşıyan birliklerin Türk Ticaret Kanunu'nun ilgili hükümlerine göre
birliklerin bağımsız denetime tabi tutulması, bunun dışında kalan birlikler ve
kooperatiflerin hesap, işlem ve varlıkları ile mali tablolarının denetçilere
denetlettirilmesi yükümlülüğünün getirildiği belirtilmiştir.
Dava konusu kuralla, Türk Ticaret Kanununa
göre bağımsız denetime tabi olacak birlikleri belirleme yetkisi Gümrük ve
Ticaret Bakanlığına verilirken, " ortaklık sayısı " ve " ciro " gibi
kıstasların dikkate alınarak bu yetkinin kullanılacağı belirtilmektedir.
Ortaklık sayısı ve ciro kriterleri, birliklerin mali yönden büyüklüklerini
gösteren objektif ölçütlerdir. Bu ölçütler ticari hayattaki gelişmelere göre
değişkenlik gösterebileceğinden, bu ölçütler yönünden sayı ve miktar
belirtilmemesi, bir eksiklik oluşturmamaktadır. Bakanlıkça belirlenecek diğer
kriterlerin de birliklerin mali yapısını gözeten objektif kriterler olması
gerektiği açıktır. Bu niteliği itibarıyla, kuralla Bakanlığa bırakılan bağımsız
denetime tabi birlikleri belirleme yetkisinin çerçevesinin çizilmiş olduğu
anlaşılmaktadır. Bu nedenle, dava konusu kural, yasama yetkisinin devri
niteliğini taşımadığı gibi kuralın belirsizliğinden de söz edilemez.
Anayasa'nın 10. maddesinde öngörülen " kanun
önünde eşitlik ilkesi " , hukuksal durumları aynı olanlar için söz
konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik
ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme
bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını
önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı
kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitlik ilkesi ihlal edilmiş olmaz. Kanun
önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına
gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik
kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı
hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'da öngörülen eşitlik
ilkesi zedelenmez.
Birliklerin, kooperatiflerin üst
kuruluşları olması dolayısıyla kooperatiflerle aynı hukuki konumda
bulunmadıkları, bu nedenle aynı kurallara tabi tutulmamalarının eşitlik
ilkesine aykırılık oluşturmayacağı açıktır. Bağımsız denetime tabi olan birliklerin
belirlenmesinde ise birliklerin mali yapıları dikkate alındığından, ortaklık
sayısı ve ciro gibi objektif ölçütler dikkate alınarak belirlenen bağımsız
denetime tabi tutulan birlikler ile bu kapsam dışında kalan birlikler, mali
yapıları yönünden farklı konumda bulunduklarından aynı kurallara tabi
tutulmaları zorunluluğundan söz edilemez.
Öte yandan, Kanun'un 4. maddesinin birinci
fıkrasının birinci cümlesine yönelik incelemede belirtildiği üzere, 1163 sayılı
Kanun'un varlığına rağmen tarım satış kooperatif ve birliklerinin ayrı bir
kanuni düzenleme konusu yapılmalarına neden olan farklı özellikleri nedeniyle
diğer kooperatiflerden farklı kurallara tabi tutulmalarında da eşitlik ilkesine
aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın
2., 7. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa'nın 8. maddesi ile ilgisi
görülmemiştir.
F-
Kanun'un 31. Maddesiyle, 4733 Sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 8. Maddesine Eklenen Son Fıkranın
İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kamu yararına çalışma
statüsü verilmiş olan derneklere 5018 sayılı Kanun'un 29. maddesi hükmüne tabi
olmaksızın yardım yapılmak üzere Sağlık Bakanlığı bütçesinde gerekli ödeneğin
öngörüleceğinin hükme bağlanmak suretiyle dava konusu kuralda bütçe ödeneğine
ilişkin hükme yer verildiği, bütçe kanunlarının görüşülme usul ve esasları
bakımından Anayasa'da ayrı bir yöntem kabul edildiği, bütçe kanunlarında TBMM
Genel Kurulunda üyelerin gider arttırıcı veya gelir azaltıcı tekliflerde
bulunmalarının önlendiği ve Cumhurbaşkanına bütçe yasalarını bir daha
görüşülmek üzere TBMM'de geri gönderme yetkisi tanınmadığı, Bakanlar Kuruluna
kanun hükmünde kararname ile bütçede değişiklik yapma yetkisi verilmediği, bu
farklılıklar nedeniyle kanun ile düzenlenmesi gereken bir konunun bütçe kanunu
ile düzenlenmesine olanak bulunmadığı, bir kanun hükmünün bütçe kanunu ile
değiştirilmesine veya kaldırılmasına olanak bulunmadığı gibi öteki kanunlarda
da bütçe ödeneğine ilişkin hükümlerin yer almasının olanaksız olduğu
belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 11., 161. ve 162. maddelerine aykırılığı
ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralla, her türlü uyuşturucu
madde, alkollü içki, tütün ve tütün mamulleri bağımlılığı ile mücadele etmek
amacıyla Türkiye Yeşilay Cemiyetine 5018 sayılı Kanun'un 29. maddesi hükmüne
tabi olmaksızın yardım yapılmak üzere, Sağlık Bakanlığı bütçesinde gerekli
ödeneğin öngörüleceği belirtilmiştir.
Anayasa'nın bütçeye ilişkin 161. ve 162.
maddeleri şöyledir:
" MADDE 161. Devletin ve kamu iktisadî
teşebbüsleri dışındaki kamu tüzelkişilerinin harcamaları, yıllık bütçelerle
yapılır.
Mali yıl başlangıcı ile merkezi yönetim
bütçesinin hazırlanması, uygulanması ve kontrolü kanunla düzenlenir.
Kanun, kalkınma planları ile ilgili
yatırımlar veya bir yıldan fazla sürecek iş ve hizmetler için özel süre ve
usuller koyabilir.
Bütçe kanununa, bütçe ile ilgili hükümler
dışında hiçbir hüküm konulamaz. "
" MADDE 162, Bakanlar Kurulu, merkezi yönetim bütçe
tasarısı ile millî bütçe tahminlerini gösteren raporu, malî yıl başından en az
yetmişbeş gün önce, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunar.
Bütçe tasarıları ve rapor, kırk üyeden
kurulu Bütçe Komisyonunda incelenir. Bu komisyonun kuruluşunda, iktidar grubuna
veya gruplarına en az yirmibeş üye verilmek şartı ile, siyasî parti gruplarının
ve bağımsızların oranlarına göre temsili göz önünde tutulur.
Bütçe Komisyonunun ellibeş gün içinde
kabul edeceği metin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülür ve malî yıl
başına kadar karara bağlanır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri,
Genel Kurulda, kamu idare bütçeleri hakkında düşüncelerini, her bütçenin tümü
üzerindeki görüşmeler sırasında açıklarlar; bölümler ve değişiklik önergeleri,
üzerinde ayrıca görüşme yapılmaksızın okunur ve oylanır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri,
bütçe kanunu tasarılarının Genel Kurulda görüşülmesi sırasında, gider artırıcı
veya gelirleri azaltıcı önerilerde bulunamazlar. "
Anayasa'nın 87. maddesinde, Türkiye Büyük
Millet Meclisi'nin görev ve yetkileri arasında " kanun koymak, değiştirmek
ve kaldırmak " görev ve yetkisinin yanı sıra " bütçe kanun tasarılarım
görüşmek ve kabul etmek " görev ve yetkisine de ayrıca yer verilmiştir.
Bütçe kanunlarını öteki kanunlardan ayrı tutan bu kural karşısında, kanun ile
düzenlenmesi gereken bir konunun bütçe kanunu ile düzenlenmesi veya herhangi
bir kanunda yer alan hükmün bütçe kanunları ile değiştirilmesi ve kaldırılması
olanaksızdır.
Anayasa'nın 88. maddesinde, kanunların
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde teklif, görüşülme usul ve esasları
düzenlenirken, bütçe kanunlarının görüşülme usul ve esasları 162. maddede
ayrıca belirtilmiştir. Bu maddeyle bütçe kanun tasarılarının görüşülmesinde
ayrı bir yöntem kabul edilmiş, Genel Kurulda üyelerin gider arttırıcı veya
gelir azaltıcı tekliflerde bulunmaları önlenmiş ve Anayasa'nın 89. maddesiyle
de Cumhurbaşkanı'na bütçe kanunlarını bir daha görüşülmek üzere TBMM'ye geri
gönderme yetkisi tanınmamıştır. Öte yandan, Anayasa'nın 163. maddesinde bütçede
değişiklik yapılabilmesi esasları ayrıca düzenlenmiş, Bakanlar Kuruluna kanun
hükmünde kararname ile bütçede değişiklik yapma yetkisi verilemeyeceği
belirtilmiştir.
Anayasa'nın anılan maddeleri
incelendiğinde, bütçe kanunlarına bütçe ile ilgili olmayan kurallar
konulmamasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Anayasa'da birbirinden tamamen ayrı
ve değişik olarak düzenlenen bu iki kanunlaştırma yönteminin doğal sonucu
olarak, olağan kanun ile düzenlenmesi gereken bir konunun, bütçe kanunu ile
düzenlenmesi, değiştirilmesi veya kaldırılması olanaksızdır. Bu durum, Anayasa'nın
161. maddesinde " Bütçe kanununa, bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir
hüküm konulamaz. " denilmek suretiyle ifade edilmiştir. " Bütçe ile
ilgili hükümler " kavramı, mali nitelikteki hükümleri değil, kanun konusu
olabilecek bir kuralı kapsamaması koşuluyla bütçenin uygulanması ile ilgili,
uygulamayı kolaylaştırıcı ve açıklayıcı nitelikte hükümleri ifade etmektedir.
Anayasa'nın 161. maddesinin getiriliş amacı, bütçe kanunlarında, yıllık bütçe
kavramı dışındaki konulara yer vermemek, böylece bütçe kanunlarını ilgisiz
kurallardan uzak tutarak kendi yapısı içinde bütünleştirmektir.
Anayasa koyucu bütçe kanunlarında yer
alamayacak hususları belirtmiş olup, bir kuralın uygulanması sonucu gelir elde
edilecek ya da harcama yapılacak olması, o kuralın bütçe kanunu kapsamında yer
alması zorunluluğunu doğurmamaktadır. Bu çerçevede, kamu kurumlarının
ödeneklerine ilişkin kuralların kanun konusu yapılabilmesine bir engel
bulunmamaktadır. Bütçe kanunlarında ilgili kurumun o yıla ait ödenek miktarı
ile harcama usul ve esasları düzenlenmekle birlikte, ödeneklere ilişkin genel
ve soyut nitelikteki tüm kuralların, bütçe kanununda yer alması zorunluluğundan
söz edilemez.
Bu kapsamda, her türlü uyuşturucu madde,
alkollü içki, tütün ve tütün mamulleri bağımlılığı ile mücadele etmek amacıyla
Türkiye Yeşilay Cemiyetine yardım yapılmak üzere, Sağlık Bakanlığı bütçesinde
gerekli ödeneğin öngörülmesine ilişkin dava konusu kuralın, bütçe kanununda yer
almamasının Anayasa'nın bütçe ile ilgili kurallarına aykırılığından söz
edilemez.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın
161. ve 162. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa'nın 2. ve 11. maddeleri
ile ilgisi görülmemiştir.
G-
Kanun'un 49. Maddesiyle Değiştirilen, 5174 Sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar
Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu'nun 100. Maddesinin;
1-
İkinci Fıkrasında Yer alan " ...ile organlarında görevli üyeleri... " İbaresinin
İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın 135.
maddesi uyarınca odalar ve borsalar ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinde
(Birlik) yapılacak mali denetimin kapsamına, oda, borsa ve Birlik yönetim
kurullarının görev, yetki ve sorumluluğunda olan hesap ve mali tablolar ile
işlem ve faaliyetlerin girdiği, diğer organların mali denetim kapsamında
denetlenecek hesap, mali tablo, işlem ve faaliyetlerinin bulunmadığı, dava
konusu ibare ile mali denetim kapsamında hesap ve işlemleri olmayan oda ve
borsalarda meslek komiteleri, oda/borsa meclisi ve oda/borsa disiplin kurulu ile
Birlik Genel Kurulu, oda ve borsa konseyleri ile Yüksek Disiplin Kurulu
üyelerinin görev, yetki ve sorumluluklarında olmayan ve ellerinde bulunmayan " her
türlü belge, defler, kayıt ve bilgileri ibra: etme, örneklerini noksansız ve
gerçeğe uygun olarak verme, para ve para hükmündeki evrakı gösterme, bunların
sayılması ve incelenmesine yardımcı olma, yazılı ve sözlü bilgi verme,
denetimde her türlü yardım ve kolaylığı gösterme ve çalışmalarını
yapabilecekleri uygun bir ortamı tahsis etme " yükümlülüğüne tabi
tutulmalarının ölçülülük ilkesine aykırı olduğu ve bu kuralda kamu yararı
bulunmadığı, belirtilen organ üyelerine getirilen yükümlülüklerin angarya
kapsamına girdiği belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. ve 18. maddelerine
aykırılığı ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu
ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle
dava konusu kural Anayasa'nın 135. maddesi yönünden de incelenmiştir.
5174 sayılı Kanun'un " Denetim " başlıklı
100. maddesinin birinci fıkrasında odalar, borsalar, Birlik ve bunların bağlı
ve ilgili kuruluşlarının Bakanlığın denetimine tabi oldukları belirtilmiş,
ikinci fıkrasında da odalar, borsalar ve Birliğin ilgili personeli ile
organlarında görevli üyelerinin, Bakanlık müfettişlerinin talebi üzerine her
türlü belge, defter, kayıt ve bilgileri ibraz etmek ve örneklerini noksansız ve
gerçeğe uygun olarak vermek, para ve para hükmündeki evrakı göstermek, bunların
sayılmasına ve incelenmesine yardımcı olmak, yazılı ve sözlü bilgi taleplerini karşılamak,
denetimde her türlü yardım ve kolaylığı göstermek ve çalışmalarını
yapabilecekleri uygun bir yer tahsis etmekle yükümlü oldukları ifade
edilmiştir. Odalar, borsalar ve Birlik " organlarında görevli üyelerin " söz
konusu denetim kapsamında belirtilen hususlar ile yükümlü kılınmaları, dava
konusu kuralı oluşturmaktadır.
Kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşları, Anayasa'nın 135. maddesinde, düzenlenmiş ve " belli bir mesleğe
mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, meslekî faaliyetlerini
kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak,
meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü
ve güveni hâkim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlâkım korumak maksadı ile
kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen
usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzelkişilikleri
" olarak tanımlanmıştır. Anılan maddede, kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşları üzerinde Devletin idari ve mali denetimine ilişkin kuralların
kanunla düzenleneceği de ifade edilmiştir.
5174 sayılı Kanun'da, ticaret ve sanayi
odası, ticaret odası, sanayi odası ve deniz ticaret odasını ifade eden " odalardın
tüzel kişiliğe sahip kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olduğu ve "
borsalarım ise kamu tüzel kişiliğine sahip ticaret borsaları ile
Bakanlık ve Sermaye Piyasası Kurulunun teklifi üzerine, Bakanlar Kurulu kararı
ile kurulan ürün ihtisas borsası unvanını taşıyan ürün borsalarını kapsadığı,
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin, odalar ve borsalar arasındaki birlik ve
dayanışmayı temin etmek, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini
sağlamak, oda ve borsa mensuplarının meslekî faaliyetlerini kolaylaştırmak,
bunların birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni
hâkim kılmak üzere, meslek disiplinini ve ahlâkını korumak, ülkenin kalkınması,
ekonominin gelişmesi için gerekli çalışmaları yapmak ve bu Kanun'da belirtilen
hizmetleri yerine getirmek amacıyla kurulan, tüzel kişiliğe sahip, kamu kurumu
niteliğinde meslek üst kuruluşu olduğu belirtilmiştir.
Kanun'da odalar ile ticaret borsalarının
organları, meslek komiteleri, meclis, yönetim kurulu ve disiplin kurulu; Birlik
organları ise Genel Kurul, oda ve borsa konseyleri, Yönetim Kurulu ve Yüksek
Disiplin Kurulu olarak öngörülmüş ve bu organların görevleri yine Kanun'la
belirlenmiştir.
Kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşlarınının denetimine ilişkin Anayasa'nın 135. maddesi uyarınca odalar,
borsalar ve Birliğin idari ve mali denetimi kapsamında, Bakanlık
müfettişlerinin yapacağı denetimin etkili ve sağlıklı olabilmesi için
ilgililere bir takım yükümlülükler öngörülmesinde Anayasa'ya aykırılık
bulunmadığından, odalar, borsalar ve Birlik organlarında görevli üyelerin de bu
kapsamda yükümlü kılınmalarında Anayasa'ya aykırılık bulunmamaktadır. Odalar,
borsalar ve Birlik organları üyelerinin idari ve mali denetim kapsamında
öngörülen yükümlülüklerinin, yalnızca ilgili oldukları ve kanunen görevli
bulundukları konularla sınırlı olacağı açıktır.
Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye
Cumhuriyetinin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiş olup, kanun koyucu
düzenlemeler yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük
ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise " elverişlilik " , " gereklilik " ve " orantılılık
" olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. " Elverişlilik " , başvurulan
önlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, " gereklilik " başvurulan
önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını ve " orantılılık "
ise başvurulan önlem ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken
ölçüyü ifade etmektedir. Bir kurala uyulmaması nedeniyle kanun koyucu
tarafından öngörülen yaptırım ile ulaşılmak istenen amaç arasında da " ölçülülük
ilkesi " gereğince makul bir dengenin bulunması zorunludur.
Dava dilekçesinde, söz konusu denetimin
mali denetim olduğu ve bu nedenle mali konularla ilgili olmayan oda, borsa ve
birlik organlarının bu denetim kapsamında yükümlü kılınmalarının ölçülülük
ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de Kanun'da söz konusu denetimin,
mali denetimle sınırlı bir denetim olduğu yolunda bir hükme yer
verilmediğinden, bu denetimin idari ve mali denetimi kapsadığı anlaşılmaktadır.
Odalar, borsalar ve Birliğin idari ve mali
denetimi kapsamında, Bakanlık müfettişlerinin denetim sırasında, denetim konusu
ile ilgili olarak denetlenen kuruluşun organlarında görevli üyelerden bilgi ve
belge isteyebilmesi ve bu kişilerin müfettişlere denetimde her türlü yardım ve
kolaylığı göstermeleri ise denetimin sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi için
gerekli olduğu gibi, bu amaca elverişli de olduğu ve getirilen yükümlük ile
ulaşılmak istenen amaç arasında bir orantısızlığın da bulunmadığı
anlaşılmaktadır.
Belirtilen nedenlerle kuralda, ölçülülük
ilkesine aykırılık bulunmamaktadır.
Anayasa'nın 18. maddesinde, " Hiç kimse
zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır. Şekil ve şartları kanunla düzenlenmek
üzere hükümlülük veya tutukluluk süreleri içindeki çalıştırmalar; olağanüstü
hallerde vatandaşlardan istenecek hizmetler; ülke ihtiyaçlarının zorunlu
kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi niteliğindeki beden ve fikir
çalışmaları, zorla çalıştırma sayılmaz. " hükmü yer almaktadır.
Madde gerekçesinde angarya, kişinin
emeğinin karşılığını almadan zorla çalıştırılması olarak tanımlanmıştır. Anayasa
Mahkemesinin çeşitli kararlarında da angarya, bir maldan ya da bir kişinin
çalışmasından karşılıksız yararlanma olarak tanımlanmıştır.
Bir kuruluşun denetimi sırasında bu
kuruluşun organlarında kendi istekleri ile görev alan kişilerin, müfettişlere
yardımcı olma ve denetim konusu ile ilgili bilgi ve belgeleri verme ile yükümlü
kılınmalarının, angarya olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın
2., 18. ve 135. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
2-
Üçüncü Fıkrasının Birinci Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kamu görevlilerinin
atanmalarındaki usule göre görevden alınmalarının idare hukukunun temel ilkesi
olduğu ve görevden alma yetkisinin atamaya yetkili amirlere ait bulunduğu, kamu
idarelerinin denetimi sırasında görevden uzaklaştırma yetkisinin Sayıştay'a
dahi verilmediği, oda, borsa ve Birlik personelinin bazı suçlar yönünden Devlet
memuru sayılsalar da asıl olarak işçi statüsünde oldukları, Bakanlık
müfettişlerinin Bakanlık teşkilatında çalışanlarla ilgili yetkilerinin birebir
aynısını oda, borsa ve Birlik üzerinde kullanmasının vesayet denetimini
hiyerarşik denetime dönüştüreceği, Bakanlığın bilgi ve belgeye erişimini
engelleyen oda, borsa ve Birlik personelinin haklarında disiplin soruşturması
ve/veya ceza davası açılmasını atamaya yetkili oda, borsa ve Birlikten talep
etmesi ve talebinin haklı bir nedene dayanmaksızın yerine getirilmemesi
durumunda Cumhuriyet savcılarına suç duyurusunda bulunarak sorumluları hakkında
ceza davası açılmasını sağlayabileceği gibi bilgi ve belgeye erişimin de yargı
kararıyla sağlanabileceği, Bakanlığın oda, borsa ve Birliğin atamaya yetkili
amirlerinin yerine geçip ilgili personeli görevden uzaklaştırabilmeğinin kamu
kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının özerklikleriyle bağdaşmadığı
belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 135. maddesine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Dava konusu kuralla, oda, borsa ve Birlik
personelinin görevden uzaklaştırılması düzenlenmekte ve maddenin ikinci
fıkrasında belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmeyen veya 76. maddede
belirtilen suçlardan dolayı haklarında kovuşturmaya başlanan ya da görevi
başında kalması yapılan denetim bakımından sakıncalı görülen oda, borsa ve
Birlik personelinin Bakanlık müfettişinin teklifi üzerine Bakanlıkça tedbiren
geçici olarak görevden uzak1aştırı1abi1eceği belirtilmektedir.
Anayasa'nın 135. maddesinde kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları, belli bir mesleğe mensup
olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, meslekî faaliyetlerini
kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak,
meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü
ve güveni hâkim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlâkını korumak maksadı ile
kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen
usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzelkişilikleri
olarak tanımlanmış ve bu kuruluşlar üzerinde Devletin idari ve mali denetimine
ilişkin kuralların kanunla düzenleneceği ifade edilmiştir.
Oda, borsa ve Birlik personelinin,
Bakanlık müfettişinin teklifi üzerine Bakanlıkça tedbiren geçici olarak
görevden uzaklaştırabilmesi için üç koşuldan birinin varlığı aranmaktadır.
Bunlardan ikisi idari ve mali denetim ile ilişkili olup, oda, borsa ve Birliğin
Bakanlık müfettişlerince idari ve mali denetimi sırasında ilgili personelin
Kanun'da belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmemesi ve yapılan denetim
bakımından görevi başında kalmasının sakıncalı görülmesidir. Bir diğer görevden
uzaklaştırma sebebi olarak ise 5174 sayılı Kanun'un 76. maddesinde belirtilen
suçlardan dolayı personel hakkında kovuşturmaya başlanmış olmasıdır. Anılan
maddede, " Odalar, borsalar ve Birliğin organ üyeleri ile personeli,
görevlerini yerine getirirken görevleriyle ilgili suç teşkil eden fiil ve
hareketlerinden, bu kuruluşların paralarıyla para hükmündeki evrak, senet ve
sair varlıkları ile muhasebe ve muamelata ilişkin her çeşit defter ve evrak ile
ilgili olarak işledikleri suçlardan dolayı kamu görevlisi olarak
cezalandırılırlar. " denildiğinden ilgililerin bu nedenle görevden
uzaklaştırabilmesi, bu kişiler hakkında görevleriyle ilgili suç işledikleri ya
da bu kuruluşların paraları ile para hükmündeki evrak, senet ve sair varlıklar
ile muhasebe ve muamelata ilişkin her çeşit defter ve evrakla ilgili suç
işledikleri iddiasıyla kovuşturmaya başlanmış olmasına bağlıdır.
Görevden uzaklaştırmanın geçici süreli
oluşu ve ivedilik arz etmesi hususları da dikkate alındığında bu işlemin, idari
ve mali denetimin sağlıklı yapılabilmesi için gerekli bir önlem olduğu
anlaşılmakta ve bu yönüyle oda, borsa ve Birlik personelinin görevden
uzaklaştırılmasına ilişkin kuralda kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşlarına ilişkin anayasal düzenlemeye aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın
135. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
3-
Üçüncü Fıkrasının İkinci Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Bakanlık
müfettişlerince yapılması öngörülen denetimin mali denetim olduğu ve mali
denetim kapsamında hesap ve işlemleri olmayan oda ve borsalarda meslek
komiteleri, oda/borsa meclisi ve oda/borsa disiplin kurulu ile Birlik Genel Kurulu,
oda ve borsa konseyleri ile Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin görev, yetki ve
sorumluluklarında olmayan konularda kendilerine yükümlülük verilmesi ve bu
yükümlülüklerini yerine getirmedikleri gerekçesiyle Bakanlık veya doğrudan
Cumhuriyet savcısı tarafından yetkili asliye hukuk mahkemesinde açılacak dava
üzerine basit usulde yapılacak yargılama sonucunda görevden
uzaklaştırılmalarının ölçülülük ilkesiyle bağdaşmadığı, kişilerin, görev, yetki
ve sorumluluklarında olmayan konu ve alanlarda yükümlü kılınmasında kamu yararı
olmadığı gibi, görev, yetki ve sorumluluğunda bulunmayan işlerden dolayı
haklarında görevden uzaklaştırılma talepli dava açılmasında hak, hukuk, adalet
ve hakkaniyet bulunmadığı, hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığı belirtilerek
kuralın, Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralla, bu madde kapsamında oda,
borsa ve Birlik organ üyelerinin görevden uzaklaştırılmalarının, Bakanlık veya
doğrudan Cumhuriyet savcısı tarafından yetkili asliye hukuk mahkemesinde açılan
dava üzerine, iki ay içinde basit usulde yapılacak yargılama sonucunda karara
bağlanacağı ifade edilmiştir. " Bu madde kapsamında oda, borsa ve Birlik
organ üyelerinin görevden uzaklaştırılmaları " , maddede sayılan ve
yukarıda belirtilen sebeplerle görevden uzaklaştırmayı ifade etmektedir.
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu
ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle
dava konusu kural Anayasa'nın 135. maddesi yönünden de incelenmiştir.
Anayasa'nın yürürlükte bulunan 135.
maddesinin metninde, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının
organlarının görevden uzaklaştırmalarına ilişkin hüküm bulunmamakla birlikte,
konuya ilişkin olarak madde metninde daha önce yer alan hükümlerin ve bu
hükümlerin madde metninden çıkmasına yol açan Anayasa değişikliği gerekçesinin
belirtilmesi, anayasa koyucunun bu konudaki mevcut iradesinin ortaya konulması
bakımından önem taşımaktadır.
18.10.1982 günlü, 2709 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası'nın 135. maddesinin mülga yedinci ve sekizinci
fıkralarında, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının organlarının
görevden uzaklaştırılmalarına olanak tanınmıştır:
" Türk
Devletinin varlık ve bağımsızlığının, ülkenin ve milletin bölünmez
bütünlüğünün, toplumun huzurunun korunması ve Devletin Anayasada belirtilen
temel niteliklerini tehdit edici faaliyetlerin önlenmesi bakımından
gecikmesinde sakınca bulunan hallerde mahallin en büyük mülki amiri bu
organları geçici olarak görevden uzaklaştırabilir.
Görevden uzaklaştırma kararı; üç gün
içinde mahkemeye bildirilir. Mahkeme görevden uzaklaştırma kararının yerinde
olup olmadığına en geç on gün içinde karar verir. "
Söz konusu düzenleme ile organların
belirli hallerde mahallin en büyük mülki amiri tarafından görevden uzaklaştırılabilmesi
kabul edilmiş ve bu işlemin yargısal denetiminin belirli bir süre içinde
mahkemece yapılması öngörülmüştür.
Anayasa'nın Başlangıç metni ile bazı
maddelerinin değiştirilmesine ilişkin 23.7.1995 günlü, 4121 sayılı Kanun'un 13.
maddesi ile Anayasa'nın 135. maddesinde değişiklikler yapılmış ve madde bugünkü
şeklini almıştır. Söz konusu kanun teklifinde, mahallin en büyük mülki amirinin
kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının organlarını görevden
uzaklaştırma yetkisi bakımından herhangi bir değişiklik öngörülmemiş iken,
kanun teklifinin görüşüldüğü TBMM Anayasa Komisyonunca 135. maddenin yedinci ve
sekizinci fıkralarının da yer aldığı altı fıkrası değiştirilmiş ve bu
değişiklik sonucunda kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının
organlarının görevden uzaklaştırılmalarına ilişkin bir düzenlemeye madde
metninde yer verilmemiştir. Anılan kuruluşların organlarının görevine mahkeme
kararı ile son verilmesine ilişkin düzenleme, içeriğinde yapılan değişikliğe
rağmen korunmakla birlikte, görevden uzaklaştırmaya ilişkin düzenleme
kaldırılmış ve bunun yerine, değişiklik gerekçesinde belirtildiği üzere dernek
ve sendikalarda olduğu gibi meslek kuruluşlarının da faaliyetten men edilmesi
uygun görülmüştür. Söz konusu değişiklik sonrasında getirilen ve halen
yürürlükte bulunan Anayasa'nın 135. maddesinin konuya ilişkin hükümleri
şöyledir:
" Amaçları
dışında faaliyet gösteren meslek kuruluklarının sorumlu organlarının görevine,
kanunun belirlediği merciin veya Cumhuriyet savcısının istemi üzerine mahkeme
kararıyla son verilir ve yerlerine yenileri seçtirilir.
Ancak, millî güvenliğin, kamu düzeninin,
suç işlenmesini veya suçun devamım önlemenin yahut yakalamanın gerektirdiği
hallerde gecikmede sakınca varsa, kanunla bir merci, meslek kuruluşlarını veya
üst kuruluşlarını faaliyetten men ile yetkilendirilebilir. Bu merciin kararı,
yirmidört saat içerisinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararım
kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, bu idarî karar kendiliğinden
yürürlükten kalkar. "
Anayasa'nın 135. maddesinin mülga ve merî
hükümleri ile bu hükümlerdeki değişikliğe ilişkin yasama süreci gözetildiğinde,
kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının görevden uzaklaştırılmalarına
olanak tanıyan düzenlemenin ortadan kaldırılmak suretiyle anayasa koyucunun bu
konuya ilişkin iradesini açık ve net bir şekilde ortaya koyduğu ve bu
kuruluşların organlarının görevden uzaklaştırılabilmelerinin mevcut anayasal
düzenleme bakımından mümkün olmadığı açıktır.
Açıklanan nedenlerle, oda, borsa ve Birlik
organlarının görevden uzaklaştırılmalarını olanaklı kılan kural, Anayasa'nın 135.
maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN ve Zühtü
ARSLAN bu görüşe katılmamışlardır.
Kural, Anayasa'nın 135. maddesine aykırı
görülerek iptal edildiğinden, Anayasa'nın 2. maddesi yönünden ayrıca
incelenmesine gerek görülmemiştir.
H-
Kanun'un 52. Maddesiyle Değiştirilen 5597 Sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı
Hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 1.
Maddesinin;
1-
(1) Numaralı Fıkrasının;
a-
Birinci Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kural olarak harç
alınmasının kanun koyucunun takdirine bağlı olmakla birlikte mutlaka bir kamu
hizmetinin karşılığı olarak harç alınabileceği, yurt dışına çıkışlarda harç
alınmasını gerekli kılan bir kamu hizmetinin verilmediği, seyahat özgürlüğünün
ancak suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek
amacıyla kanunla sınırlanabileceği, yurt dışına çıkış harcı alınmasının
vatandaşın yurt dışına çıkış hürriyetini zedeleyen bir düzenleme olduğu
belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 23. ve 73. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Dava konusu kural, yurt dışına çıkış yapan
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından çıkış başına 15 Türk Lirası harç
alınacağını öngörmektedir.
Anayasa'nın 73. maddesinde, herkesin, kamu
giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlü bulunduğu,
vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımının, maliye politikasının sosyal
amacı olduğu, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla
konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı öngörülmüştür.
Anılan maddede öngörülen yükümlülükler
arasında yer alan " vergi " , kamu giderlerini karşılamak amacıyla yasalarla
gerçek ve tüzelkişilere malî güçlerine göre getirilen bir yükümlülüktür.
Belirli bir hizmetten doğrudan yararlanma karşılığı olmayan vergi tüm kamu
hizmetleri için yapılan giderlere ortak katılma payıdır. "harç" ise kimi
kamu hizmetlerinden yararlanmanın karşılığı olarak tahsil edilen kamu
gelirleridir. Ödenen vergiler bakımından, vergi mükelleflerinin bireysel bir
hizmet ya da karşılık talep etme haklarının bulunmamasına karşın, harçlar
belirli bir kamu hizmetinden yararlanmanın (tapu, pasaport gibi) karşılığıdır. "
Resim " , bir iş ya da faaliyetin yapılmasına yetkili kuruluşlar
tarafından izin verilmesi dolayısıyla yapılan bir ödeme şeklinde tanımlandığı
gibi harca benzer biçimde kamu kuruluşlarında görülen hizmetin ve yapılan
giderlerin karşılığı olarak yalnız o işle ilgili gerçek ve tüzelkişilerden
sağlanan gelirler şeklinde de açıklanmaktadır. " Vergi, resim, harç benzeri
mali yükümlülük " ise kişilerden yapılan kamu hizmetleri karşılığında ya da
bir hizmet karşılığı olmaksızın kamu gücüne dayanılarak alınan paralardır.
Benzeri malî yükümlülük kimi zaman vergi, harç ve resimin özelliğini ayrı ayrı
yansıtırken kimi zaman da vergi, harç ve resimin ortak öğelerini taşıyabilmektedir.
Dava konusu kuralda, yurt dışına çıkış
yapan vatandaşlardan harç adı altında alınması öngörülen söz konusu tutarın,
kamu gücüne dayalı olarak, tek taraflı bir iradeyle alındığı hususları
gözetildiğinde Anayasa'nın 73. maddesinde belirtilen " vergi, resim, harç
benzen malî yükümlülük " kavramı içinde değerlendirilebilecek bir kamu
geliri niteliği taşıdığı açıktır.
Anayasa'nın 73. maddesi uyarınca vergi,
resim, harç benzeri malî yükümlülüklerin, kanunla konulması, değiştirilmesi ve
kaldırılması öngörüldüğünden, yurt dışına çıkışlarda belirtilen nitelikte bir
yükümlülük getirilmesinde Anayasa'ya aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın
73. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 23. maddesi ile
ilgisi görülmemiştir. Alparslan ALTAN, Erdal TERCAN ile Zühtü ARSLAN bu görüşe
katılmamışlardır.
Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT,
Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ ile Engin YİLDİRİM iptal isteminin reddi
yolundaki sonuca katılmamışlardır.
bikinci Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kuralın, verginin
yasallığı ilkesine aykırı olduğu belirtilerek Anayasa'nın 73. maddesine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralla, 15 Türk Lirası olan
yurt dışı çıkış harcı miktarını sıfıra kadar indirmeye Bakanlar Kurulu yetkili
kılınmıştır.
Anayasa'nın 73. maddesinin dördüncü
fıkrasında, " Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık,
istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği
yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna
verilebilir. " denilmiştir.
Vergi, resim, harç ve benzeri mali
yükümlülüklerin kanunun belirttiği alt ve üst sınırlar içinde Bakanlar
Kurulunca değiştirilebilmesi, mevcut ekonomik koşulların özeliklerine göre
önemli sosyo-ekonomik amaçlara ulaşabilmek için gerekli kabul edilmektedir. Bir
vergi, resim, harç veya benzeri mali yükümlülük tutarının Bakanlar Kurulu " nca
sıfıra kadar indirilmesi hiçbir zaman yükümlülüğün kaldırılması anlamına
gelmez. Bu durumda söz konusu yükümlülük bir kurum olarak devam etmekte olup
Bakanlar Kurulu, ekonomik koşullara göre dilediği zaman bu tutarı kanun ile
belirlenen sınırlar içinde kalarak arttırabileceğinden, vergi, resim, harç ve
benzeri mali yükümlülük tutarının Bakanlar Kurulu'nca sıfıra kadar
indirilmesinin söz konusu yükümlülüğün kaldırılması anlamını taşıdığı ve bunun
verginin kanuniliği ilkesine aykırılık oluşturduğu söylenemez.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın
73. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe
katılmamıştır.
2-
(3) Numaralı Fıkrasında Yer Alan " ... ile Bakanlar Kurulunca belirlenen
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından... " İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kanun koyucunun vergiyi
belirlerken sosyal, ekonomik, mali ve kültürel amaçlı ya da benzer nedenlerle
konu ve kişileri vergiden muaf veya müstesna kılabileceği, kanun koyucunun
vergi koyma, kaldırma, istisna tutma ve muafiyetten yararlandırma gibi
düzenlemeler sırasında takdir yetkisini kullanırken, kamu yararı, mali güç,
sosyal ve ekonomik amaç, kamu hizmetinin en iyi biçimde görülmesi gibi haklı
nedenlere dayanması gerektiği, ancak bu suretle vergide adalet ve eşitlik
ilkesi ile vergide genellik ilkesinin korunabileceği, Bakanlar Kurulunca
belirlenecek Türk vatandaşlarından yurt dışına çıkış harcı alınmamasının bu
kişilere ayrıcalık tanınması anlamına geleceği, bu tür ayrıcalıkların ise
verginin verimliliği ile vergide adalet ilkelerine aykırılık teşkil edeceği ve
verginin kanuniliği ilkesiyle bağdaşmayacağı, vergilendirme yetkisinin
keyfiliğe kaçacak şekilde kullanıldığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. ve
73. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
5597 sayılı Kanun'un 1. maddesinin (3)
numaralı fıkrasında, yurt dışına çıkış harcı alınmayacak kişiler belirlenmiş ve
çıkış tarihi itibarıyla yurt dışında oturma izni bulunanlar, 7 yaşını
doldurmamış olanlar, pasavan ve benzeri belgelerle çıkış yapanlar, Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyetine kimlik belgesiyle çıkış yapanlar ile yurt dışına ticari
amaçla sefer yapan kara, deniz, hava ve demiryolu toplu taşıma ve yük taşıma
araçlarının mürettebatı ile Bakanlar Kurulunca belirlenen Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlarından yurt dışına çıkış harcı alınmayacağı ifade edilmiştir. " Bakanlar
Kurulunca belirlenen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından " yurt dışına
çıkış harcı alınmayacak olması, dava konusu kuralı oluşturmaktadır.
Anayasa'nın 73. maddesinin üçüncü
fıkrasında, vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin kanunla
konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı, dördüncü fıkrasında ise vergi,
resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle
oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar
içinde değişiklik yapmak yetkisinin Bakanlar Kuruluna verilebileceği
belirtilmiştir.
Vergilendirmede genel kural, kanunla
belirlenmiş konu ve kişilerden vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülük
alınmasıdır. Kanun koyucu, kimi durumlarda vergi kapsamına alınan konuyu, kimi
durumlarda kişileri vergi dışında tutabileceği gibi verginin tümünden ya da bir
bölümünden de vazgeçebilir. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülük
öngören kanunlarda sosyal, ekonomik, mali ve kültürel amaçlı birtakım muaflık,
istisna ve indirimler getirilmesi, kanun koyucunun takdirine bağlı bir konudur.
Anayasa'da vergi, resim, harç ve benzeri
malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin
hükümlerinde değişiklik yapabilme yetkisinin Bakanlar Kuruluna verilebileceği
belirtilmekle birlikte, Bakanlar Kuruluna verilen bu yetkinin kullanılabileceği
alt ve üst sınırların da kanunda belirtilmesi zorunludur. Bakanlar Kurulunun bu
sınırları aşacak biçimde herhangi bir düzenleme getirebilmesi olanaklı
değildir. Bir başka deyişle, Bakanlar Kuruluna verilen bu yetki " koşullu ve
sınırlı bir yetki " dir. Vergilendirmede esas kural, vergilerin kanunla
konulup, kaldırılması ve değiştirilmesi olduğundan, verginin yasallığı
ilkesinin zedelenmesine yol açacak ve yasama yetkisinin yürütme organına devri
sonucunu doğuracak şekilde yürütme organına sınırsız bir yetki verilmesi kabul
edilemez.
Dava konusu kural kapsamında, yurt dışına
çıkış harcı alınmayacak vatandaşları belirleme konusunda Bakanlar Kuruluna
yetki verilirken, Anayasa'da belirtilen " aşağı ve yukarı sınırlar içinde
değişiklik yapmak yetkisi " nin aşılarak ve hiçbir ölçüt öngörülmeksizin,
söz konusu vatandaşları belirleme konusunda Bakanlar Kuruluna sınırsız bir
yetki verilmiştir.
Açıklanan nedenlerle, yurt dışı çıkış
harcından muaf kişileri belirleme konusunda Bakanlar Kuruluna verilen yetki,
Anayasa'nın 73. maddesine aykırıdır. Kuralın iptali gerekir.
Kural, Anayasa'nın 73. maddesine aykırı
görülerek iptal edildiğinden, Anayasa'nın 2. maddesi yönünden ayrıca
incelenmesine gerek görülmemiştir.
I-
Kanun'un 80. Maddesiyle, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 397. Maddesine
Eklenen (5) Numaralı Fıkranın İkinci Cümlesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kanun koyucu tarafından
denetime ilişkin usul ve esaslar ile denetim yapacak denetçilerin nitelikleri, uyacakları
etik ilkeler, görev ve yetkileri, seçilmeleri, görevden alınmaları veya
ayrılmaları, denetimin ve denetim raporlarının içeriği ve raporun genel kurula
sunulması konularında temel ilkeler konulmadan, çerçeve çizilmeden yürütmeye
düzenleme yetkisi verilmesinin sınırsız ve belirsiz bir alanın yürütmenin
düzenlemesine bırakılması sonucuna yol açtığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın
2., 7., 8. ve 11. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kanun'un 397. maddesinin (5) numaralı
fıkrası, Bakanlar Kurulunca belirlenen ve Kanun'un 398. maddesi kapsamında
denetime tabi olacak şirketler arasında yer almayan anonim şirketler ile 4572
sayılı Kanun kapsamındaki kooperatifler ve bunların bağımsız denetime tabi
olmayan üst kuruluşlarının denetimine ilişkin hükümler içermektedir. Söz konusu
anonim şirketler ile kooperatifler ve üst kuruluşlarının denetimine ilişkin
usul ve esaslar ile denetim yapacak denetçilerin niteliklerine, uyacakları etik
ilkelere, görev ve yetkilerine, seçilmelerine, görevden alınmalarına veya
ayrılmalarına; denetimin ve denetim raporlarının içeriğine ve raporun genel
kurula sunulmasına ilişkin hususların Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca
hazırlanacak ve Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceğine
ilişkin kural, dava konusu kuralı oluşturmaktadır.
Anayasa'nın 7. maddesinde, " Yasama
yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki
devredilemez. " denilmektedir.
Yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesi
uyarınca, yasa koyucunun temel ilkeleri koymadan, çerçeveyi çizmeden yürütmeye
yetki vermemesi, sınırsız ve belirsiz bir alanı yürütmenin düzenlemesine
bırakmaması gerekir. Kanun ile yetkilendirme Anayasanın öngördüğü biçimde kanun
ile düzenleme anlamına gelmez. Kanun koyucu gerektiğinde sınırlarını belirlemek
koşuluyla bazı konuların düzenlenmesini idareye bırakabilir. Bu bağlamda, sık
sık değişik önlemler alınmasına veya bunların kaldırılmasına gerek görülen
ekonomik, teknik veya benzeri alanlarda temel kurallar saptandıktan sonra
ayrıntıların düzenlenmesinin idareye verilmesi, yasama yetkisinin devri olarak
nitelendirilemez.
Dava konusu kuralla, anonim şirketlerin
bir kısmı ile 4572 sayılı Kanun kapsamındaki kooperatifler ve bunların bağımsız
denetime tâbi olmayan üst kuruluşlarının denetimine ilişkin olarak kuralda
belirtilen hususların yönetmelikle düzenlenmesi öngörülmüş olmakla birlikte,
denetime tâbi bu şirketlerin, kooperatiflerin ve üst kuruluşlarının faaliyet
alanlarının birbirinden farklı olduğu hususu gözetildiğinde, iş kolları farklı
olan bu şirket, kooperatif ve üst kuruluşlarla ilgili olarak kanun koyucu
tarafından tek bir düzenlemenin yapılabilmesinin güçlüğü karşısında, teknik
niteliğinin gözetilerek anılan şirket, kooperatif ve üst kuruluşların
denetimine ilişkin Kanun'da belirtilen hususların Gümrük ve Ticaret
Bakanlığınca hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmelikle
düzenlenmesi, yasama yetkisinin devri olarak nitelendirilemez.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 7.
maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT,
Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep
KÖMÜRCÜ ile Erdal TERCAN bu görüşe
katılmamışlardır.
Kuralın, Anayasa'nın 2., 8. ve 11.
maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI
İSTEMİ
28.3.2013 günlü, 6455 sayılı Gümrük Kanunu
ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun'un;
A- 1- 8. maddesiyle, 27.10.1999 günlü,
4458 sayılı Gümrük Kanunu'na eklenen 218/A maddesinin (1) numaralı fıkrasının
ikinci cümlesinin,
2- 49. maddesiyle değiştirilen, 18.5.2004
günlü, 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar
Kanunu'nun 100. maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinin,
3- 52. maddesiyle değiştirilen, 8.3.2007
günlü, 5597 sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli
Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 1. maddesinin (3) numaralı
fıkrasında yer alan " ...ile Bakanlar Kurulunca belirlenen Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlarından... " ibaresinin,
yürürlüğünün durdurulması istemlerinin
koşullan oluşmadığından REDDİNE,
B- 1- 8. maddesiyle, 4458 sayılı Kanun'a
eklenen 218/A maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesine,
2- 19. maddesiyle değiştirilen, 1.6.2000
günlü, 4572 sayılı Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanun'un 1. maddesinin
beşinci fıkrasının ikinci cümlesine,
3- 20. maddesiyle başlığıyla birlikte
değiştirilen, 4572 sayılı Kanun'un 3. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan " ...ürün
alım bedelini hesaplama ve ödeme şekline, kredi kullanmalarına, yatırımlarına, gelir-gider
farklarının dağıtımına ve giderlerin paylaşımına... " ibaresine.
4- 21. maddesiyle değiştirilen, 4572
sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesi ile ikinci
fıkrasının son cümlesine,
5- 22. maddesiyle başlığıyla birlikte
değiştirilen, 4572 sayılı Kanun'un 5. maddesinin birinci fıkrasına,
6- 31. maddesiyle, 3.1.2002 günlü, 4733
sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun'un 8. maddesine eklenen son fıkraya,
7- 49. maddesiyle değiştirilen 5174 sayılı
Kanun'un 100. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan " ...ile organlarında
görevli üyeleri... " ibaresi ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesine,
8- 52. maddesiyle değiştirilen 5597 sayılı
Kanun'un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasına,
9- 80. maddesiyle, 13.1.2011 günlü, 6102
sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 397. maddesine eklenen (5) numaralı fıkranın
ikinci cümlesine,
yönelik iptal istemleri, 29.1.2014 günlü,
E.2013/66, K.2014/19 sayılı kararla reddedildiğinden, bu fıkralara, cümlelere
ve ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması istemlerinin REDDİNE,
29.1.2014 gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
VI- SONUÇ
28.3.2013 günlü, 6455 sayılı Gümrük Kanunu
ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun'un;
A- 8. maddesiyle, 27.10.1999 günlü, 4458
sayılı Gümrük Kanunu'na eklenen 218/A
maddesinin (1) numaralı fıkrasının;
1- Birinci cümlesinin Anayasa'ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- İkinci cümlesinin Anayasa'ya aykırı
olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
B- 19. maddesiyle değiştirilen, 1.6.2000
günlü, 4572 sayılı Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanun'un 1.
maddesinin beşinci fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve
iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C- 20. maddesiyle başlığıyla birlikte
değiştirilen, 4572 sayılı Kanun'un 3. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan " ...ürün
alım bedelim hesaplama ve ödeme şekline, kredi kullanmalarına, yatırımlarına,
gelir-gider farklarının dağıtımına ve giderlerin paylaşımına... " ibaresinin
Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE. OYBİRLİĞİYLE,
D- 21. maddesiyle değiştirilen, 4572
sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesi ile ikinci
fıkrasının son cümlesinin Anayasa'ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin
REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
E- 22. maddesiyle başlığıyla birlikte
değiştirilen, 4572 sayılı Kanun'un 5. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa'ya
aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
F- 31. maddesiyle, 3.1.2002 günlü, 4733
sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun'un 8. maddesine eklenen son fıkranın Anayasa'ya aykırı olmadığına ve
iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
G- 49. maddesiyle değiştirilen, 18.5.2004
günlü, 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar
Kanunu'nun 100. maddesinin;
1- İkinci fıkrasında yer alan " ...ile
organlarında görevli üyeleri... " ibaresinin Anayasa'ya aykırı olmadığına
ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- Üçüncü fıkrasının;
a- Birinci cümlesinin Anayasa'ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b- İkinci cümlesinin Anayasa'ya aykırı
olduğuna ve İPTALİNE, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN ile Zühtü ARSLAN'ın
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
H- 52. maddesiyle değiştirilen, 8.3.2007
günlü, 5597
sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun'un 1. maddesinin;
1- (1) numaralı fıkrasının;
a- Birinci cümlesinin Anayasa'ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE. Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT,
Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ ile Engin YILDIRIM'm karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA,
b- İkinci cümlesinin Anayasa'ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Zehra Ayla PERKTAŞ'ın karşıoyu ve
OYÇOKLUĞUYLA,
2- (3) numaralı fıkrasında yer alan " ...ile
Bakanlar Kurulunca belirlenen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından... " ibaresinin
Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
I- 80. maddesiyle, 13.1.2011 günlü, 6102
sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 397. maddesine eklenen (5) numaralı fıkranın
ikinci cümlesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE.
Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ ile Erdal
TERCAN'in karşıoylan ve OYÇOKLUĞUYLA,
29.1.2014 gününde karar verildi.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Erdal TERCAN
Üye
Muammer TOPAL
Üye
Zühtü ARSLAN
Üye
M. Emin KUZ
Esas Sayısı : 2013/66
Karar Sayısı : 2014/19
KARŞIOY
1- 6455 sayılı Kanun'un 52. maddesiyle
değiştirilen 5597 sayılı " Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun"un dava
konusu edilen 1. maddesiyle yurt dışına çıkış yapan Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlarından çıkış başına 15 TL harç alınacağı öngörülmektedir.
Mahkememiz çoğunluğu, görüşünü oluşturan
gerekçesinde; yurt dışına çıkış yapanlardan kamu gücüyle vergi resim, harç
benzeri mali yükümlülük kavramı içinde kanunla alınan böyle bir tutarın Anayasa'nın
73. maddesinde belirtilen kamu geliri vasfına sahip olmasını, Anayasa'ya aykırı
olmamak için yeterli görmüştür.
Anayasa'nın 73. maddesinde tanımlanan ve
iptali istenen kuralda yer alan "harç" (yurt dışı çıkış harcı)'nı alınma nedeni
tartışmasızdır ki öncelikle talep karşılığı bireye sunulmuş ve yararlanılmış bir
kamu hizmetini bünyesinde bulundurmasını gerektirir.
Yurt dışına çıkarken alınacak zorunlu harç
şeklindeki kural ile getirilen düzenleme, paranın ödenmemesi halinde yurt
dışına çıkmanın yasaklanması anlamına geldiğinden, kişinin Anayasa'nın 23.
maddesinde yer alan seyahat özgürlüğünün özüne dokunan onu sınırlayıp
kullanılmaz hale getiren bir müdahale olduğu düşünüldüğünde, müdahalenin
niteliğinin, gözetilmesi gerektiği açıktır. İptali istenen kural lafzi, soyut
anlamlandırmalarının dışında etki yarattığı özgürlük alanı yönünden
değerlendirilmezse normun kanuni nitelemesini ve normun anlam ve kapsamını
belirlemeye yarayan bir tespit niteliği taşır. Halbuki Anayasa kuralları
arasında hiyerarşik bir üstünlük, öncelik sıralaması bulunmadığının kabulü
karşısında normların birbirleri ile olan, kesişen ilgi alanlarının birlikte
değerlendirilmesi Anayasa yargısının getirdiği bir zorunluluktur.
Bu bağlamda sadece düzenleyici nitelikli
yasa gücünü anlatan kanun devleti ile hak ve özgürlükleri bünyesinde barındıran
ve korumak durumunda olan hukuk devleti arasında seyahat özgürlüğünü
anlamlandırmaya yönelik farklarının iptali istenen kural kapsamında
değerlendirmeye alınması gerekir.
Anayasamızda seyahat özgürlüğü ancak
ilgili maddesinde özel olarak sayılan suç soruşturma ve kovuşturma ve suç
işlenmesini önlemek sebebiyle ve ancak hakim kararı ile sınırlanabilecek bir
temel haktır.
Sınırlandırmanın temel koşulu, özgürlüğün
çekirdek alanına dokunmamak onun kullanılmasını açıkça veya düzenlemede olduğu
gibi örtülü şekilde kullanılmaz hale getirmemektedir. Yasayla yapılması zorunlu
sınırlamaların sınırlarının da Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvence
kurallarının belirlediği unutulmamalıdır.
Anayasa'nın 23. maddesinde yer alan, ve
bireye tanınmış, serbestçe yer değiştirme olarak nitelenecek seyahat özgürlük
hakkının yurt içi ve dışı seyahati kapsadığı açıktır.
İnsan hakları Evrensel Bildirgesi'nin 13.
maddesinin ikinci fıkrasında yer alan bu hakkın, herkesin kendi memleketi de
dahil olmak üzere herhangi bir memleketi terk etmek ve memleketine geri dönmek
özgürlüğünü içerdiğini söylerken, Birleşmiş Milletler kişisel ve siyasal haklar
sözleşmesinin 12. maddesinde yer alan seyahat özgürlüğü, ulusal güvenlik, kamu
düzeni, genel sağlık, genel ahlak veya başkalarının hak ve özgürlüklerini
korumak için gerekli sebepler ile hukuken öngörülmüş sınırlamalar dışında
sınırlamaya tabi tutulamayacağını belirtmektedir. Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi'nin ek 4 sayılı protokolünün 2. maddesinde, herkesin serbest dolaşım
ve ülke dışına çıkma serbestisine sahip olduğunu ve bu hakların demokratik
toplumda ancak zorunlu önlemler ile sınırlanabileceğini söylemektedir.
Anayasa'nın 23. maddesinde sayılan özel
sınırlama nedenlerini içermeyen bu düzenleme, yasallık ilkesini barındırmakla
birlikle, seyahat özgürlüğü yönünden getirdiği müdahalenin niteliği
değerlendirildiğinde demokratik bir toplumda gerekli ve orantılı bir müdahale
olduğunun kabulü olanaklı değildir.
Mahkememiz çoğunluğuna dahil bazı üyeler,
kurala yalnızca Anayasa'nın 73. maddesinden bakmıştır. Madde de belirtilen kamu
geliri olarak öngörülen "harç" alacağı yurt dışına çıkmak isteyenden tahsil
edilmemesi halinde örtülü olarak yurt dışına seyahat etme özgürlüğünü
kullanılmaz hale getiren otomatik bir uygulamadır.
Özgürlüklerin asıl sınırlamaların istisna
olduğu demokratik hukuk devletinin Anayasal düzeninde özgürlük alanı
kısıtlamaları, açık sınırlama kuralları dışında rejime tabii olmayan usullerle
yapılmamalı ve kullanılmasını (Anayasa'nın 15. maddesi koşulları hariç)
imkansız hale getirecek düzeye vardırmamalıdır.
Anayasa'nın 73. maddesinde yer alan,
Vergi, devletin kamusal gereksinimlerini
karşılamak üzere egemenlik gücüne dayalı olarak tek taraflı iradesi ile
kişilere yüklediği kaynağını Anayasa'dan alan kamu alacağıdır. Vergi ve yükümlülüğünün
kabulü bir vatandaşlık görevi niteliğindedir. Ancak bu vergilendirme yetkisi,
yasallık, eşitlik, genellik ve mali güç gibi İlkelerle sınırlıdır.
Öte yandan iptali istenen düzenlemede
bahse konu öngörülen yük ise bir HARÇ'tır. Devlet birey ilişkisinde, usulünde
ki gibi tarh tahakkuk aşamalarını geçmiş tahsili beklenen doğmuş bir alacak
değildir.
Kanunla düzenlenmesi koşulu ile bir kamu
hizmetinden harç alınması yasa koyucunun takdirinde ise de bu yetki bireyin hak
ve özgürlüğünün sınırında oluşturduğundan keyfi kullanımı hukuk devleti
ilkesine aykırılık taşıyacaktır.
Harç, mahkememiz kabulü ile bireylerin
özel menfaatlerine ilişkin olarak kamu hizmetlerinden yararlanmaları
karşılığında bu hizmetlerin maliyetlerine katılma amacı ile zor unsuruna dayanılarak
alınan mali bir yükümlülüktür.
Dava konusu kural yönünden istenen harcın
karşılığında verilen fiili bir hizmet yoktur. Kişi sahip olduğu pasaport Kanunu'nun
kendisine sağladığı hak ile elde ettiği pasaportunun var ve usulüne uygun
olduğunu ilgiliye göstermek suretiyle çıkış işlemi yapma serbestisine sahip
iken, kuralın getirdiği müdahaleye bakıldığında pasaportu kontrol etmenin adeta
bir ücrete tabii kamu hizmeti olduğu ve harçlandırılması gerektiği yaklaşımı
ise, pasaport kontrolünün devletin üstün gücü ile yapıldığı, uluslar arası
zorunluluklardan kaynaklanan bir denetim faaliyeti olduğu ve vatandaş talebine
bağlı olmadığı düşünüldüğünde, bireye sağladığı özel bir yarardan da
bahsedilemeyeceğinden kuralda yazılı yurt dışına çıkışta alınan 15 TL paraya "harç"
demenin mümkün olmadığı nedenleri ile kuralda, Anayasa'nın 73. maddesine
uygunluk bulunmamaktadır. Kural Anayasa'nın 23. ve 73. maddelerine aykırıdır.
Anılan nedenler ile çoğunluk görüşüne katılınmamıştır.
2- 6455 sayılı Kanun'un 80. maddesine 6102
sayılı Türk Ticaret Kanun'un 397. maddesiyle eklenen (5) nolu fıkranın ikinci
cümlesi ile denetime ilişkin usul ve esaslar ile bu fıkra uyarınca Denetim yapacak denetçilerin niteliklerine,
uyacakları etik ilkelere, görev ve yetkilerine, seçilmelerine, görevden
alınmalarına veya ayrılmalarına; denetimin ve denetim raporlarının içeriğine ve
raporun genel kurula sunulmasına ilişkin hususlar Gümrük ve Ticaret
Bakanlığınca hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmelikle
düzenlenir denmektedir.
İptali istenen dava konusu kural, bir
kısım Anonim şirket ve kooperatif ve üst kuruluşların denetimlerinin Türk
Ticaret Kanunu'nun bu konuda var olan denetimin konu ve kapsamını belirleyen
380. maddesi, denetçilerle ilgili 395. ve 400. maddeleri ve denetim raporlarına
ilişkin 402. maddedeki genel kurallarından ayırarak, bunların denetim ve
raporlama usullerini Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca hazırlanıp Bakanlar
Kurulunca çıkarılacak yönetmeliğe bırakacağını düzenlemiştir.
Kural ile, bakanlar kurulu kararı kapsamına
girmeyen anonim şirketler ile tarım satış kooperatifleri ve bağımsız denetime
tabi olmayan birliklerinin bu fıkra uyarınca denetlenmesi öngörülmüştür. Dava
konusu kural, bu kapsamda yapılacak olan;
- Denetime ilişkin usul ve esasların,
- Denetim yapacak denetçilerin
niteliklerine, uyacakları etik ilkelere, görev ve yetkilerine, seçilmelerine,
görevden alınmalarına veya ayrılmalarına ilişkin hususların,
- Denetimin ve denetim raporlarının
içeriğine ve raporun genel kurula sunulmasına ilişkin hususların,
Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca hazırlanan
ve Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği ifade edilmiştir.
13.01.2011 tarihli 6102 sayılı Türk
Ticaret Kanunu'nun var olan 397. maddesi önceki halinde, Anonim şirketler
arasında bir ayrım yapılmaksızın tamamı, denetim konusu ve kapsamı, denetçiler,
raporları yönünden aynı hükümlere tabii iken, 26.06.2012 tarihinde 6335 sayılı
yasayla 397. maddede yapılan değişiklik ile 398. madde kapsamında denetime
tabii olacak şirketler Bakanlar kurulunca belirlenir hükmünü içeren dördüncü
fıkra eklenmiş, kapsama giren bağımsız denetim yaptıran şirket sayısının ülke
genelindeki 100.000 anonim şirketten yalnızca 2.700 kadar olduğu anlaşılıp ve
kalan şirketlerin denetimsiz kalma sorunları ortaya çıkınca tamamının denetim
kapsamına alınması amacı ile kanun tasarısında yer almayan ancak genel kurulda
verilen bir önerge ile, 6455 sayılı Yasa ile 6102 sayılı Yasa'nın 397. maddesi
iptali istenen cümlenin yer aldığı beşinci fıkra eklenerek yukarıda yazılı
şekli ile değiştirildiği anlaşılmıştır.
Dava
konusu kural kapsamında bulunmayan, Bakanlar Kurulunca bağımsız denetime tabi
olacağı belirlenen anonim şirketlerin denetiminin nasıl yapılacağı, Türk
Ticaret Kanunu'nun 397. ve devamı maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
Bu kapsamda, kural olarak anonim şirketlerin
ve şirketler topluluğunun finansal tabloları denetçi tarafından, Kamu Gözetimi,
Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca yayımlanan uluslararası denetim
standartlarıyla uyumlu Türkiye Denetim Standartlarına göre denetleneceği ve
yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu içinde yer alan finansal bilgilerin,
denetlenen finansal tablolar ile tutarlı olup olmadığı ve gerçeği yansıtıp
yansıtmadığının da denetim kapsamı içinde olduğu belirtilmiştir. Denetime tabi
olduğu hâlde, denetlettirilmemiş finansal tablolar ile yönetim kurulunun yıllık
faaliyet raporlarının, düzenlenmemiş hükmünde olduğu ifade edilmiştir. Denetim
konusu ve kapsamı da kanunun 398. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
Ayrıca, denetçi olabilecekler Kanun'un
400. maddesinde, denetçilerin seçimi, görevden alınması ve sözleşmenin feshi
399. maddesinde ve denetim raporunun içeriği 402. maddede ayrıntılı olarak
düzenlenmiş ve anılan maddelere aşağıda yer verilmiştir.
Anonim şirketlerin denetim usul ve
esasları, denetçilerin nitelikleri ve seçimi, denetim raporlarının içeriği,
yukarıda belirtildiği üzere Türk Ticaret Kanunu'nda ayrıntılı bir şekilde
düzenlenmesine rağmen iptal davası konusu kural ile yönetmelikle düzenleneceği
hükme bağlanmıştır.
Kanun'un 397. maddesinin beşinci fıkrası
kapsamında yapılacak denetimle, denetçilerle ve denetim raporları ile ilgili
Kanunda hiçbir belirleme yapılmamış, temel
ilkeler konulmamış ve yürütme organının yapacağı
düzenleme bakımından bir çerçeve çizilmemiştir. Dava konusu kuralla yapılan tek
belirleme, yönetmelikle düzenlenmesi öngörülen hususların tek tek sayılmasıdır.
Denetçilerin sorumluluğu bakımından Türk Ticaret Kanunu'nda öngörülen hükümlere
atıfta bulunulurken, denetimine ilişkin usul ve esasların, denetçilerin
niteliklerine, uyacakları etik ilkelere, görev ve yetkilerine, seçilmelerine,
görevden alınmalarına veya ayrılmalarına ilişkin hiçbir belirleme yapılmadan
bütün yetki idareye verilmiş ve bu konuların yönetmelikle düzenleneceği kabul
edilmiştir. Yönetmelikle düzenlenmesi kabul edilen bu hususların teknik konular
yahut ayrıntı olduğu da söylenemez. Çünkü anılan tüm bu hususlar Türk Ticaret
Kanunun'da ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
Hiçbir ilke konulmadan ve belirleme
yapılmadan şirketlerin, tarım satış kooperatifleri ile birliklerin denetimine
ilişkin belirtilen hususların teknik içerikli uzmanlık isteyen alanlar niteliği
taşıdığı gerçeği karşısında tüm bu hususların yönetmelikle düzenleneceğinin
belirtilmesi, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık oluşturur.
Anayasa Mahkemesinin benzer bir konuda
yakın tarihte vermiş olduğu ve elektrik üretim ve dağıtım tesislerinin inceleme
ve denetimlerinin denetleme şirketlerince yapılmasını öngören "Denetim
şirketleri ile ilgili uygulamaya ilişkin usul ve esaslar, Bakanlık görüşü
alınmak kaydıyla EPDK tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. " hükmünü
de içeren bir kuralı iptal kararında, "Denetim şirketlerinin yetkileri ve
nitelikleri ile bu şirketlerce yapılacak denetimin usul ve esaslarına ilişkin
temel ilkeler belirlenmemizin ve çerçevesi çizilmeksizin, yürütme organına
düzenleme yetkisi verilmesi, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine
aykırılık oluşturur." gerekçesine yer vermiştir.
Belirtilen nedenle kural, Anayasa'nın 7.
maddesine aykırıdır. İptali gerekir. Anılan nedenler ile çoğunluk görüşüne
katılınmamıştır.
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Esas
Sayısı : 2013/66
Karar
Sayısı : 2014/19
EK
GEREKÇE
28.3.2013 günlü, 6455 sayılı Gümrük Kanunu
ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun'un, 52. maddesiyle değiştirilen, 8.3.2007 günlü, 5597 sayılı Yurt Dışına
Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun'un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesine yönelik iptal
istemi Anayasa'nın 73. maddesine aykırı bulunmazken, çoğunluk kararında kuralın
Anayasa'nın 23. maddesi ile ilgisi bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Sonuca ve
Anayasa'nın 73. maddesi ile ilgili gerekçeye katılmakla birlikte, kuralın
Anayasa'nın 23. maddesiyle de ilgili olduğu ve bu yönden de anayasal inceleme
yapılması gerektiği düşüncesiyle karara ek gerekçe ile katılınmıştır.
İptali istenen düzenleme yurt dışına çıkış
yapan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından çıkış başına 15 Türk Lirası harç
alınmasını öngörmekte ve bu düzenleme gereğince söz konusu harcı ödemeyen
vatandaşların yurtdışına çıkmasına izin verilmemektedir. Yapılan anayasal
incelenme sırasında iptali istenen kuralın bu yönü önemlidir. Şayet düzenleme
ile öngörülen harç yalnızca yurtdışına her çıkış için öngörülen ve yurtdışına
çıkarken veya döndükten sonra da ödenebilen bir yükümlülük olarak düzenlenmiş
olsa idi, bu durumda münhasıran Anayasa'nın 73. maddesi kapsamında
vergilendirme yetkisi bağlamında incelenmesi gereken bir sorun olarak
görülebilirdi. Ancak, iptali istenen hükümle yurt dışına çıkış için öngörülen
mali yükümlülük yerine getirilmediğinde yurt dışına çıkmak, dolayısıyla seyahat
etmek mümkün bulunmadığından, kural doğrudan Anayasa'nın 23. maddesiyle de
ilgilidir. Bu nitelikte bir düzenleme yönünden doğrudan ilgili olan Anayasa'nın
23. maddesi göz ardı edilerek yalnızca 73. madde ile yapılan anayasal inceleme
eksik bir inceleme niteliğinde olacaktır.
Belirli bir konuyla ilgili olarak cevaz
veren ve yasaklayan birden fazla farklı anayasa kuralının mevcudiyeti halinde
yapılacak anayasal incelemede, Anayasa'nın belirli bir konuda sahip olduğu
farklı yöndeki düzenlemelerinin kapsam ve sınırlarının belirlenmesi ve somut
soruna uyumlaştırılmak suretiyle uygulanması gerekecektir. Eldeki işte de bu
türden bir uyumlaştırma ihtiyacı zorunlu olan bir anayasal sorun bulunduğundan
Anayasa'nın 73. ve 23. maddeleri birlikte değerlendirilmek suretiyle bir sonuca
varılması gerekmektedir.
Anayasa'nın 23. maddesinde herkesin
yerleşme ve seyahat hürriyetine sahip olduğu belirtildikten sonra yerleşme
hürriyetinin, suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak,
sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak
amaçlarıyla; seyahat hürriyetinin, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve
suç işlenmesini önlemek amaçlarıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmiştir.
Ayrıca, vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyetinin ise ancak suç soruşturması
veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabileceği hüküm
altına alınmıştır. Maddede seyahat özgürlüğü bakımından " bir mali yükümlülüğün
yerine getirilmemesi " hali özel sınırlama sebepleri arasında sayılmamıştır.
İptali istenilen kuralla yurt dışına çıkış
harcının ödenmemesi halinde, yurt dışına çıkış izni verilmediğinden Anayasa'nın
23. maddesinde kabul edilen seyahat özgürlüğünün sınırlandığı açıktır. Bu
durumda getirilen bu sınırlamanın Anayasa'nın 13. maddesine uygunluğunun da
saptanması gerekir. Anayasa'nın 13. maddesine göre, temel hak ve hürriyetler,
özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen
sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Ayrıca, bu
sınırlamaların, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve
laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
İptali istenen kuralla ilgili olduğu
saptanan Anayasa'nın 23. maddesi ve temel hakların sınırlanması ile ilgili
ilkeleri içeren 13. maddesi hükmü, Anayasa'nın 73. maddesiyle birlikte
değerlendirilerek bir sonuca varılmalıdır. Anayasa'nın " Vergi ödevi " başlıklı
73. maddesinde ise herkesin kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre
vergi ödemekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Belirtilen Anayasa hükmü Devlet
kurumları ve kamu idarelerine maddede belirtilen çerçeve içerisinde kalmak
koşuluyla vergi, resim, harç ve benzeri yükümlülükler getirme yetkisi
vermektedir. Nitekim eldeki işte de iptali istenen düzenleme ile, bu yetki
kapsamında yurt dışına çıkış izni için " yurtdışı çıkış harcı " adı altında ek
mali yükümlülük getirilmesinin Anayasa'nın 23. maddesine aykırı olduğu sonucuna
varılması, Anayasa'nın 73. maddesinin tamamen göz ardı edilmesi sonucunu
doğuracaktır. Öte yandan, getirilen mali yükümlülüğün miktarı gözetildiğinde
iptali istenen hükümle öngörülen yurt dışı çıkış harcının, demokratik toplum
düzeninin gereklerine aykırı olduğu söylenemeyeceği gibi öngörülen miktarın
ölçüsüz olduğu da söylenemez. Bu nedenle kuralın Anayasa'nın 73. maddesi
yanında 23. ve 13. maddelerine de aykırı olmadığı sonucuna varılması gerekir.
Yukarıda belirtilen nedenlerle iptali
istenen hükmün Anayasa'nın 73. maddesi yanında, ayrıca Anayasa'nın 13. ve 23.
maddeleri yönünden de incelenmesi ve aynı sonuca varılması gerektiği
düşüncesiyle, " kuralın Anayasa'nın 23. maddesiyle ilgisinin bulunmadığı " yönündeki
sonuca katılmadım.
Başkanvekili
Alparslan ALT AN
Esas
Sayısı : 2013/66
Karar
Sayısı : 2014/19
KARŞIOY
YAZISI
1-
Kanun'un 52. maddesiyle değiştirilen 5597 sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı
Hakkında Kanun ile Çeşitli kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 1.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi:
A-
Harç ve benzeri mali yükümlülükler yönünden:
Kuralda, yurt dışına çıkış yapan Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşlarından çıkış başına 15 Türk Lirası harç alınması öngörülmektedir.
Harçlar, fertlerin özel menfaatlerine
ilişkin olarak, kamu kurumları ve hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında
yaptıkları ödeme olarak tanımlanmaktadır (Anayasa Mahkemesinin E:2012/158,
K:2013/55 sayılı kararı). Buna göre, Türkiye Cumhuriyetinin kara hava ve deniz
kapılarından yasal olarak yurt dışına çıkış yapan kişiler, bu çıkış
hizmetlerinin karşılığı olarak bir miktar harç ödeyeceklerdir.
Kuralın öngördüğü ödemenin gerçek anlamda
bir harç olmayıp, vergi, resim, harç ve benzeri bir mali yükümlülük olarak
kabulü düşünülebilir ise de bu durum, kuralın Anayasa'ya aykırılığı yönünden
önem taşımamaktadır. Şöyle ki:
Kuralla, Türk sınır kapılarından çıkış
yapan Türk vatandaşları ile yabancı uyruklular aynı hizmetten yararlandığı
halde, yalnızca Türk vatandaşlarına harç ödeme yükümlülüğü getirilmiştir.
Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye
Cumhuriyetinin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiş;
10. maddesinde eşitlik ilkesine yer verilmiş; 73. maddesinde vergi, resim, harç
ve benzeri mali yükümlülükler hakkındaki esaslar düzenlenmiştir. Anayasanın,
harçların tabi olacağı esasları da belirleyen 73. maddesinde "Herkes, kamu
giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür" denilmek
suretiyle, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerde vatandaş ve
yabancı ayrımı yapılamayacağı öngörülmüştür.
İptali istenen kuralda, mali güçlerine
bakılmaksızın ve hizmetten yararlanma konusunda eşit konumda olup olmadıkları
gözetilmeksizin, Türk vatandaşları ile yabancı uyruklular arasında ayrıma
gidilmiştir. Bu durum vergi ve harçlara ilişkin Anayasal ilkelere ve eşitlik
ilkesine, dolayısıyla hukuk devletine aykırıdır. Anayasa Mahkemesinin
15.10.2009 tarihli ve E:2006/119, K:2009/145 sayılı kararında verginin tam ve
dar mükelleflerden faklı alınması, daha açık bir ifadeyle dar mükellef olan yabancı
uyruklulardan hiç alınmaması, Anayasa'nın 2., 10. ve 73. maddelerine aykırı
bulunarak, yabancılara bu konuda ayrıcalık tanıyan kural iptal edilmiştir.
Yurt dışına çıkış harcı konusunda
yabancılar ve Türk vatandaşları arasında yapılan ayrım, Anayasa'nın 73.
maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen, istisna ve indirimler kapsamına da
girmemektedir. İstisna veya indirimden söz edilebilmesi için kuralın, yurt
dışına çıkış yapan herkesten belli bir mali yükümlülüğü yerine getirmesinin
öngörülmesi, ancak haklı bir nedene ve kamu yararına dayanarak (örneğin turizmi
teşvik) yabancılar için bu meblağın belli bir oranda veya sıfıra kadar
indirilmesi hususunda Bakanlar Kuruluna yetki verilmesi gerekir. Kural, bu
Anayasal gereklere uymamaktadır.
Belirli bir işlemi yapanlardan, bir eylemi
gerçekleştirenlerden veya bir hizmetten yararlananlardan makul bir harç
alınması veya her ne ad altında olursa olsun mali bir yükümlülük getirilmesi Anayasal
sınırlar içinde, yasa koyucunun takdir yetkisi içerisindedir. Ancak bu konuda
hizmetten yararlanan Türk vatandaşları ile yabancı uyruklular arasında salt
vatandaşlık temelinde ayrım yapılması, yukarıda açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın
2., 10. ve 73. maddelerine aykırı olduğundan kuralın iptali gerekir.
B-
Seyahat özgürlüğü yönünden:
Kuralın Anayasaya uygunluk denetiminin,
Anayasa'nın 23. maddesi yönünden de yapılması gerekir. Seyahat özgürlüğünün
düzenlendiği 23. madde şöyledir:
"Herkes,
yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.
Yerleşme hürriyeti suç işlenmesini
önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi
gerçekleştirmek ve kamu mallarım korumak;
Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve
kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek;
Amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir" .
Kurala gereğince yurt dışına çıkabilmek
için Türk vatandaşları tarafından 15 TL, tutarındaki harç (veya benzeri mali
yükümlülük) bedelinin ödenmesi gerekmektedir.
Yurt dışına çıkışların vergi, harç ve
benzeri bir mali yükümlülüğün yerine getirilmesi şartına bağlanmasının, seyahat
özgürlüğüne bir müdahale niteliği taşıdığı açıktır. Her ne kadar kuralla
öngörülen ödemenin büyük bir meblağ olmaması nedeniyle seyahat özgürlüğüne
ölçüsüz bir müdahalenin varlığından söz edilemeyeceği ileri sürülebilir ise de,
bu meblağın daha büyük miktarlarda tespit edilmesi halinde seyahat özgürlüğüne
ciddi bir müdahalenin ortaya çıkacağı anlaşılmaktadır. Anayasa " da belirtilen
nedenler dışında seyahat özgürlüğünün kısıtlanması mümkün olmadığından,
hukuksal niteliği bakımından kuralın Anayasa'nın 23. maddesine aykırılık
incelemesinin de zorunlu olduğu düşüncesindeyim. Bu nedenle kuralın 23. madde
ile ilgisinin görülmediğine dair çoğunluk görüşüne katılma olanağı yoktur.
2-
Kanun'un 80. maddesiyle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 397. maddesine
eklenen (5) numaralı fıkranın ikinci cümlesi:
Kuralda, anonim şirketlerin bir kısmı ile
kooperatifler ve bunların bağımsız denetime tabi olmayan üst kuruluşlarının
denetimine ilişkin düzenlemelerin yönetmelikle yapılması öngörülmektedir.
Kanunla düzenlenmiş olan anonim şirketler
ve kooperatiflerin denetimine ilişkin temel ilkelerin yine kanunla düzenlenmesi
hukuk devletinin ve belirlilik ilkesinin gereğidir. Yasa ile çerçevesi çizilmeden
ve temel ilkeler belirlenmeden İdareye yönetmelikle düzenleme yetkisi
verilmesini öngören kuralın, yasa koyucu tarafından düzenlenmesi gereken bir
konuda İdareye çok geniş takdir alanı bıraktığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle
kuralda, yasama yetkisinin devredilmezliğine ilişkin Anayasa'nın 7. maddesine
uyarlık bulunmadığı açıktır. Açıklanan nedenle kuralın iptali gerektiği
düşüncesindeyim.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Esas
Sayısı : 2013/66
Karar
Sayısı : 2014/19
KARŞIOY
GEREKÇESİ
28.3.2013 günlü, 6455 sayılı Gümrük Kanunu
ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair
Kanun'un;
1) 52. maddesiyle değiştirilen 8.3. 2007
günlü, 5597 sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli
Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 1. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının ve (3) numaralı fıkrasının incelenmesi;
Dava konusu edilen fıkralar şöyledir.
"(1) Yurt dışına çıkış yapan Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşlarından çıkış başına 15 Türk Lirası harç alınır. Bakanlar
Kurulu, bu miktarı sıfıra kadar indirmeye yetkilidir."
"(3) Çıkış tarihi itibarıyla yurt
dışında oturma izni bulunanlar, 7 yaşını doldurmamış olanlar, pasavan ve
benzeri belgelerle çıkış yapanlar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine kimlik
belgesiyle çıkış yapanlar ile yurt dışına ticari amaçla sefer yapan kara,
deniz, hava ve demiryolu toplu taşıma ve yük taşıma araçlarının mürettebatı ile Bakanlar Kurulunca belirlenen Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşlarından yurt dışına çıkış harcı alınmaz."
Anayasa'nın 23. maddesinde "Yerleşme ve
seyahat özgürlüğü" düzenlenmiştir. Sözü geçen maddenin beşinci fıkrasında 5982
sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önce yurt dışına çıkma özgürlüğünün
vatandaşlık ödevi ya da ceza soruşturması veya kovuşturması nedeniyle
sınırlanabileceği belirtilmişti. Yapılan itiraz üzerine Anayasa Mahkemesinin
18.10.2007 tarih ve E:2007/4, K:2007/8l sayılı kararı ile vergi borçları nedeniyle
yurt dışına çıkış yasağına ilişkin kuralın Anayasa'nın 13. ve 23. maddelerine
aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir.
Anayasa'nın 23. maddesinin beşinci
fıkrasında 7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Kanunu'nun 3. maddesi ile yapılan
değişiklikle "Vatandaşların yurt dışına çıkma özgürlüğü ancak suç soruşturması
veya kovuşturması sebebiyle hakim kararına bağlı olarak sınırlandırılabilir." hükmü
yer almış olduğundan, vergi ödevine bağlı olarak yurt dışına çıkışların
engellenemeyeceği açıktır.
Bu durumda yurt dışına çıkışta yurt dışı
çıkış harcı alınması kişilerin yurt dışına çıkış özgürlüğünü sınırlayan bir
düzenlemedir ve bu haliyle Anayasa'nın 13. ve 23. maddelerine aykırıdır.
Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi'nin
1.11.2012 günlü ve E:2011/64; K:2012/168 sayılı kararında da belirtildiği gibi "harç"
bir kamu hizmeti karşılığında alınır. Buna göre harcın alınmasında esas olan
kişilerin bir kamu hizmetinden yararlanmayı kamudan talep etmesi ve bir hizmet
karşılığında ödenmesidir.
Dava konusu edilen kuralda "yurt dışı
çıkış harcı" olarak isimlendirilen ödemenin, kişilerin kamudan talep ettikleri
bir hizmetin karşılığı olmadığı, dolayısıyla harç niteliği taşımadığı açıktır.
Bu durumda "yurt dışı çıkış harcı" adı altında alınan "15 Türk Lirası" Anayasa'nın
73. maddesi kapsamında alınan bir harç niteliğinde olduğu söylenemez.
Açıklanan nedenle kural Anayasa'nın 23. ve
73. maddelerine aykırıdır.
Diğer taraftan dava konusu kuralın birinci
fıkrasının birinci cümlesi yurt dışı çıkış harcı alınmasını öngördüğünden ve
fıkranın kalan cümlesinde de yurt dışı çıkış harcı ile ilgili olarak Bakanlar
Kuruluna istisna ve muafiyet belirleme yetkisine ilişkin hükümler içerdiğinden;
yurt dışına çıkış harcının Anayasa'ya aykırı olması nedeniyle maddenin kalan
bölümlerinin de aynı nedenlerle Anayasa'nın 23. ve 73. maddelerine aykırı
olduğu açık olup, iptali gerekmektedir.
2) 80. maddesiyle 13.1.2011 günlü 6102
sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 397. maddesine eklenen (5) numaralı fıkranın
ikinci cümlesinin incelenmesi;
Dava konusu edilen ikinci cümlenin, yer
aldığı fıkra şöyledir.
"(5)
Dördüncü fıkra kapsamı dışında kalan anonim şirketler ile 4572 sayılı Kanun
kapsamındaki kooperatifler ve bunların bağımsız denetime tabi olmayan üst
kuruluşları bu fıkra hükümlerine göre denetlenir. Denetime ilişkin usul ve
esaslar ile bu fıkra uyarınca denetim yapacak denetçilerin niteliklerine,
uyacakları etik ilkelere, görev ve yetkilerine, seçilmelerine, görevden
alınmalarına veya ayrılmalarına; denetimin ve denetim raporlarının içeriğine ve
raporun genel kurula sunulmasına ilişkin hususlar Gümrük ve Ticaret
Bakanlığınca hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmelikle
düzenlenir. Kanunun denetçinin sorumluluğuna ilişkin hükümleri, bu fıkra
uyarınca denetim yapacak denetçilere de kıyasen uygulanır."
Anonim şirketlerin denetim usul ve
esasları, denetçilerin nitelikleri ve seçimi denetim raporlarının içeriği 6102
sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 400., 399., 402. maddelerinde ayrıntılı bir
şekilde düzenlenmektedir.
Dava konusu kuralla anonim şirketlerin bir
kısmının ve 472 sayılı Kanun kapsamındaki kooperatifler ve bunların bağımsız
denetime tabi olmayan üst kuruluşlarının denetimine ilişkin usul ve esaslar ile denetim yapacak
denetçilerin niteliklerine, uyacakları etik ilkelere, görev ve yetkilerine,
seçilmelerine, görevden alınmalarına ve ayrılmalarına, denetim ve denetim
raporlarının içeriğine ve raporun genel kurula sunulmasına ilişkin hususların
Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca çıkarılacak
yönetmelikle düzenleneceği hükme bağlanmaktadır.
Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye
Cumhuriyeti demokratik bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Buna göre
devletin tüm organları Anayasa ve hukukun üstün kuralları ile bağlıdır.
Anayasa'nın 7. maddesinde "Yasama yetkisi
Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez" denilmektedir. Buna
göre yasa koyucu temel ilkeleri koymadan, çerçeveyi çizmeden yürütmeye yetki
vermemesi sınırsız ve belirsiz bir alanı yürütmenin düzenlemesine bırakmaması
gerekir.
Bu durumda Türk Ticaret Kanunu'nda geniş
ve ayrıntılı olarak yapılan düzenlemelere rağmen, hiçbir ilke konulmadan ve
çerçevesi çizilmeden bir kısım anonim şirketlerin, tarım satış kooperatifi ile
birliklerin denetimine ilişkin usul ve esasların yönetmelikle düzenleneceğinin
belirtilmesi yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık oluşturur.
Açıklanan nedenlerle kural Anayasa'nın 2.
ve 7. maddelerine aykırı olup iptali gerekmektedir.
Yukarıda belirtilen nedenlerle sözü geçen
kuralların Anayasa'ya aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesi ile çoğunluk
görüşüne katılmıyorum.
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Esas
Sayısı : 2013/66
Karar
Sayısı : 2014/19
KARŞIOY
GEREKÇESİ
28.3.2013 günlü, 6455 sayılı Gümrük Kanunu
ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun'un
1) 52. maddesiyle değiştirilen 8.3.2007
günlü 5597 sayılı yurt dışına çıkış harcı hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
incelenmesi
Fıkrada "Yurt dışına çıkış yapan Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşlarından çıkış başına 15 Türk Lirası harç alınır."
Anayasa Mahkemesinin 1.11.2012 günlü,
E:2011/64, K:2012/168 sayılı kararında da belirtildiği üzere, bir hizmetin harç
konusu olabilmesi için, kişilerin bir kamu
kurumundan yararlanmaları, kişilere kamu eliyle özel
bir yarar sağlanması ve kamu idaresinin kişilerin özel bir işiyle uğraşması
gerektiğinden, adı harç olmakla birlikte hukuken "harç" niteliği taşamayan,
yurt dışına çıkışta Türk vatandaşlarından "yurt dışı çıkış harcı" alınmasında
Anayasa'nın 73. maddesine uyarlık bulunmamaktadır.
"Yurt
dışına çıkış harcı" , Anayasa'nın 73. maddesi kapsamında bir harç olmadığından,
seyahat özgürlüğü yönünden yapılacak Anayasa'ya uygunluk denetiminden 73.
maddenin esas alınabilmesi de mümkün olamamakta ve bu nedenle yurt dışına
çıkışın engellenmesi sonucunu doğuran dava konusu kural, Anayasa'nın 23.
maddesine de aykırı bulunmaktadır.
2) 6455 Sayılı Kanun'un 80. maddesiyle
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 397. maddesine eklenen (5) numaralı
fıkranın ikinci cümlesinin incelenmesi
Cümlede "Denetime ilişkin usul ve esaslar
ile bu fıkra uyarınca denetim yapacak denetçilerin niteliklerine, uyacakları
etik ilkelere, görev ve yetkilerine, seçilmelerine, görevden alınmalarına veya
ayrılmalarına; denetimin ve denetim raporlarının içeriğine ve raporun genel
kurala sunulmasına ilişkin hususlar Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca hazırlanan
ve Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. "
Kanun'un 397. maddesinin beşinci fıkrası
kapsamında yapılacak denetimle, denetçilerle, denetim raporları ile ilgili
kanun da hiçbir belirleme yapılmamış, temel ilkeler konulmamış ve yürütme
organının yapacağı düzenleme bakımından bir çerçeve çizilmemiştir.
Hiçbir ilke konulmadan ve belirleme
yapılmadan şirketlerin, tarım satış kooperatifleri ile birliklerin denetimine
ilişkin usul ve esasların, denetçilerin niteliklerine, uyacakları etik
ilkelere, görev ve yetkilerine, seçilmelerine, görevden alınmalarına veya
ayrılmalarına; denetim ve denetim raporlarının içeriğine ve raporun genel
kurula sunulmasına ilişkin hususların yönetmelikle düzenleneceğinin
belirtilmesi, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık oluşturur.
Anayasa Mahkemesinin benzer bir konuda
yakın tarihte vermiş olduğu ve elektrik üretim ve dağıtım tesislerinin
incelenme ve denetimlerinin denetleme şirketlerince yapılmasını öngören "Denetim
şirketleri ile ilgili uygulamaya ilişkin usul ve esaslar, Bakanlık görüşü
alınmak kaydıyla EPDK tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. " hükmünü
de içeren bir kuralı iptal kararında, " Denetim şirketlerinin yetkileri ve
nitelikleri ile bu şirketlerce yapılacak denetimin usul ve esaslarına ilişkin
temel ilkeler belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin, yürütme organına
düzenleme yetkisi verilmesi, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine
aykırılık oluşturur." gerekçesine yer vermiştir.
Belirtilen nedenle kural, Anayasa'nın 7.
maddesine aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle yukarda her bölümde
açıklanan gerekçelerle Anayasa'ya aykırı olduğu belirtilen kuralların iptali
gerektiği düşüncesi ile çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Esas
Sayısı : 2013/66
Karar
Sayısı : 2014/19
KARŞIOY
GEREKÇESİ
6454 sayılı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun
ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 52.
maddesiyle değiştirilen 5597 sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile
Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 1. maddesinin birinci
fıkrası, "Yurt dışına çıkış yapan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından çıkış
başına 15 Türk Lirası harç alınır..." düzenlemesini içermektedir.
Anayasa'nın 23. maddesinde, "Herkes,
yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir... Seyahat hürriyeti, suç soruşturma
ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek; Amaçlarıyla kanunla
sınırlanabilir. (Değişik: 3/10/2001-4709/8 md.; Değişik: 12/9/2010-5982/3 md.)
Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya
kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir" hükmü
yer almaktadır.
Dava konusu kural Anayasa'da öngörülen
seyahat özgürlüğünün sınırlanabileceği durumlardan birisini kapsamamaktadır.
Vatandaşların yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak ve ancak suç soruşturması veya
kovuşturması sebebiyle hakim kararına bağlı olarak sınırlanabilir. Buna
karşılık, iptali istenen kuralla söz konusu harcı ödemeyen bir vatandaşın yurt
dışına çıkması engellenerek, anayasanın yurt dışına çıkışın sadece hakim
kararıyla sınırlanabileceği hükmü açık bir şekilde ihlal edilmektedir.
Demokratik devlet vatandaşlarını mümkün
olduğunca az bürokratik işlemlere konu eden devlettir. Küresel bir dünyada
insanların seyahat özgürlüğünü kullanmalarının önündeki engeller azaltılmaya
çalışılırken, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ancak otoriter rejimlerde
görülebilecek bir uygulama ile bu özgürlükten yararlanmak için bir bedel ödemek
zorunda bırakılmaları ve gereksiz yere zaman alıcı bürokratik formalitelerle
uğraşmaları kabul edilemez. Dava konusu kural Anayasa'nın 23. maddesinin
birinci ve üçüncü fıkralarına aykırıdır.
Temel haklara yönelik sınırlamaların
hukuki bir dayanağının olması, meşru bir amaç gütmesi, demokratik toplumda
gerekli ve ölçülü olması gerekmektedir. Temel bir hak olan seyahat özgürlüğüne
yönelik bir müdahale niteliği taşıyan iptali istenen kural meşru bir amaç
taşısa bile, ki bana göre taşımamaktadır, her halükârda demokratik toplumda
gereklilik ve ölçülülük ilkelerini karşılamamaktadır. Bu açıdan kural Anayasa'nın
13. maddesiyle de uyumluluk taşımamaktadır.
Kanun koyucu bir kamu hizmetinin karşılığı
olarak harç alma yetkisine sahiptir. İptali istenen kural ile herhangi bir kamu
hizmeti sunulmadan "harç" adı altında bir bedel alınmaktadır. Kuraldaki "harç" kavramını
meşru gösterebilecek tek kamusal işlem yurt dışına çıkarken ilgili görevli
tarafından pasaportun kontrol edilmesi ve çıkış tarihini gösteren bir kaşenin
pasaporta vurulmasıdır. Pasaport kontrolü ve çıkış tarihinin vurulması kamusal
bir hizmet olmadığından " yurt dışına çıkış harcı " ibaresindeki "harç" Anayasa'nın
73. maddesi kapsamı içinde değerlendirilebilecek bir harç değildir. Nitekim
Anayasa Mahkemesi de 1.11.2012 günlü. E: 2011/64, K: 2012/67 sayılı kararında
bir hizmetin harç konusu olabilmesi için kişilerin bir kamu kurumundan
yararlanmaları, kişilere kamu eliyle özel bir yarar sağlanması ve kamu
idaresinin kişilerin özel bir işiyle uğraşması gerektiği ölçütlerini ortaya
koymuştur. Dolayısıyla dava konusu kural Anayasa'nın 73. maddesini de
aykırıdır.
Modern demokrasilerde eşine az rastlanır
bir çeşit Deli Dumrul düzenlemesi olan dava konusu kural Anayasa'nın 13.. 23.
ve 73. maddelerine aykırıdır.
Üye
Engin YILDIRIM
Esas
Sayısı : 2013/66
Karar
Sayısı : 2014/19
KARŞIOY
YAZISI
6455 sayılı Kanun'un 49. maddesiyle
değiştirilen 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Kanunu'nun 100.
maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesi Anayasa'nın 135. maddesine aykırı
bulunarak iptal edilmiştir.
Dava konusu kuralla, 5174 sayılı Kanun'un
100. maddesi kapsamında oda, borsa ve birlik organlarının üyelerinin görevden
uzaklaştırılmalarının, Bakanlık veya doğrudan Cumhuriyet savcısı tarafından
yetkili asliye hukuk mahkemesinde açılan dava üzerine, iki ay içinde basit
usulde yapılacak yargılama sonucunda karar bağlanacağı ifade edilmiştir.
İptali istenilen cümlede, görevden
uzaklaştırma sebepleri yer almamakla birlikte, "bu madde kapsamında organ
üyelerinin görevden uzaklaştırılmaları"ndan söz edilmesi nedeniyle, bu maddede
yer verilen görevden uzaklaştırma sebeplerinin organ üyeleri yönünde de geçerli
olduğu söylenebilir.
135. maddenin bugünkü metninde, meslek
kuruluşlarının organlarının görevine mahkeme kararıyla son verilebileceği de
belirtilmektedir. Anayasa'da göreve son verme yetkisinin mahkemeye verilmiş
olması, görevden uzaklaştırma yetkisinin de mahkemeye verilebileceği sonucunu
doğurmamaktadır. Zira Anayasada öngörülen göreve son verme, ancak organların " amaçları
dışında faaliyet göstermeleri " haline özgüdür. Dolayısıyla, Anayasanın bu
hükmü, ancak organların "amaçları dışında faaliyet göstermeleri" halinde yargı
kararıyla görevden uzaklaştırılabilmelerine ilişkin yasal bir düzenlemeye
dayanak olabilecektir. Anayasa'nın 135. maddesinde yer alan, "Bu meslek
kuruluşları üzerinde Devletin idari ve mali denetimine ilişkin kurallar kanunla
düzenlenir" hükmü, gerek bu kuruluşlar üzerinde merkezi idarenin idari vesayet
yetkisini, gerekse bu yetkinin kapsamını (idari ve mali denetimle sınırlı
olduğunu) göstermektedir.
Meslek kuruluşları ve üst kuruluşları,
üstlendikleri hizmetler itibariyle Anayasamızda kamu kurumu niteliğinde birer
kamu tüzelkişisi olarak yer almışlardır. Bu nitelikleri itibariyle, idari
teşkilat bütünü içerisinde kamu idareleri, kamu kurumlan yanında meslek
kuruluşları olarak ayrı bir kategoriyi oluşturmaktadırlar. İdari teşkilat
bütünü içerisinde yer alan her türlü kurum ve idareler, ayırım yapılmaksızın şu
veya bu şekilde değişik etkinlikte Devletin gözetim ve denetimine tabidirler.
Anayasa Mahkemesi, kamu kurumu niteliğindeki
meslek kuruluşlarının idari vesayete tabi olduklarını, ancak bu vesayetin
Anayasa'nın 127. maddesinde mahalli idareler yönünden öngörülen vesayetten
farklı olduğunu, idari ve mali denetim yetkisi kapsamında değerlendirilmesi ve
bu denetim sınırlarını aşmaması gerektiğini kabul etmektedir. İdari ve mali
denetim ise idari ve mali konularda inceleme, araştırma, soruşturma ve teftişi
yapmak yetkisini kapsamaktadır.
Anayasa Mahkemesi Kooperatifler Kanunu ile
ilgili bir kararında, kooperatiflerde Bakanlıkça yapılan denetim sonucunda
yönetim kurulu üyeleri ile üst düzey yöneticilerinin hukuka aykırı eylemlerinin
saptanması halinde Bakanlıkça görevlerine son verilebileceği yolundaki hüküm,
(kooperatifleri düzenleyen Anayasa'nın 171. maddesinde yer alan ve kooperatiflerin
Devletin her türlü kontrol ve denetimine tabi olduğu yolundaki hükmünü, Anayasa'nın
171. maddesindeki " Devlet, milli ekonominin yararlarını dikkate alarak,
öncelikle üretimin artırılmasını ve tüketicinin korunmasını amaçlayan
kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacak tedbirleri alır. " kuralı ile
çelişmediği gerekçesi ile Anayasa'ya aykırı bulunmamıştır.
Bu açıklamalar çerçevesinde, kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşları üzerinde Devletin idari ve mali denetimi
kapsamında, söz konusu meslek kuruluşu organlarında görevli üyelerin görevden
uzaklaştırma istemlerinin, bu kişiler yönünden bir güvence oluşturulacak
şekilde, bağımsız ve tarafsız yargı yerlerince karar bağlanmasının
öngörülmesinde Anayasa'ya aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, kuralın Anayasa'nın
135. maddesine aykırı olmadığı kanaatinde olduğumuzdan çoğunluk görüşüne
katılmıyoruz.
Üye Üye
Engin YILDIRIM Hicabı DURSUN
Esas
Sayısı : 2013/66
Karar
Sayısı : 2014/19
EK
GEREKÇE VE KARŞIOY
28.3.2013 günlü, 6455 sayılı Gümrük Kanunu
ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun'un, bazı hükümlerinin iptali istenmiştir.
Bu kapsamda 52. maddesiyle değiştirilen,
8.3.2007 günlü, 5597 sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile Çeşitli
Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 1. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının ve 80. maddesiyle 13.1.2011 günlü, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun
397. maddesine eklenen (5) numaralı fıkranın ikinci cümlesinin de iptali
istenmiştir.
5597 sayılı Kanun'da yapılan değişiklik
açısından ek gerekçe, 6102 sayılı Kanun'da yapılan değişiklik açısından da
karşıoy yazılması gerekmiştir.
1-
Kanun'un 52. Maddesiyle Değiştirilen 5597 Sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı
Hakkında Kanun ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 1.
Maddesinin Birinci Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yapılan Değişiklik Açısından
Ek Gerekçe
İptali istenen hüküm, "(1) Yurt dışına
çıkış yapan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından çıkış başına 15 Türk Lirası
harç alınır. Bakanlar Kurulu, bu miktarı sıfıra kadar indirmeye yetkilidir" şeklindedir.
Mahkememiz çoğunluğu, hükmü Anayasa'nın 73. maddesi kapsamında değerlendirmiş
ve Anayasa'ya aykırı bulmamış; 23. madde ile ilgili görmemiştir. Kanaatimce de,
hükümle, yurt dışına çıkış için mali bir yükümlülük öngörüldüğünden, 73. madde
açısından incelenmelidir. Anayasa m. 73 açısından bakıldığında, Kanunkoyucu,
yurt dışına çıkmak isteyenler için Kanunla mali bir yükümlülük getirebilir. O
nedenle Anayasa'nın 73. maddesine bir aykırılık yoktur.
Ancak, iptali istenen hüküm, yurt dışına
çıkış için mali bir yükümlülük öngördüğünden ve bu yükümlülük yerine
getirilmediğinde yurt dışına çıkmak, dolayısıyla seyahat etmek kural olarak
engellendiğinden, hükmün Anayasa'nın 23. maddesiyle de ilgisi vardır; o açıdan
da incelenmesi gereklidir.
Anayasa m. 23 şu şekildedir: "Herkes,
yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.
Yerleşme hürriyeti, suç işlenmesini
önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi
gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak;
Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve
kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek;
Amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir.
Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti,
ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak
sınırlanabilir.
Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda
girme hakkından yoksun bırakılamaz."
Görüldüğü gibi, seyahat özgürlüğünü
sınırlayan nedenler arasında, "yurt dışı çıkış harcı" gibi, bir mali
yükümlülüğün yerine getirilmemesi nedeni bulunmamaktadır. Ancak 73. madde
gereğince Devlet sunduğu bir hizmet nedeniyle mali bir yükümlülük
öngörebilmektedir. Burada da, pasaport dışında, yurt dışına çıkış izni için ek
mali bir yükümlülük getirilmektedir. Nitekim, Mahkememiz çoğunluğu yukarıda da
belirtildiği üzere, hükmü bu nedenle Anayasa'nın 73. maddesine aykırı
görmemiştir.
Bilindiği gibi, Anayasa'nın iki maddesi
belirli bir konuda farklı yönde düzenlemeler içeriyorsa, biri diğerinin
sınırını oluşturabilmektedir ve her iki maddenin de uygulanmasını sağlayacak
şekilde yorum yapılması gereklidir. Bu açıdan Anayasa'nın 73. ve 23.
maddelerini birlikte değerlendirmek gerekir. Bu durumda da, Devletin yurt
dışına çıkmak isteyen kişilerden, adı, harç yahut farklı şekilde de olsa,
belirli bir miktar para alması mümkündür.
Yurt dışına çıkış harcının ödenmemesi
halinde, yurt dışına çıkış izni verilmediğinden Anayasa " nın 23. maddesinde
kabul edilen seyahat özgürlüğünün sınırlandığı açıktır. O nedenle getirilen bu
sınırlamanın Anayasa'nın 13. maddesine de uygun olması gerekir. Anayasa m. 13
gereğince bir hak veya özgürlüğe kanunla getirilen sınırlamanın, demokratik
toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olması gereklidir. Bu
açıdan bakıldığında, iptali istenen hükümle getirilen yurt dışı çıkış harcının,
demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olduğu söylenemeyeceği gibi,
Ülkemizdeki asgari ücret ve genel gelir seviyesi dikkate alındığında istenen
miktarın ölçüsüz olduğu da söylenemez.
Yukarıda belirtilen nedenlerle iptali
istenen hüküm, Anayasa'nın 73. maddesinin dışında, 13. ve 23. maddelerine de
aykırı değildir.
2-
Kanun'un 80. Maddesiyle 13.1.2011 günlü, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun
397. Maddesine Eklenen (5) Numaralı Fıkranın İkinci Cümlesi Açısından Karşıoy
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 397.
maddesine eklenen 5. fıkra şu şekildedir.
(5) Dördüncü fıkra kapsamı dışında kalan
anonim şirketler ile 4572 sayılı Kanun kapsamındaki kooperatifler ve bunların
bağımsı: denetime tabi olmayan üst kuruluşları bu fıkra hükümlerine göre denetlenir.
Denetime ilişkin usul ve esaslar ile bu fıkra uyarınca denetim yapacak
denetçilerin niteliklerine, uyacakları etik ilkelere, görev ve yetkilerine,
seçilmelerine, görevden alınmalarına veya ayrılmalarına; denetimin ve denetim
raporlarının içeriğine ve raporun genel kurula sunulmasına ilişkin hususlar
Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca çıkarılacak
yönetmelikle düzenlenir. Kanunun denetçinin sorumluluğuna ilişkin hükümleri, bu
fıkra uyarınca denetim yapacak denetçilere de kiyaseti uygulanır." Fıkranın ikinci cümlesinin Anayasa'nın 2.,
7., 8. ve 11. maddelerine aykırı olduğu belirtilerek iptali istenmiştir
Mahkememiz çoğunluğu, iptali istenen
cümleyi, teknik bir husus olduğu gerekçesiyle Anayasa'ya aykırı görmemiştir.
Mahkememiz Başkanvekili Serruh KALELİ'nin,
bu konuya ilişkin yazmış olduğu karşıoy'da belirtilen gerekçelerle, hükmün
Anayasa'nın 7. maddesine aykırı olduğu ve iptali gerektiği kanaatinde
olduğumdan, Mahkememiz çoğunluğunun görüşüne katılmam mümkün olmamıştır.
Üye
Erdal TERCAN
Esas
Sayısı : 2013/66
Karar
Sayısı : 2014/19
KARŞIOY
GEREKÇESİ VE FARKLI GEREKÇE
6455 sayılı Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun
ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 49.
maddesiyle değiştirilen, 5174 sayılı Kanunun 100. maddesinin üçüncü fıkrasının
ikinci cümlesinin iptaline ve aynı Kanunun 52. maddesiyle değiştirilen, 5597
sayılı Kanunun 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının iptali isteminin ise
reddine karar verilmiştir. Çoğunluğun iptal kararına katılmıyor, red kararına
ise farklı gerekçeyle katılıyorum.
I-
KARŞIOY GEREKÇESİ
5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar
Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanununun 100. maddesinin üçüncü fıkrasının
iptal edilen cümlesi şöyledir: "Bu madde
kapsamında organ üyelerinin görevden uzaklaştırılmaları ise Bakanlık veya
doğrudan Cumhuriyet savcısı tarafından yetkili asliye hukuk mahkemesinde açılan
dava iterine, iki ay içinde basit usulde yapılacak yargılama sonucunda karara
bağlanır."
1. 5174 sayılı Kanunun "Denetim" başlıklı
100. maddesinin birinci fıkrasında odalar, borsalar, Birlik ve bunların bağlı
ve ilgili kuruluşlarının Bakanlığın denetimine tabi olduğu, ikinci fıkrasında
bunların ilgili personeli ile organlarında görevli üyelerinin Bakanlık
müfettişlerinin talebi üzerine her türlü bilgi ve belgeyi ibraz etmekle,
denetim sırasında her türlü yardım ve kolaylığı göstermekle yükümlü oldukları
belirtilmektedir.
Maddenin, iptali istenen cümlenin de
içinde bulunduğu, üçüncü fıkrasında ise "tedbiren geçici olarak görevden
uzaklaştırma" konusu düzenlenmektedir. Buna göre, ikinci fıkrada belirtilen
yükümlülükleri yerine getirmeyen veya Kanunun 76 ncı maddesinde belirtilen
suçlardan dolayı haklarında kovuşturmaya başlanan ya da görevi başında kalması
yapılan denetim bakımından sakıncalı görülen oda, borsa ve Birlik personeli
Bakanlık müfettişinin teklifi üzerine Bakanlıkça, organ üyeleri ise Bakanlık
veya doğrudan Cumhuriyet savcısı tarafından açılan dava üzerine mahkemece
tedbiren geçici olarak görevden uzaklaştırılabilecektir.
Kuralın gerekçesinde, düzenlemenin 5368
sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu ile tanınan, Bakanlığın
denetimine tabi olan esnaf ve sanatkar odaları ve bunların üst birliklerinin
denetimi sırasında denetim ve soruşturmanın güvenliği açısından geçici olarak
görevden uzaklaştırma yetkisine paralel bir şekilde yapıldığı belirtilmiştir.
Gerekçeye göre "Maddede yapılan değişiklik ile görevi başında kalması
denetim ve soruşturmanın yapılması bakımından sakıncalı görülen; oda, borsa ve
Birlik personelinin Bakanlık denetim elemanlarının teklifi üzerine Bakanlıkça,
organ üyelerinin ise Bakanlık denetim elemanlarının teklifi üzerine Bakanlık
veya Cumhuriyet savcısının talebi ve yetkili asliye mahkemesinin kararı üzerine
görevden uzaklaştırılabilmesi hususundaki hukuki boşluğun giderilebilmesi
amaçlanmıştır."
Mahkememiz çoğunluğu, kuralı Anayasanın
135. maddesine aykırı bularak iptal etmiştir. İptal kararı, organların görevden
uzaklaştırılmasına ilişkin Anayasanın 135. maddesinde yapılan değişikliğe
dayandırılmıştır. 135. maddenin mülga yedinci ve sekizinci fıkraları kamu
kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının organlarının görevden
uzaklaştırılmalarına imkan veren düzenlemeler içermekteydi. Bu fıkralarda "Türk
Devletinin varlık ve bağımsızlığının, ülkenin ve milletin bölünmez
bütünlüğünün, toplumun huzurunun korunması ve Devletin Anayasada belirtilen
temel niteliklerini tehdit edici faaliyetlerin önlenmesi bakımından
gecikmesinde sakınca bulunan hallerde mahallin en büyük mülki amiri bu
organları geçici olarak görevden uzaklaştırabilir. Görevden uzaklaştırma
kararı; üç gün içinde mahkemeye bildirilir. Mahkeme görevden uzaklaştırma
kararının yerinde olup olmadığına en geç on gün içinde karar verir" denmekteydi.
1995 yılında yapılan değişiklikle bu fıkralar 135. maddeden çıkarılmış, yerine
belli şartlar altında bu organların faaliyetten menedilmesine ilişkin düzenleme
getirilmiştir.
135. maddenin yürürlükteki yedinci
fıkrasına göre, "milli güvenliğin, kamu düzeninin, suç işlenmesini veya
suçun devamını önlemenin yahut yakalamanın gerektirdiği hallerde gecikmede
sakınca varsa, kanunla bir merci, meslek kuruluşlarını veya üst kuruluşlarım
faaliyetten men ile yetkilendirilebilir. Bu merciin kararı, yirmidört saat
içerisinde görevli hakimin onayına sunulur. Hakim, kararını kırksekiz saat
içinde açıklar; aksi halde, bu idari karar kendiliğinden yürürlükten kalkar." Ayrıca,
amaçları dışında faaliyet gösteren meslek kuruluşlarının sorumlu organlarının
görevlerine mahkeme kararıyla son verileceğine ve yerlerine yenilerinin seçtirileceğine
ilişkin hüküm de 1995 değişikliği sonrasında 135. maddede yer almaya devam
etmiştir.
Görüldüğü üzere, amaçlan dışında faaliyet
gösteren kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının sorumlu organlarının
mahkeme kararıyla görevlerine son verilmesi, milli güvenliğin, kamu düzeninin,
suç işlenmesini veya suçun devamını önlemenin yahut yakalamanın gerektirdiği
durumlarda da gecikmesinde sakınca varsa kanunla yetkili kılınan merci
tarafından faaliyetten menedilmesi mümkündür. Anayasada yapılan değişiklikle,
gecikmesinde sakınca bulunan hallerde meslek kuruluşlarının organlarının " mahallin
en büyük mülki amiri " tarafından geçici olarak görevden uzaklaştırılmaları
yerine, belli şartlar altında kanunla yetkilendirilmiş " bir merci " tarafından
faaliyetten menedilmeleri öngörülmüştür. Kimileri bu değişikliği meslek
kuruluşlarının özerkliği bakımından atılmış olumlu bir adım olarak görürken,
bazı hukukçular da "Yasa koyucu, idarenin (ya da herhangi bir devlet
erkinin) herhangi bir derecedeki memuruna, kuruluş organlarının görevden
uzaklaştırılması yetkisinin tanınmasının yolunu açmıştır" diyerek
eleştirmişlerdir (Bkz. Metin Günday, Orhan Tekinsoy, Mustafa B. Mısır ve Yunus
B. Çamurdan, Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları Raporu: Anayasa'nın
135. Maddesinin Karşılaştırmalı Değerlendirilmesi ve Bir Öneri, www.ado.org.tr/dosyalar
.'KKNMK.iaporu.htm, erişim
tarihi: 21/12/2014).
Her durumda bu anayasal değişiklik, belli
şartlar altında organlarda görev yapan üyelerin artık hiçbir şekilde geçici olarak
görevden uzaklaştırılamayacakları anlamına gelmemektedir. Çok daha ağır bir
yaptırım olan " göreve son verme ve yerlerine yenilerini seçtirme " yetkisini
mahkemelere veren, belli şartlar altında gecikmesinde sakınca varsa meslek
kuruluşlarını faaliyetten menetme yetkisini idareye veren anayasa koyucunun, " tedbiren
geçici olarak görevden uzaklaştırma " yetkisini mahkemelere vermediğini ileri
sürmek mümkün değildir.
Diğer yandan, 1995 değişikliğiyle
Anayasadan çıkarılan düzenleme ile iptali istenen kuraldaki düzenleme tamamen
birbirinden farklıdır. Birincisi, 135. maddenin mülga yedinci fıkrasında geçici
olarak görevden uzaklaştırma sebepleri olarak "Türk Devletinin varlık ve
bağımsızlığının, ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğünün, toplumun huzurunun korunması,
ve Devletin Anayasada belirtilen temel niteliklerini tehdit edici faaliyetlerin
önlenmesi" gösterilmiştir. Halbuki, iptali istenen kuralda meslek
kuruluşlarının denetimi sırasında yasal yükümlülüklerini yerine getirmeyen ya
da görevleriyle ilgili suçlardan yargılanan organ üyelerinin tedbiren geçici
olarak görevden uzaklaştırılmaları söz konusudur. İkincisi, mülga yedinci
fıkrada meslek kuruluşlarının organlarının, iptali istenen kuralda ise
yasal yükümlülüklerini yerine getirmeyen organ üyelerinin geçici olarak
görevden uzaklaştırılmaları öngörülmüştür. Üçüncüsü ve en önemlisi, 135.
maddenin mülga yedinci fıkrasında gecikmesinde sakınca bulunan hallerde
organların geçici olarak görevden uzaklaştırılması yetkisi mahallin en büyük
mülki amirine yani idareye verilmişken, iptali istenen kuralda organ üyelerini
görevden uzaklaştırma yetkisi yargı organına tanınmıştır.
sonuc olarak, çoğunluğun 1995 anayasa
değişikliğinden hareketle, 135. maddede artık " geçici olarak görevden
uzaklaştırma " kaldırıldığından mahkeme kararıyla da olsa organ üyelerinin
tedbiren geçici olarak görevden uzaklaştırılamayacağı yönündeki yorumu isabetli
değildir. Zira, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını anayasal kurum
haline getiren ve bu konuda "ileri" bir düzenleme olarak kabul edilen 1961
Anayasasının 122. maddesi bile "İdare, seçilmiş organları, bir yargı mercii
kararma dayanmaksızın, geçici veya sürekli olarak görevinden uzaklaştıramaz" demek
suretiyle meslek kuruluşlarının organlarının yargı kararıyla geçici olarak
görevden uzaklaştırılabileceğini kabul etmiştir.
2. Esasen, iptali istenen kuralın anayasal
dayanağı Anayasanın 135. maddesinin beşinci fıkrasıdır. Buna göre, "Bu
meslek kuruluşları üzerinde Devletin idari ve mali denetimine ilişkin kurallar
kanunla düzenlenir". Nitekim
Mahkememiz tam da bu hüküm nedeniyle, Kanunun 100. maddesinin ikinci fıkrasında
belirtilen yükümlülüklerin muhatapları arasında "organ üyeleri"nin de
bulunmasını Anayasaya aykırı görmemiştir. Mahkemeye göre, "Anayasa'nın 135.
maddesi uyarınca odalar, borsalar ve Birliğin idari ve mali denetimi
kapsamında, Bakanlık müfettişlerinin yapacağı denetimin etkili ve sağlıklı
olabilmesi için ilgililere bir lakım yükümlülükler öngörülmesinde Anayasa'ya
aykırılık bulunmadığından, bu kapsamda, odalar, borsalar ve Birlik organlarında
görevli üyelerin de bu kapsamda yükümlü kılınmalarında Anayasa'ya aykırılık
bulunmamaktadır. Odalar, borsalar ve Birlik organları üyelerinin idari ve mali
denetim kapsamında öngörülen yükümlülüklerinin, yalnızca ilgili oldukları ve
kanunen görevli bulundukları konularla sınırlı olacağı açıktır."
Denetim sırasında organ üyelerinin yükümlü
kılınabileceğini kabul eden çoğunluk, bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi
durumunda ve Kanunda belirtilen diğer nedenlerle söz konusu kişilerin tedbiren
geçici olarak görevden uzaklaştırılmalarının Anayasaya aykırı olacağına karar
vermiştir. Halbuki, belli şartlar altında kişilerin bulundukları görevden
geçici olarak uzaklaştırılmaları gerek denetimin gerekse de soruşturma ve
kovuşturmanın sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi için kaçınılmaz bir tedbir
olarak kabul edilmektedir. Buna karar verecek olan da hiç kuşkusuz mahkemedir.
Kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşları Anayasanın 135. maddesinde "organları kendi üyeleri tarafından seçilen"
kamu tüzel kişileri olarak nitelendirilmiştir. Bunlar, bir yandan üyelerince
seçilen organlar eliyle yönetilen ve bu anlamda özerkliği olan, diğer yandan da
kuruluş amaçlan dışında faaliyet göstermesi yasaklanan ve bu kapsamda devletin
gözetim ve denetimi altında tutulan kuruluşlardır. Kamu tüzel kişiliğine sahip
olan ve belli alanlarda kamu gücü kullanan bu kuruluşlar üzerinde devletin
idari vesayet yetkisi uygulanmaktadır.
İptal kararıyla birlikte, belli suçlardan
yargılanan organ üyelerinin mahkemece organlardaki görevlerinden geçici olarak
uzaklaştırılmaları imkanı da ortadan kaldırılmıştır. Halbuki, kamu tüzel
kişiliği bulunmayan ve tamamen özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösteren
dernekler ve kooperatifler gibi kuruluşlar üzerinde bile Devletin belli ölçüde
idari ve mali denetim yetkisine sahip olduğu, bazı şartlar altında bu
kuruluşların organlarında görev alanların idari ya da yargısal kararla tedbiren
görevden uzaklaştırılabildikleri bilinmektedir. Sözgelimi 5253 sayılı Dernekler
Kanununun 32. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca, dernek yönetim
kurulu başkanı ve üyeleri görevleriyle ilgili suçlardan dolayı
yargılandıklarında " mahkeme yargılama sırasında sanıkların, organlardaki
görevlerinden geçici olarak uzaklaştırılmasına da karar verebilir. "
Benzer şekilde, 1163 sayılı Kooperatifler
Kanununun 90. maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesi de "Yapılan
denetimler sonucunda, kooperatiflerin, kooperatif birliklerinin, kooperatif
merkez birliklerinin, Türkiye Milli Kooperatifler Birliğinin ve bunların
iştiraklerinin yönelim kurulu üyeleri ile üst düzey yöneticilerinin, hukuka
açıkça aykırı eylem ve işlemlerinin tespit edilmesi durumunda, ilgili Bakanlık,
kamu yararı ve hizmet gerekleri dikkate alınarak gecikmesinde sakınca görülen
hallerde ileride telafisi güç veya imkansız zararlara yol açılmasının
engellenmesi amacıyla bu kişilerin görevlerine tedbiren son verebilir" şeklinde
bir düzenlemeye yer vermektedir. Anayasa Mahkemesi, bu kuralın Anayasaya
uygunluğunu denetlemiş ve iptal istemini reddetmiştir. Anayasanın 171.
maddesinin ikinci fıkrasındaki kooperatiflerin "Devletin her türlü kontrol
ve denetimine tabî" olduğuna ilişkin hükmün 1995 yılındaki anayasa
değişikliği ile kaldırılmasına rağmen, Mahkememiz çoğunluğu, Bakanlığa tanınan
yöneticileri tedbiren görevden uzaklaştırma yetkisiyle "kooperatifler ile
ilgili suistimallerin önüne geçilmesinin amaçlandığı"nı belirterek dava
konusu kuralda Anayasaya aykırılık bulmamıştır (E.2010/79, K.2012/9, K.T:
19.01.2012, R.G: 29.5.2012).
Dernek ve kooperatifler gibi, kamu gücü
kullanmayan ve özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösteren kuruluşların
sorumlulularının belli şartlar altında tedbiren görevden uzaklaştırılmaları
kabul edilmişken, kamu gücü kullanan ve kamu tüzel kişiliğine sahip meslek
kuruluşlarının organlarında görev yapan üyelerin mahkeme kararıyla bile geçici
olarak görevlerinden uzaklaştıramayacağını ileri sürmek çelişkili bir durumdur.
Dahası, Anayasanın 127. maddesinin
dördüncü fıkrası uyarınca "görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında
soruşturma veya kovuşturma açılan mahalli idare organları veya bu organların
üyelerini İçişleri Bakanı, geçici bir tedbir olarak, kesin hükme kadar
uzaklaştırabilir". Buna göre, milyonlarca vatandaşın oyuyla seçilmiş bir
belediye başkanı ya da meclis üyesi yürütme organı tarafından
soruşturmanın/kovuşturmanın selameti için geçici olarak görevden
uzaklaştırılabilirken, göreviyle ilgili bir suçtan dolayı hakkında soruşturma
veya kovuşturma açılan bir oda, borsa ya da Birlik başkanı veya yönetim kurulu
üyesinin mahkeme kararıyla dahi geçici olarak görevden uzaklaştıramayacağını
kabul etmek, ne lafzi, ne amaçsal ne de sistematik yorumla anayasal dayanağı
bulunabilecek bir sonuçtur. Böyle bir sonuca ulaşılabilmesi için Anayasanın
135. maddesinde veya herhangi bir maddesinde meslek kuruluşlarının organlarında
görev yapan üyelerin yargı kararıyla bile olsa hiçbir durumda geçici olarak
görevden uzaklaştırılamayacağına dair bir düzenlemenin bulunması gerekirdi.
Bu nedenlerle, iptali istenen kuralın
Anayasanın 135. maddesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
3. Dava dilekçesinde ileri sürüldüğü gibi,
kuralla öngörülen geçici tedbirin ölçüsüz olduğu da söylenemez. İdari vesayet
kapsamında kamu kurumu niteliğindeki kuruluşların denetimi sırasında organ
üyelerinin tedbiren geçici olarak görevden uzaklaştırılabilmeleri, denetimin
etkili bir şekilde yapılabilmesi için gerekli görülen bir tedbirdir. Bu
tedbirin geçiciliği ve ancak mahkeme kararıyla uygulanabilmesi, organ üyeleri
açısından bir teminattır.
İptal edilen cümlenin devamında, görevden
uzaklaştırılanların denetim sırasında veya denetimin tamamlanmasından sonra
haklarında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğinde veya mahkumiyetlerine
karar verilmediğinde görevlerine dönecekleri öngörülmektedir. Ayrıca, bunlara
uzaklaştırma süresi boyunca yapılacak ödemelerin üçte ikisinin ödeneceği,
görevlerine döndüklerinde de uzaklaştırma süresi boyunca mahrum kaldıkları
ödemelerin kanuni faiziyle birlikte ödeneceği belirtilmektedir. Bu nedenle,
kuralın ölçülü bir düzenleme getirdiği ve Anayasanın 2. maddesine aykırı bir
yönünün olmadığı açıktır.
Açıklanan gerekçelerle, kuralın Anayasaya
aykırı olmadığını düşündüğümden çoğunluğun iptal yönündeki görüşüne
katılmıyorum.
II- FARKLI GEREKÇE
Mahkememiz çoğunluğu, Kanunun 52.
maddesiyle değiştirilen 5597 sayılı Yurt Dışına Çıkış Harcı Hakkında Kanun ile
Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 1. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının birinci cümlesinin iptali istemini, kuralın Anayasanın 73.
maddesine aykırı olmadığı ve 23. maddesiyle de ilgisinin olmadığı gerekçesiyle
reddetmiştir. 73. madde yönünden çoğunluk görüşüne katılmakla birlikte, 23.
maddeye ilişkin görüşe aşağıda açıklayacağım nedenlerle katılmamaktayım.
İptali istenen kural, "Yurt dışına çıkış
yapan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından çıkış basma 15 Türk Lirası harç
alınır" şeklindedir. Bu haliyle kuralın yurt dışına çıkmak isteyen
vatandaşlara "harç" adı altında bir mali yükümlülük getirdiği, bu yükümlülüğün
de Anayasanın 73. maddesi kapsamında kanunla düzenlendiği açıktır. Nitekim,
5597 sayılı Kanunun genel gerekçesinde "harç tutarının makul bir seviyeye
indirilmesi suretiyle vergide adalet ve genellik prensibine de uyum
sağlanmaktadır" denilmiştir.
Kuralın 73. madde kapsamında bir mali yükümlülük
getirdiği kabul edildikten sonra bunun seyahat hürriyetiyle, özellikle de yurt
dışına çıkma hürriyetiyle ilişkisinin belirlenmesi gerekir. Dava konusu kural
her durumda Anayasanın 23. maddesiyle ilgilidir. Kuralla getirilen, yurt dışına
seyahat etmek isteyen kişilerin pasaport alırken pasaport harcı ödeme, bilet
alırken bilet bedeli yanında farklı adlarla vergi ödeme yükümlülüğü gibi bir
mali yükümlülük olup, bunun yurt dışına çıkma hürriyetine bir müdahale olduğu
açıktır.
Seyahat hürriyetini koruyan Anayasanın 23.
maddesine göre "Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle
ve suç işlenmesini önlemek; Amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir. Vatandaşın yurt
dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle
hakim kararma bağlı olarak sınırlanabilir." Maddede bunun dışında bir
sınırlama nedenine yer verilmemiştir.
Burada öncelikle 23. maddenin açık hükmü
karşısında seyahat hürriyetine yönelik dava konusu kuralla bir sınırlamanın
getirilip getirilemeyeceğini belirlemek gerekir. Mahkememizin yerleşik
içtihatları uyarınca, Anayasanın temel hak ve hürriyetleri düzenleyen ve hiçbir
sınırlama nedenine yer vermeyen maddeleri yorumlanırken, düzenlenen hak ve
hürriyetlerin doğasından kaynaklanan sınırlamalarla, diğer anayasal hükümlerden
kaynaklanan sınırlamaların da esas alınması gerektiği kabul edilmiştir.
Anayasanın sistematik yorumu, anayasal
hükümler arasındaki irtibatı dikkate almayı gerektirir. Bu yaklaşım, ilk
bakışta hak ve hürriyetlerin aleyhine gibi görünse de, bir çok durumda çatışan
haklar arasında dengeleme yaparken başvurulan kaçınılmaz bir yöntem olarak
ortaya çıkabilmektedir.
Dava konusu kural, Anayasanın 73.
maddesine dayanarak bir mali yükümlülük getirmek suretiyle yurt dışına çıkma
hürriyetini sınırlandırmaktadır. Ancak bu sınırlandırmanın Anayasanın 13.
maddesinde öngörülen ölçütlere aykırı olduğu söylenemez. Her şeyden önce, adı "harç"
olan bu yükümlülüğün, belli kamu hizmetlerinin karşılığında veya kamu
giderlerinin karşılanması amacıyla getirildiği açıktır.
Bu mali yükümlülüğün 15 TL gibi ülke
şartlarında sembolik sayılabilecek bir miktara tekabül etmesi karşısında,
kuralın vatandaşların yurt dışına çıkma hürriyetinin özüne dokunmadığı, onu
kullanılamaz hale getirmediği ortadadır. Aynı nedenle, 15 TL tutarındaki
harcın, vatandaşlara katlanamayacakları bir mali yük getirdiği, bu anlamda
kuralın ölçülülük ilkesine aykırı olduğu da söylenemez.
Açıklanan gerekçelerle, dava konusu kural
Anayasanın 73. maddesine aykırı olmadığı gibi, 23. maddesine de aykırı değildir.
Üye
Zühtü ARSLAN