İdari işlemlerde yapılacak tebligatlarda ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilerine başvuracağının ve bunun sürelerinin belirtilmesinin zorunlu olduğundan bu yönüyle eksik yapılan bildirimlerdeki süre aşımı nedeniyle üsul incelemelerinin adil yargılamayı engellediği konulu Başvuru 2013/3963 Sayılı Kararı
ANAYASA
MAHKEMESİ BAŞKANILĞI
Tasarruflu yazılar 1
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
DENKTAŞ NAKLİYAT TURİZM LTD. ŞTİ.
BAŞVURUSU
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:25.12.2015 tarih ve 29573 sayılı R.G.
Başvuru
Numarası: 2013/3963
Karar
Tarihi: 15/10/2015
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, Habur Gümrük Müdürlüğünce tesis edilen
işlemin iptali talebiyle açılan davanın süre aşımı yönünden reddedilmesi
nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal
edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU
SÜRECİ
2. Başvuru, 7/6/2013 tarihinde Mersin 2. İdare
Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve başvurunun Komisyona sunulmasına
engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 10/10/2013
tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar
verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 5/1/2015 tarihinde, kabul
edilebilirlik ve esas incelemenin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığına (Bakanlık) başvuru konusu olay ve
olgular bildirilmiş, başvurunun bir örneği görüş için gönderilmiştir. Bakanlık
5/2/2015 tarihli yazı ile görüşünü Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlığın görüş yazısı 17//2/2015 tarihinde
başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu 23/2/2015 tarihli yazı ile karşı beyanda
bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru dilekçesi ve eklerinde ifade edildiği
şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Habur Gümrük Müdürlüğünce başvurucu şirket adına
Habur Gümrük Müdürlüğünde tescilli transit beyannameleri muhteviyatı eşyanın
tesliminde meydana gelen eksiklikle ilgili olarak 69.605 TL tutarında gümrük
vergisi ve resimlerinin on gün içinde ödenmemesi durumunda 27/10/1999 tarihli ve
4458
sayılı Gümrük Kanunu'nun 198.
maddesi uyarınca, eşyanın alıcısı tarafından verilen teminat mektubunun nakde
çevrilmesi suretiyle tahsil edileceği yolunda 11/1/2004 tarihli ve 505 sayılı
işlem tesis edilmiş ve işlem 7/2/2004 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
9. Başvurucu 5/3/2004 tarihinde Gümrük Başmüdürlüğüne
itirazda bulunmuştur.
10. İtirazın reddine ilişkin Gümrük Başmüdürlüğü
kararı 29/3/2004 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu 26/4/2004
tarihinde kararın iptali istemiyle Diyarbakır Vergi Mahkemesinde dava açmıştır.
11. Mahkeme; 21/9/2004 tarihli ve E.2004/200,
K.2004/380 sayılı kararıyla dava konusu işlemin kısmen iptaline, kısmen de
reddine karar vermiştir.
12. Kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay Yedinci
Dairesi 14/3/2007 tarihli ve E.2005/11, K.2007/1279 sayılı kararı ile İlk
Derece Mahkemesi kararının reddine ilişkin kısmını onamış, iptaline ilişkin
kısmı hakkında ise temyiz isteminin kabulüne karar vermiş, bu karara karşı
yapılan karar düzeltme başvurusunu da 22/1/2008 tarihli ve E.2007/4459, K.2008/275
sayılı kararı ile reddetmiştir.
13. Bozma kararına uyan İlk Derece Mahkemesi, 9/4/2008
tarihli ve E.2008/208, K.2008/157 sayılı kararıyla davanın süre aşımı yönünden
reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:
"4458 sayılı Kanunun 85. maddesinin birinci fıkrasında
transit eşyası için tahakkuk edebilecek gümrük vergilerinin ödenmesini sağlamak
üzere teminat verilmesinin zorunlu olduğu yolunda yer alan hükme göre; transit
rejiminde, eşyaya isabet eden gümrük vergi ve resimleri, Yurda giriş esnasında
tahakkuk ettirilerek teminata bağlandığından; söz konusu rejim koşullarına
aykırı davranılması durumunda, başlangıçta tahakkuk ettirilerek teminata
bağlanan ve itirazsız kesinleşen gümrük vergi ve resimlerinin, 6183 sayılı Amme
Atacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun teminatlı alacakların takip ve
tahsiline ilişkin hükümleri uyarınca işleme tabi tutulması gerekmektedir.
6183 sayılı Kanunun 56. maddesinde de; karşılığında
teminat gösterilmiş bulunan amme alacağının vadesinde ödenmemesi durumunda
borcun yedi gün içinde ödenmesi, aksi halde teminatın paraya çevrileceği veya
diğer şekillerle cebren tahsile devam olunacağının borçluya bildirileceği, yedi
gün içinde borç ödenmediği takdirde teminatın bu Kanun hükümlerine göre paraya
çevrilerek amme alacağının tahsil edileceği öngörülmüş; aynı Kanunun 37.
maddesinde ise, hususi kanunlarda ödeme zamanı tespit edilmemiş amme alacaklarının
Maliye Vekaletince belirtilecek usule göre yapılacak tebliğinden itibaren bir
ay içinde ödeneceği, bu ödeme müddetinin son gününün amme alacağının vadesi
günü olduğu hükmüne yer verilmiştir.
Yukarıda anılan hükümler birlikte değerlendirildiğinde,
önceden teminata bağlanan amme alacağının takip ve tahsili amacıyla 6183 sayılı
Kanunun anılan hükümleri uyarınca tesis edilen dava konusu işlem için idari
itiraz yollarına başvurulmaksızın, dava açma süresi içerisinde, doğrudan vergi
mahkemesinde dava açılması Yargılama Hukuku kuralları gereğidir. Bu bakımdan,
teminata bağlanan vergilerin takip ve tahsili amacıyla, 6183 sayılı Kanun
uyarınca tesis edilip tebliğ edilen işleme karşı itiraz prosedürüne
başvurulmasının dava açma süresini etkilemesi olanaksızdır.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanununun "Dava Açma Süresi" başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasında, dava açma
süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde vergi
mahkemelerinde otuz gün olduğu; 2. fıkrasının (b) bendinde de, bu sürelerin,
vergi, resim ve harçlarla benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından
doğan uyuşmazlıklarda, tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen
işlemlerde tebliğin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı hükme
bağlanmıştır.
Aynı Kanunun "Üst Makamlara Başvurma" başlıklı 11.
maddesinde ise, ilgililer tarafından, idari dava açılmadan önce, idari işlemin
kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının
üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma
süresi içinde istenebileceği, bu başvurunun işlemeye başlamış olan idari dava
açma süresini durduracağı, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin
reddedilmiş sayılacağı, isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde
dava açma süresinin yemden işlemeye başlayacağı ve başvurma tarihine kadar
geçmiş sürenin de hesaba katılacağı hüküm altına alınmıştır.
Olayda, teminat mektubunun nakde çevrilmesi suretiyle
tahsil edileceği yolunda tesis edilen işlemin 07.02.2004 tarihinde tebliği
akabinde başlayan dava açma süresinin 05.03.2004 tarihinde gümrük
başmüdürlüğüne yapılan itiraz başvurusuyla durduğu, itiraz başvurusunun reddine
ilişkin Başmüdürlük kararının 29.03.2004 tarihinde tebliği üzerine itiraz
edilmekle duran dava açma süresinin yeniden işlemeye başlayıp, başvurma tarihine
kadar geçmiş olan sürenin de hesaba katılmasıyla 01.04.2004 tarihinde sona
erdiği, buna karşın 26.04.2004 tarihinde Mahkememiz kayıtlarına giren dilekçe
ile davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Buna göre, dava açma süresi içinde yapılan itiraz
başvurusunun reddi üzerine en geç 01.04.2004 tarihinde dava açılması
gerekirken, bu süre geçirildikten sonra 26.04.2004 tarihinde açılan davanın
süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesine olanak bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanununun 15/1-b maddesi uyarınca süre yönünden reddine,"
14. Başvurucu, idari işlemlerde ilgili kişilerin hangi
kanun yollarıyla mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmesi gerektiği
kuralına Anayasa'nın 40.
maddesinde yer verilmesine karşın dava konusu işlemde bu hususların
belirtilmediğini ve bu nedenle dava açma süresini kaçırdığını ileri sürerek
hükmü temyiz etmiş; Danıştay Yedinci Dairesi 15/3/2010 tarihli ve E.2008/2735,
K.2010/1272 sayılı kararıyla İlk Derece Mahkemesi kararını onamıştır. Karar
gerekçesi şöyledir:
"İlk derece mahkemesi kararlarının, Danıştayca
uyuşmazlığın çözümü de gösterilerek bozulması durumunda; kararı bozulan
mahkemece, bu karara uyularak yeniden verilecek kararlara karşı yapılacak temyiz
başvurularının, bozma kararında yazılı esaslara uygunluğu bakımından
incelenmesi gerekir.
Dosyanın incelenmesinden; temyize konu vergi mahkemesi
kararının, Dairemizin açıklanan nitelikteki bozma kararına uyularak verildiği
anlaşıldığından, istemin reddine ve kararın onanmasına,... "
15. Başvurucu karar düzeltme dilekçesinde de aynı
iddiayı dile getirmiş ise de Danıştay Yedinci Dairesi yine bu iddia hakkında bir
değerlendirme yapmayarak 19/3/2013 tarihli ve E.2010/8508, K.2013/1190 sayılı
kararıyla talebi reddetmiştir.
16. Anılan karar 9/5/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ
edilmiş ve başvurucu, Anayasa Mahkemesine 7/6/2013 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
17. Anayasa'nın 40.
maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
"Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun
yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır."
18. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 7.
maddesi şöyledir:
"1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre
gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi
mahkemelerinde otuz gündür.
2. Bu süreler;
a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı,
…
Tarihi izleyen günden başlar."
19. 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi şöyledir:
"1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce,
idari işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni bir işlem
yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava
açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava
açma süresini durdurur.
2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek
reddedilmiş sayılır.
3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması
halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar
geçmiş süre de hesaba katılır."
20. 21/7/1953 tarihli ve 6183
sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 56.
maddesi şöyledir:
"Karşılığında teminat gösterilmiş bulunan amme alacağı
vadesinde ödenmediği takdirde, borcun 7 gün içinde ödenmesi, aksi halde teminatın
paraya çevrileceği veya diğer şekillerle cebren tahsile devam olunacağı
borçluya bildirilir. 7 gün içinde borç ödenmediği takdirde teminat bu kanun
hükümlerine göre paraya çevrilerek amme alacağı tahsil edilir."
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
21. Mahkemenin 15/10/2015 tarihinde yapmış olduğu
toplantıda, başvurucunun 7/6/2013 tarihli ve 2013/3963 numaralı bireysel
başvurusu incelenerek gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
22. Başvurucu, idarenin eksik vergi tahsilatına
ilişkin bildiriminde işleme karşı başvuru yolları ve sürelerini bildirmediğini,
Anayasa'nın 40. maddesi uyarınca idarenin işlemleri nedeniyle hangi süreler
içinde, hangi kanun yollarına başvurulacağının bildirilmesi gerektiğini, bu
hükme uyulmaması hâlinde sürenin hiç başlamayacağına dair Yargıtay Ceza Genel
Kurulu içtihadı bulunmasına rağmen açtığı davanın, yanlış merciye başvurularak
dava açma süresinin geçirildiğinden bahisle reddedildiğini belirterek mahkemeye
erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
23. Başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiği
iddiasına ilişkin başvurusunun, açıkça dayanaktan yoksun olmaması ve kabul
edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmaması
nedeniyle kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
24. Başvuru konusu, yargılama aşamasında ileri sürülen
ve esasa etkili hususların karşılanmamasına ilişkin olduğundan başvuru,
gerekçeli karar hakkı yönünden incelenecektir.
25. Bakanlık görüş yazısında, mahkemeye erişimin bir
unsuru olan mahkeme hakkının mutlak bir hak olmadığı, özellikle bir davanın
açılabilirliğine ilişkin bazı sınırlamalar ve niteliği gereği bu konuda
düzenleyici işlemlere konu olabileceği, bununla birlikte bu sınırlamaların dava
açmak isteyen bir kişinin mahkemeye erişim hakkının özüne zarar verecek duruma
gelmemesi gerektiği, konuyla ilgili Danıştay içtihatlarına bakıldığında ise
idare tarafından tesis edilen bir işlemde başvurulacak merciin ve süresinin gösterilmemesi
durumunda yazılı bildirimin süreyi başlatmayacağının vurgulandığı, başvurucunun
iddiaları incelenirken bu hususların göz önünde bulundurulması gerektiği yönünde
beyanda bulunulmuştur.
26. Başvurucu, başvuru formunda ileri sürdüğü iddiaları
tekrarlamıştır.
27. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin
birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak
suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile
adil yargılanma hakkına sahiptir."
28. Anayasa'nın "Duruşmaların açık ve kararların
gerekçeli olması" kenar başlıklı
141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli
olarak yazılır."
29. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Adil
yargılanma hakkı" kenar
başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili
uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda
karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme
tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak
görülmesini isteme hakkına sahiptir."
30. Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı
da dâhil olmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi, adil yargılanma
hakkının unsurlarından biri olarak görülen silahların eşitliği ilkesi kapsamında
kabul edilmekte olup bu hak ve gerekçeli karar hakkı da -makul sürede
yargılanma hakkı gibi- adil yargılanma hakkının somut görünümleridir. Anayasa
Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok
kararında, ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
(AİHM) içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme'nin lafzi içeriğinde yer
alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen
gerekçeli karar hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara,
Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve
diğerleri, B. No: 2012/13,
2/7/2013, § 38). Ayrıca hakkaniyete uygun yargılamanın bir unsuru olan
gerekçeli karar hakkı, Anayasa'nın 141. maddesinin birinci fıkrasında yer
verilen "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır" hükmüyle mahkemelerin uyması gereken
bir yükümlülük olarak düzenlenmiştir.
31. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil
yargılanma hakkının unsurlarından biri olmakla beraber bu hak, yargılamada
ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi
şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı, kararın
niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir
yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız
bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve
Muhittin Kaya inşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret
Ltd Şti., B.
No:2013/1213,4/12/2013, §26).
32. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar
gerekçelerinin ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer
verilen gerekçelerin onama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde
yorumlanmakla beraber başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin
de tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz başvurularıyla başvurucuların usule
ilişkin haklarının ihlal edildiğine yönelik somut şikâyetlerinin temyiz
incelemesinde tartışılmaması, gerekçeli karar hakkının ihlali olarak görülebilir
(Faik Gümüş, B.
No:2012/603,20/2/2014, §49).
33. Somut olayda, başvurucu şirket adına Habur Gümrük
Müdürlüğünde tescilli transit beyannameler muhteviyatı emtianın varış Gümrük
Müdürlüğüne tesliminde ortaya çıkan noksanlığa karşılık gelen muhtelif vergilerin
4458 sayılı Kanun'un 198. maddesi uyarınca on gün içinde ödenmesi gerektiği,
aksi hâlde eşyanın alıcısı olan firmanın başvurucu tarafından kullanılmak üzere
verdiği teminat mektubunun nakde çevrilmesi suretiyle tahsil edileceği yolunda
tesis edilen 11/1/2004 tarihli işleme ilişkin itirazın reddine dair Başmüdürlük
kararının iptali istemiyle Diyarbakır Vergi Mahkemesinin E.2004/200 sayılı
dosyası üzerinde açılan davada, davanın kısmen iptali, kısmen reddi yönünde
verilen kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay Yedinci Dairesinin 14/3/2007
tarihli ve E.2005/11, K.2007/1279 sayılı kararıyla olayda dava açma süresinin
dikkate alınması gerektiği gerekçesiyle dava konusu uyuşmazlığın esası
incelenerek verilen Mahkeme kararının iptale ilişkin hüküm fıkrasının
bozulmasına hükmedilmiştir.
Bozma üzerine dosyayı yeniden ele alan İlk Derece
Mahkemesi 9/4/2008 tarihli ve E.2008/208, K.2008/157 sayılı kararında, önceden
teminata bağlanan amme alacağının takip ve tahsili amacıyla 6183 sayılı Kanun
hükümleri uyarınca tesis edilen dava konusu işlem için idari itiraz yollarına
başvurulmaksızın -dava açma süresi içerisinde- doğrudan vergi mahkemesinde dava
açılması gerektiği, bu bakımdan teminata bağlanan vergilerin takip ve tahsili
amacıyla 6183 sayılı Kanun uyarınca tesis edilip tebliğ edilen işleme karşı
itiraz prosedürüne başvurulmasının dava açma süresini etkilemediği, öte yandan
bahsedilen vergilerin teminat mektubunun nakde çevrilmesi suretiyle tahsil
edileceği yolunda tesis edilen işlemin 7/2/2004 tarihinde tebliği akabinde
başlayan dava açma süresinin 5/3/2004 tarihinde Gümrük Başmüdürlüğüne yapılan
itiraz başvurusuyla durduğu, itiraz başvurusunun reddine ilişkin Başmüdürlük
kararının 29/3/2004 tarihinde tebliği üzerine itiraz edilmekle duran dava açma
süresinin yeniden işlemeye başlayıp başvurma tarihine kadar geçmiş olan sürenin
de hesaba katılmasıyla 1/4/2004 tarihinde sona erdiği, buna karşın 26/4/2004
tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesine olanak
bulunmadığı gerekçesine yer vermiştir.
34. Başvurucu, idari işlemlerde ilgili kişilerin hangi
kanun yollan ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmesi gerektiği
kuralına Anayasa'nın 40. maddesinde yer verilmesine karşın dava konusu teminat
mektubunun nakde çevrilmesi suretiyle tahsil edileceği yolunda tesis edilen
11/1/2004 tarihli işlemde bu hususların belirtilmediğini ve bu nedenle dava
açma süresini kaçırdığını ileri sürmüş ise de Danıştay Yedinci Dairesi, İlk Derece
Mahkemesi kararına atıf yapmak suretiyle belirtilen iddia hakkında bir değerlendirme
yapmaksızın onama kararı vermiştir. Başvurucu karar düzeltme dilekçesinde de
aynı iddiada bulunmuş, Danıştay Yedinci Dairesi yine başvurucunun anılan iddiasını
değerlendirmeden karar düzeltme talebinin reddine karar vermiştir.
35. 2577 sayılı Kanun'un başvuruya konu yargılama
devam ederken yürürlükte bulunan 49. maddesinde Danıştayın, görev ve yetki
dışında bir işe bakılmış olması, hukuka aykırı karar verilmesi veya usul
hükümlerine uyulmaması sebeplerinden dolayı ilk derece mahkemesi kararlarını
bozacağı, yine aynı Kanun'un 54. maddesinde, kararın esasına etkisi olan iddia
ve itirazların kararda karşılanmamış olması, kararda birbirine aykırı hükümler bulunması,
kararın usul ve kanuna aykırı bulunması ve hükmün esasını etkileyen belgelerde hile
ve sahtekârlığın ortaya çıkmış olması durumlarında kararın düzeltilmesi
talebinde
bulunulacağı kural altına alınmıştır (Müntir Ata, B. No: 2014/4958,22/1/2015, § 43).
36. 3/10/2001 tarihinde kabul edilen değişiklikle
Anayasa'nın 40. maddesine "Devlet,
işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını
ve sürelerini belirtmek zorundadır." hükmü ilave edilmiştir. Bu
değişikliğin gerekçesinde ise bireylerin, yargı ya da idari makamlar önünde
sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanmasının
amaçlandığı, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, merci ve
sürelerin belirtilmesinin hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk
hâline geldiği belirtilmektedir (Aktif
Elektrik Müh. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti., B.No: 2012/855,
26/6/2014, §40).
37. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu tarafından,
idarece tesis edilen bir işlemde başvurulacak merci ve süresi gösterilmemiş ise
yazılı bildirimin süreyi başlatmayacağı yönünde kararlar verdiği görülmektedir
(Danıştay VDDK, E.2013/221, K.2014/88, 19/2/2014; E.2014/613, K.2014/791,
17/09/2014; E.2014/812, K.2014/928, 12/11/2014)
38. Bu durumda, Anayasa'nın 40. maddesinde yer alan ve
idari işlemlerde ilgili kişilerin hangi kanun yollan ve mercilerine
başvuracağının ve bunun sürelerinin belirtilmesinin zorunlu olduğu kuralına
rağmen dava konusu edilen işlemde bu hususlara yer verilmediği için süresi
içinde dava açamadığına yönelik başvurucu iddiasının ciddi olduğu ve İlk Derece
Mahkemesi tarafından bu iddia değerlendirilemediği için kanun yolu aşamasında
ayrıca değerlendirilmesi gerektiği ancak Danıştay Yedinci Dairesince ayrı bir değerlendirme
yapılmayarak İlk Derece Mahkemesi kararına atıf yapılmak suretiyle temyiz isteminin
ve daha sonra karar düzeltme talebinin reddedildiği oysa bu iddianın atıf
yapılmak suretiyle karşılanacak iddia niteliğinde olmadığı, temyiz merciince bu
iddianın açık bir şekilde kararlarında değerlendirilmediği ve karşılanmadığı
görülmektedir. Bu nedenle yargılama süreci bir bütün olarak
değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği
sonucuna varılmıştır.
39. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 36.
maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine
karar verilmesi gerekir.
3. 6216
Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
40. Başvurucu, ihlalin ortadan kaldırılması yönünde
karar verilmesini talep etmektedir.
41. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar" kenar başlıklı 50.
maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından
kaynaklanmasa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama
yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında
hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya
genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama
yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı
ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar
verir."
42. Başvuru konusu olayda tespit edilen ihlal, adil
yargılanma hakkının unsurlarından olan gerekçeli karar hakkının ihlal
edilmesinden kaynaklandığından ve ihlalin yeniden yargılama yapılarak ortadan
kaldırılmasında hukuki yarar bulunduğundan 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin
(2) numaralı fıkrası gereğince ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması
için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili Mahkemeye
gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
43. 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden
oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar
verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği
yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Başvurucunun gerekçeli karar hakkının İHLAL
EDİLDİĞİNE,
C. İhlal ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması
için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin Diyarbakır Vergi
Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
D. 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden
oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına;
ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine
kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına 15/10/2015 tarihinde
OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan Üye Üye
Alparslan ALTAN Osman Alifeyyaz PAKSÜT Recep KÖMÜRCÜ
Üye Üye
Engin YILDIRIM Celal
Mümtaz AKINCI