Kaçakçılık Kanunun 16.maddesinde Eksik vergi ödemek amacıyla sahte fatura ve belgelerle yurda araç sokulduğu ileri sürülerek açılan kamu davasında, itiraz konusu kuralın Anayasa`ya aykırı E: 2014/148, K: 2015/80 Sayılı Kararı
ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI
ESAS SAYISI : 2014/148 KARAR
SAYISI : 2015/80 KARAR TARİHİ: 10.9.2015
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından: 21.10.2015
tarih ve 29509 sayılı R.G.
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Gebze 1. Ağır Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN
KONUSU: 21.3.2007 tarihli ve 5607
sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 16.
maddesinin, 28.3.2013 tarihli ve 6455 sayılı Kanun'un 58. maddesiyle
değiştirilen (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin, Anayasa'nın 35.
maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Eksik vergi ödemek amacıyla sahte fatura ve
belgelerle yurda araç sokulduğu ileri sürülerek açılan kamu davasında, itiraz
konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme iptali için
başvurmuştur.
I- İPTALİ
İSTENİLEN KANUN HÜKMÜ
5607 sayılı Kanun'un itiraz konusu kuralın da yer
aldığı 16. maddesi şöyledir:
"Tasfiye
MADDE 16- (1) (Değişik: 28/3/2013-6455/58 md.) Bu Kanunda tanımlanan suçların konusunu oluşturması dolayısıyla
müsadere yaptırımının uygulanabileceği eşya, sahibine iade edilemez. Kaçak
şüphesiyle el konulan kaçak akaryakıt hariç her türlü eşya hakkında, el koyma
tarihinden itibaren altı ay, ancak eşyanın zarara uğraması veya değerinde
esaslı ölçüde kayıp meydana gelme tehlikesinin varlığı veya muhafazasının ciddi
külfet oluşturması halinde bir ay içinde, gerekli tespitler yaptırılarak
soruşturma aşamasında hâkim, kovuşturma aşamasında mahkeme tarafından tasfiye
kararı verilir. Bu süreler içinde karar verilmemesi halinde eşya derhal tasfiye
edilir. Bu fıkra kapsamında tasfiye edilecek eşyadan tasfiye edilmeden önce
numune alınması mümkün olan durumlarda numune alınır, numune alınması mümkün
olmayan durumlarda eşyanın her türlü ayırt edici özellikleri tespit edilir.
(2) (Değişik: 28/3/2013-6455/58 md.) Satılarak tasfiye
edilen eşya veya taşıtların satış bedeli emanet hesabına alınır. Tasfiye edilen
eşya veya taşıtların sahibine iadesine karar verilmesi halinde, satış bedeli
Gümrük Kanununun 180 inci maddesi hükümleri çerçevesinde el koyma tarihinden
iade tarihine kadar geçen süre için kanuni faizi ile birlikte hak sahibine
ödenir. Emanet hesabında bulunan tutarın hak sahibine yapılacak ödemeyi
karşılamaması halinde aradaki fark, eşyanın imha edilmiş olması halinde ise
imha edilen eşyanın bedeli, gümrük idaresince genel bütçenin ilgili tertibinden
karşılanarak hak
sahibine ödenir.
(3) Elkonulan eşyanın iadesine karar verilmesi
halinde, bu kararların uygulanmasında yürürlükte olan gümrük ve dış ticaret
mevzuatı uyarınca işlem yapılır.
(4) Bu Kanunun uygulamasında tasfiye, tasfiye idaresi
tarafından Gümrük Kanunu hükümlerine göre yapılır"
II- İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim
KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT,
Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri
NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL,
Zühtü ARSLAN, M, Emin KUZ ve Hasan Tahsin GÖKCAN'm katılımlarıyla 25.9.2014
tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından
işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir,
III- ESASIN İNCELENMESİ
2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ümit DENİZ
tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü,
dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü.
A- İtirazın
Gerekçesi
3. Başvuru kararında özetle, kaçakçılık suçuna konu
oldukları iddia edilen araçların itiraz konusu kural uyarınca maliklerine iade
edilemediği, araçların birden fazla kez el değiştirmesi, araçlara ait
kayıtlarda kısıtlama olmaması, vergi borcunun görünmemesi ve aracın geçmişini
öğrenme olanağının bulunmaması nedeniyle Devlete güvenilerek resmi yoldan satın
alındığı halde bu kişilerin araçlarının iade edilmemesinin Devlete olan güveni
zedelediği ve mülkiyet hakkını ihlal ettiği, bunun yanında mülkiyet hakkına
yönelik kısıtlamanın anayasal ilkelere aykırı olarak ölçülü yapılmadığı gibi
kamu yaran ve bireyin haklan ile ulaşılmak istenilen amaç arasında adil bir
dengenin gözetilmediği belirtilerek
kuralın, Anayasa'nın 35. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
B-
Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
4. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 43. maddesi uyarınca, itiraz konusu kural
ilgisi nedeniyle Anayasa'nın 2. ve 13. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
5. Kanun'un itiraz konusu kuralı da içeren 16.
maddesi, kaçakçılık suçlarının konusunu oluşturması dolayısıyla hakkında
müsadere yaptırımının uygulanabilecek olması nedeniyle el konulan eşyanın
tasfiyesi usulünü düzenlemektedir. İtiraz konusu kural ise 5607 sayılı Kanun'da
tanımlanan suçların konusunu oluşturması dolayısıyla müsadere yaptırımının
uygulanabileceği eşyanın sahibine iade edilmemesini öngörmektedir.
6. Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti,
eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup
bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine
açık olan devlettir.
7. Hukuk devletinde, ceza ve ceza yerine geçen
güvenlik tedbirlerine ilişkin kurallar, ceza hukukunun ana ilkeleri ile Anayasa'nın
konuya ilişkin kuralları başta olmak üzere, suçların niteliği, işlenme biçimi,
içerik ve yoğunluğu, kamu düzenini ihlal derecesi, cezaların caydırıcılığı,
ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomik hayatın ihtiyaçları
göz önüne alınarak saptanacak ceza siyasetine göre belirlenir. Kanun koyucu,
cezalandırma yetkisini kullanırken toplumda hangi eylemlerin suç sayılacağı,
bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ile karşılanacağı, nelerin
ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabul edileceği ve ceza sistemini
tamamlayan müesseselerin nelerden ibaret olacağı hususlarında takdir yetkisine
sahiptir.
8. Kaçakçılık, ülkeye ithali ya da ülkeden ihracı
yasak olan veya ithal ve ihracı gümrük işlemlerine tabi olan eşyayı gümrük
işlemleri yaptırılmadan ithal veya ihraç etmek ve bu eşyayı ülke içinde satmak
veya satın almaktır. Gümrüklerin denetlenmesi, uygun görülmeyen eşyaların yurda
girişinin engellenmesi ya da izin verilenlerin gerekli vergileri ödenerek ülkeye
girmesi Devletin egemenliğinin bir göstergesidir. Devletin, egemenlik hakkının
gereği olarak kamu güvenliğinin sağlanması, gümrük vergilerinin alınması, kamu
zararının ve gümrük kaçakçılığının önlenmesi amacıyla çeşitli tedbirler
almasında kamu yararı olduğu kuşkusuzdur.
9. Kural ile soruşturma ve/veya kovuşturmada geçen
yargılama süresi dikkate alındığında suç şüphesi altında olan kişinin mülkiyete
ilişkin haklarını kullanması engellenmektedir. Kaçakçılığın etkileri dikkate
alındığında suç konusu eşyanın sahibine geçici bile olsa geri verilmesi, suçla
mücadeleyi ve yargılama sonucunda verilecek cezanın etkinliğini olumsuz
etkileyebilecektir. İade edilmesine engel teşkil ederek suç konusu eşyadan
yararlanılması olanağını ortadan kaldıran kuralın, ekonomik ve sosyal açıdan
kamu düzeninin korunmasının gereği olarak kaçakçılık suçuna engel olma
amacından kaynaklandığı, ayrıca bu amacı gerçekleştirmek için gerekli ve
elverişli olduğu anlaşılmaktadır. Kanun koyucu, 5607 sayılı Kanun ile yabancı
eşyanın kurallar dışında yurda giriş ve çıkışını engellemek amacıyla kaçakçılık
suçunu düzenlemiş, bu suçun işlenmesine cezanın yanında başka bazı sonuçlar
bağlamıştır.
10. Bu anlamda kaçakçılık suçunun engellenmesi
amacıyla hangi eşyaların suçun konusunu oluşturacağı, suç konusu eşyanın
durumunun ne olacağını belirlemek de kanun koyucunun takdirindedir. Dolayısıyla
kanun koyucunun, kaçakçılık suçunun önlenmesi amacıyla takdir yetkisine
dayanarak düzenlediği kuralda hukuk devleti ilkesiyle çelişen yön
bulunmamaktadır.
11. Mülkiyet hakkı, kişiye başkasının hakkına zarar
vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu
şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf olanağı veren
bir haldır. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes,
mülkiyet ve miras haklarına sahiptir" denilmek suretiyle temel hak ve özgürlükler arasında sayılmış
ve güvence altına alınmıştır. Maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında ise bu
hakkın, kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği ve mülkiyet
hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı belirtilerek bu hakkın
mutlak olmadığı ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceği kabul
edilmiştir.
12. Mülkiyet hakkının sınırlandırılabilmesi için kamu
yararının varlığı yeterli olmayıp temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması
rejimini belirleyen Anayasa'nın 13. maddesine de uyulması gerekmektedir. Anayasa'nın
13. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı, Anayasa'nın 35. maddesinde belirtilen kamu
yararı amacına bağlı olarak yalnızca kanunla ve demokratik bir toplumda gerekli
olduğu ölçüde sınırlanabilir. Ayrıca getirilen bu sınırlamalar, hakkın özüne
dokunamayacağı gibi Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin
gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
13. Anayasal açıdan dokunulamayacak öz, her temel hak
ve özgürlük açısından farklılık göstermekle birlikte kanunla getirilen
sınırlamanın hakkın özüne dokunmadığının kabulü için temel hakların
kullanılmasını ciddi surette güçleştirip, amacına ulaşmasına engel olmaması ve etkisini
ortadan kaldırıcı bir nitelik taşımaması gerekir. Ancak bu durumda sınırlamanın
demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğu söylenebilir.
14. Ölçülülük ise amaç ve araç arasında hakkaniyete
uygun bir dengenin bulunması gereğini ifade eder. Ölçülülük, aynı zamanda yasal
önlemin sınırlama amacına ulaşmaya elverişli olmasını, amaç ve aracın ölçülü
bir oranı kapsamasını ve sınırlayıcı Önlemin demokratik toplum düzeni
bakımından zorunluluk taşımasını da içeren bir ilkedir.
15. Kaçakçılık suçuna konu olması nedeniyle tasfiye
yapılmak üzere eşyanın sahibine iade edilmemesi, mülkiyet hakkını hukuken
ortadan kaldırılmamakla birlikte, el koymayla, malikin mülkiyet hakkından
kaynaklanan yetkileri kısıtlanmış olduğundan, bunun, mülkiyet hakkına yönelik
bir sınırlama niteliğinde olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Değerlendirilmesi
gereken bu müdahalenin meşru amaçlara dayanıp dayanmadığı, söz konusu
kısıtlamanın hakkın özünü zedeleyecek ölçüde olup olmadığı, kısıtlamanın
demokratik toplumda gerekli olup olmadığı ve bu amaçla kullanılan araçların
orantısız olup olmadığıdır.
16. Kural uyarınca, soruşturma ya da kovuşturma
aşamasında henüz nihai bir karar verilmeden önce el konulan eşya teminatla ya
da geçici olsa dahi sahibine iade edilemeyecektir. İtiraz konusu kural
gereğince iade edilmeyen eşya, henüz tasfiyesi gerçekleştirilmeden kaçakçılık
suçuna konu eşya olmadığının anlaşılması durumunda, soruşturma aşamasında
kovuşturmaya yer olmadığına, kovuşturma aşamasında ise beraat kararı verilerek
hak sahibine iade edilecektir. Tasfiye gerçekleştirildikten sonra karar
verilmesi durumunda ise satış bedeli, el koyma tarihinden iade tarihine kadar
geçen kanuni faizi ile birlikte hak sahibine ödenecektir. Eşyanın kaçakçılık
suçuna konu eşya olduğunun belirlenmesi halinde ise artık eşyanın kendisi ya da
bedelinin sahibine iadesi söz konusu olmayacaktır. Bu durumda da hak sahibi
eşyayı kendisine satanlara yönelebilecek ve bedelin iadesini isteyebilecektir.
Bunun yanında suç eşyasının Devlette tutulan kaydına göre satışı yapılmakta ise
bedelin iadesinin yanında kayda güvenerek alınması nedeniyle kaydı tutan ilgili
idare aleyhine ayrıca dava açabileceği belirgindir. Ayrıca tasfiye kararına
karşı yasal yolların kullanılması da mümkündür. Dolayısıyla her iki durumda da
kaçakçılık suçunun bizatihi konusunu oluşturan eşyaya kamu yararı amacıyla
kanunda sayılan belirli koşullarla yapılan müdahale, gayrı meşru olarak
değerlendirilemeyeceği gibi hak sahibi yönünden telafi edilemeyecek ağır bir
kayıp ya da mağduriyet de yaratmamaktadır.
17. İtiraz konusu kural, kanunla ve Anayasa'da
belirtilen sınırlandırma nedenlerine bağlı kalınarak kamu düzeninin sağlanması
amacıyla demokratik toplum düzeni bakımından alınması gereken tedbirler
kapsamında mülkiyet hakkına bir sınırlandırma getirmektedir. Ancak bu
sınırlandırma, sadece tedbir niteliğinde olan tasfiye işlemi sırasında
uygulanmaktadır. El konulan eşya, muhafazası sırasında bozulma, çürüme, yok
olma vb. nedenlerle zarara uğraması sonucu değerinde önemli ölçüde kayıp
meydana gelme tehlikesi taşıması ya da muhafazasının zorluğu nedeniyle tasfiye
edilecektir. Satılarak tasfiye edilen eşya veya taşıtların satış bedeli emanet
hesabına alınacak, bu eşya veya taşıtların sahibine iadesine karar verilmesi
halinde, satış bedeli 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 180. maddesi hükümleri
uyarınca el koyma tarihinden iade tarihine kadar geçen sure için kanuni faizi
ile birlikte hak sahibine ödenecektir. Emanet hesabında bulunan tutarın hak
sahibine yapılacak ödemeyi karşılamaması halinde aradaki fark, eşyanın imha
edilmiş olması halinde ise imha edilen eşyanın bedeli, gümrük idaresince genel
bütçenin ilgili tertibinden karşılanarak hak sahibine ödenecek olması nedeniyle
tasfiye işlemi kamunun haklarını koruduğu kadar eşya sahibinin haklarını da
korumaktadır. Eşyanın tasfiye edilmek yerine bekletilmesinin tasfiyeden daha
fazla zarara neden olacağı açıktır. Dolayısıyla müsadere edilme olasılığı
bulunan eşyanın tasfiye edilmek üzere sahibine iade edilmemesi sonucu ortaya
çıkan sınırlandırma, suçla korunan hukuki yarar dikkate alındığında bireyin
hakları ile kamu yararı arasında açık bir dengesizlik yaratmadığı gibi
ulaşılmak istenen meşru amaç ile de orantılıdır.
18. Öte yandan mülkiyet hakkına yapılan müdahale,
geçici bir nitelik taşımakta bu hakkı tamamen ortadan kaldırmamaktadır.
Uygulanacak tedbir, müsadereye ilişkin olumlu ya da olumsuz kararın verilmesine
kadar geçerlidir. Bunun yanında kuralın devamında yer alan düzenlemelere göre
de eşya tasfiye edilecek ve tasfiyeden elde edilen bedel hak sahibine İade
edilebilecektir. Dolayısıyla hakkın özüne dokunacak boyutta bir
sınırlandırmadan, temel hakkın kullanımını ortadan kaldıran ya da güçleştiren,
demokratik toplum düzeninin gerekleriyle çelişen ve ölçülü olmayan bir
müdahaleden söz edilemeyeceğinden, mülkiyet hakkını anayasal ilkelere uygun
olarak sınırlandıran kuralın Anayasa'nın 13. maddesine de aykırılık oluşturduğu
söylenemez.
19. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2,, 13. ve
35. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir,
20. Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ ile Celal Mümtaz
AKINCI bu görüşe katılmamışlardır.
IV- HÜKÜM
21.3.2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele
Kanunu'nun 16. maddesinin, 28.3.2013 tarihli ve 6455 sayılı Kanun'un 58.
maddesiyle değiştirilen (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa'ya
aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ ile Celal
Mümtaz AKINCI'nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 10.9.2015 tarihinde karar
verildi.
Başkan Başkanvekili Başkanvekili
ZühtüARSLAN Alparslan ALTAN Burhan
ÜSTÜN
Üye Üye Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR Serruh KALELİ Osman
Alifeyyaz PAKSÜT
Üye Üye Üye
Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Nuri
NECİPOĞLU
Üye Üye Üye
Hicabi DURSUN Celal Mümtaz AKINCI Erdal
TERCAN
Üye Üye Üye
Muammer TOPAL M. Emin KUZ Hasan
Tahsin GÖKCAN
Üye Üye
Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ
Esas Sayısı : 2014/148
Karar Sayısı : 2015/80
KARŞIOY GEREKÇESİ
21.3.2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele
Kanunu'nun "Tasfiye" başlıklı 16. maddesinin (1) no'lu fıkrasının
itiraz istemine konu birinci cümlesi "Bu Kanunda tanımlanan suçların
konusunu oluşturması dolayısıyla müsadere yaptırımının uygulanabileceği eşya,
sahibine iade edilemez." hükmünü
öngörmektedir.
İlk nazarda, anılan kuralın doğrudan eşyanın
müsaderesine ilişkin olmadığı, (1) nolu fıkranın bütünü dikkate alındığında
akaryakıt dışındaki kaçakçılık suçuna konu olan eşyaların tasfiyesinin
gerçekleştirilme usulünün düzenlendiği anlaşılmaktaysa da; 5607 sayılı Kanun'un
13 ncü maddesinin (1) no'lu fıkrasındaki "Bu Kanunda tanımlanan suçlarla
ilgili olarak 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun eşya ve
kazanç müsaderesine ilişkin hükümleri uygulanır" şeklindeki düzenleme ile
yine aynı maddenin (2) no'lu fıkrasındaki "... kamu davasının düşmesine
karar verilmesi, sadece suç konusu eşya ile ilgili olarak müsadere hükümlerinin
uygulanmasına engel teşkil.etmez." şeklindeki hüküm, dava konusu kuralla
birlikte değerlendirilmeli ve Anayasanın ilgili kuralları yorumlanırken buna
göre sonuca gidilmelidir.
Müsadere edilme ihtimali olan, 5607 sayılı Kanun
kapsamındaki her türlü eşyanın sahibine iade edilmeyeceği yolundaki kuralın,
yukarıda işaret edilen kuralların yanı sıra 5607 sayılı Kanun'un 13/1 nci
maddesinin yaptığı atıfla 5237 sayılı Kanun'un "Eşya müsaderesi"ni
düzenleyen 54 üncü maddesinin (4) no'lu fıkrasının açık düzenlemesi karşısında,
"sahibin" iyi niyetli üçüncü kişi olması halinde dahi aynı sonuç ve etkiyi göstereceği,
Devletin kayıt ve bilgilerine güvenerek, (Trafik tescil dairesi, noterlik vb.)
davanın somutunda olduğu gibi örneğin özel araç satın alan ve adına tescili yapılan
kişilerin, usulsüz ithalat, hileli işlemler vb. nedenlerle her an idarece
araçlarına el konabilecek ve bunların hiçbir suretle kendilerine geçici de olsa
iadesi söz konusu olmayacaktır. Kuraldaki "... müsadere yaptırımının
uygulanabileceği eşya..." kavramı belirli olmadığı gibi, her türlü
uygulamaya elverişli bir mahiyet taşımaktadır. Ayrıca, yasalara ve devletin
resmi kayıtlarına güvenilerek satın alman ve maliki olunan eşyanın bu şekilde
yargılama sonu dahi beklenmeden iadesiz biçimde sahibinden alınması "hukuk
güvenliği"ni tamamen ortadan kaldırmaktadır. Kural, anılan sonuçlara yol
açan uygulaması itibariyle kişilerin mülkiyet hakkının "özünü" ihlâl
etmekte, "ölçüsüz" biçimde hak yoksunluğuna da yol açmaktadır. Devletin
kaçakçılıkta mücadele etmesi gerekliliği, vergi ve gelir kaybım önleme ve
benzeri düşünceler anılan kurala hak kazandıramayacağı gibi, "hukuk
devleti" ilkesi de buna engeldir.
Açıklanan nedenlere, kaçakçılık suçuna karışmamış, iyi
niyetli üçüncü kişiler (eşya malikleri) yönünden Anayasa'nın 2., 13. ve 35 nci
maddelerine açıkça aykırı düşen kuralın iptaline karar verilmesi gerektiği
kanaatine vardığımızdan; aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.
Üye Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR Celal Mümtaz AKINCI
Esas Sayısı : 2014/148
Karar Sayısı : 2015/80
KARŞIOY
"Bu Kanunda tanımlanan suçların konusunu
oluşturması dolayısıyla müsadere yaptırımının uygulanabileceği eşya, sahibine
iade edilmez." şeklindeki 5607 sayılı Yasa'nın 16. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının 1. cümlesinin iptali istenmektedir.
Kuralın uygulanacağı ceza davasının konusu, 2007-2008
yıllarında ithali yapılan otomobilin yurda giriş beyannamesinde gösterilen
fatura kıymetinin geldiği ülke kayıtlarından düşük olduğunun tespiti ile bu
suretle devlete eksik KDV ödendiği iddiası ile yapılan soruşturma sonucu gümrük
müşaviri ve diğer şüpheliler hakkındaki dava ve kaçakçılığa konu edilen
araçlara da fiilen el konulmasına ilişkin olduğu görülmektedir.
İtirazen iptale gelen Mahkeme'de, araçlarda mevcut
mülkiyet hak sahipliğine getirilen bu uygulamanın mülkiyet hakkına getirilmiş
bir sınırlama olduğunu, araçların soruşturma aşamasında suçta kullanılan araç
olmayıp suç konusu eşya statüsünde olduğunu, araçların resmi noter kayıtları
ile edinilip çeşitli kereler el değiştirdiğini, devralanın aracın ilk gümrük
idaresine giriş kayıtlarının takip etmesinin beklenemeyeceğini iptali istenen
normdaki "iade edilmez" ibaresinin hakkın özünü kaldırdığını çünkü
olayın mağdurlara yöneltilmiş, onlardan kaynaklı bir olay olmadığını ve yapılan
müdahalenin demokratik düzen kavramı içinde sınırlama ile güdülen amacın
gerektirdiğinden fazla, ölçüsüz ve adil bir denge gözetmediğini, dolayısıyla
Anayasa'nın 35. maddesine aykırı olduğunu söylemektedir.
Mahkememiz yaptığı esas incelemede ise; açılan davanın
konusu yönünden ziyade, kaçakçılığa konu eşyanın (araç) niteliği dışında, kaçak
eşyanın müsadere edilmesindeki yüksek kamu yararı ve tasfiyenin haksızlığı
halinde ise idarece yapılacak bedel iadesinin zararı ortadan kaldırılmış
sayılacağından bahisle, bu halde suçda korunan hukuki yarar dikkate alındığında
birey hakkı ile kamu yararı arasında bir dengesizlik bulunmadığını ve
müdahalenin ölçüsüzlüğünden söz edilemeyeceği gerekçesi ile iptal isteminin
reddine oy çokluğu ile karar vermiştir.
Anılan gerekçe, kuralın konuluş amacında ki gereklere,
yani yerindeliği esas almış, konulan hukuki yararlar arasında dengeyi ölçmeye
yarayan Anayasal ilkeler kural bazında somutlaştırılmamıştır. Kuralın geneldeki
lafzi anlam ve kapsamı ile geniş ve genel ölçekte değerlendirilmeye tabi
tutulduğu görülmektedir.
İptali istenen kural "müsadere yaptırımının
uygulanabileceği eşyanın sahibine iade edilemeyeceğini söylemektedir."
kuralda yer alan "Yaptırım uygulanabilecek eşya" sıfatı kendi başına
sorunludur. Salt bir iddia ile henüz soruşturma aşmasında gerçekten muhafazası
külfet oluşturan, değerinde kayıp meydana gelme tehlikesi bulunan suça konu
eşyalar hakkında ki tasfiye kararı ile taraf menfaatlerinin korunacağı ve
müdahalenin adil dengeyi gözettiği söylenebilecek ise de, faturasında düşük
kıymet beyanı ile Devlete KDV zararı verdirdiği söylenen aracın koruma,
muhafaza problemi ver denemeyecek nesnellikteki yapısı gözetilmeden ve yurda
girişi esnasında devletin gözetim, denetim ve izninin var olduğu düşünüldüğünde
yargılama sonuçlanmadan sahibine iade etmeksizin tasfiyeye tabi tutmak,
yukarıda nitelenen koruma ve değer kaybı zaafiyetleri bulunan diğer kaçak
eşyalar ile aynı statüde değerlendirmek iyi niyetli otomobil sahipleri
karşısında ulaşmak istediği amaç bakımından gerekli ve orantılı bir müdahale
niteliğinde ve adil değildir.
Kaldı ki, muhafazası zor, satılırsa da parası hak
sahibine iade edilir, zarar giderilmiş olur varsayılan kaçak konusu otomobil,
her nasılsa el konulduktan sonra tasfiye idaresince muhafaza edilebilmekte,
ihale edilip yeni alıcısına satılmaktadır. Yani kaçak nitelikli otomobil
birdenbire millileştirilerek hukuka uygun halde kullanıma sunulmaktadır. O
halde, kesinleşmiş bir mahkeme kararı ile devredilemez satılamaz tedbiri
kaydına konmuş ve bu nedenle kolaylıkla tasfiye işlemi uygulanabilecek araç
yönünden, kuralın müdahaleye konu gerekliliği ve orantısızlığı demokratik hukuk
düzenin gerekleri açısından açık bir tartışma alanı yaratır durumdadır.
Yurda girişine devlet yetkililerince izin verilmiş,
tüm devlet onaylı kayıtlara itibar edilerek mülkiyet edinmiş hak sahibi ile
aynı otomobili tasfiye idaresi gibi yine bir devlet kurumu satışından alan hak
sahibi arasında korunan malın mülkiyet hakkı yönünden bir fark yoktur. Aynı
devlet farklı birimlerine farklı hukuki geçerlilik tanımaktadır. Birinde
kullanımı engellenen ortadan kaldırılan hak diğerinde suçtan arınmışlığı ya da
suçluluğu konusunda karar bile verilmeden tasfiye kararı ile hukuka uygun hale
getirilmiş sayılmaktadır.
Dava açan Mahkemenin önüne gelen olayda uygulayacağı
kuralı davada uygulanacak kural ilkesi yönünden dar bir çerçeve içinde yüksek
ve hassas bir denetime tabi tutan Mahkememiz uygulaması, iptali istenen bu
kuralın içeriğinde, dava konusu olay dışı geniş ölçekle bir çok nesnel hususu
da kapsamına aldığını gözetmeden, normun denetiminde verilecek bir red hükmünün
on yıllık yeni bir denetim yasağı dönemi de getirdiği düşünüldüğünde,
uygulanacak kural yönünden kaçak otomobil konusu dışında soyut ve her olaya
uygulanır bir genelleme ile denetleyip yorumlamasının adil ve hakkaniyetli
olmadığı kanaatindeyim.
Bozulma, çürüme, yok olma sonucu önemli ölçüde
değerinde kayıp tehlikesi olan eşyanın tasfiye edilmesinin uygunluğunu gerekçe
yapan Mahkememiz çoğunluk görüşü, bu niteliklere sahip olmayan eşyalar yönünden
ise bir ayrım yapma gereği duymamış, dava konusu kaçak otonun tasfiyesi ile
parasının hak sahibine iade edilmesi yolunun varlığını da gözettiğinde aracı
sahibine iade etmeyerek tasfiye tabi tutma halini bir zarar olarak görmemiş, bu
nedenle de müdahalenin ölçüsüz olmadığını ifade etmiştir.
Görülen bir dava sonucu ihtimal dahilinde haklı
çıkacak, beraat edecek bir sanığın ya da olayımızdaki gibi iyi niyetli üçüncü
kişi mağdurun, malını kullanamamaktan doğan, ya da satın aldığı gerçek değeri
ile tasfiye satışından elde edilen düşük satış bedeli arasında kalacak fark ve
zararlara neden muhatap kılındığı, bunun Anayasa'ya uygunluğu Mahkeme
gerekçesinde tartışılmamıştır. Sanık haklı çıksa da eşyayı kendisine satanlara
dava açmak zorunda kalma mecburiyeti, bunun zarar görenin hakka ulaşmasında
yeterli bir yol olduğu kanısını, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun
gören gerekçeye konu değerlendirmelere katılınmamıştır,
Devletin gümrük ve otomobil satışında yer alan sair
kayıtlarını güvenilmez, belirsiz, hak korumaz niteliğe büründüren, vergi
kayıplarının sorumluluğunu iyi niyetli üçüncü şahsa yükleyen, suçluluğu sabit
olana kadar kimse suçlu sayılmaz şeklindeki Anayasal masumiyet ilkesinin
işlevselliğini ortadan kaldıran kural, dava konusu olay (kaçak oto) yönünden,
korunan hukuki menfaat için elverişli bir yol ise de demokratik hukuk düzeninde
devletin uğramış olduğu vergi mağduriyetini başkaca mağdurlar yaratmadan
giderme yönünde sayısız yol olduğu düşünüldüğünde gerekli olmadığı ve tasfiye
ile yarattığı hiç bir zaman telafi edilemeyecek zararlar yönünden de
ölçüsüzlüğü karşısında, kuralın mülkiyet hakkının kullanımını ortadan
kaldırdığı ve sakatladığı nedenleri ile Anayasa'nın 2., 35. ve 13. maddelerine
aykırı olup iptali gerekirken reddi yönündeki çoğunluk görüşüne katılınmamıştır.
Üye
Serruh KALELİ