Uyuşmazlık Mahkemesi E 2016-77 K 2016-109; 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu uyarınca, soruşturma konusu eylemin kabahat olduğu değerlendirilerek, Cumhuriyet savcısı tarafından verilen idari para cezasının iptali istemiyle açılan davanın, adli yargı yerinde çözümlenmesinin gerektiği hk.
2247 SAYILI
KANUN'UN 27. MADDESİ GEREĞİNCE VERİLEN (BAŞVURU RED) KARARLAR
UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ
ESAS NO : 2016/77 KARAR NO : 2016/109
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:08.03.2016 tarih ve
29647 Mükerrer Sayılı R.G.
ÖZET :5607 sayılı
Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu
uyarınca, soruşturma konusu eylemin kabahat olduğu değerlendirilerek,
Cumhuriyet savcısı tarafından verilen idari para cezasının iptali istemiyle
açılan davanın, adli yargı yerinde çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :H.K.
Vekili :Av. N.Ö.
Davalı :İstanbul Gümrük ve Muhafaza Baş Müdürlüğü
OLAY :İstanbul Gümrük
ve Muhafaza Baş Müdürlüğü Kaçakçılık İstihbarat ve Narkotik Gümrük Muhafaza
Müdürlüğü'nce, Haydarpaşa Gümrük Müdürlüğü'nce tescilli 04.05.2011/22851 tarih
ve sayılı Serbest Dolaşıma Giriş Beyannamesi muhteviyatı eşyaların alıcısı K.
Hırdavat San. ve Tic. Ltd. Şti. unvanlı firmanın ortağı ve imza yetkilisi
davacı H.K. ile gümrük müşaviri S.A.hakkında yapılan soruşturma sırasında,
820420000000 GTİP'den tarifelendirerek ithal ettikleri "soketsiz-ağzı
sabit-bijon anahtarı" cinsi eşyaların, gerçekte 820411000000 GTİP'den
tarifelendirilmesi gereken eşya olduğunun tespit edildiğinin ihbarı üzerine,
davacı ve S.A. adına, "İthali, lisansa, şarta, izne, kısıntıya veya belli
kuruluşların vereceği uygunluk veya yeterlilik belgesine tabi olan eşyayı,
aldatıcı işlem ve davranışlarla ithal etmek" eyleminin kabahat olduğu
değerlendirilerek, Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığı Kabahat Bürosu'nun, 5.3.2012
gün ve Kabahat Defteri No:2012/53, Karar No:2012/233 sayılı kararı ile, 5607
sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 3.maddesinin on birinci fıkrası
uyarınca ayrı ayrı 1.845.723 TL idari para cezası verilmiştir.
Davacı vekili,
idari yaptırım kararının kaldırılması istemiyle adli yargı yerine itirazda bulunmuştur.
İSTANBUL
ANADOLU 40.SULH CEZA MAHKEMESİ; 24.5.2013 gün ve D.İş No:2013/6 sayı ile; 5607
sayılı Kanunda yapılan değişiklik ile kaçakçılık fiiline ilişkin kabahatlerin 4458
sayılı Gümrük Kanunu ile yeniden düzenlendiği ve bu Kanunda başvuru yolunun
idare mahkemesi olarak gösterildiği gerekçesiyle başvurunun görev yönünden
reddine karar vermiş, verilen karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir.
Davacı vekili,
bu kez aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.
İstanbul 1. İdare Mahkemesi'nce, savcılık tarafından verilen idari yaptırım
kararının, 5326
sayılı Yasa kapsamında kalan idari yaptırım kararı niteliğinde bulunduğu, bu
karara karşı 5326 sayılı Kanunun 27. maddesi uyarınca sulh ceza mahkemesine
itiraz edilebileceği açıklanarak, davanın görev yönünden reddine karar
verilmesi üzerine, karar davacı tarafından temyiz edilmiş, Danıştay 10. Dairesi
30.3.2015 gün ve E:2013/7256, K:2015/1455 sayılı kararı ile, dava dosyasının
2247 sayılı Kanun'un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi
için Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi gerekirken, davanın görev yönünden
reddine şeklinde verilen kararda hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle
kararın bozulmasına karar verilmiştir.
İSTANBUL 1. İDARE
MAHKEMESİ; 12.1.2016 gün ve E:2015/1447 sayı ile, savcılık tarafından, 5607
sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nda yapılan değişiklikten önce bu Kanun
uyarınca verilen idari yaptırım kararına karşı 5326 sayılı Kanunun 27.
maddesi hükmü gereğince sulh ceza mahkemesine itiraz edilebileceği açıklanarak,
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 19.
maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirtilmesi için Uyuşmazlık
Mahkemesi'ne başvurulmasına ve işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi'nin
karar vermesine değin ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE
GEREKÇE:
Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü'nün, Serdar ÖZGÜLDÜR'ün Başkanlığında, Üyeler: Ali
ÇOLAK, Yusuf Ziyaattin CENİK, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Süleyman Hilmi AYDIN, Mehmet
AKBULUT ve Fikret ERES'in katılımlarıyla yapılan 15.2.2016 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu'nun
11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, "2247 sayılı
Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle
incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci
maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, 'ceza uyuşmazlıkları' ibaresinden,
savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkûmiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza
mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun
dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının 'hukuk uyuşmazlığı' sayılması
gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan
cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da
açılan davalar 'ceza davası' olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği..."açıkça
belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru
konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
İdare
Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa'nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş
olduğu, idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile
birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin işlemlerde
herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN
İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Gülten Fatma BÜYÜKEREN'in, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN
ile Danıştay Savcısı Yakup BAL'ın adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 3.
maddesinin on birinci fıkrası uyarınca verilen idari para cezasının
kaldırılması istemiyle açılmıştır.
5607 sayılı Kanun'un "Suçlar ve Kabahatler" başlığı
altında düzenlenen 3. maddesinin on birinci fıkrasında, "İthali, lisansa,
şarta, izne, kısıntıya veya belli kuruluşların vereceği uygunluk veya
yeterlilik belgesine tabi olan eşyayı, aldatıcı işlem ve davranışlarla ithal
eden kişiye, eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı idari para cezası
verilir", "Yetkili merciler" başlığı altında düzenlenen 17. maddesinin birinci
fıkrasında, "Bu Kanun hükümlerine göre idari para cezasına karar vermeye
Cumhuriyet savcısı, 14 üncü madde hükümlerine göre mülkiyetin kamuya
geçirilmesine ise Cumhuriyet savcısının talebi üzerine, sulh ceza mahkemesi
yetkilidir. Bu kararlara karşı, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu hükümlerine göre kanun yoluna başvurulabilir" denilmekte iken; Kanunun
3. maddesinin başlığı "Kaçakçılık suçları", maddenin on birinci fıkrası ise,
(Değişik: 18/6/2014-6545/89 md.) Ulusal marker
uygulamasına tabi olup da, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun belirlediği
seviyenin altında ulusal marker içeren veya hiç içermeyen akaryakıtı;
a) Ticari amaçla üreten, bulunduran veya nakleden,
b) Satışa arz eden veya satan,
c) Bu özelliğini bilerek ve ticari amaçla satın
alan,
kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis ve yirmi bin
güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Ancak, marker içermeyen veya
seviyesi geçersiz olan akaryakıtın kaçak olarak yurda sokulduğunun anlaşılması
hâlinde, onuncu fıkra hükmüne istinaden cezaya hükmolunur." şeklinde yeniden düzenlenmiş, 28.3.2013 gün ve 6455
sayılı Kanunun 66. maddesiyle 17. maddesinin birinci fıkrası yürürlükten
kaldırılmış, aynı Kanunun 64. maddesi ile düzenlenen geçici 8. maddesinin
ikinci fıkrasında ise, "Bu Kanunun yayımı tarihinden önce işlenen bu Kanuna
muhalefet kabahatlerinde, lehe hükümlerin uygulanması usulü 5252 sayılı Kanunun
9 uncu maddesi hükmüne göre yapılır" hükmü yer almıştır.
4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 235.maddesinde, "
Teminat alınmış olsa bile, gümrük işlemlerine başlanmadan veya bu işlemler
bitirilip gümrük idaresinin izni alınmadan antrepolardan veya gümrük idaresince
eşya konulmasına izin verilen yerlerden kısmen veya tamamen eşya çıkarılması halinde,çıkarılan
eşyanın ithalat veya ihracat vergilerinin yanı sıra,bu vergilerin üç katı para
cezası alınır " denilmekte iken, madde;
"1. Serbest dolaşıma giriş rejimine tabi tutulan
eşyaya ilişkin olarak, yapılan beyan ile muayene ve denetleme veya teslimden
sonra kontrol sonucunda;
a) Eşyanın genel düzenleyici idari işlemlerle
ithalinin yasaklanmış olduğunun tespiti halinde, eşyanın gümrük vergilerinin
alınmasının yanı sıra, gümrüklenmiş değerinin dört katı idari para cezası
verilir.
b) (a) bendindeki eşyanın değersiz, artık veya atık
madde olması durumunda, idari para cezası; dökme halinde gelen eşya için ton
başına otuz bin Türk Lirası, ambalajlı gelmesi halinde kap başına altı yüz Türk
Lirası olarak hesaplanır ve eşya yurtdışı edilir.
c) Eşyanın ithali, lisansa, şarta, izne, kısıntıya
veya belli kuruluşların vereceği uygunluk veya yeterlilik belgesine tabi olduğu
halde uygunluk ve yeterlilik belgesine tabi değilmiş veya belge alınmış gibi
beyan edildiğinin tespit edilmesi halinde, eşyanın gümrük vergilerinin yanı
sıra, eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı idari para cezası verilir.
d) (c) bendindeki eşyanın değersiz, artık veya atık
madde olması durumunda, idari para cezası; dökme halinde gelen eşya için ton
başına sekiz bin Türk Lirası, ambalajlı gelmesi halinde kap başına iki yüz Türk
Lirası olarak hesaplanır ve eşya yurtdışı edilir.
2. İhracat rejimine tabi tutulan eşyaya ilişkin
olarak, yapılan beyan ile muayene ve denetleme veya kontrol sonucunda;
a) Eşyanın genel düzenleyici idari işlemlerle
ihracının yasaklanmış olduğunun tespiti halinde, eşyanın gümrüklenmiş değerinin
iki katı idari para cezası verilir.
b) Eşyanın ihracı, lisansa, şarta, izne, kısıntıya
veya belli kuruluşların vereceği uygunluk veya yeterlilik belgesine tabi olduğu
halde uygunluk ve yeterlilik belgesine tabi değilmiş veya belge alınmış gibi
beyan edildiğinin tespit edilmesi halinde, eşyanın gümrüklenmiş değeri kadar
idari para cezası verilir.
3. Yolcuların, gümrük mevzuatına göre kişisel ve
hediyelik eşya kapsamı dışında olup beyanlarına aykırı olarak üzerlerinde,
eşyası arasında veya taşıma araçlarında çıkan ya da başkasına ait olduğu halde
kendi eşyasıymış gibi gösterdikleri eşyanın gümrük vergileri iki kat olarak
alınır ve eşya sahibine teslim edilir. Gümrük vergileri ödenmediği takdirde,
eşya gümrüğe terk edilmiş sayılır.
4. Birinci fıkranın (a) ve (c) bentlerinde belirtilen
eşyaya el konularak mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir ve eşya 177
ila 180 inci madde hükümlerine göre tasfiyeye tabi tutulur.
5. Türkiye Gümrük Bölgesine getirilen ve transit rejim
beyanında bulunulan serbest dolaşımda olmayan eşyanın, beyan edilenden belirgin
bir şekilde farklı cinste eşya olduğunun tespiti halinde, farklı çıkan eşyanın
gümrüklenmiş değerinin iki katı idari para cezası verilir " şeklinde 28/3/2013
gün ve 6455 sayılı Kanun'un 12 maddesi ile yeniden düzenlenmek suretiyle, 5607
sayılı Kanun'da kaçakçılık fiillerine ilişkin kabahatlerle ilgili düzenlemeler
tamamen ortadan kaldırılmış,4458 sayılı Kanun ile kaçakçılık fiillerine ilişkin
kabahatler yeniden düzenlenmiştir. Bu Kanun'un " İtirazlar " başlığı altında
düzenlenen 242.maddesinde ise, "1. Yükümlüler kendilerine tebliğ edilen gümrük
vergileri, cezalar ve idari kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün
içinde bir üst makama, üst makam yoksa aynı makama verecekleri bir dilekçe ile
itiraz edebilir.
2. İdareye intikal eden
itirazlar otuz gün içinde karara bağlanarak ilgili kişiye tebliğ edilir.
3. İtiraz dilekçelerinin
süresi içinde yanlış makama verilmesi halinde, itiraz süresinde yapılmış
sayılır ve idarece yetkili makama ulaştırılır.
4. İtirazın reddi kararlarına karşı işlemin yapıldığı yerdeki idari
yargı mercilerine başvuru-labilir " hükmü yer almıştır.
30.3.2005 gün
ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun "Cumhuriyet savcısının karar verme yetkisi" başlığını
taşıyan 23. maddesinde, "(1)
Cumhuriyet savcısı, kanunda açıkça hüküm bulunan hallerde bir kabahat
dolayısıyla idarî yaptırım kararı vermeye yetkilidir.
(2) Bir suç
dolayısıyla başlatılan soruşturma kapsamında bir kabahatin işlendiğini
öğrenmesi halinde Cumhuriyet savcısı durumu ilgili kamu kurum ve kuruluşuna
bildirebileceği gibi, kendisi de idarî yaptırım kararı verebilir.
(3) Soruşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun
anlaşılması halinde Cumhuriyet savcısı bu nedenle idarî yaptırım kararı verir.
Ancak, bunun için ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından idarî yaptırım
kararı verilmemiş olması gerekir"
denilmiş;
5252 sayılı "Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama
Şekli Hakkında Kanun"un, "Lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul " başlığı
altında düzenlenen 9. maddesinde ise,
" ….. (3) Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki
kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların
birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir " hükmü yer almıştır.
Dosyanın incelenmesinden, İstanbul Kaçakçılık
İstihbarat ve Narkotik Gümrük Muhafaza Müdürlüğü'nce, 5607 sayılı Kaçakçılıkla
Mücadele Kanunu uyarınca davacı hakkında yapılan soruşturma sırasında,
820420000000 GTİP'den tarifelendirilerek ithal edilen eşyaların, gerçekte
820411000000 GTİP'den tarifelendirilmesi gereken eşya olduğunun tespit edilmesi
üzerine, yapılan ihbar sonucunda, davacının "İthali, lisansa, şarta, izne,
kısıntıya veya belli kuruluşların vereceği uygunluk veya yeterlilik belgesine
tabi olan eşyayı, aldatıcı işlem ve davranışlarla ithal ettiği"nden bahisle,
eylemin kabahat olduğu değerlendirilerek, davacıya 5607 sayılı Kaçakçılıkla
Mücadele Kanunu'nun 3.maddesinin on birinci fıkrası uyarınca idari para cezası
verildiği anlaşılmıştır.
30.3.2005 gün
ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 6.12.2006 gün ve 5560 sayılı Yasa'nın 31.
maddesiyle değiştirilen 3. maddesinde, " (1) Bu Kanunun;
a) İdarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda
aksine hüküm bulunmaması halinde,
b) Diğer genel
hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını
gerektiren bütün fiiller hakkında,
uygulanır";
Kanunun "Başvuru yolu" başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise "idari
para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına
karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün
içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun
yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir" düzenlemeleri yer
almıştır.
Bu
düzenlemelere göre; Kabahatler Kanunu'nun, idarî yaptırım kararlarına karşı
kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde uygula-nacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi
durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.
Görev kuralları
kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep
hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının,
geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın
açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz
hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre
görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak,
yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra
açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde,
mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer taraftan,
dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile
görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık
görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için)
davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, 5607 sayılı Kanunun olay tarihinde yürürlükte bulunan maddesi ve yapılan soruşturma sırasında, soruşturma konusunun suç
olmayıp, kabahat olduğu değerlendirilerek, 5326
sayılı Kanun uyarınca, Cumhuriyet Savcısı tarafından davacıya verilen
idari para cezasının, 5326 sayılı Kanun'un 16. maddesinde belirtilen idari
yaptırım türlerinden biri olduğu ve Kabahatler Kanunu'nun 5560 sayılı Kanun'la
değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idarî yaptırım kararlarına karşı
kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı
Kanun hükümlerinin dikkate alınacağı, anılan Kanunun 27. maddesinin (1)
numaralı bendi uyarınca ve aynı maddenin altıncı
fıkrasında, soruşturma konusu fiilin suç değil de kabahat oluşturduğu
gerekçesiyle idari yaptırım kararı verilmesi halinde; kovuşturmaya yer olmadığı
kararına itiraz edildiği takdirde, idari yaptırım kararına karşı başvurunun da
bu itiraz merciinde inceleneceği açıkça belirtildiğinden, 5607 sayılı
Kanun'un 28.3.2013 gün ve 6455 sayılı Kanunun 64. maddesi ile düzenlenen geçici
8. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu Kanunun yayımı tarihinden önce işlenen
bu Kanuna muhalefet kabahatlerinde, lehe hükümlerin uygulanması usulünün 5252
sayılı Kanunun 9. maddesi hükmüne göre yapılacağı belirtildiğinden, davanın
görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, İstanbul 1. İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile, İstanbul
Anadolu 40. Sulh Ceza Mahkemesince verilen
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :Davanın
çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 1. İdare
Mahkemesince yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, İstanbul Anadolu 40. Sulh Ceza Mahkemesinin 24.5.2013
gün ve D.İş No:2013/6 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 15.2.2016 gününde
OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.