Danıştay 7.Daire: Gümrükler Genel Müdürlüğünün 2014/26 Genelgedeki Tebligat yapılmaksızın teliğ sayılan işleme ilişkin bölümün yürütmesinin durdurulması hakkında Karar Esas no: 2016/7282
Dağıtım Üst Yazısı
T.C.
DANIŞTAY YEDİNCİ DAİRE
Esas No: 2016/7282
Davacı
ve Yürütmenin
Durdurulmasını
İsteyen: Güler Dinamik Gümrük Müşavirliği Anonim Şirketi
Vekili :Av. Umut COŞAR
Karşı Taraf :Gümrük
ve Ticaret Bakanlığı ANKARA
Vekili :Av.
Esra KARAKOÇ
İstemin Özeti :Gümrük
ve Ticaret Bakanlığı Gümrükler Genel Müdürlüğünün 21.11.2014 gün ve 2014/26
sayılı "idari İtirazların Cevaplandırılması" konulu Genelgesinin iptali ve
yürütmenin durdurulması istenilmektedir.
Tetkik Hakimi Başak YILDIRIM ÖLMEZ'in Düşüncesi :Yürütmenin durdurulması isteminin
kısmen kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ
ADINA
Hüküm veren Danıştay Yedinci Dairesince işin gereği
görüşüldü:
Dava, Gümrükler Genel Müdürlüğünün 21.11.2014 gün ve 2014/26
sayılı "idari İtirazların Cevaplandırılması" konulu Genelgesinin iptali
istemiyle açılmıştır.
Davada iptali istenilen Genelgenin "İtirazların karara
bağlanma süresi ve zımni ret" başlıklı bölümünde, itirazların otuz gün içinde
karara bağlanarak ilgili kişiye tebliğ edilmesi gerektiği otuz gün içerisinde
cevap verilmemesi halinde zımni ret işleminin oluşacağı açıklanmış;
"itirazların karara bağlanma süresinin uzatılması" başlıklı bölümünde,
itirazların incelenmesi aşamasında gerekli yazışmalar ve değerlendirmeler
nedeniyle otuz günlük sürenin yeterli olmayabildiği, bu durumda, 4458 sayılı
Gümrük Kanununun 6'ncı maddesinin 2'nci fıkrası uyarınca gümrük idaresinin otuz
günlük sürenin dolmasından önce, başvuru sahibine süre aşımını haklı kılan
gerekçeler ile talep hakkında karar vermek için gerekli gördükleri ek süreyi de
belirterek bilgi verecekleri, ancak bu sürenin 2577
sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 10'uncu maddesinin 2'nci fıkrasında
belirtilen altı aylık süreyi geçmemesi gerektiği ifade edilmiş; "Ek süre
kullanılan durumda itirazın otuz gün içinde karara bağlanmaması nedeniyle dava
açılması" başlıklı bölümünde de, dava açılması ve itiraz incelemesi sonucunda
yükümlü lehine karar verildiği hallerde yapılması gerekenler açıklanmıştır.
Söz konusu Genelgenin "Altı aylık süre içerisinde
cevap verilememesi durumu" başlıklı bölümünde ise, ek süre kullanılmasına
rağmen altı ay içinde cevap verilemediği ve yükümlü tarafından da dava yoluna
başvurulmadığının tespit edildiği durumlarda, yükümlüye herhangi bir tebligat
yapılmaksızın, Gümrük Genel Tebliği (Tahsilat İşlemleri) (Seri
No:2) hükümleri çerçevesinde işlem yapılacağı belirtilmiştir.
T.C. Anayasası'nın
2'nci maddesinde, Hukuk Devleti ilkesi, Cumhuriyetin niteliklerinden biri
olarak sayılmıştır. Hukuk Devletinde, idareye tanınan hiçbir yetki sınırsız
değildir, idare, yetkisini, hukuk kurallarına uygun olarak kullanmak
zorundadır. Anayasa'nın, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı
yolunun açık olduğunu söyleyen 125'inci maddesi, bu zorunluluğun anayasal
kanıtıdır.
Diğer taraftan, normlar hiyerarşisine göre, yukarıdan
aşağıya doğru "Anayasa", "Kanun", "Kanun Hükmünde Kararname", "Tüzük",
"Yönetmelik" ve "diğer alt düzenleyici işlemler" şeklinde sıralanan normlardan,
alt kademede yer alanın üst kademedeki norma aykırı olması veya onun kapsamını
aşan düzenlemeler içermesi mümkün değildir. Bu sıralamanın tabii bir sonucu
olarak, normlar hiyerarşisinde üst kademede yer alan yasal kurallara aykırı
düzenleyici tasarrufların idare tarafından yürürlüğe konulması hukuka aykırılık
oluşturmaktadır.
4458
sayılı Gümrük Kanununun 242'nci
maddesinin 1'inci fıkrasında, yükümlülerin, kendilerine tebliğ edilen gümrük
vergileri, cezalar ve idari kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş
gün içinde bir üst makama, üst makam yoksa aynı makama verecekleri bir dilekçe
ile itiraz edebilecekleri; 2'nci fıkrasında, İdareye intikal eden itirazların
otuz gün içinde karara bağlanarak ilgili kişiye tebliğ edileceği; 4'üncü
fıkrasında ise, itirazın reddi kararlarına karşı, işlemin yapıldığı yerdeki
idari yargı mercilerine başvurulabileceği hükme bağlanmıştır.
Bu hükümlere göre; idari davaya konu olacak işlem,
gümrük vergileri, cezalar ve idari kararlara karşı Gümrük Kanununun 242'nci
maddesinde öngörülen usullere göre yapılacak itiraz üzerine, yine aynı maddede
yazılı mercilerce tesis edilecek olumsuz işlemler olduğundan idari itiraz
prosedürü tamamlanmadan idari yargı yoluna başvurulamayacağı gibi, yükümlülerin
itiraz başvurularının bir üst makamca otuz gün içinde karara bağlanarak
sonucunun ilgilisine tebliği yasal bir zorunluluk olduğundan; bu sürenin
cevapsız geçirilmesi halinde, idari başvuruların zımnen reddedildiğinin kabulü
zorunludur. Aksi halde, idari başvuruların, cevap verilmemek suretiyle
sürüncemede bırakılması ve dolayısıyla, hak arama özgürlüğünün kısıtlanması
sonucunu doğuracak uygulamaların ortaya çıkması kaçınılmazdır.
Öte yandan; 2577 sayılı idari Yargılama Usulü
Kanununun "İdari makamların sükutu" başlıklı 10'uncu maddesinin 1'inci
fıkrasında, ilgililerin, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya
eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilecekleri; 2'nci fıkrasında da,
altmış gün içinde bir cevap verilmezse, isteğin reddedilmiş sayılacağı;
ilgililerin, altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde,
konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilecekleri;
altmış günlük süre içinde İdarece verilen cevap kesin değilse ilgilisinin bu
cevabı, istemin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da
bekleyebileceği; bu takdirde, dava açma süresinin işlemeyeceği; ancak, bekleme
süresinin, başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemeyeceği; dava açılmaması
veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra
yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren idari
dava açma süresi içinde dava açabilecekleri hükme bağlanmıştır.
Gümrük Kanunu uyarınca işlem tesis edilmesi istemiyle
veya idarece re'sen tesis edilen işlemlere karşı idareye yapılacak başvuru
yollarının yöntem ve süreleri ile kendisine başvuruda bulunulan idarenin cevap
verme süreleri, anılan Kanunda, genel hükümlerden (İdari Yargılama Usulü
Kanununun 10'uncu maddesindeki esaslardan) ayrı olarak düzenlenmiştir. Bu
nedenle, gümrük vergileri, cezalar ve idari kararlar ile ilgili olarak idari davaya
konu olabilecek işlemlerin oluşumunun, yukarıda açıklanan başvuru usulleri ve
süreleri konusunda özel Kanun niteliği taşıyan, anılan Kanun hükümlerine göre,
bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde ise, genel Kanun niteliğindeki 2577 sayılı
idari Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre belirlenmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, Gümrük Kanununda, idareye intikal eden
itirazların otuz gün içinde karara bağlanarak ilgili kişiye tebliğ edileceği
belirtilmiş ise de; İdarece verilen cevabın kesin olmaması durumunda izlenecek
usule dair, anılan Kanunda herhangi bir düzenleme bulunmadığından, 2577 sayılı
Kanunun 10'uncu maddesinde yer alan, dava açma süresi içinde idarece verilen
cevap kesin değilse ilgilisinin bu cevabı, istemin reddi sayarak dava
açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebileceği; bu takdirde, dava açma
süresinin işlemeyeceği; ancak, bekleme süresinin, başvuru tarihinden itibaren
altı ayı geçemeyeceği; dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde,
altmış günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap
verilirse, cevabın tebliğinden itibaren idari dava açma süresi içinde dava
açabilecekleri yolundaki hükmün uygulanması gerekir.
Buna göre, Gümrük Kanunu uyarınca yapılan itirazlar
üzerine idarece verilen cevabın kesin olmaması ve altı aylık bekleme süresi
içinde de kesin cevap verilmemesi halinde bu sürenin dolduğu tarihi izleyen
günden itibaren otuz gün içinde dava açılabileceği açıktır.
Bununla birlikte, dava konusu Genelgenin "Altı aylık
süre içerisinde cevap verilmemesi durumu" başlıklı bölümündeki, ek süre
kullanılmasına rağmen altı ay içinde cevap verilmediği ve yükümlü tarafından da
dava yoluna başvurulmadığının tespit edildiği durumlarda, yükümlüye herhangi
bir tebligat yapılmaksızın, Gümrük Genel Tebliği (Tahsilat işlemleri) (Seri
No:2) hükümleri çerçevesinde işlem yapılacağı yolundaki düzenlemenin, idarenin,
Gümrük Kanununun 242'nci maddesinin 2'nci fıkrası uyarınca itirazları otuz gün
içinde karara bağlayarak ilgili kişiye tebliğ etme zorunluluğu karşısında,
Kanuna uygun olduğundan söz etmek mümkün değildir.
Bu hukuki durum karşısında, Gümrükler Genel
Müdürlüğünün 21.11.2014 gün ve 2014/26 sayılı "İdari İtirazların Cevaplandırılması"
konulu Genelgesinin yukarıda yapılan açıklamalarla hukuka aykırılığı ortaya
konulan "Altı aylık süre içerisinde cevap verilmemesi durumu" başlıklı
bölümünün, yürütmesinin durdurulabilmesi için, 2577 sayılı idari Yargılama
Usulü Kanununun 27'nci maddesinde aranan koşulların gerçekleştiği sonucuna
ulaşılmış olup; dava dilekçesinde ileri sürülen iddialar, sözü geçen
düzenlemenin diğer kısımlarının yürütmesinin durdurulmasını gerektirecek
nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, istemin kısmen kabulüne, Gümrük
ve Ticaret Bakanlığı, Gümrükler Genel Müdürlüğünün 21.11.2014 gün ve 2014/26
sayılı Genelgesinin "Altı aylık süre
içerisinde cevap verilmemesi durumu" başlıklı bölümünün yürütmesinin,
teminat aranmaksızın, durdurulmasına, sözü geçen düzenlemenin diğer bölümlerine
yönelik yürütmenin durdurulması isteminin ise reddine, 12.12.2016 gününde
oyçokluğu ile karar verildi.
X - KARŞI OY
Dava, Gümrükler Genel Müdürlüğünün 21.11.2014 gün ve
2014/26 sayılı "İdari İtirazların Cevaplandırılması" konulu Genelgesinin iptali
istemiyle açılmıştır.
4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 242'nci maddesinde;
yükümlülerin, kendilerine tebliğ edilen gümrük vergilerine, cezalar ve idari
kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde bir üst makama,
üst makam yoksa aynı makama verecekleri bir dilekçe ile itiraz edebilecekleri;
idareye intikal eden itirazların otuz gün içinde karara bağlanarak ilgili
kişiye tebliğ edileceği hükmüne yer verilmiştir.
Anılan Kanun'un 6'ncı maddesinde ise; gümrük
idarelerinin gümrük mevzuatının uygulanmasına ilişkin bir karar vermesini talep
eden her kişinin, kararın verilebilmesi için gerekli bütün bilgi ve belgeleri
söz konusu idarelere ibraz etmek zorunda olduğu, karar alınması talebinin
yazılı olarak yapılması gerektiği, gümrük idarelerinin, söz konusu talebe
ilişkin başvurunun kendilerine ulaştığı tarihten itibaren otuz gün içinde karar
alacağı, verilen kararların başvuru sahibine yazılı olarak tebliğ edileceği,
ancak, gümrük idareleri tarafından bu süreye uyulması mümkün değilse;
belirtilen sürenin aşılabileceği, bu durumda, söz konusu idarelerin, yukarıda
belirlenen sürenin dolmasından önce başvuru sahibine süre aşımını haklı kılan
gerekçeler ile talep hakkında karar vermek için gerekli gördükleri ek süreyi de
belirterek bilgi verecekleri, gümrük idareleri tarafından gerek başvuruların
reddine ve gerekse muhatabı kişinin aleyhine olarak verilen yazılı kararların,
Onikinci Kısımda belirtilen şekilde itiraz yolu açık olmak üzere gerekçeli
olarak alınacağı ve bu hususların kararda belirtileceği kural altına
alınmıştır.
Gümrük uygulamaları çerçevesinde idarece tahakkuk
ettirilen gümrük vergileri, cezalar ile tesis edilen idari kararlara karşı
başvuru ve itiraz yolları Gümrük Kanunu'nun yukarıda belirtilen maddelerinde
özel olarak düzenlenmiş bulunmaktadır. 4458 sayılı Kanun'un 6'ncı maddesi ile
242'nci maddesinin ortak olan özelliği ise; başvuru ve itirazlarda idarece
yazılı ve gerekçeli bir karar alınması ve alınan bu kararların ilgililerine
tebliğ edilme zorunluluğudur.
Başka bir anlatımla, gümrük idareleri kendilerine
yapılan başvuru ve itirazları yazılı olarak cevaplamak ve bu cevabı ilgilisine
tebliğ etmek zorunda olup, yasa koyucu gümrük idaresinin itiraz ve başvuruları
cevap vermemek suretiyle zımnen reddedilmesine olanak tanımamıştır.
Bilindiği üzere idari işlemler 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2'nci maddesinde öngörülen yetki, şekil, sebep, konu
ve maksat unsurlarından hukuka aykırı olup olmadığı yönünden yargısal denetime
tabi tutulmaktadır.
4458 sayılı Kanun'da emredici hükümle kural altına
alınan ve başvuru ve itirazları yazılı olarak cevaplamak ve bu cevabı
ilgilisine tebliğ etmek mecburiyeti; idari işlemin "şekil" yönünden yargısal
denetime tabi tutulması gereken unsurlarından birisidir.
Yasa koyucunun bir idari işleme yazılı olma kuralı
getirmesindeki amaç; bu idari, işlemin 2577 sayılı Kanunun 2'nci maddesinde
öngörülen sebep, konu ve maksat unsurları yönünden de hukuka uygunluğunun
idarece ortaya konulmasıdır.
Nitekim, başvuru ve itiraz üzerine idare alınacak
kararların gerekçeli olarak alınacağı ve bu gerekçelerin kararda belirtilmesi
gerektiğinin yasa koyucu tarafından emredilmiş olması, yazılı şekil şartının
"tali şekil şartı" değil, "asli şekil şartı" olduğunu ortaya koymaktadır.
Öte yandan gümrük idaresince itiraz üzerine tesis
edilen kararların gerekçeli ve yazılı olmasındaki bir diğer amaçta; yargı
denetimi sırasında idari işlemin sebep, konu ve maksat unsurları yönünden
irdelenebilmesine olanak sağlamaktır. İdarenin idari işleme dayanak aldığı
sebebin, idari işlemle güdülen maksadın veya idari işlemin konusunun yazılı
olarak açıkça ortaya konulması suretiyle yargısal denetimin nirengi noktaları
belirlenmiş olmaktadır.
Dolayısıyla, 4458 sayılı Kanun'un amir hükmüne aykırı
olarak zımnen tesis edilmiş olan ve bu nedenle "asli şekil şartı"nı taşımayan
zımni ret işleminin hukuki müeyyidesi ise, kanuna aykırı olarak oluşturulmuş
olan zımni ret işleminin iptalidir.
Dava konusu Genelgede 4458 sayılı Kanun'un 6'ncı
maddesi ile 242'nci maddesinde belirtilen itiraz ve başvuru yolları açısından
iki yönlü bir açıklama getirilmiştir.
Gümrük Kanunu'nun hem 6'ncı maddesinde, hem de 242'nci
maddesinde itirazların gümrük idareleri tarafından yazılı olarak karara
bağlanması ve bu kararın ilgili kişiye tebliğ edilmesi gerekliliği
vurgulanmıştır.
Ancak, 4458 sayılı Kanunun bu yöndeki açık hükmüne
rağmen 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10'uncu maddesine atıf
yapılarak genel idari usul yasası niteliğinde olan 2577 sayılı Yasada
düzenlenmiş olan zımni ret müessesi gümrük uyuşmazlıklarına da uygulanmaya
çalışılmıştır.
Gümrük Kanununda gümrük uyuşmazlıklarına ilişkin usul
hükümlerinin de düzenlenmiş olması ve anılan Kanunun gümrük uygulamaları
açısından 2577 sayılı Kanuna göre daha özel olan bir kanun olduğu dikkate alındığında,
gümrük uygulamalarına ilişkin usul hükümleri açısından 2577 sayılı Kanun
hükümlerinin değil, 4458 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği
sonucuna varılmaktadır.
Sonuç olarak, 4458 sayılı Kanun'un 6'ncı maddesi ile
242 'nci maddesinde belirtilen itiraz ve başvuru yollarında idarece tesis
edilen tüm kararların yazılı olması ve bu kararların tebliğinin gerekmesi
karşısında, niteliği gereği yazılı olmayan ve tebliğ edilemeyen zımnen ret
işlemlerinin bu maddeler yönünden uygulanma olanağı bulunmadığından, aksi
yorumla dava konusu Genelgenin zımni redde ilişkin düzenlemelerinde 4458 sayılı
Kanun hükümlerine uyarlık bulunmadığı ve 4458 sayılı Kanunun 6'ncı ve 242'nci
maddeleri açısından zımni ret müessesinin kabulü anlamındaki kısımlarının tamamının
yürütülmesinin durdurulması gerektiği düşüncesiyle çoğunluk kararına
katılmıyorum.