Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu 2017-618 e-tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları, buna ilişkin ceza hükmünün anayasa aykırı olduğu hakkında karar
T.C.
DANIŞTAY
VERGİ DAVA
DAİRELERİ KURULU
Esas No :2017/618
Karar No :2017/521
Temyiz Eden :Türkiye Barolar
Birliği Başkanlığı
Vekili :Av. Ekim ERGÜN
Oğuzlar Mahallesi
1366. Sokak No:3 Balgat - Çankaya/ANKARA
Karşı Taraf :Maliye Bakanlığı - ANKARA
Vekili :Av. İlknur YAMAK -
(Aynı yerde)
İstemin Özeti :Dava; 27.8.2015 tarih ve 29458
sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 456
Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin iptali istemiyle açılmıştır.
Danıştay Dördüncü
Dairesi, 23.5.2017 gün ve E:2015/9443, K:2017/4748 sayılı kararıyla; Anayasaya
aykırılık iddiasının ciddi görülmeyerek işin esasına geçildiği. Tebliğin
dayanağı 213
sayılı Vergi Usul Kanununun 107/A
maddesi ile Maliye Bakanlığına, vergi dairelerince düzenlenen ve muhataplarına
anılan Kanun hükümlerine göre tebliği gereken evraklara ilişkin olarak
elektronik ortamda yapılacak tebliğle ilgili her türlü teknik altyapıyı kurma
veya kurulmuş olanları kullanma, tebliğe elverişli elektronik adres kullanma
zorunluluğu getirme ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve
elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirleme yetkisi verildiği,
dava konusu Tebliğ ile elektronik ortamda yapılacak tebliğle ilgili teknik
altyapının kurulduğu, tebliğe elverişli elektronik tebligat adresinin Başkanlık
tarafından internet vergi dairesi bünyesinde oluşturulduğu, elektronik adres
kullanma zorunluluğu getirilen ve kendisine elektronik ortamda tebliğ
yapılabilecek olanların; a) Kurumlar vergisi mükellefleri, b)Ticari, zirai ve
mesleki kazanç yönünden gelir vergisi mükellefiyeti bulunanlar (Kazançları
basit usulde tespit edilenlerle gerçek usulde vergiye tabi olmayan çiftçiler
hariç), c)İsteğe bağlı olarak kendilerine elektronik tebligat yapılmasını talep
edenler olduğu, kurumlar vergisi ile gelir vergisi mükelleflerinin ve isteğe
bağlı olarak kendilerine elektronik tebligat yapılmasını talep edenlerin
bildirimi ve elektronik tebligat adresi edinmesine ilişkin esaslara yer
verildiği, internet vergi dairesi kullanıcı kodu, parola ve şifresi edinme ile
ilgili Tebliğ ekinde yer alan Elektronik Tebligat Talep Bildirimi ile
bildirimde bulunan mükelleflere vergi dairesince, müracaat anında sistemden
üretilecek internet vergi dairesi kullanıcı kodu, parola ve şifreyi ihtiva eden
kapalı bir zarf verileceği, şifre zarfının mükellef veya yetkili kişiye
tesliminde tutanak düzenleneceği, 213 sayılı Kanun hükümlerine göre tebliği
gereken evrakın, elektronik imza ile imzalanacağı ve vergi dairesi adına Gelir
İdaresi Başkanlığı tarafından muhatabın elektronik tebligat adresine
iletileceği, elektronik tebligat sistemine internet vergi dairesi üzerinden
erişileceği, internet vergi dairesi kullanıcı kodu, parola ve şifresine sahip
olan gerçek ve tüzel kişilerin şifreleriyle elektronik tebligat adreslerine
ulaşacakları, internet vergi dairesi kullanıcı kodu, parola ve şifresi olmayan
gerçek kişilerin ise sisteme her girişte yapılan kimlik doğrulaması ile
elektronik tebligat adreslerine erişecekleri, Kanunun 107/A maddesi gereğince,
elektronik imzalı tebliğ evrakının muhatabın elektronik ortamdaki adresine
ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda tebliğ edilmiş sayılacağı, olay
kayıtlarının, işlem zaman bilgisi eklenerek erişebilir şekilde
arşivlerde otuz yıl süreyle saklanacağı, hesaba erişim bilgilerinin iletimi ile
sisteme erişimin güvenli bir şekilde yapılması için gerekli tedbirlerin Gelir
İdaresi Başkanlığı tarafından alınacağı, talep halinde elektronik tebligata
ilişkin delil kayıtlarının ilgilisine veya yetkili mercilere sunulacağı, zorunlu
veya ihtiyari olarak elektronik tebligat sistemine dahil olanların; tüzel
kişilerde ticaret sicil kaydının silindiği (nevi değişikliği ve birleşme
halleri dahil) tarih itibariyla, elektronik tebligat adresinin kapatılacağı,
gerçek kişilerde ise, ilgilinin ölümü veya gaipliğine karar verildiğinin idare
tarafından tespit edildiği durumlarda ölüm/karar tarihi itibariyla ilgilinin
elektronik tebligat adresinin re'sen kapatılacağı, bunun dışında sistemden
çıkılmasının mümkün olmadığı, muhatabın Elektronik Tebligat Talep Bildirimini
süresinde, tam ve doğru olarak vergi dairesine beyan etmekle, bildirimde
belirtilen tüm şartlara riayet etmekle, beyan edilen bilgilerde meydana gelecek
değişiklikleri öncesinde veya en geç değişiklik tarihinde vergi dairesine
bildirmekle, sistem kullanımına ilişkin olarak kendisine verilmiş olan
kullanıcı kodu, parola ve şifre gibi bilgileri korumakla, üçüncü kişilerle
paylaşmamakla ve başkasına kullandırmamakla, sözü edilen bu bilgilerin
istenmeyen şekilde üçüncü kişilerin eline geçtiğinin tespit edilmesi halinde
derhal vergi dairesine bilgi vermekle yükümlü oldukları, elektronik tebligat
sistemine dahil olması zorunlu olanlardan bu Tebliğ ile getirilen
yükümlülüklere uymayanlar için Kanunun 148, 149 ve mükerer 257'nci
maddeleri uyarınca. Kanunun mükerrer 355'inci maddesindeki cezai müeyyidenin
uygulanacağı, Kanun hükümlerine göre tebliği gereken evrakın muhataplara
elektronik tebligat sistemi ile tebliğ edilebileceği gibi Kanunda yer verilen
diğer tebligat hükümlerine göre de tebliğ edilebileceği, bağlı vergi dairesi
müdürlüklerinde (mal müdürlükleri) elektronik tebligat sistemine teknolojik
uyum çalışmaları devam etmekte olduğundan, bağlı vergi dairesi müdürlükleri mükelleflerinin
Tebliğ kapsamında bulunmadığı düzenlemelerinin getirildiği, söz konusu
düzenlemeler ile davalı idarenin, 213 sayılı Kanunun kendisine verdiği yetkiyi
kullanarak hızla ilerleyen teknolojik gelişmelere kamu kurumlarının da uyum
sağlayabilmesi ve bilgi teknolojilerinin kullanımının yaygınlaştırılarak vergi
idaresinin daha etkin bir biçimde görev yapmasını amaçladığı, elektronik
tebligat ile hizmet kalitesinin arttığı, tebliğ edilen belgenin içeriğinin
başkaları tarafından değiştirilemeyeceğinin garanti edildiği, böylece bilgi
güvenliği sağlanarak kişisel verilerin korunduğu, güvenilir olduğu, fiziki
ortamda haftalarca süren tebligat işleminin, elektronik tebligat sistemi ile
saniyeler içinde gerçekleştirilebildiği, elektronik tebligat sisteminde
tebligatın ne zaman yapıldığı, gönderen kurumun ve alıcının kim olduğu,
gönderilen tebligatın ve eklerinin ne olduğu hususlarının görüntülenebildiği,
dolayısıyla bu konularda ihtilafa yer bırakılmadığı, fiziki ortamda yapılan
tebligatlar ücretli iken elektronik tebligat ile yapılan tebligatlarda herhangi
bir masraf bulunmadığından bütçeye katkısı olduğu, elektronik tebligat
sistemiyle yapılan tebligatların kâğıt, zaman ve enerji tasarrufu sağladığı,
elektronik tebligat uygulaması ile vergi mükelleflerinin vergi işlemlerinden
daha hızlı haberdar olacağı, sistem ile tebliğ işlemlerinde karşılaşılan bir
takım sorunlar ortadan kaldırılarak, usule ilişkin hatalar nedeniyle vergi
alacağının tahsil edilmesinde yaşanabilecek problemlerin giderilmeye
çalışıldığı, elektronik ortamda yapılacak tebligatın, fiziksel tebligat
yöntemlerine göre daha güvenli ve hızlı olacağı, Tebliğde, elektronik verilere
ulaşma kolaylığı ve elektronik ortamın delil oluşturmadaki etkisi gözetilerek
elektronik verilerin otuz yıl süre ile saklanacağı düzenlemesi ile idarenin
denetimi ve tebliğe ilişkin belgelerin ispatının kolaylaştırıldığı, kanun
hükümlerine göre tebliği gereken evrakın muhataplarına elektronik tebligat
sistemi ile tebliğ edilebileceği gibi diğer tebligat hükümlerine göre de tebliğ
edilebileceği düzenlemesi ile elektronik tebligat sisteminde karşılaşılabilecek
aksaklıkların giderilmesi ve yaşanabilecek hak kayıplarının önlenmesinin
sağlandığı, öte yandan, ilgililer hakkında Tebliğin uygulanması dolayısıyla
tesis edilecek tüm işlemlerin yargı denetimine tabi olduğu da göz önünde
bulundurulduğunda, Tebliğde yer alan genel nitelikli düzenlemelerin üst hukuk
normlarına aykırı bir yönünün bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.
Davacı
tarafından; dava konusu Tebliğle getirilen düzenlemelerin mahkemeye erişim
hakkı ve dolayısıyla adil yargılanma hakkına yönelik bir müdahale olduğu,
hakkında tesis edilen işlemi öğrenme imkanı bulunmayan muhatabın idareye
başvurma ya da dava açma hakkını kullanamayacağı, elektronik ortamda yapılan
tebligata bağlanan sonuçlar nedeniyle anılan kuralların kanun yoluna başvurmayı
önemli ölçüde engellediği, 213 sayılı Kanunun 107/A maddesinin Anayasaya aykırı
olduğu, isteğe bağlı olarak sisteme girenlerin de sistemden ayrılamamalarının,
verilen yetkinin aşılması anlamına geldiği. Tebliğle, Kanunun açıkça
düzenlemediği bir fiil için ceza ihdas edilemeyeceği ileri sürülerek kararın
bozulması istenmiştir.
Savunmanın
Özeti________ :Temyiz
isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
Danıştay
Tetkik Hakimi :Selim
GÜNDOĞDU
Düşüncesi :Kanuni
dayanağı bulunmadığından dava konusu Tebliğin, "Ceza Hükümleri"
başlıklı 9'uncu maddesi bakımından temyiz isteminin kabulü ile kararın anılan
hüküm fıkrasının bozulması; diğer bölümlere ilişkin hüküm fıkrası yönünden ise
istemin reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK
MİLLETİ ADINA
Hüküm
veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, dosyadaki belgeler incelendikten
sonra gereği görüşüldü;
27.8.2015
tarih ve 29458 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 456 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu
Genel Tebliğinin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolunda verilen Daire
kararı davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Anayasaya
aykırılık iddiası ciddi görülmeyerek işin esasına geçildi.
Dayandığı
hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Dördüncü Dairesi
kararının, davaya konu Tebliğin "Ceza Hükümleri" başlıklı 9'uncu
maddesi dışında kalan bölümleri yönünden davanın reddine ilişkin hüküm fıkrası,
aynı hukuksal nedenler ve gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz
dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan hüküm fıkrasının
bozulmasını gerektirecek durumda görülmemiştir.
213
sayılı Vergi Usul Kanununun dava konusu Tebliğe dayanak alınan 107/A
maddesinde, bu Kanun hükümlerine göre tebliğ yapılacak kimselere, 93'üncü
maddede sayılan usullerle bağlı kalınmaksızın, tebliğe elverişli elektronik bir
adres vasıtasıyla elektronik ortamda tebliğ yapılabileceği; elektronik ortamda
tebligatın, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün
sonunda yapılmış sayılacağı; Maliye Bakanlığının, elektronik ortamda yapılacak
tebliğle ilgili her türlü teknik altyapıyı kurmaya veya kurulmuş olanları
kullanmaya, tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye
ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe
ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkili olduğu hükmüne yer
verilmiştir.
Kanunun
148'inci maddesinde, kamu idare ve müesseseleri, mükellefler veya mükelleflerle
muamelede bulunan diğer gerçek ve tüzel kişilerin, Maliye Bakanlığının veya
vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların istiyecekleri bilgileri vermeye
mecbur oldukları; 149'uncu maddesinde kamu idare ve müsseseleri (Kamu hizmeti
ifa eden kurum ve kuruluşlar dahil) ile gerçek ve tüzel kişilerin vergilendirmeye
ilişkin olaylarla ilgili olarak Maliye Bakanlığı ve vergi dairesince
kendilerinden yazı ile istenecek bilgileri belli fasılalarla ve devamlı olarak
yazı ile vermeye mecbur oldukları belirtilmiş; mükerrer 257'nci maddesinin
4'üncü fıkrasında, bu Kanunun 149'uncu maddesine göre devamlı bilgi vermek
zorunda olanlardan istenilen bilgiler ile vergi beyannameleri ve bildirimlerin,
şifre, elektronik imza veya diğer güvenlik araçları konulmak suretiyle internet
de dahil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında
verilmesi, beyanname ve bildirimlerin yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişiler
aracı kılınarak gönderilmesi hususlarında izin vermeye veya zorunluluk
getirmeye, beyanname, bildirim ve bilgilerin aktarımında uyulacak format ve standartlar
ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları tespit etmeye, bu zorunluluğu
beyanname, bildirim veya bilgi çeşitleri, mükellef grupları ve faaliyet
konuları itibarıyla ayrı ayrı uygulatmaya, kanuni süresinden sonra
kendiliğinden veya pişmanlık talepli olarak verilen beyannameler üzerine
düzenlenen tahakkuk fişi ve/veya ihbarnameleri mükellefe, vergi sorumlusuna
veya bunların elektronik ortamda beyanname gönderme yetkisi verdiği gerçek veya
tüzel kişiye elektronik ortamda tebliğ etmeye ve buna ilişkin usul ve esasları
belirleme hususunda Maliye Bakanlığı yetkili kılınmıştır.
213
sayılı Kanunun mükerrer 355'inci maddesinde ise bu Kanunun 86, 148, 140,150,
256 I ' ve 257'nci maddelerinde yer alan zorunluluklar ile mükerrer 257'nci
maddesi ve Gelir Vergisi Kanununun 98/A maddesi uyarınca getirilen
zorunluluklara uymayanlara (Kamu idare ve müesseselerinde bilgi verme görevini
yerine getirmeyen yöneticiler dahil) özel usulsüzlük cezası kesileceği hükme
bağlanmıştır.
Dava
konusu Tebliğin "Ceza Hükümleri" başlıklı 9'uncu maddesinde,
elektronik tebligat sistemine dahil olması zorunlu olanlardan bu Tebliğ ile
getirilen yükümlülüklere uymayanlar için Kanunun 148, 149 ve mükerrer 257'nci
maddeleri uyarınca. Kanunun mükerrer 355'inci maddesindeki cezai müeyyidenin uygulanacağı;
ceza uygulaması sonrasında re'sen oluşturulan internet vergi dairesi kullanıcı
kodu, parola ve şifresinin gerçek kişilerde mükellefe, tüzel kişiler ile tüzel
kişiliği olmayan teşekküllerde doğrudan kanuni temsilcisine tebliğ edileceği ve
elektronik tebligat adreslerine tebligat gönderimine başlanılacağı
düzenlemelerine yer verilmiştir.
Anayasanın
38'inci maddesinin birinci fıkrasında, "Kimse, ... kanunun suç saymadığı
bir fiilden dolayı cezalandırılamaz" ifadesiyle "suçta
kanunilik"; üçüncü fıkrasında da "ceza ve ceza yerine geçen güvenlik
tedbirleri, ancak kanunla konulur" ifadesiyle de "cezada
kanunilik" ilkeleri güvence altına alınmıştır. Anayasada öngörülen
"suçta ve cezada kanunilik ilkesi", insan hak ve özgürlüklerini esas
alan bir anlayışın öne çıktığı günümüzde, ceza hukukunun da temel ilkelerinden
birini oluşturmaktadır. Anayasaya paralel şekilde 5326 sayılı Kabahatler
Kanununun "Kanunilik İlkesi" başlıklı 4'üncü maddesinde hangi
fiillerin kabahat oluşturduğunun, kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi;
kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriğinin,
idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabileceği; kabahat
karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarının, ancak kanunla
belirlenebileceği kurala bağlanmıştır.
Suçta
ve cezada kanunilik ilkesi, hukuk devletinin kurucu unsurlarındandır. Kanunilik
ilkesi, genel olarak bütün hak ve özgürlüklerin düzenlenmesinde temel bir
güvence oluşturmanın yanısıra, suç ve cezaların belirlenmesi bakımından özel
bir anlam ve öneme sahip olup, bu kapsamda kişilerin kanunen yasaklanmamış veya
yaptırıma bağlanmamış fiillerden dolayı keyfi bir şekilde suçlanmaları ve
cezalandırılmaları önlenmekte, buna ek olarak, suçlanan kişinin lehine olan
düzenlemelerin geriye etkili olarak uygulanması sağlanmaktadır. (AYM, B. No:
2013/849, 15/4/2014, §32).
Kamu
otoritesinin ve bunun bir sonucu olan ceza verme yetkisinin keyfi ve hukuk dışı
amaçlarla kullanılmasının önlenebilmesi, kanunilik ilkesinin katı bir şekilde
uygulanmasıyla mümkün olabilir. Bu doğrultuda, kamu otoritesini temsil eden
yasama, yürütme ve yargı erklerinin, bu ilkeye saygılı hareket etmeleri; suç ve
cezalara ilişkin kanuni düzenlemelerin sınırlarının, yasama organı tarafından
belirgin bir şekilde çizilmesi, yürütme organının sınırları kanunla belirlenmiş
bir yetkiye dayanmaksızın, düzenleyici işlemleri ile suç ve ceza ihdas etmemesi,
ceza hukukunu uygulamakla görevli yargı organın da kanunlarda belirlenen suç ve
cezaların kapsamını yorum yoluyla genişletmemesi gerekir. (B. No: 2013/849,
15/4/2014, § 32)
Vergi
dairelerince düzenlenen ve muhataplarına 213 sayılı Kanun hükümlerine göre
tebliği gereken evrakın. Gelir İdaresi Başkanlığı aracılığıyla elektronik
ortamda tebliğ edilmesi ile ilgili usul ve esasları belirlemek amacıyla
getirilen davaya konu Tebliğin ceza hükümlerine ilişkin bölümünde bu Tebliğ ile
getirilen yükümlülüklere uymayanlar için Kanunun 148, 149 ve mükerrer 257'nci
maddeleri uyarınca, Kanunun mükerrer 355'inci maddesindeki cezai müeyyidenin
uygulanacağı yolunda düzenleme yapılmışsa da mükerrer 355'inci maddede, 107/A
maddesinden bahsedilmemektedir. 148, 149 ve mükerrer 257'nci maddelerde de
Tebliğin getiriliş amacıyla doğrudan bağlantılı durumlar düzenlenmemiştir. Bu
durumda, davalı idare tarafından sınırları kanunla belirlenmiş bir yetkiye
dayanmaksızın düzenleyici işlem ile suç ve ceza ihdas edilmiş olması karşısında
Tebliğin söz konusu düzenlemelerinin "Suçta ve Cezada Kanunilik
İlkesi"ne aykırılık teşkil ettiği açıktır. Ayrıca, 213 sayılı Kanuna 107/A
maddesinin eklenmesine ilişkin 6009 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun
ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının
7'nci maddesiyle ilgili olarak komisyon raporunda, bu maddede tebliğe elverişli
elektronik adres kullanma zorunluluğu getirme konusunda Maliye Bakanlığına
yetki verildiği ancak, bu zorunluluğa uymayanlara ne tür ceza kesileceği
konusunda tasarıda bir belirleme yer almadığı, bu nedenle Vergi Usul Kanununun
mükerrer 355'inci
maddesinin 1'inci fıkrasına 107/A
madde numarası eklenerek belirleme yapılması gerektiği yolunda düşülen
muhalefet şerhi de yapılan tespiti destekler mahiyettedir.
Açıklanan
nedenlerle, temyiz isteminin kısmen kabulü ile Danıştay Dördüncü Dairesinin
23.5.2017 gün ve E:2015/9443, K:2017/4748 sayılı kararının, dava konusu
Tebliğin, "Ceza Hükümleri" başlıklı 9'uncu maddesi yönünden davanın
reddine ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasına; 9'uncu maddesi dışında kalan
bölümler yönünden davanın reddine ilişkin hüküm fıkrasına karşı yapılan temyiz
isteminin reddine, yeniden verilecek kararda karşılanacağından, yargılama
giderleri hakkında hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına, 8.11.2017 gününde
oyçokluğuyla karar verildi.
Danıştay
Başkanvekili 7.Daire Başkanı 9.Daire
Başkanı 3.Daire Başkanı 9.Daire Üyesi
Mahmut VURAL Ali
ATAGÜN H. Ceyda Mehmet Ali Ayper
(X)
KERMAN SAMUR GÖKTUNA
(X)
7.Daire Üyesi 3.Daire
Üyesi 9.Daire Üyesi 9.Daire Üyesi 7.Daire Üyesi
Turan E.
Fahrünnisa Nilgün Seyfullah Ali
KARAKAYA TUNCA
İPEK YILDIZTEKİN KAZAN
(X)
7.Daire Üyesi
H.Ümit
AKSOY
27.8.2015
tarih ve 29458 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 456 Sıra No'lu Vergi Usul
Kanunu Genel Tebliğinin iptali istemiyle açılan davada, Danıştay Dördüncü
Dairesince verilen davanın reddi yolundaki karar, davacı tarafından temyiz
edilmiştir.
Anılan
tebliğ, 213 sayılı Vergi Usul Kanununa 6009 Sayılı Kanunun 7'nci maddesi ile
eklenen ve 1.8.2010 tarihi itibariyle yürürlüğe giren "Elektronik Ortamda
Tebliğ" başlıklı 107/A maddesi ile Maliye Bakanlığına verilen, elektronik
ortamda yapılacak tebliğle ilgili her türlü teknik altyapıyı kurmaya veya
kurulmuş olanları kullanmaya, tebliğe elverişli elektronik adres kullanma
zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve
elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirleme, yetkisi uyarınca
yayımlanmıştır.
Kanunun
söz konusu maddesinde ayrıca. Vergi Usul Kanunu uyarınca tebliğ yapılacak
kimselere, kanunun 93'üncü maddesinde sayılan usullere bağlı kalınmaksızın,
tebliğe elverişli elektronik bir adres vasıtasıyla elektronik ortamda tebliğ
yapılabileceği ve elektronik ortamda tebligatın, muhatabın elektronik adresine
ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı hususları
düzenlenmiştir.
Davacı,
Tebliğ ile, hukukun üstünlüğü ilkesi gözetilmeden işlem tesis edildiği, kamu
yararının ihlal edildiği, avukatların da dahil olduğu büyük bir toplum kesimine
(sermaye şirketleri, kooperatifler, iktisadi kamu müesseseleri, dernek ve
vakıflara ait iktisadi işletmeler, iş ortaklıkları, kollektif ve adi komandit
şirketler, şahıs işletmeleri, doktorlar, emlakçılar, manavlar, kasaplar, bakkallar
ve benzerleri) elektronik tebligat sistemini kullanma zorunluluğu getirildiğini
açıklamış ve gerek dava ve gerekse temyiz dilekçesinde, Davalı idareye, dayanak
alınan Vergi Usul Kanununun 107/A maddesi ile sınırları belirsiz bir düzenleme
yetkisi verildiği, bu durumun, yasama yetkisinin yürütme organına devri
sonucunu doğurduğu belirtildikten sonra, gerekçeleri de gösterilmek suretiyle,
anılan maddenin Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına aykırı olduğu iddia edilmiştir.
Dava
dilekçesinde, Anayasa'nın 2'nci maddesinde belirtilen hukuk devletinin, insan
haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve
işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini sağlayan, Anayasa'ya aykırı durum ve
tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarında egemen kılan, Anayasa ve
yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlet olduğunu,
hukuk devletinin temel ilkelerinden biri olan "Hukuk Güvenliği" ilkesinin,
normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete
güven duyabilmesini, devlet tarafından yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu
zedeleyici yöntemlerden kaçınılmasını gerekli kıldığını, Anayasa'nın hak arama
hürriyetini düzenleyen 36. maddesinin birinci fıkrasında, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan
faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya / davalı olarak iddia ve savunma ile adil
yargılanma hakkına sahiptir." denilerek yargı mercilerine
davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia,
savunma ve adil yargılanma niteliği taşımasının ötesinde, Anayasa'nın 40.
maddesi uyarınca diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde
yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri,
kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya
da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp
kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin etkili yolunun, yargı mercileri
önünde dava hakkını kullanabilmesi olduğunu, Anayasa'nın 36. maddesinde, hak
arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla
birlikte, bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak
olduğu söylenemeyeceğini, özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın
doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu kabul edildiğini, ayrıca, hakkı
düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da,
Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların
sınırlandırılmasının da mümkün olabileceği, dava açma hakkının kapsamına ve
kullanımına ilişkin düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından
kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar
olduğu, ancak, bu sınırlamaların Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan
güvencelere aykırı olamayacağı, Anayasa'nın 13. maddesine göre ise temel hak ve
özgürlüklere yönelik sınırlamalar, demokratik toplum düzeninin ve laik
Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi, hak ve
özgürlüklerin özlerine de dokunamayacağı, belirtmiştir.
Davacı
temyiz dilekçesinde ise aynen; Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36.
maddesinin birinci fıkrasında, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak
suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile
adil yargılanma hakkına sahiptir." denilerek yargı mercilerine başvurabilme ve
bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence
altına alınmıştır. Anayasa'nın 125. maddesinde ise "İdarenin her türlü eylem ve
işlemlerine karşı yargı yolu açıktır..." denilmektedir. Her iki maddeyle
güvence altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak
niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde
yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden
biridir. Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkı tanınması adil yargılamanın
ön koşulunu oluşturur.
Kişilere
yargı mercileri önünde dava hakkı tanınması adil bir yargılamanın ön koşulunu
oluşturmakla birlikte, hak arama özgürlüğü bakımından tek başına yeterli
bulunmamaktadır. Mahkemeye erişimi etkisiz kılacak ya da yargı yoluna
başvurmayı caydırıcı nitelikteki düzenlemelerin, hak arama özgürlüğüne uygun
olduğundan söz edilemez. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne göre de
mahkeme önünde hak arama yolunun fiilen ya da hukuken, geçici de olsa
kapatılması, kullanımını olanaksız kılan koşullara bağlanması ya da kullanılmasını
zorlaştırma adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelmektedir.
Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'ne göre, ulusal yasalarda mahkemeye erişim hakkının
sağlanma derecesi, demokratik bir toplamdaki hukuk devleti ilkesi çerçevesinde,
kişilerin mahkemeye erişim hakkını güvence altına almaya yetecek ölçüde
olmalıdır. Mahkemeye erişim hakkı mutlak olmayıp bazı sınırlamalara tâbi
olabilir. Bununla birlikte uygulanan sınırlamalar, mahkemeye erişim hakkının
özünü zedeleyecek ölçüde veya şekilde olmamalıdır (Ashingdane/Birleşik Krallık,
B.No: 8225/78, 28/05/1985). Ayrıca mahkemeye erişim hakkının etkili olabilmesi,
haklarına müdahale teşkil eden bir eyleme karşı koymak için kişinin açık ve
pratik bir imkâna sahip olmasını gerektirir (Bellet/Fransa, B.No: 23805/94,
04/12/1995).
Ülkemizde
internet ulaşımı olmayan veya elektronik haberleşme sistemlerini kullanma
becerisine ya da imkanına sahip bulunmayan vatandaşların olduğu ve söz konusu
vatandaşların bir kısmı hakkında ticari, zirai ve mesleki kazançlar yönünden
gelir vergisi mükellefiyeti tesis edilmiş olduğu bilinmektedir. Dava konusu
düzenleme ile ticari, zirai ve mesleki kazançlar yönünden gelir vergisi
mükellefiyeti tesis edilmiş olan (kazançları basit usulde tespit edilenlerle
gerçek usulde vergiye tabi olmayan çiftçiler hariç) şahıslara tebliğe elverişli
elektronik adres kullanma zorunluluğu getirilmiş, söz konusu şahıslara
elektronik ortamda yapılan tebligatın, muhatabın elektronik adresine ulaştığı
tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı öngörülmüştür. Dolayısıyla
dava açılmasına ilişkin sürelerin hesaplanmasında da tebliğin yapılmış
sayıldığı tarih dikkate alınacaktır. Hakkında tesis edilen işlemden haberdar
olmayan muhatabın dava açma hakkını kullanmayacağı açık olup, Kanun'un vermiş
olduğu sürenin, elektronik ortamda tebliği izleyen beşinci günün sonundan
başlatılması hak arama özgürlüğünü ortadan kaldırmaktadır.
Söz
konusu düzenlemeler incelendiğinde, düzenlemenin adil yargılanma hakkının bir
unsuru olan "mahkemeye erişim hakkı" na ve dolayısıyla da adil yargılanma
hakkına yönelik bir müdahale olduğu açıktır. Kuralın yer aldığı maddenin
gerekçesinde, tebliğin elverişli elektronik bir adrese yapılması suretiyle veri
güvenliği ve muhatabın hukuki sonuçlar açısından tebliğden haberdar olmasının
sağlandığı ifade edilmektedir. Kanun koyucunun, kuralla, muhatapların
haklarında vergi dairelerince tesis edilen işlemlerden haberdar olması,
muhataplar hakkında tesis edilen işlemlere karşı idari başvuru ya da dava açma
hakkına ilişkin sürelerin işlemeye başlamasını sağlamayı amaçladığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda getirilen düzenleme ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir
dengenin bulunup bulunmadığına bakılmalıdır.
Ölçülülük
ilkesi gereğince, getirilen düzenleme ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul
bir dengenin bulunması gerekmektedir. Orantılılık olarak da ifade edilen
ölçülülüğün bu alt ilkesi, amaca ulaşmak için gerekli olan önlemin alınmasına
imkân tanımakta, ancak amaca ulaşmak için gerekli olmayan önlemlere
başvurulmasına ve ilgili hakkın ölçüsüz bir şekilde sınırlanmasına müsaade
etmemektedir. Demokratik bir toplumda, temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın,
bu sınırlamayla güdülen amacın gerektirdiğinden fazla olmaması gerekir.
Orantılılık ilkesi, meşru bir amaca ulaşmak için gerekli olan sınırlayıcı
araçlardan daha hafif olanı tercih edilebilecekken daha ağır olanına
başvurulmasına izin vermemektedir.
Hakkında
tesis edilen işlemi öğrenme imkânı olmayan muhatabın, idareye başvurma ya da
dava açma hakkını kullanma imkânı da bulunmayacaktır. Bu durumda ise muhatabın
idareye başvurma ya da dava açma hakkından yararlanamayacağı dolayısıyla usul
hukuku anlamında hak kayıpları yaşayacağı kuşkusuzdur. Bu bağlamda söz konusu
düzenlemelerin ortaya çıkardığı hukuki sonuçlar itibarıyla bakarama özgürlüğünü
amacını aşacak şekilde sınırlandırmaktadır.
Buna
göre elektronik ortamda yapılan tebligata bağlanan sonuçlar nedeniyle anılan
kuralların yargı yoluna başvurmayı önemli ölçüde olanaksız kıldığı açıktır. Hak
arama hürriyetine getirilen bu sınırlamanın, ulaşılmak istenen amaç ile
orantılı olduğu söylenemeyeceğinden kural, hukuk devleti ilkesi ile hak arama
özgürlüğüne aykırıdır. Dolayısıyla düzenlemeyle mahkemeye erişim hakkına
getirilen sınırlama, hak arama özgürlüğüne ilişkin hakkın Anayasa'da ifade
edilen sınırlarını aşmakta ve bu hakkın kullanılmasına önemli ölçüde engel
olmaktadır. Bu durumda, 213 sayılı Kanun'un 107/A maddesindeki "tebliğe
elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine
elektronik ortamda tebliğ yapılacakları" ibaresinin Anayasa'nın 2. ve 36.
maddelerine aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır." denilmiştir.
213
Sayılı Vergi Usul Kanununa 6009 sayılı Kanunun 7 nci maddesi ile eklenen 107/A
maddesinde yer alan, "tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu
getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları" ibaresinin,
eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, bu alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup
bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukukun üstün kuralları ile kendisini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan
devlet olarak tanımlanan ve Anayasa'nın 2'nci maddesinde hükmolunan Hukuk
Devleti ilkesi ile, herkesin, meşru
vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya
davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılama hakkına sahip olduğunu
düzenleyen Anayasa'nın 36'ncı maddesine aykırı olduğu yönünde, davacı
tarafından basit bir şüphenin ötesinde, hukuki temele dayanan, hukuki bakımdan
tartışılabilir ciddi iddialar ileri sürüldüğü açıktır. Anılan yasal düzenleme
ile, hukuk devleti ilkesine aykırı olarak, idareye yasama yetkisini aşan
düzeyde ve hukuk güvenliğini zedeleyen yetkiler verildiği gibi, mahkemeye
erişimi hakkı da sınırlandırılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, 6216 Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanunun 40'ıncı maddesi uyarınca, 213 Sayılı Vergi Usul Kanununa 6009
sayılı kanunun 7'nci maddesi ile eklenen 107/A maddesinde yer alan " tebliğe
elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine
elektronik ortamda tebliğ yapılacakları" hükmünün, Anayasa'nın 2'nci ve 36'ncı
maddelerine aykırılığı nedeniyle, iptali için Anayasa Mahkemesine gönderilmesi
gerektiği oyu ile, bu yönden Kurul kararına katılmıyoruz.
7.Daire Başkanı 9.Daire
Üyesi 9.Daire Üyesi
Ali Ayper Nilgün
ATAGÜN GÖKTUNA İPEK