Bir vergi incelemesi sonucuna bağlı olarak aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkin 2018-9115 Başvuru Numaralı Kararı
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından: 16.05.2019 tarihli ve 30776 sayılı R.G.
GENEL KURUL
KARAR
ÜNAL GÖKPINAR BAŞVURUSU
Başvuru Numarası :2018/9115
Karar Tarihi :27/3/2019
Başkan :Zühtü ARSLAN
Başkanvekili :Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili :Engin YILDIRIM
Üyeler :Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh
KALELİ
Recep
KÖMÜRCÜ
Hicabi
DURSUN
Celal
Mümtaz AKINCI
Muammer
TOPAL
M.
Emin KUZ
Hasan
Tahsin GÖKCAN
Kadir
ÖZKAYA
Rıdvan
GÜLEÇ
Yusuf
Şevki HAK YEMEZ
Yıldız
SEFERİNOĞLU
Raportörler :Fatma Burcu NACAR YÜCE
Özgür
DUMAN
Başvurucu :Ünal GÖKPINAR
Vekili :Av. Tamer DOĞAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, bir vergi incelemesi sonucuna
bağlı olarak aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama
ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir,
II. BAŞVURU SÜRECİ
2.
Başvuru
3/4/2018 tarihinde yapılmıştır.
3.
Başvuru,
başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra
Komisyona sunulmuştur.
4.
Komisyonca
başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar
verilmiştir.
5.
Bölüm
Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte
yapılmasına karar verilmiştir.
6.
Başvuru
belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir.
Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
7.
Başvurucu,
Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmamıştır.
8.
İkinci
Bölüm tarafından 7/3/2019 tarihinde yapılan toplantıda, niteliği itibarıyla Genel
Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü'nün 28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula şevkine karar
verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
9. Başvuru formu ve eklerinde ifade
edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
A. Vergi İncelemesi Süreci
10.
Başvurucu 23/6/1986 tarihinden itibaren loto
ve benzeri şans oyunları ile millî piyango bileti satışı işiyle iştigal
etmektedir.
11.
Vergi idaresince, başvurucunun 2007 ile 2011
arasındaki dönemlere ilişkin işlemleri vergi incelemesine tabi tutulmuştur.
Vergi müfettişi, başvurucunun ilgili dönemlere ait defter ve belgelerini incelemiştir.
İnceleme sonucunda 6/11/2013 tarihinde vergi tekniği, vergi inceleme ve vergi
suçu raporları düzenlemiştir. Vergi tekniği raporunda;
i. Başvurucunun 2007 ila 2011 yıllarında "pos
tefeciliği" (pos
cihazı üzerinden yasa dışı ikrazatçılık faaliyeti yürütme işi) yoluyla gerçeği
yansıtmayan kontör satışında bulunduğu ve bu kapsamda düzenlediği kontör
faturalarının sahte olduğu belirtilmiştir.
ii. Başvurucunun "pos tefeciliği" faaliyetini gizlemek amacıyla sahte
fatura ticaretiyle iştigal eden mükelleflerden kontör alımı içerikli sahte
fatura temin ettiği ve bu nedenle kontör alış faturalarının da sahte olduğu
tespitine yer verilmiştir.
iii. Başvurucunun "pos
tefeciliği" yoluyla
2007 yılında 472.876,10 TL, 2008 yılında 1.258.878,00 TL, 2009 yılında
1.766.190,23 TL, 2010 yılında 1.159.086,00 TL ve 2011 yılında 3.476.553,85 TL
sahte fatura düzenlediği ifade edilmiştir.
iv. Danıştay içtihadına göre sahte
faturanın üzerinde yazılan tutarın % 2'sinin komisyon gelirini teşkil ettiği
belirtilerek yukarıda belirtilen tutarlarının % 2'si yıllık komisyon geliri
olarak hesaplanmıştır.
v. Ayrıca sahte fatura kullanma ve
düzenleme fiilleri nedeniyle başvurucu hakkında suç duyurusunda bulunulması
önerilmiştir.
12. Bu rapora istinaden düzenlenen aynı
tarihli vergi inceleme raporlarında başvurucunun fatura veya benzeri belge
düzenlenmemesi suretiyle hizmet satışını belgesiz olarak gerçekleştirdiği
gerekçesiyle 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 353.
maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca başvurucu adına usulsüzlük cezaları
kesilmesi; ayrıca aynı Kanun'un 30. maddesinin (4) numaralı bendi uyarınca
mükellef adına resen üç kat vergi ziyaı cezalı katma vergisi, gelir vergisi ve
geçici vergiye bağlı vergi ziyaı cezası tarh edilmesi önerilmiştir. Vergi
inceleme raporu doğrultusunda başvurucu adına 2007 ila 2011 dönemlerine ilişkin
olarak vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi, gelir vergisi ve geçici vergiye
bağlı vergi ziyaı cezası tarh edilmiş, ayrıca özel usulsüzlük cezası
kesilmiştir.
13.
Başvurucu sahte fatura düzenlediği
gerekçesiyle adına resen salman vergi ziyaı cezalı vergiler ile kesilen özel
usulsüzlük cezasına karşı 4/2/2014 tarihinde Hatay 1. Vergi Mahkemesinde
davalar açmıştır. Mahkeme 23/9/2014 tarihinde davaların kabulüne karar vermiştir.
Kararın gerekçesinde, başvurucu hakkında takdir edilen matraha ilişkin tespit
ve bilgilerin yer aldığı 6/11/2013 tarihli rapor eklenmeden yapılan tebligatın geçerli
olamayacağı vurgulanmıştır. Mahkeme bu sebeple başvurucu adına tarh edilen
vergiler ile kesilen üç kat vergi ziyaı cezası ve özel usulsüzlük cezasına ilişkin
vergi/ceza ihbarnamelerinde hukuka uygunluk olmadığı sonucuna ulaşmıştır.
14.
İdare bu karara karşı temyiz başvurusunda
bulunmuştur. İdare diğer yandan da yeniden vergi/ceza ihbarnameleri düzenlemiş
ve bu defa tarhiyatın dayanağım teşkil eden vergi inceleme raporu ve vergi
tekniği raporu ile birlikte bu ihbarnameleri başvurucuya göndermiş, bu işlemler
4/11/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. İdarenin 16/9/2015 tarihinde
bu hususu bildirmesi üzerine Danıştay Üçüncü Dairesi 3/11/2015 tarihinde temyiz
isteminin konusuz kaldığı gerekçesiyle istem hakkında karar verilmesine yer
olmadığına karar vermiştir.
15.
Başvurucu, vergi idaresinin ikinci kez
düzenlediği vergi ve ceza ihbarnamelerine karşı da farklı tarihlerde farklı vergi
mahkemelerinde davalar açmıştır. Ancak bu yargılamalar devam ederken yürürlüğe giren
3/8/2016 tarihli ve 6736 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin
Kanun kapsamında başvurucu, söz konusu vergi borçlarının yapılandırılması için
12/10/2016 tarihinde vergi dairesinden talepte bulunmuştur. Başvurucunun
talebini değerlendiren vergi dairesince düzenlenen 27/10/2016 tarihli ödeme planı
çerçevesinde başvurucu 65.311,81 TL tutarındaki borcunu altı taksit hâlinde
ödemiştir. Başvurucu, vergi mahkemelerinde açtığı davalardan da bu yapılandırma
çerçevesinde feragat etmiştir.
B. Ceza Yargılamasına İlişkin Süreç
16.
Başvurucu hakkında ayrıca "sahte
fatura kullanma ve düzenleme"
nedeniyle 213 sayılı
Kanun'un 359. maddesinin
(b) bendi uyarınca suç duyurusunda bulunulmasının uygun olacağı yönünde vergi
suçu raporu tanzim edilmiştir. Bu rapora dayanan Vergi Denetim Kurulu 25/4/2014
tarihinde başvurucu hakkında İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığına suç
duyurusunda bulunmuştur.
17.
Cumhuriyet Başsavcılığı 9/6/2014 tarihinde başvurucunun
sahte fatura düzenleme ve kullanma eylemi nedeniyle zincirleme biçimde 213
sayılı Kanun'a muhalefet suçundan cezalandırılması talebiyle iddianame
düzenlemiştir.
18. İddianamenin
kabulüne karar veren İskenderun 5. Asliye Ceza Mahkemesi (Ceza Mahkemesi) konu
hakkında bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Bilirkişi kurulunun 18/5/2016
tarihli raporunda, başvurucunun 2007 yılında 134 adet, 2008 yılında 30 adet,
2009 yılında 82 adet, 2010 yılında 35 adet satış belgesinin, gerçek bir mal ve
hizmet satışına yönelik olmaksızın düzenlenen sahte belgeler olduğu
belirtilmiştir. Raporda ayrıca başvurucu mükellefin 2009 yılma ait 6 adet ve
2011 yılma ait 29 adet sahte faturayı yasal defterlerine işlemek suretiyle
kullandığı belirtilmiştir.
19.
Ceza Mahkemesi 24/10/2017 tarihinde
başvurucunun sahte fatura düzenleme eylemini sabit görerek 213 sayılı Kanun'a muhalefet
suçundan beş kez ayrı ayrı cezalandırılmasına karar vermiştir. Ceza
Mahkemesince başvurucu hakkında 213 sayılı Kanun'un 359. maddesinin (b) bendi
gereğince alt sınırdan ceza tayin edilmiştir. Ceza Mahkemesi, aynı suçu işleme
kararı ile Kanun'un aynı hükmünü değişik zamanlarda birden fazla kez ihlal
ettiği gerekçesiyle başvurucuya verilen cezaları 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı
Türk Ceza Kanunu'nun 43. maddesi ilk fıkrası uyarınca artırmıştır. Ceza
Mahkemesi sonuç olarak başvurucunun beş kez ayrı ayrı 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası
ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, bilirkişi
raporundaki tespitler doğrultusunda başvurucunun 2007-2011 yılları arasında her
bir yıl için birden fazla defa değişik zamanlarda sahte fatura düzenlemek
suretiyle isnat edilen suçu zincirleme şeklinde işlediği belirtilmiştir.
20.
Başvurucunun istinaf başvurusu üzerine Adana Bölge
Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi 19/2/2018 tarihinde hükmü onamıştır. Nihai
karar başvurucu vekiline tebliğ edilmemiştir.
21. Başvurucu 3/4/2018 tarihinde bireysel
başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili Mevzuat
22. 213 sayılı Kanun'un 341. maddesinin
birinci fıkrası şöyledir:
"Vergi zıyaı, mükellefin veya
sorumlunun vergilendirme ile ilgili ödevlerini zamanında yerine getirmemesi
veya eksik yerine getirmesi yüzünden, verginin zamanında tahakkuk
ettirilmemesini veya eksik tahakkuk ettirilmesini ifade eder "
23. 213 sayılı Kanun'un 344. maddesinin
birinci fıkrası ile ikinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir;
"341 inci maddede yazılı hallerde
vergi ziyama sebebiyet verildiği takdirde, mükellef veya sorumlu hakkında zıyaa
uğratılan verginin bir katı tutarında vergi zıyaı cezası kesilir.
Vergi ziyama 359 uncu maddede yazılı
fiillerle sebebiyet verilmesi halinde bu ceza üç kat...
olarak uygulanır."
24. 213 sayılı Kanun'un 351. maddesi
şöyledir;
"Usulsüzlük vergi kanunlarının şekle
ve usule mütaallik hükümlerine riayet edilmemesidir."
25. 213 sayılı Kanun'un 353. maddesinin
(1) numaralı fıkrası şöyledir:
"(Değişik: 21/3/2018-7103/12 md.)
Elektronik belge olarak düzenlenmesi gerekenler de dâhil olmak üzere, verilmesi
ve alınması icabeden fatura, gider pusulası, müstahsil makbuzu ile serbest
meslek makbuzlarının verilmemesi, alınmaması, düzenlenen bu belgelerde gerçek
meblağdan farklı meblağlara yer verilmesi, bu belgelerin elektronik belge olarak
düzenlenmesi gerekirken Maliye Bakanlığınca belirlenen zorunlu haller hariç
olmak üzere kâğıt olarak düzenlenmesi ya da bu Kanunun 227 nci ve 231 inci
maddelerine göre hiç düzenlenmemiş sayılması halinde; bu belgeleri düzenlemek
ve almak zorunda olanların her birine, her bir belge için 240 Türk lirasından
aşağı olmamak üzere bu belgelere yazılması gereken meblağın veya meblağ
farkının %10'u nispetinde özel usulsüzlük cezası kesilir"
26. 213 sayılı Kanun'un 359. maddesinin
(b) fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Vergi kanunları uyarınca tutulan
veya düzenlenen ve saklama ve ibraz mecburiyeti bulunan ... belgelerin asıl
veya suretlerim tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenler veya bu
belgeleri kullananlar, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır. Gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi
düzenlenen belge, sahte belgedir."
2. Anayasa Mahkemesi Kararları
27. Anayasa Mahkemesinin 31/5/2017 tarihli
ve E.2017/28, K.2017/107 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"…
5.
İtiraz konusu kuralda, izinden
dönmeyen veya iki günden fazla bir süre geçtikten sonra dönen hükümlüler
hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 292. ve izleyen maddelerinde yazılı hükümlerin
uygulanacağı öngörülmektedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 292. maddesinde
hükümlü veya tutuklunun kaçması suçu düzenlenmiş olup, tutukevinden, ceza infaz
kurumundan veya gözetimi altında bulunduğu görevlilerin elinden kaçan tutuklu
veya hükümlü hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis cezasına, bu suçun, cebir
veya tehdit kullanılarak işlenmesi halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis
cezasına hükmolunacağı düzenlenmiştir.
…
15. Öte yandan, hukuk devleti ilkesi ve
ceza hukukunun temel ilkeleri arasında yer alan 'aynı fiilden dolayı iki kez
yargılama olmaz (ne bis in idem)' ilkesi gereğince, kişi aynı fiil nedeniyle
birden fazla yargılanamaz ve cezalandırılamaz. Ancak, bu ilke mutlak olmayıp, korunan
hukuki yararı, unsurları, amacı ve neticesi farklı olması nedeniyle ayrı hukuk
disiplinleri kapsamında aynı fiilin farklı şekillerde mütalaa edilmesi
mümkündür. Bu ilke sadece ceza davalarına ilişkin olduğu için aynı fiilden
dolayı ceza soruşturması yanında ayrıca hukuk davası veya disiplin soruşturması
açılmasına engel teşkil etmez. Dolayısıyla bir fiilin söz konusu hukuk
disiplinlerinin öngördüğü farklı yaptırımlarla cezalandırılması hukuk devleti
ve 'aynı fiilden dolayı iki kez yargılama olmaz' ilkesine aykırılık oluşturmaz.
Bu nedenle izinden dönmeyen veya iki günden fazla bir süre geçtikten sonra
dönen hükümlüler hakkında farklı amaç ve hukuki yararları gerçekleştirmeye
yönelik olarak hem disiplin cezası hem de ceza yaptırımı verilebilmesinde Anayasa
'ya ve ceza hukukunun belirtilen temel ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.
16. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın
2. maddesine aykırı değildir. İptal
…"
28. Anayasa Mahkemesinin 12/7/2017 tarihli
ve E.2017/95, K.2017/119 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"…
9. İtiraz konusu kuralda, işleten ile
gönderenin aynı olması halinde azami yüklü ağırlığı veya izin verilen azami yüklü ağırlığı aşan işleten ve gönderen
için uygulanacak idarî para cezalarının toplamının uygulanacağı öngörülmektedir.
…
12. Öte yandan, hukuk devleti ilkesi ve ceza
hukukunun temel ilkeleri arasında yer alan 'aynı fiilden dolayı iki kez
yargılama olmaz (ne bis in idem)' ilkesi gereğince kişi, aynı fiil nedeniyle
birden fazla yargılanamaz ve cezalandırılamaz.
13. İtiraz konusu kural, azami yüklü
ağırlığın aşılması durumunda göndereni ve işleteni ayrı ayrı ve eşit miktarda
idari para cezası ile sorumlu tutarken 'işleten ile gönderenin aynı olması'
durumunda aynı ihlal nedeniyle işleten ve gönderenin sorumlu olduğu miktarların
toplamı kadar idari para cezası uygulanmasını öngörmektedir. Kuralın lafzı
dikkate alındığında 'gönderen' ve 'işleten' için öngörülen ceza miktarlarının
'toplamı', işleten ve gönderenin hukuka aykırı fiillerine bağlanan iki ayrı
cezanın birlikte uygulanması ve dolayısıyla aynı kişinin iki kere yaptırıma
tabi tutulması sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle, ne bis in idem ilkesine
uygunluk yönünden kuralın yol açtığı söz konusu mükerrerliğin 'aynı fiil'den kaynaklanıp
kaynaklanmadığı hususunun irdelenmesi gerekmektedir.
14. Kural'da yer alan 'işleten ile gönderenin
aynı olması', kişinin 'kendi yükünü taşıması' halinde meydana gelebilecek bir
durumdur. İlgili mevzuatta 'eşyayı bir yerden başka bir yere nakletmek amacıyla
taşımacıya teslim eden gerçek veya tüzel kişi' olarak tanımlanan gönderenin, kendi
yükünü taşınmak üzere kendisine teslim etmesi gibi bir durumun söz konusu
olamayacağı ve dolayısıyla da 'işleten ile gönderenin aynı olması' halinde
ortada bir 'gönderen 'in varlığından söz edilemeyeceği kuşkusuzdur.
15. Diğer taraftan, işleten ile gönderenin
aynı kişi olması durumunda, bu kişinin (işleten) azami yüklü ağırlığı aşmasına
ve bunun sonucunda itiraz konusu kuralda öngörülen cezanın uygulanmasına neden olan
hareketleri, amaç, zaman ve mekân yönlerinden birbirine bağlı şekilde kendi
içinde bir bütün oluşturduğundan hukuki anlamda 'tek bir fiil' olarak
değerlendirilmelidir.
16. Bu durumda, iki ayrı fail ve her biri
ayrı ceza gerektiren birbirinden bağımsız fiiller söz konusu olmadığından, bir
kişinin (işleten) 'aynı fiil' nedeniyle iki kere cezalandırılması sonucunu
doğuran itiraz konusu kural, ne bis in idem ilkesine ve hukuk devleti ilkesine aykırılık
taşımaktadır.
17. Açıklanan nedenlerle kural, 2918 sayılı
Kanun 'un 65. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi yönünden Anayasa'nın 2.
maddesine aykırıdır. İptali gerekir
…"
B. Uluslararası Hukuk
1. Uluslararası Sözleşmeler
29. 4/6/2003 tarihli ve 4868 sayılı Kanun
ile onaylanması uygun bulunan Birleşmiş Milletler Medenî ve Siyasi Haklara
İlişkin Uluslararası Sözleşme'nin ilişik beyanlar ve çekince ile onaylanması
Bakanlar Kurulunca 7/7/2003 tarihinde kararlaştırılmıştır. Bu Sözleşme'nin adil
yargılanma hakkının düzenleyen 14. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"1. Herkes mahkemeler ve yargı
organları önünde eşittir. Herkes, bir suçla itham edildiğinde ya da bir hukuk
davasında hak ve yükümlülükleri hakkında karar verilirken, yasalar uyarınca
kurulmuş, yetkili, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde adil ve kamuya açık
bir ya da ulusal güvenlik gerekçeleriyle ya da tarafların özel hayatları bunu
gerektirdiğinde, ya da özel durumlarda, mahkeme, açıklığın adalete zarar vereceği
düşüncesine vardığı takdirde, mahkemenin gerekli gördüğü ölçüde, basın ve
dinleyiciler duruşmaların tümü ya da bir kısmının dışında tutulabilirler.
Ancak, küçüklerin çıkarları aksini gerektirmedikçe, ya da duruşmalar çocukların
vesayetine ilişkin evlilikle ilgili uyuşmazlıklar hakkında olmadıkça, ceza ya
da hukuk davalarında verilecek herhangi bir kararın aleni olması zorunludur.
…
7. Hiç kimse, bir ülkenin yasalarına ve
ceza usulüne göre daha önce kesin olarak mahkum olmuş ya da beraat etmişse,
aynı fiil için yeniden yargılanamaz ve cezalandırılamaz."
30. Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Adil Yargılanma Hakkı" kenar
başlıklı 8. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:
"Kesinleşmiş bir kararla beraat eden
bir sanık aynı sebepten dolayı yeni bir yargılamanın konusu olamaz."
31. Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi'nin
(Sözleşme) "Adil yargılanma
hakkı" başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı
şöyledir:
"Herkes davasının, medeni hak ve
yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen
suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve
tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde
görülmesini isteme hakkına sahiptir"
32. Sözleşme'ye ek 7 No.lu Protokol'ün 4.
maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Hiç kimse, bir devletin ceza
yargılaması usulüne ve yasaya uygun olarak kesin bir hükümle mahkum edildiği ya
da beraat ettiği bir suçtan dolayı, aynı devletin yargı yetkisi altındaki
yargılama usulleri çerçevesinde yeniden yargılanamaz veya mahkum
edilemez."
2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Kararları
33. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ne bis in idem ilkesinin genel nitelikli
suç isnadı yönünden adil yargılanma hakkıyla bağlantılı özel bir güvence
olduğunu belirtmektedir. AİHM ek 7 No.lu Protokol'ün 4. maddesinin amacının ise
nihai kararla sonuçlanan cezai süreçlerin tekrarlanmasını yasaklamak olduğunu vurgulamaktadır
(Nikitin/Rusya, B. No:
50178/99, 20/7/2004,35).
34. AİHM Sözleşme'ye ek 7 No.lu
Protokol'ün 4. maddesi bağlamında öncelikle yapılan takibatların cezai nitelikte olup olmadığını,
hukuka aykırı eylemin ulusal mevzuattaki hukuki tasnifi, eylemin niteliği ve
ilgili kişinin maruz kaldığı cezanın ağırlığının derecesini dikkate alarak
değerlendirmektedir (A ve B/Norveç
[BD], B. No: 24130/11 ve 29758/11, 15/11/2016, § 105; Sergey
Zolotukhin/Rusya [BD], B.
No. 14939/03, 10/2/2009, § 53). AİHM başvurucuya yöneltilen birden fazla
suçlamanın bulunduğu durumlarda başvurucunun suçlandığı cezai haksızlığın yaptırıma
maruz kaldığı idari haksızlık ile benzer olup olmadığının belirlenmesinin
zorunlu olduğunu vurgulamaktadır (Sergey
Zolotukhin/Rusya, § 58). Diğer taraftan AİHM aynı fiile ilişkin olarak
ayrı süreçler izlenerek aynı konuda farklı yaptırımların uygulandığı durumlarda
bu süreçler arasında zaman yönünden ve
maddi olarak yeterince yakın bir bağlantı bulunması gerektiğinin altını
çizmektedir. AİHM farklı süreçler arasında bu yönlerden yeterince yakın
bağlantının bulunduğu durumlarda başvurucunun iki kere yargılanmış veya cezalandırılmış
sayılmayacağını ifade etmektedir (Österlund/Finlandiya,
B. No: 53197/13,10/2/2015, § 48).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
35. Mahkemenin 27/3/2019 tarihinde yapmış
olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık
Görüşü
36.
Başvurucu, yapılan vergi incelemesi sonrası
aynı fiil yönünden hem idari süreçte vergi cezası kesildiğini hem de adli süreç
sonunda hapis cezasına mahkûm edildiğini belirtmiştir. Başvurucu, vergi
cezalarını yeniden yapılandırma çerçevesinde ödediği ve yargılamalar bu şekilde
sonuçlandığı hâlde aynı fiil dolayısıyla ayrıca hapis cezası verilmesi nedeniyle
yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama {ne bis in idem) ilkesinin ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini
ileri sürmüştür.
37.
Bakanlığın görüş yazısında, 213 sayılı
Kanun'un 359. maddesinin (b) fıkrası uyarınca suç bakımından cezalandırmanın ve
aynı Kanun'un 344. maddesi bağlamında ziya uğratılan vergi bakımından vergi
ziyaı cezası verilmesinin söz konusu olduğu belirtilmiştir. Bakanlık buna göre
aynı olaydan söz edilemeyeceğini, 213 sayılı Kanun'un 359. maddesinin (b)
fıkrası çerçevesinde cezalandırılan eylemler ile kanundaki yükümlülüklere
uyulması amaçlanırken vergi ziyaı cezası yoluyla aslında vergi kaçırmak
suretiyle vergi kaybına yol açılmasının cezalandırılmak istendiğini
belirtmektedir. Ayrıca ceza yargılaması sisteminde aynı fiil nedeniyle yeniden
yargılanmama veya cezalandırmama yönünden yeterli hukuki güvencenin mevcut
olduğu görüşü bildirilmiştir.
B. Değerlendirme
38. Anayasa'nın
iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak 36. maddesinin
birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardan
faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve
savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu
tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların
hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir
Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu mülkiyet hakkının da
ihlal edildiğini ileri sürmekte ise de mahkûmiyet ile sonuçlanan ceza davası
sonrası yaptığı bireysel başvuruda ihlal iddiaları esas itibarıyla ilgili
olduğu aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi
yönünden incelenmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
40.
Anayasa'nın
148. maddesinin
üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı
fıkrası gereği Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi
için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa'da güvence
altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme veya Türkiye'nin taraf olduğu ek protokollerin
kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme'nin ortak
koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul
edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
41. Sözleşme'ye ek 7 No.lu Protokol'ün 4.
maddesinde aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama hakkı
güvenceye bağlanmıştır. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru incelemesinde
verdiği kararlarda, başvuruya konu ihlal iddiası tarihini esas alarak bu tarih
itibarıyla ek 7 No'lu Protokol'ün yürürlüğe girip girmediğini araştırmıştır. Bu
inceleme sonucunda Protokol'ün yürürlüğe girmediğini saptadığı hâllerde
başvurucunun aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama
hakkının ihlal edildiği iddiasının Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı
dışında kaldığı sonucuna ulaşmış ve başvuruları konu bakımından yetkisizlik
nedeniyle kabul edilemez bulmuştur (İffet İnci Gültekin, B. No: 2013/9585, 9/3/2016, § 42; Bülent Sakar, B. No: 2014/1517,
30/6/2016, § 47; Kerem Amal, B.
No: 2014/12582, 21/6/2017, § 24; Adil
Özer (2), B. No: 2014/13231, 21/6/2017, § 24; Erman Paksoy, B. No: 2014/11163, 21/6/2017, § 17; Hüma Bayoğlu, B. No: 2014/13229, 26/12/2017,
§ /1/Reis Otomotiv Ticaret ve Sanayi A.Ş. [GK],B. No: 2015/6728,
1/2/2018, § 60; Tayyar Tercan, B.
No: 2014/15983, 21/3/2018, § 35; Sedat
Şahin, B. No: 2014/18044, 12/6/2018, § 29; Reis RS Enerji Elektirik Üretimi Motorlu Araçlar Tütün Ürünleri Dağıtım
Pazarlama Sanayi ve Ticaret A.Ş,, B. No: 2015/17259, 28/6/2018, § 34). Anayasa Mahkemesi ayrıca söz konusu
hakkın ihlal edildiği iddiasının adil yargılanma hakkı kapsamında da
incelenemeyeceğini belirtmiştir. Buna göre aksi bir yaklaşım, belirtilen ilkenin
Sözleşme ile teminat altına alınanlardan farklı bir hak olarak ek 7 No.lu
Protokol içinde düzenlenmesiyle ve devletlerin anılan Protokol'e taraf olmamak
suretiyle ortaya koydukları iradeyle bağdaşmaz (İffet İnci Gültekin, §§ 44, 45; Bülent Sakar, §§ 49, 50; Hüma
Bayoğlu, § 18).
42. Anılan
Protokol'ün onaylanmasının uygun bulunmasına dair 6684 sayılı Kanun Türkiye
Büyük Millet Meclisi tarafından 10/3/2016 tarihinde kabul edilmiş ve bu Kanun 25/3/2016
tarihinde Resmî Gazete'de yayınlanmıştır. Protokol 28/3/2016 tarihinde de Bakanlar
Kurulunca onaylanmış ve Türkiye açısından 1/8/2016 tarihinde yürürlüğe
girmiştir. Dolayısıyla ek 7 No.lu Protokol 1/8/2016 tarihinden sonra
gerçekleşen olaylar bakımından uygulanabilir hâle gelmiştir (İffet İnci
Gültekin, § 42).
43.
Ancak Türkiye Cumhuriyeti Devleti bakımından
bağlayıcı olduğunda kuşku bulunmayan ek 7 No.lu Protokol ve bu Protokol'de yer
alan güvenceler bakımından Anayasa Mahkemesince bireysel başvuru kapsamında
denetimin yapılabilmesi için Protokol'de yer alan güvencelerin aynı zamanda
Anayasa'da da güvenceye bağlanmış olması gerekir. Anayasa koyucu bireysel
başvuru kapsamında Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisini, Sözleşme veya
Türkiye'nin taraf olduğu ek protokoller ile Anayasa'nın ortak koruma alanına giren
hak ve özgürlükler ile sınırlandırmıştır. Bu bağlamda Protokol'ün 4. maddesinde
güvenceye bağlanan aynı fiilden iki kez yargılanmama veya cezalandırılmama
hakkının Anayasa'da da güvenceye bağlanıp bağlanmadığının tespiti gerekir.
44.
Anayasa'nın
36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı organlarına davacı ve davalı
olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma
hakkı güvence altına alınmıştır. 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasası'nın Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun'un Anayasa'nın
36. maddesinin birinci fıkrasına "ve
adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin 14. maddesinin
gerekçesine göre "değişiklikle
Türkiye Cumhuriyeti'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence
altına alınmış olan adil yargılanma hakkı metne dahil" edilmiştir.
Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesinde herkesin adil yargılanma hakkına sahip
olduğu ibaresinin eklenmesinin amacının Sözleşme'de düzenlenen adil yargılanma hakkını
anayasal güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban, B. No: 2014/6673, 25/7/2017, §53).
45.
Adil yargılanma hakkı, uyuşmazlıkların
çözümlenmesinde hukuk devleti ilkesinin gözetilmesini gerektirmektedir.
Anayasa'nın 2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti,
Anayasa'nın tüm maddelerinin yorumlanması ve uygulanmasında gözönünde
bulundurulması zorunlu olan bir ilkedir. Hukuk devleti; eylem ve işlemleri
hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek
sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçman, Anayasa ve hukuk
kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir (birçok
karar arasından bkz. AYM, E.2017/95, K.2017/119, 12/7/2017).
46.
Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden
birini de hukuk güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010;
E.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012). Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri,
hukuk devletinin önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı
amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,
bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde Devlete güven duyabilmesini, Devletin de yasal
düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli
kılar. Belirlilik ilkesi ise yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda
hukuki belirliliği ifade etmektedir. Yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir
ve öngörülebilir gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla, mahkeme içtihatları
ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir.
Hukuki belirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortaya
çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilir olmasıdır. (AYM, E.2015/15,
K.2015/118,23/12/2015).
47.
Hukuk güvenliği ilkesi özel kişiler arasında
oluşan ve kesinlik kazanan ilişkilerin yanı sıra özel kişilerin devlet ile olan
münasebetleri neticesinde kişiler lehine ortaya çıkan ve kati hale gelen
neticelerin de muhafazasını mecburi hâle getirmektedir. Devletin birey ile
hukuk alemindeki etkileşiminden sadır olan neticelerin korunması yükümlülüğü
hem özel hukuk alanına hem de kamu hukuku alanına sirayet eden neticeler bakımından
geçerlidir. Bu bakımından devletin tek taraflı olarak ve üstün buyurma gücüne dayanarak
kişiler hakkında başlattığı hukuki süreçlerin neticesinde kişiler lehine oluşan
ve kesin hükümle neticelenen durumların korunması gerekmektedir. Bu bağlamda
yürürlükte bulunan hukuk kurallarına uygun olarak kişilerin lehine sonuçlanan
ve kesin hüküm güvencesinden yararlanan cezai süreçlerin yok sayılması ve
bunların tekrarlanması hukuk güvenliği ilkesini zedeler.
48.
Bunun yanında aleyhe sonuçlansa bile kişiler hakkında
işletilmiş ve tamamlanmış cezai süreçlerin tekrarlanması ve bir haksızlık için
ikinci bir kez ceza uygulanması hukuka olan güvenin kaybolmasına, hukuk devletinin
güvencesi altında olunduğu duygusunun yitirilmesine yol açabilir. Hukuk
devletinde demokratik toplum düzeninin korunması amacıyla toplumca kınanan ve
kanun koyucu tarafından haksızlık olarak nitelenen fiillerin
cezalandırılabileceği muhakkaktır. Hukuk düzenini ihlal eden fiillerin toplumun
tepkisinin bir tezahürü olarak cezalandırılması devletin en temel yetkilerinden
biridir. Ancak demokratik bir hukuk düzeninde devletin, haksızlık teşkil eden fiillere
cezalandırma yoluyla göstereceği tepki ölçülü olmalı ve hukuk güvenliğini zedeleyici
bir boyuta ulaşmamalıdır. Bir kimsenin daha önce yargılandığı ve
cezalandırıldığı hukuka aykırı bir eylem nedeniyle yeniden takibata uğraması
veya cezalandırılması, yaptırım uygulanmasıyla elde edilmek istenen kamu yararı
ile bireyin menfaatleri arasında kurulması gereken adil dengeyi zedeleyerek cezalandırmanın
birey üzerinde aşırı bir külfete dönüşmesine yol açar.
49.
Aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama
ilkesi, yukarıda değinildiği üzere bireylerin, haklarında yürütülen bir ceza
yargılaması sürecinin varlığı hâlinde tekrar yargılanmamalarını veya cezalandırılmamalarını
güvence altına almaktadır. Böylelikle adil yargılanma hakkı kapsamındaki cezai
süreçler yönünden hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak hukuk güvenliğinin sağlanması
amaçlanmaktadır. Dolayısıyla hukuk devleti ilkesinde mündemiç olan aynı suç nedeniyle
yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin Anayasa'nın 36. maddesinde
düzenlenen adil yargılanma hakkının bir unsuru olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Nitekim ne bis in idem ilkesi
Sözleşme'ye ek 7 No.lu Protokol'de ayrı bir hak olarak düzenlenmiş ise de AİHM kararlarında
bu ilkenin adil yargılanma hakkı ile bağlantılı özel bir güvence olduğu vurgulanmıştır
(§ 33). Bazı uluslararası sözleşmelerde de ne bis in idem ilkesi açık bir biçimde adil yargılanma hakkının
bir güvencesi olarak kabul edilmiştir (§§ 29-30).
50.
Sonuç olarak aynı fiil nedeniyle yeniden
yargılanmama ve cezalandırılmama hakkının Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına
alman adil yargılanma hakkı çerçevesinde anayasal güvence altında olduğu,
dolayısıyla 7 No.lu Protokol ile Anayasa'nın ortak koruma alanında bulunduğu
anlaşılmaktadır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamındaki
inceleme yetkisinin aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya
cezalandırılmama hakkını da kapsadığı kanaatine varılmaktadır.
51.
Açıkça
dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek
başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama
veya cezalandırılmama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir
olduğuna karar verilmesi gerekir.
2.
Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
52.
Aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya
cezalandırılmama (ne bis in idem) ilkesi
gereğince, kişi aynı fiil nedeniyle birden fazla yargılanamaz veya cezalandırılamaz.
Ancak, bu ilke mutlak olmayıp, korunan hukuki yararı, unsurları, amacı ve neticesinin
farklı olması nedeniyle ayrı hukuk disiplinleri kapsamında aynı fiilin farklı şekillerde
mütalaa edilmesi mümkündür. Bu ilke sadece ceza davalarına ilişkin olduğu için aynı
fiilden dolayı ceza soruşturmasının yanında ayrıca hukuk davası veya disiplin soruşturması
açılmasına engel teşkil etmez. Dolayısıyla bir fiilin söz konusu hukuk disiplinlerinin
öngördüğü farklı yaptırımlarla cezalandırılması aynı fiilden dolayı iki kez yargılama
olmaz ilkesine aykırılık oluşturmaz (bazı değişikliklerle birlikte bkz. AYM, E.2017/28,
K.2017/107, 31/5/2017, § 15).
53.
Aynı
fiilden dolayı yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin uygulanabilmesi
için hukuka aykırı fiillere bağlanan iki ayrı cezanın birlikte uygulanıp uygulanmadığı
ve dolayısıyla aynı kişinin iki kere yaptırıma tabi tutulması sonucuna yol açılıp
açılmadığı değerlendirilmelidir. Ayrıca ne bis in idem ilkesine uygunluk yönünden müdahalenin
yol açtığı söz konusu mükerrerliğin aynı
fiilden kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususunun da irdelenmesi gerekir
(bkz. AYM, E.2017/95, K.2017/119, 12/7/2017, § 13).
b. İlkelerin Olaya Uygulanması
54.
Somut olayda başvurucuya vergi mahkemelerinin nitelendirmesine
göre "komisyon karşılığında sahte fatura düzenleyerek gelir elde
etme" fiili nedeniyle
vergi ziyaı ve özel usulsüzlük cezaları uygulanmıştır. Bunun yanında
başvurucunun sahte fatura kullanmak ve
düzenlemek suretiyle vergi kaçakçılığı suçundan cezalandırılması
talebiyle ceza davası açılmış ve yapılan yargılama sonucunda mahkûmiyetine
hükmedilmiştir.
55.
Kamu hizmetlerinin yerine getirilebilmesi
vergi yükümlülüğünün zamanında ve eksiksiz ifası ile gerçekleşir. Buna göre vergi
kurallarına aykırılığın idari olarak cezalandırılmasıyla esas itibarıyla
kamunun uğradığı vergi kaybının giderilmesi, bunun ayrıca suç olarak öngörülüp
cezalandırılmasıyla da vergi düzenini bozabilecek sahte belge düzenlenmesi ve kullanılmasının
önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Kanun koyucu böylelikle vergi ödevine ilişkin
kuralların yerine getirilmesi için caydırıcılık sağlamaktadır. Öte yandan idari
ve adli süreçler yönünden korunan farklı hukuki değerlerin olması veya kabahat
ve suç olarak farklı nitelendirmelerin yapılması ihlal edilen eylemin tek
olduğu gerçeğini değiştirmemektedir.
56.
Somut olayda şikâyete konu her iki takibat
aynı kişi hakkında ve aynı vergilendirme dönemleri ile ilgili olarak
yürütülmüştür. Vergi idaresince sahte fatura düzenlendiğinin tespiti üzerine
yürütülen idari takibatta bu fiil dolayısıyla elde edildiği takdir edilen gelir
üzerinden vergi cezaları uygulanmış, yine vergi düzenini bozan bu fiil yüzünden
ayrıca ceza yargılaması yürütülmüştür. Buna göre başvurucunun cezai süreçlere
neden olan hareketleri, amaç, zaman ve mekân yönlerinden birbirine bağlı
şekilde kendi içinde bir bütünlük oluşturduğundan hukuki anlamda aynı fiil olarak
değerlendirilmelidir. Diğer bir deyişle sonuç olarak somut olayda her iki
takibatta da, özünde aynı olgulara dayanan tek bir fiilin söz konusu olduğu anlaşılmaktadır.
57.
Bununla birlikte somut olay yukarıdaki ilkeler
ışığında değerlendirildiğinde, farklı amaç ve hukuki yararları gerçekleştirmeye
yönelik olarak hem idari süreç sonunda vergi cezası hem de adli süreç sonunda
mahkûmiyet verilebilmesinde aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya
cezalandırılmama ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır. Dolayısıyla somut
olayın koşullarında adil yargılanma hakkı bağlamında aynı fiil nedeniyle yeniden
yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlaline yol açılmamıştır.
58.
Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36.
maddesinde güvence altına alman aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya
cezalandırmama ilkesinin ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Aynı fiil nedeniyle yeniden
yargılanmama veya cezalandırmama ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın
KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına
alınan adil yargılanma hakkı kapsamında aynı fiil nedeniyle yeniden
yargılanmama veya cezalandırmama ilkesinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu
üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet
Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 27/3/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili
Engin YILDIRIM
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye
Serruh KALELİ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Hicabı DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Muammer TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üye
Kadir ÖZKAYA
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Yusuf Şevki HAK YEMEZ
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU