Danıştay 7. Daire E: 2018-952 K 2019-2182 İdarece yerine getirilmeyen mahkeme kararının belirli bir paranın ödenmesini gerektirdiği ve bu kararın yerine getirilmemesi nedeniyle, hükmedilen tutarın genel hükümler dairesinde ilamlı icra takibine konu edildiği, söz konusu icra takibi neticesinde tahsilat yapılırken işleyen faiziyle birlikte ödeme yapılmasının da zorunlu olması nedeniyle, davacı tarafından uğranılan bir maddi zararın bulunmadığı anlaşıldığından, benzeri konulurda maddi tazminata hükmedilemeyeceği
DANIŞTAY
YEDİNCİ DAİRE BAŞKANLIĞI
Esas No: 2018/952 Karar No:
2019/2182
09.07.2019 tarih ve 90829 sayılı R.G.
KANUN
YARARINA TEMYİZ EDEN: Danıştay
Başsavcılığı
DAVACI: BGS Boğaziçi Giyim Sanayicileri Diş Ticaret Anonim Şirketi
VEKİLİ: Av. Fikri AKGÜN
DAVALI: Ticaret Bakanlığı adına
VEKİLİ: Av. Işıl TEMEL
İSTEMİN
KONUSU: İstanbul 12. Vergi Mahkemesi
Hakimliğinin 17/10/2017 tarih ve E:2017/420, K:2017/2322 sayılı kararının kanun
yararına temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGİLAMA
SÜRECİ
Dava konusu
istem: Davacı tarafından, İstanbul 2.
Vergi Mahkemesinin 31/12/2015 tarih ve E:2014/1672, K:2015/2817 sayılı
kararıyla lehine hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin
kendilerine ödenmemesi ve bu tutarların tahsili için Bursa 18, İcra Müdürlüğü
nezdinde 2016/6241 dosya numarasıyla başlatılan ilamlı icra takibinden de sonuç
alınamadığından bahisle uğranılan 1.878,48 TL maddi zararın yasal faiziyle
birlikte ödenmesi istemiyle dava açılmıştır.
Kanun
yararına temyiz edilen kararın özeti:
İstanbul 12. Vergi Mahkemesi Hakimliği, davacı adına ek olarak tahakkuk
ettirilen vergi ve alınan para cezası kararına vaki itirazın zımnen reddine
dair işlemin iptali istemiyle açılan davada İstanbul 2. Vergi Mahkemesince dava
konusu işlemin iptaline, 1.300,00 TL vekalet ücreti ile 132,00 TL yargılama
giderinin davacı tarafa ödenmesine hükmedildiği, davacının 26/02/2016 tarihli
dilekçe ile davalı idareye başvurarak hükmedilen tutarların tarafına ödenmesini
istediği, 30 günlük süre içinde ödeme yapılmaması nedeniyle başvurduğu ilamlı
icra takibi neticesinde de herhangi bir sonuca ulaşamadığından güncel zararının
1.878,48 TL olduğundan bahisle bakılmakta olan davanın açıldığı, olayda,
davacının, mahkeme kararlarıyla hak kazandığı kabul edilen vekalet ücreti ve yargılama
giderlerinin, yargı kararlarının gereklerine göre işlem ya da eylemde bulunmak
zorunda olan davalı idare tarafından koşulsuz olarak, davacıya ödenmesi
gerekirken, tutarların ödenek gelmesi halinde ödeneceği ileri sürülerek
ödemenin yerine getirilmemesinin yargı kararlarının sürüncemede bırakılması
sonucunu doğurduğu, bu durumun ağır hizmet kusuru teşkil edeceği, bu nedenle,
mahkeme kararlarıyla davacının hak kazandığı sabit olan vekalet ücreti ve
yargılama giderlerinin, ayrıca icra takibi için yapılan giderlerin ve icra
vekalet ücretinin yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi gerektiği
gerekçesiyle davanın kabulüne ve 1.878,48 TL maddi tazminatın yasal faizi ile
davacıya ödenmesine kesin olarak karar vermiştir.
Danıştay Başsavcılığı tarafından, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi
hükmü uyarınca, işbu mahkeme kararının kanun yararına bozulması
istenilmektedir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISI HALİL YILMAZ'IN DÜŞÜNCESİ:
Davacı şirket vekili tarafından İstanbul 2. Vergi Mahkemesinin 31/12/2015 gün
ve E:2014/1672, K:2015/2817 sayılı kararı ile lehlerine hükmedilen vekalet
ücreti ve yargılama giderlerinin taraflarına ödenmemesi nedeniyle uğranılan
1.878,48 TL maddi tazminatın yasal faiziyle birlikte iadesi istemiyle açılan
davayı kabul ederek, maddi tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi yolunda
hüküm tesis eden İstanbul 12. Vergi Mahkemesinin kesin olarak verdiği
17/10/2017 gün ve E:2017/420, K:2017/2322 sayılı kararının; hukuka aykırı
olduğu öne sürülerek davalı idare tarafından kanun yararına temyiz edilmesi
istemiyle Danıştay Başsavcılığına yapılan başvuru üzerine konu incelendi:
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın
125. maddesinin
1. fıkrasında, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık
olduğu, son fıkrasında da, idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı
ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2.
maddesinde de, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat
yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için
menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları ile idari eylem ve
işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan
tam yargı davalarının idari dava türlerinden olduğu hükmüne yer verilmiştir. "İdari
Rejimi" kabul eden hukuk sistemlerinde, idarenin hukuka aykırı işlem ve eylemlerinden
dolayı idare edilenlerin uğrayacakları her türlü zararın tazmini, "İdarenin
Sorumluluğu" ile ilgili kurallarla sağlanır. Esasen; İdari Yargının varlık
nedenlerinden biri de budur. Kuruluş, görev ve yetkileri bakımından bir kamu
idaresi olan vergi idarelerinin de, hukuka aykırı işlemleri nedeniyle ortaya
çıkan zararı tazmin etmesi yukarıda açıklanan Anayasa kuralının ve Hukuk
Devleti İlkesinin gereğidir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu'nun 28.
maddesinin 1. fıkrasında, Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi
mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının
icaplarına göre idarenin, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde
bulunmaya mecbur olduğu, bu sürenin hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden
başlayarak 30 günü geçemeyeceği, aynı maddenin 2. fıkrasında da, konusu belli
bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her
türlü davalarda hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin, davacının
veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap
numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve
esaslar çerçevesinde yatırılacağı, birinci fıkrada belirtilen süreler içinde
ödeme yapılmaması halinde genel hükümler dairesinde infaz ve icra olacağı, aynı
maddenin 3. fıkrasında ise; Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi
mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan
hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi
tazminat davası açılabileceği hükmü yer almıştır.
Dosyanın incelenmesinden; davacı şirket adına tescilli
serbest dolaşıma giriş beyannameleri kapsamında ithal edilen eşyalara ilişkin
olarak yapılan ek tahakkuk ve para cezalarına vaki itirazın zımnen reddine dair
işlemi iptal eden İstanbul 2. Vergi Mahkemesinin 31/12/2015 gün ve E:2014/1672,
K:2015/2817 sayılı kararı ile idare aleyhine 1.300,00 TL vekalet ücreti ve
132,00 TL yargılama giderine hükmedildiği, davacı şirket vekili tarafından
26/02/2016 tarihli dilekçe ile idareye başvurularak hükmedilen vekalet ücreti
ve yargılama giderinin taraflarına ödenmesinin istenildiği, yasada belirtilen
30 gün içinde ödeme yapılmadığından bahisle Bursa 18. icra Dairesinin
E:2016/6241 sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığı, ancak, herhangi bir
tahsilat yapılamaması üzerine, icra takibine konu edilen tutarın maddi tazminat
olarak ödenmesi için idareye başvurulduğu, davalı idare tarafından 03/03/2017
tarihli yazı ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığından istenilen ödeneğin gelmesi
halinde ödeme yapılacağı hususunun davacı şirkete bildirildiği, davacı şirket
vekili tarafından mahkeme kararının yerine getirilmemesi nedeniyle 1.878,48 TL
maddi zararın (mahkeme kararındaki avukatlık ücreti, yargılama gideri, icra
avukatlık ücreti, işlemiş faiz ve icra masrafı) oluştuğundan bahisle anılan
tutarın, idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte
tazmini istemiyle dava açıldığı anlaşılmıştır.
2577 sayılı yasanın 28. maddesinin 1. fıkrasında yer
alan düzenleme gereği davacının mahkeme kararının idareye tebliğinden itibaren
30 gün içerisinde yerine getirilmemesi halinde tazminat isteminde
bulunabileceği, mahkeme kararının, yerine getirilmemesine ödenek yokluğunun
gerekçe teşkil edemeyeceği tartışmasız olmakla birlikte, yerine getirilmeyen
mahkeme kararının; belirli bir para ödenmesini hüküm altına almış olması,
alacak kalemlerinin genel hükümler dairesinde icra ve infazı için Bursa 18.
İcra Müdürlüğünün 2016/6241 esas sayılı dosyasında takip başlatılması ve söz konusu
dosyada tahsilat yapılırken işlemiş yasal faiziyle birlikte ödeme yapılmasının
yasal zorunluluk olması karşısında; davacı şirket tarafından uğranıldığı iddia
olunan maddi bir zararın mevcut olmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu durumda, icra takibine konu tutarı aşan, hüküm
altına alınmamış ve genel hükümler dairesinde icra ve infaz edilemeyecek olan
bir maddi zarar söz konusu olmadığından, maddi tazminatın yasal faizi ile
birlikte ödenmesi yolunda hüküm tesis eden mahkeme kararında hukuka uyarlık
görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, hukuka aykırı olduğu sonucuna
varılan İstanbul 12. Vergi Mahkemesinin kesin olarak verdiği 17/10/2017 gün ve
E:2017/420, K:2017/2322 sayılı kararının, 2577 sayılı Yargılama Usulü Kanunu'nun
51. maddesi hükmü uyarınca kanun yararına temyiz edilmesinin uygun olacağı
düşünülmektedir.
DANİŞTAY
TETKİK HÂKİMİ MUHAMMED SAİD DUMANLI'NIN DÜŞÜNCESİ: Hukuk devletinin temel ilkelerinden olan idarenin
mali sorumluluğu, Anayasanın 125. maddesinin son fıkrasında yer alan "İdare,
kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür." hükmü ile
anayasal düzeyde kurala bağlanmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28.
maddesinde idarelerin, idari yargı düzeni içerisinde yer alan mahkemelerin
esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarına göre işlem tesis etmeye
veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu belirtilmiş, konusu belli bir miktar
paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü
davalarda hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin, davacının banka
hesap numarasını idareye bildirim tarihinden itibaren bu maddede belirtilen
süre içinde ödeneceği, ödeme yapılmaması halinde genel hükümler dairesinde
infaz ve icra olacağı, mahkeme kararına göre işlem tesis edilmemesi veya
eylemde bulunulmaması halinde ise ilgili idare aleyhine maddi veya manevi
tazminat davası açılabileceği hükme bağlanmıştır.
İdari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare
hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri
gereği tazmin edilmektedir. Danıştay içtihatlarına göre, infaz edilme
olanağının olmasına karşın, idarenin, idari yargı mercilerince verilen
kararlara göre işlem tesis etmemesi veya eylemde bulunmaması hizmet kusuru
olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte, hem hizmet kusuru, hem de kusursuz
sorumluluk çervesinde, idarenin sorumluluğuna gidilebilmesi için birtakım
şartlar bulunmaktadır. Bunlardan biride kuşkusuz maddi veya manevi bir zararın
meydana gelmiş olmasıdır. Zarar, doktrinde, bir kişinin mal varlığı veya şahıs
varlığında meydana gelen eksilme olarak tanımlanmaktadır.
Dosyanın incelenmesinden; mahkeme kararı ile
hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin tarafına ödenmemesi
üzerine, davacı tarafından, 2577 sayılı Kanun'un 28.maddesinde gösterilen usul
uyarınca ilamlı icra takibi başlatılmış, icra takibi neticesinde de ödeme
yapılmadığından, mahkeme kararıyla hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama
giderleri ile icra takibi için yapılan masraf ve icra vekalet ücretinden oluşan
toplam 1878,48 TL maddi zarara uğranıldığından bahisle dava açılmıştır.
Yukarıda bahsedildiği üzere, idarenin sorumluluğuna
başvurulması için en önemli şartlardan biri, bir zararın meydana gelmiş
olmasıdır. Her ne kadar davacı tarafından, mahkeme kararının yerine
getirilmemesi nedeniyle maddi zarara uğranıldığından bahisle dava açılmış ise
de, maddi tazminat istemine konu tutarların, ilamlı icra takibine konu
tutarlarla aynı olduğu anlaşılmış olup, icra takibi neticesinde tahsilat
yapılırken işlemiş faiziyle birlikte davacıya ödeme yapılacağından, söz konusu
tutarların, uğranılan bir maddi zarar kapsamına girmeyeceği ise açıktır.
Bununla birlikte, davacının, anılan tutarlar haricinde, başka bir zarara
uğradığına dair iddiası da bulunmamaktadır.
Bu nedenle, olayda, davacı tarafından uğranıldığı
iddia edilmesine karşın, idarenin sorumluluğunu doğuracak bir zararın mevcut
olmadığı anlaşıldığından yukarıda özetine yer verilen gerekçeyle, maddi
tazminata hükmeden ve niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı sonuç
ifade eden mahkeme kararının, 2577 sayılı Kanun'un 51. maddesi uyarınca kanun
yararına bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ
ADINA
Karar veren Danıştay Yedinci Dairesince, Tetkik
Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra
gereği görüşüldü:
İNCELEME VE
GEREKÇE
MADDİ OLAY:
Davacı adına, 2006 ve 2007 yıllarında tescilli
muhtelif tarih ve sayılı serbest dolaşıma giriş beyannameleri muhteviyatı eşya
nedeniyle, ek olarak tahakkuk ettirilen vergi ve alınan para cezası kararına
vaki itirazın zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada;
İstanbul 2. Vergi Mahkemesi kararıyla, dava konusu işlemin iptaline, 1.300,00
TL vekalet ücreti ile 132,00 TL yargılama giderinin davacı tarafa ödenmesine
hükmedilmiştir.
Davacı 26/02/2016 tarihli dilekçe ile, davalı idareye
başvurarak, mahkeme kararıyla kendileri lehine hükmedilen tutarların bildirilen
banka hesap numarasına yatırılmasını talep etmiş ancak 30 gün içerisinde
herhangi bir ödeme yapılmamıştır. Bunun üzerine, Bursa 18. İcra Müdürlüğü nezdinde,
2016/6241 dosya numarasıyla ilamlı icra takibi yoluna başvurmuştur. İcra
Müdürlüğünce düzenlenen icra emri 02/06/2016 tarihinde davalı idareye tebliğ
edilmesine karşın, herhangi bir ödeme yapılmaması üzerine, davacı tarafından
20/02/2017 tarihli dilekçe ile, 1.878,48 TL'nin (mahkeme kararıyla hükmedilen
vekalet ücreti ve yargılama giderleri, icra vekalet ücreti, icra masrafları ve
işlemiş faiz) kendilerine ödenmesi, aksi halde tazminat davası açılacağı
yolunda davalı idareye başvuru yapılmıştır. Yapılan başvuruya, Gümrük ve
Ticaret Bakanlığı'ndan ödenek talebinde bulunulduğu, ödeneğin gelmesi halinde
ödemenin yapılacağı şeklinde cevap verilmiştir.
Bunun üzerine, 1.878,48 TL maddi zararın yasal
faiziyle birlikte tazmini istemiyle, İstanbul 12. Vergi Mahkemesi nezdinde işbu
kanun yararına temyiz istemine konu kararın verildiği dava açılmıştır.
İLGİLİ
MEVZUAT:
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125. maddesinin 1.
fıkrasında, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık
olduğu, son fıkrasında, idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı
ödemekle yükümlü olduğu, 138. maddesinin 4. fıkrasında da yasama ve yürütme
organları ile idarenin, mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğu, bu organların
ve idarenin, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremeyeceği ve bunların
yerine getirilmesini geciktiremeyeceği hükme bağlanmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28.
maddesinin 1. fıkrasında; Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi
mahkelelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının
icaplarına göre idarenin, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde
bulunmaya mecbur olduğu, bu sürenin hiç bir şekilde kararın idareye tebliğinden
başlayarak otuz günü geçemeyeceği belirtilmiş, 2. fıkrasında; konusu belli bir
miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü
davalarda hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin, davacının veya vekilinin
davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim
tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde
yatırılacağı, birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması
halinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunacağı, aynı maddenin 3.
fıkrasında ise, Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi Mahkemeleri
kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare
aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası
açılabileceği kuralına yer verilmiştir.
2577
sayılı Kanunun 51. maddesinde
ise, idare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare mahkemelerinin kesin olarak
verdiği kararlar ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş
bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu
ifade edenlerin, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya
kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği, temyiz
isteği yerinde görüldüğü takdirde, kararın kanun yararına bozulacağı; bu bozma
kararının daha önce kesinleşmiş olan merci kararının hukuki sonuçlarını
kaldırmayacağı hükme bağlanmıştır.
HUKUKİ
DEĞERLENDİRME:
Hukuk devleti, faaliyetlerinde hukuk kurallarına bağlı
olan, yönetilenlere hukuki güvence sağlayan devlettir. Bir başka deyişle, hukuk
devleti sadece yönetilenlerce uyulacak kurallar koyan devlet olmayıp, aynı
zamanda koyduğu hukuk kurallarıyla kendini bağlı gören devlettir.
Hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biri de idarenin
yargısal denetiminin yapılabilmesidir. Anayasa'nın yukarıda belirtilen 125.
maddesinde yer alan idarenin her türlü eylem ve işleminin yargısal denetime
tabi olacağı yolundaki amir hüküm, belirtilen ilkenin somut halini teşkil
etmektedir. Hukuk devletinin gereği olarak idarenin yargısal denetimi ancak idari
yargı mercilerince verilen kararların, fiili ve hukuki imkansızlık dışında
gecikmeksizin yerine getirilmesi ile mümkün olacaktır.
İdarenin, uygulanmasında maddi ve hukuki imkansızlık
bulunanlar dışında yargı kararlarını "aynen" ve "gecikmeksizin" uygulamaktan
başka bir seçeneği bulunmamaktadır. Başka bir deyişle, yargı kararlarının
uygulanması bakımından idare "bağlı yetki" içerisinde bulunmaktadır. 2577
sayılı Kanunun 28. maddesine göre yargı kararının derhal uygulanması asıl olup
öngörülen otuz günlük süre ise kararın uygulanması için idarelere tanınan nihai
süreyi ifade etmektedir. Dolayısıyla, Kanunda öngörülen süre içerisinde mahkeme
kararlarının yerine getirilmemesi durumunda, idarenin sorumluluğunun ortaya
çıkacağı kuşkusuzdur.
Bununla birlikte, yukarıda da yer verildiği üzere,
2577 sayılı Kanunun 28. Maddesinin
2. fıkrasında konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda
hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekalet ücreti ve
yargılama giderlerinin, davacının banka hesap numarasını idareye bildirdiği
tarihten itibaren süresi içerinde ödenmediği takdirde, genel hükümler
dairesinde infaz ve icra olunacağı belirtilmiştir. Genel hükümler dairesinde
yapılması gereken ise, 2004
sayılı İcra İflas Kanunu hükümlerine göre icra müdürlüklerince yürütülen infaz
ve icra yoludur.
Olayda, idarece yerine getirilmeyen mahkeme kararının
belirli bir paranın ödenmesini gerektirdiği ve bu kararın yerine getirilmemesi
nedeniyle, hükmedilen tutarın genel hükümler dairesinde ilamlı icra takibine
konu edildiği, söz konusu icra takibi neticesinde tahsilat yapılırken işleyen
faiziyle birlikte ödeme yapılmasının da zorunlu olması nedeniyle, davacı
tarafından uğranılan bir maddi zararın bulunmadığı anlaşıldığından, yukarıda
yer verilen gerekçe ile maddi tazminata hükmeden mahkeme kararında hukuka
uyarlık görülmemiştir.
KARAR
SONUCU:
Açıklanan
nedenlerle;
1. Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz
isteminin kabulüne;
2. İstanbul 12. Vergi Mahkemesi Hakimliğinin
17/10/2017 tarih ve E:2017/420, K:2017/2322 sayılı kararının, 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca, hükmün
sonuçlarına etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA,
3. Kararın birer örneğinin taraflara ve Danıştay
Başsavcılığına gönderilmesine ve bu kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasına,
01/04/2019 tarihinde, esasta oybirliği, gerekçede oyçokluğu ile karar verildi.
(X) KARŞI
OY:
2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 1.
Maddesinde, Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi
mahkemelerinin görevine giren uyuşmazlıkların çözümünün, bu Kanunda gösterilen
usullere tabi olduğu belirtilmiş, 28. maddesinin 1. fıkrasında, Danıştay, bölge
idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin
durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idarenin, gecikmeksizin
işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu, bu sürenin hiçbir
şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak 30 günü geçemeyeceği, aynı
maddenin 2. fıkrasında da, konusu belli bir miktar paranın ödenmesini
gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen
vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin, davacının veya vekilinin davalı idareye
yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden
itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılacağı,
birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması halinde genel
hükümler dairesinde infaz ve icra olacağı hükümleri yer almıştır.
Dosyanın incelenmesinden; davacı adına yapılan ek
tahakkuk ve alınan para cezası kararına vaki itirazın zımnen reddine dair
işlemi iptal eden vergi mahkemesi kararı ile idare aleyhine 1.300,00 TL vekalet
ücreti ve 132.00 TL yargılama giderine hükmedildiği, davacı tarafından idareye
başvurularak hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderinin taraflarına
ödenmesinin istenildiği, yasada belirtilen 30 gün içinde ödeme yapılmadığından
bahisle Bursa 18. İcra Dairesinin E:2016/6241 sayılı dosyası ile icra takibi
başlatıldığı, ancak, herhangi bir tahsilat yapılamaması üzerine, icra takibine
konu edilen tutarın maddi tazminat olarak ödenmesi için idareye başvurulduğu,
davalı idare tarafından Gümrük ve Ticaret Bakanlığından istenilen ödeneğin
gelmesi halinde ödeme yapılacağı hususunun davacıya bildirildiği, davacı
tarafından mahkeme kararının yerine getirilmemesi nedeniyle 1.878,48 TL maddi
zararın (mahkeme kararındaki avukatlık ücreti, yargılama gideri, icra avukatlık
ücreti, işlemiş faiz ve icra masrafı) oluştuğundan bahisle anılan tutarın,
idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazmini
istemiyle dava açıldığı anlaşılmıştır.
Yukarıda yer alan Kanun hükümlerine göre, mahkeme
kararıyla hükmedilen vekalet ücreti ile yargılama giderlerinin hangi şekilde
davacıya ödeneceği ve ödeme yapılmaması halinde de genel hükümler dairesinde
icra ve infaz olunacağı açıkça belirtilmesine karşın, 2577 sayılı Kanun'da
böyle bir usul öngörülmediği halde, ilamlı icra takibi neticesinde de ödeme
yapılmadığından bahisle maddi tazminat istemiyle açılan işbu davanın idari
yargı yerinde görülmesine olanak bulunmamaktadır.
Bu nedenle, mahkeme kararının 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması
gerektiği oyu ile, Dairemiz kararma gerekçe yönüyle katılmıyorum.
Üye
Turan KARAKAYA
(XX) KARŞI
OY :
Dosya kapsamından,vergi mahkemesinde görülen ek
tahakkuk ve para cezası kararının iptali talepli davada davacı lehine iptal
kararı verilerek mahkeme masraflarının (vekalet ve yargı gideri) davacı lehine
hükmedilmesi üzerine davacı vekili tarafından verilen hesap numarasına
yatırılması gereken vekalet ücreti ve yargılama gideri bütününden oluşan
meblağın yatırılmaması üzerine genel hükümler dairesinde İcra İflas Kanunu(İİK)
hükümlerine göre ilamlı takibe konu edildiği, yasal sürede alacağın icra
dairesine de yatırılmaması üzerine idari yargı da tekrar maddi tazminat adı
altında vekalet ücreti ve yargılama masrafından oluşan bu tutarın dava konusu
edildiği ve mahkemece davanın kabul edildiği anlaşılmaktadır.
2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28.
maddesi kararların yerine getirilme usulünü düzenlemiştir.
Kararların sonuçları
Madde 28 - 1
Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve
yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare,
gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre
hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.
2. Konusu
belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile
her türlü davalarda hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderleri, davacının
veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap
numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve
esaslar çerçevesinde yatırılır. Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme
yapılmaması halinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur.
2577 sayılı Kanun'un 2. maddesi idari dava türlerini,
iptal davaları, tam yargı davaları ve idari sözleşmelerden doğan davalar olarak
üç başlık altında toplamıştır. Bu tanım ve tesbitle uyumlu olarak verilen iptal
ve tam yargı davaları sonunda verilen kararların nasıl yerine getirileceğine
dair hükümleri de 28. maddesinde düzenlemiştir.
İdarenin işlem ve eylemleri sebebiyle görülen iptal
davalarında verilen kararlar eda hükmü içermediğinden diğer anlatımla genel
hükümlere göre icrası mümkün olmadığından iptal kararına yasal sürede uygun
işlem tesis etmek idarenin tasarrufunda bulunmaktadır. Bu durumda kararların
yerine getirilmemesi halinde ilgilisi uğradığı maddi ve manevi zararı tazminat
olarak isteyebilecek dava konusu edecektir.
Konusu tam yargı davasının oluşturan bir miktar
paranın ödenmesine yönelik kararlarda ise yasal sürede yerine getirilmemesi
(ödenmemesi) halinde genel hükümler dairesinde ilamlı icraya konu edilip cebri
icra yolu ile tahsil edilecektir.
2577 sayılı Kanun'un 14. maddesi dilekçeler üzerine
ilk inceleme başlıklı olup, dilekçelerin yargılamaya geçmeden önce incelenerek
madde de belirtilen hallerin varlığı halinde yargılamanın esasına girilmeksizin
15. maddede belirtilen (görev.ehliyet, kesin yürütülmesi zorunlu işlem merci
tecavüzü vd.) red kararların verileceği düzenlenmiştir. İlk incelemelerin
sıralandığı bu hallerin içinde kesin hüküm veya derdestlik halleri
belirtilmemiş ise de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda (HMK) yer alan bu
durumlar uygulama ile idari yargılama hukuku ilkeleri arasında da yer almıştır.
Bu düzenlemeler bir yargılamaya başlamayı engelleyen dava şartları olarak
hukukumuzda yer almaktadır. Adli yargı usul hukukuna ait bir kavram ve kuram
olan dava şartlarının konuluş amacı davanın esası hakkında incelemeye
geçebilmek için olması muhtemel yargılama engellerini tesbit etmekdir. Bu
engeller arasında kesin hüküm ve derdest bir davanın varlığı da yer almaktadır.
Bu bağlamda İdari uyuşmazlık İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda gösterilen dava
türlerinden birine konu ve formüle edilmiş olmalıdır aksi halde inceleme imkanı
bulunmamaktadır.
2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinde belirtilen iptal
davasına konu İdari dava açmanın ilk koşulu idari uyuşmazlık yaratan bir idari
işlem ve eylem bulunmasıdır. Bu işlem ve eylemler sebebiyle mahkemenin bir
davayı yargılamaya başlaması için bu ön inceleme aşamasından yani yargı
engellerinden kurtulmalıdır. Şayet bu engellerin varlığı söz konusu ise
verilecek red hükmü usule ilişkin olup davanın esası ile ilgili bir hükmü
içermez. Kanun yararına bozmaya konu mahkeme kararı, daha önce verilmiş olan
bir mahkeme kararının yargılama giderlerine dair hükmün yerine getirilmemesine
ilişkindir. Bu yerine getirmeme iptal davasına konu olan asıl işlemin yerine
getirilmemesinden maddi ve manevi bir zararının olması koşulu ile tazminat
olarak tam yargı davasına konu olabilecektir. Ancak yargılaması yapılmış ve
kesinleşmiş iptal davası sonunda verilen yargılama masrafları kesin hüküm
sebebiyle tekrar yargılamaya konu edilemeyecek genel hükümler dairesinde icra
edilecektir.
Mahkeme kararlarının yerine getirilmesi Anayasa'da
belirtilen zorunluluk olmakla her kamu görevi üstlenen kamu kurumları bu
zorunluluğa Hukuk Devleti ilkesi gereği uymak zorundadır. Bu zorunluluğu yerine
getirmemenin haklı sebepleri ise ancak Görevi İhmal veya Kötüye Kullanma Suçu
oluşturup oluşturmadığı yönünde yapılacak yargılamada tesbit edilebilecektir.
İzah edilen gerekçelere binaen görülen dava maddi
tazminat olarak nitelendirmiş ise de yargılama konusu edilen bir işleme bağlı
olarak verilen yargılama giderlerini içermekle tekrar davaya konu
edilemeyeceğinden 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesi gereği incelenmeksizin reddi
gerekirken maddi tazminata hükmedilmesi yolundaki mahkeme kararının kanun
yararına bozulması gerektiği oyu ile, Dairemiz kararına gerekçe yönüyle
katılmıyorum.
Üye
Şaziye FIRAT CİVELEK