Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E 2019-6552, K 2019-17198 Bilirkişi ücretinin yatırılmamasının davanın usulden ret sebebi sayılmayacağı
TÜRK MİLLETİ ADINA YARGITAY
İLAMI
ESAS NO: 2019/6552
KARAR NO: 2019/17198
Yargıtay 9.
Hukuk Dairesinden:04.12.2019 tarih ve 30968 sayılı R.G.
Sonuç
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 15. İŞ MAHKEMESİ
TARİHİ: 25/04/2012
NUMARASI: 2011/783-2012/197
DAVACI: ARİF GÖNALP SÖĞÜT ADINA AVUKAT NECİP AKBAŞ
DAVALI: ÖZEL MAYA SAĞLIK HİZMETLERİ VE TİC. A.Ş, ADINA AVUKAT
HÜSEYİN ATAOL
Davacı Arif Gönalp Söğüt ile davalı Özel Maya Sağlık
Hizmetleri ve Tic. A.Ş. arasındaki davada Bakırköy 15. İş Mahkemesi'nce kesin
olarak verilen 25.04.2012 tarihli ve 2011/783E., 2012/197 K. sayılı kararın
hukuka aykırı
olduğu iddiası ile kanun yararına bozulması Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı'nın 21.08.2019 tarihli ve 2019/83943 sayılı yazısı ile
istenilmekle, dosyadaki tüm belgeler okunup dava dosyası için Tetkik Hakimi
tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği
konuşulup düşünüldü:
YARGITAY
KARARI
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; müvekkilinin 01.10.2005 tarihinden 30.11.2010
tarihine kadar davalıya ait özel İstanbul Şafak Hastanesi'nde tam gün ve sadece
davalıya çalışmak üzere hizmet sözleşmesi ile genel cerrah olarak çalıştığını,
müvekkiline ücret olarak belirli bir miktarın altında olmamak üzere muayene
veya ameliyat, ettiği hastalardan elde edilen gelirin % 20 sinin ödendiğini, bu
oranlamaya göre hakedişine fiks ücret dendiğini, bunun altına düşse bile
kendisine bu fiks ücret mutlaka ödeneceğini, oranlamaya göre fiks ücretin
üzerinden hak edişi olursa bunun tamamının ödeneceğini, ilk işe başladığında
fiks ücretinin 4.000 TL, daha sonra 6.000 TL, daha sonra 8.000 TL, en son 2009
yılı başından 2010 Ocak ayına kadar 10,000 TL net olarak ödendiğini,
hastalardan elde edilen gelirin _ si 10.000 TL.'nin altına düşmesi halinde
bile mutlaka en az 10.000 TL ödendiğini, bu pay 10,000 TL.'nin üzerinde olması
halinde ise yine o rakamın ödeneceğini, ancak bu ücret ödemelerinin tüm özel
hastanelerde olduğu gibi farklı muhasebeleştirildiğini, çalışan tüm doktorların
serbest meslek makbuzu kesebilecek şekilde vergi mükellefi olduğunu, böyle bir
sistemin uygulanma amacının ödenen ücretin tamamının bordrolarda gösterilmesi
halinde işverenin vergi ve sgk prim maliyetlerini yükselteceğinden bu
maliyetleri düşürmeye yönelik olduğu kanaatinde olduklarını, 2010 Ocak ayı
ücreti dahil müvekkiline gerek bordroda gösterilmek gerekse şirketi adına
fatura düzenlemek suretiyle en az 10.000 TL fiks ücret ödenirken ve işe
başladığından 2010 Ocak ayına kadar bu şekilde ödenmesinden dolayı taraflar
arasında zımni bir fiks ücret ödeme anlaşması oluşmuşken davalı işveren 2010
Şubat ayından başlamak üzere müvekkilinin muvafakatinin alınmaksızın ve
herhangi bir yazılı sözleşme yapılmaksızın tek taraflı olarak fiks ücret
ödenmesinden vazgeçip hastalardan elde edilen gelirin _ sine tekabül eden
miktarı her ay hesaplayıp her ay değişen miktarlarda ödeme yapmaya başladığını,
ancak bu ödeme 2010 Ocak ayına kadar yapılan 110.000 TL lik fiks ücretin altına
düştüğünü, işverenin tek taraflı iradesi ile böyle bir değişikliğe gitmesi
çalışama rızasını almaksızın çalışma koşullarında yapılmış esas bir değişiklik
olup müvekkilini ekonomik anlamda sıkıntıya soktuğunu ve bunun üzerine
müvekkilinin iş akdini feshettiği 30.11.2010 tarihi itibariyle kendisine
ödenmemiş 4 aylık ve 53 günlük izin ücretinin olduğunu ve müvekkilinin iş
akdini haklı olarak feshettiği için bugüne kadar davalı tarafından müvekkile
hak etmiş olduğu işçilik hakları ödenmediğini iddia ederek kıdem tazminatı,
aylık ücretler, izin ücreti ve fark ücretlerinin tahsilini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı Şirket vekili; davacının fiks maaşı 2.000 TL
olduğunun ve tüm maaşları eksiksiz olarak ödendiğini, davacı ile müvekkilinin
18/11/2009 tarihinde tam gün hizmet sözleşmesi başlıklı iş akdini imza
ettiklerini, sözleşmede davacının sabit maaşının 2.000 TL olacağını,
primlerinin ise ek sözleşmede belirlenerek fatura karşılığında ödeneceğinin
belirtildiğini, davalı ahde vefa ilkesi uyarınca imza ettiği sözleşmeye sadık
kalarak davacıya sözleşmede belirlenen sabit maaşının tamamının ödendiğini,
davacının maaş bordrolarının incelendiğinde 2010 yılına aiti tüm maaşlarının
ödendiğini, hiç bir eksik maaşın kalmadığını, maaşının yattığı Güneşli
Finansbank'taki hesaplarının incelendiğinde bu durumun anlaşılacağını, sabit
maaşının 10.000 TL olmasına rağmen 2.000 TL lik bir sözleşmeye imza atması
hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, iş sözleşmesi rutin muayene ve
tetkikleri kapsamakta olduğunu, çalışma saatlerinde bu nedenle iş kanununda
yazılan saatleri aşmamakta ve iş akdi kapsamında fazla mesai yapmasına gerek
duyulmadığını, davacının uzmanlık alanının genel cerrahi olması nedeni ile
kendisine hastanedeki rutin görevleri dışında da ihtiyaç duyulmakta olduğunu,
bu nedenle hastaneye gelen ve operasyona ihtiyacı olan hastalar için
gerçekleştirdiği operasyonlardan kendisine her operasyon başına belli oranda
bir pay verildiğini, davacının tatil ücretlerinin ödendiğinin, davacının kıdem
tazminatına hak kazanmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
C) Yerel
Mahkeme Kararının Özeti:
İlk Derece Mahkemesince, davacı vekiline bilirkişi
ücretini yatırması için 02.12.2011 tarihli celsede 2 haftalık kesin süre
verilip kesin süre içerisinde masraf yatırılmadığı taktirde bu delile
dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı hususu ihtar edildiği, ancak davacı vekilinin
verilen kesin süre içerisinde bilirkişi incelemesi için gerekli masrafı
yatırmadığı, süresi geçtikten sonra 27.12.2011 tarihinde bu masrafı
yatırdığının anlaşıldığı, konuya ilişkin Yargıtay içtihatları gözönüne
alındığında, taraflardan herhangi biri bir delile dayanıyor ise onun masrafını
karşılaması zorunlu olup, davacının dava dilekçesinde bilirkişi deliline
dayandığından buna ilişkin yargılama giderlerini yatırmakla zorunlu olduğu,
tarafların bilirkişi deliline dayanması halinde mahkemenin resen bilirkişi
incelemesi yaptıramayacağı, resen bir yargılama giderinin karşılanabilmesi için
ancak tarafların dayandıkları delil dışında mahkemece resen toplanması gereken
bir delille başvurulması halinde, suç üstü ödeneğinden o masrafın
karşılanabileceği, somut olayda bilirkişi incelemesi deliline dayanan davacının
yargılamanın diğer aşamalarında da yine bu talebini tekrarlamakla bu delile
ilişkin yargılama giderlerini karşılaması gerekirken verilen kesin süre
içerisinde bu delil masrafının karşılanmaması nedeniyle bu delile dayanmaktan
vazgeçmiş sayılması gerekeceğinin sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle davanın
usulden reddine karar verilmiştir.
D) Kanun
Yararına Bozma Başvurusu:
T.C. Adalet Bakanlığı'nın 02.08.2019 tarihli ve
1159/19357 sayılı yazısı ile, somut uyuşmazlıkta davacının dayandığı bilirkişi
delili nedeniyle istenilecek giderin delil avansı kabul edilip verilen kesin
süre içerisinde bu delil masrafının karşılanmaması halinde bu delile
dayanmaktan vazgeçmiş sayılması sonucuna varılarak mevcut delil durumuna göre
davanın esasına girilerek karar verilmesi gerekirken usulden reddi şeklinde
hüküm tesisinin usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürülerek kanun yararına
bozma isteğinde bulunmuştur.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.08.2019 tarihli
ve 2019/83943 sayılı tebliğnamesi ile; Mahkemece bilirkişi delili için
istenecek masrafın delil avansı olarak kabul edilip 6100
sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 324
üncü maddesine göre mevcut delil durumuna göre esastan karar verilmesi
gerekirken bu masrafın gider avansı olarak kabul edilerek davanın usulden reddi
yönünde hüküm kurulmasının hatalı olduğu açıklanmak suretiyle kanun yararına
bozma talep edilmiştir.
E) Gerekçe:
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk
Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 114/1-g.
maddesinde gider avansı dava şartı olarak düzenlenmiştir.
6100 sayılı Kanun'un 448. maddesinde,
"Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl
uygulanır.", 450. maddesinde ise *'(1) 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ek ve değişiklikleri ile birlikte tümüyle
yürürlükten kaldırılmıştır." düzenlemeleri mevcuttur.
Dava şartları, mahkemenin davanın esası hakkında
yargılamanın devamı için gerekli olan şartlardır. Diğer bir anlatımla; dava
şartları, dava açılabilmesi için değil mahkemenin davanın esasına girebilmesi
için aranan kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullardır.
HMK,'un 115/2, maddedeki, "Mahkeme, dava şartı
noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava
şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre
verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı
yokluğu sebebiyle usulden reddeder", düzenleme gereğince, eksik olan bir
dava şartı, belirli bir süre verilerek giderilebilecek ise, hakim tarafından
eksikliğin giderilmesi için kesin süre verilmesi gerekir. Bu süre içinde dava
şartı eksikliği tamamlanmaz ise dava, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden
reddedilmelidir.
HMK.'un 120. maddesi
ile de gider avansı düzenlenmiş olup, burada "Davacı, yargılama harçları
ile her yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde
belirlenecek olan tutarı, dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır.
Avansın yeterli olmadığının dava sırasında anlaşılması hâlinde, mahkemece, bu,
eksikliğin tamamlanması için davacıya iki haftalık kesin süre verilir", kuralına
yer verilmiştir.
Aynı zamanda mezkûr Kanun'un 324. maddesi ile de delil
ikamesi avansı düzenlenmiş ve bu madde de, "Taraflardan her biri ikamesini
talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde
yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse,
gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. Taraflardan birisi avans
yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde
talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır. Tarafların üzerinde
serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler
saklıdır", yönünde düzenleme yapılmıştır.
06.08.2015 tarihli ve 29437 sayılı Resmî Gazete'de
yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Dere Mahkemeleri
ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine
Dair Yönetmeliğin "Harç, gider avansı ve delil avansının ödenmesi"
başlıklı 205 inci maddesinin 3 üncü fıkrasında, "Gider avansının yeterli
olmadığının dava sırasında anlaşılması hâlinde, mahkemece bu eksikliğin
tamamlanması için davacıya iki haftalık kesin süre verilir. Dava şartı olan
gider avansının yatırılmaması veya tamamlanmaması hâlinde, dava, dava şartı
yokluğundan reddedilir." kuralını, takip eden 4 üncü fıkrasında ise,
"Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece
belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Delil avansı,
tarafların dayandıkları delillerin giderlerini karşılamak üzere mahkemece
belirlenen kesin süre içinde ödemeleri gereken meblağı ifade eder.
"Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep
etmişler gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. Taraflardan biri
avans yükümlülüğünü yerine getirmediğinde, diğer taraf bu avansı da
yatırabilir. Delil avansını yatırmayan taraf, o delilin ikamesinden vazgeçmiş
sayılır." kuralını havidir.
Zikredilen Kanun ve Yönetmelik hükümlerindeki
düzenlemelere göre; HMK/un 120. maddesindeki gider avansı ile ilgili
düzenlemenin 324. maddedeki delil ikamesi için avans kuralı ile birlikte
değerlendirilmesi ve dava şartı olan gider avansının delillerin ikamesi
dışındaki yargılama giderleri için dikkate alınması gerekir. Dolayısı ile delil
ikamesi için alınacak avans ile dava şartı olan gider avansının birbirinden
ayrılması, delillerin ikamesi için alınacak avansın gider avansı içinde yer
almaması zorunludur.
Tanık dinlenmesi, bilirkişi raporu alınması ve keşif
gideri gibi delil ikamesine yönelik giderlerin gider avansı içinde
değerlendirilmesi olanağı HMK.nın 324. maddesi düzenlemesi karşısında yoktur.
Ayrıca delil ikamesi avansının da ispat külfetine göre taraflara yükletilmesi
gerekir. Diğer yandan örneğin re'sen hesap raporu, teknik rapor vb, alınacaksa
giderin 325. maddesi kapsamında değerlendirilmesi isabetli olacaktır.
Delil avansının yatırılmaması
halinde ilgili taraf "o" delilden vazgeçmiş sayılarak mevcut delil
durumuna göre işin esası hakkında karar verilmelidir.
Somut uyuşmazlıkta; Mahkemece davacı vekiline,
dayandığı bilirkişi delili için gerekli masrafı yatırması için 2 haftalık kesin
süre verdiği, ancak belirlenen süre içerisinde masrafı yatırmadığı ve
yatırılması istenilen bu masrafın ise delil avansı niteliğinde olduğu sabittir.
Bu durumda Mahkemece yapılması gereken iş, 6100 sayılı
Kanun'un 324. maddesine göre davacının bilirkişi deliline dayanmaktan
vazgeçtiği kabul edilip, mevcut delil durumuna göre uyuşmazlığın esası hakkında
karar verilmesinden ibaret iken, yazılı şekilde davanın usulden reddine karar
verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
F) Sonuç:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 6100
sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 363/2.
maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeplerle kabulü ile
hükmün, "sonuca etkili olmamak üzere" BOZULMASINA, kararın bir
örneğinin Resmî Gazete'de yayımlanmak üzere T.C. Adalet Bakanlığı'na
gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine 02.10.2019 gününde
oybirliği ile karar verildi.