Anayasa Mahkemesi 2016-3675 Başvuru sayılı, vergi kanunları ile belirlenen istisna miktarının Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan tebliğ ile azaltılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası (standart depo, ihracatta KDV ve ÖTV istisnası)
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:05.03.2021 tarih ve 31414 sayılı R.G.
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
BİLNAM
İŞLETMECİLİK VE TİCARET AŞ. (ESKİ UNV ANI-BİLNAM İŞLETMECİLİK VE TİC LTD. ŞTL)
BAŞVURUSU
Başvuru
Numarası: 2016/3675
Karar
Tarihi: 3/1172020
Başkan
S Kadir ÖZKAYA
Üyeler:
Engin YILDIRIM
M.Emin
KUZ
Rıdvan
GÜLEÇ
Yıldız
SEFERİNOĞLU
Raportör:
Umut FIRTINA
Başvuruca: Bilnam İşletmecilik ve Tic. A.Ş. (Eski
Unvanı-Bilnam İşletmecilik ve Tic. Ltd. Şti.)
Temsilci: Necmettin AYDIN
I.
BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, vergi kanunları ile belirlenen istisna
miktarının Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan tebliğ ile azaltılması
nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 18/2/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden
yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik
incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul
edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet
Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III.. OLAY
VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle
olaylar özetle şöyledir:
A.
Uyuşmazlığın Arka Planı
8. Başvurucu Şirket, İpsala ve Kapıkule gümrük
kapılarında akaryakıt istasyonu işletmektedir.
9. Başvurucu Şirket, vergiden istisna olan teslimleri
nedeniyle yüklendiği ve indirim yoluyla gideremediği katma değer vergilerinin
(KDV) iadesi talebinde bulunmuştur. Bu talep üzerine İstanbul Büyük Mükellefler
Vergi Dairesi Başkanlığı (Vergi İdaresi) tarafından başvurucu Şirketin hesapları
incelenmiş ve 2/3/2009 tarihli vergi inceleme raporu düzenlenmiştir.
10. Bu raporda özetle;
i. 4/11/1999 tarihli ve 4458 sayılı
Gümrük Kanunu'nun 167. maddesi
ve bu madde uyarınca Bakanlar Kurulu tarafından yapılan düzenlemelere
göre gümrük vergilerinden muaf olarak ithal edilecek yakıt miktarının
tır çekicilerinde 550 litreyi, istiap haddi 15 tona kadar olan kamyon ve
tankerlerde 300 litreyi, istiap haddi 15 tonun üzerinde olan kamyon ve
tankerlerde ise 400 litreyi aşmayacağının öngörüldüğü vurgulanmıştır.
ii. 2/11/1984 tarihli ve 3065 sayılı
Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 14. maddesinin
(3) numaralı fıkrasında istisna hükmünün düzenlendiği, Özel Tüketim Vergisi
Tebliğinde de benzer düzenlemenin yer aldığı, 100 seri No.lu Katma Değer
Vergisi Genel Tebliği'ne
göre 3065 sayılı Kanun'un 14. maddesinin üçüncü bendi kapsamındaki vergilerin
nakten veya mahsuben iade edilebileceği, bu istisna ile ilgili olarak 2000/53
sayılı Bakanlar Kurulu kararının 103. maddesinde belirtilen yakıt miktarlarıyla
sınırlı olarak istisna hükmünün uygulanması gerektiği ifade edilmiştir.
iii. Buna göre başvurucunun istisna kapsamındaki
motorin teslimlerinin tır çekicilerinde 550 litre, istiap haddi
15 tona kadar olan kamyon ve tankerlerde 300 litre, istiap haddi
15 tonun üzerinde olan kamyon ve tankerlerde 400 litre ile sınırlı
olduğu, bu miktarı aşan kısmın istisna kapsamında değerlendirilmemesi gerektiği
hususlarına yer verilmiştir.
iv. Rapora göre bu miktarları aşan teslim miktarının
hesaplanması yoluna gidilip buna isabet eden KDV'nin iade konusu yapılamayacağı
ve yapılan iadelerin geri alınması gerektiği belirtilmiştir. Raporda ayrıca
başvurucunun ihracat rejimi kapsamında yurt dışına çıkarılacak eşyayı taşıyan
araçlar dışındaki araçlara yaptığı teslimlerin istisna kapsamında olmadığı, bu
teslimlere isabet eden ve iadesi istenen tutarların iadesinin mümkün
bulunmadığı, yapılan iadelerin geri alınması gerektiği hususlarına da yer
verilmiştir.
v. Sonuç olarak başvurucunun istisna kapsamındaki
motorin teslimlerinin 2000/53 sayılı Bakanlar Kurulu kararının 103. maddesinde
belirtilen yakıt miktarlarıyla sınırlı olduğu kanaatine varılmıştır.
11. Vergi İdaresince vergi inceleme raporu
doğrultusunda başvurucu adına 2006 ile 2008 dönemlerine ilişkin olarak vergi
ziyaı cezalı katma değer vergisi tarh edilmiştir. Vergi İdaresi bu işlem
neticesinde on yedi vergi/ceza ihbarnamesini başvurucuya tebliğ etmiştir.
B. Genel
Tebliğin ve 2008/Nisan Dönemine Ait Vergilendirmenin İptali İstemiyle Açılan
Dava
12. Başvurucu 14/9/2006 tarihli ve 26289 sayılı Resmî
Gazete'de yayımlanan 100 seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği'nin A
Bölümü'nün (5) numaralı fıkrasında yer alan "....11 Seri No.lu Özel Tüketim Vergisi Genel Tebliğinde belirtilen
bayiler tarafından yine aynı Genel Tebliğ kapsamında yapılacak motorin
teslimleri girmektedir." cümlesinin iptali ile bu düzenleme uyarınca
2006/Aralık ila 2008/Eylül döneminde vergiden müstesna olarak yapılan motorin
teslimleri ile ilgili olarak düzenlenen vergi inceleme raporuna dayanılarak
2008/Nisan dönemi için resen salınan KDV ile kesilen vergi ziyaı cezasının kaldırılması
istemiyle dava açmıştır.
13. Danıştay Dördüncü Dairesi (Daire) 30/1/2014
tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde 3065 sayılı
Kanun'da yer alan istisna hükmünün uygulanmasıyla ilgili usul ve esasları
belirleme konusunda Maliye Bakanlığına yetki verildiği, Maliye Bakanlığınca da
yurt dışına çıkarılacak eşyaların taşınmasında kullanılan araçların standart
yakıt deposu tanımını içeren 11 seri No.lu özel Tüketim Vergisi Genel tebliğine
atıfta bulunulmasının 3065 sayılı Kanun'a aykırı olmadığı, bu tebliğde Kanun
hükmü uyarınca çıkarılan Bakanlar Kurulu kararında yapılmış olan tanımın esas
alındığı ifade edilmiştir. Daire, tebliğin dava konusu kısmının dayanağı olan
Kanun'da yer alan hükümlere ve düzenlemeyle elde edilmek istenen amaca uygun
olduğunu belirterek düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığını vurgulamıştır.
Daire, davanın 2008/Nisan dönemi için resen salınan KDV ile kesilen vergi ziyaı
cezası kaldırılması istemiyle ilgili kısmı için ise motorin teslimlerinin
istisna kapsamı dışında olduğunu belirterek anılan vergi ve cezada hukuka
aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştır.
14. Taraflarca temyiz edilen karar, Danıştay Vergi
Dava Daireleri Kurulunun (Kurul) 26/11/2014 tarihli ilamıyla onanmıştır.
Tarafların karar düzeltme talepleri de Kurulca 25/11/2015 tarihinde
reddedilmiştir.
15. Nihai karar, başvurucu vekiline 19/1/2016
tarihinde tebliğ edilmiştir.
16. Başvurucu 18/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
C Diğer
Dönemlere Ait Vergilendirmelerin İptali İstemiyle Açılan Davalar
17. Başvurucu, 2006/Aralık ile 2008/Eylül döneminde
vergiden müstesna olarak yapılan motorin teslimleri ile ilgili olarak
düzenlenen vergi inceleme raporuna dayanılarak muhtelif dönemler için resen
salınan katma değer vergileri ile kesilen vergi ziyaı cezalarının terkini
istemiyle İstanbul 5. Vergi Mahkemesinde on altı dava açmıştır.
18. Mahkeme 31/12/2009 tarihinde davanın kısmen
kabulüne ve reddine karar vermiştir. Bu kararın gerekçesinde özetle şu
hususlara yer verilmiştir
i. 3065 sayılı Kanun'un 14. maddesinin (3) numaralı
fıkrasında istisna miktarının kanun koyucu tarafından standart yakıt deposu
miktarı olarak belirtildiği, verginin kanuniliği ilkesi uyarınca istisna ve
muafiyetlerin ancak kanun ile düzenlenebileceğinin açık olduğu, kanun koyucu
tarafından Maliye Bakanlığına tanınan yetkinin istisna sınırını belirlemeye
ilişkin olmayıp uygulamaya dönük konuları belirlemeye yönelik olduğu
hususlarına dikkat çekilmiştir.
ii. Uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için maddede
öngörülen standart yakıt deposunun ne olduğunun açıklığa kavuşturulması
gerektiğini ifade eden Mahkeme, maddede standart yakıt deposunun tanımının yapılmadığını
belirtmiştir. Mahkeme 13/1/2000 tarihli ve 2000/53 sayılı Bakanlar Kurulu kararının
eki kararın Ulaşım Araçları ile Özel Konteynerlerde Mevcut Bulunan Akaryakıt ve
Madeni Yağlar başlıklı Üçüncü Bölümü'nde yer alan 102. maddesinde standart yakıt
deposunun tanımına yer verildiği hususuna değinmiştir. Anılan maddeye göre
standart depo, araçların üretici tarafından aynı türde olan bütün araçlara
kalıcı olarak yerleştirilen ve kalıcı düzeni, hem yakıtın doğrudan sevk hem de
nakliye sırasında uygun olduğu yerlerde soğutma ve diğer sistemlerin
işletilmesine imkân sağlayan depo şeklinde tanımlanmıştır.
iii. Mahkeme, bahsi gecen Bakanlar Kurulu kararında
yer verilen ve tır çekicileri için 550 litre, istiap haddi 15 tona kadar olan
kamyon ve tankerler için 300
litre, istiap haddi 15 tonu aşan kamyon ve tankerler
için 400 litre
olarak belirlenen miktarların standart yakıt deposu miktarı olmadığını
belirttikten sonra Bakanlar Kurulunca getirilen kısıtlamanın yurda giren
araçların standart yakıt deposunda yer alan miktarların ne kadarlık kısmının
istisna edileceğine ilişkin olduğuna vurgu yapmıştır.
iv. Mahkeme; başvurucunun yaptığı motorin tesliminin
Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen sınır kapısında ve 4458 sayılı Kanun
uyarınca ihraç malı taşıyan araçlara yapılması üzerinde durmuştur. Mahkemeye
göre teslim tutarı standart yakıt deposu miktarı kadardır ve standart yakıt
deposunun üzerinde veya değişik şekillerde fazladan teslim yapıldığı yolunda
bir iddia ve tespit de bulunmamaktadır. Diğer taraftan Mahkeme, istisna
miktarının anılan Kanun'da açıkça standart yakıt deposu miktarı olarak
belirtildiğine ve Maliye Bakanlığına tanınan yetkinin istisna sınırını
belirlemeye ilişkin bulunmadığına dikkat çekerek, Kanun ile belirlenen istisna
miktarının tebliğ ile Kanun aleyhine olarak aşağı çekilmesinin mümkün
olmadığını belirtmiştir. Mahkeme ayrıca idarenin standart yakıt deposu miktarı
olarak ele aldığı 550, 300 ve 400 litrelik tutarların söz konusu araçların
standart yakıt deposu miktarı olmayıp 4458 sayılı Kanun uyarınca ve Kanun
tarafından Bakanlar Kuruluna tanınan yetkiye dayalı olarak Bakanlar Kurulu
gümrük vergisi ile özel tüketim vergisi için ve yurda giriş yapan araçlar
yönünden belirlenen istisna miktarı olduğu hususlarını göz önünde bulundurarak
hüküm tesis etmiştir. Buna göre Mahkeme davanın bu kısmının kabulüne karar
vermiştir.
v. Davanın dava konusu dönemde başvurucunun hiç
istisna kapsamına girmediği belirtilen teslimlerine ve buna yönelik hesaplanan
matrah farkına ilişkin kısmında ise Mahkeme istisnanın sadece 4458 sayılı Kanun
uyarınca ihracat malı taşıyan araçlara yapılan teslimlerle sınırlı bulunduğunu,
dolayısıyla transit eşya veya zati eşya taşıyan ya da diğer araçlara yapılan
motorin teslimlerinin KDV'den istisna olmadığını, dosyadaki belgelerden de dava
konusu dönemde haksız iade alındığını tespit etmiştir. Mahkeme bu tespitlerden
yola çıkarak davanın bu kısmının reddine karar vermiştir.
19. Başvurucu Şirket ve Vergi İdaresi hükmü temyiz
etmiştir. Danıştay Dokuzuncu Dairesi 9/3/2011 tarihinde Vergi İdaresinin temyiz
isteminin reddine, başvurucu Şirketin temyiz isteminin kabulüne, İstanbul 5.
Vergi Mahkemesinin 31/12/2009 tarihli kararının kısmen kabule ilişkin kısmının
onanmasına, davanın kısmen redde ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasına karar vermiştir.
Daire, bozma gerekçesinde Mahkemece KDV'siz olarak motorin teslim edilen
araçların nasıl tespit edildiği, bu araçlara verilen motorin miktarı ve tutarının
nasıl hesaplandığı hususlarının araştırılarak varılacak sonuçların somut bir
şekilde ortaya konulması gerektiğine vurgu yapmıştır. Vergi İdaresi karar
düzeltme talebinde bulunmuş, bu talep Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 12/4/2012
tarihli ilamıyla reddedilmiştir.
20. Bozmaya ilişkin kısımla ilgili olarak İstanbul 5.
Vergi Mahkemesinde bozma kararına uyularak yapılan yargılamada anılan ara karar
doğrultusunda bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir. Mahkeme,
başvurucu adına yapılan tarhiyat ve aynı tutarlı vergi ziyaı cezası ile
bilirkişi incelemesi sonucu tespit edilen istisna dışı teslimlere isabet eden
KDV tutarını karşılaştırarak davanın reddine karar vermiş; hüküm Dairenin
27/9/2018 tarihli kararıyla onanarak kesinleşmiştir.
21. Başvurucu Şirket tarafından açılan diğer davaların
bir kısmında yukarıda anlatılan süreç, gerekçeler ve karar tarihleri de aynı
olmak üzere bire bir gerçekleşmiştir. Başvurucu Şirket tarafından açılan bir
kısım davada ise İstanbul 5. Vergi Mahkemesi kısmen kabul kararında yer vermiş
olduğu gerekçelerle anılan davaların tümünün kabulüne karar vermiş, verilen hükümler
kanun yolu incelemesinden geçerek bu şekilde kesinleşmiştir.
D.
Başvurucunun Emsal Olarak Bildirdiği Dava Dosyaları
22. İstanbul 5. Vergi Mahkemesinin 31/12/2009 tarihli
ve E.2009/700, K-2009/3769 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...3065 sayılı
Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 14/3. maddesinde istisna miktarı yasa koyucu
tarafından standart yakıt deposu miktarı olarak belirtilmiştir. Verginin
kanuniliği ilkesi uyarınca istisna ve muafiyetlerin ancak yasa ile
düzenlenebileceği açıktır. Yasa koyucu tarafından Maliye Bakanlığı'na tanınan
yetki istisna sınırını belirlemeye ilişkin olmayıp uygulamaya dönük hususları
belirlemeye yöneliktir. Standart yakıt deposu maddede tanımlanmamış ise de sözü
edilen 13.1.2000 tarih ve 2000/53 sayılı Bakanlar Kurulu Eki Kararın 102.
maddesinde, standart deponun, araçların üretici tarafından aynı türde olan
bütün araçlara kalıcı olarak yerleştirilen ve kalıcı düzeni, hem yakıtın
doğrudan sevk ve hemde nakliye sırasında uygun olduğu yerlerde soğutma ve diğer
sistemlerin işletilmesine imkan sağlayan depo olduğu belirtilmiştir. Aynı
kararda yer verilen ve tır çekicilerinde 550 litre, istiap haddi
15 tona kadar olan kamyon ve tankerler için 300 litre, istiap haddi
15 tonu aşan kamyon ve tankerler için 400 litre olarak belirlenen miktarlar ise
standart yakıt deposu miktarı olmayıp, Gümrük Kanunu'nun 167. maddesi uyarınca
Bakanlar Kurulu'na tanınan yetki uyarınca Bakanlar Kurulu tarafından ihracata
ilişkin değil yurda giren araçların standart yakıt deposunda yer alan miktarların
ne kadarlık kısmının istisna edileceğine ilişkindir. Dolayısıyla söz konusu
miktarların standart yakıt depolarının miktarları olmayıp, standart yakıt
deposu miktarının ne kadarlık kısmının istisna edileceğine ilişkin olması,
istisnanın da katma değer vergisi yönünden ihracat istisnasına ilişkin değil
yurda giren araçlara ilişkin ve gümrük vergisi ve özel tüketim vergisine
ilişkin bulunması karşısında yerinde görülmemiştir.
Bu itibarla;
davacının yaptığı motorin tesliminin Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen sınır
kapısında yapılması, 4458 sayılı Gümrük Kanunu uyarınca ihraç malı taşıyan
araçlara yapılması, teslim tutarının standart yakıt deposu miktarı kadar olup
standart yakıt deposunun üzerinde veya değişik şekillerde fazladan teslim
yapıldığı yolunda bir iddia ve tespit bulunmaması, istisna miktarının da yasada
açıkça standart yakıt deposu miktarı olarak belirtilmesi, Maliye Bakanlığı'na
tanınan yetkinin istisna sınırını belirlemeye ilişkin bulunmaması, Yasa ile
belirlenen istisna miktarının Tebliğ ile yasa aleyhine olarak aşağı
çekilmesinin mümkün olmaması, davalı idarenin standart yakıt deposu miktarı
olarak ele aldığı 550, 300 ve 400 litrelik tutarların söz konusu araçların
standart yakıt deposu miktarı olmayıp Gümrük Kanunu uyarınca ve Yasa tarafından
Bakanlar Kurulu'na tanınan yetkiye dayalı olarak Bakanlar Kurulu tarafından
gümrük vergisi ve özel tüketim vergisi için ve o da yurda giriş yapan araçlar
yönünden belirlenen istisna miktarı olması karşısında yapılan tarhiyatta hukuka
uyarlık görülmemiştir.
Tarhiyatın
dayanağı raporda dava konusu dönemde davacının ayrıca hiç istisna kapsamına
girmediği belirtilen teslimlerine ve buna yönelik hesaplanan matrah farkına
gelince; dosyadan davacı Şirketin aynı
dönemde ihraç malı taşmayan transit eşya veya zati eşya taşıyan vb. araçlara
yaptığı ve 3065 sayılı Yasa'nın 14/3. maddesi kapsamında ihracat istisnası
olarak değerlendirip indirim yoluyla gideremeyip iade konusu yaptığı katma
değer vergisi bulunduğu görülmekte olup istisnanın sadece 4458 sayılı Yasa uyarınca
ihracat malı taşıyan araçlara yapılan teslimlerle sınırlı bulunması,
dolayısıyla transit eşya veya zati eşya taşıyan veya diğer araçlara yapılan
motorin teslimlerinin katma değer vergisinden istisna olmaması, dosyadaki
belgelerden de dava konusu dönemde 3.450,94 TL bu nedenle haksız iade alınması
karşısında tarhiyatın bu kısmının reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle
DAVANIN KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE, dava konusu cezalı tarhiylatın 3.450,94
TL'lik kısmının ve bu nedenle kesilen 3.450,94 TL vergi ziyaı cezasının TASDİKİNE,
fazlaya ilişkin vergi ve cezanın TERKİNİNE [karar verildi.]"
23. Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 9/3/2011 tarihli ve
E.2010/5971, K.2011/489 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir.
"... Davalı
idare temyiz dilekçesinde, vergi mahkemesi kararının, davacı Şirket adına
taşımacılık istisnası kapsamında araçların standart yakıt depolarına ilişkin
olarak belirlenen sınırı aşan miktarda motorin teslimleri nedeniyle yapılan tarhiyat
bölümüne ilişkin hüküm fıkrasına yönelik olarak ileri sürülen iddialar, vergi
mahkemesi kararının sözü edilen hüküm fıkrasının bozulmasını gerektirecek
nitelikte görülmemiştir.
...
Açıklanan
nedenlerle davalı idare temyiz isteminin reddine, davacı Şirket temyiz
isteminin kabulüne, İstanbul 5. Vergi Mahkemesinin 31.12.2009 tarih ve E:2009/700,
K:2009/3769 sayılı kararının kısmen kabule ilişkin kısmının onanmasına, davanın
kısmen redde ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasına 9.3.2011 tarihinde oybirliği
ile karar verildi."
IV. İLGİLİ
HUKUK
A. Ulusal
Hukuk
1. Mevzuat
Hükümleri
24. 3065 sayılı
Kanun'un "Transit taşımacılık" kenar
başlıklı 14 maddesinin
(3) numaralı fıkrası şöyledir.
"3. (Ek:
27/4/2006-5493/2 md.) 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun ile 5015 sayılı
Petrol Piyasası Kanunu hükümleri çerçevesinde, Cumhurbaşkanınca belirlenen sınır
kapılarında 4458 sayılı Gümrük Kanununun ihracat rejimi kapsamında yurt dışına
çıkarılacak eşyayı taşıyan kamyon, çekici ve soğutucu ünitesine sahip yarı
römorkların depolarına (araçların ve soğutucu ünitelerin standart yakıt deposu
miktarlarını aşmamak kaydıyla) yalnızca yurt dışına çıkışlarında yapılacak
motorin teslimi vergiden istisnadır.
Maliye
Bakanlığı, bu istisna uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye
yetkilidir."
25. 14/9/2006 tarihli ve 26289 sayılı Resmî Gazete'de
yayımlanan 100 seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği'nin A Bölümü'nün
(5) numaralı fıkrası şöyledir:
"İstisna
kapsamına, yurt dışına çıkarılacak eşyayı taşıyan kamyon, çekici ve soğutucu
ünitesine sahip yarı römorkların depolarına (araçların ve soğutucu ünitelerin
standart yakıt deposu miktarlarını aşmamak kaydıyla) 11 Seri No'lu Özel Tüketim
Vergisi Genel Tebliğinde belirtilen bayiler tarafından yine aynı Genel Tebliğ
kapsamında yapılacak motorin teslimleri girmektedir."
26. 7/9/2006 tarihli ve 26282 sayılı Resmî Gazete'de
yayımlanan 11 seri No.lu Özel Tüketim Vergisi Genel Tebliği'nin "Tanımlar" kenar başlıklı kısmı şöyledir:
"Standart Yakıt
Deposu: 4458 sayılı Gümrük Kanununun 167 nci maddesinin (9) numaralı fıkrasının
(c) bendi hükmü kapsamında gümrük vergisi istisnası uygulanan standart depoları
ifade eder."
27. 4458 sayılı
Kanun'un 167. maddesinin
"Ulaştırmacılıkta kullanılan eşya"
kenar başlıklı 9. maddesinin (c) bendi şöyledir:
"Madde 167 -
Aşağıda sayılan hallerde, serbest dolaşıma sokulacak eşya gümrük vergilerinden
muaftır:
...
9.
Ulaştırmacılıkta kullanılan eşya;
...
c) Ulaşım
araçları ile özel konteynerlerde mevcut bulunan akaryakıt ve madeni yağları,
..."
28. 4458 sayılı Kanun'un 167. maddesinin son fıkrası
şöyledir:
"(Değişik ikinci
fıkra: 18/6/2009-5911/37 md) Birinci fıkranın (3) ila (12) numaralı bentlerinde
yer alan eşyayı geliş süreleri dâhil tanımlamaya, bunların cins, nevi ve
miktarlarını belirlemeye, muafiyet ve istisna uygulanacak tutarları sıfıra
kadar indirmeye veya iki katına kadar çıkartmaya ve bu muafiyet ve istisnayı
farklı eşya itibarıyla birlikte veya ayrı ayrı uygulamaya ve ticari mahiyette
bulunmayan vergiye tabi eşyadan alınacak gümrük vergilerini göstermek üzere
ilgili kanunlarda belirtilen hadleri geçmemek şartıyla tek ve maktu bir tarife
uygulamaya Bakanlar Kurulu yetkilidir."
29. 5/2/2000 tarihli ve 23955 sayılı Resmî Gazete'de
yayımlanan 13/1/2000 tarihli ve 2000/53 sayılı Bakanlar Kurulu kararı eki
kararın "Ulaşım Araçları ile Özel
Konteynerlerde Mevcut Bulunan Akaryakıt ve Madeni Yağlar" başlıklı Üçüncü
Bölümü'nde yer alan 102. maddesi şöyledir:
"Madde 102- 1)
a) Türkiye Gümrük Bölgesine giren özel ve ticari ulaşım araçları, motosikletler
ve özel konteynerler ile içindeki standart depolarda mevcut bulunan yakıtlar,
b) Özel
motorlu araç ve motosikletlerde kullanılmak üzere tasarlanmış ve anılan
araçlarda portatif depolarla taşınan araç başına 10 litreyi geçmeyen yakıtlar,
Gümrük
verelerinden muaftır:
2) 1 inci
fıkrada bahsi geçen
a) Özel
konteyner deyimi, özel olarak imal edilmiş soğutma oksijenleme, ısı yalıtım ve
diğer sistemlerle donatılmış konteyner,
b) Standart
depo deyimi,
i- Özel ve
ticari ulaşım araçlarında, üretici tarafından aynı türde olan bütün ulaşım
araçlarına kalıcı olarak yerleştirilen ve kalıcı düzeni, hem yakıtın doğrudan
sevk edilmesine ve hem de nakliye sırasında uygun olduğu yerlerde soğutma ve
diğer sistemlerin işletilmesine imkan sağlayan depo,
ii- Özel
konteynerlerde, üretici tarafından konteyner ile aynı türde olan bütün konteynerlere
kalıcı olarak yerleştirilen ve kalıcı düzeni, nakliye sırasında doğrudan soğutma
ve özel konteynerlerde bulunan diğer sistemlerin işletilmesine imkan sağlayan
depo anlamına gelir.
Akaryakıtın doğrudan
yakıt olarak kullanımı için tasarlanmış ve ulaşım araçlarına yerleştirilmiş
akaryakıt depoları ve ulaşım araçlarında bulunabilecek, diğer sistemlere
yerleştirilmiş depolar da standart depo olarak kabul edilir."
30. 21/6/2006 tarihli ve 26205 sayılı Resmî Gazete'de
yayımlanan 17/5/2006 tarihli ve 2006/10487 sayılı Bakanlar Kurulu kararının eki
olan Gümrük Vergilerinden Muafiyet ve İstisna Tanınacak Haller Hakkında Karar'ın
1. maddesi şöyledir:
"Madde 1-
13/1/2000 tarihli ve 2000/53 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki Gümrük
Vergilerinden Muafiyet ve İstisna Tanınacak Haller Hakkında Karar'ın 103 üncü
maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Gümrük vergilerinden
muaf olarak ithal edilecek yakıt
MADDE 103" (1) Motorlu ticari
araçların ve özel konteynerlerin standart depolarında mevcut bulunan ve gümrük
vergilerinden muaf olarak ithal edilecek yakıt miktarı;
a) TIR
çekicilerinde 550 litreyi.
b) İstiap
haddi 15 tona kadar olan (15 ton dahil) kamyon ve tankerlerde 300 litreyi,
c) İstiap
haddi 15 tonun üzerinde olan kamyon ve tankerlerde ise 400 litreyi, aşamaz.
(2)
Frigofirik depolarla gümrük vergilerinden muaf olarak yurda girişine izin
verilen yakıt miktarı ayrıca dikkate alınır ve araca tanınan miktardan fazla
olamaz.
(3) Gümrük
kapılarında standart depo fazlası olarak tespit edilen petrol ürünlerinden,
ilgili petrol ürünü için litre başına 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu
uyarınca uygulanmakta olan özel tüketim vergisi tutarının % 50 fazlası
tutarındaki vergi, tek ve maktu vergi olarak (özel tüketim vergisi, katma değer
vergisi ve gümrük vergisi dahil) tahsil edilir. Bu fıkranın
uygulanmasına ilişkin esas ve usuller, Gümrük Müsteşarlığının bağlı olduğu
Devlet Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı tarafından müştereken belirlenir."
2. Danıştay
İçtihadı
31. Dairenin 4/4/2018 tarihli ve E.2016/6568,
K.2018/3311 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Dosyanın
incelenmesinden; davacı Şirketin 2007-2008 takvim yıllarında 4760 sayılı Özel
Tüketim Vergisi Kanununun 7/A ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 14/3.
maddeleri kapsamında gerçekleştirdiği motorin teslimlerinin katma değer vergisi
yönünden incelenmesi sonrasında, 23/03/2009 tarih ve 1168/64-15 sayılı vergi
tekniği inceleme raporunun düzenlendiği; bu rapora istinaden dava konusu edilen
2007/02-12 dönemine ilişkin tarhiyatların dayanağı 68-18 sayılı vergi inceleme
raporu ile; davacı Şirketin Çeşme Gümrük Sahasında bulunan akaryakıt
istasyonundan Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 14/3. maddesi uyarınca ihraç malı
taşıyan araçlara yalnızca yurtdışına çıkışlarında 11 seri nolu Özel Tüketim
Vergisi Genel Tebliğinde tanımlanan "standart depo" esasına uyulmadan özel
tüketim vergisi hesaplanmaksızın motorin tesliminde bulunulduğu, akaryakıtın
teslim edildiği depolara ilişkin standart depo teriminin mükellef tarafından
araçlarda bulunan ve üretici firma tarafından konulmuş olan depo olarak
yorumlandığı; Kanun, Bakanlar Kurulu Kararları ve Tebliğlerle belirlenen "standart
depo" teriminin mükellef tarafından uygulanmadığı gerekçesiyle, mükellef kurum
tarafından söz konusu dönemde yapılan teslimlerin litre bazında, teslim
tarihleri de dikkate alınarak 2006/10487 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı'nda
belirlenen standart depo miktarları ile karşılaştırıldığı, Bakanlar Kurulu
Kararı ile belirlenen sınırları aşan miktardaki akaryakıt teslimlerinde
standart depo sınırlarını aşan miktarlar için katma değer vergisi matrahı üzerinden
katma değer vergisi hesaplanması gerektiğinin tespit edilmesi üzerine, yeniden
düzenlenen "katma değer vergisi tablosuna" göre iade edilebilir katma değer
vergisi tutarının değiştiğinden bahisle davacının katma değer vergisi iade
isteminin reddedildiği, davacı tarafından vergi inceleme raporunun yeterli ve
somut tespit içermediği iddiasıyla iptali ile haksız olarak iade edilmeyen katma
değer vergisinin ödenmesi gereken tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile iadesi
istemiyle açılan davada, Vergi Mahkemesince, Bakanlar Kurulu Kararının 103.
maddesinde belirlenen miktarların, standart yakıt deposu miktarı olmadığı, aynı
zamanda ihracata da ilişkin olmadığı; sadece standart yakıt deposunda yer alan
miktarların ne kadarlık kısmının vergiden istisna edileceğine ilişkin olduğu,
istisnanın da ihracat istisnasına ilişkin değil, yurda giren araçlara (ithal
edilecek mallara) ilişkin olduğu gerekçesiyle davanın kabulü yönünde karar
verildiği görülmektedir.
Yukarıda
mezkur mevzuat hükümlerinden de anlaşılacağı üzere, Katma Değer Vergisi
Kanununda yer alan istisna hükmünün uygulanmasıyla ilgili usul ve esasları
belirleme konusunda Maliye Bakanlığına yetki verildiği açıktır. Maliye Bakanlığı'nca
da yurt dışına çıkarılacak eşyaların taşınmasında kullanılan araçların standart
yakıt deposu tanımını, içeren 11 seri nolu Özel Tüketim Vergisi Genel Tebliğine
atıfta bulunulması yasaya aykırı olmadığı gibi, bu tebliğde de Kanun hükmü uyarınca
çıkarılan Bakanlar Kurulu Kararı'nda yapılmış olan tanım esas alınmıştır.
Bu durumda;
Kanun ile düzenleme yapma konusunda yetkilendirildiği açık olan Maliye
Bakanlığı'nın yapmış olduğu düzenlemeye uygun olarak, davacı adına 2007/2 ilâ
12 dönemlerinde vergiden müstesna olarak yapılan motorin teslimleri ile ilgili
olarak düzenlenen vergi inceleme raporuna dayanılarak, istisna kapsamı dışında
motorin teslimleri dikkate alınmak suretiyle 2007/2 ilâ 12 dönemi için katma
değer vergisinin iade edilmemesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Öte yandan:
Danıştay Dördüncü Dairesinin E:2009/2454 sayılı dosyasında dava konusu edilen işlemin
dayanağını teşkil eden 100 Seri No'lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliğin dava
konusu edildiği ve 30/01/2014 günlü, E:2009/2954, K:2014/478 sayılı kararı ile
davanın reddedildiği, anılan kararın da Vergi Dava Daireleri Kurulu'nun 26/11/2014
günlü, E;2014/908, K:2014/1163 sayılı kararıyla onandığı görülmektedir.
Açıklanan
nedenlerle; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca
temyiz isteminin kabulü ile Vergi Mahkemesi kararının BOZULMASINA [karar
verildi.]"
32. Dairece verilen 26/5/2016 tarihli ve E.2016/518,
K.2016/2575 sayılı karar aynı yöndedir.
B.
Uluslararası Hukuk
33. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1
No.lu Protokol'ün 1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve
tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı
vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve
uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki
hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek
veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini
sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları
hakka halel getirmez."
34. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadında
vergi yoluyla mülkiyet hakkına yapılan müdahaleler, Sözleşmece ek 1 No.lu
Protokol'ün 1. maddesinin ikinci paragrafında öngörülen mülkiyetin kullanımının
kontrolüne ilişkin üçüncü kural kapsamında değerlendirilmektedir. AİHM, bu
paragrafta yer alan kuralın taraf devletlere vergi koyma ve vergilerin
ödenmesini sağlamak için gerekli gördüğü kanunları çıkarma konusunda açık bir yetki
tanıdığını kabul etmiştir (Gasus Dosier-und
Fördertechnik GmbH/Hollanda. B. No: 15375/89, 23/2/1995, § 59).
35. AİHM'e göre mülkiyet hakkını güvence altına alan
Sözleşme'nin anılan maddesinin ilk ve en önemli koşulu, kamu makamları
tarafından mülkiyet hakkına yapılan herhangi bir müdahalenin hukuka dayalı olması
gerekliliğidir (Iatridis/Yunanistan
[BD], B. No: 31107/96, 25/3/1999, § 58), Bu maddenin birinci paragrafının
ikinci cümlesinde, devletlere yalnızca hukukun öngördüğü koşullar dâhilinde
mülkiyetten yoksun bırakma yetkisi verilmiş; ikinci paragrafta ise devletlere
ancak hukuk kuralları uygulanarak mülkiyeti kamu yararına kontrol etme yetkisi
tanınmıştır. AİHM, hukuka dayalı olma ilkesini yalnızca bu maddede yer alan
hükümlerden çıkarmamaktadır. Kararlarda sıklıkla demokratik bir toplumun temel
ilkelerinden biri olan hukukun üstünlüğü ilkesinin Sözleşme'nin bütün maddeleri
için geçerli olduğu ifade edilmektedir (latridis/Yunanistan,
§ 58).
36. AİHM'e göre hukukilik ilkesi, müdahalenin ilk
olarak iç hukukta bir temelinin olması gerektiği anlamına gelmektedir (Shchokin/Ukrayna, B. No:
23759/03-37943/06, 14/10/2010, § 51). AİHM, Sözleşme'de gecen hukuk ya da hukuka aykırı terimlerine
sadece iç hukuka atıfta bulunmakla kalmayıp aynı zamanda bu terimlerin hukukun
üstünlüğü ile ilgili olduğunu belirtmektedir. Buna göre uygulanan iç hukuktaki
düzenlemelerin hukukun üstünlüğü ilkesiyle de uyumlu olması gerektiği ifade
edilmektedir (James ve diğerleri/Birleşik
Krallık [GK], B. No: 8793/79, 21/2/1986, § 67). Hukuka dayalı olma ilkesi,
ayrıca iç hukukta uygulanan kanun hükümlerinin yeterli derecede erişilebilir,
belirli ve öngörülebilir olmasını da içermektedir (Beyeler/ltalya [BD], B. No: 33202/96, 5/1/2000, § 109; Hentrich/Fransa, B. No: 13616/88, 22/9/1994,
§ 42; Spacek, s.r.o./Çek Cumhuriyeti,
B. No: 26449/95, 9/11/1999, §§ 56-61).
37. Öte yandan Tkachenko/Rusya
(B- No: 28046/05, 20/3/2018) kararında AİHM, iç hukuktaki düzenlemelere aykırı
olan bir müdahalenin de hukukilik ölçütünü karşılamadığını kabul etmiştir.
Bununla birlikte herhangi bir usule aykırılığın müdahalenin hukukiliğiyle
uyumsuz kabul edilemeyeceği belirtilmiştir. Bu bağlamda AİHM, hukukun doğru
biçimde uygulanması ve yorumlanması konusunda sınırlı bir yetkisi olduğunu ve
ulusal mahkemelerin yerine geçme gibi bir sorumluluğu olmadığını ancak bu
kararların açık bir keyfilik veya bariz takdir hatasından yoksun olmaması
gerektiğini vurgulamıştır (Tkachenko/Rusya,
§ 52). AİHM sonuç olarak somut olayda iç hukukta öngörülen kamulaştırma usulüne
aykırı davranıldığını tespit ederek mülkiyet hakkının ihlaline karar vermiştir
(Tkachenko/Rusya. §§ 53-58).
38. AİHM; vergi yoluyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin
de yeterince ulaşılabilir, öngörülebilir ve belirli bir hukuka dayalı olması
gerektiğini belirtmektedir (Lithgow ve diğrrleri/Birleşik
Krallık [GK], B. No: 9006/80, 9262/81, 9263/81, 9265/81, 9266/81, 9313/81,
9405/81, 8/7/1986, § 110; Hentrich/Fransa,
§ 42). Bu bağlamda Hentrich/Fransa
kararına konu olayda taşınmaz satışının vergi değerinin altında yapılması
nedeniyle ön alım hakkının kullanılması söz konusudur. AİHM; ne zaman
kullanılacağı belirli olmayan bu yetkinin öngörülemez biçimde kişiye özgü ve
keyfî olarak uygulandığı, ayrıca müdahalenin dayandığı hukuki düzenlemenin
keyfîliğe karşı yeterli güvenceler içermediği sonucuna varmıştır (Hentrich/Fransa, § 42).
V. İNCELEME
VE GEREKÇE
39. Mahkemenin 3/11/2020 tarihinde yapmış olduğu
toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A-
Başvurucunun İddiaları
40. Başvurucu 3065 sayılı Kanun'un 14. maddesinin (3)
numaralı fıkrası ile belirlenen istisna miktarının Maliye Bakanlığınca
yayımlanan 100 seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği ile azaltılmasından
yakınmıştır. Başvurucu, anılan Kanun'da istisna miktarının açık bir şekilde
belirlendiğini belirterek yapılan müdahalenin kanuni dayanağı bulunmadığını
ifade etmiştir. Bu kapsamda başvurucu idari düzenlemelerin kanunların uygulanma
şekline ışık tutabileceğine ancak onların yerine geçemeyeceğine dikkat
çekmiştir. Diğer taraftan başvurucu hatalı istisna uygulamasının ve Anayasa'nın
73. maddesinin son fıkrası ile Bakanlar Kuruluna (Cumhurbaşkanı'na) verilen
yetkinin Maliye Bakanlığınca kullanılmasının vergilerin kanuniliği ve vergide
eşitlik ilkelerine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
41. Başvurucu ayrıca açtığı davada derece mahkemeleri
tarafından verilen kararlarda belirsiz ve soyut iradelerle davanın reddine
karar verilmesi nedeniyle gerekçeli karar hakkı yönünden Anayasa'nın 36.
maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini
ileri sürmüştür.
B.
Değerlendirme
42. Anayasa'nın "Mûlkfyet
hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir
"Herkes,
mülkiyet ve miras haklatma sahiptir.
Bu haklar,
ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet
hakkının kullanılması toplum yarama aykırı olamaz."
43. Anayasa'nın "
Vergi ödevi" kenar başlıklı 73. maddesinin İlgili kısmı şöyledir;
"Vergi,
resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya
kaldırılır.
Vergi, resim,
harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle
oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar
içinde değişiklik yapmak yetkisi Cumhurbaşkanına verilebilir."
44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından
yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki
tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
Başvurucu, mülkiyet hakkının ihlali iddiası yanında aynı gerekçelerle adil
yargılanma hakkının ihlal edildiğini de ileri sürmüştür. Başvurucunun
şikâyetinin özünün vergilendirmenin kanuni dayanağının bulunmadığına yönelik
olduğu dikkate alındığında başvurucunun ihlal iddialarının mülkiyet hakkı
kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.
1. Kabul
Edilebilirlik Yönünden
45. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul
edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı
anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir
olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas
Yönünden
a. Mülkün
Varlığı
46. Somut olayda başvurucu Şirket 2008 Nisan dönemi
için resen salınan KDV İle kesilen vergi ziyaı cezalarını ödemiştir. Tahakkuk
ettirilip ödenen vergi tutarı kadar mülke müdahale edilmiştir.
b.
Müdahalenin Varlığı ve Türü
47. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında; vergi ve
benzeri yükümlülükler ile sosyal güvenlik prim ve katkılarını belirlemeye,
değiştirmeye ve bunların ödenmesini güvence altına almaya yönelik müdahalelerin
taşıdığı amaçlar dikkate alındığında devletin mülkiyetin kamu yararına kullanımını
kontrol veya düzenleme yetkisi kapsamında incelenmesi gerekliği kabul
edilmiştir (Ahmet Uğur Balkaner [GK], B. No: 2014/15237, 25/7/2017, § 49; Arif
Sarıgül, B. No: 2013/8324, 23/2/2016, § 50;Narsan Plastik San. ve Tic. Ltd
Şti., B. No: 2013/6842, 20/4/2016, § 71; İskenderun Demir ve Çelik A.Ş. [GK],
B. No: 2015/941, 25/10/2018, § 46). Vergilendirme işleminin mülkiyet hakkına
müdahale teşkil ettiği hususunda tereddüt bulunmamaktadır (benzer yöndeki
değerlendirmeler için bkz. İskenderun Demir ve Çelik AŞ., § 45; Türkiye İş
Bankası A.Ş, [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 48). Somut olayda da
idarenin vergi alacağını ve cezasını miktar itibarıyla tespit eden tarh işlemi
şikâyet edildiğine göre bu ilkelerden ayrılmayı gerektirir bir durum
olmadığından müdahalenin mülkiyetin kamu yararına kullanımının düzenlenmesi
çerçevesinde incelenmesi uygun görülmüştür.
c Müdahalenin
İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
48. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve
hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde
belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu
sınırlamalar. Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik
Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz,"
49. Anayasa'nın 35. maddesinde, mülkiyet hakkı
sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş; bu hakkın kamu yararı amacıyla ve
kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede
bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel
ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması
gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya
uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması
ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve
Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 62).
1. Genel İlkeler
(1)
Kanunilik Ölçütü
50. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında,
mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmek
suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gerektiği
ifade edilmiştir. Öte yandan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına
ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesi de hak ve
özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğini temel bir ilke olarak
benimsemiştir. Buna göre mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde dikkate
alınacak öncelikli ölçüt, müdahalenin kanuna dayalı olmasıdır (Ford Motor
Company, B. No: 2014/13518, 26/10/2017, §49).
51. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak
müdahalelerin ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve
özgürlüklere keyfî müdahaleyi engelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik
hukuk devletinin en önemli unsurlarından biridir (Tahsin Erdoğan, B. No: 2012/1246,
6/2/2014, § 60).
52. Hukuki güvenlik ve hukuki belirlilik ilkeleri,
hukuk devletinin ön koşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı
amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,
bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de
yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını
gerekli kılar (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013; E.2014/183, K.2015/122,
30/12/2015, § 5). Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de
idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,
net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî
uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM,
E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013; E.2010/80, K-2011/178,29/12/2011).
53. Anayasa'da münhasıran kanunla düzenlenmesi
öngörülen konularda kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş
olması gerekmektedir (AYM, E.2016/I50, K.2017/179, 28/12/2017, § 57).
54. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya
birden fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin
benimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa
Mahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan
birine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukuk
kurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz (Mehmet Arif Madenci, B. No: 2014/13916, 12/1/2017,
§ 81).
55. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî
manada bir kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük
Millet Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanun
adı altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Mülkiyet hakkına müdahale
edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan düzenleyici
işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına bağlıdır. TBMM
tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün bulunmaması mülkiyet
hakkına yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (Ali Hıdır Akyol ve diğerleri [GK], B.
No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56).
56. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının
da bireylerin davranışlarının sonucunu öngörebileceği ölçüde hukuki belirlilik
taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun
sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmîye Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).
Bu bağlamda müdahalenin kanuna dayalı olması, iç hukukta müdahaleye ilişkin
yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kuralların bulunmasını gerektirmektedir
(Türkiye İş Bankası A.Ş., §44).
(2)
Vergilendirme Yoluyla Yapılan Müdahaleler Bakımından Kanunilik Ölçütü
(a) Genel
Olarak Vergilendirme
57. Vergilendirme yetkisi, devletin ülkesi üzerindeki
egemenliğine bağlı olarak vergi alma konusunda sahip olduğu hukuksal ve fiilî
güçten kaynaklanmaktadır. Kamu hizmetlerinin görülmesi için gereksinim duyulan
mali kaynakların sağlanması amacıyla kullanılan vergilendirme yetkisi dar
anlamda devletin kamu gelirlerinden sadece vergi koymaya ilişkin yetkisini;
geniş anlamda ise çağdaş devletin güvenlik, adalet ve eğitim gibi geleneksel görevlerinin
yerine getirilmesinin yanında ekonomik, sosyal, kültürel ve diğer alanlara katkısının
gerektirdiği giderleri karşılamak için gerçek ve tüzel kişilere getirdiği her
türlü mali yükümlülüğe ilişkin yetkisini kapsamaktadır. Bu yetkiye dayanılarak kamu
giderlerini karşılamak amacıyla alınan vergi Anayasa'nın 73. maddesine göre
gerçek ve tüzel kişilerin yasalarla belirlenmek koşuluyla mali güçlerine göre
yerine getirmek zorunda olduğu bir yükümlülüktür. Devlet bu yolla kamu
giderlerini karşılamak için veya mali politikasının gereği olarak piyasa ekonomisinden
bütçeye gelir aktarmaktadır (AYM, E.1997/62, K.1998/52, 16/9/1998).
58. Devletin kamusal gereksinimlerin karşılanması için
egemenlik gücüne dayanarak tek taraflı iradesiyle kişilere yüklediği kamu
alacağı biçiminde tanımlanan verginin anayasal sınırlar içinde salınıp
toplanması zorunluluğu açıktır (AYM, E,2003/33, K.2004/101, 15/7/2004;
E.2010/62, K.2011/175, 29/12/2011). Verginin niteliklerini oluşturan yasal
düzenlemelerde Anayasa'nın bu konudaki ilkelerinin özenle gözönünde tutulması
gerekir (AYM, E.2003/33, K.2004/101, 15/7/2004).
59. Anayasa'nın 73. maddesinin birinci fıkrasında,
herkesin kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlü
olduğu belirtilmiş; diğer fıkralarında da bu yükümlülüğün ilkeleri
gösterilmiştir (AYM, E.2005/73, K.2008/59, 21/2/2008). Devletin vergilendirme yetkisi;
Anayasa'nın 73. maddesinde yer alan verginin kanuniliği, mali güce göre
ödenmesi, genelliği, vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı ilkeleri yanında
Anayasa'nın genel ilkeleri ile de sınırlandırılmıştır (AYM, E.2003/33,
K-2004/101, 15/7/2004). Böylece Anayasa'nın 2. maddesinde nitelikleri
belirtilen sosyal devlet ve hukuk devleti ilkeleri vergilendirme ilkeleri
yönünden somut biçimde dile getirilmiştir (AYM, E.2014/72, K.2014/141, 11/9/2014;
E.2010/62, K.2011/175, 29/12/2011; E.2012/158, K.2013/55, 10/4/2013).
(b)
Vergilerin Kanuniliği
60. Devletin vergilendirme yetkisine ilişkin temel
ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 73. maddesi, vergilendirme yoluyla mülkiyet
hakkına yapılacak müdahalelerde kanunilik ilkesini özel olarak düzenlemiştir.
Anılan maddenin üçüncü fıkrasına göre vergi, resim, harç ve benzeri mali
yükümlülükler kanunla konulur, kaldırılır ve değiştirilir. Vergilerin kanuniliği
ilkesi olarak adlandırılan bu anayasal ilke "Temsilsiz
vergi olmaz" ilkesine dayanmaktadır. 1215 tarihli Magna Carta Libertatum,
1628 tarihli Haklar Dilekçesi, 1689 tarihli Haklar Bildirisi ve 1789 tarihli İnsan
ve Yurttaş Hakları Bildirisinde kullanılan genel onay, parlamentonun onayı,
temsilcilerin onayı gibi kavramlar vergilerin ancak halkın temsilcilerinin
rızasına dayanılarak alınabileceğini göstermektedir. Anayasa tarihimizde ise
vergilendirmeyle ilgili iradeyi sergileyecek organın bu iradesinin somutlaşma
biçiminin ön plana çıktığı görülmektedir. 1876 tarihli Kanun-i Esasi'nin 96.
maddesinde "Tekâlifi Devletin hiçbiri bir
kanun ile tâyin olunmadıkça vaz ve tevzi ve istihsal olunamaz" kuralına,
1924 Anayasasının 85. maddesinin birinci fıkrasında da "Vergiler ancak bir kanun ile tarh ve cibayet olunabilir" kuralına
yer verilmiştir. 1961 Anayasasının 61. maddesinin ikinci fıkrasında "Vergi, resim ve harçlar ve benzeri malî
yükümler ancak kanunla konulur." kuralı, 1982 Anayasasının 73. maddesinin
üçüncü fıkrasında ise "Vergi, resim, harç
ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır, "kuralı
yer almıştır. Bu kurallarda ifade edilen vergilerin kanuniliği ilkesi, "Temsilsiz vergi olmaz" ilkesi ile
birlikle vergilendirme yetkisinin ancak kanunla konulma koşuluna uygun olduğu
takdirde kullanılabileceğini öngörmektedir.
61. Verginin kanuniliği ilkesi takdire dayalı keyfî
uygulamaları önleyecek sınırlamaların kanunda yer almasını gerektirmekte ve
vergi yükümlülüğüne ilişkin düzenlemelerin konulması, değiştirilmesi veya
kaldırılmasının kanun ile yapılmasını zorunlu kılmaktadır (AYM, E.2001/36,
K.2003/3, 16/1/2003; E.2003/33, K.2004/101, 15/7/2004; E.2004/14, K.2004/84,
23/6/2004; E.2005/73, K.2008/59, 21/2/2008; E.2009/63, K.2011/66, 14/4/2011;
E.2014/183, K.2015/122, 30/12/2015, § 6). Vergi ve mali yükümlülüklerin kanunla
getirilmesini öngören Anayasa'nın 73. maddesi, mali yükümlülüğün yalnızca kanun
ile konulabileceği ve kanunun hiçbir şekilde bu konuda yürütme organını ve
idareyi yetkili kılamayacağı anlamındadır (AYM, E.2014/183, K.2015/122, 30/12/2015,
§ 7).
62. Ancak vergi, resim, harç veya benzeri malî
yükümlülüklerle ilgili düzenleme yapılırken bu yükümlülüklere ilişkin tüm
unsurların aynı kanun, madde veya fıkrada düzenlenmesi zorunlu değildir. Bu
çerçevede kanunla belirlenmesi zorunlu olan unsurlar aynı kanunun farklı
hükümlerinde düzenlenebileceği gibi farklı kanunlarda da düzenlenebilir.
Dolayısıyla bir kural, sırf kanunla düzenlenmesi gereken unsurların bir kısmını
içermediği gerekçesiyle kanunilik ilkesine aykırı hâle gelmez (AYM, E.2011/16, K.2012/129,
27/9/2012).
63. Anayasa Mahkemesinin yerleşmiş içtihatlarında da
açıkça belirtildiği üzere Anayasa koyucu, her çeşit mali yükümlülüğün kanunla
konulmasını öngörürken keyfî ve takdire dayalı uygulamaları önlemeyi amaçlamıştır.
Kanun koyucunun yalnız konusunu belli ederek bir mali yükümlülüğün ilgililere
yükletilmesine izin vermesi, bunun kanunla konulmuş sayılabilmesi için yeterli
değildir (AYM, E.1986/20, K.1987/9, 31/3/1987; E.2010/80, K.2011/178, 29/12/2011;
E.2011/16, K.2012/129, 27/9/2012),
64. Bireylerin sosyal ve ekonomik durumlarını
etkileyecek keyfî uygulamalara neden olmaması için vergilendirmede vergiyi
doğuran olayın, yükümlünün, vergilerin matrah ve oranlarının yukarı ve aşağı sınırlarının,
tarh ve tahakkuklarının, tahsil usullerinin, yaptırımlarının ve zamanaşımı gibi
belli başlı temel öğelerinin yasalarla belirlenmesi gerekir (AYM, E.2001/36,
K.2003/3, 16/1/2003; E.2003/33, K.2004/101, 15/7/2004; E.2005/73, K.2008/59,
21/2/2008; E.2009/63, K.20011/66, 14/4/2011; E.2010/62, K.2011/175, 29/1272011;
E.2010/80, K.2011/178, 29/12/2011; E.2011/16, K.2012/129, 27/9/2012; E.2012/158,
K.2013/55, 10/4/2013; E.2014/72, K.2014/141. 11/9/2014; E.2014/183, K.2015/122,
30/12/2015, § 7). Bir mali yükümlülük bu yönleri dolayısıyla kanunla yeterince
çerçevelenmemişse kişilerin sosyal ve ekonomik durumlarını hatta temel
haklarını etkileyecek keyfî uygulamalara yol açabilmesi mümkündür. Bu bakımdan
mali yükümlülükler belli başlı öğeleri de açıklanarak ve çerçeveleri kesin
çizgilerle belirtilerek kanunlarla düzenlenmelidir (AYM, E.1986/20, K.1987/9, 31/3/1987).
65. Öte yandan kanun ile her konuyu bütün kapsam ve
ayrıntılarıyla düzenlemenin mümkün bulunmadığı durumlarda çerçevesi çizilerek
bu sınırlar içinde kalmak koşuluyla uygulamaya ilişkin konularda yürütme
organına açıklayıcı ve tamamlayıcı nitelikte düzenleyici idari işlem yapma
yetkisi verilebilir. Ancak yürütme organınca yapılacak düzenleme
vergilendirmenin esaslı unsurlarının belirlenmesine yönelik olmamalıdır (AYM,
E.2001/36, K.2003/3, 16/1/2003; E.2003/33, K.2004/101, 15/7/2004; E.2004/14,
K.2004/84, 23/6/2004; E.2010/62, K.2011/175, 29/12/2011; E.2012/158, K.2013/55,
10/4/2013; E.2014/72, K.2014/141, 11/9/2014; E.2014/183, K.2015/122, 30/1272015,
§ 7).
66. Anayasanın 73. maddesinin üçüncü fıkrası hükmü ile
vergi mükellefi bakımından vergi yükümlülüklerinin belirliliğinin ve öngörülebilirliğinin
bu bağlamda vergi mükelleflerinin hukuki güvenliğinin sağlanması amaçlanmıştır.
Söz konusu ölçütler mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin kanunla yapılması
zorunluluğunun alt ölçütleri olarak da kabul edilmektedir (Türkiye Şş Bankası A.Ş., § 42).
67. Anayasa'nın 13., 35. ve 73. maddelerinin birlikte
değerlendirilmesinden vergilendirme yoluyla mülkiyet hakkına müdahalede
bulunulması durumunda takdire dayalı olma ve keyfîliği önlemek için müdahalenin
vergiyi doğuran olay, yükümlü, sorumlu, matrah, miktar ve oranların yukarı ve
aşağı sınırları, istisna ve muafiyet tutarları, tarh, tahakkuk ve tahsil usulü,
yaptırım ve zamanaşımı gibi verginin belli başlı temel öğelerini ulaşılabilir,
belirli ve öngörülebilir şekilde düzenlemiş bir kanun hükmüne dayanması
gerektiği anlaşılmaktadır.
ii. İlkelerin
Olaya Uygulanması
68. Başvuru konusu olayda Vergi İdaresi tarafından
başvurucu Şirket adına 2006/Aralık ila 2008/Eylül dönemlerine ilişkin olarak
vergi zıyaı cezalı KDV tarhiyatı gerçekleştirilmiştir. Bu çerçevede idari ve
yargısal makamlar müdahalenin kanuni dayanağı olarak 3065 sayılı Kanun'un 14.
maddesinin (3) numaralı fıkrası ile 4458 sayılı Kanun'un 167. maddesinin "Ulaştırmacılıkta kullanılan eşya" kenar
başlıklı 9. maddesinin (c) bendi ve maddenin son fıkrasını gerekçe
göstermektedir.
69. Başvurucu, vergi kanunları ile belirlenen istisna
miktarının Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan tebliğ ile azaltılması
nedeniyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuna dayanmadığını öne
sürmektedir.
70. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında,
vergiye ilişkin hukuk kurallarını yorumlama veya vergisel olay ve olguları
değerlendirme gibi bir görevi bulunmamaktadır. Ancak yukarıda da değinildiği üzere
somut olayda vergilendirme yoluyla başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan bir
müdahalenin mevcut olduğu kuşkusuzdur (bkz. § 47). Vergilendirme yoluyla mülkiyet
hakkına yapılan bir müdahalenin ise yukarıda da değinildiği üzere öncelikle
belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir bir kanuni temelinin bulunması
gerekmektedir. Diğer bir deyişle somut başvuru bakımından Anayasa Mahkemesi öncelikle
mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden vergilendirmenin belirtilen şekilde
kanuni bir dayanağının olup olmadığını tespit etmek durumundadır.
71. Diğer taraftan bu aşamada belirtmek gerekir ki
mülkiyetin kamu yararına kullanımının kontrolü veya düzenlenmesine ilişkin
müdahale türü yönünden kamu makamlarının geniş bir takdir yetkisinin olması
müdahalenin kanuna dayalı olması gerektiği olgusunu değiştirmemektedir. Başka
bir deyişle hangi müdahale türü olursa olsun mülkiyet hakkına ancak
ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir bir kanun ile müdahale edilebileceği
kuşkusuz olup müdahale türleri arasındaki farklılaşma ölçülülük yönünden önem
taşımaktadır.
72. 3065 sayılı Kanun'un 14. maddesinin (3) numaralı
fıkrasıyla Bakanlar Kurulunca belirlenen sınır kapılarında 4458 sayılı Kanun'un
ihracat rejimi kapsamında yurt dışına çıkarılacak eşyayı taşıyan kamyon, çekici
ve soğutucu ünitesine sahip yarı römorkların depolarına (araçların ve soğutucu
ünitelerin standart yakıt deposu miktarlarını aşmamak kaydıyla) yalnızca yurt
dışına çıkışlarında yapılacak motorin teslimleri KDV'den istisna edilmiştir.
73. Anayasa'nın 73. maddesinin olay tarihinde yürürlükte
olan son fıkrasında; vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin
muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun
belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisinin
Bakanlar Kuruluna verilebileceği belirtilmiştir. Taşımacılık istisnasının
düzenlendiği 3065 sayılı Kanun'un 14. maddesinin (3) numaralı fıkrasında ise
4485 sayılı kanun kapsamında yurt dışına çıkarılacak eşyayı taşıyan belli
nitelikteki araçların depolarına yalnızca yurt dışına çıkışlarda standart yakıt
deposunu aşmamak üzere yapılacak motorin tesliminin KDV'den istisna olduğu
belirtilmiştir.
74. Diğer taraftan 3065 sayılı Kanun'un 14. maddesinin
(3) numaralı fıkrasında istisnanın uygulamasına ilişkin usul ve esasların
belirlenmesi konusunda Maliye Bakanlığına verilen yetki kapsamında hazırlanan
tebliğ ile 4458 sayılı Kanun'un 167. maddesine göndermede bulunulmuştur. Atıfta
bulunulan maddeyle istisna ve muafiyetleri belirleme yetkisi Bakanlar Kuruluna
verilmiştir.
75. Taşımacılık istisnasının belirlenmesinde Vergi
İdaresince ve yargı makamlarınca dayanak alınan diğer kanun maddesi ise 4458
sayılı Kanun'un 167. maddesidir. İhracat rejimi kapsamında yurt dışına
çıkarılacak eşyayı taşıyan araçların depolarına yurt dışına çıkışlarında
yapılacak istisna miktarını aşan motorin teslimlerinin KDV'ye tabi olduğu ve bu
kapsamda tahakkuk ettirilecek vergilerin 4458 sayılı Kanun'un 167. maddesi
taşımacılık istisnasının belirlenmesine dayanak oluşturmamaktadır. Zira bu
madde serbest dolaşıma sokulacak eşya ile ilgili gümrük muafiyet ve
istisnalarını düzenlemektedir. Somut olayda başvurucu Şirket ise ihracat rejimi
kapsamında yurt dışına çıkarılacak eşyayı taşıyan araçlara (kamyon, çekici ve
yarı römork) yapmış olduğu standart akaryakıt deposunu aşmayan teslimleri ile
ilgili istisna hükmünden yararlanarak KDV iadesi almıştır.
76. Bunun yanı sıra 3065 sayılı Kanun'un "İstisnaların sınırı" kenar başlıklı 19.
maddesi, açıkça diğer kanunlardaki vergi muaflık ve istisna hükümlerinin bu
vergi bakımından geçersiz olduğunu ve KDV'ye ilişkin istisna ve muafiyetlerin
ancak 3065 sayılı Kanun'a hüküm eklenmek veya bu Kanun'da değişiklik yapılmak
suretiyle düzenleneceğini belirtmektedir.
77. Ayrıca 3065 sayılı Kanun'un 14. maddesinin (3)
numaralı fıkrası ile istisnanın uygulamasına İlişkin usul ve esasların
belirlenmesi konusunda Maliye Bakanlığı yetkili kılınmıştır. Bu yetki Kanun'un
nasıl anlaşılması ve uygulaması gerektiğini açıklamakla sınırlıdır. Maliye
Bakanlığına istisnanın kapsamını belirleme veya daraltma konusunda herhangi bir
yetki ise verilmemiştir. Maliye Bakanlığının kendisine tanınan yetkiyi 100
sayılı Katma Değer Vergisi Genel Tebliği'nde olduğu gibi başka bir tebliğe
atıfla kullanmasının önünde bir engel bulunmamaktadır. Ancak kullanılan
yetkinin istisnanın kapsamını belirleyici ve özellikle kapsamım daraltıcı
nitelik taşımaması gerekmektedir.
78. 3065 sayılı Kanun'un 14. maddesinin üçüncü bendinde
"...standart yakıt deposu miktarını aşmamak
kaydıyla..," denilmek suretiyle kanun metni içinde bir sınırlama
getirildiği ancak bu sınırlamanın teslim edilecek akaryakıt miktarını net
olarak ifade etmediği anlaşılmaktadır. Üst sının belirleyen bu kural, standart
depoya yapılacak teslimlerin tümünün vergiden müstesna olduğuna işaret etmekte
ve araçların standart yakıt depolarına sonradan ekleme suretiyle yapılacak
müdahalelere karşı kötüye kullanımları engellemektedir.
79. Somut olayda vergi kanunları ile ihracat rejimi
kapsamında yurt dışına çıkarılacak eşyayı taşıyan belirli nitelikteki araçlara
standart depoları esas alınarak teslim edilecek motorin miktarı kadar bir vergi
istisnası getirildiği ancak anılan kanunlarda standart deponun tanımının yapılmadığı
gibi her araç yönünden bu depoya teslim edilebilecek akaryakıtın miktarının
belirtilmediği görülmektedir. Bu durum yurtdışına çıkarılacak eşyanın
taşınmasında kullanılan araçların marka ve sınıf çeşitliliği nedeniyle
uygulamada bir standardın oluşmasını güçleştirmekte ise de bu nedenle oluşan
belirsizlik doğrudan 3065 sayılı Kanun'dan kaynaklanmaktadır. İdare ise
belirsizliği ortadan kaldırarak bir standart oluşturmak amacıyla Maliye
Bakanlığı tarafından hazırlanan tebliğ ile belirlenen istisna miktarını esas
almıştır. Maliye Bakanlığının vergi kanunlarındaki belirsiz hükümleri bu
şekilde yorumlayarak bir standart oluşturması, başka bir anlatımla alt ve üst
sınırları belirtilmeyen bir istisnanın kapsamını belirlemesi vergilendirmede
kanunilik ilkesine aykırıdır. Nitekim kanunda yer alan ve istisna miktarını
belirleyen standart yakıt deposu kavramı çerçevesinde başvurucu tarafından aynı
maddi olguya -taşımacılık istisnası- dayalı olarak açılan on yedi davadan on
altısında derece mahkemeleri bu gerekçeyi esas alarak başvurucunun lehine karar
vermiştir. Bu hâlde kanunda öngörülen istisnanın idare tarafından belirlenen
limitler esas alınarak belirlenmesi şeklindeki mülkiyet hakkına yapılan
müdahalenin Anayasa'nın 13,, 35. ve 73. maddelerine aykırı olarak kanuni bir
dayanağının mevcut olmadığı sonucuna varılmaktadır.
80. Müdahalenin kanunilik şartını sağlamadığı tespit
edildiğinden Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerinde öngörülen diğer unsurlar olan
meşru amaç ve ölçülülük kriterlerine riayet edilip edilmediğinin ayrıca
değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
81. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde
güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi
gerekir.
Kadir ÖZKAYA ve Yıldız SEFERİNOĞLU bu görüşe
katılmamışlardır.
3. 6216 Sayılı
Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
82. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin
ilgili kısmı şöyledir.
"(1) Esas
inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine
karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir,,.
(2) Tespit
edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını
ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye
gönderilir. Yeniden yargılama
yapılmasında hukuki yarar bulunmayan
hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava
açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,
Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan
kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir,"
83. Başvurucu Şirket, ihlalin tespit edilmesini
istemiş ve tazminat talebinde bulunmuştur.
84. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal
sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel
ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle
birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu
durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal
edilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
85. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal
edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan
kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle
getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için
ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale
neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan
kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların
giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir
(Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
86. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya
mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun'un
50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi Üçtüzüğü'nün 79.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve sonuçlarının
ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir
örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,
usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan
kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya
özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi
tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul
hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin
yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir
yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı
mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa
Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden
ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58,59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§
57-59,66,67).
87. İncelenen başvuruda mülkiyet hakkının ihlal
edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin idarenin
işleminden/eyleminden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte derece
mahkemeleri de ihlali giderememişlerdir. Bu açıdan ihlalin aynı zamanda mahkeme
kararından da kaynaklandığı söylenebilir.
88. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki
yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü
düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına
göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda
yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini
ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere
uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin
yeniden yargılama yapılmak üzere Danıştay Dördüncü Dairesine (E.2009/2454)
gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.
89. İhlal tespitinin yeterli bir giderim sağlayacağı
anlaşıldığından ayrıca tazminata hükmedilmesine gerek görülmemiştir.
90. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL
harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan
mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Kadir ÖZKAYA ve Yıldız SEFERİNOĞLU'nun
karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere
Danıştay Dördüncü Dairesine (E.2009/2454) GÖNDERİLMESİNE,
D. Tazminat talebinin REDDÎNE,
E. 239,50 TL harçtan oluşan yargılama giderinin
başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde
yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten
ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararan bir örneğinin Adalet Bakanlığına
GÖNDERİLMESİNE 3/11/2020 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
1. Başvurucu şirket 2006 yılı Aralık dönemi ile
2008/Eylül dönemleri arasında gümrük kapısında yer alan gümrüksüz alan içinde
akaryakıt istasyonu işletmiştir. Bu dönemde yurt
dışına çıkarılacak eşyayı taşıyan kamyon, çekici ve TIR'lara motorin satışı
yapmış ancak bu işlemler KDV'den istisna olduğundan satışlarda KDV tahsilatı
yapmamıştır.
2. Başvurucu şirket, yüklendiği ancak istisna
nedeniyle indirim konusu yapamadığı KDV'nin iadesi istemiyle Vergi Dairesine
başvurmuş ve yeminli mali müşavir raporuna istinaden başvurucu şirkete KDV
iadesi yapılmıştır. İadenin ardından Vergi Dairesince Şirketin hesapları
incelenmiş ve 2/3/2009 tarihli vergi inceleme raporu düzenlenmiştir.
3. İnceleme raporunda öncelikle söz konusu araçlara
yapılan satışların tamamının istisna kapsamında olmadığı, 100 seri nolu KDV Genel Tebliğinde atıf yapılan ilgili mevzuata göre
her bir aracın standart depo ölçüleri ile sınırlı olacak şekilde KDV'den
istisna edildiği belirtilmiştir. Standart depo ölçülerinin ise ilgili Bakanlar
Kurulu kararı ile tır çekicilerinde 550 litre, istiap haddi 15 tona kadar olan
kamyon ve tankerler için 300
litre, istiap haddi 15 tonu aşan kamyon ve tankerler
için 400 litre
olarak belirlendiği dolayısıyla bu satış miktarlarını aşan kısma haksız istisna
uygulanarak KDV iadesi alındığı sonucuna varılmıştır. Bu sonuca göre hesaplama
yapılarak 2006 yılı Aralık dönemi ila 2008/Nisan dönemleri için 17 ayrı vergi
ceza ihbarnamesiyle tek kat vergi zıyaı cezalı KDV tarhiyatı yapılmıştır.
4. Başvurucu şirket, söz konusu ihbarnamelerden 16
tanesi için İstanbul 5. Vergi Mahkemesinde dava açmış ve davaların kabulüyle
tarhiyatların kaldırılmasına karar verilmiştir. Kararlar Danıştay Dokuzuncu
Dairesince onanarak kesinleşmiş olup bireysel başvuru konusu değildir.
5. Başvurucu şirket 2008 Nisan dönemi için yapılan tarhiyata
ise 100 seri nolu KDV Genel Tebliği'nin söz konusu atfı düzenleyen "II sayılı Özel Tüketim Vergisi Genel Tebliğinde belirtilen
bayiler tarafından yine aynı Genel Tebliğ kapsamında yapılacak motorin
teslimleri girmektedir" kısmının iptali talebiyle birlikte Danıştay
Dördüncü Dairesinde dava açmıştır. Danıştay Dördüncü Dairesi davayı reddetmiş
ve karar Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu tarafından onanarak
kesinleşmiştir. Bunun Özerine başvurucu bireysel başvuruda bulunmuş ve mülkiyet
hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
6. Mahkememiz çoğunluğunca, Maliye Bakanlığının
kendisine tanınan yetkiyi istisnanın kapsamını belirleyici ve özellikle
kapsamını daraltıcı nitelikte kullandığı, böylece Kanun'da alt ve üst sınırları
belirtilmeyen istisnanın kapsamının Maliye Bakanlığınca belirlenmiş olduğu, bu
durumun ise vergilendirmede kanunilik ilkesine aykırı olduğu sonucuna varılarak
mükiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Mahkememiz çoğunluğunca
varılan ihlal sonucuna aşağıda açıklanan nedenlerle tarafımızca iştirak
edilememiştir.
7. Vergilendirme hiç şüphesiz mülkiyet hakkına yapılan
bir müdahaledir. Mülkiyet hakkı da temel insan haklarından biridir. Demokratik
hukuk devletlerinde temel haklara müdahale ancak kanunla yapılabilir. Nitekim
demokratik hukuk devletini benimseyen Anayasamızın 13. maddesinde temel
hakların ancak kanunla sınırlanabileceği belirtilmiştir. Mülkiyet hakkının
güvence altına alındığı Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının ancak
kanunla sınırlanabileceği ayrıca vurgulanmıştır. Vergilendirmeye ilişkin temel
ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 73. maddesinde de -temel haklara müdahale olanvergilerin ancak kanunla konulup kaldırılabileceği ve değiştirilebileceği bir
kez daha vurgulanmıştır. Temel haklara müdahaleye ilişkin genel ilkelerin özel
bir yansıması olan ve 73. maddede belirtilen Verginin kanuniliği ilkesinin amacı temsilsiz vergi olmaz yani
yürütme organının değil, ancak halkın temsilcilerinden oluşan parlamentoların
iradesiyle halktan vergi toplanabileceği ilkesini hayata geçirmektir.
8. Özetle, Anayasa'nın 13. maddesinde yer atan temel
haklara müdahalenin ancak kanunla olabileceğini belirten genel kuralın mülkiyet
hakkı yönünden yansıması 35. maddenin ikinci fıkrası iken bu hakka bir müdahale
olan vergilendirmeye ilişkin yansıması ise 73. maddenin üçüncü fıkrasıdır.
9. Anayasa'nın 73. maddesinin dördüncü fıkrasında ise
vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle
oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar
içinde değişiklik yapmak yetkisi Cumhurbaşkanına (olay tarihinde Bakanlar
Kuruluna) verilebileceği belirtilmiştir.
10. Bununla birlikte yürütme organına düzenleme
yetkisi veren bir yasa kuralının Anayasaca uygun olabilmesi için temel ilkeleri
koyması, çerçeveyi çizmesi, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanı yürütmenin
düzenlemesine bırakmaması gerekir (AYM, E.2012/76, K. 2013/44,20/3/2013).
11. Diğer taraftan, kanunların kazuistik bir yöntemle
çıkarılması ve her olayı açıklayıcı şekilde hükümler içermesi hayatın olağan
akışına uymadığı gibi kanunların genelliği ilkesiyle de bağdaşmaz. Anayasa
Mahkemesinin birçok kararında da vurgulandığı üzere kanunun temel ilkeleri
koyması, çerçeveyi çizmesi, sınırlan belirlemesi gerekli ve aynı zamanda yeterlidir.
12. Anayasa Mahkemesi verginin kanuniliği ilkesi
gereği vergi yoluyla yapılacak müdahalelerin temel dayanağı olan kanunların da
ilgili kişinin davranışlarını belirlemesi amacıyla kolayca ulaşabileceği,
gerektiğinde profesyonel yardım almak suretiyle de olsa anlayabileceği, açık,
net ve yeterince belirgin nitelikte olması gerektiğini daha önce vurgulamıştır.
Ancak her zaman kanunlarda mutlak bir açıklığın beklenemeyeceği, bu sebeple
kanuni düzenlemelerde mevcut olan yoruma ihtiyaç duyulan hususların ise
uygulamadaki yorumlarla giderilebileceği açıklanmıştır (Türkiye iş Bankası A.Ş., § 53).
13. Anayasa Mahkemesinin bugüne kadarki gerek norm
denetimi gerekse bireysel başvuru kararlarında vergilerin kanuniliği ilkesinde iki hususun öne çıktığını söylemek
mümkündür. Birincisi kanunun hukuki belirlilik ve ulaşılabilirlilik koşullarına
uygun olup olmadığı; ikincisi ise vergi kanununda yürütme organına verilen
yetkinin, yasama yetkisinin devri mahiyetinde olup olmadığı yanı yürütme
organına vergi koyma kaldırma değiştirme yetkisinin verilip verilmediği veya böyle
bir yetkisi olmadığı halde yürütme organının vergi koyma, kaldırma, değiştirme
mahiyetinde işlem tesis edip etmediğidir.
14. Mülkiyet hakkına vergi kaynaklı müdahelelerin
kanunilik denetiminin de bu iki unsur yönünden yapılması gerekmektedir.
15. Somut olayda çoğunluğun, ikinci unsur yönünden
sorun gördüğü anlaşılmaktadır (bkz. karardaki 79. paragraf). Oysa aşağıda
açıklanacağı üzere her iki unsur yönünden de bir sorun yoktur.
16. 3065 sayılı KDV Kanunu'nun 1. maddesinin (1)
numaralı fıkrasında; ticarî, sınaî, ziraî faaliyet ve serbest meslek faaliyeti
çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin vergiye tabi olduğu belirtilmiştir.
Kanun'un 2. maddesinde "teslim" kavramının
tanımı yapılmış; 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasının "a" bendinde mal teslimi
ve hizmet ifası hallerinde bu isteri yapanların verginin mükellefi olduğu
belirtilmiştir.
17. Kanun'un 14. maddesinde ise taşımacılık
istisnasına yer verilmiştir. 14. maddeye 27/4/2006 tarihli ve 5493 sayılı Kanun'un
2, maddesiyle (3) numaralı fıkra eklenmiştir. 1/6/2006 tarihi itibarıyla
yürürlüğe giren fıkrayla Bakanlar Kurulunca belirlenen sınır kapılarında 4458
sayılı Gümrük Kanunu'nun ihracat rejimi kapsamında yurt dışına çıkarılacak
eşyayı taşıyan kamyon, çekici ve soğutucu ünitesine sahip yan römorkların
depolarına (araçların ve soğutucu ünitelerin standart yakıt deposu miktarlarını
aşmamak kaydıyla) yalnızca yurt dışına çıkışlarında yapılacak motorin teslimi
vergiden istisna tutulmuş ayrıca Maliye
Bakanlığının bu istisna uygulamasına ilişkin mâl ve esasları belirlemeye
yetkili olduğu belirtilmiştir.
18. Diğer taraftan 5493 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle
4760 sayılı ÖTV Kanunu'na eklenen 7/A maddesiyle istisna hükmü ÖTV için de
getirilmiştir, Anılan maddede Maliye Bakanlığına istisnaya ilişkin usûl ve esasları
belirlemeye yetki verilmiştir. Kanun'un gerekçesinde "standart depo" teriminin, Gümrük Kanunu'nun 167. maddesinin (9)
numaralı fıkrasının (c) bendi hükmü kapsamında gümrük vergisi istisnası
uygulanan miktardaki akaryakıtın bulunduğu standart depolan ifade ettiği
vurgulanmıştır.
19. Söz konusu yasal değişikliklerin ardından Maliye
Bakanlığı tarafından ilgili maddelerde verilen istisnaya ilişkin usûl ve esasları belirleme yetkisine istinaden
Maliye Bakanlığı tarafından hem ÖTV Kanunu hem de KDV Kanunu için iki ayrı
genel tebliğ yayımlanmıştır. 11 seri nolu ÖTV Genel Tebliği 7/9/2006 tarihli ve
Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. Genel Tebliğ'de Standart Yakıt Deposu -5493 sayılı Kanun'un gerekçesine uygun şekilde-
Gümrük Kanunu'nun 167, maddesinin (9) numaralı fıkrasının (c) bendi hükmü
kapsamında gümrük vergisi istisnası uygulanan standart depolar olarak
tanımlanmıştır.
20. ÖTV genel tebliğinden bir hafta sonra 100 seri
nolu KDV Kanunu Genel Tebliği 14/9/2006 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.
Tebliğde, istisna kapsamına, II Seri
No.lu özel Tüketim Vergisi Genel Tebliğinde belirtilen bayiler tarafından yine
ayrı Genel Tebliğ kapsamında yapılacak motorin teslimlerinin girdiği
belirtilmiştir.
21. 11 seri nolu ÖTV Genel Tebliğinin atıfta bulunduğu
Gümrük Kanunu'nun 167. maddesi serbest dolaşıma sokulacak eşyanın maddede
belirtilenlerin gümrük vergilerinden muaf olduğunu düzenlemektedir. Maddenin
(9) numaralı fıkrasının (c) bendiyle ulaşım
araçları ile özel konteynerlerde mevcut bulunan akaryakıt ve madeni yağlar
muafiyet kapsamında sayılmıştır. 167. maddenin son fıkrasında ise birinci
fıkranın (3) ila (12) numaralı bentlerinde yer alan eşyayı geliş süreleri dâhil
tanımlamaya, bunların cins, nevi ve miktarlarım belirlemeye, muafiyet ve
istisna uygulanacak tutarları sıfıra kadar indirmeye veya iki katına kadar
çıkartmaya ve bu muafiyet ve istisnayı farklı eşya itibarıyla birlikte veya ayrı
ayrı uygulamaya ve ticari mahiyette bulunmayan vergiye tabi eşyadan alınacak
gümrük vergilerini göstermek üzere ilgili kanunlarda belirtilen hadleri
geçmemek şartıyla tek ve maktu bir tarife uygulamaya Cumhurbaşkanına (olay
tarihinde Bakanlar Kuruluna) yetki verilmiştir (bkz. kararda 27. ve 28.
paragraflar).
22. Anılan yetkiye istinaden Bakanlar Kurulunca "Gümrük Vergilerinden Muafiyet ve İstisna
Tanınacak Haller Hakkında Karar" 5/2/2000 tarihli ve 23955 sayılı Resmî
Gazete'de yayımlananmıştır. Bu kararda "b)
Standart depo deyimi, Özel ve ticari ulaşım araçlarında, üretici tarafından aynı
türde olan bütün ulaşım araçlarına kalıcı olarak yerleştirilen ve kalıcı
düzeni, hem yakıtın doğrudan sevk edilmesine ve hem de nakliye sırasında uygun
olduğu yerlerde soğutma ve diğer sistemlerin işletilmesine imkan sağlayan depo"
olarak tanımlanmıştır (bkz. kararda 29. paragraf).
23. Başvurunun konusunu oluşturan yurt dışına çıkarılacak eşyayı taşıyan kamyon, çekici ve TIR'lara
motorin teslimine istisna getiren 5493 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinin
ardından bu düzenlemeye paralel olarak anılan Bakanlar Kurulu Kararında da
düzenleme yapılmıştır. Anılan Bakanlar Kurulu Kararının 103. maddesinde motorlu
ticari araçların ve özel konteynerlerin standart depoları ile ilgili olarak
düzenlemeler yapmaya ve standart depolarda mevcut bulunan ve gümrük vergilerinden
muaf olarak ithal edilecek yakıt miktarını, ilgili kurum ve kuruluşların da
görüşleri alınmak suretiyle belirlemeye Gümrük Müsteşarlığının yetkili olduğu
düzenlenmişken Bakanlar Kurulu 6/6/2006 tarihili düzenlemeyle anılan maddeyi
değiştirmiş ve kendisi doğrudan motorlu ticari araçların ve özel konteynerlerin
standart depolarında mevcut bulunan ve gümrük
vergilerinden muaf olarak ithal edilecek yakıt miktarının TIR çekicilerinde 550
litreyi, istiap haddi 15 tona kadar olan (15 ton dahil) kamyon ve tankerlerdi
300 litreyi, istiap haddi 15 tonun üzerinde olan kamyon ve tankerlerde ise 400
litreyi aşamayacağını belirlemiştir (bkz. kararda 30. paragraf).
24. Buraya kadar aktarılan kanun ve kanun altı
düzenlemelerden görüldüğü üzere kanun koyucu 5493 sayılı Kanun'la yurt dışına çıkarılacak eşyayı taşıyan
kamyon, çekici ve TIR'lara motorin satışını hem KDV'den hem de ÖTV'den
istisna tutmuş ve buna ilişkin düzenlemeleri Gümrük Kanunu'nu da gözeterek bir
bütün olarak yapmıştır. Kanunilik
incelemesinde bu bütünlüğün ve aynı zamanda KDV, ÖTV ve Gümrük Kanunları
arasındaki ilişkinin gözden kaçırılmaması gerekir.
25. Bu bağlamda, söz konusu düzenlemenin bütüncül
niteliği gözönüne alındığında istisna uygulamasında oldukça önemli olan standart depo teriminin KDV, ÖTV, Gümrük
Kanunlarının tamamı için aynı anlamı ifade ettiği ve spesifik litre
karşılığının, verilen yetki kapsamında Bakanlar Kurulunca belirlenerek ilan
edildiği anlaşılmaktadır. Bakanlar Kurulunca yapılan bu belirleme standart depo
teriminin içerdiği kısmi muğlaklığı gidermekten ibarettir. Bakanlar Kurulunca
bu belirleme yapıldıktan sonra hem KDV Kanunun'un 14. maddesinde hem de ÖTV
Kanunun'un 7/A maddesinde Maliye Bakanlığına verilen yetkiye istinaden
çıkarılan genel tebliğlerle bu Bakanlar Kurulu kararına yollamada
bulunulmasının kanunilik ilkesini ihlal ettiği söylenemez.
26. Öte yandan yukarıda olayların anlatımında
belirtilen mevzuata ilişkin yürürlük ve ilan tarihleri de göz önüne alındığında
5493 sayılı Kanun'la istisna hükmü getirildikten hemen sonra Bakanlar Kurulunun
istisna tutulan standart depo ölçülerini (miktarlarını) ilan ettiği, bunu
takiben 11 nolu ÖTV genel tebliğiyle bu Bakanlar Kurulu Kararına atıfta
bulunularak ÖTV istisnası uygulamasının belirlendiği, bir hafta sonra da 100
nolu KDV genel tebliğinde bu ÖTV tebliğine atıfta bulunularak KDV uygulamasının
belirlendiği anlaşılmaktadır. Böylece yurt
dışına çıkarılacak eşyayı taşıyan kamyon, çekici ve TIR'lara motorin
satışım yapacak mükelleflerin satışlarında standart depo ölçüsü olarak kabul
edecekleri miktarlar 14/9/2006 tarihi itibarıyla tereddüte yer bırakmayacak
şekilde ortaya konulmuştur. Dolayısıyla olayda başvurucu hakkında yapılan
tarhiyatların 2006 yılı Aralık dönemi ile 2008/Eylül dönemleri arasını
kapsadığı gözetildiğinde kanunilik ilkesinin gereklerinden olan belirlilik yönünden
de bir sorun bulunmadığı açıktır.
27. Sonuç olarak, somut olayda mülkiyet hakkına
yapılan müdahalede kanunilik koşulunun sağlandığı görüşünde olduğumuzdan
çoğunluk kararına katılmadık.
Başkan Üye
Kadir ÖZKAYA Yıldız
SEFERİNOĞLU