Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu E 2021-6 K 2022-2 Vergi incelemesi sonuçlanıp tarhiyat yapıldıktan sonra borçlu hakkında 6183 sk 13/1 maddesi kapsamında teminat istenmesini mucip haller mevcut ise ihtiyati haciz işlemi tesis edilemeyeceği doğrultusunda içtihadın birleştirilmesi
DANIŞTAY
KARARI
Danıştay
İçtihatları Birleştirme Kurulundan:
12.11.2022 tarih ve 32011 sayılı R.G.
ESAS NO : 2021/6
KARAR NO: 2022/2
ÖZÜ 1) Vergi incelemesi sonuçlanıp
tarhiyat yapıldıktan sonra borçlu hakkında 6183
sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 13.
maddesinin 1. bendine göre ihtiyati haciz işlemi tesis edilemeyeceği
doğrultusunda içtihadın birleştirilmesi hakkında.
2) Vergi incelemesi sonuçlanıp
tarhiyat yapıldıktan sonra borçlu hakkında 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil
Usulü Hakkında Kanun'un 13. maddesinin 3. bendine göre ihtiyati haciz işlemi
tesis edilip edilemeyeceği konusunda içtihatların birleştirilmesine gerek
bulunmadığı hakkında.
İÇTİHATLARI
BİRLEŞTİRME KURULU KARARI
Vergi incelemesi sonuçlanıp
tarhiyat yapıldıktan sonra borçlu hakkında ihtiyati haciz işlemi tesis edilip
edilemeyeceği konusunda Danıştay Üçüncü ve Dokuzuncu Daireleri kararları ile
Danıştay Dördüncü, Yedinci Daireleri ve Vergi Dava Daireleri Kurulu kararları
arasındaki aykırılığın, içtihatların birleştirilmesi yoluyla giderilmesinin
Danıştay Başkanı tarafından istenilmesi üzerine, konuyla ilgili kararlar ile
yasal düzenlemeler incelendikten ve Raportör Üyenin açıklamaları ile Danıştay
Başsavcısının düşüncesi dinlenildikten sonra gereği görüşüldü:
I.
KONU İLE İLGİLİ KARARLAR
A.
VERGİ İNCELEMESİ SONUÇLANIP TARHİYAT YAPILDIKTAN SONRA BORÇLU HAKKINDA İHTİYATİ
HACİZ İŞLEMİ TESİS EDİLEMEYECEĞİNE İLİŞKİN
Danıştay Üçüncü Dairesince verilen
23/12/2020 tarih ve E:2018/1878, K:2020/6078 sayılı karar:
6183 sayılı Kanun'un 13. maddesinin
1. bendi uyarınca ihtiyati haciz kararı alındığı belirtildikten sonra, 6183
sayılı Kanun'un 9. maddesi, 13. maddesinin 1. bendi ve 17. maddesine göre,
ancak vergi incelemesinin devam ettiği durumlarda yapılan ilk hesaplamalara
göre teminat istenebileceği, ihtiyati haciz ve ihtiyati tahakkuk kararı
alınabileceği, inceleme sonuçlanıp tarhiyat yapıldıktan sonra ihtiyati tahakkuk
ve ihtiyati haciz kararı alınamayacağı gerekçesiyle Bölge İdare Mahkemesi Vergi
Dava Dairesinin kararı bozulmuştur.
(Danıştay Üçüncü Dairesinin
11/03/2015 tarih ve E:2013/2900, K:2015/1148 sayılı kararı da aynı yöndedir.)
Danıştay Dokuzuncu Dairesince
verilen 06/04/2018 tarih ve E:2016/1917, K:2018/2163 sayılı karar:
Davacı hakkında 6183 sayılı Kanun'un
13. maddesinin 1. bendi uyarınca tesis edilen ihtiyati haciz işleminin iptali
istemiyle açılan davada; 6183 sayılı Kanun'un kamu alacağının korunması ile ilgili
hükümlerini kapsayan Birinci Kısmının İkinci Bölümünde yer alan teminat
istenilmesi, ihtiyati haciz ve ihtiyati tahakkuk müesseselerinin, henüz kamu
alacağı olma niteliği kazanmamış vergi ve cezaların, tahakkuk ettikleri tarihte
karşılaşılabilecek tahsil imkansızlığına bir önlem olarak öngörüldüğü, vergi
incelemesinin devam ettiği durumlarda yapılan ilk hesaplamalara göre teminat
istenebileceği ve ihtiyati haciz kararı alınabileceği, diğer bir deyimle bu
madde uyarınca ilgililer hakkında ihtiyati haciz kararı alınabilmesi için
incelemenin henüz tamamlanmamış olması gerektiği, vergi incelemesi
tamamlandıktan sonra ihtiyati haciz kararı alınamayacağından, uyuşmazlık konusu
işleme karşı açılan davayı kabul eden mahkeme kararında sonucu itibarıyla
hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle temyiz isteminin reddine karar
verilmiştir.
(Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 28/03/2019
tarih ve E:2018/1596, K:2019/1306 sayılı kararı, 09/10/2018 tarih ve
E:2016/5401, K:2018/6084 sayılı kararı ile 02/04/2018 tarih ve E:2016/4492,
K;2018/1991 sayılı kararı da aynı yöndedir.)
Danıştay Dokuzuncu Dairesince
verilen 19/10/2021 tarih ve E:2019/2591, K:2021/4815 sayılı karar:
Davacı adına tesis edilen ihtiyati
tahakkuk ve 6183 sayılı Kanun'un 13. maddesinin 1. ve 3. bentleri uyarınca
tesis edilen ihtiyati haciz işlemlerinin iptali istemiyle açılan davada
mahkemece verilen iptal kararı, Vergi Dava Dairesince ihtiyati haciz yönünden
yukarıda belirtilen gerekçeye yer verilmek suretiyle reddedilmiş ve bu kararın
temyizi üzerine Dairece onanmıştır.
Danıştay Dokuzuncu Dairesince
verilen 24/04/2018 tarih ve E:2016/4515, K:2018/2512 sayılı karar ile
27/12/2017 tarih ve E:2016/5625, K:2017/10688 sayılı karar:
Davacı hakkında 6183 sayılı Kanun'un
13. maddesinin 3. bendi uyarınca tesis edilen ihtiyati haciz işleminin iptali
istemiyle dava açıldığı belirtildikten sonra, 6183 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile
13. maddesinin 3. bendinden bahiste, 6183 sayılı Kanun'un kamu alacağının
korunması ile ilgili hükümlerini kapsayan Birinci Kısmının İkinci Bölümünde yer
alan teminat istenilmesi, ihtiyati haciz ve ihtiyati tahakkuk müesseselerinin,
henüz kamu alacağı olma niteliği kazanmamış vergi ve cezaların, tahakkuk
ettikleri tarihte karşılaşılabilecek tahsil imkansızlığına bir önlem olarak
öngörüldüğü, dolayısıyla, özel kanunlara göre henüz tahakkuk etmemiş vergi ve
cezalar hakkında, kamu alacağının güvenceye bağlanması amacıyla öngörülen
ihtiyati haciz kararlarının alınıp uygulanmasının mümkün olduğu, dosyanın
incelenmesinden; davacı hakkında vergi inceleme raporuna göre ihbarnamenin
düzenlendiği dava konusu ihtiyati haciz işleminin ise daha sonraki tarihte
tesis edildiği anlaşıldığından, yukarıda yer alan yasal düzenlemelere göre
davacı şirket hakkında ihbarname düzenlenmesinden sonra ihtiyati haciz kararı
alınamayacağı gerekçesiyle mahkeme kararı bozulmuştur.
B.
VERGİ İNCELEMESİ SONUÇLANIP TARHİYAT YAPILDIKTAN SONRA BORÇLU HAKKINDA İHTİYATİ
HACİZ İŞLEMİ TESİS EDİLEBİLECEĞİNE İLİŞKİN KARARLAR
Danıştay Üçüncü Dairesince verilen
07/12/2015 tarih ve E:2015/5722, K:2015/8988 sayılı karar:
6183 sayılı Kanun'un 13. maddesinin
3. bendi uyarınca tesis edilen ihtiyati haciz işleminin iptali istemiyle açılan
davada, ihtiyati haczin, henüz tahakkuk etmemiş veya tahakkuk ettiği halde
ödeme vadesi gelmemiş veya vadesi geldiği halde henüz cebren tahsil ve takibata
başlanmamış kamu alacakları için öngörülen geçici nitelikte bir koruma önlemi
olduğu, anılan Kanun'un 13. maddesinde yazılı şartların bulunmasının ihtiyati
haciz uygulanması için yeterli görüldüğü, davacı hakkında 6183 sayılı Kanun'un
13. maddesinin 3. bendi uyarınca ihtiyati haciz kararı alınmasının, bu maddede
belirtildiği üzere hiçbir süreyle sınırlı olmayıp, ihtiyati haciz sebeplerinin
gerçekleşmesine bağlı bulunduğu belirtildikten sonra vergi inceleme raporu
düzenlenip tarhiyat yapıldıktan sonra tesis edilen ihtiyati haciz işleminin
iptali istemiyle açılan davada işin esası incelenmiştir.
Danıştay Üçüncü Dairesince verilen
01/12/2020 tarih ve E:2019/6583, K:2020/4991 sayılı karar ve 23/12/2021 tarih
ve E:2018/5053, K:2021/6438 sayılı karar:
Davacı şirketin, işlemlerinin incelenmesi
sonucu düzenlenen vergi inceleme raporu uyarınca yapılan tarhiyatın güvence
altına alınması amacıyla 6183 sayılı Kanun'un 13. maddesinin 3. bendi uyarınca
tesis edilen ihtiyati haciz işleminin iptali istemiyle açılan davada işin esası
incelenmiştir.
Danıştay Dördüncü Dairesince
verilen 06/04/2016 tarih ve E:2015/7735, K:2016/1492 sayılı karar:
Davacı adına, 6183 sayılı Kanun'un
13. maddesinin 1. ve 3. bendleri uyarınca tesis edilen ihtiyati haczin kaldırılması
istemiyle dava açıldığı belirtildikten sonra, 6183 sayılı Kanun'un 9.
maddesinde sayılan hallerin varlığı halinde vergi inceleme safhasından
başlanarak cebren tahsil aşamasına kadar teminat istenmesinin önünde herhangi
bir engel bulunmadığı, 6183 sayılı Kanun'un 9. maddesinde yer alan "…amme
alacağının salınması için gerekli muamelelere başlanmış olduğu takdirde…"
ibaresi başlangıç anını tayine yönelik olup, teminat istemek için alacağın tam,
tahakkuk ve tebliğ ettirilmiş olmasının şart olmadığı, herhangi bir sebeple
inceleme safhasında teminatın istenmemiş olmasının; incelemenin bitmesi ile tarha
kadarki süre içerisinde veya alacağın itirazlı olduğu bir devrede veya daha sonraki
aşamalarda (ödeme emri ve kesin haciz aşamasına kadar) teminat istenmesine
engel oluşturmayacağı, aynı durumun, Kanun'un 13. maddesi uyarınca yapılan ihtiyati
haciz ile 17 ve 18. maddeleri uyarınca yapılan ihtiyati tahakkuk ve buna bağlı
haciz uygulamaları için de geçerli olduğu, teminat istenilmediği durumlarda da
ortada Kanun'un 9. maddesinde sayılan sebepler varsa hiçbir müddetle mukayyet olmaksızın
gerek tarh öncesi gerekse tarh sonrası aşamalarda teminat gösterilme
yükümlüğünün doğduğu andan ödeme emrinin kesinleştiği ve 6183 sayılı Kanun'un
62. maddesi uyarınca haciz işlemi yapılması gereken süreye kadar ihtiyati haciz
uygulanabileceği gibi aynı sebeplerin varlığı halinde gerek tarh öncesi gerekse
tarh sonrası aşamalarda (alacağın kesinleşmesi anına kadar) her zaman ihtiyati
tahakkuk yoluna başvurulabileceği gerekçesiyle vergi incelemesi sonuçlandıktan
sonra 6183 sayılı Kanun'a göre ihtiyati tahakkuk ve ihtiyatı haciz kararı
alınamayacağı gerekçesiyle verilen mahkeme kararı bozulmuştur.
(Danıştay Dördüncü Dairesinin
17/12/2018 tarih ve E:2018/7289, K:2018/13723 sayılı kararı da benzer
yöndedir.)
Danıştay Yedinci Dairesince verilen
11/02/2021 tarih ve E:2019/2114, K:2021/967 sayılı karar:
Davacı adına re'sen salınan cezalı
özel tüketim vergilerine ilişkin vergi ve ceza ihbarnamelerinin davacıya tebliğ
edildiği, 6183 sayılı Kanun'un 9, 10, 13 ve 17. maddeleri uyarınca tesis edilen
ihtiyati haciz, ihtiyati tahakkuk ve teminat istenilmesine ilişkin işlemlerin
iptali istemiyle görülmekle olan davanın açıldığı belirtildikten sonra, 6183
sayılı Kanun'un 9. maddesinin birinci fıkrası, 10 maddesinin ikinci fıkrası,
13. maddesinin 1. ve 3. bendi ile 17. maddesinden bahisle, Kanun koyucunun, 9.
maddede teminat istenebilmesi için gerekli olan koşulları belirttiği, teminat
istemenin zamanı hakkında sadece zamanın başlaması noktasında belirlemede
bulunduğu, buna göre, vergi incelemesine yetkili memurca yapılan ilk hesaplara
göre miktar belirlendiği zaman, bu belirlenen miktar için teminat
istenebileceği, madde metninde, bu hesaplamadan sonraki herhangi bir zamanda
teminat istenemeyeceğine yönelik bir sınırlamanın yer almadığı, nitekim ilk inceleme
tamamlanmadan dahi, ilk belirlemelere göre istenebilen teminatın, hesaplamalar
tamamlandıktan sonra daha gerçekçi miktarlar üzerinden istenebileceği, anılan
maddede, teminatın istenme zamanına yönelik bir sınırlamanın getirilmediği, Kanun'un
10. maddesinin ikinci fıkrasının da bunu teyit ettiği, kamu alacağının
korunmasına yönelik geçici tedbir mahiyetinde olan teminat isteme ile ihtiyati
haciz ve tahakkuk müesseselerine esasen alacağın var olduğu ve tahsili
noktasında risk barındırdığı sürece başvurulabileceği sonucuna ulaşıldığı, 6183
sayılı Kanun'un birinci kısmının "Amme Alacaklarının Korunması" başlıklı ikinci
bölümünde yer alan teminat isteme, ihtiyati tahakkuk ve ihtiyati haciz
müesseselerinin, amme alacağının tahsil imkansızlığına geçici bir koruma önlemi
olarak öngörüldüğü ve kanunda belirtilen koşulların varlığı halinde cebren
takip safhasına kadar her zaman başvurulabileceği, Kanun'da açıkça öngörülmeyen
süre sınırlamasının uygulanmasının, anılan müesseselerin amacına ve bizatihi
konuya ilişkin yasal düzenlemelere aykırılık teşkil edeceği, bu itibarla, vergi
incelemesi tamamlandıktan sonra da teminat isteme, ihtiyati tahakkuk ve haciz
işlemlerinin tesis edilebileceği gerekçesiyle aksi yolda verilen mahkeme kararı
bozulmuştur.
(Danıştay Yedinci Dairesinin
09/02/2021 tarih ve E:2016/1998, K:2021/864 sayılı kararı da aynı yöndedir. )
Vergi Dava Daireleri Kurulunca verilen
18/11/2020 tarih ve E:2020/1318, K:2020/1231 sayılı karar:
Davacı hakkında 6183 sayılı Kanun'un
17 ve 18. maddeleri gereğince ihtiyati tahakkuk, 13. maddesinin 1. ve 3.
bentleri gereğince de ihtiyatı haciz kararı alındığı belirtildikten sonra, 6183
sayılı Kanun'un 9. maddesinin birinci fıkrası, 10. maddesinin ikinci fıkrası,
13. maddesinin 1. ve 3. bendi ile 17. maddesinden bahisle, Kanun'un 9. maddesi
uyarınca ilgiliden teminat istenebilmesi ve dolayısıyla ilgili hakkında Kanun'un
13. maddesinin 1. bendi uyarınca ihtiyati haciz kararı alınabilmesi için vergi
incelemesine başlanmış ve ilk hesaplamaların yapılmış olmasının gerekli ve
yeterli olduğu, zira maddede ilk hesaplamalardan sonraki bir aşamada teminat
istenemeyeceğine dair bir sınırlama öngörülmediği gibi inceleme tamamlanmadan
ilk hesaplamalara göre istenebilecek olan teminatın, hesaplamalar tamamlandıktan
sonra net tutarlar üzerinden de istenebileceği. Kanun'un 10. maddesinin ikinci
fıkrasının da bunu teyit ettiği, bu durumda, geçici bir koruma tedbiri olan
teminat isteme, ihtiyatı tahakkuk ve ihtiyati haciz işlemlerine kanunda
belirtilen koşulların varlığı halinde cebren takip safhasına kadar her zaman
başvurulabileceği, bu nedenle inceleme tamamlanıp tarhiyat yapıldıktan sonra
ihtiyati haciz kararı alınamayacağı gerekçesiyle verilen ısrar kararında hukuka
uygunluk görülmediği belirtilmiştir.
Vergi Dava Daireleri Kurulunca verilen
18/06/2014 tarih ve E:2014/250, K:2014/555 sayılı karar:
Davacı tarafından, hakkında 6183
sayılı Kanun'un 13. maddesinin 3. bendi uyarınca alınan ihtiyati haciz kararı
ile belirtilen tutarda 6183 sayılı Kanun'un 10. maddesinde yer alan değerlerden
15 gün içerisinde teminat istenmesine ilişkin işlemin davaya konu edildiği belirtildikten
sonra, mahkeme kararının tarhiyattan sonra da ihtiyati haciz kararı alınabileceği
yolundaki ısrar hükmü aynı hukuksal nedenler ve gerekçe ile Kurulca da uygun bulunmuş
ve temyiz dilekçesinde ileri sürüler iddiaların kararın buna ilişkin hüküm
fıkrasının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilmiştir.
II.
DANIŞTAY BAŞSAVCISININ DÜŞÜNCESİ:
Vergi incelemesi sonuçlanıp
tarhiyat yapıldıktan sonra borçlu hakkında 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil
Usulü Hakkında Kanun'un 13. maddesi uyarınca ihtiyati haciz işlemi tesis edilip
edilemeyeceği konusunda, Danıştay Üçüncü ve Dokuzuncu Daireleri tarafından
verilen, vergi incelemesi sonuçlanıp tarhiyatlar yapıldıktan sonra borçlu
hakkında ihtiyati haciz işlemi tesis edilemeyeceği yönündeki kararlar ile Danıştay
Dördüncü, Yedinci Daireleri ve Vergi Dava Daireleri Kurulu tarafından verilen; vergi
incelemesi sonuçlanıp tarhiyatlar yapıldıktan sonra borçlu hakkında ihtiyati
haciz işlemi tesis edilebileceği yönündeki kararlar arasında var olduğu ileri
sürülen aykırılığın içtihatların birleştirilmesi yoluyla giderilmesi istemiyle
Danıştay Başkanınca re'sen açılan ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 39. maddesi
uyarınca Başsavcılığımıza gönderilen dosya incelendi.
Usul
yönünden
2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 39.
maddesinde; "İçtihatları Birleştirme Kurulu, dava dairelerinin veya idari ve
vergi dava daireleri kurullarının kendi kararları veya ayrı ayrı verdikleri
kararlar arasında aykırılık veya uyuşmazlık görüldüğü veyahut birleştirilmiş
içtihatların değiştirilmesi gerekili görüldüğü takdirde, Danıştay Başkanının
havalesi üzerine, Başsavcının düşüncesi alındıktan sonra işi inceler ve lüzumlu
görürse, içtihadın birleştirilmesi veya değiştirilmesi hakkında karar verir."
hükmüne yer verilmiştir.
Buna göre, içtihadın
birleştirilmesi yoluna gidilebilmesi için öncelikle birleştirme istemine konu
kararlar arasında aykırılık veya uyuşmazlık bulunup bulunmadığının saptanması
gerekmektedir.
2575 sayılı Kanun'un yukarıda
anılan hükmünde, kararlar arasındaki aykırılık veya uyuşmazlığın olabilmesi
için, kararlara esas alınan maddi olgu ve hukuki dayanaklar aynı olmasına
karşın uyuşmazlığa uygulanan hukuk kuralının değişik yorumu nedeniyle birbirine
aykırı karar verilmiş olması gerekmektedir.
Sadece Danıştay Üçüncü ve Dokuzuncu
Daireleri kararları ile Dördüncü, Yedinci Daireleri ve Vergi Dava Daireleri Kurulu
kararları arasında değil, Dairelerin kendi kararları içinde de, vergi
incelemesi sonuçlanıp tarhiyat yapıldıktan sonra borçlu hakkında ihtiyati haciz
işlemi tesis edilip edilemeyeceği konusunda birbiri ile uyuşmayan içtihatlar
bulunmaktadır.
İçtihadı birleştirme kararları ile
yeni bir hukuk kuralı ihdas edilmemekte, mevzuat hükümlerinin hangi anlamda
uygulanacağı saptanmakta ve bunlara açıklık kazandırılmaktadır.
Yargısal içtihatlar genel kural
niteliğinde değildir. İçtihat; belli somut bir olayın hukuki çözümünde ortaya
konan ilkedir. Eğer bir başka olay, temel nitelikleri itibarıyla içtihattaki olayla
esaslı benzerlik gösteriyorsa, o olayın çözümünde de aynı ilkeden hareket
edilir. Eğer olay, içtihattaki olayla benzerlik göstermesine karşın, bunun
yanında, verilecek hükmün değişmesini gerektiren kendine özgü, başka somut özellikler
taşıyorsa içtihadın bağlayıcılığından söz edilemez, içtihadı birleştirme
kararında ise, olayların temel nitelikleri bir yana bırakılarak genelleştirme
yapılmaktadır.
Danıştay Üçüncü ve Dokuzuncu
Daireleri ile Dördüncü, Yedinci Daireleri ve Vergi Dava Daireleri Kurulu
kararlarının, verilmelerine neden olan uyuşmazlığın kaynaklandığı olay ve bu
olaya uygulanan hukuk kuralları bakımından değerlendirilmesi ve bu açıdan ele
alınması gerekmektedir.
6183 sayılı Kanun'un 13. maddesinde
yer alan ihtiyati haciz işlemi; arıdan maddede yedi ayrı alt bent halinde düzenlenen
ihtiyati haciz sebeplerinin bulunup bulunmadığı yönünden her bir olay için ayrı
ayrı değerlendirme sonucuna bağlı olarak tesis edilmesine karar verilen bir
işlemdir. Bu nedenle içtihadın birleştirilmesi istemine konu kararlarda, farklı
ihtiyati haciz sebeplerinin değerlendirilmesi önem arz etmektedir.
Anılan daire kararları arasında
içtihat ayrılığına sebep olduğu iddia
edilen ortak nokta: "vergi incelemesi sonuçlanıp tarhiyatlar yapıldıktan sonra
borçlu hakkında ihtiyati haciz işlemi tesis edilip edilemeyeceği" konusudur. İçtihadı
birleştirme istemine konu olan kararlar, bu çerçeve ile sınırlı olarak ele alındığında,
aynı hukuki duruma farklı çözümler getirdiği sonucuna varılan Danıştay Üçüncü
ve Dokuzuncu Daireleri tarafından verilen; vergi incelemesi sonuçlanıp tarhiyatlar
yapıldıktan sonra borçlu hakkında ihtiyati haciz işlemi tesis edilemeyeceği yönündeki
kararlar ile Danıştay Dördüncü, Yedinci Daireleri ve Vergi Dava Daireleri Kurulu
tarafından verilen; vergi incelemesi sonuçlanıp tarhiyatlar yapıldıktan sonra
borçlu hakkında ihtiyati haciz işlemi tesis edilebileceği yönündeki kararlar
arasında aykırılık bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Bu durumda, ihtiyati haciz
uygulanmasına koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği yönünden yapılacak
inceleme sonucunda ortaya çıkabilecek durumların değerlendirilmesine ilişkin
takdir hakkının ilgili yargı organına ait olduğu hususu da göz önünde
bulundurularak, anılan içtihatlardaki; "vergi incelemesi sonuçlanıp tarhiyatlar
yapıldıktan sonra borçlu hakkında ihtiyati haciz işlemi tesis edilemeyeceği"
konusu ile sınırlı olarak aykırılığın giderilmesi, 2575 sayılı Kanunu'un 39.
maddesinde yer alan usule aykırı olmayıp, anılan içtihatların yukarıda sınırı çizilen
konu çerçevesinde birleştirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Esas
yönünden
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil
Usulü Hakkında Kanun'un Birinci Kısmının "Amme Alacaklarının Korunması"
başlıklı ikinci Bölümünde, amme alacaklarının korunmasına yönelik teminat
isteme, ihtiyati haciz, tahakkuk ve diğer korunma hükümlerine yer verilmiştir.
Kanun'un "ihtiyati haciz" başlıklı 13. maddesinde; ihtiyati haciz kararı
alınmasını gerektiren nedenler yedi bent halinde tadat olup, bu nedenlerden
ilki, 6183 sayılı Kanun'un 9. maddesi gereğince teminat istenmesini gerektiren
hallerin mevcut olması halidir. Teminat istenmesini gerektiren hallere ilişkin
anılan Kanun'un "Teminat isteme" başlıklı 9. maddesi şu şekildedir:
"213
sayılı Vergi Usul Kanununun 344 üncü maddesi uyarınca vergi ziyaı cezası
kesilmesini gerektiren hallerde 359 uncu maddesinde sayılan hallere temas eden
bir amme alacağının salınması için gerekli muamelelere başlanmış olduğu
takdirde vergi incelemesine yetkili memurlarca yapılan ilk hesaplara göre belirtilen
miktar üzerinden tahsil dairelerince teminat istenir.
Türkiye'de ikametgahı bulunmayan
amme borçlusunun durumu amme alacağının tahsilinin tehlikede oldu unu gösteriyorsa,
tahsil dairesi kendisinden teminat isteyebilir."
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun
344. maddesi uyarınca vergi ziyaı cezası kesilmesini gerektiren haller ile 359.
maddesinde sayıları hallere temas eden bir amme alacağının salınması için
gerekli muamelelere başlanmış olduğu takdirde teminat isteneceği yönündeki bu
koşullar, aynı zamanda 13. maddenin 1. bendinde ihtiyati haciz nedeni olarak da
gösterilmiştir.
Yukarıda belirtilen 9. maddenin ilk
paragrafının son kısmında "istenebilir" değil, "istenir" şeklinde "emredici'
bir ifade kullanılmış, teminat istenmesi halini idarenin uygun görmesine
bağlamamıştır. Şayet 9. madde uyarınca teminat istenmesini gerektiren bir hal
varsa teminat istenecektir.
Burada dikkat çeken husus; Kanun
koyucunun, 13. maddenin 1. bendindeki düzenleme ile teminat gösterilmemesi
halini kastetmiyor olmasıdır. Çünkü teminat gösterilmemesi durumu 13. maddenin
4. bendinde düzenlenmiştir. 13. maddenin 1. bendinde yer alan ihtiyati haciz
nedeni, teminat istenmesi ya da istenmiş olması değildir. Teminat istenmesini
gerektiren durumun varlığı ihtiyati haciz uygulaması için yeterli görülmüştür.
Bu durumda, teminat istenmemiş olsa bile, teminat istenmesini gerektiren
koşullar oluşmuş ise doğrudan ihtiyati haciz yoluna gidilebilecektir.
Bu açıdan değerlendirildiğinde,
teminat istenmesinden sonra verilen sürenin dolmasının beklenilmesi zorunluluğu
olmadığı sonucu ortaya çıkmaktadır. Nitekim verilen sürenin dolmasından sonra
teminat gösterilmez ise, 13. maddenin 4. bendi uyarınca zaten ihtiyati haciz
yoluna gidilecektir. Bu şeklideki bir düzenleme ile teminat istenmesini
gerektiren koşullar oluşmuş ise derhal ihtiyati haciz kararı alınabilecek, aynı
zamanda teminat istenmiş ve süre de verilmiş ise henüz verilen süre dolmadan da
doğrudan ihtiyati haciz kararı alınıp, süre sonunda teminat gösterilmesi veya
verilmesi durumunda ihtiyati haczin kaldırılması yoluna gidilmesi imkanının da
sağlandığı anlaşılmakladır.
Burada Kanun koyucunun, kötü
niyetli amme borçlularına karşı, kamu alacağının korumasız kaldığı bir zaman
dilimi bırakmamayı amaçladığı söylenebilir.
1
sıra no'lu Tahsilat Genel Tebliği'nde; 6183 sayılı Kanun'un 13. maddesinin
(1) numaralı bendi gereğince uygulanacak ihtiyati hacizlerde, borçlu tarafından
teminat gösterilinceye kadar beklenilmesinin zorunlu olmadığı belirtilmiştir.
Teminat istenmesinin vergi
incelemesine yetkili olanların ilk hesaplarına dayandırılmasının sebebi; teminat
miktarı konusunda keyfilikten kaçınmaktır. Henüz kesin olmayan, inceleme elemanının
ilk hesaplamalarına göre teminat istenebilirken, kesin miktarların tespit
edildiği tarhiyat işleminden sonra teminat istenememesi, kamu alacağının
güvence altına alınmasına yönelik amaca uygun gözükmemektedir.
Öte yandan teminat istenmemiş olsa
dahi, teminat istenmesini gerektiren koşulların oluşmuş olması durumunda
doğrudan ihtiyati haciz yapılabilmesini tarhiyat aşaması ile sınırlı tutacak
bir Kanun hükmü de bulunmamaktadır. Buna göre, şayet teminat istenmesini
gerektiren koşullar oluşmuş ise, kesinleşmiş bulunan alacaklar için de doğrudan
ihtiyati haciz yoluna başvurulabileceği sonucu ortaya çıkmaktadır.
Esasen Kanun koyucu teminatın
istenmediği durumları kapsayacak şekilde aynı olayı, hem 6183 sayılı Kanun'un 17
ve 18. maddesinde ihtiyati tahakkuka bağlı ihtiyati haciz sebebi saymış, buna
karşın 13. maddenin (4) numaralı bendindeki durumu ihtiyati tahakkuk sebebi
saymamıştır. Çünkü teminat istenilmemiş olan ve tahakkuk etmemiş durumda
bulunan alacaklar için Vergi Usul Kanunu'ndaki vergilendirme süreci gereği,
Kanun koyucu öncelikle bunların ihtiyati tahakkukunun yapılmasını, daha sonra
da ihtiyati haczinin yapılmasını öngörmüştür.
Böylece, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun
344 ve 359. maddesinde sayılan hallere temas eden durumlarda; vergi
incelemesinin tamamlanıp vergi ve ceza ihbarnamelerinin tebliğinden sonra,
alacak tahakkuk edip kesinleştiği için artık Kanun'un 17. ve 18. maddelerinde
düzenlenen ihtiyati tahakkuka bağlı ihtiyati haczin uygulanma olanağı
kalmadığından doğrudan ihtiyati haciz yöntemine başvurulabilecektir.
Öte yandan, 6183 sayılı Kanun'un
13. maddesinin 2, 3 ve 5. bentlerinde yer alan, borçlunun ikametgahının olmaması,
borçlunun kaçması veya kaçma, mallarını kaçırma ve hileli yollara başvurma ihtimalinin
bulunması, süresinde mal bildiriminde bulunmaması gibi haller tarhiyat
öncesinde olduğu gibi tarhiyat sonrasında ve vergilendirmenin her aşamasında
ortaya çıkabilecek durumlardır. Vergi tarh edildikten sonra bu nedenlere bağlı olarak
ihtiyati haciz yoluna gidilemeyeceğinin kabul edilmesi, 6183 sayılı Kanun'un
birinci kısmının ikinci bölümünde yer alan kamu alacaklarının korunmasına
yönelik getirilmek istenen amaca aykırı olacaktır.
İhtiyati haciz; kamu borçlusunun
menkul ve gayrimenkul malları ile alacak ve haklarına gelecekte yapılacak
cebren tahsil sürecinin borçlu tarafından engellenmesini önlemek amacıyla
düzenlenmiş bir koruma önlemidir.
Başka bir ifade ile ihtiyati haciz;
kamu alacağının doğumundan tahsiline kadar geçen sürede, alacağın tahsilini
tehlikeye düşürecek bir durum ortaya çıkarsa ödeme süresi beklenmeden
vadesinden önce uygulanan bir güvenlik müessesesidir.
Bu yönüyle kesin haciz işleminden
farklıdır. Kesin haciz işlemi, doğrudan doğruya alacağın ödenmesine yönelik bir
icra takip işlemidir. İhtiyati haciz, kamu alacağının tahsili amacına ulaşmaya
yardımcı olan bir basamaktır.
Bütün bu açıklamalar birlikte
değerlendirildiğinde; ihtiyati haczin Kanun'da belirtilen sebeplerin
mevcudiyeti halinde hiçbir süreyle sınırlı olmaksızın başvurulan bir önlem
olması nedeniyle hem kesinleşmemiş, hatta tarh edilmemiş alacaklar için hem de
tahakkuk etmiş alacaklar için uygulanabileceği sonucu ortaya çıkmaktadır.
Sonuç olarak, verginin tarh veya
tahakkuk edip etmediği ya da ihbarnamelerin düzenlenip düzenlenmediği hususlarını,
ihtiyati haciz uygulaması konusunda bir ölçüt ya da kıstas olarak esas almak
mümkün görülmemektedir. ihtiyati haciz kararının, vergi tarh edildikten sonra
yapılamayacağının kabul edilmesi, 6183 sayılı Kanun ile Vergi Usul Kanunu'nun
ilgili hükümleriyle örtüşmeyeceği gibi bu Kanun'ların birbiri ile olan karşılıklı
uyumunu bozacak sonuçlar ortaya çıkaracaktır.
Açıklanan nedenlerle, İhtiyati
haczin henüz tahakkuk etmemiş veya tahakkuk ettiği halde ödeme vadesi gelmemiş
veya vadesi geldiği halde henüz cebren tahsil ve takibata başlanmamış kamu
alacakları için öngörülen geçici nitelikli bir koruma önlemi olduğundan
hareketle ve ihtiyati haciz uygulamasında, vergi incelemesi tamamlanarak tarhiyatın
yapılıp yapılmamasının, belirleyici bir husus olarak değerlendirilemeyeceği ve
kamu alacağının cebren tahsili aşamasına kadar her safhasında ihtiyati haciz
uygulanmasına ilişkin koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği yönünden yapılacak
inceleme sonucuna göre ihtiyati haciz kararı alınabileceği hususları da dikkate
alınarak, aykırı olduğu ileri sürülen içtihatların; "vergi incelemesi
sonuçlanıp tarhiyatlar yapıldıktan sonra ihtiyati haciz kararı alınabileceği"
yönündeki kararlar doğrultusunda birleştirilmesine karar verilmesi gerektiği
düşünülmektedir.
III.
KONU İLE İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER:
A.
6183 SAYILI AMME ALACAKLARININ TAHSİL USULÜ HAKKINDA KANUN
6183
sayılı Kanun'un "Kanunun şümulü" başlıklı 1. maddesinde,
"Devlete, vilayet hususi idarelerine
ve belediyelere ait vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme
masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi fer'i
amme alacakları ve aynı idarelerin akitten., haksız fiil ve haksız iktisaptan
doğanlar dışında kalan ve amme hizmetleri tatbikatından mütevellit olan diğer
alacakları ile; bunların takip masrafları hakkında bu kanun hükümleri tatbik
olunur.
Türk Ceza Kanununun para
cezalarının tahsil şekli ve hapse tahvili hakkındaki hükümleri mahfuzdur.";
"Teminat
isteme" başlıklı 9. maddesinde,
"(Değişik birinci fıkra: 26/11/1980-2347/1
md.) 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 344 üncü maddesi uyarınca vergi ziyaı
cezası kesilmesini gerektiren haller ile 359 uncu maddesinde sayılan hallere
temas eden bir amme alacağının salınması için gerekli muamelelere başlanmış
olduğu takdirde vergi incelemesine memurlarca
yapılan ilk hesaplara göre belirtilen miktar üzerinden tahsil dairelerince
teminat istenir.
Türkiye'de ikametgahı bulunmıyan
amme borçlusunun durumu amme alacağının tahsilinin tehlikede olduğunu
gösteriyorsa, tahsil dairesi kendisinden teminat istiyebilir.";
"İhtiyati
haciz" 13. Maddesinde,
"İhtiyati haciz aşağıdaki hallerden
herhangi birinin mevcudiyeti takdirinde hiçbir müddetle mukayyet olmaksızın alacaklı
amme idaresinin mahalli en büyük memurunun karariyle, haczin ne suretle
yapılacağına dair olan hükümlere derhal tatbik olunur:
1. 9 uncu madde gereğince teminat
istenmesini mucip haller mevcut ise,
2. Borçlunun belli ikametgahı
yoksa,
3. Borçlu kaçmışsa veya kaçması,
mallarını kaçırması ve hileli yollara sapması ihtimalleri varsa,
4. Borçludan teminat gösterilmesi
istendiği halde belli müddette teminat veya kefil göstermemiş yahut şahsi
kefalet teklifi veya gösterdiği kefil kabul edilmemişse,
5. Mal bildirimine çağrılan borçlu
belli müddet içinde mal bildiriminde bulunmamış veya noksan bildirimde
bulunmuşsa,
6. Hüküm sadır olmuş bulunsun bulunmasın
para cezasını müstelzim fiil dolayısiyle amme davası açılmış ise,
7. İptali istenen muamele ve
tasarrufun mevzuunu teşkil eden mallar, bu mallar elden çıkarılmışsa elden
çıkaranın diğer malları hakkında uygulanmak üzere, bu kanunun 27, 29, 30 uncu
maddelerinin tatbikini icabettiren haller varsa.";
"İhtiyati
tahakkuk" başlıklı 17. maddesinde,
"(Değişik birinci fıkra: 26/11/1980
- 234712 md.) Aşağıdaki hallerden birinin bulunması takdirinde vergi dairesi
müdürünün (5345 sayılı Kanun uyarınca vergi dairesi yetkisini haiz olarak
kurulan ve faaliyete geçen vergi dairesi başkanlıklarında, ilgili grup
müdürünün ve/veya müdürün) yazılı talebi üzerine defterdar ve/veya vergi
dairesi başkanı, mükellefin henüz tahakkuk etmemiş vergi ve resimlerinden
Maliye Bakanlığınca tespit ve ilan edilecek olanlarla bunların zam ve
cezalarının derhal tahakkuk ettirilmesi hususunda yazılı emir verebilir.
Vergi dairesi müdürü (5345 sayılı
Kanun uyarınca vergi dairesi yetkisini haiz olarak kurulan ve faaliyete geçen
vergi dairesi başkanlıklarında, ilgili grup müdürü ve/veya müdür) bu emri
derhal tatbik eder:
1. 13 üncü maddenin 1, 2, 3 ve 5
inci bentlerinde yazılı ihtiyati haciz sebeplerinden birisi mevcut ise,
2. Mükellef hakkında 110 uncu madde
gereğince takibata girişilmişse,
3. Teşebbüsün muvazaalı olduğu ve
hakikatte başkasına aidiyeti hakkında deliller elde edilmişse.";
"İhtiyati
tahakkukun neticeleri" başlıklı 18. maddesinde,
"Hakkında 17 nci madde gereğince
muamele yapılan mükellefin mezkür maddede yazılı vergi, resim ve cezalarından
matrahı belli olanlar, itirazlı olsun olmasın, hesap edilen miktar üzerinden
derhal tahakkuk ettirilir.
Geçmiş yıllara ve cereyan etmekte
olan yılın geçen aylarına ait matrahı henüz belli olmıyan ve 17 nci maddede
sayılan vergi, resim ve cezaları geçici olarak ve harici karinelere göre takdir
yolu ile tesbit ettirilen matrahlar üzerinden hesaplanır. Bu suretle hesap olunan
vergi, resim ve bunların zam ve cezaları derhal tahakkuk ettirilir.
Bu esasa göre tahakkuk eden vergi
ve resimler ve bunların zam ve cezaları kanunlarına göre ödeme zamanları
gelmeden tahsil olunmaz: Ancak bunlar için derhal ihtiyati haciz tatbik olunur.
17 nci maddenin 3 üncü bendine giren hallerde ihtiyati haciz muvazaalı
teşebbüsten vergi ve resim bakımından faydalananların malları hakkında tatbik
olunur.
Bu maddedeki geçici takdirler,
takdir komisyonları tarafından, talep tarihinden itibaren azami bir hafta
içinde yapılır." hükümleri yer almıştır.
B.
213 SAYILI VERGİ USUL KANUNU
213
sayılı Kanun'un "Tarh" başlıklı 20. maddesinde,
"Verginin tarhı, vergi alacağının
kanunlarında gösterilen matrah ve nispetler üzerinden vergi dairesi tarafından
hesaplanarak bu alacağı miktar itibariyle tesbit eden idari muameledir.";
"Tebliğ"
başlıklı 21. maddesinde,
"Tebliğ, vergilendirmeyi
ilgilendiren ve hüküm ifade eden hususların yetkili makamlar tarafından
mükellefe veya ceza sorumlusuna yazı ile bildirilmesidir.":
"Tahakkuk"
başlıklı 22. maddesinde,
"Verginin tahakkuku, tarh ve tebliğ
edilen bir verginin ödenmesi gereken bir safhaya gelmesidir.";
"Vergi
ziyaı" başlıklı 341. maddesinde,
"Vergi ziyaı, mükellefin veya
sorumlunun vergilendirme ile ilgili ödevlerini zamanında yerine getirmemesi veya
eksik yerine getirmesi yüzünden, verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesini
veya eksik tahakkuk ettirilmesini ifade eder.
Şahsi, medeni haller veya aile
durumu hakkında gerçeğe aykırı beyanlar ile veya sair suretlerle verginin
noksan tahakkuk ettirilmesine veya haksız yere geri verilmesine sebebiyet
vermek de vergi ziyaı hükmündedir.
Yukarıdaki fıkralarda yazılı
hallerde verginin sonradan tahakkuk ettirilmesi veya tamamlanması veyahut
haksız iadenin geri alınması ceza uygulanmasına mani teşkil etmez.";
"Vergi
ziyaı cezası" başlıklı 344. maddesinde,
"(Değişik: 22/7/1998-4369/11 md.)
(Değişik, birleştirilen birinci ve ikinci fıkra: 23/1/2008"5728/275 md.) 341
inci maddede yazılı hallerde vergi ziyaına sebebiyet verildiği takdirde, mükellef
veya sorumlu hakkında ziyaa uğratılan verginin bir katı tutarında vergi ziyaı
cezası kesilir.
Vergi ziyaına 359 uncu maddede
yazılı fiillerle sebebiyet verilmesi halinde bu ceza üç kat, bu fiillere
iştirak edenlere ise bir kat olarak uygulanır.
Vergi incelemesine başlanılmasından
veya takdir komisyonuna sevk edilmesinden sonra verilenler hariç olmak üzere,
kanuni süresi geçtikten sonra verilen vergi beyannameleri için bu madde
uyarınca kesilecek ceza yüzde elli oranında uygulanır.
(Son fıkra Mülga: 11/8/1999-4444/14
md.)" hükümlerine yer verilmiştir.
C.
2575 SAYILI DANIŞTAY KANUNU
2575
sayılı Kanun'un "içtihatları birleştirme kurulunun görevleri" başlıklı 39. maddesinde,
"İçtihatları Birleştirme Kurulu,
dava dairelerinin veya idari ve vergi dava daireleri kurullarının kendi kararları
veya ayrı ayrı verdikleri kararlar arasında aykırılık veya uyuşmazlık görüldüğü
veyahut birleştirilmiş içtihatların değiştirilmesi gerekli görüldüğü takdirde,
Danıştay Başkanının havalesi üzerine, Başsavcının düşüncesi alındıktan sonra
işi inceler ve lüzumlu görürse, içtihadın birleştirilmesi veya değiştirilmesi
hakkında karar verir.";
"İçtihatların
birleştirilmesini istemeye yetkili olanlar" başlıklı 40. maddesinde,
"1. İçtihatların birleştirilmesi
veya birleştirilmiş içtihatların değiştirilmesi, Danıştay Başkanı, konu ile daireler,
idari ve vergi dava daireleri kurulları veya Başsavcı tarafından istenebilir.
2. Aykırı kararlarla ilgili
kişiler, içtihatların birleştirilmesi için Danıştay Başkanlığına
başvurabilirler.
3. Kurulun, içtihatların birleştirilmesi
veya değiştirilmesi hakkındaki kararları, gönderildikleri tarihten itibaren bir
ay içerisinde Resmi Gazete'de yayımlanır.
4. Bu kararlara, Danıştay daire ve
kurulları ile idari mahkemeler ve idare uymak zorundadır." hükümleri yer
almıştır.
IV.
KONUNUN İÇTİHADIN BİRLEŞTİRİLMESİNE GEREK OLUP OLMADIĞI YÖNÜNDEN İNCELENMESİ:
Vergi incelemesi sonuçlanıp
tarhiyat yapıldıktan sonra borçlu hakkında ihtiyati haciz işlemi tesis edilip
edilemeyeceği konusunda Danıştay vergi dava daireleri ile Vergi Dava Daireleri
Kurulunca verilen kararların, 6183 sayılı Kanun'un 13. maddesinin 1. ve/veya 3.
bendi uyarınca tesis edilen ihtiyati haciz işlemlerine ilişkin olduğu
anlaşılmıştır. Kararlar incelendiğinde;
Danıştay Dördüncü ve Yedinci Daireleri
ile Vergi Dava Daireleri Kurulu kararlarında, ihtiyati haczin 6183 sayılı Kanun'un
13. maddesinin 1 ve 3. bendine göre tesis edildiği belirlendikten sonra, Kanun'un
9. maddesinin birinci fıkrası ve 13. maddesinin 1. bendi değerlendirilerek, 6183
sayılı Kanun'un birinci kısmının "Amme Alacaklarının Korunması" başlıklı ikinci
bölümünde yer alan teminat isteme, ihtiyati tahakkuk ile ihtiyati haciz
müesseselerinin, amme alacağının tahsil imkansızlığına geçici bir koruma önlemi
olarak öngörüldüğü ve kanunda belirtilen koşulların varlığı halinde cebren
takip safhasına kadar her zaman başvurulabileceği, Kanun'da açıkça öngörülmeyen
süre sınırlamasının uygulanmasının, anılan müesseselerin amacına ve konuya
ilişkin yasal düzenlemelere aykırılık teşkil edeceği, bu itibarla, vergi incelemesi
tamamlandıktan sonra da teminat isteme, ihtiyati tahakkuk ve ihtiyati haciz
işlemlerinin tesis edilebileceği belirtilmiştir.
Danıştay
Dokuzuncu Dairesi,
6183 sayılı Kanun'un 13. maddesinin 1. ve/veya 3. bendine göre tesis edilen
ihtiyati haciz işlemine ilişkin kararlarında, 9. maddenin birinci fıkrası ve
ihtiyati hacze ilişkin bend hükmüne yer verilmek suretiyle, 6183 sayılı Kanun'un
9 ve 13. maddelerine göre, ancak vergi incelemesinin devam ettiği durumlarda
yapılan ilk hesaplamalara göre teminat istenebileceği ve ihtiyati haciz kararı
alınabileceği, inceleme sonuçlanıp tarhiyat yapıldıktan sonra ihtiyati haciz
kararı alınamayacağı değerlendirilmiştir.
Danıştay
Üçüncü Dairesi ise,
6183 sayılı Kanun'un 13. maddesinin 1. Bendine göre tesis edilen ihtiyati haciz
işlemine ilişkin kararlarında, 6183 sayılı Kanun'un 9. maddesi, 13. maddesinin
1. bendi ve 17. maddesine göre, ancak vergi incelemesinin devam ettiği
durumlarda yapılan ilk hesaplamalara göre teminat istenebileceği, ihtiyati
haciz ve ihtiyati tahakkuk kararı alınabileceği, inceleme sonuçlanıp tarhiyat
yapıldıktan sonra ihtiyati tahakkuk ve ihtiyati haciz kararı alınamayacağını
belirtmiştir. Dairece, 6183 sayılı Kanun'un 13. maddesinin 3. bendine göre
tesis edilen ihtiyati haciz işlemine ilişkin kararında, davacı hakkında 6183
sayılı Kanun'un 13. maddesinin 3. bendi uyarınca ihtiyati haciz kararı
alınmasının, bu maddede belirtildiği üzere hiçbir süreyle sınırlı olmayıp,
ihtiyati haciz sebeplerinin gerçekleşmesine bağlı bulunduğu belirtilmek suretiyle
vergi inceleme raporu düzenlenip tarhiyat yapıldıktan sonra tesis edilen
ihtiyati hacze karşı açılan davanın esası incelenmiştir.
2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 39.
maddesine göre, içtihatların birleştirilebilmesi için, dava dairelerinin veya
idari ve vergi dava daireleri kurullarının kendi kararları veya ayrı ayrı
verdikleri kararlar arasında aykırılık veya uyuşmazlık bulunması gerekmektedir.
Kurulca incelenen kararların mahiyetinden hareketle kanunun 6183 sayılı Kanun'un
13. Maddesinin 1. ve 3. bendleri yönünden ayrı ayrı değerlendirilmesi uygun görülmüştür.
Buna göre;
A.
6183 SAYILI AMME ALACAKLARININ TAHSİL USULÜ HAKKINDA KANUN'UN 13. MADDESİNİN 3.
BENDİ YÖNÜNDEN
İçtihatların birleştirilmesinden
beklenen amaç, bir yazılı hukuk kuralının uygulanması konusunda Danıştay dava
daireleri veya kurullarının kendi kararları veya ayrı ayrı verdikleri kararlar
arasında süregelen aykırılık ve uyuşmazlıkları gidermek ve kuralın yeknesak bir
biçimde yorumlanmasını temin etmek suretiyle daha sonra verilecek kararlarda istikrarın
ve içtihat birliğinin sağlanmasıdır. Bu doğrultuda içtihatları Birleştirme
Kurulu kararları, genel olarak bir yasa hükmünden ne anlaşılması gerektiğini
ortaya koyan kararlardır.
İçtihadın birleştirilmesindeki
amacın kararlar arasında oluşan aykırılık veya uyuşmazlığın giderilmesi
suretiyle hukuki istikrarın sağlanması olduğu dikkate alındığında, isteme konu
aykırılığın veya uyuşmazlığın hukuki istikrarı zedeleyecek nitelikte bir
sürekliliğe sahip olup olmadığının da değerlendirilmesi gerekmektedir.
Vergi incelemesi sonuçlanıp
tarhiyat yapıldıktan sonra borçlu hakkında 6183 sayılı Kanun'un 13. maddesinin
3. bendine göre ihtiyati haciz işlemi tesis edilip edilemeyeceği konusunda
Danıştay Dokuzuncu Daire kararları ile diğer Vergi Dava Daireleri ve Kurulu
kararları arasında uyumsuzluk bulunduğu görülmekle birlikte bu durum içtihadı
birleştirmeyi gerekli kılmamaktadır Zira; Dokuzuncu Dairenin vergi incelemesi
sonuçlanıp tarhiyat yapıldıktan sonra borçlu hakkında 13. maddenin 3. bendine
göre ihtiyati haciz işlemi tesis edilemeyeceğine ilişkin kararları
incelendiğinde, ihtiyati haczin dayanağı olan 13. maddenin 3. bendinin yanı
sıra anılan Kanun'un 9. maddesi değerlendirilmek suretiyle sonuca varıldığı
görülmektedir, Halbuki, 9. maddeye atıf, 13. Maddenin sadece 1. bendinde yapılmış
olup, bu bend yönünden yapılacak incelemede 9. maddenin yorumu ele alınacaktır.
Öte yandan, Dokuzuncu Dairenin
konuya ilişkin kararları sınırlı sayıda olduğundan süregelen bir içtihat
farklılığı da oluşmamıştır.
Bu nedenlerle, vergi incelemesi
sonuçlanıp tarhiyat yapıldıktan sonra borçlu hakkında 6183 sayılı Kanun'un 13.
maddesinin 3. bendine göre ihtiyati haciz işlemi tesis edilip edilemeyeceği
konusunda Danıştay Dokuzuncu Daire kararları ile diğer Daire ve Vergi Dava
Daireleri Kurulu kararları arasında içtihatların birleştirilmesine gerek
bulunmadığına oybirliğiyle karar verildi.
B.
6183 SAYILI AMME ALACAKLARININ TAHSİL USLULÜ HAKKINDA KANUN'UN 13. MADDESİNİN
1. BENDİ YÖNÜNDEN
Vergi incelemesi sonuçlanıp
tarhiyat yapıldıktan sonra borçlu hakkında 6183 sayılı Kanun'un 13. maddesinin
1. bendine göre ihtiyati haciz işlemi tesis edilip edilemeyeceği konusunda,
hukuki dayanağı aynı olmasına karşın; farklı yorum nedeniyle Danıştay Üçüncü ve
Dokuzuncu Daire kararları ile Danıştay Dördüncü, Yedinci Daire ve Vergi Dava
Daireleri Kurulu kararları arasında süregelen aykırılık bulunduğundan, kanun
hükmünün farklı yorumlanmasını önlemek, uygulamada yeknesaklığı ve kanun önünde
eşitliği sağlamak üzere, bu kararlar arasında var olan aykırılıkların 2575
sayılı Kanun'un 39. maddesi uyarınca içtihatların birleştirilmesi suretiyle
giderilmesine oyçokluğuyla karar verilerek bu konu yönünden esasın
incelenmesine geçildi.
V.
KONUNUN ESAS YÖNÜNDEN İNCELENMESİ
Danıştay Üçüncü ve Dokuzuncu Daire
kararlarında, 6183 sayılı Kanun'un 9. maddesi ve 13. maddesinin 1. bendine
göre, ancak vergi incelemesinin devam ettiği durumlarda yapılan ilk
hesaplamalara göre teminat istenebileceği, ihtiyati haciz ve ihtiyati tahakkuk
kararı alınabileceği, inceleme sonuçlanıp, tarhiyat yapıldıktan sonra ihtiyati
tahakkuk ve ihtiyati haciz kararı alınamayacağı belirtilmişken; Danıştay
Dördüncü ve Yedinci Daireleri ile Vergi Dava Daireleri Kurulu kararlarında,
Kanun'un 9, maddesi uyarınca ilgiliden teminat istenebilmesi ve dolayısıyla
ilgili hakkında Kanun'un 13. maddesinin 1. bendi uyarınca ihtiyati haciz kararı
alınabilmesi için vergi incelemesine başlanmış ve ilk hesaplamaların yapılmış
olmasının gerekli ve yeterli olduğu, zira maddede ilk hesaplamalardan sonraki
bir aşamada teminat istenemeyeceğine dair bir sınırlama öngörülmediği gibi
inceleme tamamlanmadan ilk hesaplamalara göre istenebilecek olan teminatın,
inceleme tamamlandıktan sonra hesaplanan tutarlar üzerinden de istenebileceği,
bu durumda, geçici bir koruma tedbiri olan teminat isteme, ihtiyati tahakkuk ve
ihtiyatı haciz işlemlerine kanunda belirtilen koşulların varlığı halinde cebren
takip safhasına kadar her zaman başvurulabileceğinden, inceleme tamamlanıp
tarhiyat yapıldıktan sonra ihtiyati haciz kararı alınabileceği yolunda
değerlendirme yapılmıştır.
6183 sayılı Kanun'un 1. maddesinde,
Devlete, il özel idarelerine ve belediyelere ait maddede sayılan alacaklara bu
Kanun hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.
İdareler, vadesinde ödenmeyen kamu
alacağını cebren tahsil imkanına sahiptir. Alacağın cebren tahsiline ilişkin
hükümlerin yer aldığı anılan Kanun'un 54 ve devamı maddelerinde, kamu
alacağının cebren tahsilinin, teminatın paraya çevrilmesi veya kefilin takibi,
borçlunun mallarının haczedilerek paraya çevrilmesi, ya da borçlunun iflasının
istenmesi suretiyle yapılacağı kurala bağlanmıştır.
Kanun, kamu alacağının cebren
tahsil ve takibine ilişkin hükümlerin yanısıra, kamu alacağının tahsilinin tehlikeye
girmesini önlemek amacıyla alacak henüz tahsil aşamasına gelmeden önce alınacak
tedbirlere ilişkin hükümleri de içermektedir.
Amme alacağının korunmasına ilişkin
düzenlemeler, 6183 sayılı Kanun'un 9-36. maddelerinde yer almaktadır.
Kanun'un "Genel Esaslar" başlığını
taşıyan Birinci Kısmının "Amme Alacaklarının Korunması" başlığını taşıyan İkinci
Bölümünde:
I- Teminat hükümleri, 9 ila 12.
maddelerinde,
II- İhtiyati haciz hükümleri, 13 ila
16. maddelerinde,
III- İhtiyati tahakkuk hükümleri,
17 ila 20. maddelerinde yer almaktadır.
Amme alacaklarının korunması
tedbirlerinden ihtiyati haciz, Kanun'un 13. maddesinde düzenlenmiş, maddede
sayılan hallerden herhangi birinin varlığı halinde hiçbir müddetle sınırlı
olmaksızın alacaklı amme idaresinin mahalli en büyük memurunun kararıyla,
haczin ne surette yapılacağına dair olan hükümlere göre, derhal tatbik olunacağı
kurala bağlanmıştır.
İhtiyati haczin amacı, kamu
alacağını Kanun'un 13. maddesinde sayılan sebeplerden birinin bulunması
halinde, tahsil edilebilir hale gelinceye kadar güvence altına almak olup kamu
alacağının korunmasında en etkili yöntemlerden biridir. Ancak, kesin hacizden
farklı olarak ihtiyati hacze konu mal varlığı satılarak paraya çevrilemez.
Yalnızca geçici bir önlemdir.
İhtiyati haciz kararı, 13. maddede
sayılan hallerle sınırlı olarak, inceleme aşamasında olan vergilendirme işlemleri
ile ilgili olabileceği gibi, tarhiyat yapıldıktan sonra tahakkuk aşamasında ya
da Kanun'un 62. maddesine göre tesis edilecek haciz işleminden önce olmak
kaydıyla tahsil aşamasında da alınabilir. Ancak 13. maddenin 1, 2, 3 ve 5. bentlerinde
yazılı ihtiyati haciz sebeplerinden birine dayanılarak ihtiyati haciz kararı
alınabilmesi için öncesinde 17. maddeye göre ihtiyati tahakkuk yapılması
zorunludur.
13. maddede, ihtiyatı haczin
maddede sayılan hallerden herhangi birinin bulunması halinde hiçbir müddetle
mukayyet olmaksızın alacaklı amme idaresinin mahalli en büyük memurunun
kararıyla, haczin ne surette yapılacağına dair olan hükümlere göre, derhal
tatbik olunacağı belirtilmiştir.
Yetkili makamca alınan ihtiyati
haciz kararı, 6183 sayılı Kanun'un hacze ilişkin hükümlerine göre uygulanır.
Maddede, kararı uygulayacak olan idarece zaman kaybetmeden haczin tatbik
edilmesini sağlamak amacıyla ihtiyati haciz kararının derhal uygulanması öngörülmüştür.
13. maddede, ihtiyati haciz
sebeplerinin varlığı halinde "ihtiyati haczin hiç bir müddetle mukayyet
olmaksızın" uygulanacağı kurala bağlandığından, ihtiyati haciz belli bir süre
için konulmayıp kaldırılmadığı müddetçe devam edecektir.
Kanunda ihtiyati haciz nedenleri yedi
bend halinde sayılmıştır. 13. maddenin 1. bendinde, 9. madde gereğince teminat
istenmesini gerektiren hallerin varlığı, ihtiyati haciz nedeni olarak
belirtilmiştir.
İçtihatları birleştirmeye konu
kararların dayanağı göz önünde bulundurulduğunda, 9. maddenin birinci fıkrasının
yorumu önem taşımaktadır. Dolayısıyla, inceleme bu çerçevede yapılacaktır.
6183 sayılı Kanun'un 9. maddesinin
birinci fıkrasında, 213 sayılı Kanun'un 344. maddesi uyarınca vergi ziyaı
cezası kesilmesini gerektiren haller ile 359. maddesinde sayılan hallere temas
eden bir amme alacağının salınması için gerekli muamelelere başlanmış olduğu
takdirde vergi incelemesine yetkili memurlarca yapılan ilk hesaplara göre
belirtilen miktar üzerinden tahsil dairelerince teminat isteneceği kurala bağlanmıştır.
13. maddenin 1. bendinin atıfta
bulunduğu 9. maddenin 1. fıkrası hükmüne göre teminat istenebilmesi için,
maddede sayılan hallere temas eden bir kamu alacağının salınması için gerekli işlemlere
başlanmış olması, ayrıca vergi incelemesine yetkili memurlarca yapılan ilk
hesaplamalara göre teminat altına alınacak alacak konusunda bir miktar
belirlenmesi ve bu miktarla sınırlı olarak inceleme elemanının talepte
bulunması gerekmektedir.
Kamu alacağının güvence altına
alınmasını amaç edinen bir güvenlik tedbiri olan ihtiyati haciz kararı yargı
kararı olmadan doğrudan mülkiyet hakkını kısıtlayan bir tedbir olması nedeniyle
uygulamasında özenli davranılması gerekir.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 139.
maddesine göre vergi incelemeleri esas itibarıyla incelemeye tabi olanın iş
yerinde yapılacağından, iş yeri ve mükellef hakkında en doğru tespitleri
yapabilecek ve onun mali, iktisadi ve ticari durumunu en iyi şekilde
değerlendirebilecek olan inceleme elemanıdır. Bu nedenle 13. maddenin 1.
bendinin atıfta bulunduğu 9. maddenin 1. fıkrasında belirtilen ve ihtiyati
haciz kararı alınması için ön işlem mahiyetinde olan teminat tutarının
belirlenmesi ve talep konusunda fiilen vergi incelemesini yapan inceleme
elemanına yetki tanınmıştır. inceleme elemanının vergi incelemesini tamamlayıp
vergi inceleme raporunu, tarhiyati yapacak olan vergi dairesine göndermekle bu
hususlara ilişkin görev ve yetkileri sona ermektedir. İstenecek teminat
miktarını belirleme ve teminat istenmesi yönünde talepte bulunma yetkisini, incelemeyi
yapan yetkili memurdan başkasının kullanması mümkün bulunmadığı gibi, inceleme
elemanı da, inceleme tamamlandıktan sonra bu yetkisini artık kullanamaz.
Cebren tahsil ve takibe yönelik
olmayıp, henüz tahsil edilebilir aşamaya gelmeyen kamu alacağının güvence altına
alınması amacıyla alınacak ihtiyati haciz kararının uygulanmasıyla borçluların
mülkiyet haklarına getirilecek sınırlama göz önünde bulundurulduğunda, ulaşılan
sonucun bu yönüyle de yerinde olduğu değerlendirilmiştir.
İnceleme sonuçlandıktan sonra 13.
maddenin 1. bendine göre ihtiyati haciz kararı alınamayacağından, şartların
varlığı halinde 13. maddenin diğer bentlerine göre ihtiyati haciz kararı
alınabileceğinde ise tereddüt bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, vergi
incelemesi sonuçlanıp tarhiyat yapıldıktan sonra borçlu hakkında ihtiyati haciz
işlemi tesis edilip edilemeyeceği konusunda Danıştay Üçüncü ve Dokuzuncu
Daireleri kararları ile Danıştay Dördüncü, Yedinci Daireleri ve Vergi Dava
Daireleri Kurulu kararları arasında var olan içtihat aykırılığının içtihatların
birleştirilmesi yoluyla bağlayıcı bir çözüme kavuşturulması ve içtihadın, "vergi incelenmesi
sonuçlanıp tarhiyat yapıldıktan sonra borçlu hakkında 6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 13. maddesinin 1. bendine göre
ihtiyati haciz işlemi tesis edilemeyeceği" yönünde birleştirilmesi
gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
VI.
SONUÇ
Açıklanan nedenlerle,
1) Vergi incelemesi sonuçlanıp
tarhiyat yapıldıktan sonra borçlu hakkında 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil
Usulü Hakkında Kanun'un 13. maddesinin 1. bendine göre ihtiyati haciz işlemi
tesis edilemeyeceği doğrultusunda içtihadın birleştirilmesine, 13/05/2022
tarihli birinci toplantıda karar yeter sayısı sağlanamadığından ikinci
toplantıda mevcudun oyçokluğuyla;
2) Vergi incelemesi sonuçlanıp
tarhiyat yapıldıktan sonra borçlu hakkında 6183 sayılı Kanun'un 13. maddesinin
3. bendine göre ihtiyati haciz işlemi tesis edilip edilemeyeceği konusunda
Danıştay Vergi Dava Daireleri ve Kurulu kararları arasındaki aykırılığın içtihadın birleştirilmesi yoluyla
giderilmesine yer olmadığına oybirliğiyle;
27/05/2022 tarihinde karar verildi.
ESAS
NO: 2021/6
KARAR NO: 2022/2
(X)
USULE İLİŞKİN KARŞI OY
2575 sayılı Danıştay
Kanunu'nun "İçtihatları birleştirme
kurulunun görevleri" başlıklı 39. maddesinde, "İçtihatları Birleştirme Kurulu,
dava dairelerinin veya idari ve vergi dava daireleri kurullarının kendi kararları
veya ayrı ayrı verdikleri kararlar arasında aykırılık veya uyuşmazlık görüldüğü
veyahut birleştirilmiş içtihatların değiştirilmesi gerekli görüldüğü takdirde,
Danıştay Başkanının havalesi üzerine, Başsavcının düşüncesi alındıktan sonra
işi inceler ve lüzumlu görürse, içtihadın birleştirilmesi veya değiştirilmesi
hakkında karar verir." hükmüne yer verilmiş olup, nu hüküm uyarınca, içtihatların
birleştirilmesi yoluna gidilebilmesi için birden fazla yargısal kararın olması,
bu kararlar arasında aykırılık veya uyuşmazlığın bulunması ve içtihadın
birleştirilmesinin lüzumlu görülmesi gerekmektedir.
İçtihatları birleştirmeye konu
kararlar incelendiğinde, "birden fazla yargısal kararın" ve "kararlar
arasında aykırılık veya uyuşmazlığın" bulunduğu görülmekle birlikte
"lüzum'' şartının da irdelenmesi gerekmektedir.
İçtihatların birleştirilmesi, kararlar
arasında oluşan aykırılık veya uyuşmazlığın giderilmesi suretiyle hukuki
istikrar ve eşitliğin sağlanması bakımından etkin bir yoldur. Ancak,
içtihatların birleştirilmesi kararıyla, soyut ve genel bir kural belirlenmekle
belirlenen bu kurala da 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 40. maddesi gereğince
Danıştay daire ve kurulları ile idari mahkemeleri ve idare uymak zorunda bulunmaktadır.
Bu zorunluluk ise hukuku kalıplaştırıcı, dondurucu etki doğurmakta, somut olay adaletinin
tesisi için zorunlu olan takdir yetkisini kısıtlamaktadır.
Bu çerçevede, vergi incelemesi
sonuçlanıp tarhiyat yapıldıktan sonra borçlu hakkında 6183 sayılı Kanun'un 13. maddesinin
1. bendine göre ihtiyati haciz işlemi tesis edilip edilemeyeceği konusunda Danıştay
Üçüncü ve Dokuzuncu Daire kararları ile Danıştay Dördüncü, Yedinci Daire ve
Vergi Dava Daireleri Kurulu kararları arasında aykırılık olduğu görülmekle
birlikte, var olan aykırılıkların yargılamanın genel seyrinde belirli bir yol izlenmek
suretiyle giderilebileceği ve istikrar sağlanacağından, içtihatların birleştirilmesine
lüzum bulunmadığı, istemin esasa girilmeksizin usul yönünden reddi gerektiği
oyu ile esasının incelenmesine geçilmesine ilişkin karara katılmıyoruz.
ESAS
NO: 2021/6
KARAR NO: 2022/2
(XX)
USULE İLİŞKİN KARŞI OY
6183 sayılı Kanun'un "ihtiyati
haciz'' başlığını taşıyan maddesinde, "ihtiyati haciz aşağıdaki hallerden
herhangi birinin mevcudiyeti takdirinde hiçbir müddetle mukayyet olmaksızın
alacaklı amme idaresinin mahalli en büyük memurunun karariyle, haczin ne
suretle yapılacağına dair olan hükümlere göre, derhal tatbik olunur:"
denildikten sonra yedi bend halinde İhtiyati haciz nedenleri sayılmış; maddenin
1. bendinde, 9. madde gereğince teminat istenmesini gerektiren hallerin mevcut
olması, ihtiyati haciz nedeni olarak belirtilmiştir.
Atıf yapılan 9. maddenin birinci
fıkrasında, "213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 344 üncü maddesi uyarınca vergi
ziyaı cezası kesilmesini gerektiren haller ile 359 uncu maddesinde sayılan
haller temas eden bir amme alacağının salınması için gerekli muamelelere başlanmış
olduğu takdirde vergi incelemesine yetkili memurlarca yapılan ilk hesaplara
göre belirtilen miktar üzerinden tahsil dairelerince teminat istenir"
hükmü yer almaktadır.
9. maddede sayılan haller nedeniyle
kamu alacağının salınması için gerekli işlemlere başlanmış olması durumunda, borçlu
hakkında ihtiyati haciz işlemi tesis edilebilecektir.
13. maddenin 1. bendi uyarınca
ihtiyati haciz işlemi tesis edilebilmesi için 9. maddedeki bu düzenleme
nedeniyle kamu alacağının salınması için gerekli işlemlere başlanmış olması
gerekmekle birlikte maddede vergi incelemesi tamamlandıktan sonra ihtiyati
haciz işlemi tesis edilemeyeceği yolunda bir sınırlama bulunmamaktadır.
Öte yandan, vergi incelemesinin
sonuçlanmış olması, alacağın tahsil riskini ortadan kaldırmayacağından,
ihtiyatı haciz işleminin tesis edilmesine engel olarak görülmemiştir.
Bu itibarla, borçlu hakkında
koşulların varlığı halinde, henüz alacak miktarı kesin olarak belirlenmeden
vergi incelemesine yetkili memurlarca yapılan ilk hesaplara göre belirtilen
miktar üzerinden tesis edilebilecek olan ihtiyati haciz işleminin, vergi
incelemesi tamamlandıktan sonra miktarı kesin olarak belirlenen alacak için de
tesis edilebileceği sonucuna ulaşılmıştır,
Açıklanan nedenlerle, içtihadın,
vergi incelemesi sonuçlanıp tarhiyat yapıldıktan sonra borçlu hakkında 6183
sayılı Kanun'un 13. maddesinin 1. bendine göre ihtiyati haciz işlemi tesis
edilebileceği doğrultusunda birleştirilmesi gerektiği oyu ile karara
katılmıyoruz.