Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu E 2023-2 K 2023-4 İptal edilen vergi dayanağına göre geri verme (Vergilendirme işleminin dayanağı kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edilmesinin, yürürlükte olduğu dönemde bu kanun hükmüne istinaden yapılmış işlemlerin düzeltme ve şikâyet yolu ile vergi hatası kapsamında değerlendirilmesine imkân vermeyeceği)
DANIŞTAY
KARARI
Danıştay Vergi Dava
Daireleri Kurulundan: 22.07.2023 tarih ve 32256 sayılı R.G.
Esas No: 2023/2
Karar No: 2023/4
(Gümrük Kanunu Madde
197)
ÖZET :Vergilendirme işleminin dayanağı kanun
hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edilmesinin, yürürlükte olduğu dönemde bu
kanun hükmüne istinaden yapılmış işlemlerin düzeltme ve şikâyet yolu ile vergi
hatası kapsamında değerlendirilmesine imkân vermeyeceği hakkında.
BÖLGE İDARE MAHKEMESİ
KARARLARI ARASINDAKİ AYKIRILIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİ HAKKINDA KARAR
I-
AYKIRILIĞIN GİDERİLMESİ
İSTEMİNDE
BULUNAN :Samsun Bölge İdare Mahkemesi Başkanlar
Kurulu
II-
İSTEMİN ÖZETİ :Samsun Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi
Dava Dairesinin 31/03/2022 tarih ve E:2022/109, K:2022/295 sayılı; 24/11/2022
tarih ve E:2022/451, K:2022/632 sayılı; 09/09/2022 tarih ve E;2022/470,
K:2022/449 sayılı kararları ile Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. Vergi Dava
Dairesinin 28/12/2022 tarih ve E:2022/2750, K:2022/3456 sayılı; 28/12/2022 tarih
ve E;2022/2295, K:2022/3414 sayılı kararları arasındaki aykırılığın 2576 sayılı
Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve
Görevleri Hakkında Kanun'un 3/C maddesinin 4 numaralı fıkrasının (c) işaretli
bendi uyarınca giderilmesi, Samsun Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava
Dairesinin bu yöndeki istemini uygun gören Samsun Bölge İdare Mahkemesi
Başkanlar Kurulunun 13/04/2023 tarih ve E:2023/9, K:2023/9 sayılı kararıyla
istenmiştir.
III-
MADDİ OLAY:
İdareler tarafından ihale edilen
muhtelif işleri üstlenen davacılar tarafından, ihale kapsamında imzalanan
sözleşme nedeniyle ve ihale kararı üzerinden ödenen damga vergileri ile hak ediş
ödemeleri üzerinden kesilen damga vergilerinin iadesi istemiyle yapılan
düzeltme başvurularının reddi üzerine yapılan şikâyet başvurularının reddine
dair işlemlerin iptali istemiyle davalar açılmıştır.
IV-
AYKIRILIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU BÖLGE İDARE MAHKEMESİ KARARLARI:
A-
Samsun Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin E:2022/109 sayılı
dosyasına konu yargılama süreci:
Dava
konusu istemin özeti: Davacı
tarafından, Karayolları Genel Müdürlüğü Samsun 7. Bölge Müdürlüğü ile imzalanan
"Osmancık (Osmancık Şehir Geçişi Dahil)
- Merzifon (Km: 194+700+306+600 Arası)
Devlet Yolu İkmal İnşaatı Yapım İşi"ne ilişkin
sözleşmeye istinaden 05/04/2018 tarihli 7 no'lu hak ediş ödemesi üzerinden kesinti
yoluyla ödenen 130.398,20 TL tutarındaki damga vergisinin, ödemenin yapıldığı
tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte iadesi istemiyle yapılan düzeltme
başvurusunun reddi üzerine yapılan şikayet başvurusunun reddine dair 26/08/2021
tarih ve 98364 sayılı işlemin iptali ile ödenen tutarın kesinti tarihinden
itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi istemiyle dava
açılmıştır.
Samsun
Vergi Mahkemesinin 11/01/2022 tarih ve E:2021/1111, K:2022/12 sayılı kararı:
488
sayılı Damga Vergisi Kanunu'nun 1. maddesinde, bu Kanun'a ekli (1) sayılı tabloda
yazılı kağıtların damga vergisine tabi olduğu kuralı getirilmiştir. Kanun'un Ek
2. Maddesinin (1) numaralı fıkrasında, "İhracat
ve ihracata ilişkin olduğunun tevsiki kaydıyla aşağıda sayılan işlemler
nedeniyle düzenlenen kağıtlar (gümrük idarelerine verilen beyannameler dahil) damga
vergisinden müstesna.dır." hükmüne, aynı maddenin (6) numaralı fıkrasında
ise "Bu "Bu maddenin uygulanması bakımından;
birinci ve ikinci fıkralarda yer alan döviz kazandırıcı faaliyetlere ilave
olarak döviz kazandırıcı diğer faaliyetleri, belge kapsamında istisna uygulanacak
işlem ve faaliyetlerin aşamaları ile diğer usul ve esasları belirlemeye Maliye
Bakanlığı ile Ekonomi Bakanlığı birlikte yetkilidir." hükmüne yer
verilmiştir.
488 sayılı Damga
Vergisi Kanunu'nun Ek 2.maddesinin yukarıda yer verilen
(6) fıkrasının verdiği yetkiye dayanılarak çıkarılan 27/02/2004 tarih ve
25386 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1
Seri No'lu Döviz Kazandırıcı Faaliyetlerde Damga Vergisi ve Harç istisnası
Uygulaması Hakkında Tebliğ'in "3.2. Diğer Döviz Kazandırıcı Faaliyetler"
başlıklı bölümünün 19/07/2006 tarih ve 26233 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 2
Seri No'lu Döviz Kazandırıcı Faaliyetlerde Damga Vergisi ve Harç İstisnası
Uygulaması Hakkında Tebliğ ile değişik 3.2.1. maddesinde, yatırım programında yer
alan kamu yatırımlarından uluslararası ihaleye çıkarılanların (yatırım programında
yerli ve yabancı firmaların ayrı ayrı veya birlikte iştirakine açık olmak üzere)
ihalesini kazanan veya yabancı para ile finanse edilenlerin yapımını üstlenen firmaların
faaliyetleri döviz kazandırıcı faaliyetler arasında sayılmıştır.
Genel Tebliğ'in
anılan maddesinde, 05/12/2008 tarih ve 27075 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 4
Seri No'lu Döviz Kazandırıcı Faaliyetlerde Damga Vergisi ve Harç istisnası Uygulaması
Hakkında Tebliğ (Seri No:1)'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile yapılan değişiklik
ile Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Müsteşarlığınca yayımlanan cari yıl yatırım
programında yer alan kamu yatırımlarından uluslararası ihaleye çıkarılanların
(yerli veya bancı firmaların ayrı ayrı veya birlikte iştirakine açık olmak
üzere) ihalesini kazanan veya yabancı para ile finanse edilenlerin yapımını üstlenen
firmaların faaliyetleri döviz kazandırıcı faaliyet olarak kabul edilmiştir.
Son olarak,
21/03/2012 tarih ve 28240 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 5 Seri No'lu Döviz Kazandırıcı
Faaliyetlerde Damga Vergisi ve Harç istisnası Uygulaması Hakkında Tebliğ (Seri No:1)'de
Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile Kalkınma Bakanlığınca yayımlanan cari yıl
yatırım programında yer alan yatırımlardan ve Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma
Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığının bu programda yer almayan
kamu yatırımlarından uluslar arası ihaleye çıkarılanların (yerli ve yabancı
firmaların ayrı ayrı veya birlikte iştirakine açık olmak üzere) ihalesini kazanan
veya yabancı para ile finanse edilenlerin yapımını üstlenen firmaların faaliyetleri
de döviz kazandırıcı faaliyetler arasına alınmıştır.
Yukarıda yer verilen
mevzuat hükümlerinin değerlendirilmesinden, ihale konusu faaliyetin döviz
kazandırıcı nitelikte kabul edilip damga vergisinden muaf tutulabilmesi için
ihale konusu işin cari yıl yatırım programında yer alması, uluslararası ihaleye
çıkarılması ya da yabancı para ile finanse edilen bir işin yapımının üstlenilmesi
gerekmektedir.
Cari yıl yatırım
programında yer alan kamu yatırımı niteliğindeki faaliyet nedeniyle yapılan
ihale kapsamında ödenen tutarın damga vergisinden müstesna olup olmadığı,
faaliyetin döviz kazandırıcı nitelikte olmasına bağlı olup ihaleye konu faaliyetin
döviz kazandırıcı nitelikte olması için ise söz konusu ihalenin 488 sayılı
Damga Vergisi Kanunu'nun ek 2.maddesi kapsamında uluslararası ihale olması gerekmektedir.
488 sayılı Damga
Vergisi Kanunu'nun ek 2. Maddesinin (4) numaralı fıkrasında, uluslararası ihale,
kamu kurum ve kuruluşları tarafından yerli ve yabancı firmaların ayrı ayrı veya
birlikte iştirakine açık olarak çıkılan ve yabancı firmalarca da teklif verilen
ihale olarak tanımlanmıştır. Ancak düzenlemede yer alan "ve yabancı firmalarca da
teklif verilen" ibaresi Anayasa Mahkemesinin 28/04/2021 tarih ve 31468 sayılı Resmi
Gazete'de yayımlanan 24/12/2020 tarih ve E:2020/15, K:2020/78 sayılı kararı ile
iptal edilmiştir. Anılan karar üzerine fıkranın son haline göre bir ihalenin uluslararası
ihale sayılması için kamu kurum ve kuruluşları tarafından yerli ve yabancı
firmaların ayrı ayrı veya birlikte iştirakine açık olarak ihaleye çıkılması
yeterlidir.
Dava konusu olayda,
ihale konusu işin Kalkınma Bakanlığınca yayımlanan cari yıl yatırım programında
yer aldığı görülmektedir.
Bu durumda, cari
yıl yatırım programında yer alan ve yeterlilik kriterlerini taşıyan tüm yerli ve
yabancı isteklilere açık olan ihalenin döviz kazandırıcı nitelikte olduğu anlaşırmış
olup hak ediş ödemesi üzerinden damga vergisi alınması vergilendirme hatası olduğundan,
dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Nitekim, Samsun Bölge
İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesi'nin 02/07/2021 tarih ve E:2021/362,
K:2021/596 sayılı kararı da bu yöndedir.
Mahkeme, bu
gerekçeyle dava konusu işlemin iptaline; ödenen damga vergisinin kesintinin yapıldığı
tarihten itibaren 3095
sayılı Kanun uyarınca hesaplanacak yasal faiziyle birlikte iadesine karar vermiştir.
Davalının istinaf istemini inceleyen
Samsun Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin 31/03/2022 tarih
ve E:2022/109, K:2022/295 sayılı kararı:
Anayasa'nın
153. maddesinin beşinci fıkrasında, Anayasa Mahkemesinin iptal
kararlarının geriye yürümeyeceği hükme bağlanmıştır.
Vergilendirmeye
ilişkin olarak yapılan hatalı işlemlerin düzeltme
ve şikayet yoluyla giderilmesi, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu1nun
117 ve 118. Maddelerinde sayılan haller için öngörülmüş
istisnai bir yoldur.
Yargı
kararları ile istikrar kazandığı üzere ancak kanunda belirtilen durumlarla
sınırlı olarak hukuki ihtilaf içermeyen basit ve açık hataların düzeltme ve
şikayet yoluna başvurulmak suretiyle dava konusu edilebilmesi mümkündür. Aksi takdirde,
her türlü uyuşmazlığın düzeltme zaman aşımı içerisinde dava konusu edilebilmesi
söz konusu olur ki bunun, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü
Kanunu'nun dava açma sürelerine ilişkin 7. maddesinin düzenlenme amacına uygun
düşmeyeceği tartışmasızdır.
Uyuşmazlıkta,
kesinti yoluyla ödenen damga vergisinin iadesi, davacı
iş ortaklığının uhdesinde kalan ihalenin döviz kazandırıcı nitelikte olup olmadığı
hususunun tespitine, söz konusu ihalenin döviz kazandırıcı nitelikte olup olmadığının
tespiti ise 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu'nun ek 2. Maddesinin (4) numaralı
fıkrasında yer alan "uluslararası ihale" tanımının
yorumlanmasına bağlıdır.
488
sayılı Damga Vergisi Kanunu'nun ek 2. Maddesinin (4) numaralı fıkrasında yer
alan "ve yabancı firmalarca da teklif verilen" ibaresi
Anayasa Mahkemesince, davacının hak ediş ödemesinden yapılan damga vergisi kesintisinden
sonra iptal edilmiştir. Diğer bir anlatımla, iptal edilen kanun hükmü damga
vergisi kesintisinin yapıldığı tarihte yürürlükte olup vergilendirme işlemide yürürlükte
olan mevzuata uygun olarak yapılmıştır.
Vergilendirme
işleminin dayanağı olan kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edilmesinin, yürürlükte
olduğu dönemde bu kanun hükmüne istinaden yapılmış işlemleri hukuka aykırı kılıp
kılmayacağı, dolayısıyla uyuşmazlık özelinde kesinti yoluyla ödenen damga
vergilerinin iade edilip edilmeyeceği hususu hukuki bir ihtilaf içermektedir.
Bu
nedenle, iade istemine ilişkin uyuşmazlığın açık bir vergi hatası kapsamında
olmadığı anlaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Vergi
Dava Dairesi bu gerekçeyle istinaf istemini kabul ederek Vergi Mahkemesi
kararını kaldırdıktan sonra davanın reddine karar vermiştir.
B- Samsun Bölge İdare
Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin E:2022/470 sayılı dosyasına konu yargılama süreci:
Dava konusu istemin özeti: Davacı tarafından, Devlet Su İşleri Genel
Müdürlüğü 22. Bölge Müdürlüğü ile imzalanan "Bayburt Demirözü Eymür Göleti
Sulaması Boru Alımını İkmali İşi''ne ilişkin sözleşme nedeniyle ve ihale kararı üzerinden ödenen damga
vergileri ile
hak
ediş ödemeleri üzerinden kesilen damga vergilerinin iadesi istemiyle yapılan düzeltme
başvurusunun reddi üzerine yapılan şikayet başvurusunun reddine dair 27/03/2022
tarih ve 42175 sayılı
işlemin iptali ile ödenen tutarın istemiyle dava açılmıştır.
Trabzon
Vergi Mahkemesinin 24/05/2022 tarih ve E:2022/178, K:2022/228 sayılı kararı:
488 sayılı Damga
Vergisi Kanunu'nun ek 2. Maddesinin (4) numaralı fıkrasında, Uluslararası ihale,
kamu kurum ve kuruluşları tarafından yerli ve yabancı firmaların ayrı ayrı veya
birlikte iştirakine açık olarak çıkılan ve yabancı firmalarca da teklif verilen
ihale olarak tanımlanmıştır. Ancak düzenlemede yer alan "ve yabancı firmalarca da teklif verilen" ibaresi Anayasa
Mahkemesinin 28/04/2021 tarih ve 31468 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan
24/12/2020 tarih ve E:2020/15, K:2020/78 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.
Anayasa'nın 153.
Maddesinin beşinci fıkrasında, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümeyeceği
hükme bağlanmıştır.
Vergilendirme işlemlerine
ilişkin olarak yapılan hatalı işlemlerin düzeltme ve şikayet yoluyla giderilmesi,
213
sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 117 ve 118. Maddelerinde sayılan haller için
öngörülmüş istisnai bir yoldur.
Yargı kararları ile
istikrar kazandığı üzere ancak kanunda belirtilen durumlarla sınırlı olarak
hukuki ihtilaf içermeyen basit ve açık hataların düzeltme ve şikayet yoluna
başvurulmak suretiyle dava konusu edilebilmesi mümkündür. Aksi takdirde, her türlü
uyuşmazlığın düzeltme zaman aşımı içerisinde dava konusu edilebilmesi söz konusu
olur ki bunun, 2577
sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu'nun dava açma sürelerine ilişkin 7.
maddesinin düzenlenme amacına uygun düşmeyeceği tartışmasızdır.
Uyuşmazlığın çözümü,
davacının uhdesinde kalan işin döviz kazandırıcı faaliyet kapsamında
değerlendirilip değerlendirilmeyeceğine bağlı olup bu değerlendirme ise ilgili
kanuni düzenlemenin ve maddi olayın yorumlanmasını gerekli kılmaktadır. Bu husus
dikkate alındığında davada ileri sürülen iddiaların vergilendirme hatası
kapsamında bulunmadığı açıktır. Bu bakımdan, vergilendirme işlemine karşı
süresinde açılacak davada incelenebilecek iddiaların, Vergi Usul Kanunu'nun
122.ve 124. Maddelerinde vergi hataları için öngörülen idari başvuru yolu izlenerek
tesis ettirilen işleme karşı açılan davada incelenmesine olanak
bulunmamaktadır.
Davacı tarafından,
Anayasa Mahkemesinin iptal kararıyla birlikte bir ihalenin uluslararası ihale sayılabilmesi
için yabancı firmanın teklif vermesine gerek kalmadığı belirtilerek dava konusu
işleminin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de, gerçekleştirilen vergilendirme
işleminin dayanağı olan kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edilmesinin, yürürlükte
olduğu dönemde bu kanun hükmüne istinaden yapılmış işlemleri hukuka aykırı kılıp
kılmayacağı, dolayısıyla uyuşmazlık özelinde kesinti yoluyla ödenen damga vergilerinin
iade edilip edilmeyeceği hususu hukuki bir ihtilaf içermektedir. Dolayısıyla
olayda düzeltme hükümleri kapsamında incelenebilecek açık bir vergi hatası
bulunmamaktadır.
Bu durumda, dava
konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Mahkeme, bu gerekçeyle
davayı reddetmiştir.
Davacının istinaf istemini inceleyen Samsun
Bölge idare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin 09/09/2022 tarih ve E:2022/470, K:20221449
sayılı kararı:
Vergi
Mahkemesi kararının, dava konusu işlemin, 08/03/2021 tarihinde ihale kararı üzerinden
ödenen 15.305,12 TL damga vergisi ile 30/03/2021 tarihinde sözleşme nedeniyle
ödenen 25.499,57 TL damga vergisinden kaynaklanan kısmı yönününden davanın
reddine dair hüküm fıkrasına yöneltilen istinaf istemi hakkındaki inceleme:
Vergi Mahkemesi kararının
anılan hüküm fıkrasının usul ve hukuka uygun olduğu anlaşıldığından ve davacı
tarafından ileri sürülen iddialar da bu hüküm fıkrasının kaldırılmasını gerektirecek
nitelikte görülmediğinden, istinaf isteminin bu yönden reddi gerekmektedir.
Vergi
Mahkemesi kararının, dava konusu işlemin, 04/08/2021 tarihli hak ediş raporuna istinaden
ödenen 12.731,81 TL damga vergisi ile 15/09/2021 tarihli hak ediş raporuna
istinaden ödenen 12.550,23 TL damga vergisinden kaynaklanan kısmi yönününden davanın
reddine dair hüküm fıkrasına yöneltilen istinaf istemi hakkındaki inceleme:
Anayasa Mahkemesinin
iptal kararının yürürlüğe girdiği 28/04/2021 tarihinden sonra yapılan hak ediş
ödemelerinden kesinti yoluyla damga vergisi alınması, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun
"Vergilendirme hataları" başlıklı 118.
Maddesinin (3) numaralı bendi kapsamında mevzuda hata halini oluşturduğundan, dava
konusu işlemin anılan kısmında ve Vergi Mahkemesi kararının bu kısma ilişkin hüküm
fıkrasında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Vergi Dava Dairesi,
bu gerekçeyle istinaf istemini kabul ederek Vergi Mahkemesi kararını kaldırmış,
dava konusu işlemin, 04/08/2021 tarihli hak ediş raporuna istinaden ödenen 12.731,81
TL damga vergisi ile 15/09/2021 tarihli hak ediş raporuna istinaden ödenen 12.550,23
TL damga vergisinden kaynaklanan kısmı yönünden davanın kabulüne karar vermiş;
diğer yönlerden davayı reddetmiştir.
Samsun Bölge İdare
Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin 24/11/2022 tarih ve E:2022/451, K:2022/632
sayılı kararına konu maddi olay ve yargılama süreci yukarıda özetlenen Samsun Bölge
İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin E:2022/470 sayılı dosyasına konu maddi
olay ve yargılama süreci ile benzerlik arz etmektedir.
C- Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. Vergi
Dava Dairesinin E:2022/2750 sayılı dosyasına konu yargılama süreci:
Dava
konusu istemin özeti: Davacı
tarafından, Karayolları Genel Müdürlüğü ile imzalanan "Polatlı Şehir Geçişinde Sel Hasarlarının Önlenmesi İçin Sanat Yapıları,
Köprüler ve Üst Yapı Yapım İşi"ne ilişkin sözleşmeye istinaden 29/03/2021
tarihli 18 no'lu hak ediş ödemesi üzerinden kesinti yoluyla ödenen 35.349,14 TL
tutarındaki damga vergisinin iadesi istemiyle yapılan düzeltme başvurusunun reddi
üzerine yapılan şikayet başvurusunun reddine dair 22/10/2021 tarih ve 122340 sayılı
işlemin iptali ile ödenen tutarın yasal faiziyle birlikte iadesine karar
verilmesi istemiyle dava açılmıştır.
Ankara
6. Vergi Mahkemesinin 25/02/2022 tarih ve E:2021/1917, K:2022/584 sayılı
kararı:
Uyuşmazlıkta, davacı
tarafından, ihalenin o yılki cari yıl yatırım programında yer alması ve yabancı
isteklilere açık olması nedeniyle sözleşmenin damga vergisi istisnası
kapsamında olduğu iddia edilmekte ise de dosyadaki bilgi, belge ve taraf dilekçeleri
birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu sözleşmenin imzalandığı tarihte "Vergi,
Resim ve Harç İstisnası Belgesi" olması şartının gerçekleşmediği, 2021 yılında
alınan belgenin söz konusu sözleşme için ödenen sözleşme damga vergisi yönünden
geçmişe dönük bir muafiyet sağlamayacağı anlaşılmıştır.
Ayrıca, ilgili mevzuat
uyarınca verginin mükellefinin kağıdı imza edenler olduğu ve olayda karşı
tarafın resmi daire olduğu, dolayısıyla damga vergisinin mükellefinin de davacı
olduğu sonucuna varıldığından, hak ediş ödemesi üzerinden kesinti yapılmasında vergi
hatası bulunmamaktadır.
Davacı vekili
tarafından Anayasa Mahkemesinin 24/12/2020 tarih ve K:2020/78 sayılı iptal kararı
uyarınca ihalenin yerli ve yabancı firmalara açık olması halinde damga vergisi istisnası
uygulanması gerektiği ileri sürülmektedir.
Anayasa Mahkemesi
kararlarının Anayasa'nın 153. Maddesi uyarınca geriye yürümemesi, olay tarihi itibarıyla
açık bir vergi hatası bulunmaması, iddia edilen hususların düzeltme ve şikayet hükümleri
kapsamında incelenebilecek nitelikte olmaması nedenleriyle davacının bu iddiasına
itibar edilmemiştir.
Vergi Mahkemesi bu
gerekçeyle davayı reddetmiştir.
Davacının
istinaf istemini inceleyen Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. Vergi Dava Dairesinin
28/12/2022 tarih ve E:2022/2750, K:2022/3456
sayılı kararı:
Anayasa'nın 153.
maddesinde, Anayasa Mahkemesinin kararlarının kesin olduğu, Anayasa Mahkemesi
kararlarının Resmi Gazete'de hemen yayımlanacağı ve yasama, yürütme ve yargı organlarını,
idare makamlarımı, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı, kararların geriye
yürümeyeceği kuralına yer verilmiştir. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 66. maddesinde de, bu kural
tekrar edilmiştir.
Buna göre
Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının görülmekte olan davalarda uygulanacağı açıktır.
Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümezliği kuralı ise iptal edilen yasa
hükmüne dayalı olarak yapılan işlemler nedeniyle kazanılan haklara halel
getirmeme amacı yanında hukuki güvenlik ve istikrar ilkesine de hizmet
etmektedir. Ancak, bu kuralın mutlak bir şekilde uygulanması halinde iptal
edilen kanun hükmünden yararlananlar ile yürürlükte olduğu dönemde Anayasa'ya
aykırı kuralın uygulamasından dolayı zarar görenler arasında eşit olmayan bir durumun
ortaya çıkmasına neden olunacaktır. Dolayısıyla, iptal
kararlarının geriye yürümemesi kuralını iptal
kararından önce yapılmış hukuksal işlemlerden kaynaklı kazanılmış
hakların muhafazasına yönelik kabul etmek gerekecektir.
Uyuşmazlıkta, her
ne kadar davacı uhdesinde kalan işe ilişkin dava konusu damga vergisi tahsil
edilmiş ise de dava konusu işe ilişkin şartnamenin 8. Maddesinde işin yerli ve
yabancı tüm isteklilere açık olduğu, işin cari yıl yatırım programı kapsamında olduğu
ve Vergi, Resim, Harç İstisnası Belgesi bulunduğu hususları taraflar arasında ihtilafsızdır. Diğer
taraftan, damga vergisi ve harç istisnasının uygulanabilmesi için vergi ve harca konu işlemin, sözü edilen belgelerin
geçerlilik süresi içerisinde yapılmasının zorunlu olduğu yolunda açık bir düzenleme
de bulunmamaktadır.
Bu durumda, davacı tarafından
üstlenilen işin istisna kapsamında olduğu sonucuna varıldığından, dava konusu işlemde
hukuka uygunluk görülmemiştir.
Vergi Dava Dairesi,
bu gerekçeyle davacının istinaf istemini kabul ederek Vergi Mahkemesi kararını kaldırmış;
dava konusu işlemin iptali ile kesinti yoluyla ödenen damga vergisinin tahsil tarihinden itibaren tecil faizi
oranında işleyecek faizi ile birlikte iadesine karar vermiştir.
D- Samsun Bölge İdare Mahkemesi Başkanlar Kurulunun Kararında Atıf
Yapılan Diğer Kararın Durumu:
Aykırılığın giderilmesi
istemine konu kararlar arasında bulunan Ankara Bölge idare Mahkemesi 4. Vergi
Dava Dairesinin 28/12/2022 tarih ve E:2022/2295, K:2022/3414 sayılı kararına konu
uyuşmazlıkta, hak ediş ödemesi üzerinden yapılan damga vergisi kesintisinin
iptali ile kesilen damga vergisinin kesintinin yapıldığı tarihten itibaren hesaplanacak yasal
faiziyle birlikte iadesi istemiyle süresi içerisinde dava açılmış olup düzeltme
ve şikayet başvuruları üzerine tesis edilen işlemin dava konusu edilmesi söz konusu değildir.
Bu durumda, sözü edilen
karara konu maddi olayla, aykırılığın giderilmesi istemine konu diğer kararlara
konu maddi olaylar benzer mahiyette olmadığından bu karar, aykırılığın
giderilmesi istemi hakkında karar verilirken dikkate alınmamıştır.
V- SAMSUN BÖLGE İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLAR KURULUNUN GÖRÜŞÜ:
Başkanlar Kurulu, Anayasa
Mahkemesince verilen iptal kararlarının geriye yürüyüp yürümeyeceği hususunda
hukuki tartışma bulunduğu, Danıştay kararlarında da, Anayasa Mahkemesince verilen iptal
kararı sonrasında, iptal edilen kanun hükmüne istinaden yapılmış tahsilat ve
ödemelerin iadesinin gerekip gerekmeyeceği hususunun, 213sayılı Vergi Usul Kanunu'nun
vergi hatalarının düzeltilmesine ilişkin hükümleri kapsamında incelenemeyecek mahiyette
hukuki ihtilaf niteliğinde olduğu görüşünün hakim olduğunu belirterek aykırılığın
Samsun Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin kararları doğrultusunda giderilmesi
yönünde görüş bildirilmesine oy birliğiyle karar verilmiştir.
VI- İLGİLİ HUKUK
A- İlgili Mevzuat
1- Anayasa'nın "Anayasa
Mahkemesinin kararları" başlıklı 153. maddesi şu şekildedir:
"Anayasa
Mahkemesinin kararları kesindir. İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz.
Anayasa Mahkemesi bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin tamamını veya bir
hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol
açacak biçimde hüküm tesis edemez.
Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi
içtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı
tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün
yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmi Gazetede
yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.
İptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda, Türkiye
Büyük Millet Meclisi, iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu
dolduracak kanun teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar.
İptal kararları geriye yürümez.
Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazetede hemen yayımlanır ve
yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri
bağlar."
2- 213 sayılı Vergi Usul
Kanunu'nun "Vergilendirme" başlıklı Birinci Kitabının "Vergi Alacağının Kalkmasın
başlıklı Altıncı Kısmının "Vergi Hatalarını Düzeltme ve Reddiyat" başlıklı Üçüncü
Bölümünde yer alan 116 ila 118. Maddeleri şu şekildedir:
"Vergi hatası
Madde 116- Vergi hatası, vergiye mütaallik hesaplarda veya vergilendirmede
yapılan hatalar yüzünden haksız yere fazla veya eksik vergi istenmesi veya alınmasıdır.
Hesap hataları
Madde117- Hesap hataları şunlardır:
1- Matrah hataları: Vergilendirme ile ilgili beyanname, tahakkuk
fişi, ihbarname, tekalif cetveli ve kararlarda matraha ait rakamların veya indirimlerin eksik veya fazla gösterilmiş
veya hesaplanmış olmasıdır.
2- Vergi miktarında hatalar:
Vergi nispet ve tarifelerinin yanlış uygulanması, mahsupların yapılmamış veya yanlış
yapılmış olması, birinci bentte yazılı vesikalarda verginin eksik veya fazla hesaplanmış
veya gösterilmiş olmasıdır.
3- Verginin mükerrer olması:
Aynı vergi kanununun uygulanmasında belli bir vergilendirme dönemi için aynı matrah
üzerinden bir defadan fazla vergi istenmesi veya alınmasıdır.
Vergilendirme
hataları:
Madde
118- Vergilendirme hataları şunlardır:
1-
Mükellefin şahsında hata: Bir Verginin asıl borçlusu yerine başka bir kişiden istenmesi
veya alınmasıdır;
2-
Mükellefiyette hata: Açık olarak vergiye tabi olmıyan veya vergiden muaf bulunan
kimselerden vergi istenmesi veya alınmasıdır;
3-
Mevzuda hata: Açık olarak vergi mevzuuna girmiyen veya vergiden müstesna
bulunan gelir, servet, madde, kıymet; evrak ve işlemler üzerinden vergi istenmesi
veya alınmasıdır.
4-
Vergilendirme veya muafiyet döneminde hata: Aranan verginin ilgili bulunduğu vergilendirme
döneminin yanlış gösterilmiş veya süre itibariyle eksik veya fazla hesaplanmış
olmasıdır."
3-
488 sayılı Damga Vergisi Kanunu'nun ek 2. Maddesinin (4) numaralı fıkrası şu şekildedir:
"Bu
maddenin uygulamasında;
Uluslar
arası ihale: Kamu kurum ve kuruluşları tarafından yerli ve yabancı firmaların ayrı
ayrı veya birlikte iştirakine açık olarak çıkılan (iptal edilen ibare: "ve
yabancı firmalarca da teklif verilen" Anayasa Mahkemesinin 24/12/2020 tarihli ve
E:2020/15; K:2020178 sayılı kararı ile) ihaleyi,
Vergi,
Resim, Harç İstisnası Belgesi: Döviz kazandırıcı faaliyetleri teşvik etmek amacıyla
damga vergisi istisnası uygulanabilmesi için alınması ve ibraz edilmesi
gereken, vergiye tabi kağıdın düzenlendiği tarihte geçerli Ekonomi Bakanlığınca
düzenlenen belgeyi, ifade eder.
Bu
maddede geçen tam ve dar mükellefiyetin kapsamı Gelir Vergisi Kanununa ve Kurumlar
Vergisi Kanununa göre tayin ve tespit edilir."
4-
2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun "İçtihatların birleştirilmesini istemeye yetkili
olanlar" başlıklı 40. Maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları şu şekildedir:
"Kurulun,
içtihatların birleştirilmesi veya değiştirilmesi hakkındaki kararları,
gönderildikleri tarihten itibaren bir ay içerisinde Resmi Gazete'de yayımlanır.
Bu
kararlara, Danıştay daire ve kurulları ile idari mahkemeler ve idare uymak zorundadır."
B-
İlgili Yargı Kararı
Danıştay Vergi Dava
Daireleri Genel Kurulunun 21/02/1992 tarih ve E:1991/48, K:1992/113 sayılı kararı
ile aynı Genel Kurulun 21/02/1992 tarih ve E:1991/430, K:1992/99 sayılı kararı
arasındaki aykırılığın içtihatların birleştirilmesi yolu ile giderilmesinin, adı
geçen Genel Kurulca istenmesi üzerine Danıştay içtihatları Birleştirme Kurulunca
01/12/1993 tarih ve 21775 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 10/06/1993 tarih ve
E:1992/1, K:1993/2 sayılı kararı ile içtihatların birleştirilmesine karar
verilmiştir. Anılan kararın ilgili bölümü şu şekildedir:
"
…
Kararlar
arasındaki aykırılık; Vergi Usul Kanununun 112 nci maddesinin (3) numaralı fıkrasını
değiştirerek "gecikme faizi" uygulamasını getiren 3239 sayılı Yasanın 8 inci
maddesi 1.1.1986 tarihinde yürürlüğe girdiğinden ve bu tarihten önceki
vergilendirme dönemleri için "gecikme faizi" alınamayacağına ilişkin Danıştay İçtihatları
Birleştirme Kurulunun 3.7.1989 günlü E:1988/5, K:1989/3 sayılı kararı
bulunduğundan, daha önce vergi dairesince istenerek yükümlüce ödenmiş olan gecikme
faizinin, olayda "vergi hatası" bulunduğu kabul edilerek geri verilmesinin gerektiği
veya gerekmediği konusunda iki ayrı görüşün Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunun
iki kararında ayrı ayrı çoğunluk kazanmasından kaynaklanmaktadır.
Olayda,
vergi hatası bulunduğu görüşünde olanlar, 1.1.1986 tarihinden önceki vergilendirme
dönemleri için gecikme faizi alınmasını, ilgili yasa kuralına ve bu konuda verilen
Danıştay İçtihatları Birleştirme kararına aykırı bularak Vergi Usul Kanununun 118
inci istenmesi veya alınması, ayrıca "açık olarak vergi konusuna girmeyen" bir durumun
vergilendirilmesi şeklinde değerlendirmektedir.
Bu
görüşte ve değerlendirmede yasal isabet yoktur. Öncelikle, uyuşmazlıkların nasıl
ortaya çıktığını ve ne şekilde geliştiğini ortaya koymak gerekir. Vergi Usul Kanununun
112 nci maddesinin,3239 sayılı Yasanın 8 inci maddesiyle değiştirilen 3 numaralı
fıkrasının 1.1.1986 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra daha önceki
vergilendirme dönemleri için, yapılan hesap incelemeleri üzerine bulunan matrah
farkları üzerinden salınan vergilere "gecikme faizi" uygulanmıştır. Yükümlüler
bu gecikme faizine karşı dava açmışlar, vergi mahkemeleri ve Danıştay'ın ilgili
daireleri, gecikme faizinin kaldırılması ve onanması sonucunu doğuran aykırı
kararlar vermişler, konu Danıştay içtihatları Birleştirme Kuruluna getirilmiş,
Kurulumuzca 3.7.1989 günlü ve E:1988/5, K:1989/3 sayılı çoğunlukla verilen kararla;
1.1.1986 tarihinden önceki dönemler için gecikme faizi uygulanamayacağı
sonucuna varılmıştır.
Sadece,
aykırı görüşler ve kararlarla dolu yargılama evresi göz önünde tutulduğunda, 1.1.1986
tarihinden önceki dönemler için gecikme faizi istenmesi ve alınması işleminde, Vergi
Usul Kanununun 118 inci maddesinin 2 nci ve 3 üncü fıkralarında yer alan "açık olarak"
deyimine uygun şekilde bir hata, yani "vergi hatası''bulunmadığı görülmektedir.
Vergilendirme
işlemlerinde her zaman bazı hatalar yapılabilir. Fakat her hata Vergi Usul Kanununun
117 nci ve 118 inci maddelerinde sayılan hatalar kapsamında değildir. Bu
kapsamda olmayan hatalar ise, "düzeltme ve şikayet" yoluyla düzeltilemez.
Danıştay içtihatları Birleştirme Kurulunun 1.1.1986 tarihinden önceki dönemler
için gecikme faizi Uygulanamayacağına ilişkin kararı, daha önce uygulanmış olan
gecikme faizlerinin "vergi hatası" kapsamında görülmesine haklı bir neden sayılamaz.
İçtihadı
birleştirme kararlarının öteki yargı kararlarından ayrılan bir özelliği, bu
kararların mevcut bir uyuşmazlığı, belli yargısal yöntemlerle çözümleyen
kararlardan olmamasıdır. Bir başka anlatımla, bu kararlar iptal ve tam yargı kararları
gibi herhangi bir idari işlem yada eyleme yönelik değildir ve doğrudan doğruya uyuşmazlık
konusu olan bu işlem ve eylemlere uygulanamaz.
İçtihadın
birleştirilmesine ilişkin kararlar genel; objektif nitelikteki düzenleyici bir
kuralın anlam ve kapsamının belirlenmesine, onun yorumlanmasına ilişkin olup konusunu
teşkil eden hukuk kuralı yürürlükte kaldığı sürece geçerliğini korur ve Danıştay
Kanununun 40/4 maddesi uyarınca bu kararlara Danıştay Daire ve Kurulları ile
idari mahkemeler ve idare uymak zorundadır. Bu zorunluluk, idarece, sebep unsuru
içtihadı birleştirme kararının verilmesinden önce oluşmuş olsa dahi, henüz
tesis edilmemiş idari işlemlerle; yargı yerleri için yargılama süreci bitmemiş uyuşmazlıklarla
sınırlıdır. Daha açık anlatımla idare içtihadı birleştirme kararının ilgili olduğu
hukuk kuralını uygulayacağı her durumda karar doğrultusunda işlem yapmak zorundadır.
Yargı organları da görmekte oldukları davaların her evresinde keza içtihadı
birleştirme kararına uygun olarak uyuşmazlığı çözümleyeceklerdir. Ancak idare, içtihadı
birleştirme kararından önce bu karara aykırı olarak tesis ettiği idari işlemi geri
alarak düzeltmesi için zorlanamayacağı gibi, yine yargı yerlerince bu kararlara
aykırı olarak verilmiş ve kesinleşmiş olan kararlar hakkında, sonradan verilmiş
olan içtihadı birleştirme kararına dayanılarak yargılamanın yenilenmesi istenemez.
Bu husus senelerden beri idari ve adli yargının verdiği çok sayıda kararla doğrulanmış
ve içtihadı birleştirme kararlarının geriye yürümezliği hukukun temel ilkelerinden
biri olarak kabul edilmiş bulunmaktadır.
…
Danıştay
içtihatları Birleştirme Kurulunun 3.7.1989 günlü, K:198913sayılı kararına aykırı
olarak, 1.1.1986 tarihinden önceki dönemler için bu karar verilmeden, vergi
dairelerince uygulanmış ve yükümlülerce ödenmiş olan "gecikme faizi", olayda Vergi
Usul Kanununun 118 inci maddesi kapsamında bir "vergi hatası" bulunduğu gerekçesiyle
"düzeltme ve şikayet" yoluyla geri verilemez..."
VII-
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Kanun koyucu
tarafından, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 116 ve devamı maddelerinde, anılan
Kanun'da belirtilen vergi hatalarına yönelik ayrı ve sınırlı bir başvuru yolu
olan düzeltme ve şikayet yolu öngörülmüştür. Bu düzenlemeler ile Vergi Usul
Kanunu'nun aradığı anlamdaki vergi hatalarının bulunması haline özgü olmak kaydıyla
doğrudan vergilendirme işlemine karşı süresi içinde açılabilecek dava hakkından
ayrı olarak zaman aşımı süresi içinde olmak koşuluyla düzeltme ve şikayet yoluna
başvurularak vergi hatasının düzeltilmesinin yetkili idari makamlardan istenilebilmesine,
başvurunun reddi halinde uyuşmazlığın yargı mercii önüne getirilebilmesine imkan
tanınmıştır.
Vergi
Usul Kanunu'nun yukarıda anılan düzenlemeleri uyarınca, düzeltme ve şikayet yoluna
başvurulabilmesi için ileri sürülen hatanın hukuki yorum gerektirmeyecek
şekilde açık ve net olarak belirlenebilmesi gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle, düzeltme
ve şikayet konusu yapılabilecek vergi hataları, kendisinden düzeltme isteminde
bulunulan idari makam veya uyuşmazlık halinde yargı mercii tarafından, Vergi
Usul Kanunu'nun 3. maddesinde öngörülen yorum tekniklerine başvurulmadan ilk bakışta
anlaşılabilecek nitelikte olan vergilendirme işlemlerindeki hatalardır. Uyuşmazlığın
çözümünün maddi olayların değerlendirilmesi ve mevzuatın yorumlanmasını gerektirmesi
halinde ise "vergi hatası"dan değil "hukuki uyuşmazlık'tan bahsedilebilecektir.
Dolayısıyla düzeltme ve şikayet başvuruları sonucunda idari
davaya konu olabilecek nitelikteki şikayet başvurusunun reddine ilişkin
işlemin iptali istemiyle açılacak davalarda, idari yargı
merdinin denetim alanı, esas bakımından, uyuşmazlıkta tespiti hukuki yorum gerektirmeyen
açık bir vergi hatasının bulunup bulunmadığı ve bu kapsamda idarenin başvuruyu
reddetmesinin hukuka uygun olup olmadığıyla sınırlıdır,
Aykırılığın
giderilmesi istemine konu kararlardaki uyuşmazlıklarda, idareler
tarafından ihale edilen muhtelif işleri üstlenen
davacılar tarafından, ihale kapsamında imzalanan sözleşme nedeniyle ve ihale
kararı üzerinden ödenen damga vergileri ile hak ediş ödemeleri üzerinden
kesilen damga vergilerinin 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu'nun ek 2. Maddesi uyarınca
istisna kapsamında olduğu belirtilerek iadesi
istemiyle 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu'nun 6728 sayılı Kanun'un 27. Maddesiyle
değiştirilen ek 2. Maddesinin (4) numaralı fırkasında yer alan "...ve yabancı firmalarca da teklif verilen..." ibaresinin iptaline dair Anayasa Mahkemesinin 24/12/2020 tarih ve
E:2020/15, K:2020/78 sayılı kararının yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılan düzeltme
başvurularının reddi üzerine yapılan şikayet başvurularının reddine dair işlemlerin
iptali istemiyle davalar açılmıştır.
Samsun
Bölge İdare Mahkemesi Başkanlar Kurulunca, Samsun Bölge idare Mahkemesi 2. Vergi
Dava Dairesi ile Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. Vergi Dava Dairesi kararları
arasında vergilendirme işleminin dayanağı kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edilmesinin, yürürlükte
olduğu dönemde bu kanun hükmüne istinaden yapılmış işlemlerin vergi hatası
kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunda ortaya çıkan aykırılığın
giderilmesi istenmiştir.
Anayasa'nın
152. Maddesinin üçüncü fıkrası ile 153. Maddesinin
son fıkrası dikkate alındığında somut norm denetimi yolunun işletilmesi
suretiyle yapılan başvuru neticesinde verilen iptal kararının, kararın Resmi Gazete'de
yayımlandığı tarih itibarıyla derdest olan ve Anayasa'ya aykırılık iddiasının
ileri sürüldüğü uyuşmazlık bakımından uygulanacağında tereddüt
bulunmamaktadır. Öte yandan bu durumun, sadece Anayasa'ya aykırılık iddiasının
ileri sürüldüğü uyuşmazlıkla sınırlı olmadığı, iptal
kararının Resmi Gazete'de yayımlandığı tarih itibarıyla derdest
olan tüm uyuşmazlıklar yönünden geçerli olduğu genel kabul görmektedir.
Ancak, Anayasa Mahkemesinin
iptal kararının Resmi Gazete'de yayımlanmasından sonra, iptal edilen hükme
istinaden tesis edilmiş olan vergilendirme işlemleri yönünden çıkarılan
uyuşmazlıklar bakımından, iptal kararının geçmişe etkili sonuç doğurup
doğurmayacağı hususu tartışmalı durumdadır.
Anayasa Mahkemesinin
iptal kararlarının geriye yürümeyeceğine ilişkin kuralın, iptal edilen hüküm uyarınca
kazanılmış hakların ortadan kaldırılmasına yol açacak sonuçların önlenmesi
amacıyla kabul edildiği, bu kararların kişilerin lehine sonuç doğuracak şekilde
geçmişe yürütülmesi gerektiği yönünde değerlendirme yapılabileceği gibi, anılan
kuralın sadece kazanılmış hakların korunması amacına matuf olmayıp aynı zamanda
idari istikrarın ve hukuki kesinliğin korunmasını da gözettiği, bu nedenle
iptal kararlarının geriye yürütülmesinin söz konusu olamayacağı şeklinde
yorumlanması da mümkündür.
Aykırılığın
giderilmesi istemine konu kararlar yönünden özellik arz eden husus, dava konusu
edilen işlemlerin, ancak hukuki yorum gerektirmeyecek şekilde açık ve net
olarak belirlenebilir nitelikteki hatalar yönünden işletilebilecek olan
düzeltme ve şikayet müessesesi kapsamında yapılan başvurular neticesinde tesis
edilmiş olmasıdır. Dolayısıyla uyuşmazlık, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal
edilen hükme dayanılarak iptal kararından önce tesis edilmiş idari işlemlerin,
Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun vergi
hatalarının düzeltilmesine ilişkin hükümler kapsamında ve iptal kararı nedeniyle
bu işlemlerin vergi hatası oluşturacak nitelikte hukuka aykırı hale geldiği
iddiasıyla düzeltilmelerinin istenip istenmeyeceği noktasında düğümlenmektedir.
Bu bağlamda, Bölge
İdare Mahkemesi Vergi Dava Dairelerince vergi hatası olup olmadığına dair
üzerinde değerlendirme yapılan hususun (Anayasa Mahkemesinin iptal kararının
Resmi Gazete'de yayımlanmasından sonra, iptal edilen hükme istinaden tesis
edilmiş olan vergilendirme işlemleri yönünden çıkarılan uyuşmazlıklar bakımından,
iptal kararının geçmişe etkili sonuç doğurup doğurmayacağı hususunun), yukarıda
belirtildiği üzere üzerinde hukuki yorum teknikleri ile farklı mülahazalar
yapılabilecek nitelikte olduğunda ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun aradığı anlamda
açık bir vergi hatası oluşturmadığında hukuken tereddüt edilebilecek bir yön bulunmamaktadır.
Öte yandan, 2575
sayılı Danıştay Kanunu'nun 40. Maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca içtihadı
birleştirme kararları, Danıştay daire ve kurulları ile idari mahkemeleri ve idareyi
bağlayıcı niteliği haiz olması nedeniyle objektif sonuç doğurmaktadır. Dolayısıyla,
sonuçları bakımından Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarıyla benzerlik göstermektedir.
Danıştay içtihatları
Birleştirme Kurulunun, yukarıda değinilen 10/06/1993 tarih ve E:1992/1,
K:1993/2 sayılı kararında da, içtihadı birleştirme kararlarının geçmişe etkili
sonuç doğurmayacağı belirtilerek içtihadı birleştirme kararı verilmeden önceki
dönemler için bu karara aykırı şekilde uygulanmış vergilendirme işlemlerinin
Vergi Usul Kanunu'nun 118. Maddesi kapsamında vergi hatası olarak değerlendirilemeyeceği
belirtilmiştir.
Bahsi geçen kararda,
içtihadı
birleştirme
kararının etkisi ve vergi hatası bağlamında yapılan değerlendirmenin, Anayasa Mahkemesinin
iptal kararı yönünden de dikkate alınması gerekmektedir.
VIII- SONUÇ:
Açıklanan hukuksal nedenler
ve gerekçeyle aykırılığın, vergilendirme işleminin dayanağı olan kanun hükmünün
Anayasa Mahkemesince iptal edilmesinin, yürürlükte olduğu dönemde bu kanun hükmüne istinaden yapılmış işlemlerin
düzeltme ve Şikayet yolu ile vergi hatası kapsamında değerlendirilmesine imkan
vermeyeceği yönünde giderilmesine, 07/06/2023 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak
karar verildi.
X-
KARŞI OY:
Anayasa'nın 153. maddesinde, Anayasa
Mahkemesinin kararlarının kesin olduğu, Anayasa Mahkemesi kararlarının Resmi
Gazetede hemen yayımlanacağı ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını,
gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı, iptal kararlarının geriye yürümeyeceği kuralına
yer verilmiştir.
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 66. maddesinde de, bu kural tekrar
edilmiştir.
Diğer taraftan, Anayasa'nın 152. maddesinin
üçüncü fıkrasında itiraz yoluyla bir kanun ya da Cumhurbaşkanlığı
kararnamesinin Anayasa'ya aykırı olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesine
başvurulduğu hallerde Anayasa Mahkemesi kararının, esas hakkındaki karar kesinleşinceye
kadar gelmesi durumunda, mahkemenin bu karara uymak zorunda olduğu belirtilmiştir.
Bu bakımdan, Anayasa Mahkemesinin
iptal kararlarının görülmekte olan davalarda uygulanacağı açıktır. Anayasa
Mahkemesi kararlarının geriye yürümezliği kuralı ise iptal edilen kanun hükmüne
veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesine dayalı olarak yapılan işlemler nedeniyle kazanılan
haklara halel getirmeme amacı yanında hukuki güvenlik ve idari istikrar ilkelerine
de hizmet etmektedir. Ancak, bu kuralın mutlak bir şekilde uygulanması halinde
iptal edilen kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmünden yararlananlar ile
Anayasa'ya aykırı olduğuna karar verilen bu hükmün yürürlükte olduğu dönemde uygulamasından
dolayı zarar görenler arasında eşit olmayan bir durumun ortaya çıkmasına neden
olunacaktır.
Dolayısıyla, iptal kararlarının
geriye yürümemesi kuralının, iptal kararından önce yapılmış hukuksal işlemlerden
kaynaklı kazanılmış hakların muhafazasına yönelik olduğunu kabul etmek ve dava
konusu edilen işlem düzeltme-şikayet müessesesi uyarınca tesis edilmiş olsa dahi
iptal kararını kişilerin lehine sonuç doğuracak şekilde geçmişe etkili olarak
uygulamak gerekecektir.
Açıklanan hukuksal nedenler ve
gerekçeyle aykırılığın, vergilendirme işleminin dayanağı olan kanun hükmünün
Anayasa Mahkemesince iptal edilmesinin, yürürlükte olduğu dönemde bu kanun hükmüne
istinaden yapılmış işlemlerin düzeltme ve şikayet yolu ile vergi hatası
kapsamında değerlendirilmesine imkan vereceği yönünde giderilmesi gerektiği oyu
ile karara katılmıyoruz.