Danıştay 7 Daire E 2020-1637 K 2023-1801 İthalat rejimi ek kararındaki yükleme tarihine göre tahsilat kısmının iptal edildiği
T.C.
DANIŞTAY
YEDİNCİ DAİRE
02.08.2023
/ 87744421 sayılı
yazı eki
Tasarruflu
yazılar 1
Esas No :2020/1637
Karar No :2023/1801
DAVACI :Çağla Kubat Reklam Organizasyon
Eğitim Hizmetleri Spor
Malzemeleri Ticaret Limited
Şirketi
VEKİLİ :Av. Cem ALTIPARMAK - (E-Tebligat)
DAVALI :T.C Cumhurbaşkanlığı -
(E-Tebligat)
VEKİLİ :Hakkı SUSMAZ - Aynı adreste
Hukuk ve Mevzuat Genel Müdürü
DAVANIN KONUSU :11.05.2020 tarih ve 31124
mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 2514
Karar Sayılı Cumhurbaşkanı Kararının Eki "İthalat Rejim Kararına Ek
Karar"ın Geçici
1. maddesinde yer alan "Bu Kararın yayımı tarihinden önce Türkiye'ye
sevk edilmek üzere bir tasıma belgesi düzenlenerek yüklemesi yapılmış olan
eşyanın bu Kararın yayımı tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde ithalatına
ilişkin gümrük beyannamesinin tescili halinde, Ek-1 sayılı tabloda yer alan
ilave gümrük vergisi oranı tahsil edilir" ifadesinde geçen "...yayımı
tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde ithalatına ilişkin gümrük
beyannamesinin tescili halinde, Ek-1 sayılı tabloda yer alan ilave gümrük
vergisi oranı tahsil edilir" ibaresinin iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI :Olimpik rüzgar sörfü malzemesinin
dünyadaki tek üreticisi olan Starboard Corporation isimli şirketin Türkiye
distribütörlüğünü yaptığını, 11.05.2020 tarihinde geç saatlerde 31124 sayılı
mükerrer Resmi Gazete yayımlanan 2514 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile ekli
tablolarda yer alan gümrük tarife istatistik pozisyonundaki mallara ilave
gümrük vergisi getirildiği, davacının ithal ettiği 9506.21 pozisyonundaki
malların da ilgili listede bulunduğu, belirtilen pozisyondaki malların olimpik
spor malzemesi niteliğinde bulunduğu, 2514 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı
nedeniyle satın alınıp, yüklemesi yapılan ve hatta gümrük beyannamesi tescil
edilmiş mallar için ilave gümrük vergisi ödenmek zorunda kalındığı, zira
firmaların maliyet ve karlılık hesaplamalarını vergi kanunlarını gözeterek
yaptıkları, dış ticaret alanında konulan ilave bir vergi yokken, maliyet
hesapları yapılarak yurt dışındaki firma ile satım sözleşmesi imzalandığından
ve malın bedeli ödenmiş olduğundan, eşyanın gemiye yüklendiği ancak henüz
ülkeye ulaşmadığı bir döneme denk gelen süreçte vergi konulmasının hukuki
güvenlik ilkesine uygun olmadığı, bireylerin haklı beklentilerinin de bunu
gerektirdiği, nitekim daha önce yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararlarında
Türkiye'ye sevk edilmek üzere bir tasıma belgesi düzenlenerek yüklemesi yapılmış
olan eşyalarda kararların yayımlandığı tarihten itibaren belli süreler içinde
beyannamenin tescili halinde, vergi tahsili yoluna gidilmeyeceğinin kabul
edildiği, dava konusu edilen Kararın Geçici 1. maddesinde ise diğer kararlarda
yer alan geçiş hükmünün bulunmamasının, yükümlülerin mevcut kurallara güvenerek
yaptıkları işlemler yönünden öngörülebilirlik, belirlilik, ve hukuki güvenlik
ilkesini ihlal ettiği ileri sürülmektedir.
CUMHURBAŞKANLIĞININ SAVUNMASI : 1
sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin
445. maddesinde İthalat Rejimi Kararı da dahil olmak üzere ithalata dair
mevzuatı hazırlamak, madde politikalarını teklif etmek, uygulamak, ithalatla
ilgili izinleri ve belgeleri vermek Ticaret Bakanlığının hizmet birimleri
arasında yer alan İthalat Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayıldığından,
dava konusu Cumhurbaşkanı Kararının hazırlık işlemlerinin de Ticaret Bakanlığınca
yürütüldüğü, her ne kadar dava konusu Ek Karar Cumhurbaşkanı Kararı ile tesis
olunmuşsa da, hazırlık işlemleri anılan Bakanlıkça yürütüldüğünden, Ticaret
Bakanlığının da hasım mevkiine alınması gerektiği, Dünya genelinde yaşanılan
COVID-19 salgını nedeniyle ülkelerin dış ticaretinin olumsuz şekilde etkilendiği,
talep düşüklüğüne bağlı olarak ihracat pazarının daraldığı, ülkelerin de ihraç
birim fiyatlarını düşürdüğü, yerli sanayinin düşük birim fiyatlı ithalat
tehdidiyle karsı karsıya kaldığı, bu nedenle yerli üreticiyi korumak için
acilen ilave gümrük vergisi kararlarının yürürlüğe konulduğu, öte yandan
Ticaret Bakanlığı İthalat Genel Müdürlüğünün 23.12.2020 tarih ve 519 sayılı
yazısı ile Mevzuat Hazırlama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 3. maddesinin 1. fıkrasının (d)
bendinde, geçici maddenin tanımının yapıldığı, buna göre taslakların geçiş
hükümlerini düzenleyen maddelerin geçici madde olarak belirlendiği, acil koşullar
kapsamında yürürlüğe konulan 2514 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı'nda geçiş hükmü
olarak Geçici Maddenin düzenlendiği ve bu madde kapsamına girenler lehine bir
uygulama getirilerek yükümlülerin daha düşük bir vergi oranından yararlanmasının
amaçlandığı, ayrıca bu ve benzeri her düzenlemede geçici maddenin yer almasının
zorunlu olmadığı savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ SEVAL SANCAK'IN DÜSÜNCESİ :İdarelerin düzenleyici işlemler yapabilmesi Anayasa'nın
124. maddesine dayanan anayasal bir yetki olması nedeniyle, idareler tarafından
mevzuatla verilen görevlerin yerine getirilmesi amacıyla düzenleyici işlemler
yapılabileceği kuskusuzdur. Ancak, bu düzenlemeler yapılırken, Anayasa'da yer
alan hukuk devleti ilkesi uyarınca, kazanılmış hak, haklı beklenti, idari
faaliyetlerin belirliliği ve hukuki güven ilkesi gibi ilkelerin de göz önünde
bulundurulması gerektiği açıktır. İdareler, kendi görev alanlarını ilgilendiren
yasa ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla,
her zaman yönetmelik, tebliğ, genelge çıkarabilme ve değişen koşulları dikkate
alarak, daha önceki düzenlemeler ile doğmuş bulunan objektif hukuki durumları,
ileriye yönelik olarak yürürlükten kaldırma yetkisine sahiptirler. İdareler, bu
konudaki yetkilerini kullanırken önceki ve benzer düzenlemeler kapsamında kişilerin
kazanılmış haklarını ve haklı beklentilerini korumak zorundadırlar. Bu durum,
hukuk güvenliğinin ve hukuki istikrarın sağlanması açısından vazgeçilmez
niteliktedir. Kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin en önemlilerinden biri
olan mülkiyet haklarına bir müdahale niteliği taşıyan vergilendirmenin önceden
bilinen ve öngörülen bir maliyet unsuru olması sağlanmalıdır. Kişiler
maliyet-karlılık hesaplamalarını vergi kanunlarını gözeterek yaparlar ve bu
nedenle o ticari is/hizmet gerçekleşir veya maliyetler yüksek bulunarak
gerçekleştirilmez. Dava konusu Bakanlar Kurulu Kararı henüz yokken maliyet
hesaplamaları yapılmış, yurt dışındaki firmadan satın alımı gerçekleştirilmiş, eşyanın
Türkiye'ye getirilmesi için gemilere yüklenmiş, geminin yola çıktığı, ancak
henüz Türkiye'ye ulaşmadığı bir dönemde ek mali yükümlülük uygulamasının yürürlüğe
girmesi nedeniyle hukuki güvenlik ilkesinin temeli olan öngörülebilirlik ilkesi
zedelenmiştir. İdarenin, düzenleyici işlemi derhal uygulamaya koyması veya
değişikliğin yürürlüğe gireceği tarihi ertelemesi veyahutta yapılan değişiklikle
ilgili olarak bir geçiş hükmü getirip getirmemesi konusunda takdir yetkisi
bulunmaktaysa da, bu yetki öngörülebilirlik ilkesine de uygunluk taşımalıdır.
Öngörülebilirlik ilkesi, vergi mükelleflerinin kendilerine uygulanacak vergi rejimleri
hakkında önceden bilgi sahibi olmalarını, bu sayede mameleklerini ilgilendiren
konularda devlet ile karsı karsıya gelmelerini engelleyen bir nitelik taşımaktadır.
Hukuki güvenlik ilkesinin bir görünümü olarak vergi kanunlarının geriye
yürümezliği ilkesinin de kabul edilmesinin nedeni budur. Bu durumda, uyuşmazlık
konusu Cumhurbaşkanı Kararı'nın ilgili hükmünün, tüm maliyet hesaplamalarını
mevcut duruma göre yapan ama sonrasında bir ek mali yükümlülükle karşılasan
ithalatçılar bakımından hukuki güvenlik, belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerini
zedelediği anlaşıldığından iptalinin gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI MUKADDES ARAS'IN DÜSÜNCESİ :Dava; 11.05.2020 tarih ve 31124 mükerrer
sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 11.05.2020 tarih ve 2514
Karar Sayılı "İthalat Rejimi Kararına Ek Karar" hakkında
Cumhurbaşkanı Kararının iptali istemine ilişkindir.
Anayasanın 73. maddesinin 3.
fıkrasında, "Vergi, resim harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur,
değiştirilir veya kaldırılır." hükmüne yer verilmiş olup; anılan düzenleme ile
verginin kanuniliği ilkesi benimsenmiştir.
Anayasanın 167. maddesinin 2.
fıkrasında da, "Dış ticaretin ülke ekonomisinin yararına olmak üzere düzenlenmesi
amacıyla ithalat, ihracat ve diğer dış ticaret işlemleri üzerine vergi ve benzeri
yükümlülükler dışında ek malî yükümlülükler koymaya ve bunları kaldırmaya
kanunla Cumhurbaşkanına yetki verilebilir." düzenlemesi yer almıştır.
Anayasanın 167. maddesine
dayanılarak çıkartılan, 02.02.1984 tarihli ve 2976 sayılı Dış Ticaretin Düzenlenmesi
Hakkında Kanunun 1. maddesinde; dış ticaretin, ülke ekonomisinin yararına
düzenlenmesini sağlamak amacıyla ithalat, ihracat ve diğer dış ticaret
işlemleri üzerine vergi ve benzeri yükümlülükler dışında ek mali yükümlülükler
konulması ve kaldırılması, bu yükümlülüklere ilişkin esasların tespit edilmesi
ve oluşan fonların kullanılmasının bu Kanun hükümlerine göre yürütüleceği, 2.
maddesinde de; Cumhurbaşkanının bu Kanun kapsamındaki konularda düzenlemeler
yapmaya yetkili olduğu, 3. maddesinde ise, ithalat, ihracat veya dış ticaret
işlemleri üzerine konulan ek mali yükümlülüklerin nevi, miktarı, tahsili,
takibi ve iadesi, gerektiğinde bütçeye irat kaydedilmesi, bir fonda toplanması
ve fonun kullanım esaslarının Cumhurbaşkanı Kararında gösterileceği hükmüne yer
verilmiştir.
Anayasanın 2. maddesinde ise,
Türkiye Cumhuriyeti, bir hukuk devleti olarak nitelendirilmiş olup, hukuk
devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri
koruyup güçlendiren her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku
tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla
kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan devlettir. Diğer taraftan, hukuk
devleti ilkesinin gereklerinden biri olan hukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,
bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de
yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını
gerekli kılar. Kanunlara güvenerek hayatını yönlendiren, hukuki is ve işlemlere
girişen bireyin, bu kanunların uygulanmasına devam edileceği yolunda oluşan
beklentisinin mümkün olduğunca korunması hukuki güvenlik ilkesinin gereğidir.
Belirlilik ilkesi ise, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden
herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır
ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karsı
koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir. Bir beklentinin hukuken koruma
görebilmesi için, meşru (haklı) beklenti seviyesine ulaşması gerekmektedir.
Beklentinin meşru olup olmadığı tespit edilirken başvurulacak ölçüt, 'hakkaniyet'tir.
Hakkaniyet, 4721
sayılı Türk Medeni Kanunu'nda düzenlenmiş olup hâkime takdir yetkisi tanınan
durumlarda, hâkimin bu takdir yetkisini somut olayın özelliklerine uygun olarak
ve adalet ilkelerini gözeterek kullanması anlamına gelmektedir. Nitekim Anayasa
Mahkemesi birçok kararında hukuk devleti ilkesini tanımlarken 'hakkaniyet
ölçütünün gözetilmesini' hukuk devletinin unsuru olarak saymaktadır.
İdarelerin düzenleyici işlemler
yapabilme yetkisi ise Anayasanın 124. Maddesine dayanan anayasal bir yetki
olması nedeniyle, idareler tarafından mevzuatla verilen görevlerin yerine
getirilmesi amacıyla düzenleyici işlemler yapılabileceği kuskusuzdur. Ancak, bu
düzenlemeler yapılırken, Anayasada yer alan hukuk devleti ilkesi uyarınca,
kazanılmış hak, haklı beklenti, idari faaliyetlerin belirliliği ve hukuki güven
ilkesi gibi ilkelerin de göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır. İdareler,
kendi görev alanlarını ilgilendiren yasa ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak
üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, her zaman yönetmelik, tebliğ, genelge
çıkarabilme ve değişen koşulları dikkate alarak, daha önceki düzenlemeler ile
doğmuş bulunan objektif hukuki durumları, ileriye yönelik olarak yürürlükten
kaldırma yetkisine sahiptirler. İdareler, bu konudaki yetkilerini kullanırken
önceki ve benzer düzenlemeler kapsamında kişilerin kazanılmış haklarını ve
haklı beklentilerini korumak zorundadırlar. Bu durum, hukuk güvenliğinin ve
hukuki istikrarın sağlanması açısından vazgeçilmez niteliktedir.
Yukarıda sözü edilen Anayasa ve
Kanun hükümleri ve genel hukuk ilkeleri çerçevesinde vergi kanunlarının geriye yürümezliği
ilkesinden farklı olarak öngörülebilirlik ilkesinde, kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin
en önemlilerinden biri olan mülkiyet haklarına bir müdahale niteliği taşıyan
vergilendirmenin önceden bilinen ve öngörülen bir maliyet unsuru olması sağlanmalıdır.
Kişiler maliyet-karlılık hesaplamalarını vergi kanunlarını gözeterek yaparlar
ve bu nedenle o ticari is/hizmet gerçekleşir veya maliyetler yüksek bulunarak gerçekleştirilmez.
Davaya konu Cumhurbaşkanlığı Kararı henüz yokken maliyet hesaplamaları yapılmış,
yurtdışındaki firmadan satın alımı gerçekleştirilmiş, eşyanın Türkiye'ye getirilmesi
için gemilere yüklenmiş, geminin yola çıktığı, ancak henüz Türkiye'ye ulaşmadığı
bir dönemde ek mali yükümlülük uygulamasının yürürlüğe girmesi nedeniyle hukuki
güvenlik ilkesinin temeli olan öngörülebilirlik ilkesi zedelenmiştir. İdarenin,
düzenleyici işlemi derhal uygulamaya koyması veya değişikliğin yürürlüğe gireceği
tarihi ertelemesi veyahut ta yapılan değişiklikle ilgili olarak bir geçiş hükmü
getirip getirmemesi konusunda takdir yetkisi bulunmaktaysa da, bu yetki
öngörülebilirlik ilkesine de uygunluk taşımalıdır. Öngörülebilirlik ilkesi,
vergi mükelleflerinin kendilerine uygulanacak vergi rejimleri hakkında önceden
bilgi sahibi olmalarını, bu sayede mameleklerini ilgilendiren konularda devlet
ile karsı karsıya gelmelerini engelleyen bir nitelik taşımaktadır. Hukuki güvenlik
ilkesinin bir görünümü olarak vergi kanunlarının geriye yürümezliği ilkesinin
de kabul edilmesinin nedeni budur. Bu durumda, Karanın ek mali yükümlülüğün
yürürlük tarihini takdir edeceği ve anılan ilkeleri gözeten bir tarihten başlatması,
böylelikle tüm maliyet hesaplamalarını mevcut duruma göre yapan ama sonrasında
bir ek mali yükümlülükle karşılasan kişiler bakımından hukuki güvenlik,
belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerini zedelememesi gerekmektedir. Davalı İdarenin
bu hususları gözettiği muhtelif Kararları da mevcuttur.
Davaya konu 11.05.2020 tarih ve
2514 Karar sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararının, 1. maddesinde; (1) 20.12.1995
tarihli ve 95/7606 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalat
Rejimi kararına ekli II sayılı listede yer alan ve ekli tablolarda gümrük
tarife istatistik pozisyonlarında (6.T.I.P) belirtilen maddelerin ithalatında
ilave gümrük vergisi alınacağı, 2. maddesinin 1. fıkrasında da; bu Karar
kapsamında tahsil edilecek ilave gümrük vergisi oranlarının Ek- 1 ve Ek-2'de
yer alan tablolarda gösterildiği, 5. maddesinde de; bu Kararın yayım tarihinde yürürlüğe
gireceği, Geçici 1. maddesinde ise; bu Kararın yayımı tarihinden önce
Türkiye'ye sevk edilmek üzere bir tasıma belgesi düzenlenerek yüklemesi
yapılmış olan eşyanın bu kararın yayımı tarihinden itibaren en geç 15 gün
içinde ithalatına ilişkin gümrük beyannamesinin tescili halinde Ek-1'de yer
alan ilave gümrük vergisi oranının tahsil edileceği belirtilmiştir.
Her ne kadar; davaya konu Kararın
Geçici 1. maddesinde; bu Kararın yayımı tarihinden önce Türkiye'ye sevk edilmek
üzere bir tasıma belgesi düzenlenerek yüklemesi yapılmış olan eşyanın bu
Kararın yayımı tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde ithalatına ilişkin
gümrük beyannamesinin tescili halinde, Ek-2'de yer alan ilave gümrük vergisi
yerine Ek-1'de yer alan ilave gümrük vergisinin uygulanacağı belirtilmiş ise
de; bu durum, Kararın yayımlanarak yürürlüğe girdiği 11.05.2020 tarihinde
gümrük giriş beyannamesi tescil edilmiş olan beyanname kapsamı eşyalara bile
Ek-1 sayılı listeye göre ilave gümrük vergisi uygulanmasını gerektirmesi
nedeniyle, davaya konu edilen düzenleme, yukarıda sözü edilen Anayasa'nın hukuk
güvenliği ve hukuk devletinin temel ilkelerinden olan belirlilik ilkesine
aykırıdır.
Bu nedenle, davaya konu edilen
Kararda hukuka uyarlık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, 11.05.2020
tarih ve 31124 mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren
11.05.2020 tarih ve 2514 Karar Sayılı "İthalat Rejimi Kararına Ek Karar"
hakkında Cumhurbaşkanı Kararının iptali gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Yedinci
Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler
incelendikten sonra gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY:
11.05.2020 tarih ve 31124 mükerrer sayılı Resmi Gazete'de
yayımlanarak yürürlüğe giren 11.05.2020 tarih ve 2514 Karar Sayılı
"İthalat Rejimi Kararına Ek Karar" hakkında Cumhurbaşkanı Kararının
iptali istenilmektedir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
USUL YÖNÜNDEN:
Davacı tarafından her ne kadar
11.05.2020 tarih ve 31124 mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak
yürürlüğe giren 11.05.2020 tarih ve 2514 Karar Sayılı "İthalat Rejimi Kararına
Ek Karar" hakkında Cumhurbaşkanı Kararının tamamının iptali istenilmiş ise
de; dava dilekçesinde öne sürülen iddialar dikkate alındığında; uyuşmazlığın
esasının Cumhurbaşkanı Kararının Eki "İthalat Rejim Kararına Ek Kararın
Geçici 1. maddesinde düzenlenen "Bu Kararın yayımı tarihinden önce
Türkiye'ye sevk edilmek üzere bir tasıma belgesi düzenlenerek yüklemesi yapılmış
olan eşyanın bu Kararın yayımı tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde
ithalatına ilişkin gümrük beyannamesinin tescili halinde, Ek-1 sayılı tabloda
yer alan ilave gümrük vergisi oranı tahsil edilir" ifadesinde geçen
"...yayımı tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde ithalatına ilişkin
gümrük beyannamesinin tescili halinde, Ek-1 sayılı tabloda
yer alan ilave gümrük vergisi oranı tahsil edilir" kısmına yönelik olduğu
anlaşılmış olup uyuşmazlık bu kısma hasren incelenmiştir.
ESAS YÖNÜNDEN:
İLGILİ MEVZUAT:
Anayasa'nın 73. maddesinin 3.
fıkrasındaki, "Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla
konulur, değiştirilir veya kaldırılır." hükmü ile verginin kanuniliği ilkesi benimsenmiş
olup, 167. maddesinin 2. fıkrasıyla, dış ticaretin ülke ekonomisinin yararına
olmak üzere düzenlenmesi amacıyla ithalat, ihracat ve diğer dış ticaret işlemleri
üzerine vergi ve benzeri yükümlülükler dışında ek malî yükümlülükler koyma ve
bunları kaldırma hususunda Kanunla Bakanlar Kuruluna yetki verilebileceği
düzenlenmiştir. Anayasal düzenlemelerin verdiği yetkiyle çıkartılan 02.02.1984
tarih ve 2976
sayılı Dış Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 1. maddesinde; dış
ticaretin, ülke ekonomisinin yararına düzenlenmesini sağlamak amacıyla ithalat,
ihracat ve diğer dış ticaret işlemleri üzerine vergi ve benzeri yükümlülükler
dışında ek mali yükümlülükler konulması ve kaldırılması, bu yükümlülüklere
ilişkin esasların tespit edilmesi ve oluşan fonların kullanılmasının bu Kanun
hükümlerine göre yürütüleceği, 2. maddesinde; Bakanlar Kurulunun bu Kanun
kapsamındaki konularda düzenlemeler yapmaya yetkili olduğu, 3. maddesinde ise,
ithalat, ihracat veya dış ticaret işlemleri üzerine konulan ek mali
yükümlülüklerin nevi, miktarı, tahsili, takibi ve iadesi, gerektiğinde bütçeye
irat kaydedilmesi, bir fonda toplanması ve fonun kullanım esaslarının Bakanlar
Kurulu Kararında gösterileceği hükmüne yer verilmiştir.
Anayasa'nın 2. maddesinde ise,
Türkiye Cumhuriyeti, bir hukuk devleti olarak nitelendirilmiş olup, hukuk
devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup
bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün
kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan devlettir. Diğer
taraftan, hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biri olan hukuk güvenliği
ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde
devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven
duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Kanunlara
güvenerek hayatını yönlendiren, hukuki is ve işlemlere girişen bireyin, bu
kanunların uygulanmasına devam edileceği yolunda oluşan beklentisinin mümkün olduğunca
korunması hukuki güvenlik ilkesinin gereğidir. Belirlilik ilkesi ise yasal
düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya
yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca
kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karsı koruyucu önlem içermesini ifade
etmektedir. Bir beklentinin hukuken koruma görebilmesi için, meşru (haklı)
beklenti seviyesine ulaşması gerekmektedir. Beklentinin meşru olup olmadığı
tespit edilirken başvurulacak ölçüt, 'hakkaniyet'tir. Hakkaniyet, 4721 sayılı Türk
Medeni Kanunu'nda düzenlenmiş olup hâkime takdir yetkisi tanınan durumlarda,
hâkimin bu takdir yetkisini somut olayın özelliklerine uygun olarak ve adalet
ilkelerini gözeterek kullanması anlamına gelmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi
birçok kararında hukuk devleti ilkesini tanımlarken 'hakkaniyet ölçütünün
gözetilmesini' hukuk devletinin unsuru olarak saymaktadır.
İdarelerin düzenleyici işlemler
yapabilme yetkisi ise Anayasa'nın 124. maddesine dayanan anayasal bir yetki
olması nedeniyle, idareler tarafından mevzuatla verilen görevlerin yerine getirilmesi
amacıyla düzenleyici işlemler yapılabileceği kuskusuzdur. Ancak, bu
düzenlemeler yapılırken, Anayasa'da yer alan hukuk devleti ilkesi uyarınca,
kazanılmış hak, haklı beklenti, idari faaliyetlerin belirliliği ve hukuki güven
ilkesi gibi ilkelerin de göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır. İdareler,
kendi görev alanlarını ilgilendiren yasa ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere
ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, her zaman yönetmelik, tebliğ, genelge
çıkarabilme ve değişen koşulları dikkate alarak, daha önceki düzenlemeler ile
doğmuş bulunan objektif hukuki durumları, ileriye yönelik olarak yürürlükten
kaldırma yetkisine sahiptirler. İdareler, bu konudaki yetkilerini kullanırken
önceki ve benzer düzenlemeler kapsamında kişilerin kazanılmış haklarını ve haklı
beklentilerini korumak zorundadırlar. Bu durum, hukuk güvenliğinin ve hukuki
istikrarın sağlanması açısından vazgeçilmez niteliktedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dosyanın incelenmesinden, 11.05.2020
tarih ve 31124 mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 2514 Karar Sayılı
Cumhurbaşkanı Kararının Eki "İthalat Rejim Kararına Ek Karar'ın Geçici 1.
maddesinde yer alan "Bu Kararın yayımı tarihinden önce Türkiye'ye sevk
edilmek üzere bir tasıma belgesi düzenlenerek yüklemesi yapılmış olan eşyanın
bu Kararın yayımı tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde ithalatına ilişkin
gümrük beyannamesinin tescili halinde, Ek-1 sayılı tabloda yer alan ilave
gümrük vergisi oranı tahsil edilir" ifadesinde geçen "....yayımı
tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde ithalatına ilişkin gümrük
beyannamesinin tescili halinde, Ek-1 sayılı tabloda yer alan ilave gümrük
vergisi oranı tahsil edilir" ibaresiyle ihraç ülkesinde başlamış olan ithalat
işlemleri bakımından bir ayrım yapılmadan yayımı tarihinde yürürlüğe gireceğinin
düzenlendiği, davacı adına tescilli beyannameler konusu eşyaların gemiyle
"Tasıma Senedi"nden anlaşılacağı üzere ihraç ülkesinden ayrılarak 08.05.2020
ile 19.05.2020 tarihlerinde İzmir Gümrük Müdürlüğüne ulaştığı ve 11.05.2020
tarih ve 4434 sayılı, 01.06.2020 tarih ve 50953, 50891 sayılı serbest dolasıma
giriş beyannameleri ile de ithal edildiği, davacı tarafından, eşyanın ihraç işlemlerinin
tamamlandığı an yürürlükte olmayan, ancak ithalat aşamasında yürürlükte bulunan
Karar nedeniyle _ oranında ilave gümrük vergisi ve buna isabet eden katma
değer vergisini ödediği ve ithalat işlemlerinin belirtilen şekilde
tamamlanmasından sonra dayanağı düzenleyici işlemin davaya konu edildiği
anlaşılmıştır.
Yukarıda sözü edilen Anayasa ve
Kanun hükümleri ve genel hukuk ilkeleri çerçevesinde vergi kanunlarının geriye
yürümezliği ilkesinden farklı olarak öngörülebilirlik ilkesinde, kişilerin temel
hak ve özgürlüklerinin en önemlilerinden biri olan mülkiyet hakkına bir müdahale
niteliği taşıyan vergilendirmenin önceden bilinen ve öngörülen bir maliyet
unsuru olması sağlanmalıdır. Kişiler maliyet-karlılık hesaplamalarını vergi
kanunlarını gözeterek yaparlar ve bu nedenle ticari is/hizmet gerçekleştirirler
veya maliyetleri yüksek bularak gerçekleştirmezler. Somut olayda, dava konusu
Cumhurbaşkanı Kararı henüz yokken maliyet hesaplamaları yapılmış, yurt
dışındaki firmadan satın alımı gerçekleştirilmiş, eşyanın Türkiye'ye
getirilmesi için gemilere yüklenmiş, geminin yola çıktığı, ancak henüz
Türkiye'ye ulaşmadığı bir dönemde ilave gümrük vergisi uygulamasının
yürürlüğe girmesi nedeniyle hukuki güvenlik ilkesinin temeli olan
öngörülebilirlik ilkesi zedelenmiştir. İdarenin, düzenleyici işlemi derhal
uygulamaya koyması veya değişikliğin yürürlüğe gireceği tarihi ertelemesi veyahutta
yapılan değişiklikle ilgili olarak bir geçiş hükmü getirip getirmemesi
konusunda takdir yetkisi bulunmaktaysa da, bu yetki öngörülebilirlik ilkesine de
uygunluk taşımalıdır. Öngörülebilirlik ilkesi, vergi mükelleflerinin
kendilerine uygulanacak vergi rejimleri hakkında önceden bilgi sahibi
olmalarını, bu sayede mameleklerini ilgilendiren konularda devlet ile karsı
karsıya gelmelerini engelleyen bir nitelik taşımaktadır. Hukuki güvenlik
ilkesinin bir görünümü olarak vergi kanunlarının geriye yürümezliği ilkesinin
de kabul edilmesinin nedeni budur. Bu nedenle, kişilere ilave bir yükümlülük
getirecek kararın yürürlük tarihinin takdirinde anılan ilkelerin gözetilmesi,
böylelikle tüm maliyet hesaplamalarını mevcut duruma göre yapan ama sonrasında
bir ek mali yükümlülükle karşılasan kişiler bakımından hukuki güvenlik,
belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerinin zedelenmemesi gerekmektedir.
Yine, 11.05.2020
tarih ve 31124 mükerrer sayılı Resmi Gazete'mde yayımlanan 2514 sayılı Cumhurbaşkanı
Kararının Eki İthalat Rejim Kararına Ek Karar'ın 2. maddesinde; Ek-1 sayılı tabloda
gösterilen ilave gümrük vergisi oranlarının 01.10.2020 tarihinden itibaren,
Ek-2 sayılı tabloda gösterilen oranların ise 30.09.2020 tarihine kadar uygulanacağına
dair düzenlemenin yer aldığı, aynı İthalat Rejim Kararına Ek Karar'ın Geçici 1.
maddesinde yer alan "Bu Kararın yayımı tarihinden önce Türkiye'ye sevk
edilmek üzere bir tasıma belgesi düzenlenerek yüklemesi yapılmış olan eşyanın
bu Kararın yayımı tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde ithalatına ilişkin gümrük
beyannamesinin tescili halinde, Ek-1 sayılı tabloda yer alan ilave gümrük
vergisi oranının uygulanacağına dair düzenlemeyle çeliştiğinin görüldüğü, söyle
ki; is bu davanın konusunu oluşturmamakla birlikte dava konusu düzenleyici işlemin
davacı tarafından iptalinin istenilmesinde menfaat bağını sağlayan olayda,
geçici 1. madde uyarınca Ek-1 sayılı listedeki oranın uygulandığı, ancak
yukarıda değinilen 2. madde de Ek-1 sayılı listedeki oranların 01.10.2020 tarihinden
itibaren uygulanacağının düzenlenmesi karsısında, 11.05.2020 ve 01.06.2020 tarihlerinde
gerçekleştirilen ithalatlara Ek-1 sayılı listede yer alan oranların uygulanması
bir çelişki yaratmakta, söz konusu çelişki de düzenlemenin belirlilik ve
öngörülebilirlik ilkelerine ayrıca aykırılık teşkil ettiğini göstermektedir.
Bu
durumda, başlamış işlemler hakkında uygulanmasının haklı beklenti ve eşitlik
ilkesine aykırı olduğu sonucuna varıldığından, 11.05.2020 tarih ve 31124 sayılı
Resmi Gazete'de yayımlanan 2514 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının Eki "İthalat
Rejim Kararına Ek Karar'ın Geçici 1. maddesinde yer alan "Bu Kararın
yayımı tarihinden önce Türkiye'ye sevk edilmek üzere bir tasıma belgesi
düzenlenerek yüklemesi yapılmış olan eşyanın bu Kararın yayımı tarihinden
itibaren en geç 15 gün içinde ithalatına ilişkin gümrük beyannamesinin tescili
halinde, Ek-1 sayılı tabloda yer alan ilave gümrük vergisi oranı tahsil
edilir" ifadesinde geçen "...yayımı tarihinden itibaren en geç 15 gün
içinde ithalatına ilişkin gümrük beyannamesinin tescili halinde, Ek-1 sayılı
tabloda yer alan ilave gümrük vergisi oranı tahsil edilir" ibaresinde
hukuka uyarlık bulunmamıştır.
KARAR
SONUCU:
Açıklanan
nedenlerle;
1.11.05.2020
tarih ve 31124 mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 2514
Karar Sayılı Cumhurbaşkanı Kararının Eki "İthalat Rejim Kararına Ek
Karar"ın Geçici
1. maddesinde yer alan "Bu Kararın yayımı tarihinden önce Türkiye'ye
sevk edilmek üzere bir tasıma belgesi düzenlenerek yüklemesi yapılmış olan
eşyanın bu Kararın yayımı tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde ithalatına
ilişkin gümrük beyannamesinin tescili halinde, Ek-1 sayılı tabloda yer alan ilave
gümrük vergisi oranı tahsil edilir" ifadesinde geçen "...yayımı
tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde ithalatına ilişkin gümrük
beyannamesinin tescili halinde, Ek-1 sayılı tabloda yer alan ilave gümrük vergisi
oranı tahsil edilir" ibaresinin IPTALINE,
2.
Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam 287,40 Türk Lirası yargılama giderinin
davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
3. Karar
tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 9.500,00
Türk Lirası vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
4. Posta
giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi
halinde davacıya iadesine,
5. Bu
kararın tebliğ tarihini izleyen otuz gün içerisinde Danıştay Vergi Dava
Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 30/03/2023
tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
H. Ümit Nurdane Hüseyin Ünal Abdullah Munise
AKSOY TOPUZ KARA AYGÜN KABAKULAK
YARGILAMA
GİDERLERİ:
Başvuru Harcı :113,30
TL
Karar Harcı :113,30 TL
Vekalet Harcı :7,80 TL
Posta
Gideri :53,00 TL
Toplam :287,40 TL