Anayasa Mahkemesinin E 2023-165 K 2025-165 Gümrük Kanunu`nun 24/10/2019 tarihli ve 7190 sayılı Kanun`un 8. maddesiyle değiştirilen 216. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan ...kanuni faiz... ibaresinin Anayasa`nın 2., 10., 35. ve 125. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülerek iptaline karar verilmesi
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:31.12.2025 Tarih ve 33124 Sayılı R.G.
vi. HÜKÜM
Esas
Sayısı: 2023/165
Karar
Sayısı: 2025/165
Karar
Tarihi: 22/7/2025
İTİRAZ
YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul
8. Vergi
Mahkemesi
İTİRAZIN
KONUSU: 27/10/1999 tarihli ve 4458
sayılı Gümrük Kanunu'nun 24/10/2019 tarihli ve 7190 sayılı Kanun'un 8.
maddesiyle değiştirilen 216.
maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan "...kanuni faiz..."
ibaresinin Anayasa'nın 2., 10., 35. ve 125. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY:
İhtirazi kayıtla beyan edilerek ödenen vergilerin geri
verilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ve ödenen
tutarların tecil faiziyle birlikte iadesi talebiyle açılan davada itiraz konusu
kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için
başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun'un
itiraz konusu kuralın da yer aldığı 216. maddesi şöyledir:
"Madde
216 - (Değişik:24/10/2019-7190/8 md.)
1. Gümrük vergileri ile bunların ödenmelerine bağlı
olarak tahsil edilmiş gecikme faizinin veya gecikme zammının geri verilmesinde,
geri vermeye konu fazla tahsilatın yükümlüden kaynaklanması durumunda geri
verme başvurusunun yapıldığı tarihten, diğer durumlarda ise tahsilat tarihinden
geri verme kararının tebliğ edildiği tarihe kadar geçen süre için geri
verilecek tutar üzerinden, aynı dönemde kanuni faiz oranında
hesaplanan faiz ödenir.
2. Geri verme kararının tebliğ edildiği tarihten
itibaren dört ay içerisinde idarece söz konusu kararın uygulanmaması hâlinde,
ilgilinin talebi üzerine, tebliğ tarihinden ödemenin yapıldığı tarihe kadar
geçen süre için geri verilecek tutar üzerinden, aynı dönemde kanuni faiz
oranında hesaplanan faiz ödenir."
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü
ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA,
Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ,
Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve
Muhterem İNCE'nin katılımlarıyla 8/11/2023 tarihinde yapılan ilk inceleme
toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III.
ESASIN İNCELENMESİ
2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Cem GÜNDOĞDU
tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü,
dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Anlam ve Kapsam
3. Türk vergi sistemi, verginin tarh ve tahsiline
yetkili idareler ile tabi olduğu usul hükümleri açısından iki sınıfa
ayrılmaktadır. Bunlardan ilki, dâhilde alınan vergiler başlığı altında gelir,
harcama ve servet unsurları üzerinden -tarh ve tahsili konusunda mahallî
idarelerin yetkilendirildiği vergiler dışında- Gelir İdaresince kovuşturulan ve
tarh, tahakkuk ve tahsili 4/1/1961 tarihli ve 213
sayılı Vergi Usul Kanunu'nda öngörülen hükümlere tabi olan vergi, resim ve
harçlardır. İkincisi ise dış ticarete konu eşyanın ithalinde veya ihracında
Gümrük İdaresince kovuşturulan ve tarh, tahakkuk ve tahsili 4458 sayılı Kanun'da
öngörülen usul hükümlerine tabi olan vergi ve diğer mali yükümlülüklerden
oluşmaktadır (AYM, E.2019/53, K.2019/75,19/09/2019, § 17).
4. Fazla veya yersiz tahsil edilen veya kanunen
ödenmemesi gerektiği hâlde ödenen verginin ne olacağı da söz konusu verginin
türü ve tahsil eden idareye göre belirlenmektedir. Bu bağlamda 213 sayılı Kanun'a
göre tahsil edilmiş bir verginin fazla veya yersiz tahsil edildiğinin
anlaşılması durumunda bu tutar anılan Kanun'un 112. maddesinin (4) numaralı
fıkrasına göre mükellefe iade edilecektir. Söz konusu hükme göre bu iade fazla
veya yersiz tahsilatın mükelleften kaynaklanması hâlinde düzeltmeye dair
müracaat tarihi, diğer hâllerde verginin tahsili tarihinden düzeltme fişinin
mükellefe tebliğ edildiği tarihe kadar geçen süre için aynı dönemde 21/7/1953
tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'a göre
belirlenen tecil faizi oranında hesaplanan faiz ile birlikte yapılacaktır.
5. Gümrük vergileri açısından bu tür yanlışlıkların
düzeltilmesi 4458 sayılı Kanun'un 210. ila 217. maddelerinde düzenlenmiştir.
6. Anılan Kanun'un 216. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında gümrük vergileri ile bunların ödenmelerine bağlı olarak tahsil
edilmiş gecikme faizinin veya gecikme zammının geri verilmesinde hesaplanacak
faizin türü ve hesaplama yöntemine yer verilmiştir.
7. Anılan fıkrada gümrük vergileri ve bunların
ödenmelerine bağlı olarak tahsil edilmiş gecikme faizinin veya gecikme zammının
geri verilmesinde, geri vermeye konu fazla tahsilatın yükümlüden kaynaklanması
durumunda geri verme başvurusunun yapıldığı tarihten, diğer durumlarda ise
tahsilat tarihinden geri verme kararının tebliğ edildiği tarihe kadar geçen
süre için geri verilecek tutar üzerinden, kanuni faiz oranında hesaplanan
faizin ödeneceği öngörülmüştür. Fıkrada yer alan "...kanuni faiz..."
ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.
8. Kanuni faizin oranı ise 4/12/1984 tarihli ve 3095
sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 1. maddesinde
düzenlenmiştir. Anılan madde uyarınca 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 13/1/2011 tarihli
ve 6102
sayılı Türk Ticaret Kanunu'na göre faiz ödenmesi gereken hâllerde, miktarı
sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık yüzde on iki oranı üzerinden
yapılır. Cumhurbaşkanı, bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar
indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkilidir. Söz konusu düzenlemeye
göre kanuni faiz yüzde yirmi dördü aşamamaktadır.
B. İtirazın
Gerekçesi
9. Başvuru kararında özetle;
idarece yapılan vergi tahsilatının fazla ve yersiz yapıldığının tespitinden
sonra bu meblağın mükellef için alacak hâline geldiği, dolayısıyla söz konusu
meblağın sahibine geç iadesi nedeniyle ödenecek faizin de mülkiyet hakkı
kapsamında olduğu, devletin kendi alacağına gecikme faizi oranı uygularken
mükellefe iade yapması gereken durumlarda daha düşük orana sahip kanuni faize
göre hesaplama yapmasının adil olmadığı, 213 sayılı Kanun'da fazla veya yersiz
tahsil edilen vergilerin tecil faizi ile birlikte iade edilmesi öngörülmekte
iken 4458 sayılı Kanun'da kanunen ödenmemesi gerektiği hâlde ödenmiş olan
vergilerin kanuni faiz uygulanarak iade edilmesinin eşitlik ilkesiyle
bağdaşmadığı, ayrıca kanuni faiz oranının enflasyonun olumsuz etkilerini telafi
etmediği belirtilerek kuralın Anayasa'nın 2., 10., 35. ve 125. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
C.
Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
10. 30/3/2011 tarihli ve 6216
sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un
43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa'nın
40. maddesi yönünden de incelenmiştir.
11. Anayasa Mahkemesinin 22/7/2025 tarihli ve
E.2024/24, K.2025/164 sayılı kararında 3095
sayılı Kanun'un kanuni faizi düzenleyen 1. maddesi "Sözleşmeden
kaynaklanmayan borç ilişkileri" yönünden incelenmiş ve söz konusu madde
anılan borç ilişkileri yönünden Anayasa'nın 35. ve 40. maddelerine aykırı
görülerek iptal edilmiştir.
12. Söz konusu kararda ilk olarak faiz alacağının,
asıl alacağa bağlı ferî bir alacak olduğu, ancak ortada bir para alacağının
bulunduğu durumlarda söz konusu olabileceği belirtilmiş ve 3095 sayılı Kanun'un
1. maddesinde kanuni faizin uygulanacağı öngörülen parasal alacakların Anayasa'nın
35. maddesi anlamında mülk teşkil ettiği tespit edilmiştir (AYM, E.2024/24,
K.2025/164,22/7/2025, § 18).
13. Bu tespitin ardından mülkiyet hakkı ile bağlantılı
olan söz konusu maddeyle Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru
hakkı çerçevesinde devletin bu hakkın korunmasıyla ilgili olarak gerekli
koşulları sağlama fonksiyonunu ne ölçüde yerine getirdiği değerlendirilmiştir.
14. Kararda alacaktan mahrum kalınan sürede enflasyon
nedeniyle paranın değerinde oluşan hissedilir aşınma ile mülkiyetin gerçek
değeri azaldığı gibi bu bedelin tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden
yararlanma imkânının da ortadan kalktığı, bu sebeple devletin hak edildiği
hâlde alınamayan bir miktar paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi edecek mekanizmaları
geliştirmesi gerektiği belirtilmiştir (AYM, E.2024/24, K.2025/164, 22/7/2025,
§§ 23-24).
15. Kararda ayrıca hak edildiği hâlde alınamayan bir miktar paranın
değerinde oluşacak aşınmanın borçlu aleyhine faize hükmedilmek suretiyle kısmen
veya tamamen giderilebileceği, ödenen tazminat veya diğer alacak tutarlarının
enflasyonun etkilerinden arındırılarak güncelleştirilmesinin, diğer bir
ifadeyle alacağa hak kazanıldığı tarih ile ödeme tarihi arasında geçen süredeki
hissedilir değer kaybını telafi edecek biçimde faiz uygulanmasının mülkiyet
hakkı kapsamındaki alacağın enflasyon karşısında değer kaybetmesini
önleyebilecek bir araç olduğu ifade edilmiştir (AYM, E.2024/24, K.2025/164,
22/7/2025, § 26).
16. Bu bağlamda hak edildiği hâlde alınamayan bir miktar paranın değerinde
oluşacak aşınmayı telafi etmek amacıyla paranın asıl sahibine faiz uygulanmak
suretiyle ödenmesinin öngörüldüğü durumlarda asıl alacağa uygulanacak faiz
oranının veya faiz oranının belirlenmesi amacıyla oluşturulan mekanizmaların paranın
değerinde oluşacak aşınmayı telafi edecek nitelikte olması ve bu suretle para
alacağının enflasyon etkisiyle yitirilen değerinin belli ölçüde de olsa
karşılanmasını sağlayacak güvencelerin bulunması gerektiği vurgulanmıştır (AYM,
E.2024/24, K.2025/164,22/7/2025, § 29).
17. Söz konusu değerlendirmeler sonrasında kuralın
birinci fıkrasında kanuni faiz ödenmesi gereken hâllerde bu ödemenin yıllık
yüzde on iki oranı üzerinden yapılacağının hükme bağlandığı, kuralın ikinci
fıkrasında Cumhurbaşkanına kanuni faiz oranını artırma yetkisi tanınmış ise de
söz konusu yetkinin kanuni faiz oranını bir katına kadar artırmaktan ibaret
olduğu, hak edildiği hâlde alınamayan bir miktar paranın ödeneceği tarihe kadar
geçen sürede hak sahibinin enflasyon etkisiyle makul olanın ötesinde bir
ekonomik kaybının oluşabileceği, kuralda borcun geç ödenmesi nedeniyle belli
bir oranda faizin ödenmesi öngörülmekle birlikte paranın değerinde oluşacak
aşınmayı telafi etmek amacıyla enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına
uğramadan ödenmesini sağlayacak mekanizmaların öngörülmediği, hukuk sisteminde
alacağın enflasyon karşısında değer kaybının önlenmesi için etkili bir hukuk
yolunun bulunmadığı ifade edilerek hükmün Anayasa'nın 35. ve 40. maddelerine
aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir (AYM, E.2024/24, K.2025/164,
22/7/2025, §§ 30-31).
18. İtiraz konusu kural bakımından da söz konusu
karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulmamaktadır. Kuralla gümrük vergileri
ile bunlara bağlı olarak tahsil edilmiş gecikme faizinin veya gecikme zammının
geri verilmesinde kanuni faiz uygulanması öngörülmekle birlikte bu paranın
değerinde enflasyon nedeniyle oluşan ve kanuni faiz ile karşılanamayan aşınmayı
telafi edecek, paranın önemli ölçüde değer kaybına uğramadan ödenmesini
sağlayacak mekanizmaların öngörülmediği, bu itibarla hukuk sisteminde alacağın
enflasyon karşısında uğradığı değer kaybını telafi edecek etkili bir hukuk
yolunun bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
19. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 35. ve 40.
maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Muhterem
İNCE ve Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamışlardır.
Kural,
Anayasa'nın 35. ve 40. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca
Anayasa'nın 2. 10. ve 125. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
IV. İPTALİN
DİĞER KURALLARA ETKİSİ
20. 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesinin (4) numaralı
fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğü'nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya
tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince
iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.
21. 4458 sayılı Kanun'un 216. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan "...kanuni
faiz..." ibaresinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan
fıkranın kalan kısmının 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesinin (4) numaralı
fıkrası gereğince iptali gerekir.
V. İPTAL
KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
22. Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında "Kanun,
Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da
bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte
yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe
gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede
yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez." denilmekte, 6216 sayılı
Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak
suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete'de
yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir
yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.
23. 4458 sayılı Kanun'un 216. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal
edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla
6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal
hükmünün kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra
yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
vi. HÜKÜM
27/10/1999
tarihli ve 4458
sayılı Gümrük Kanunu'nun 24/10/2019 tarihli ve 7190 sayılı Kanun'un 8.
maddesiyle değiştirilen 216.
maddesinin;
A. (1) numaralı fıkrasında yer
alan "...kanuni faiz..." ibaresinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve
İPTALİNE, Muhterem İNCE ile Ömer ÇINAR'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal
hükmünün Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un
66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE'DE
YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE,
B. (1) numaralı fıkrasının
kalan kısmının 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası
gereğince İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası
ile 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN
RESMÎ GAZETE'DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE
OYBİRLİĞİYLE,
22/7/2025
tarihinde karar verildi.
KARŞIOY
Sayın
Mahkemece çoğunluk tarafından benimsenen görüş uyarınca, 4458 sayılı Gümrük
Kanunu'nun 216. maddesinin (1) nolu fıkrasının 4.4.2023 tarihli ve 7451 sayılı
Kanun'un 3. maddesi ile değiştirilen "..kanuni faiz.." ibaresinin Anayasa'nın
35. ve 40. maddelerine aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. Aşağıda
belirttiğimiz gerekçeler ile söz konusu maddenin Anayasa'ya aykırı olmadığı
kanaatinde olduğumuzdan çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
Çoğunluk
gerekçesinde, Anayasa Mahkemesinin 22/7/2025 tarihli ve E.2024/24, K.2025/164
sayılı kararında 3095 sayılı Kanun'un kanuni faizi düzenleyen 1. maddesinin "Sözleşmeden
kaynaklanmayan borç ilişkileri" yönünden incelendiği ve anılan borç ilişkileri
yönünden Anayasa'nın 35. ve 40. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiği,
söz konusu kararda, birinci fıkrasında kanuni faiz ödenmesi gereken hâllerde bu
ödemenin yıllık yüzde on iki oranı üzerinden yapılacağının hükme bağlandığı,
kuralın ikinci fıkrasında Cumhurbaşkanına kanuni faiz oranını artırma yetkisi
tanınmış ise de söz konusu yetkinin kanuni faiz oranını bir katına kadar
artırmaktan ibaret olduğu, hak edildiği hâlde alınamayan bir miktar paranın
ödeneceği tarihe kadar geçen sürede hak sahibinin enflasyon etkisiyle makul
olanın ötesinde bir ekonomik kaybının oluşabileceği, kuralda borcun geç
ödenmesi nedeniyle belli bir oranda faizin ödenmesi öngörülmekle birlikte
paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi etmek amacıyla enflasyon karşısında
önemli ölçüde değer kaybına uğramadan ödenmesini sağlayacak mekanizmaların
öngörülmediği, hukuk sisteminde alacağın enflasyon karşısında değer kaybının
önlenmesi için etkili bir hukuk yolunun bulunmadığı ifade edilerek hükmün
Anayasa'nın 35. ve 40. maddelerine aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği,
(AYM, E.2024/24, K.2025/164, dava konusu kural bakımından da söz konusu
karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulmadığı, kuralla gümrük vergileri ile
bunlara bağlı olarak tahsil edilmiş gecikme faizinin veya gecikme zammının geri
verilmesinde kanuni faiz uygulanması öngörülmekle birlikte bu paranın değerinde
enflasyon nedeniyle oluşan ve kanuni faiz ile karşılanamayan aşınmayı telafi
edecek, paranın önemli ölçüde değer kaybına uğramadan ödenmesini sağlayacak
mekanizmaların öngörülmediği, bu itibarla hukuk sisteminde alacağın enflasyon
karşısında uğradığı değer kaybını telafi edecek etkili bir hukuk yolunun
bulunmadığı, açıklanan nedenlerle kuralın Anayasa'nın 35. ve 40. maddelerine
aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
213
sayılı Vergi Usul Kanununun 1. maddesinde, bu kanun hükümlerinin ikinci maddede
yazılı olanlar dışında, genel bütçeye giren vergi, resim ve harçlar ile il özel
idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim ve harçlar hakkında uygulanacağı
belirtildikten sonra aynı Kanun'un 2. maddesinde, gümrük idareleri tarafından
alınan vergi ve resimlerin bu Kanuna tabi olmadığı, bu vergi ve resimlerle
ilgili olarak 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanununun 242. maddesi
hükümleri uygulanacağı belirtilmiştir. 4458 sayılı Kanun'un 1. maddesinde bu
Kanunun amacının, Türkiye Cumhuriyeti Gümrük Bölgesine giren ve çıkan eşyaya ve
taşıt araçlarına uygulanacak gümrük kurallarını belirlemek olduğu belirtilmiş,
aynı Kanun'un 2. maddesinde ise, Türkiye Cumhuriyeti Gümrük Bölgesi, Türkiye
Cumhuriyeti topraklarını kapsadığı, Türkiye kara suları, iç suları ve hava
sahası gümrük bölgesine dahil olduğu, bu Kanunda geçen Türkiye Gümrük Bölgesi
ve Gümrük Bölgesi kavramlarının Türkiye Cumhuriyeti Gümrük Bölgesini ifade
ettiği belirtilmiştir.
4458
sayılı Kanun'un 3. maddesinde, "gümrük statüsü"
deyiminin, eşyanın Türkiye Gümrük Bölgesinde serbest dolaşıma girmiş olup
olmadığı yönünden durumunu, "gümrük vergileri" deyiminin, ilgili mevzuat
uyarınca eşyaya uygulanan ithalat vergilerinin ya da ihracat vergilerinin
tümünü, "gümrük yükümlülüğü" deyiminin, yükümlünün gümrük vergilerini ödemesi
zorunluluğunu, "ithalat vergileri" deyiminin, eşyanın ithalinde ödenecek gümrük
vergisi ile diğer eş etkili vergiler ve mali yükleri, tarım politikası veya
tarım ürünlerinin işlenmesi sonucu elde edilen bazı ürünlere uygulanan özel
düzenlemeler çerçevesinde ithalatta alınacak vergileri ve diğer mali yükleri, "ihracat
vergileri" deyiminin, eşyanın ihracatında ödenecek gümrük vergisi ile diğer eş
etkili vergiler ve mali yükleri, tarım politikası veya tarım ürünlerinin
işlenmesi sonucu elde edilen bazı ürünlere uygulanan özel düzenlemeler
çerçevesinde ihracatta alınacak vergileri ve diğer mali yükleri, "yükümlü"
deyiminin ise, gümrük yükümlülüğünü yerine getirmekle sorumlu bütün kişileri
ifade ettiği düzenlenmiştir.
Görüldüğü
üzere, 213 sayılı Kanun ile 4458 sayılı Kanun'un düzenlediği vergi türleri,
konuları, uygulama alanı ve vergi sorumluları ya da yükümlüleri farklıdır. Bu
nedenle, kanun koyucu muhatap ve usuller farklı olduğundan her iki vergi
sınıfını farklı kanunlarda düzenlemiştir. Buna göre, Anayasa'nın 10. maddesi
uyarınca eşitlik ilkesinin gereği karşılaştırma yapılabilecek benzer durumda
olma kriteri somut kural açısından söz konusu olmadığından, dava konusu kural
açısından Anayasa'nın 10. maddesi uyarınca bir inceleme yapılması mümkün
değildir. Kaldı ki, 4458 sayılı Kanun'da verginin iadesi açısından kanuni faiz
düzenlenmiş olması, kamu giderlerine daha düşük faiz uygulanması amacını
taşımakta olup, 213 sayılı Kanun'dan ayrışmanın makul ve nesnel bir sebebinin
olduğu da kabul edilmelidir.
Alacaklı,
para borcunun ifasında geciken borçludan herhangi bir zararı olduğunu ispat
etmek zorunda olmaksızın asıl alacak ile birlikte temerrüt faizini de
isteyebilecek olup, borçlu kusurlu olmadığını ispat ederek bu faizi ödemekten
kurtulamayacaktır. Ancak, alacaklının temerrüt faizini aşan bir zararı varsa,
borçlu temerrüde düşmekte kusurlu olmadığını ispat etmedikçe, borçlu bu zararı
da tazmin ile yükümlüdür. Enflasyonun çok yüksek seyir izlediği dönemlerde
kanuni temerrüt faizinin enflasyona göre daha düşük kalması halinde borçlunun
faiz ile enflasyon arasındaki farkı Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesinde
düzenlenen aşkın (munzam) zarar hükümlerine göre istemesi mümkündür. Söz konusu
düzenlemede borçlunun temerrüt faizini aşan bir zararı olduğunu ispat etmesi
aranmamakta, sadece borçluya kusurlu olmadığını ispat ederek aşkın zararı
tazminden kurtulma hakkı tanınmaktadır. Kanun koyucu temerrüt faizi ile aşkın
zararın talep edilebilmesi açısından borçlunun kusurunun rolünü farklı
düzenlemiş, ancak aşkın zararın alacaklı tarafından ispatı için özel bir
düzenleme öngörmemiştir. Hal böyle olunca, temerrüt faizinin düşük kaldığı
enflasyonist dönemlerde alacaklının temerrüt faizi ile karşılanamayan aşkın
zararını isteyebilmesi mümkündür.
Anayasa
Mahkemesinin, 3095 sayılı Kanun'un kanuni faizi düzenleyen 1. maddesinin "Sözleşmeden
kaynaklanmayan borç ilişkileri" yönünden Anayasa'nın 35. ve 40. maddelerine
aykırı görülerek iptal edildiği 22/7/2025 tarihli ve E.2024/24, K.2025/164
sayılı kararına ilişkin yazdığımız karşı oy yazımız işbu dava açısından da
geçerlidir. Söz konusu karşı oyda belirtilen gerekçeler özetle şöyledir:
Yargıtay
6. Hukuk Dairesi'nin 13.01.2025 tarihli, 2024/3534 E. ve 2025/15 K. sayılı
kararında mahkemece konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulundan,
belirtilen ekonomik unsurlar dikkate alınarak oluşturulan sepet hesabına göre
davacı alacaklının temerrüt faizini aşan bir zarara uğrayıp uğramadığı tespit
edilerek, varsa bu zarar miktarından da davacı tarafından tahsil edilen
temerrüt faiz miktarı çıkartılarak, davacının munzam zarar miktarı bulunup
davacı alacaklının aşkın zararının (munzam) tahsiline karar verilmesi
gerektiği, yine Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 6.12.2018 tarihli ve E.
2018/3765 K. 2018/4907 sayılı kararında, enflasyon ve buna bağlı olarak döviz
kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz
oranları ile birlikte getirilerinin temerrüt faizden fazla olması halinde
enflasyonist dönemlerde aşkın zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi
gerektiği ifade edilmiştir.
Anayasa
Mahkemesi'nin konuya ilişkin kararlarına ve yukarıda yer verilen Yargıtay
içtihatlarına rağmen, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve bazı Yargıtay Dairelerinin
içtihatları, enflasyonist dönemlerde bile alacaklının temerrüt faizini aşan
munzam (aşkın) zararının varlığını ispatlaması gerektiği yönünde devam
etmiştir. Söz konusu içtihat farklılıklarının, Türk Borçlar Kanunu'nun 122.
maddesinin yorumlanması ve uygulanmasına ilişkin olduğu açıktır.
Türk
Borçlar Kanunu'nun 122. maddesi, alacaklının temerrüt faizi ile karşılanamayan
aşkın (munzam) zararını tazmin etmesine imkan veren bir düzenleme olduğundan,
devlete yüklenen pozitif yükümlülük çerçevesinde paranın enflasyon karşısında
değer kaybını önleyen etkin bir mekanizmanın varlığı kabul edilmelidir. Bu
nedenle, alacağın enflasyon karşısında değer kaybını karşılamadığı ve etkin bir
mekanizmanın olmadığı yönündeki görüşe katılmak mümkün değildir. Kanuni faizin
enflasyon karşısında düşük kalması halinde, Türk Borçlar Kanunu'nun 122.
maddesi uyarınca alacaklının temerrüt faizini aşan zararını, aşkın zarar olarak
talep etmesi mümkün olduğundan, Anayasa'nın 35. ve 40. maddelerine de aykırılık
söz konusu değildir.
Açıklanan
nedenlerle dava konusu kural, Anayasa'nın 10., 35.ve 40. maddelerine aykırı
olmadığı ve iptal edilmemesi gerektiği kanaatinde olduğumuzdan, aksi yöndeki
çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
SE