Danıştay 9. Daire 2026/1 Esas ve K 2026-8 sayılı Kararı; Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No:485)`nin ekinde yer alan tebligat pusulası örneğinin, 18/01/2024 tarih ve 32433 sayılı Resmî Gazete`de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No:485)`nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Sıra No:558) ile değiştirilmeden önceki hâli uyarınca yapılan tebligatın, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu`nun 01/01/2018 tarihinde yürürlüğe giren 7061 sayılı Kanun`un 17. maddesiyle değişik 102. maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen usule uygun olduğu hakkında
DANIŞTAY
KARARI
04.07.2026 Tarih ve 33300 Sayılı R.G.
Danıştay Vergi Dava daireleri Kurulundan:
Esas No :
2026/1
Karar No :
2026/8
ÖZET: Vergi
Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No:485)'nin
ekinde yer alan tebligat pusulası örneğinin, 18/01/2024 tarih ve 32433 sayılı
Resmî Gazete'de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No:485)'nde
Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Sıra No:558) ile değiştirilmeden önceki
hâli uyarınca yapılan tebligatın, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 01/01/2018
tarihinde yürürlüğe giren 7061 sayılı Kanun'un 17. maddesiyle değişik 102.
maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen usule uygun olduğu hakkında.
BÖLGE İDARE
MAHKEMESİ KARARLARI ARASINDAKİ AYKIRILIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİ HAKKINDA KARAR
I.
AYKIRILIĞIN GİDERİLMESİ
İSTEMİNDE BULUNAN: Ankara Bölge İdare Mahkemesi Başkanlar Kurulu
II. İSTEMİN
ÖZETİ: Ankara Bölge İdare Mahkemesi 5. Vergi Dava Dairesinin
31/10/2024 tarih ve E:2024/698, K:2024/134 sayılı kararı ile İstanbul Bölge
İdare Mahkemesi 6. Vergi Dava Dairesinin 31/10/2024 tarih ve E:2024/2040,
K:2024/3543 sayılı kararı arasında, Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra
No:485)'nin ekinde yer alan tebligat pusulası örneğinin, 18/01/2024 tarih ve
32433 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra
No:485)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Sıra No:558) ile değiştirilmeden
önceki hâlinin, mükellefler yönünden yeterli güvenceyi içerip içermediği ve
tebligatın usulüne uygun biçimde gerçekleştirildiğinin ortaya konulabilmesine
elverişli olup olmadığı hususunda oluştuğu belirtilen aykırılığın, 2576
sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin
Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun'un 3/C maddesinin (4) numaralı fıkrasının
(c) bendi uyarınca, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 5. Vergi Dava Dairesinin
anılan kararı doğrultusunda giderilmesi, istinaf yoluna başvurma hakkı
bulunanın bu yöndeki talebini uygun gören Ankara Bölge idare Mahkemesi
Başkanlar Kurulunun 22/12/2025 tarih ve E:2025/272, K:2025/272 sayılı kararıyla
istenmiştir.
III.
AYKIRILIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU BÖLGE İDARE MAHKEMESİ KARARLARI:
A. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 5. Vergi Dava
Dairesinin E:2024/698 sayılı dosyasına konu yargılama süreci:
Dava konusu istemin özeti: Davacı adına, şirket ortağı sıfatıyla düzenlenen
31/08/2022 tarihli ödeme emrinin iptali istemiyle dava açılmıştır.
Ankara 6. Vergi Mahkemesinin 31/01/2024 tarih ve
E:2024/10, K:2024/146 sayılı kararının özeti:
Uyuşmazlıkta,
dava konusu ödeme emri davacının MERNİS adresine tebliğe çıkarılmış, adresin
kapalı olması nedeniyle 22/09/2022 tarihinde tebliğ evrakı idareye iade
edilmiştir. Münasip bir süre sonra ödeme emri ikinci kez aynı adrese tebliğe
çıkarılmış, muhatabın adreste bulunmaması nedeniyle 213
sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 01/01/2018 tarihinde yürürlüğe giren 7061 sayılı Kanun'un 17. maddesiyle değişik 102.
maddesi uyarınca tebligat pusulası 11/10/2022 tarihinde kapıya yapıştırılmak
suretiyle tebligat yapılmıştır.
Dava konusu
ödeme emrinin Vergi Usul Kanunu'nun 7061 sayılı Kanun'un 17. maddesiyle değişik
102. maddesine uygun biçimde davacının MERNİS adresinde kapıya pusula
yapıştırma suretiyle tebliğ edildiği, durumun posta memuru tarafından tebliğ
evrakının üzerine şerh ve imza edildiği görülmüştür.
Bu durumda,
dava açma süresinden sonra 04/01/2024 tarihinde açılan işbu davada süre aşımı
bulunduğundan uyuşmazlığın esasının incelenmesine olanak bulunmamaktadır.
Mahkeme, bu
gerekçeyle davayı süre aşımı nedeniyle reddetmiştir.
Davacının istinaf istemini inceleyen Ankara Bölge
İdare Mahkemesi 5. Vergi Dava Dairesinin 31/10/2024 tarih ve E:2024/698,
K:2024/134 sayılı kararının özeti:
Vergi Dava
Dairesi, istinaf istemine konu kararın hukuka uygun olduğu gerekçesiyle istinaf
istemini kesin olarak reddetmiştir.
B. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 6. Vergi Dava
Dairesinin E:2024/2040 sayılı dosyasına konu yargılama süreci:
Dava konusu istemin özeti: Davacı tarafından, kanuni temsilcisi olduğu şirketin
vergi borçlarının tahsili amacıyla 22/11/2023 tarihli haciz bildirisiyle banka
hesaplarına uygulanan haciz işleminin iptali istemiyle dava açılmıştır.
İstanbul 6. Vergi Mahkemesinin 05/03/2024 tarih ve
E:2023/2266, K:2024/485 sayılı kararının özeti:
Dava konusu
haciz işleminin dayanağı olan davacı adına düzenlenen ödeme emirleri 24/12/2021
tarihinde davacının MERNİS adresine gönderilmiş ise de tebliğ evrakı "muhatap ve muhatap adına tebliğ edilecek
kimseye ulaşılamadığı" şerhi düşülerek iade edilmiştir. Anılan ödeme
emirlerinin "ikinci defa mernis adresine
gönderilen tebligattır" kaşesi
basılarak 08/04/2022 tarihinde aynı adrese ikinci kez gönderilmesi üzerine "muhatap ve muhatap adına tebliğ edilecek
kimseye ulaşılamadığı" şerhi düşülen tebliğ alındısına posta idaresince
tebligat pusulasının yapıştırılmadığı anlaşıldığından ödeme emirleri tekrar
11/05/2022 tarihinde postaya verilmiştir. Akabinde, posta idaresince tebligat
pusulası davacının MERNİS adresinde 16/05/2022 tarihinde kapıya
yapıştırılmıştır. Davacı on beş gün içinde tebliğ evrakını almaya gelmediği
için 31/05/2022 tarihinde ödeme emirleri tebliğ edilmiş sayılmıştır.
Davalı
idarece dava dosyasına sunulan ikinci tebligata ilişkin 16/05/2022 tarihli
tebligat pusulası, Vergi Usul Kanunu'nun 7061 sayılı Kanun'un 17. maddesiyle
değişik 102. maddesinin aradığı şekilde "tebliğ
evrakının gönderildiği idareden alınabileceği" şerhini içermediğinden,
davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinin usulüne uygun bir şekilde tebliğ
edilmediği sonucuna varılmıştır.
Bu durumda,
dava konusu haciz işleminde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Mahkeme, bu
gerekçeyle haciz işlemini iptal etmiştir.
Davalının istinaf istemini inceleyen İstanbul Bölge
İdare Mahkemesi 6. Vergi Dava Dairesinin 31/10/2024 tarih ve E:2024/2040,
K:2024/3543 sayılı kararının özeti:
Vergi Usul
Kanunu'nun 7061 sayılı Kanun'un 17. maddesiyle değişik 102. maddesinin son
fıkrasında Maliye Bakanlığına verilen yetkiye istinaden 17/12/2017 tarihli
Resmî Gazete'de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No:485)'nin
ekinde tebligat pusulası örneğine yer verilmiştir. Bu örneğe göre tebligat
pusulası, biri idarede, diğeri muhatapta kalacak şekilde iki kısımdan
oluşmaktadır. Sözü edilen tebligat pusulası örneğinin muhatap kısmında, tebliğ
evrakını gönderen idare ve tebliğ yapılacak kişinin adreste bulunamama durumu
ile tebliğ evrakının pusulanın kapıya yapıştırıldığı tarihten itibaren on beş
gün içinde alınması hâlinde alındığı gün, bu süre içinde alınmazsa on beşinci
günde tebliğ yapılmış sayılacağına ilişkin bilgilerin; idarede kalan kısmında
ise sadece muhatabın adı ve soyadı ile vergi kimlik numarası, tebliğ evrakını
gönderen idare ve tebliğe çıkan memurun ismine ilişkin bilgilerin yer aldığı
görülmektedir.
Tebligat,
yasal bir işlemden ilgilisinin haberdar edilmesini sağlamak için yetkili
makamın yazı veya ilan yoluyla yapacağı belgelendirme işlemi olup yasal bir
işlem hakkında muhatabı bilgilendirmek amacıyla hazırlanan belgenin muhatabına
başarıyla ulaştırıldığının biçimsel kanıtıdır. Buradan tebligatın teslim,
bilgilendirme ve belgelendirme olarak üç fonksiyonunun bulunduğu anlaşılmakla
tebligatta, "muhataba teslim", "muhatabı bilgilendirme" ve "tebliğin belgelendirilmesi"
fonksiyonları tebligattan varılmak istenilen amaçlardır. Tebligattan varılmak
istenilen amaç, tüm bunların yanı sıra istikrar ve hukuk güvenliği ilkelerinin
tesisine de hizmet eder.
Anayasa'nın
"Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. Maddesinde,
"Herkes, meşrû vasıta ve yollardan
faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve
savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." kuralı; "Temel hak ve hürriyetlerin korunması"
başlıklı 40. maddesinin ikinci fıkrasında da "Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere
başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır." kuralı yer almaktadır.
Anayasa'nın 40. maddenin ikinci fıkrasının gerekçesinde, bireylerin yargı ya da
idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân
sağlanmasının amaçlandığı, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu,
merci ve sürelerin belirtilmesinin hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması
açısından zorunluluk hâline geldiği belirtilmiştir.
Dava
dosyasına davalı idarece sunulan tebligat pusulasının, uyuşmazlık konusu
dönemde yürürlükte bulunan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No:485)'nin
ekinde yer alan ve uygulamada "idare
nüshası" olarak adlandırılmakta olan pusula olduğu anlaşılmaktadır. İdare
nüshasında "adrese ikinci kez gelindiği,
tebliğ evrakının evrakı gönderen idareden alınabileceği, alınmaması hâlinde
pusulanın kapıya yapıştırıldığı tarihten itibaren on beşinci günde tebliğ
edilmiş sayılacağı" neviden bir şerhin bulunmasına gerek bulunmadığı, Vergi
Usul Kanunu'nun 102. maddesinde aranan pusulada bulunması zorunlu olan bu
şerhin "muhatap nüshasın"nda yer
alması gerektiği, muhatabın kapısına yapıştırılan "muhatap nüshası"nın ise idarenin elinde bulunmasına, dolayısıyla da
dava dosyasına sunulmasına imkân bulunmadığı açıktır.
Dava konusu
haciz işleminin dayanağı olan davacı adına düzenlenen ödeme emirleri, davacının
MERNİS adresinde kapıya pusula yapıştırılmak suretiyle tebliğ edilmiştir. Ancak
yapılan bu tebliğin; Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No:485) ekinde yer
alan tebligat pusulası örneğine ilişkin düzenlemenin, Kanun'un getiriliş
amacına uymayacak şekilde hukuki güvenliği göz ardı etmesi ve tebligat adresine
gidilip gidilmediği, dolayısıyla tebliğ işleminin gerçekleşip gerçekleşmediği
ile 213 sayılı Kanun'un aradığı tebliğ evrakının gönderildiği idareden
alınabileceği yolundaki şerhi içerir bir pusulanın kapıya yapıştırıldığı hususlarını
ispat etmekten uzak olması nedeniyle usulsüz olduğu sonucuna varılmıştır.
Bu hâliyle,
davacıya usulüne uygun şekilde tebliğ yapıldığı ispat edilemediğinden ve
dolayısıyla davacı açısından usule uygun şekilde haciz aşamasına gelmiş bir
amme alacağı bulunmadığından, dava konusu haciz işleminde kanuna uygunluk
görülmemiştir.
Vergi Dava
Dairesi bu gerekçeyle istinaf istemini kesin olarak reddetmiştir.
IV. İNCELEME VE GEREKÇE:
A. İLGİLİ HUKUK:
i. İlgili Mevzuat:
1. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun "Tebliğ" başlıklı 21. maddesinde şu
düzenlemeye yer verilmiştir:
"Tebliğ, vergilendirmeyi ilgilendiren ve
hüküm ifade eden hususların yetkili makamlar tarafından mükellefe veya ceza
sorumlusuna yazı ile bildirilmesidir."
2. 213 sayılı Kanun'un "Tebliğ esasları" başlıklı 93. maddesinde şu düzenlemeye yer
verilmiştir:
"Tahakkuk fişinden gayri, vergilendirme ile
ilgili olup, hüküm ifade eden bilumum vesikalar ve yazılar adresleri bilinen
gerçek ve tüzel kişilere posta vasıtasiyle ilmühaberli taahhütlü olarak,
adresleri bilinmiyenlere ilan yolu ile tebliğ edilir.
Şu kadar ki, ilgilinin kabul etmesi şartiyle, tebliğin
daire veya komisyonda yapılması caizdir."
3. 213 sayılı Kanun'un 01/01/2018 tarihinde yürürlüğe
giren 7061 sayılı Kanun'un 16. maddesiyle değişik "Bilinen adresler" başlıklı 101. maddesinde şu düzenlemeye yer verilmiştir:
"Bu Kanuna göre bilinen adresler şunlardır:
1. Mükellef tarafından işe başlamada veya
adres değişikliğinde bildirilen işyeri adresleri,
2. Yoklama fişinde veya ilgilinin imzası
bulunmak şartıyla yetkili memurlar tarafından bir tutanakla tespit edilen
işyeri adresleri,
3. 25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununa göre oluşturulan adres kayıt
sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi.
Birinci fıkranın (1) ve (2) numaralı
bentlerinde yazılı bilinen adreslerden tarih itibarıyla tebligat yapacak makama
en son olarak bildirilmiş veya bu makamca tespit edilmiş olanı dikkate alınır
ve tebliğ öncelikle bu adreste yapılır.
İşyeri adresinde tebliğ yapılacak
olanların bu adresinde bulunamaması, işin bırakılması veya işin bırakılmış
addolunması hallerinde tebliğ, gerçek kişilerde kendisinin, tüzel kişilerde
bunların başkan, müdür veya kanuni temsilcilerinden birinin, tüzel kişiliği
olmayan teşekküllerde ise bunları idare edenler veya varsa temsilcilerinden
herhangi birinin adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinde
yapılır.
İşyeri adresi olmayanlara tebliğ, doğrudan
adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinde yapılır."
4. 213 sayılı Kanun'un 01/01/2018 tarihinde yürürlüğe
giren 7061 sayılı Kanun'un 17. maddesiyle değişik "Tebliğ evrakının teslimi" başlıklı 102. maddesinde şu düzenlemeye
yer verilmiştir:
"Tebliğ olunacak evrakı içeren zarf posta idaresince
muhatabına verilir ve bu durum muhatap ile posta memuru tarafından tebliğ
alındısına tarih ve imza konulmak suretiyle tespit olunur.
Muhatap imza edecek kadar yazı bilmez veya
herhangi bir sebeple imza edemeyecek durumda bulunursa sol elinin başparmağı
bastırılmak suretiyle tebliğ edilir.
Muhatap tebellüğden imtina ederse, tebliğ
evrakının gönderildiği idareden alınabileceği şerhini içeren bir pusula kapıya
yapıştırılır. Posta memuru, durumu tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza ederek,
tebliğ olunacak evrakı tebliği yaptıran idareye teslim eder. Bu durumda tebliğ,
pusulanın kapıya yapıştırıldığı tarihte yapılmış sayılır.
Bu Kanunun 101 inci maddesinin birinci
fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentlerinde sayılan işyeri adreslerine tebliğe
çıkılan hallerde, tebliğ yapılacak olanların bu adreste bulunamaması durumunda
(Bulunamama durumu o adresten geçici ayrılmaları da kapsar.) durum, posta
memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek, tebliğ evrakı
gönderildiği idareye iade edilir. Bu durumda bu Kanunun 101 inci maddesinin
üçüncü fıkrasına göre işlem yapılır.
Bu Kanunun 101 inci maddesinin birinci
fıkrasının (3) numaralı bendinde sayılan adrese tebliğe çıkılan hallerde,
tebliğ yapılacak kişinin adresinde bulunamaması durumunda (Bulunamama durumu o
adresten geçici ayrılmaları da kapsar.) durum, posta memuru tarafından tebliğ
alındısı üzerine şerh ve imza edilerek, tebliğ evrakı gönderildiği idareye iade
edilir. Bunun üzerine tebliği çıkaran merci tarafından tayin olunacak münasip
bir süre sonra yeniden tebliğ çıkarılır. İkinci defa çıkarılan tebliğ evrakı da
aynı sebeplerle tebliğ edilemezse, tebliğ evrakının gönderildiği idareden
alınabileceği şerhini içeren bir pusula kapıya yapıştırılır. Bu durum, posta
memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek, tebliğ evrakı,
gönderildiği idareye iade edilir. Tebliğ evrakının pusulanın yapıştırıldığı
tarihten itibaren on beş gün içerisinde muhatabı tarafından alınması hâlinde
alındığı günde, bu süre içerisinde alınmaması hâlinde ise on beşinci günde
tebliğ yapılmış sayılır.
Maliye Bakanlığı, bu maddenin
uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir."
5. 213 sayılı Kanun'un 102. maddesinin altıncı
fıkrasında verilen yetkiye dayanılarak çıkarılan ve 17/12/2017 tarih ve 30273
sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra
No:485)'nin "3. Tebliğ evrakının teslimi"
başlıklı bölümünde yer alan "3.2.
Muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinde tebliğe
çıkılması" başlıklı alt bölümünde şu düzenlemeye yer verilmiştir:
"213 sayılı Kanunun 94 üncü maddesi
kapsamında tebliğ yapılacak kişinin bilinen işyeri adresinde bulunamaması
(geçici ayrılmalar dâhil) ya da muhatabın bilinen işyeri adresinin olmaması
durumlarında, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresine
tebligata çıkılır ve tebliğ bu adreste yapılır.
Tebliğ olunacak evrakı içeren zarf posta idaresince
muhatabına verilir ve bu durum muhatap ile posta memuru tarafından tebliğ
alındısına tarih ve imza konulmak suretiyle tespit olunur. Zarfın, posta memuru
tarafından muhatabına verildiği tarihte tebliğ yapılmış sayılır. 213 sayılı
Kanunun 94 üncü maddesi kapsamında tebliğ yapılacak olanların yerleşim yeri
adresinde bulunamaması (geçici ayrılmalar dâhil) halinde durum, posta memuru
tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilir. Bu durumda kapıya
pusula yapıştırılmaz ve tebliğ evrakı derhal gönderildiği idareye iade edilir.
Bunun üzerine tebliği çıkaran merci tarafından olayın
özelliğine göre (zamanaşımı vs.) tayin olunacak münasip bir süre sonra yeniden
tebliğe çıkılır, ikinci defa çıkarılan tebliğ evrakına, adres kayıt sisteminde
bulunan yerleşim yeri adresine ikinci defa çıkıldığına ilişkin ibare konulur.
İkinci defa çıkarılan tebliğ evrakı da aynı sebeplerle tebliğ edilemezse,
tebliğ evrakının gönderildiği idareden alınabileceği şerhini içeren ve bu
tebliğ ekinde yer alan tebligat pusulası (pusula) (Ek:1) kapıya yapıştırılır.
Bu durum, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek
tebliğ evrakı gönderildiği idareye iade edilir. Tebliğ evrakının pusulanın
yapıştırıldığı tarihten itibaren on beş gün içerisinde muhatabı tarafından
alınması hâlinde alındığı günde, bu süre içerisinde alınmaması hâlinde ise
pusulanın kapıya yapıştırıldığı tarihi izleyen on beşinci günde tebliğ yapılmış
sayılır."
ii. İlgili Kararlar:
1. Anayasa Mahkemesi kararı:
213 sayılı
Vergi Usul Kanunu'nun 7061 sayılı Kanun'un 17. maddesiyle değiştirilen 102.
maddesinin beşinci fıkrasının üçüncü, dördüncü ve beşinci cümlelerinin; itiraz
konusu kurallarla muhatabın adreste bulunmaması hâlinde posta memurunun tek
taraflı yapacağı kapıya pusula yapıştırma işlemi ile bu işlemin yapıldığına dair
posta memurunun yine tek başına imzalayacağı alındı belgesinin idareye iade
edilmesi suretiyle tebligatın tamamlanmasının öngörüldüğü, muhataba veya
muhataba teslim edilmek üzere muhtarlığa bırakılan bir tebliğ zarfının
bulunmadığı, tebligatın en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya
kapıcıya bildirilmesi zorunluluğunun da öngörülmediği, tebliğ pusulasının
kapıya yapıştırılmasıyla birlikte muhatabın kendisine teslim edilemeyen söz
konusu tebliğ evrakından haberdar olduğunun varsayıldığı, ayrıca pusulanın
kapıya yapıştırılıp yapıştırılmadığı hususunun uygulamada ciddi ispat
sorunlarına neden olduğu, bu hâliyle kuralların tebliğ işleminin muhatapları
açısından yeterli hukuksal güvence sağlamadığı, bu durumun hukuki güvenlik,
belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleriyle bağdaşmadığı, mülkiyet hakkının
ölçüsüz bir şekilde sınırlandırıldığı belirtilmek suretiyle Anayasa'ya aykırı
olduğu ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan başvuru
üzerine verilen ve 01/12/2021 tarih ve 31676 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan
Anayasa Mahkemesinin 22/09/2021 tarih ve E:2021/37, K:2021/63 sayılı kararının
gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"38. Bu durumda kurallarla mahkemeye erişim
hakkına bir sınırlama getirilmiş ise de bunun kişilere makul olmayan bir külfet
yüklememesi için Kanunda gerekli güvencelerin öngörüldüğü, bu çerçevede
kurallarla ulaşılmak istenen amaca ilişkin kamu yararı ile mahkemeye erişim
hakkına ilişkin kişisel yarar arasında bulunması gereken makul dengenin
gözetildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralların orantısız bir sınırlamaya
neden olmadığı, dolayısıyla mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz bir sınırlama
getirmediği sonucuna ulaşılmıştır.
39. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa'nın 13. ve
36. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir."
2. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun (VDDK)
ilgili kararları:
Vergi Usul
Kanunu Genel Tebliği (Sıra No:485)'nin ekinde yer alan tebligat pusulası
örneğinin, 18/01/2024 tarih ve 32433 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Vergi
Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No:485)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ
(Sıra No:558) ile değiştirilmeden önceki hâli uyarınca yapılan tebligatın, 213
sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 01/01/2018 tarihinde yürürlüğe giren 7061 sayılı
Kanun'un 17. maddesiyle değişik 102. maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen
usule uygun olduğu yönünde verilen kararlar (VDDK, 24/12/2025, E:2025/491, K:2025/1162; VDDK, 13/11/2024,
E:2024/526, K:2024/991)
B. HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
2576 sayılı
Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve
Görevleri Hakkında Kanun'un 3/C maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca karar
veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları
dinlendikten sonra konu ile ilgili kararlar ve mevzuat incelenerek gereği
görüşüldü:
Bölge İdare
Mahkemeleri Vergi Dava Dairelerince verilen kararlar arasındaki aykırılık, 213
sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 01/01/2018 tarihinde yürürlüğe giren 7061 sayılı
Kanun'un 17. maddesiyle değişik 102. maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen
tebliğ usulünün uygulanmasında kullanılan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra
No:485)'nin ekinde yer alan tebligat pusulası örneğinin, 18/01/2024 tarih ve
32433 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra
No:485)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Sıra No:558) ile
değiştirilmeden önceki hâlinin, mükellefler yönünden yeterli güvenceyi içerip
içermediği ve tebligatın usulüne uygun biçimde gerçekleştirildiğinin ortaya
konulabilmesine elverişli olup olmadığına ilişkindir.
Tebligat,
hukuki işlemlerin yetkili makamlarca kanuna uygun şekilde muhatabına ya da
muhatap adına kabule kanunen yetkili kılınanlara yazılı olarak bildirimi ve bu
bildirimin usulüne uygun olarak yapıldığının belgelendirilmesi işlemidir. Bu
kapsamda, tebliğ işleminin bilgilendirme ve belgelendirme olmak üzere iki temel
fonksiyonu bulunmaktadır. Bilgilendirme fonksiyonu, muhatabın tebliğe konu
işlemden haberdar olmasını ve bu surette haklarını kullanabilmesini;
belgelendirme fonksiyonu ise tebliğ işleminin usulüne uygun şekilde
gerçekleştirildiğinin ortaya konulabilmesini ve denetlenebilmesini
sağlamaktadır. Tebliğin usulüne uygun olduğunun kabulü, tebligat işleminin
anılan fonksiyonların gerçekleşmesini sağlayacak biçimde ve mevzuatta öngörülen
kurallara uygun şekilde yapılmış olmasına bağlıdır.
Vergilendirmeyle
ilgili hüküm ifade eden vesikaların muhataplarına hangi usullerle tebliğ
edileceği 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nda düzenlenmiştir. Anılan Kanun'da
öngörülen tebliğ usullerinden biri olan posta yoluyla tebliğ usulü, Kanun'un 99
ila 102. maddelerinde düzenlenmiş olup 01/01/2018 tarihinde yürürlüğe giren
7061 sayılı Kanun'un 16 ve 17. maddeleriyle bu tebliğ usulüne ilişkin
düzenlemelerde bazı değişikliklere gidilmiştir.
213 sayılı
Kanun'un 101. maddesinde 7061 sayılı Kanun'un 16. maddesiyle yapılan
değişiklikle 25/04/2006 tarih ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'na göre
oluşturulan adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi bilinen
adreslerden biri olarak kabul edilmiştir. 213 sayılı Kanun'un 7061 sayılı
Kanunla değişik 101 ve 102. maddeleri uyarınca, mükellefin bilinen iş yeri
adresinde bulunamaması (geçici ayrılma dahil), işin bırakılması veya işin
bırakılmış addolunması veyahut iş yeri adresinin olmaması hâllerinde tebliğin, gerçek
kişilerde kendisinin, tüzel kişilerde bunların başkan, müdür veya kanuni
temsilcilerinden birinin, tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde ise bunları
idare edenler veya varsa temsilcilerinden herhangi birinin adres kayıt
sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinde yapılması gerekmektedir.
Adres kayıt
sisteminde bulunan yerleşim yeri adresine posta yoluyla tebliğ usulü, 213
sayılı Kanun'un 7061 sayılı Kanun'un 17. maddesiyle değişik 102. maddesinin
beşinci fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre, tebliğ yapılacak kişinin adres
kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinde bulunamaması (geçici ayrılma
dahil) hâlinde durum, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve
imza edilerek, tebliğ evrakı gönderildiği idareye iade edilecektir. Bunun
üzerine tebliği çıkaran merci tarafından tayin olunacak münasip bir süre sonra
muhataba yeniden tebliğ çıkartılacaktır. İkinci defa çıkarılan tebliğ evrakı da
aynı sebeplerle tebliğ edilemezse, tebliğ evrakının gönderildiği idareden
alınabileceği şerhini içeren bir pusula kapıya yapıştırılacak ve bu durum,
posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek, tebliğ
evrakı, gönderildiği idareye iade edilecektir. Tebliğ evrakının pusulanın
yapıştırıldığı tarihten itibaren on beş gün içerisinde muhatabı tarafından
alınması hâlinde alındığı günde, bu süre içerisinde alınmaması hâlinde ise on
beşinci günde tebliğ yapılmış sayılacaktır.
213 sayılı
Kanun'un 7061 sayılı Kanun'la değişik 102. maddesinin altıncı fıkrasında,
anılan maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirleme konusunda
Maliye Bakanlığına verilen yetkiye dayanılarak çıkarılan ve 17/12/2017 tarih ve
30273 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra
No:485)'nin ekinde, 213 sayılı Kanun'un sözü edilen maddesinde belirtilen
tebligat pusulası örneğine yer verilmiştir. Anılan örneğe göre tebligat
pusulası, biri tebliği çıkaran idarede kalacak olan idare nüshası, diğeri ise
muhatabın kapısına yapıştırılacak olan muhatap nüshası olmak üzere iki nüshadan
oluşmaktadır. Anılan tebligat pusulası örneğinin idare nüshasında yalnızca
muhatabın adı ve soyadı ile vergi kimlik numarası, tebliğ evrakını gönderen
idare, barkod numarası, tarih ve saat ile tebliğe çıkan memurun adı ve soyadına
ilişkin bilgiler ile memurun imzasına ilişkin bölümün yer aldığı görülmektedir.
Muhatap nüshasında ise idare nüshasında yer alan hususların tamamının yanı
sıra, tebliğ evrakının, gönderen idareye iade edilmesini gerektiren nedenin,
tebellüğden imtina edilmesi veya yerleşim yeri adresine ikinci defa gidildiği
hâlde tebliğ yapılacak olanların adreste bulunamaması (geçici ayrılma dahil)
hâllerinden hangisine dayandığının tebliğ memurunca ilgili bölüm işaretlenmek
suretiyle belirtilmesi öngörülmüş; tebliğ evrakının gönderen idareden
alınabileceğine ilişkin bilgiye yer verilmiştir. Ayrıca, tebellüğden imtina
edilmesi durumunda pusulanın kapıya yapıştırıldığı tarihte tebliğin yapılmış
sayılacağı; yerleşim yeri adresine ikinci defa gidildiği hâlde tebliğ yapılacak
olanların adreste bulunamaması (geçici ayrılma dahil) durumunda ise tebliğ
evrakının pusulanın kapıya yapıştırıldığı tarihten itibaren on beş gün
içerisinde alınması hâlinde alındığı gün, bu süre içerisinde alınmaması hâlinde
on beşinci günde tebliğ yapılmış sayılacağı hususlarında muhatabı bilgilendirmeye
yönelik açıklamalara yer verilmiştir.
213 sayılı
Kanun'un 7061 sayılı Kanunla değişik 102. maddesinin beşinci fıkrasında
öngörülen tebliğ usulüne ilişkin düzenlemelerin, muhatabın tebliğe konu
işlemden haberdar olması ile mahkemeye erişim hakkı bakımından yeterli güvenceleri
içerip içermediği hususu, anılan fıkranın üçüncü, dördüncü ve beşinci
cümlelerinin iptali istemiyle yapılan başvuru üzerine verilen Anayasa
Mahkemesinin 22/09/2021 tarih ve E:2021/37, K:2021/63 sayılı kararında
değerlendirilmiştir.
Anayasa
Mahkemesine yapılan bu başvuruda; tebligat pusulasının kapıya yapıştırılması
işleminin posta memuru tarafından tek taraflı olarak gerçekleştirildiği,
muhataba veya muhataba teslim edilmek üzere muhtarlığa bırakılan bir tebliğ
evrakının bulunmadığı, komşuya, yöneticiye veya kapıcıya herhangi bir
bildirimde bulunulmasının da öngörülmediği, bu nedenle tebliğ pusulasının
kapıya yapıştırılıp yapıştırılmadığının uygulamada ciddi ispat sorunlarına yol
açtığı, itiraz konusu kuralların muhataplar bakımından yeterli hukuksal güvence
sağlamadığı, hukuki güvenlik, belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleriyle
bağdaşmadığı ve mülkiyet hakkını ölçüsüz biçimde sınırladığı ileri sürülmüştür.
Anayasa
Mahkemesi, anılan kuralları Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan
mahkemeye erişim hakkı yönünden incelemiştir. Mahkeme, kuralların muhatabın
tebliğe konu işlemden haberdar olmasına imkân sağlayacak güvenceler içerdiğini
belirtmiş; kurallarla mahkemeye erişim hakkına bir sınırlama getirilmiş ise de
bu sınırlamanın kişilere makul olmayan bir külfet yüklememesi için Kanun'da
gerekli güvencelerin öngörüldüğü, kamu yararı ile mahkemeye erişim hakkına
ilişkin kişisel yarar arasında bulunması gereken makul dengenin gözetildiği ve
kuralların mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirmediği sonucuna
ulaşarak itirazı reddetmiştir.
Bu itibarla,
uyuşmazlığın çözümü bakımından, Anayasa Mahkemesince yeterli güvenceleri
içerdiği kabul edilen 213 sayılı Kanun'un 7061 sayılı Kanunla değişik 102.
maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen tebliğ usulünün uygulanmasında
kullanılan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No:485)'nin ekinde yer alan
tebligat pusulası örneğinin, anılan düzenlemeyle öngörülen güvenceleri içerip
içermediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
Vergi Usul
Kanunu Genel Tebliği (Sıra No:485)'nin ekinde yer alan tebligat pusulası
örneğinin kapıya yapıştırılacak olan muhatap nüshasında, 213 sayılı Kanun'un
7061 sayılı Kanunla değişik 102. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca muhataba
bildirilmesi gereken hususların tamamının yer aldığı görülmektedir. Bu
itibarla, tebligat pusulası örneğinin anılan düzenlemeyle öngörülen güvenceleri
içerdiği sonucuna ulaşılmış olup, muhatap nüshasında yer alan bazı hususların idare
nüshasında yer almaması tek başına anılan düzenlemeyle öngörülen güvencelerin
sağlanmadığı sonucunu doğurmamaktadır.
Öte yandan,
Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No:485)'nin ekinde yer alan tebligat
pusulası örneği esas alınarak oluşturulan muhatap nüshasının muhatabın kapısına
yapıştırılacak olması nedeniyle dava dosyasına ibrazının mümkün olmadığı da
gözetildiğinde muhatabın kapısına yapıştırdığının kabulü gerekmektedir. Bu
durum, Anayasa Mahkemesi kararında yapılan değerlendirmeler ile ulaşılan sonuç
da dikkate alındığında tebliğin usule uygunluğunu ispat açısından bir sorun
oluşturmamaktadır. Dolayısıyla söz konusu tebligat pusulası örneğinin
tebligatın usulüne uygun biçimde gerçekleştirildiğinin ortaya konulabilmesine
elverişli olduğunun kabulü gerekmektedir.
Açıklanan
nedenlerle, söz konusu tebligat pusulası örneği uyarınca yapılan tebligatlarda
213 sayılı Kanun'un 7061 sayılı Kanun'la değişik 102. maddesinin beşinci
fıkrasında öngörülen usule aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
V- SONUÇ:
Açıklanan
hukuksal nedenler ve gerekçeyle aykırılığın, Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği
(Sıra No:485)'nin
ekinde yer alan tebligat pusulası örneğinin, 18/01/2024 tarih ve 32433 sayılı
Resmî Gazete'de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No:485)'nde
Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Sıra No:558) ile değiştirilmeden önceki
hâli uyarınca yapılan tebligatın, 213
sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 01/01/2018 tarihinde yürürlüğe giren 7061 sayılı Kanun'un 17. maddesiyle değişik 102.
maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen usule uygun olduğu yönünde
giderilmesine, 13/05/2026 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.
X- KARŞI OY:
Vergi Usul
Kanunu Genel Tebliği (Sıra No:485)'nin ekinde yer alan tebligat pusulası
örneğinin, 18/01/2024 tarih ve 32433 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Vergi
Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No:485)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ
(Sıra No:558) ile değiştirilmeden önceki hâlinde, kapıya yapıştırılacak olan
muhatap nüshasında 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 01/01/2018 tarihinde
yürürlüğe giren 7061 sayılı Kanun'un 17. maddesiyle değişik 102. maddesinin
beşinci fıkrası uyarınca muhataba bildirilmesi gereken hususların tamamına yer
verilmekle birlikte, idare nüshasında adrese ikinci kez gelindiği, tebliğ
evrakının evrakı gönderen idareden alınabileceği, alınmaması hâlinde pusulanın
kapıya yapıştırıldığı tarihten itibaren on beşinci günde tebliğ edilmiş
sayılacağı hususlarına yer verilmemiştir.
Bu durum
dikkate alındığında, yargı mercilerince tebligat işleminin usulüne uygun olarak
yapılıp yapılmadığının denetlenmesi bakımından esas alınan idare nüshasının,
tebligat işleminin 213 sayılı Kanun'un 7061 sayılı Kanun'la değişik 102.
maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen usule uygun olarak gerçekleştirildiğini
ortaya koymaya elverişli olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, söz konusu
tebligat pusulası örneğinin anılan düzenlemeye uygun olduğundan söz edilemez.
Açıklanan
hukuksal nedenler ve gerekçeyle aykırılığın, Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği
(Sıra No:485)'nin ekinde yer alan tebligat pusulası örneğinin, 18/01/2024 tarih
ve 32433 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği
(Sıra No:485)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Sıra No:558) ile
değiştirilmeden önceki hâli uyarınca yapılan tebligatın, 213 sayılı Vergi Usul
Kanunu'nun 01/01/2018 tarihinde yürürlüğe giren 7061 sayılı Kanun'un 17.
maddesiyle değişik 102. maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen usule uygun
olmadığı yönünde giderilmesi gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.
SE