Danıştay 6. Daire 2026/2171 Esas ve K 2026-3488 sayılı Kararı; Yasal dava açma süresi içinde (60 gün) açılan dava tarihinin esas alınması gerekirken, sonradan verilen dilekçe ret kararı üzerine hatalı olarak ikinci kez açılan davanın dava açma tarihi olarak esas alınarak davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolunda verilen kararda hukuka uyarlık bulunmadığı
DANIŞTAY KARARI
ALTINCI DAİRE BAŞKANLIĞI
15.09.2026
Tarih ve 33371 Sayılı R.G.
Esas No: 2026/2171
Karar No :2026/3488
KANUN YARARINA TEMYİZ EDEN :
Danıştay Başsavcılığı -ANKARA
DAVACI :
RMA Tourism Gıda
İşletmeleri AŞ
VEKİLİ :
Av. Levent Lezgin Kılınç
(E-tebligat adresi)
DAVALI :
İstanbul Valiliği
VEKİLİ :
Av. Gülşen Çağ (E-tebligat adresi)
YARGILAMA
SÜRECİ :
Dava konusu
istem: İstanbul ili,
Beşiktaş ilçesi, Etiler Mahallesi, Dilhayat Sokak, No:18, 578 ada, 10 parsel
sayılı taşınmazda bulunan yapıya ilişkin yapı kayıt belgesinin, yapının
31/12/2017 tarihinden sonra inşa edildiğinden bahisle iptal edilmesine ilişkin
13/03/2023 tarihli yazıyla bildirilen 02/03/2023 tarihli ve 5849859 sayılı İstanbul
Valiliği Çevre, Şehircilik ve İklim
Değişikliği İl Müdürlüğü İşleminin, bu karar uyarınca ilgili idarelerince işlem
yapılmasının bildirilmesine dair 14/03/2023 tarihli ve 5942967 sayılı,
05/06/2023 tarihli ve 6582906 sayılı işlemlerin iptaline dair İstanbul
7. İdare Mahkemesi'nin 05/06/2024
tarihli ve E:2023/1710, K:2024/1137 sayılı kararına karşı yapılan istinaf
başvurusunun kabulü ile istinaf konusu Mahkeme kararının kaldırılmasına,
davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin olarak İstanbul
Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava
Dairesince verilen 21/01/2025 tarihli ve E:2024/2685, K:2025/203 sayılı
kararın, kanun yararına temyiz edilmesi talebiyle Danıştay Başsavcılığını
bilgilendiren dilekçe üzerine Danıştay Başsavcılığı tarafından, "2577 sayılı
Kanunun 51. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "Bu bozma kararı, daha önce
kesinleşmiş olan merci kararının hukukî sonuçlarını kaldırmaz." kuralının
Danıştay Altıncı Dairesince, Anayasaya aykırılık nedeniyle iptali istemiyle
itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulması; esasa ilişkin olarak da, İstanbul
7. İdare Mahkemesinin 05/06/2024 tarihli
ve E:2023/1710, K:2024/1137 sayılı kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun
kabulüne ve davanın süre aşımı yönünden reddine ilişkin olarak İstanbul
Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava
Dairesince verilen 21/01/2025 tarihli ve E:2024/2685, K:2025/203 sayılı
kararın, 2577 sayılı Kanunun 51. maddesi uyarınca yürürlükteki hukuka aykırı
sonucu ifade ettiğinden, kanun yararına bozulması" talep edilmiştir.
İlk Derece
Mahkemesi kararının özeti: İstanbul
7. İdare Mahkemesinin 05/06/2024 tarih
ve E:2023/1710, K:2024/1137 sayılı kararında; yerinde yaptırılan keşif ve
bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporun dosyadaki bilgi ve belgelerin
birlikte incelenmesinden, 725 m2 alan için yapı kayıt belgesinin
düzenlendiği, binanın yıkılarak yeniden yapıldığına dair dosyada ve bilirkişi
raporunda herhangi bir tespitin bulunmadığı, Beşiktaş Belediyesi çalışanlarınca
düzenlenen 19.06.2023 tarihli yazıda da binanın tamamen yıkılmadığının tespit
edildiği, bilirkişi raporunda belirtilen D alanının yapı kayıt belgesine esas
alanlardan olduğu ve 31.12.2017 tarihinden sonra inşa edildiği anlaşılmış ise
de bu durumun yapı kayıt belgesinin tamamının iptalini gerektirmeyeceği, bu
haliyle yapı kayıt belgesinin iptali ve ilgili idarelerince işlem yapılması
yolunda tesis edilen işlemlerde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varıldığı
gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir.
Bölge İdare
Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının özeti: İstanbul
Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava
Dairesince verilen 21/01/2025 tarihli ve E:2024/2685, K:2025/203 sayılı kararda;
parselin malikinin dava dışı Havva Zeynep Rek olduğu, yapı kayıt belgesinin
iptaline ilişkin İstanbul Valiliği
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü
02.03.2023 tarih ve 5849859 sayılı işleminin, 13/03/2023 tarih ve 5940204
sayılı işlem ekinde 31/03/2023 tarihinde Havva Zeynep Rek'e bizzat tebliğ
edildiği, davacının yapı kayıt belgesine konu yapının kiracısı olduğu ve
26/07/2023 tarihinde dava açıldığı görülmekle birlikte yapıda kiracı olarak
bulunması malik adına tesis edilen ve usulüne uygun olarak tebliğ edilen
işlemler yönüyle yeniden dava açma süresini canlandırmayacağı, aksi durumun idari
işlemlerin, belirli süre ile dava yoluna başvurulabilmesini öngören ve kamu
düzenine ilişkin bulunan dava açma süreleri ile ilgili "usul" hükümlerinin
uygulanabilirliğini ortadan kaldıracağı gibi bu durumun idari tasarrufların
sürdürülebilirliği ilkesi ve hukuk devletinin en önemli unsurlarından olan
hukuki öngörülebilirlik ve idari istikrar ilkesi ile bağdaşmayacağı, yapıya
ilişkin verilmiş ve usulüne uygun olarak yapı kayıt belgesine konu yapının
maliki olan Havva Zeynep Rek'e 31/03/2023 tarihinde tebliğ edilerek idari
süreci tamamlanan yapı kayıt belgesinin iptaline ilişkin 02/03/2023 tarih ve
5849859 sayılı dava konusu işleme ve yapı kayıt belgesinin iptaline ilişkin işlemin
bildirilmesine ilişkin üst yazı niteliğindeki 13/03/2023 tarih ve 5940204 sayılı
işlem ile anılan işlemlerin uygulanmasına yönelik 14.03.2023 tarih ve 5942967
sayılı, 05.06.2023 tarih ve 6582906 sayılı işlemlere karşı yasal dava açma
süresi geçirildikten çok sonra 26/07/2023 tarihinde açılan bu davanın süre
aşımı nedeniyle reddi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davalının
istinaf isteminin kabulüne, İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın
süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
DANIŞTAY
BAŞSAVCISININ İSTEMİ: İstanbul
ili, Beşiktaş ilçesi, Etiler Mahallesi,
Dilhayat Sokak, No:18, 578 ada, 10 parsel sayılı taşınmazda bulunan yapıya
ilişkin yapı kayıt belgesinin, yapının 31/12/2017 tarihinden sonra inşa
edildiğinden bahisle iptal edilmesine ilişkin 13/03/2023 tarihli yazıyla
bildirilen 02/03/2023 tarihli ve 5849859 sayılı İstanbul
Valiliği Çevre, Şehircilik ve İklim
Değişikliği İl Müdürlüğü
işleminin, bu karar uyarınca ilgili idarelerince işlem yapılmasının
bildirilmesine dair 14/03/2023 tarihli ve 5942967 sayılı, 05/06/2023 tarihli ve
6582906 sayılı işlemlerin iptaline dair İstanbul
7. İdare Mahkemesi'nin 05/06/2024
tarihli ve E:2023/1710, K:2024/1137 sayılı kararına karşı yapılan istinaf
başvurusunun kabulü ile istinaf konusu Mahkeme kararının kaldırılmasına,
davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin olarak İstanbul
Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava
Dairesince verilen 21/01/2025 tarihli ve E:2024/2685, K:2025/203 sayılı
kararın, kanun yararına temyiz edilmesi talebiyle Danıştay Başsavcılığını
bilgilendiren dilekçe üzerine konu incelendi:
A)
KANUN YARARINA TEMYİZ BAŞVURUSUNUN HUKUKİ DEĞERLENDİRMESİ
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28 Haziran 2014 tarihli ve 29044 sayılı
Resmi Gazete'de yayımlanan 6545 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile değişik "Kanun
Yararına Temyiz" başlıklı 51.
maddesinde:
"1. İdare ve vergi mahkemeleri ile
bölge idare mahkemelerinin kesin olarak verdiği kararlar ile istinaf veya
temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği
bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenler, ilgili
bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından
kanun yararına temyiz olunabilir.
2. Temyiz isteği yerinde
görüldüğü takdirde karar, kanun yararına bozulur. Bu bozma kararı, daha önce
kesinleşmiş olan merci kararının hukuki sonuçlarını kaldırmaz.
3. Bozma kararının bir örneği
ilgili bakanlığa gönderilir ve Resmi Gazete'de yayımlanır." kuralına yer
verilmiştir.
Kanuni süre geçtikten sonra kanun
yolu başvurusunda bulunulması üzerine süre aşımı yönünden başvurunun
reddedilmesi veya herhangi bir usuli sebeple kanun yolu incelemesine tabi
tutulmadan kararın kesinleşmesi hallerinde kanun yolu incelemesi yapılmış
olmadığından, bu kararlar kanun yararına temyiz edilebilir.
2577 sayılı Kanun'un 20/A ve 20/B
maddeleri
uyarınca ivedi yargılama usulü uygulanarak verilen ve istinaf kanun yoluna
başvurmadan temyiz edilebilen kararlardan temyiz incelemesinden geçmeden
kesinleşenlerin kanun yararına temyiz edilebileceği hususunda da tereddüt
bulunmamaktadır.
6545 sayılı Kanun'un genel
gerekçesinde, Danıştay'ın temyizen karara bağladığı iş yükünün azaltılarak
Danıştay'ın içtihat mahkemesi rolünün güçlendirilmesinin amaçlandığı
belirtilmiş; madde gerekçelerine ilişkin 16. maddesinde, "Maddeyle, idari
yargıda istinaf kanun yolunun kabul edilmesinin zorunlu sonucu olarak kanun
yararına temyiz kurumunda değişiklik yapılmaktadır. Buna göre idare ve vergi
mahkemeleri ile bölge idare mahkemelerinin kesin olarak verdiği kararlar
aleyhine kanun yararına temyiz yoluna başvurulabilecektir" açıklamasına yer verilmiştir
(Başbakanlık Kanunlar Genel Müdürlüğü'nün 12/05/2014 tarihli ve Sayı:
1853594-101-900-2165 sayılı, anılan Kanun tasarısına ilişkin gerekçeye ilişkin
yazısı; TBMM, 1908'den Günümüze Tutanaklar, Yasama Dönemi 24, Yasama Yılı 4,
Sıra Sayısı 592, s.11,16).
2577 sayılı Kanun'un "İstinaf"
başlıklı 45.
maddesinde, konusu otuz bir bin Türk lirasını geçmeyen; vergi davaları, tam
yargı davaları ve idari işlemlere karşı açılan iptal davaları hakkında idare ve
vergi mahkemelerince verilen kararlar ile bölge idare mahkemelerinin 46.
maddeye göre temyize açık olmayan kararlarının kesin olduğu belirtilmiştir.
Dolayısıyla temyiz edilebilecek kararların gösterildiği İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 46. maddesinde yer almayan konularda bölge idare mahkemelerince
verilen nihai kararların kesin olduğu açıktır.
2577 sayılı Kanun'un 51/1.
maddesinde yer verilen "idare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare
mahkemelerinin kesin olarak verdiği kararlar" ifadesi ile, idare ve vergi
mahkemelerince verildiği anda kesin olan kararlar ile bölge idare
mahkemelerinin ilk derece mahkemelerinin istinaf yolu açık kararlarına karşı
istinaf yoluna başvurulması üzerine 2577 sayılı Kanunun 46. maddesinde
gösterilmeyen konularda istinaf incelemesi sonucunda verdikleri kesin (temyiz
yolu kapalı) kararları; "istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş
bulunan kararlar" ifadesiyle de, ilk derece idare ve vergi mahkemelerince
verilip istinaf kanun yolu açık olduğu halde taraflarca süresinde istinaf kanun
yoluna başvurulmaması sebebiyle kesinleşen kararlar ile istinaf incelemesinden
sonra temyiz kanun yolu açık olduğu halde taraflarca süresi içinde temyiz kanun
yoluna başvurulmaması sebebiyle temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş
bulunan bölge idare mahkemesi kararlarının anlaşılması gerekmektedir.
Bu itibarla, 2577 sayılı Kanun'un
51. maddesine göre kanun yararına temyiz; istinaf veya temyiz kanun yolları
kapalı olduğu için kesinleşmiş ya da istinaf veya temyiz kanun yolları açık
olduğu halde taraflardan hiçbirinin süresi içinde istinaf veya temyiz yoluna
başvurmaması sebebiyle kesinleşmiş olan idare ve vergi mahkemeleri ile bölge
idare mahkemelerince verilen nihai kararlara karşı başvurulabilen olağanüstü
bir kanun yolu olup, bu kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka
aykırı bir sonucu ifade edenlerin kanun yararına temyiz edilmesi mümkündür.
B)
KANUN YARARINA TEMYİZİN KONUSU
İstanbul 7. İdare Mahkemesi'nin
05/06/2024 tarihli ve E:2023/1710, K:2024/1137 sayılı kararıyla; 725 m2
alan için yapı kayıt belgesinin düzenlendiği, binanın yıkılarak yeniden
yapıldığına dair dosyada ve yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi
sonucu düzenlenen raporda herhangi bir tespitin bulunmadığı, Beşiktaş
Belediyesi tarafından düzenlenen 19/06/2023 tarihli yazıda da binanın tamamen
yıkılmadığının tespit edildiği, bilirkişi raporunda belirtilen (D) alanının
yapı kayıt belgesine esas alanlardan olduğu ve 31/12/2017 tarihinden sonra inşa
edildiği anlaşılmış ise de, bu durumun yapı kayıt belgesinin tamamının iptalini
gerektirmeyeceği, bu haliyle yapı kayıt belgesinin iptali ve ilgili
idarelerince işlem yapılması yolunda tesis edilen işlemlerde hukuka uygunluk
bulunmadığı gerekçesiyle verilen iptal kararına karşı yapılan istinaf başvurusu
üzerine İstanbul Bölge
İdare Mahkemesi 5. İdari Dava Dairesince verilen 21/01/2025 tarihli ve E:2024/2685,
K:2025/203 sayılı kararıyla uyuşmazlıkta, taşınmazın malikinin dava dışı Havva
Zeynep Rek olduğu, yapı kayıt belgesinin iptaline ilişkin İstanbul
Valiliği Çevre, Şehircilik ve İklim
Değişikliği İl Müdürlüğü'nün 02/03/2023 tarihli ve 5849859 sayılı işleminin,
13/03/2023 tarihli ve 5940204 sayılı işlem ekinde 31/03/2023 tarihinde bu
kişiye bizzat tebliğ edildiği, usulüne uygun tebliğ edilerek idari süreci
tamamlanan yapı kayıt belgesinin iptaline ilişkin işlemlere karşı yapıda kiracı
olarak bulunan davacı tarafından yasal dava açma süresi geçirildikten çok sonra
26/07/2023 tarihinde açılan bu davanın süre aşımı nedeniyle reddi gerektiğinden,
dava konusu işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet
görülmediği gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının
kaldırılmasına, davanın süre aşımı yönünden reddine kesin olarak karar
verilmiş; bu karara karşı davacı vekili tarafından kanun yararına temyiz
başvurusu yapılmıştır.
C)
BAŞVURUNUN ESASINA YÖNELİK HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin
"Adil yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinde; "Herkes davasının, medeni hak
ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine
yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş,
bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir
süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir" şeklinde düzenlenmiştir. Bu
hak ile bağlantılı olan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Hak arama hürriyeti''
başlıklı 36. maddesinde de, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak
suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile
adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.
Anayasanın 125. maddesinin 3.
fıkrasında, idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirim
tarihinden başlayacağı kurala bağlanmış, "Duruşmaların açık ve kararların
gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinde ise, davaların en az giderle ve
mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının, yargının görevi olduğu amir hükmünü
haizdir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 20.
maddesinin 1. fıkrasına göre, Danıştay, bölge idare mahkemeleri ile idare
ve vergi mahkemelerinin, bakmakta oldukları davalara ait her türlü incelemeyi
kendiliğinden yapacağı kurala bağlanmıştır.
Hukuk genel ilkelerinden olan ve
adil yargılanma hakkının uzantısı olarak "Hukuki Dinlenilme Hakkı", 6100
sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. maddesinde; davanın taraflarının kendi
hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip oldukları, bu
hakkın, yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat
hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve
kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerdiği şeklinde
ifadesini bulmuştur.
Etkili başvuru hakkı, Anayasa
Mahkemesi tarafından, anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren
herkese, hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul,
erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da
sonuçlarını ortadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlama) elverişli idari ve
yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkanı sağlanması olarak tanımlanmıştır
(AYM, Y.T. [GK],
B. No: 2016/22418, 30/5/2019, § 47). Bunun için sözü edilen başvuru yollarının
sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp uygulamada da etkili olması,
bir başka söyleyişle başarı şansı sunması gerekir (AYM, Hakan Buzhane [GK], B.
No: 2019/1278,4/7/2024, § 14).
Dava açmayı imkânsız kılacak
ölçüde kısa olmadıkça dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli
sürelerin öngörülmesi ve davaların birtakım usul kurallarına tabi kılınması
Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin temel
unsurlarından olan hukuki belirlilik ilkesinin bir gereği olup, bu durum tek
başına hak arama özgürlüğü ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık
oluşturmayacaktır. Hukuki belirlilik ilkesi, hukuk kurallarının açık, net,
öngörülebilir olmasını, yargı kararlarının; hangi usul işleminin hangi hukuki
sonucu doğurduğunu göstermesi, sürelerin hangi tarihten itibaren ve hangi
nedenle işlemeye başladığını açıklamasını, mahkemenin hangi hukuki silsile
içinde sonuca ulaştığını ortaya koymasını gerektirir.
Bu itibarla, usul kuralları
tarafların hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkının güvencesini
oluşturduğundan, mahkemelerin bu kuralları uygularken kanunun öngördüğü sıra,
sistematik ve zorunluluk çerçevesinde kalmaları, yargılamanın hakkaniyetine
zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiği gibi usullerin
bir takdir meselesi değil yargısal bir zorunluluk olmaları nedeniyle kanunla
öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olunmaması için usule
ilişkin ön meselelerin kararlarda açık ve denetlenebilir biçimde tartışılması
gerekmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 3. maddesinde;
"1. İdari davalar, Danıştay idare
mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı
dilekçelerle açılır.
2. Dilekçelerde;
a) Tarafların ve varsa
vekillerinin veya temsilcilerinin ad ve soyadları veya ünvanları ve adresleri,
b) Davanın konusu ve sebepleri
ile dayandığı deliller,
c) Davaya konu olan idari işlemin
yazılı bildirim tarihi,
d) Vergi, resim, harç benzeri
mali yükümler ve bunların zam ve cezalarına ilişkin davalarla tam yargı
davalarında uyuşmazlık konusu miktar,
e) Vergi davalarında davanın
ilgili bulunduğu verginin veya vergi cezasının nevi ve yılı, tebliğ edilen
ihbarnamenin tarihi ve numarası ve varsa mükellef hesap numarası,
Gösterilir.
3. Dava konusu kararın ve
belgelerin asılları veya örnekleri dava dilekçesine eklenir. Dilekçeler ile
bunlara ekli evrakın örnekleri karşı taraf sayısından bir fazla olur" hükmü
getirilmiş;
2577 sayılı Kanun'un 5. (Değişik:
10/06/1994-4001/3 md.) maddesinde;
"1. Her idari işlem aleyhine ayrı
ayrı dava açılır. Ancak, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da
sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı bir dilekçe ile de dava
açılabilir.
2. Birden fazla şahsın müşterek
dilekçe ile dava açabilmesi için davacıların hak veya menfaatlerinde iştirak
bulunması ve davaya yol açan maddi olay veya hukuki sebeplerin aynı olması
gerekir" hükmüne;
"Dilekçeler Üzerine İlk İnceleme"
başlıklı 14. maddesinin (g) bendinde, dilekçelerin 3 ve 5 inci maddelere uygun
olup olmadıklarının inceleneceği hükmüne, 15. maddesinin (d) bendinde; 14.
maddenin 3/g bendinde yazılı halde otuz gün içinde 3 ve 5 inci maddelere uygun
şekilde yeniden düzenlenmek veya noksanları tamamlanmak üzere dilekçelerin
reddine karar verileceği kuralına yer verilmiştir.
Aynı Kanun'un "Dava Açma Süresi"
başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasında, dava açma süresinin, özel kanunlarında
ayrı süre gösterilmeyen hallerde idare mahkemelerinde altmış gün olduğu; "Sürelerle
ilgili genel esaslar" başlıklı 8. maddesinin 1. fıkrasında, sürelerin tebliğ,
yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı hükme
bağlanmıştır.
D)
MADDİ OLAYIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Dosyadaki belgeler ve UYAP
kayıtlarının incelenmesinden, davacı tarafından taşınmaz için alınan 04/01/2019
tarihli ve V5MCJ165 belge
numaralı yapı kayıt belgesinin iptal edilmesine ilişkin işlem ile İstanbul
Valiliğinin 6582906 sayılı işlemi ve Beşiktaş Belediyesince tanzim edilen 0049
sayılı yapı tatil tutanağının iptali istemiyle 09/05/2023 tarihinde açılan ilk
davada; İstanbul 7. İdare Mahkemesi'nin 13/07/2023 tarihli ve E:2023/1150,
K:2023/1720 sayılı kararıyla 2577 sayılı Kanun'un 3. ve 5. maddeleri hükümlerine
uygun bulunmadığı gerekçesiyle aynı Kanun'un 15. maddesinin 1. fıkrasının d)
bendi uyarınca Yapı Tatil Tutanağına ayrı, diğer işlemlere karşı ayrı olmak
üzere ve iptali istenen işlemlerin tarih ve sayısı da, tereddüte yer vermeyecek
biçimde açıkça belirtilip işlemler eklenmek suretiyle yeniden dava açılmak
üzere dava dilekçesinin reddine karar verildiği;
Dilekçe ret kararı üzerine yasal
süresi içinde davacı tarafından verilen 26/07/2023 tarihli yenileme
dilekçesiyle İstanbul 7.
İdare Mahkemesi'nin 2023/1710 esasına kayıtlı dava ile yapı kayıt belgesinin
iptal edilmesine ilişkin 13/03/2023 tarihli yazıyla bildirilen davalı idarenin
02/03/2023 tarihli ve 5849859 sayılı işleminin, bu iptal kararı uyarınca ilgili
idarelerince işlem yapılmasının bildirilmesine dair 14/03/2023 tarihli ve
5942967 sayılı, 05/06/2023 tarihli ve 6582906 sayılı işlemlerin iptalinin talep
edildiği, dava konusu işlemlerin iptaline ilişkin İstanbul
7. İdare Mahkemesi'nin 05/06/2024
tarihli ve E:2023/1710, K:2024/1137 sayılı kararının istinaf yoluyla
kaldırılması istemli başvuru üzerine İstanbul
Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava
Dairesince verilen 21/01/2025 tarihli ve E:2024/2685, K:2025/203 sayılı kanun
yararına bozma istemine konu kararla; taşınmazın malikinin dava dışı Havva Zeynep
Rek olduğu, yapı kayıt belgesinin iptaline ilişkin İstanbul
Valiliği Çevre, Şehircilik ve İklim
Değişikliği İl Müdürlüğü 02/03/2023 tarihli ve 5849859 sayılı işleminin
13/03/2023 tarihli ve 5940204 sayılı işlem ekinde 31/03/2023 tarihinde Havva
Zeynep Rek'e bizzat tebliğ edilerek idari süreci tamamlanan yapı kayıt
belgesinin iptaline ilişkin 02/03/2023 tarihli ve 5849859 sayılı dava konusu
işleme ve yapı kayıt belgesinin iptaline ilişkin işlemin bildirilmesine ilişkin
üst yazı niteliğindeki 13/03/2023 tarihli ve 5940204 sayılı işlem ile anılan
işlemlerin uygulanmasına yönelik 14/03/2023 tarihli ve 5942967 sayılı, 05/06/2023
tarihli ve 6582906 sayılı işlemlere karşı yasal dava açma süresi geçirildikten
çok sonra 26/07/2023 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunduğu gerekçesiyle
dava konusu işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet
görülmediğinden kaldırılmasına, davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar
verildiği;
Davacının dilekçe ret kararı
üzerine yenilenen diğer davasının da İstanbul 7. İdare Mahkemesi'nin
E:2023/1709 sayılı dosyasına kaydedildiği, UYAP kayıtları ile Danıştay Dördüncü
Dairesi'nin E:2025/2467 sayılı dosyasının incelenmesinden; bu davada, taşınmaz
hakkında düzenlenen 19/06/2023 tarihli ve 0049 sayılı yapı tatil tutanağı ile
2960 sayılı Boğaziçi Kanunu uyarınca toplam 6.224.901,52 TL idari para cezası
verilmesine dair 06/07/2023 tarihli ve 2023/300 nolu belediye encümeni
kararının ve ekinde yer alan 17/07/2023 tarihli ve 5.845.224,70 TL bedelli
tahakkuk fişi ile yine 17/07/2023 tarihli ve 379.676,82 TL bedelli tahakkuk
fişinin, yine davalı idare tarafından düzenlenen 06/07/2023 tarihli ve 2023/301
nolu yıkım kararının iptalinin istendiği; dava konusu işlemlerin iptaline
ilişkin İstanbul 7.
İdare Mahkemesi'nin 05/06/2024 tarihli ve E:2023/1709, K:2024/1136 sayılı
kararına yönelik istinaf talebinin kısmen kabulüne, dava konusu taşınmaz için
düzenlenen yapı tatil tutanağı ve taşınmazın yıkımına ilişkin belediye encümeni
kararının iptaline ilişkin kararının kaldırılmasına, anılan kısımlar yönünden davanın
reddine, kararın; idari para cezasına ilişkin belediye encümeni kararı ve
tahakkuk fişlerine ilişkin kısmı yönünden ise istinaf talebinin reddine ilişkin
İstanbul Bölge
İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi'nin 27/02/2025 tarihli ve E:2024/2272,
K:2025/485 sayılı kararının temyiz aşamasında Danıştay Dördüncü Dairesi'nin
E:2025/2467 sayılı dosyasında derdest olduğu anlaşılmaktadır.
Dilekçe ret kararları; davanın
görülme şartlarını doğrudan etkileyen, usul hükümlerine ilişkin ön mesele
niteliğinde olduğundan bu kararın hukuki sonuçları gözetilmeksizin verilen kararlar
açık ve ağır usul sakatlığı içerir mahiyette, yargılamanın sıhhatini ortadan
kaldıran usul hatası oluşturarak, tarafların dinlenme hakkı ile Anayasa'nın
141. maddesinin 3. fıkrasında güvence altına alınan gerekçeli karar ilkesine
aykırılık oluşturur. 2577 sayılı Kanun'un 24. maddesinin 1. fıkrasının e)
bendinde ifade edilen kararların dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesine yer
verilmesi zorunluluğunun ihlal edilmesi ve 6100 sayılı Kanun'un 197. maddesinde
düzenlenen hükmün dayandığı maddi ve hukuki sebeplerin gösterilmesine ilişkin
benzer düzenleme göz önünde tutulduğunda karar sadece hatalı değil aynı zamanda
gerekçesizlik nedeniyle de denetime elverişsiz bir durum oluşturur. Usule
ilişkin zorunlu bir ön mesele çözümlenmeden esasa girilmesi yargılamanın temel
prensiplerine aykırıdır.
Öte yandan, usule aykırı şekilde
verilen süre aşımı kararlarının aynı hukuki ilişkiye dayalı ve dava ile
bağlantılı bulunan diğer davalara da gerekçe yapılacağından, tartışmalı ve
hukuki temeli açıklanmamış kararlar başka bir yargılamaya dayanak teşkil ederek
zincirleme hak kaybına neden olan ağır usul sakatlığı yaratmaktadır.
Dava konusu olayda, davacı
tarafından yapı kayıt belgesinin ve yapı tatil tutanağının iptali istemiyle
09/05/2023 tarihinde açılan ilk davanın 2577 sayılı Kanun'un 3. ve 5. maddeleri
hükümlerine uygun bulunmadığı gerekçesiyle aynı Kanunun 15. maddesinin 1.
fıkrasının d) bendi uyarınca İstanbul
7. İdare Mahkemesinin 13/07/2023 tarihli
ve E:2023/1150, K:2023/1720 sayılı kararıyla dava dilekçesinin reddine karar
verilmesi üzerine davacı tarafından 26/07/2023 tarihinde süresinde verilen
yenileme dilekçesiyle davanın yenilediği; yapı kayıt belgesinin iptaline ilişkin
İstanbul Valiliği
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü
02/03/2023 tarihli ve 5849859 sayılı işleminin 13/03/2023 tarihli ve 5940204
sayılı işlem ekinde 31/03/2023 tarihinde taşınmazın maliki olan Havva Zeynep
Rek'e bizzat tebliğ edildiği, kiracı olan davacı tarafından anılan işlemin
iptali istemiyle tebliğ tarihinden itibaren altmış günlük dava açma süre
içerisinde, 09/05/2023 tarihinde açılan bu davanın süresinde olduğu sonucuna
ulaşılmıştır.
Uyuşmazlıkta, İstanbul
Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava
Dairesince, davacının ilk dava açma tarihi olan 09/05/2023 tarihinin esas
alınması ve buna göre davanın süresinde kabul edilmesi gerekirken, ilk derece
mahkemesi tarafından verilmiş bulunan dilekçe ret kararının hukuki varlığı,
sonuçları ve davaya etkisi tartışılmadan dilekçenin yenilendiği tarih olan
26/07/2023 tarihi esas alınarak dava süre aşımı nedeniyle reddedilmiştir.
E)
ANAYASAYA AYKIRILIK SORUNU
2577 sayılı Kanun'un "Kanun
yararına temyiz" başlıklı 51. maddesinin 2. fıkrasında; "(Değişik: 05/04/1990-3622/20
md.) Temyiz isteği
yerinde görüldüğü takdirde karar, kanun yararına bozulur. Bu bozma kararı, daha
önce kesinleşmiş olan mercii kararının hukuki sonuçlarını kaldırmaz," kuralı
yer almaktadır.
2577 sayılı Kanun'un mevcut 51.
maddesinin 2. fıkrasına göre, Danıştay, kanun yararına temyiz incelemesi
sonucunda, önüne gelen kesin hükmün yürürlükteki hukuka aykırı olduğunu tespit
etse dahi verilen bozma kararı, bozulan kararın hukuki sonuçlarını ortadan
kaldırmayacak, bozma kararı lehine olan taraf, uyuşmazlığa ilişkin herhangi bir
talepte bulunamayacaktır.
Kanunda ifade edilen "Yürürlükteki
hukuk" kavramı; yazılı hukuk kurallarının yanında hukukun genel ilkelerini ve
uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülükleri kapsayan geniş bir kavram olarak
görülmektedir. Yürürlükteki hukuk, maddi hukuk kuralları gibi usul hükümlerini
de kapsar. Yasa koyucu tarafından, kanun yararına temyiz incelemesi yolu ile
karardaki maddi olaya yürürlükteki hukukun uygulanışında yanlışlık olup
olmadığı ile sınırlı olarak denetim yapılmak suretiyle kesin hükmün bozulmasına
imkan tanınmıştır. Ancak bu bozma kararı bir anlamda sadece hukuksal bir
düzeltme olup, somut davanın sonucunu etkilememektedir.
Kararın icrası hakkı, mahkemeye
erişim hakkı ve karar hakkı ile birlikte adil yargılanma hakkının
güvencelerinden olan mahkeme hakkının bir unsurunu oluşturmaktadır (AYM, Filiz
Fırat, B.No:2014/10305 5/12/2017, § 29). Mahkeme kararlarının uygulanması
yargılamanın dışında olmakla birlikte onu tamamlayan ve yargılamanın sonuç
doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir
anlamı olmayacaktır. Bu nedenle yargı kararlarının uygulanması mahkeme hakkı
kapsamında değerlendirilmektedir. Buna göre yargılama sonucunda mahkemenin bir
karar vermiş olması yeterli değildir, ayrıca bu kararın etkili bir şekilde
uygulanması da gerekir. Hukuk sisteminde, nihai mahkeme kararlarını taraflardan
birinin aleyhine sonuç doğuracak şekilde uygulanamaz hale getiren düzenleme ve
uygulamalar bulunması veya mahkeme kararlarının icrasının herhangi bir şekilde
engellenmesi hallerinde mahkeme hakkı da anlamını yitirecektir (AYM, Mustafa
Ekşi, B. No: 2014/7711, 24/1/2018, § 27).
Kesin hükme saygı, uluslararası
hukuk düzenine özgü hukukun genel ilkelerinden biri olarak kabul görmektedir.
Yargının verdiği ve bağlayıcı olan kesin hüküm zarar gören taraflardan biri
açısından işlevsiz duruma getirilmişse, adil yargılanma hakkının sağladığı
güvencelerin bir anlamı kalmayacaktır (AYM, Arman Mazman, B. No: 2013/1752, 26/6/2014,
§ 65).
Adil yargılanma hakkı ile
bağlantılı olan kesin hükme saygı ilkesi, kesinleşmiş bir mahkeme hükmüyle
bireylere tanınan statüye (hak ve borçlara) hukuk düzenince istisnai durumlar
dışında müdahale edilmemesini gerekli kılar. Bunun sonucu olarak mahkemeler
aynı konuda aynı dava sebebine dayanarak aynı taraflar, hakkında verilmiş olan
hüküm ile bağlıdır. Kesin hükmün dokunulmazlığı ilkesi mutlak değildir. Bazı
istisnai durumlarda kesin hükme müdahale edilmesine hukuk sistemleri cevaz
verebilir. Nitekim usul hukukunda sınırlı hallerde uygulanmak üzere buna yönelik
bazı müesseseler (hükmün tavzihi, tashihi, tamamlanması, yargılamanın
yenilenmesi, kanun yararına temyiz) öngörülmüştür. Bunun dışındaki
müdahalelerin olağan yargısal süreçteki gibi deliller yeniden değerlendirilerek
kesin hükmün esastan yeniden incelenmesi sonucunu doğurmaması gerekir (AYM,
Mustafa Altın, B. No: 2018/10018, 27/10/2021, § 63).
Anayasa Mahkemesi, kesinleşmiş
mahkeme kararının yok hükmünde kabul edilerek icra edilmemesi meselesiyle
ilgili olarak yaptığı değerlendirmede, kesin ve bağlayıcı olan mahkeme
kararının taraflardan biri açısından işlevsiz hale getirilmesinin adil
yargılanma hakkını zedeleyeceğini ancak her somut olayın koşullarında
değerlendirileceği üzere uyulması beklenen kesin hükmün de hukukun temel
esaslarına, hakkaniyet ve adalet ilkelerine aykırı verilmemesi gerektiğini
belirtmiştir (AYM, Remzi Saldıray, B. No: 2016/2377, 24/2/2021, § 44). Aksi
durumda kesinleşmiş mahkeme kararlarının sürekli sorgulanarak hukuki güvenlik
ve belirlilik ilkeleri zedelenecek, bireylerin hukuk sistemine olan güvenleri
sarsılabilecektir (AYM, Mustafa Altın, B. No: 2018/10018, 27/10/2021, § 64).
Bununla birlikte, kesinleşmiş bir
mahkeme kararına müdahaleyi gerekli kılan önemli ve zorlayıcı koşulların
varlığının somut gerekçelerle ortaya konulması halinde, örneğin kararın hukukun
temel ilkelerine açıkça aykırı verilmiş olması gibi hallerde kesin hükme
müdahale edilmesi için söz konusu istisnai koşulların uygulanabilmesine yönelik
kanunla usule ilişkin müesseselerin oluşturulmasının da gerekli olduğu açıktır.
Başka bir ifadeyle, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerinin bir
gereği olarak kesin hükmün ortadan kaldırılmasının şartlarının ve usullerinin
kanunda açıkça düzenlenmesi zorunludur. Bu bağlamda hangi süre içinde bu yola
başvurulabileceği kanunda tereddüte mahal bırakmayacak bir şekilde gösterilmeli
ve söz konusu süre, makulün ötesine geçmemelidir (AYM, Mustafa Altın, B. No:
2018/10018, 27.10.2021, § 65).
Kanun yararına temyiz yolunda
verilen kararların, içtihadı birleştirme kararlarından farklı olarak derece
mahkemeleri yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır. Bu nedenle, bozma kararı
ile bir taraftan yürürlükteki hukuka aykırı bulunarak bozulan kararın diğer
taraftan davanın tarafları bakımından hukuki sonuç doğurmamasının öngörülmesi
adil yargılanma ilkesine aykırı olup adalete aykırı sonuçların doğmasına neden
olmaktadır.
Örneğin, yargı mercilerinin aynı
konudaki uyuşmazlıklarda farklı sonuçlara ulaşarak farklı kararlar vermesi ve
bu davalarda verilen kararların temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmesi
durumunda, diğer davada aleyhine karar verilen tarafın kanun yararına temyiz
istemi yerinde görülerek kararın verilmesinden kısa bir süre sonra karar
bozulsa dahi, bu davacının hakkının yerine getirilmesi mümkün olamayacaktır.
Anayasa Mahkemesince verilen bir kararda, aynı maddi olaya ilişkin olarak
farklı kararlar verilmesinin yargılamanın hakkaniyetini zedelediği belirtilerek
adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
Bölge idare mahkemelerinin
verdiği kararların sadece sınırlı bir bölümünün Danıştay'da temyiz incelemesine
açık olduğu ve çoğunlukla bölge idare mahkemelerinin kararlarının istinaf
aşamasında kesinleştiği düşünüldüğünde, istinaf yargılamalarında içtihat
birliğinin sağlanmasının zorlaştığı ve bölge idare mahkemelerinden içtihat
farklılığına sebep olacak nitelikte kararlar çıktığı … sorunun, sonuç itibari ile yargı düzeninde
hukuk birliği ve içtihat birliği sorunu olduğu (Mehmet ÜNLÜÇAY, 147.Yıl
Danıştay ve İdari Yargı Günü Sempozyumu, 12 Mayıs 2015, s.8) idari istinaf
sistemi faaliyete geçmeden önce ifade edilmiştir.
Her yargı düzeninin başında bir
yüksek mahkemenin bulunması ve yüksek mahkemenin -idari yargı özelinde Danıştay'ınyargısal gözetim ve denetim yetkisini kullanarak bu yargı düzeninin işlerliğini,
tutarlılığını, hukuk birliği ve içtihat birliğini sağlamasının bir zorunluluk
olduğu (ÜNLÜÇAY, s.9) gibi hukuk devletinin olmazsa olmaz koşuludur.
Kanun yararına bozma kararının
hükmün sonuçlarına etkili olmamasının Danıştay'ın bir içtihat mahkemesi olma
vasfını geliştirecek nitelikte bir tedbir olmadığı da açıktır. Zira bu durum
içtihadın gelişmesi ve çeşitlenmesine hizmet etmeyeceği gibi içtihadın kısır
bir alana hapsolmasına da neden olabilir. Dolayısıyla gerek söz konusu anayasal
amaçlar gerekse yargı düzeninin işlerliğini, tutarlılığını, hukuk birliği ve
içtihat birliğini sağlamakla görevli temyiz merciinin içtihat mahkemesi olma
özelliğinin güçlendirilmesi bakımından kanun yararına temyiz aşamasında da
hükmün denetlenmesini talep etme ve bu kararın sonuçlarından hukuken yararlanma
hakkının öngörülmesi mümkün ve gereklidir. Kanun yararına temyiz yoluna
başvurulması sonucu verilen kararın hukuki sonuç doğurmasının kabul edilmesi
halinde, hem Anayasa Mahkemesine yapılacak bireysel başvuruların sayısı
azalabilecek, hem de Danıştay'ın içtihat mahkemesi olma rolünün güçlendirilmesi
hedefinin gerçekleştirilmesine katkı sağlanmış olacaktır.
Adil yargılanma hakkının en temel
unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne
taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını
isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen
veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme
kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını
ihlal edebilir (AYM, Özkan Şen, B. No: 2012/791, 07/11/2013, § 52).
"... dava açma ya da kanun
yollarına başvuru için belli
sürelerin öngörülmesi, bu süreler dava
açmayı imkansız kılacak ölçüde kısa olmadıkça hukuki belirlilik ilkesinin bir
gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ne var ki,
öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarak yanlış uygulanması ya
da yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler dava açma ya da kanun yollarına
başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini kabul
etmek gerekir (AYM, Şener Berçin, B. No: 2013/5516, 22/01/2015, § 55).
AYM mahkeme hakkının (Berrin
Baran Eker [GK], B. No: 2018/23568, § 54) sadece ilk derece mahkemesine
başvurmayı değil, temyiz yoluna da başvurabilmeyi kapsadığını kabul eder.
Demokratik bir toplumda vazgeçilmez bir hak niteliğindeki adil yargılanma
hakkının güvencelerinden biri olan mahkeme hakkı, uyuşmazlığın bir mahkeme
önüne getirilebilmesini, dava konusu uyuşmazlığa ilişkin esaslı iddia ve
savunmaların yargı merciince incelenerek değerlendirilmesini ve bir karara
bağlanmasını, ayrıca verilen kararın icra edilmesini gerektirir. Buna göre
mahkeme hakkı; mahkemeye erişim hakkı, karar hakkı ve kararın icrası haklarını içerir.
Kanun yararına bozma müessesesi
Ceza Hukuku bakımından, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesinde
de düzenlenmiş olup, anılan kanunun 309. maddesinde;
"(1) Hâkim veya mahkeme
tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen
karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o
karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir.
…
(4) Bozma nedenleri:
a) 223 üncü maddede tanımlanan ve
davanın esasını çözmeyen bir karara ilşkin ise, kararı veren hâkim veya
mahkeme, gerekli inceleme ve araştırma sonucundâ yeniden karar verir.
b) Mahkumiyete ilişkin hükmün,
davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama
sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin ise, karar veren hâkim veya mahkemece
yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilir. Bu hüküm,
önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.
c) Davanın esasını çözüp de
mahkûmiyet dışındaki hükümlere ilişkin ise, aleyhte sonuç doğurmaz ve yeniden
yargılamayı gerektirmez.
d) Hükümlünün cezasının
kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın
verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesi doğrudan
hükmeder.
(5) Bu madde uyarınca verilen
bozma kararına karşı direnilemez." hükmüne yer verildiği.
Kanun yararına bozma kararının
aleyhe olmamak üzere hüküm ve sonuç doğurmasına imkan tanındığı görülmektedir.
Hukuk muhakemeleri usulüne egemen
olan ilkeler 6100 sayılı Kanun'da Tasarruf İlkesi (m.24) ve Taraflarca
Getirilme İlkesi (m.25) olarak yansımıştır. Hakimin, iki taraftan birinin
talebi olmaksızın, kendiliğinden bir davayı inceleyememe ve karara
bağlayamaması, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri dava
konusu hakkında, dava açıldıktan sonra da tasarruf yetkisinin devam etmesi olan
"Tasarruf İlkesi" ile kanunda öngörülen istisnalar dışında, hakimin, iki
taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamama,
onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamama ve kendiliğinden delil
toplayamama yasağı olarak ifadesini bulan "Taraflarca Getirilme İlkesi"
nedeniyle idari yargılamaya usulündeki hakimin/mahkemenin "Re'sen Araştırma
İlkesi'ne dayanan yetkisinin bulunmasıyla yargılama usulleri esaslı şekilde
ayrışmakta, kanun yararına temyiz incelemesi sırasında hakimin/mahkemenin
yargılamadaki hataların durumu da farklılık göstermektedir.
Bu itibarla, İdari Yargılama
Usulü re'sen yargılama ilkesi yönünden Ceza Yargılaması Usulü ile
benzeşmektedir. Bu sebepledir ki, kanun yararına temyiz konusunun, 5271 sayılı
Ceza Muhakemesi Kanununun 309 ve 310. maddeleriyle düzenlenen kanun yararına
bozma ile kıyaslanarak düzenleme yapılmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Ceza
yargılamasında olduğu gibi idari yargılamada da kararların sonuçları, kamu
düzenini ilgilendirmektedir.
Hem idari yargılama usulünde, hem
de ceza muhakemesi yargılama usulünde re'sen araştırma ilkesinin hakim olduğu,
idari yargılama hukukuna konu davaların sonuçlarının ceza yargılaması hukukuna
ilişkin davalara göre daha önemsiz veya daha az zarar doğurucu nitelikte
olduğunu kabul için hukuki bir gerekçe bulunmadığı; idari yargıda, hukukun
uygulanışındaki yanlışlıkları göstermek ve böylece mahkeme kararları arasındaki
aykırılık sorununun giderilerek içtihat birliğinin sağlanması gibi başka bir
sorunu çözmek amacı ile de olsa bir işlemin hukuka uygun olup olmadığı ve bu
işleme ilişkin davanın usul kurallarına uygun olarak açılıp açılmadığı incelenerek
bir yargı kararı verilmiş ise, kanun yarına temyizin sadece içtihat birliği
sağlama amacı taşımasına özgülenmesi, mahkeme hakkı kapsamındaki davanın
taraflarını koruması amacına hizmet etmemesi nedeniyle, niteliği bakımından
hukuka aykırılığın hukuk düzeninde varlığını sürdürmesi sorununu ortaya çıktığı
ve yargılamada hakkaniyetin bariz şekilde zedelendiğinin tespit edildiği
durumlarda, kanun yararına temyizin taraflar bakımından hukuki sonuçlar
doğurması gerekmektedir.
Özellikle temel hak ve özgürlükleri
(mülkiyet hakkı, çalışma hürriyeti gibi) doğrudan etkileyen idari yargı
kararlarında, bozmanın sonuç doğurmaması, bireyi telafisi imkansız zararlarla
baş başa bırakacak, hak ihlaline yol açacaktır.
Hukuk devleti, kişilere hukuk
güvenliği sağlamalıdır; ancak bu güvenlik, "hukuka aykırı bir işleme güvenmek",
"yürürlükteki hukuka, hakkaniyet ve adalet ilkelerine aykırı verilen adil
yargılanma hakkının ihlal eden bir mahkeme kararına güvenmek" şeklinde
yorumlanmamalıdır. Hukuka aykırılığı saptanan, özellikle taraf haklarının
zedelendiği ve bozma kararının somut bir hak ihlalini tespit ettiği durumlarda,
bir işlemin ayakta tutulması, yargı kararının etkisini sürdürmesi, hukuk
düzeninin kendisiyle çelişmesi anlamına gelir. Bu nedenle hukuka aykırılığı
açıkça ortaya konulan kararın en azından taraflar bakımından sonuç doğurması,
hak ihlalini ortadan kaldırılması gerekir.
Kanun yararına bozmanın temel
amacı, içtihat birliğini sağlamak, yanlış uygulamaların tekrarını önlemektir.
Ancak kesinleşmiş kararın sonuçlarının korunması, aynı hukuki konuda,
uyuşmazlık özelinde olduğu gibi kişinin açtığı davanın dilekçe ret kararı
üzerine süresinde iki ayrı dava şeklinde görülme aşamasında, birisinin davanın
süre aşımı yönünden reddi, diğerinin ise esasına yönelik incelenmenin yapıldığı
durumda, hukuka aykırı olduğu kabul edilen iki farklı sonuç ortaya çıkabilir.
Kanun yararına bozmanın ileriye dönük etkisiyle sınırlı tutulması, aynı durumda
bulunan kişiler arasında eşitsizlik doğuracağı ve hatta uyuşmazlıkta ortaya
çıkan şekilde aynı kişinin dilekçe ret üzerine yenilenen davalarında hukuken
izah edilemeyecek bir sonuçla karşılaşılabilecektir. Aynı hukuki meseleye
ilişkin karar, bozma kararından sonra görülen davalarda taraflar lehine
sonuçlanırken, daha önce kesinleşen davalarda aynı hukuki hata nedeniyle mağdur
olan kişi, bu hatanın sonuçlarıyla yaşamaya devam etmekte, davacı, özelinde
hukuki hataya dayalı yargılamayı sonlandıran kesin karar hukuki varlığını
sürdürürken, diğer dosyasında ise uyuşmazlığın esası incelenmektedir.
Kanun yararına bozma kararının
mahkemece benimsenerek uygulandığı durumlarda, davası henüz kesinleşmemiş bir
kişi bozma kararından yararlanırken; kararı kesinleşmiş ancak kanun yararına
bozma kararı ile "haklılığı" tescillenmiş kişinin bu haksızlığa katlanmak
zorunda kalması, kanun önünden eşitlik ilkesini zedeler. Davacı açısından tek
dilekçe ile açılıp iki ayrı dava haline gelen durumda, davaların birinde
verilen kesin nitelik taşıyan davayı süre aşımı nedeniyle reddeden hatalı
kararın varlığının tespiti, kişi yönünden etkisinin devam ederken esası
incelenen diğer davasının görülmeye devam etmesi, hukuk devletinde kabul
edilebilecek bir duruma karşılık gelmez,
Somut olayda olduğu gibi
davacının uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir
şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek hakkından mahrum kalacağından, kesin
hükmün dokunulmazlığı ilkesinin mutlak olarak yorumlamak ve kesinleşmiş bir
mahkeme kararına müdahaleyi gerekli kılan yürürlükteki hukuk aykırı adil
yargılanma hakkını ihlal eden önemli durumların varlığının tespit edilmesi
halinde, kesin hükme istisnai olarak müdahale edilebilecektir.
E)
SONUÇ
Yukarıdaki açıklamalar birlikte
değerlendirildiğinde, davanın süre aşımı nedeniyle reddine yönelik verilen ve
kanun yararına temyize konu edilen kararın; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun süreye ilişkin hükümleri kapsamında yapılacak olağanüstü kanun yolu
incelemesi neticesinde dava dairesi tarafından hukuka aykırı bulunarak
kaldırılmış olsa bile, süre aşımı nedeniyle ret ile sonlanan yargılamanın,
kaldığı yerden devamına imkan sağlamaması sebebiyle 2577 sayılı Kanunun 51.
maddesinin 2. fıkrasında, yer verilen "Bu bozma kararı, daha önce kesinleşmiş
olan merci kararının hukuki sonuçlarını kaldırmaz" şeklindeki hükmün, hak arama
hürriyeti ve bu kapsamda mahkemeye erişim hakkına ilişkin Anayasanın 36.
maddesine, 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine ve 10. maddesindeki eşitlik
ilkesine aykırılık taşıdığından anılan hükmün iptali için Anayasanın 152.
maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesine başvurulmasının uygun olacağı
düşünülmektedir.
Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı
Kanunun 51. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "Bu bozma kararı, daha önce
kesinleşmiş olan merci kararının hukukî sonuçlarını kaldırmaz." kuralının
Danıştay Altıncı Dairesince, Anayasaya aykırılık nedeniyle iptali istemiyle
itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulması; esasa ilişkin olarak da, İstanbul
7. İdare Mahkemesinin 05/06/2024 tarihli
ve E:2023/1710, K:2024/1137 sayılı kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun
kabulüne ve davanın süre aşımı yönünden reddine ilişkin olarak İstanbul
Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava
Dairesince verilen 21/01/2025 tarihli ve E:2024/2685, K:2025/203 sayılı
kararın, 2577 sayılı Kanunun 51. maddesi uyarınca yürürlükteki hukuka aykırı
sonucu ifade ettiğinden, kanun yararına bozulması talep olunur.
DANIŞTAY TETKİK
HAKİMİ KAZIM BAL'IN DÜŞÜNCESİ: Davanın
süre aşımı nedeniyle reddine yönelik verilen ve kanun yararına temyize konu
edilen kararın; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun süreye ilişkin
hükümleri kapsamında yapılacak olağanüstü kanun yolu incelemesi neticesinde
dava dairesi tarafından hukuka aykırı bulunarak kaldırılmış olsa bile, süre
aşımı nedeniyle ret ile sonlanan yargılamanın, kaldığı yerden devamına imkan
sağlamaması sebebiyle 2577 sayılı Kanunun 51. maddesinin 2. fıkrasında, yer
verilen "Bu bozma kararı, daha önce kesinleşmiş olan merci kararının hukuki
sonuçlarını kaldırmaz" şeklindeki hükmün, hak arama hürriyeti ve bu kapsamda
mahkemeye erişim hakkına ilişkin Anayasanın 36. maddesine, 2. maddesindeki
hukuk devleti ilkesine aykırılık taşıdığından anılan hükmün iptali için
Anayasanın 152. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesine başvurulmasının uygun
olacağı, İstanbul 7.
İdare Mahkemesinin 05/06/2024 tarihli ve E:2023/1710, K:2024/1137 sayılı
kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun kabulü, idare mahkemesi kararının
kaldırılması, davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolunda İstanbul
Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava
Dairesince verilen 21/01/2025 tarihli ve E:2024/2685, K:2025/203 sayılı
kararın, 2577 sayılı Kanunun 51. maddesi uyarınca yürürlükteki hukuka aykırı
sonucu ifade ettiğinden kanun yararına bozulmasına karar verilmesi gerektiği
düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı
Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler
incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:
2577 sayılı Kanunun 51.
maddesinin 2. fıkrasında, yer verilen "Bu bozma kararı, daha önce kesinleşmiş
olan merci kararının hukuki sonuçlarını kaldırmaz" şeklindeki hükmün iptali
istemiyle Anayasanın 152. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesine başvurulması
istemi yerinde görülmemiştir.
İNCELEME
VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY: Dosyanın
incelenmesinden;
1-İstanbul ili, Beşiktaş ilçesi,
Etiler Mahallesi, 578 ada, 10 sayılı parselde bulunan yapıya parsel malikinin
başvurusu üzerine düzenlenen 04/01/2019 tarih ve V5MCJ165 sayılı yapı kayıt
belgesinin yapılan bir şikayet üzerine İstanbul Valiliği Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünün 02.03.2023 tarih ve 5849859 sayılı işlemi ile iptal edilerek bildirime dair 13.03.2023 tarihli yazının 31/03/2023 tarihinde tebliğ
edildiği,
2- Bu iptal kararı uyarınca ilgili idarelerince işlem yapılmasının
bildirilmesine dair 14.03.2023 tarih ve 5942967 sayılı, 05.06.2023 tarih ve
6582906 sayılı yazıların ilgili idarelere bildirildiği,
3- Dava konusu yapının kiracısı
olan davacı tarafından, 09/05/2023
tarihinde 04/01/2019 tarih ve V5MCJ165
belge numaralı yapı kayıt belgesinin iptal edilmesine ilişkin işlem ile İstanbul
Valiliğinin 6582906 sayılı işlemi ve Beşiktaş Belediye Başkanlığınca tanzim
edilen 0049 sayılı yapı tatil tutanağının iptali istemiyle, İstanbul 7. İdare
Mahkemesinde açılan davada 13/07/2023 tarih ve E:2023/1150 K:2023/1720 sayılı
kararı ile yapı kayıt belgesine ilişkin ayrı, yapı tatil tutanağına karşı ayrı
bir dilekçeyle dava açılması gerektiği gerekçesiyle dilekçenin reddine karar
verildiği,
4- Davacı tarafından bu defa 26/07/2023 tarihinde İstanbul 7. İdare Mahkemesinin yapı kayıt belgesinin iptal edilmesine ilişkin
13.03.2023 tarihli yazıyla bildirilen davalı idarenin 02.03.2023 tarih ve
5849859 sayılı işleminin, bu iptal kararı uyarınca ilgili idarelerince işlem
yapılmasının bildirilmesine dair 14.03.2023 tarih ve 5942967 sayılı, 05.06.2023
tarih ve 6582906 sayılı işlemlerin iptali istemiyle E:2023/1710 sayılı
dosyasında ayrı, 19.06.2023 tarihli, 0049 sayılı yapı tatil tutanağı ile 2960
sayılı Boğaziçi Kanunu uyarınca toplam 6.224.901,52-TL idari para cezası
verilmesine dair 06.07.2023 tarihli 2023/300 sayılı belediye encümeni kararının
ve ekinde yer alan 17.07.2023 tarihli 5.845.224,70-TL bedelli tahakkuk fişi ile
yine 17.07.2023 tarihli 379.676,82-TL bedelli tahakkuk fişinin, yine davalı
idare tarafından düzenlenen 06.07.2023 tarih ve 2023/301 sayılı yıkım kararının
iptali istemiyle E:2023/1709 sayılı dava dosyasında ayrı iki dava açıldığı,
5- İstanbul 7. İdare Mahkemesinin
E:2023/1710 sayılı dosyasında, 05/06/2024 tarih ve K:2024/1137 sayılı kararı ile
yapı kayıt belgesinin iptal edilmesine ilişkin 13.03.2023 tarihli yazıyla
bildirilen davalı idarenin 02.03.2023 tarih ve 5849859 sayılı işleminin, bu
iptal kararı uyarınca ilgili idarelerince işlem yapılmasının bildirilmesine
dair 14.03.2023 tarih ve 5942967 sayılı, 05.06.2023 tarih ve 6582906 sayılı
işlemlerin iptaline karar verildiği,
6- İstanbul Bölge İdare Mahkemesi
5. İdare Dava Dairesinin 21/01/20255 tarih ve E:2024/2685 K:2025/203 sayılı
kararı ile İstanbul 7. İdare Mahkemesinin 05/06/2024 tarih ve E:2023/1710,
K:2024/1137 sayılı kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun kabulüne, anılan
kararın kaldırılmasına, davanın süre aşımı nedeniyle reddine kesin olarak karar verildiği,
7- İstanbul 7. İdare Mahkemesinin
E:2023/1709 sayılı dosyasında 05/06/2024 tarih ve K:2024/1136 sayılı kararı ile
de 19.06.2023 tarihli, 0049 sayılı yapı tatil tutanağı ile 2960 sayılı Boğaziçi
Kanunu uyarınca toplam 6.224.901,52-TL idari para cezası verilmesine dair
06.07.2023 tarihli 2023/300 sayılı belediye encümeni kararının ve ekinde yer
alan 17.07.2023 tarihli 5.845.224,70-TL bedelli tahakkuk fişi ile yine
17.07.2023 tarihli 379.676,82-TL bedelli tahakkuk fişinin, yine davalı idare
tarafından düzenlenen 06.07.2023 tarih ve 2023/301 sayılı yıkım kararının
iptaline karar verildiği,
8- İstanbul Bölge İdare Mahkemesi
4. İdare Dava Dairesinin 27/02/2025 tarih ve E:2024/2272 K:2025/485 sayılı kararı
ile de, yapı kayıt belgesinin iptaline karşı açılan davada davanın süre aşımı
nedeniyle reddine karar verildiğinden İstanbul 7. İdare Mahkemesinin 05/06/2024
tarih ve E:2023/1709, K:2024/1136 sayılı kararına karşı yapılan istinaf
başvurusunun kabulüne, anılan kararın kaldırılmasına, davanın reddine karar
verildiği, bu karara karşı temyiz yolana başvurulduğu, bu kararın temyiz
edilmesi üzerine dosyanın Danıştay Dördüncü Dairesinin 2025/2467 sayılı
dosyasında derdest olduğu,
9- Davacı tarafından İstanbul
Bölge İdare Mahkemesi 5. İdare Dava Dairesinin 21/01/20255 tarih ve E:2024/2685
K:2025/203 sayılı kararının kanun yararına temyiz edilmesi talebiyle Danıştay
Başsavcılığını bilgilendiren dilekçe üzerine yapılan başvuru Danıştay
Başsavcılığınca temyizen incelenerek bozulması 2577 sayılı Kanunun 51. maddesi
uyarınca talep edildiği, anlaşılmaktadır.
İLGİLİ
MEVZUAT:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanununun 7. maddesinde, "Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre
gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi
mahkemelerinde otuz gündür.
2. Bu süreler;
a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı
bildirimin yapıldığı,
b) Vergi, resim ve harçlar ile
benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda:
Tahakkuku tahsile bağlı olan vergilerde tahsilatın; tebliğ yapılan hallerde
veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğin; tevkif yoluyla alınan vergilerde
istihkak sahiplerine ödemenin; tescile bağlı vergilerde tescilin yapıldığı ve
idarenin dava açması gereken konularda ise ilgili merci veya komisyon kararının
idareye geldiği;
Tarihi izleyen günden başlar.
3. Adresleri belli olmayanlara
özel kanunlarındaki hükümlere göre ilan yoluyla bildirim yapılan hallerde, özel
kanununda aksine bir hüküm bulunmadıkça süre, son ilan tarihini izleyen günden
itibaren onbeş gün sonra işlemeye başlar.
4. İlanı gereken düzenleyici
işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu
işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan
işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin
iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz."
hükümlerine, 8. maddesinin 1. fıkrasında da, "Süreler, tebliğ, yayın veya ilan
tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlar," hükmüne yer verilmiştir.
2577 sayılı Kanunun 5.
Maddesinde;
"1. Her idari işlem aleyhine ayrı
ayrı dava açılır. Ancak, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep-sonuç
ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı bir dilekçe ile de dava açılabilir.
2. Birden fazla şahsın müşterek
dilekçe ile dava açabilmesi için davacıların hak veya menfaatlerinde iştirak
bulunması ve davaya yol açan maddi olay veya hukuki sebeplerin aynı olması
gerekir" hükmüne;
"Dilekçeler Üzerine İlk İnceleme"
başlıklı 14. maddesinin (g) bendinde, dilekçelerin 3 ve 5 inci maddelere uygun
olup olmadıklarının inceleneceği hükmüne, 15. maddesinin (d) bendinde; 14.
maddenin 3. fıkrasının (g) bendinde yazılı halde otuz gün içinde 3. ve 5.
maddelere uygun şekilde yeniden düzenlenmek veya noksanları tamamlanmak üzere
dilekçelerin reddine karar verileceği kuralına yer verilmiştir.
Öte yandan, 2577 sayılı Kanunun
51. maddesinde ise "İdare ve vergi mahkemeleri ile bölge İdare mahkemelerinin
kesin olarak verdiği kararlar ile istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden
kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı
bir sonucu ifade edenler, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya
kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabilir.
Temyiz isteği yerinde görüldüğü
takdirde karar, kanun yararına bozulur. Bu
bozma kararı, daha önce kesinleşmiş olan merci kararının hukuki sonuçlarını
kaldırmaz.
Bozma kararının bir örneği ilgili
bakanlığa gönderilir ve Resmi Gazete'de yayımlanır." kuralına yer verilmiştir.
HUKUKİ
DEĞERLENDİRME:
İstanbul Valiliği
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünün dava konusu 02.03.2023
tarih ve
5849859 sayılı işleminin parsel malikine
31/03/2023 tarihinde tebliğ edilmesi
üzerine, davacı tarafından 09/05/2023
tarihinde İstanbul Bölge
İdare Mahkemesi 5. İdare Dava Dairesince 04/01/2019 tarih ve V5MCJ165
belge numaralı yapı kayıt belgesinin
iptal edilmesine ilişkin işlem ile İstanbul
Valiliğinin 6582906 sayılı işlemi ve
Beşiktaş Belediye Başkanlığınca tanzim edilen 0049 sayılı yapı tatil
tutanağının iptali istemiyle İstanbul
7. İdare Mahkemesinde açılan davada
13/07/2023 tarih ve E:2023/1150 K:2023/1720 sayılı kararı ile yapı kayıt
belgesine ilişkin ayrı yapı tatil tutanağına karşı ayrı bir dilekçeyle dava
açılması gerektiği gerekçesiyle dilekçenin reddine karar verilmiştir. Sözü
edilen dilekçe ret kararı üzerine de 26/07/2023'de yenilenen dilekçeyle
görülmekte olan dava açılmıştır. Bu itibarla davacı tarafından, 2577 sayılı
Yasanın 7 ve 8. maddelerinde
öngörülen yasal dava açma süresi içinde (60 gün) İstanbul
7. İdare Mahkemesinde E:2023/1150 sayılı
dosyasında açılan dava tarihinin esas alınması gerekirken sözü edilen dosyada
verilen dilekçe ret kararı üzerine hatalı olarak ikinci kez açılan davanın dava
açma tarihi (26/07/2023) esas
alınarak davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolunda verilen kararda hukuka
uyarlık bulunmamaktadır.
KARAR
SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.
Danıştay Başsavcılığının kanun yararına
temyiz isteminin KABULÜNE,
2. İstanbul
Bölge İdare Mahkemesi 5. İdare Dava
Dairesinin 21/01/20255 tarih ve E:2024/2685 K:2025/203 sayılı kararının 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca, hükmün
hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA,
3.
Kararın birer örneğinin taraflara ve
Danıştay Başsavcılığına gönderilmesine ve bu kararın Resmi Gazete'de
yayımlanmasına, 22/06/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
NB,
SE