Anayasa Mahkemesinin E 2025-269 K 2026-72 Gümrük Kanunu Usulsüzlük idari para cezasına ilişkin 241 inci maddesinin 1 fıkrasında yetki ifadelerinin iptal edildiği
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından: 02.06.2026 Tarih ve 33268 Sayılı R.G.
Tasarruflu yazılar 1
Esas Sayısı :2025/269
Karar Sayısı :2626/72
Karar Tarihi :26/3/2026
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Hatay 1. Vergi Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 27/10/1999 tarihli ve 4458
sayılı Gümrük Kanunu'nun 241.
maddesinin 18/6/2009 tarihli ve 5911 sayılı Kanun'un 63. maddesiyle
değiştirilen (1) numaralı fıkrasında yer alan "…ikincil düzenlemelerle
getirilen hükümlere aykırı hareket…" ibaresinin Anayasa'nın
2. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi
talebidir.
OLAY: Usulsüzlük cezasının kaldırılması
istemiyle yapılan başvurunun reddine yönelik işlemin iptali talebiyle açılan
davada itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme,
iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun'un 241. maddesinin itiraz konusu
kuralın da yer aldığı (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"1. (Değişik: 18/6/2009-5911/63 md.)
Bu Kanunda ayrı bir ceza tayin edilmiş haller saklı kalmak üzere, bu
Kanuna ve bu Kanunda tanınan yetkilere dayanılarak çıkarılan ikincil
düzenlemelerle getirilen hükümlere aykırı hareket edenlere söz
konusu düzenlemelerde açıkça öngörülmüş olması kaydıyla altmış TL usulsüzlük
cezası uygulanır."
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri
uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan
GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin
MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve
Metin KIRATLI'nın katılımlarıyla 25/12/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme
toplantısında öncelikle sınırlama sorunu görüşülmüştür.
2. Anayasa'nın 152. ile 30/3/2011
tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun'un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava
sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin
hükümlerini Anayasa'ya aykırı görmesi ya da taraflardan birinin ileri sürdüğü
aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin
iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler
uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde
yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali
talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural
ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların
çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak
nitelikteki kurallardır.
3. 4458 sayılı Kanun'un 241. maddesinin
(1) numaralı fıkrasında -bu Kanun'da ayrı bir ceza tayin edilmiş hâller saklı
kalmak üzere- Kanun'a ve Kanun'da tanınan yetkilere dayanılarak çıkarılan
ikincil düzenlemelerle getirilen hükümlere aykırı hareket edenlere söz konusu
düzenlemelerde açıkça öngörülmüş olması kaydıyla altmış TL usulsüzlük cezasının
uygulanacağı hükme bağlanmıştır. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, anılan fıkrada
yer alan "…ikincil düzenlemelerle getirilen hükümlere aykırı hareket…"
ibaresinin iptalini talep etmiştir.
4. Bakılmakta olan davanın konusu, 4458
sayılı Kanun'a dayanılarak çıkarılan ikincil düzenlemeye aykırılık nedeniyle
uygulanan usulsüzlük cezasının iptali talebine ilişkindir. Fıkrada yer alan "…aykırı
hareket…" ibaresi ise ikincil düzenlemeye aykırılığın yanı sıra 4458 sayılı
Kanun'a aykırılık hâllerini düzenleyen "bu Kanuna…" ibaresi yönünden de
geçerli, ortak kural niteliğindedir. Bu itibarla bakılmakta olan davanın konusu
gözetilerek kuralın esasına ilişkin incelemenin fıkrada yer alan "...ikincil
düzenlemelerle getirilen hükümlere…" ibaresi ile sınırlı olarak yapılması
gerekir.
5. Açıklanan nedenlerle 27/10/1999
tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 241. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında yer alan "…ikincil düzenlemelerle getirilen hükümlere aykırı
hareket…" ibaresinin esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin
anılan fıkrada yer alan "...ikincil düzenlemelerle getirilen hükümlere…"
ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
6. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör
Burak FIRAT tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu
kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Anlam ve Kapsam
7. 4458 sayılı Kanun'un 1. maddesinde
anılan Kanun'un amacının Türkiye Cumhuriyeti gümrük bölgesine giren ve bu
bölgeden çıkan eşya ile taşıtlara uygulanacak gümrük kurallarını belirlemek
olduğu belirtilmiştir. Kanun'un 231 ila 241. maddelerinde gümrük idaresinin
uygulayacağı cezalar düzenlenmiştir.
8. 241. maddenin (1) numaralı fıkrasında
Kanun'da ayrı bir ceza tayin edilmemek şartıyla Kanun'a veya Kanun'da tanınan
yetkilere dayanılarak çıkarılan ikincil düzenlemelerle getirilen hükümlere
aykırı hareket edenlere söz konusu düzenlemelerde açıkça öngörülmüş olması
kaydıyla usulsüzlük cezasının uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Anılan
fıkrada yer alan "…ikincil düzenlemelerle getirilen hükümlere…" ibaresi
itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.
B. İtirazın Gerekçesi
9. Başvuru kararında özetle; itiraz
konusu kuralda usulsüzlük cezasını gerektiren eylemlerin ikincil düzenlemelerle
belirlenmesine imkân tanınmasının gümrük yükümlüleri bakımından belirsizliğe
neden olduğu, bu kişilerin hangi eylemleri karşılığında bu cezayla
karşılaşacaklarını düzenleyen açık ve anlaşılır bir düzenlemenin bulunmadığı,
ayrıca idarenin yönetmelik, tebliğ, genelge gibi benzeri nitelikte düzenleyici
işlemler yapabileceği dikkate alındığında "ikincil düzenlemeler"
kavramının da belirsizlik içerdiği belirtilerek kuralın Anayasa'nın 2. ve 38.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
C. Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
10. Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen
hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak
ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup
bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı
denetimine açık olan devlettir.
11. Hukuk devletinin temel ilkelerinden
biri belirliliktir. Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem
de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde
açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu
otoritelerinin keyfî uygulamalarına imkân tanımaması gerekir. Belirlilik ilkesi;
hukuksal güvenlikle bağlantılı olup bireyin kanundan, belirli bir kesinlik
içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun
bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini verdiğini anlamasını
zorunlu kılmaktadır.
12. Anayasa'nın 38. maddesinin birinci
fıkrasında "Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı
bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç
için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez." denilerek suçun
kanuniliği, üçüncü fıkrasında da "Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik
tedbirleri ancak kanunla konulur." denilerek cezanın kanuniliği ilkesi
güvence altına alınmıştır. Anayasa'nın anılan maddesinde yer alan suçta ve
cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi fiillerin yasaklandığının ve bu
yasak fiillere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkta, anlaşılır
ve sınırları belirli olarak kanunda gösterilmesi gerekmektedir. Kişilerin yasak
fiilleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve
özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır (AYM, E.2020/16, K.2020/33,
25/6/2020, § 15).
13. Anayasa'nın anılan maddesinde idari
suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından her
ikisi de bu maddede öngörülen ilkelere tabidir. Adli ve idari suçlarda davranış
normlarına aykırılık ve haksızlık teşkil eden bir fiille, kanun koyucunun
koruma altına aldığı hukuki bir değerin ihlali söz konusu olup adli ve idari
cezaların her ikisi de cebir içermektedir (AYM, E.2015/85, K.2016/3, 13/1/2016,
§ 13).
14. Korunan hukuki değer ile ihlalin
neden olduğu hukuki sonuçların aynı olmaması ise idari suç ve cezalar ile adli
suç ve cezalar arasındaki temel farklılığı oluşturmaktadır. Adli para
cezalarından daha yüksek miktarlarda idari para cezalarının verilebilmesine
imkân tanıyan düzenlemeler de bulunmakla birlikte adli suçlar için öngörülen
cezaların idari suçlar için öngörülen cezalardan genellikle daha ağır olması,
hürriyeti bağlayıcı cezaların ilke olarak adli suçlar yönünden geçerli olması,
idari suçlarda kanun koyucunun daha az önem atfettiği bir hukuki değerin ihlal
edilmesi ve öngörülen yaptırımın da genellikle idari bir makam tarafından idari
usuller izlenerek uygulanması nedeniyle Anayasa'nın 38. maddesindeki ilkelerin
aynı boyut ve kapsamıyla idari suçlara da uygulanması, işin mahiyetine uygun
düşmemektedir. Yasama organının ağır işleyen yapısı ile ekonomik ve teknik
hayatın hızla değişen ve gelişen şartları gözetilerek suç ve cezalarda
kanunilik ilkesinin idari suçlar yönünden daha esnek uygulanması gerekmektedir
(AYM, E.2015/85, K.2016/3, 13/1/2016, §14; E.2019/110, K.2021/85, 11/11/2021, §
19).
15. Anayasa'nın 38. maddesinin
gerekçesinde de belirtildiği üzere suçta ve cezada kanunilik ilkesi, kanun
koyucunun açık suç hükmü koymasına yani fiili bildirmeden suç konusunu gösterip
bunun yaptırımını belirtmesine engel değildir. Öğretide suçun cezasını ve
konusunu açıkça tanımlamış olmasına rağmen suça vücut verecek somut fiilin ne
olduğunu belirtmeyerek bunu idareye bırakan kanun hükümlerine çerçeve kanun
veya açık ceza hükmü denmektedir. Bu tür hükümlere zamanın gereklerine göre
sık sık değişik tedbirlerin alınmasına veya alınan tedbirlerin kaldırılmasına
lüzum görülen hâllerde, yasama organının yapısı bakımından ağır işlemesi ve
günlük olayları izleyerek zamanında gerekli tedbirleri almasının güçlüğü
nedeniyle birçok çağdaş hukuk düzeninde yer verildiği görülmektedir. Anayasa
Mahkemesinin birçok kararında da açık ceza hükmü düzenlemelerinin suç ve cezada
kanunilik ilkesine aykırı olmayacağı belirtilmiştir (AYM, E.1962/198,
K.1962/111, 10/12/1962; E.1963/4, K.1963/71, 28/3/1963; E.2001/143, K.2004/11,
10/2/2004; E.2011/64, K.2012/168, 1/11/2012).
16. Ancak açık ceza hükmünün
Anayasa'nın 38. maddesine aykırı olmaması için suç konusunun ve yaptırımının
tereddüde yer vermeyecek şekilde kanunda açıkça belirtilmesi ve kişilerin belirlenen
somut suç fiilini önceden bilmelerini sağlayacak kanuni güvencenin sağlanması
gerekir. Ancak bu şekilde suçu belirleyen kuralın erişilebilir ve öngörülebilir
olması sağlanabilir. Aksi takdirde kişilerin yasaklanmış olan fiilleri önceden
bilmeleri ve kendi hareketlerini buna göre ayarlamaları mümkün olmayacak ve
ceza sorumluluğu bireylerin bilinçli tercihlerine bağlanmayarak birey
özgürlüğünün güvence altına alınması imkânı önemli ölçüde ortadan kaldırılmış
olacaktır (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, § 182).
17. Açık ceza hükümlerinin Anayasa'ya
uygunluk denetiminde bu tür düzenlemelerin suçta ve cezada kanunilik ilkesine
kategorik olarak aykırılık teşkil etmediği, ancak anayasal güvenceler
çerçevesinde bir denetime tabi tutulmaları gerektiği açıktır. Bu kapsamda incelemenin
bireylerin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alan hukuk devleti
ilkesinin bir gereği olarak belirli ve öngörülebilir ölçütler çerçevesinde
yapılması zorunludur.
18. Bu bağlamda ilk olarak açık ceza
hükmüyle düzenlenen alanın niteliği incelenmelidir. Bu kapsamda düzenlemenin
sık değişen, teknik ve uzmanlık gerektiren dinamik bir alana ilişkin olup
olmadığı belirlenmelidir. Zira yasama organının yapısı gereği ağır işlemesi ve
değişen koşullara süratle uyum sağlama güçlüğü karşısında bu tür alanlarda
ayrıntılı düzenlemelerin idareye bırakılması zorunlu hâle gelebilmektedir.
Ancak bu durum, açık ceza hükmüne başvurulmasını olağan değil istisnai bir
yöntem hâline getirmektedir. Dolayısıyla söz konusu alanın gerçekten dinamik ve
teknik bir nitelik taşıyıp taşımadığı ortaya konulmadan açık ceza hükmüne
başvurulması, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin zedelenmesi sonucunu
doğurabilecektir.
19. İkinci olarak suçun konusu ile
yaptırımın kanunda yeterli açıklıkta ve tereddüde yer vermeyecek şekilde
belirlenip belirlenmediği değerlendirilmelidir. Bu çerçevede kanunun ikincil
düzenlemelere bırakılan alanın kapsam ve sınırlarını belirleyen çerçeve
hükümler içerip içermediği incelenmelidir. Özellikle idareye verilen yetkinin,
yalnızca teknik ayrıntıları ve somut fiilleri belirlemeyle sınırlı olup
olmadığı ya da bunun ötesine geçerek hangi fiillerin yaptırıma tabi
tutulacağına ilişkin geniş ve sınırları belirsiz bir takdir alanı tanıyıp
tanımadığı gözetilmelidir. İdareye suça konu fiilleri belirleme yetkisinin yanı
sıra bu fiillerden hangilerinin yaptırıma tabi tutulacağını tayin etme yönünde
bir takdir alanı tanınması hâlinde yaptırıma bağlanan fiillerin kanunla yeterli
açıklık ve kesinlikte belirlenmiş olduğundan söz edilemez. Bu durumda hangi
eylemlerin hukuki yaptırıma konu olacağının kanun düzeyinde öngörülebilir bir
çerçevede ortaya konulmaması nedeniyle bireylerin davranışlarını buna göre
yönlendirmeleri mümkün olmayacaktır. Bu ise suçta ve cezada kanunilik ilkesinin
ayrılmaz unsurları olan belirlilik ve öngörülebilirlik güvencelerini zedeler.
Buna karşılık ikincil düzenlemelere bırakılan alanın kapsam ve sınırlarının
kanunun diğer hükümleriyle belirlenmiş olması ve bu suretle idareye tanınan
yetkinin çerçevesinin çizilmesi hâlinde açık ceza hükmünün anılan nedenle tek
başına Anayasa'ya aykırı olduğu sonucuna ulaşılamaz.
20. Son olarak ise kanunun atıfta
bulunduğu ikincil düzenlemelerde yer alan somut fiillerin ilgililer tarafından
önceden bilinebilir olmasını sağlayacak güvencelerin bulunup bulunmadığı
incelenmelidir. Bu bağlamda söz konusu düzenlemelerin Resmî Gazete'de
yayımlanması, ilan edilmesi, duyurulması veya ilgililere başka yollarla
bildirilmesi gibi mekanizmalarla erişilebilir kılınıp kılınmadığı
gözetilmelidir. Zira bireylerin hangi fiillerin yasaklandığını önceden bilmesi
ve davranışlarını buna göre yönlendirebilmesi, suçta ve cezada kanunilik
ilkesinin temel unsurlarından biridir. İkincil düzenlemelerin ilgililerin
bilgisine sunulmasını güvence altına alan herhangi bir mekanizmanın
öngörülmemesi hâlinde düzenlemelerin öngörülebilir ve erişilebilir olduğu
söylenemez. Bu durum da suçta ve cezada kanunilik ilkesiyle bağdaşmayacaktır.
21. Bu bağlamda ilk olarak itiraz konusu
kural bakımından düzenlenen alanın niteliği değerlendirilmelidir. Kuralla,
usulsüzlük cezasının uygulanmasının öngörüldüğü alan gümrük işlemlerine ilişkindir.
Gümrük işlemlerinin uluslararası ticaret, ekonomik gelişmeler ve teknik
düzenlemelerle doğrudan ilişkili olduğu gözetildiğinde değişen koşullara göre
ayrıntılı düzenlemeler yapılmasını gerektiren teknik bir alan olmadığı
söylenemez.
22. İkinci olarak kurala konu suçun
konusu ile yaptırımın kuralda yeterli açıklıkta ve tereddüde yer vermeyecek
şekilde belirlenip belirlenmediği hususunun incelenmesi gerekmektedir. Kuralda
4458 sayılı Kanun'da ayrıca bir ceza öngörülmemiş hâllerde ikincil
düzenlemelerle getirilen hükümlere aykırı hareket edenlere usulsüzlük cezasının
uygulanacağı belirtilmiştir. Ancak kural uyarınca usulsüzlük cezasının uygulanabilmesi
için yalnızca fiillerin ikincil düzenlemelerde belirlenmesi yeterli olmayıp bu
fiillerin usulsüzlük cezasına tabi olacağının da söz konusu düzenlemelerde
açıkça öngörülmesi gerekmektedir. Bu durum, yalnızca fiillerin değil aynı
zamanda hangi fiillerin yaptırıma tabi olacağının belirlenmesinin de ikincil
düzenlemelere bırakılması sonucunu doğurmaktadır.
23. Başka bir ifadeyle kuralla idareye,
ikincil düzenlemelerde yer alan yükümlülüklerden hangilerinin usulsüzlük cezası
yaptırımına bağlanacağını belirleme yetkisi verilmektedir. Bu durum, suç
konusunun kanunla belirlenmesi yerine idari düzenlemelerle belirlenmesine yol
açmaktadır.
24. Öte yandan kuralda yer verilen "ikincil
düzenlemeler" kavramı yalnızca yönetmelikleri değil tebliğ, genelge ve
benzeri düzenleyici işlemleri de kapsayabilecek genişliktedir. Bu tür
düzenleyici işlemlerin tamamının Resmî Gazete'de yayımlanması, ilan edilmesi,
duyurulması ya da ilgililere bildirilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır.
Dolayısıyla ikincil düzenlemelerle getirilen yükümlülüklerin ve bunlara
bağlanan yaptırımların kişilerin bilgisine sunulmasını güvence altına alan bir
kanuni düzenlemenin de bulunmadığı tespit edilmiştir.
25. Açıklanan nedenlerle kural,
Anayasa'nın 2. ve 38. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
IV. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ
26. 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesinin
(4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye
Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün belirli kurallarının iptali, diğer
kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da
Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.
27. 4458 sayılı Kanun'un 241. maddesinin
(1) numaralı fıkrasında yer alan "…ikincil düzenlemelerle getirilen
hükümlere…" ibaresinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan
fıkrada yer alan "…ve bu Kanunda tanınan yetkilere
dayanılarak çıkarılan…" ibaresinin 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesinin (4)
numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir.
V. HÜKÜM
27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük
Kanunu'nun 241.
maddesinin 18/6/2009 tarihli ve 5911 sayılı Kanun'un 63. maddesiyle
değiştirilen (1) numaralı fıkrasında yer alan;
A. "…ikincil düzenlemelerle getirilen hükümlere…"
ibaresinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
B. "…ve bu Kanunda tanınan yetkilere
dayanılarak çıkarılan…" ibaresinin 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 43. maddesinin
(4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE,
26/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar
verildi.
EE - K:SE
T.C.
HATAY
1.
VERGİ MAHKEMESİ
ESAS
NO: 2025/179
İTİRAZ YOLUYLA ANAYASA MAHKEMESİ'NE
BAŞVURMA KARARI
Davacı ……..
vekili AV. ….. tarafından … tarih ve … sayılı beyanname eki faturada eşyanın
5.575 kg olmasına rağmen beyannamede 5.574 kg olarak beyan edildiğinden bahisle
4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 241. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca
İskenderun Gümrük Müdürlüğü tarafından … sayılı kararıyla kesilen 828,00-TL
tutarındaki usulsüzlük cezasının kaldırılması istemiyle yapılan itirazın Doğu
Akdeniz Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğünce reddine dair … sayılı işlemin
iptali istemiyle açılan davada, uygulanacak kanun maddesinin Anayasa'ya
aykırılığı ile ilgili olarak işin gereği düşünüldü:
I) İtiraz Yoluyla İptaline Karar
Verilmesi İstenilen Kanun Maddesi:
1- 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun
241. maddesinin (1) numaralı fıkrasında;
"Bu Kanunda ayrı bir ceza tayin edilmiş
haller saklı kalmak üzere, bu Kanuna ve bu Kanunda tanınan yetkilere
dayanılarak çıkarılan ikincil düzenlemelerle getirilen hükümlere aykırı
hareket edenlere söz konusu düzenlemelerde açıkça öngörülmüş olması
kaydıyla altmış TL usulsüzlük cezası uygulanır." hükmüne yer verilmiştir.
2- İtiraz başvurusunun özünü; gümrük yükümlülerinin
işledikleri gümrük kabahatlerine uygulanacak yaptırımın Kanun ile belirlendiği
ancak kabahat oluşturan fiiller açısından belirlemenin "ikincil düzenlemelerle getirilen hükümlere aykırı hareket" şeklinde
tanımlanarak kanunla çizilen çerçevenin belirli olmadığı gerekçesiyle iptal
edilmesi gerektiği oluşturmaktadır. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereği,
usulsüzlük cezasını gerektiren eylemlerin en azından genel hatlarıyla Kanun'da
belirlenmesi gerektiği, ancak teknik konularla detayların yönetmelikle
belirlenebilmesine karşın Gümrük Kanunu'nun ilgili maddesinde "ikincil düzenlemelerle getirilen hükümlere
aykırı hareket" belirlemesi yeterli görülmüştür. Bununla birlikte "ikincil düzenlemeler"in idarenin
çıkardığı her türlü düzenleyici işlemler olabileceği hususu da dikkate
alındığında, Kanun'un idareye herhangi bir çerçeve çizmediği, kabahat ihdas
etme yetkisinin idareye bırakıldığı ve idareye bırakılan takdir yetkisinin
ölçüsüz bir şekilde geniş tutulmasının uygulamada belirsizliğe, eşitsizliğe ve
haksızlığa yol açabileceği, bu itibarla hukuki güvenliğin zedelendiği
gerekçesiyle iptal edilmesi gerektiği düşünülmektedir.
II) Konu ile İlgili Mevzuat
Hükümleri:
3- Gümrük Yönetmeliği'nin "Usulsüzlük
Cezası" başlıklı 584. maddesinin (1) numaralı fıkrasında:
"Ek-82'de yer alanlarla Müsteşarlıkça
yayımlanan diğer Yönetmelik ve Tebliğlerde açıkça belirlenen fiilleri
işleyenlere, Kanunun 241 inci maddesinin birinci fıkrası hükmü uyarınca 60 TL
usulsüzlük cezası uygulanır." düzenlemesine yer verilmiştir. Gümrük
Yönetmeliği'ne Ek-82'de ise, Kanun'un 241. maddesinin (1) numaralı fıkrası
uyarınca usulsüzlük cezasını gerektiren fiiller sayılmıştır.
4- Kabahatler Kanunu'nun "Kanunilik
ilkesi" başlıklı 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasında;
"Hangi fiillerin kabahat oluşturduğu, kanunda
açıkça tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından
belirlediği çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle
de doldurulabilir." hükmü yer almaktadır.
III) Anayasaya Aykırılık
İncelemesinde Öncelikli Hususlar:
5- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın
"Anayasa'nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü" başlıklı 11. maddesinin ikinci
fıkrasında,
"Kanunlar Anayasa'ya aykırı olamaz."
hükmü;
Anayasa'nın
"Anayasa'ya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi" başlıklı 152.
maddesinde de;
"Bir davaya bakmakta olan mahkeme,
uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasaya
aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının
ciddî olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara
kadar davayı geri bırakır.
Mahkeme, Anayasaya aykırılık
iddiasını ciddî görmezse bu iddia, temyiz merciince esas hükümle birlikte
karara bağlanır.
Anayasa Mahkemesi, işin kendisine
gelişinden başlamak üzere beş ay içinde kararını verir ve açıklar. Bu süre
içinde karar verilmezse mahkeme davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre
sonuçlandırır. Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar
kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır.
Anayasa Mahkemesi'nin işin
esasına girerek verdiği red kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından sonra on
yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar
başvuruda bulunulamaz."
hükmüne yer verilmiştir.
6- Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Anayasa'ya aykırılığın mahkemelerce ileri
sürülmesi" başlıklı 40. maddesinde;
"(1) Bir davaya bakmakta olan
mahkeme, bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin
hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü
aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa;
a) İptali istenen kuralların
Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru
kararının aslını,
b) Başvuru kararına ilişkin
tutanağın onaylı örneğini,
c) Dava dilekçesi, iddianame veya
davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örneklerini, dizi
listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine gönderir.
(2) Taraflarca ileri sürülen
Anayasaya aykırılık iddiası davaya bakan mahkemece ciddi görülmezse bu konudaki
talep, gerekçeleri de gösterilmek suretiyle reddedilir. Bu husus esas hükümle
birlikte temyiz konusu yapılabilir.
(3) Genel Sekreterlik gelen
evrakı kaleme havale eder ve keyfiyeti başvuran mahkemeye bir yazı ile
bildirir.
(4) Evrakın kayda girişinden
itibaren on gün içinde başvurunun yöntemine uygun olup olmadığı incelenir. Açık
bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvuruları,
Mahkeme tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedilir.
(5) Anayasa Mahkemesi, işin
kendisine noksansız olarak gelişinden başlamak üzere beş ay içinde kararını
verir ve açıklar. Bu süre içinde karar verilmezse ilgili mahkeme davayı
yürürlükteki hükümlere göre sonuçlandırır. Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı,
esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse mahkeme buna uymak
zorundadır." düzenlemesi yer almaktadır.
7- Bir mahkemenin Anayasa Mahkemesi
nezdinde itiraz yoluna başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve görevine
giren bir dava bulunması ve iptali istenen kuralın da o davada uygulanacak
olması gerektiği hususu Anayasa Mahkemesi'nin istikrar kazanmış yerleşik
kararlarında açıkça vurgulanmıştır. Anayasa'nın 152. maddesine göre, bir davaya
bakmakta olan mahkemenin itiraz yoluyla bir kanun hükmünün iptali için Anayasa
Mahkemesi'ne başvurabilmesi için iptali istenen kuralın davada uygulanacak
nitelikte olması gerekir.
8- Dava konusu edilen uyuşmazlık,
davacının Gümrük Yönetmeliği'ne Ek-82 sayılı listenin 54. sırasında yer alan "Ceza gerektiren başka bir durum bulunmaması
ve mahiyeti ayrı olmak kaydıyla, gümrük beyannamesinde düzeltme yapılması"
kabahatini işlediğinden bahisle iptali talep edilen Gümrük Kanunu'nun 241.
maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca kesilen usulsüzlük cezasından
kaynaklanmakta olup ilgili Kanun maddesi davada uygulanacak niteliktedir.
IV) Anayasal Düzenlemeler ve
Temel İlkeler:
9- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın
"Cumhuriyetin nitelikleri" başlıklı 2. maddesinde;
"Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî
dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk
milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,
demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir." düzenlemesine,
10- Anayasa'nın "Suç ve cezalara
ilişkin esaslar" başlıklı 38. maddesinin birinci fıkrasında;
"Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan
kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu
işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez."
hükmü ile üçüncü fıkrasında;
"Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik
tedbirleri ancak kanunla konulur." hükmüne yer verilmiştir.
11- Anayasa'nın "Temel hak ve
hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesinde;
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın
yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve
ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,
demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük
ilkesine aykırı olamaz." düzenlemesine yer verilmiştir.
12- Suç ve cezada kanunilik ilkesi,
hukuk devletinin kurucu unsurlarından olup bu ilkenin Anayasa ve Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ortak koruma alanı kapsamında yer aldığı
kabul edilmektedir. Kanunilik ilkesi, genel olarak bütün hak ve özgürlüklerin
düzenlenmesinde temel bir güvence oluşturmanın yanı sıra suç ve cezaların
belirlenmesi bakımından özel bir anlam ve önemi haiz olup bu kapsamda kişilerin
kanunen yasaklanmamış veya yaptırıma bağlanmamış fiillerden dolayı keyfî bir
şekilde suçlanmaları ve cezalandırılmaları önlenmekte; buna ek olarak, suçlanan
kişinin lehine olan düzenlemelerin geriye etkili olarak uygulanması
sağlanmaktadır (Karlis A. Ş., B. No: 2013/849, 15/4/2014, §§ 23-33).
13- Kamu otoritesinin ve bunun bir
sonucu olan ceza verme yetkisinin keyfî ve hukuk dışı amaçlarla kullanılmasının
önlenebilmesi, kanunilik ilkesinin katı bir şekilde uygulanmasıyla mümkün
olabilir. Bu doğrultuda kamu otoritesini temsil eden yasama, yürütme ve yargı erklerinin
bu ilkeye saygılı hareket etmeleri, suç ve cezalara ilişkin kanuni
düzenlemelerin sınırlarının yasama organı tarafından belirgin bir şekilde
çizilmesi, yürütme organının sınırları kanunla belirlenmiş bir yetkiye
dayanmaksızın düzenleyici işlemleri ile suç ve ceza ihdas etmemesi, ceza
hukukunu uygulamakla görevli yargı organının da kanunlarda belirlenen suç ve
cezaların kapsamını yorum yoluyla genişletmemesi gerekir (Karlis A.Ş., § 34).
14- Anayasa'nın 2. maddesinde yer
alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri "belirlilik"tir. Bu ilkeye göre,
yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya
ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması,
ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu birtakım
güvenceler içermesi gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle
bağlantılı olup; birey, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve
olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye
hangi müdahale yetkisini doğurduğunu, kanundan öğrenebilme imkânına sahip
olmalıdır. Birey, ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörüp,
davranışlarını düzenleyebilir. Hukuk güvenliği, kuralların öngörülebilir
olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini,
devletin de kanuni düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden
kaçınmasını gerekli kılar. (AYM, E.2009/51, K.2010/73, K.T. 20/5/2010; AYM,
E.2009/21, K.2011/16, K.T. 13/1/2011; AYM, E.2010/69, K.2011/116, K.T.
7/7/2011; AYM, E.2011/18, K.2012/53, K.T. 11/4/2012).
15- Anayasa'nın 38. maddesinin
birinci fıkrasında, "Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç
saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz." denilerek suçun kanuniliği
ilkesi; üçüncü fıkrasında da "Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri
ancak kanunla konulur." ifadesine yer verilerek cezanın kanuniliği ilkesi
getirilmiştir. Anayasa'nın anılan maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik
ilkesi uyarınca hangi eylemlerin yasaklandığı ve bu yasak eylemlere verilecek
cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, kuralın
açık, anlaşılır ve sınırlarının belirli olması gerekmektedir. Kişilerin yasak
eylemleri önceden bilmeleri gerektiği düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak
ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır. (AYM, E.2019/110,
K.2021/85, 11/11/2021, § 17)
16- Anayasa'nın anılan maddesinde
idari suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından
her ikisi de bu maddede öngörülen ilkelere tabidir. Adli ve idari suçlarda
davranış normlarına aykırı ve haksızlık teşkil eden bir fiille, kanun koyucunun
koruma altına aldığı bir hukuki değerin ihlali söz konusu olup adli ve idari
cezaların her ikisi de cebir içermektedir (AYM, E.2015/85, K.2016/3, 13/1/2016,
§13).
17- Anayasa Mahkemesinin kararlarında
da belirtildiği üzere idari nitelikteki suçların kanunda belirlenerek
karşılığında cezasının gösterilmiş olması yeterli olup suç sayılan eylemler ve
cezası, bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya
sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân
verecek şekilde kanunda gösterildikten sonra yasama organının uzmanlık ve idare
tekniğine ilişkin konularda alınacak önlemlerin kamu hizmetlerinin ve toplumsal
ihtiyaçların değişkenliği çerçevesinde duyulan gereksinmelere uygunluğunu
sağlamak amacıyla yürütme organına yetki vermesi idari kararlarla suç ihdası ve
dolayısıyla kanunilik ve belirlilik ilkesinin ihlali anlamına gelmemektedir
(AYM, E.2019/110, K.2021/85, 11/11/2021, § 21). Ayrıca Anayasa Mahkemesinin
31/5/2017 tarihli ve E.2017/103, K.2017/108 sayılı kararında da ifade edildiği
gibi düzenleyici idari yaptırımlarda, yaptırım belirli ve özel bir alana
ilişkin olarak uygulandığından kanunla çizilen çerçevenin genel olması
belirlilik ilkesine aykırılık oluşturmaz (AYM, E.2017/103, K.2017/108,
31/5/2017, §19).
V) Anayasa'ya Aykırılık
Değerlendirmesi:
18- Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda
yer verilen karar atıflarında da görüleceği üzere, idari yaptırımlarda
bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun
bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek
şekilde kanunda gösterilmesi gerekmekte olup, genel çerçeve çizildikten sonra
ikincil düzenlemelerle teknik veya uzmanlık gerektiren hususlara ilişkin
belirlemeler yapılarak çerçevenin içinin doldurulması suçta ve cezada kanunilik
ilkesine aykırılık teşkil etmeyecektir.
19- İtiraza konu maddede, ceza
gerektiren kabahatin çerçevesi ikincil
düzenlemelerle getirilen hükümlere aykırı hareket olarak çizilmiştir. Yani
usulsüzlük cezasını gerektiren eylem, ikincil düzenlemelerle getirilen
hükümlere aykırı harekettir. Bu hükümle suç konusunun ne olduğu kanun koyucu
tarafından yürütme organına bırakılmıştır. Zira hüküm, ceza gerektiren eylemle
ilgili hiçbir belirleme içermemektedir. Gümrük yükümlülerinin hangi eylemi
gerçekleştirdiklerinde usulsüzlük cezası ile karşılaşacaklarını
öngörebilmelerini sağlayan, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde bir çerçeve
çizen, açık, anlaşılır ve somut bir düzenleme değildir. Dolayısıyla ilgili
madde, idareye unsurlarını ve şartlarını kendisinin belirleyeceği her konuda
kabahat ihdas etme yetkisi vermektedir.
20- Öte yandan itiraza konu maddede
ikincil düzenlemelerin ne olduğu hususunda da bir belirsizlik bulunmaktadır.
İkincil düzenleme yönetmelik, tebliğ, genelge gibi idarenin benzer türevdeki
tüm düzenleyici işlemleri olabilmektedir. Bu durum da yine yukarıda
belirtildiği üzere, idareye çok geniş bir takdir yetkisi bırakarak, gümrük
yükümlüleri açısından hangi mevzuattaki hangi eylemin kabahat oluşturduğunun
bilinememesine sebebiyet vermektedir. İdareye geniş bir kavrama dayanılarak
kabahat ihdas etme yetkisi verilmesi ve sonucunda gümrük yükümlülerinin
mülkiyet haklarını etkileyen bir ceza verilmesi suçta ve cezada kanunilik
ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.
VI) Sonuç ve İstem:
21- 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun
241. maddesinin (1) numaralı fıkrasının "...ikincil
düzenlemelerle getirilen hükümlere aykırı hareket..." hükmünün; Anayasa'nın
2. ve 38. maddelerine aykırı olduğu kanaatine varıldığından, anılan kanuni
düzenlemenin iptali istemiyle itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine
başvurulmasına,
22- Dava dosyasının onaylı bir
örneğinin dizi listesine bağlanarak işbu kararın aslı ile birlikte Anayasa
Mahkemesine gönderilmesine,
23- Anayasa Mahkemesinin bu konuda
vereceği karara kadar ve en çok beş ay
süreyle dava dosyasının bekletilmesine, bu süre içerisinde Anayasa Mahkemesince
bir karar verilmemesi halinde, mevcut mevzuat hükümleri ile dosyadaki bilgi ve
belgelere göre davanın görülmesine,
24- Kararın bir örneğinin taraflara
tebliğine, 30/11/2025 tarihinde karar verildi.
HAKİM
BERAT
BALOĞLU
285578
SE