Gümrük Laboratuvarları Tahlil Metotları Yönetmeliği (Mülga)
Gümrük Laboratuvarları Tahlil Metotları Yönetmeliği
07.03.2002 tarihli, 24688 sayılı R.G.Yayımlandı.Tasarruflu Yazılar 1
Gümrük
Laboratuarlarının Faaliyetleri Hakkında
Yönetmelik ile YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILMIŞTIR
Amaç Madde 1- Bu Yönetmeliğin, amacı, gümrük laboratuvarlarında yapılan tahlillerde kullanılan tahlil metotlarının uygulanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.Kapsam Madde 2- Bu Yönetmelik, gümrük laboratuvarlarında karşılaşılabilecek teknik terimleri, yapılan tahlillerin türlerini, tahlillerde uygulanacak metotlar ile bu metotların uygulanmasında hangi cihazların kullanılacağını, reaktif alınırken dikkat edilmesi gereken hususları, kimyasal tahlillerde olması muhtemel hataları ve alınacak güvenlik önlemlerini kapsar.Hukuki Dayanak Madde 3- Bu Yönetmelik 27.10.1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanununun 66 ıncı maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.Tanımlar Madde 4- Bu Yönetmelik ve eklerinde geçen; a) Tahlil: Bir maddenin cins, nevi ve niteliğini belirlemeye yönelik olarak aletli veya aletsiz olarak yapılan işlemi, b) Tahlil metodu: Eşyanın Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonunun tespitinde esas alınmak üzere yapılacak fiziki ve kimyasal tahlile ilişkin hukuki veya bilimsel veya deneyime dayalı işlemi, c) Hukuki işlem: TSE tarafından veya ilgili diğer mevzuat uyarınca kabul gören metotları, d) Bilimsel işlem: Bilimsel kuruluşlar tarafından kabul gören metotları, e) Deneyime dayalı işlem: Gümrük laboratuvarlarında görevli olan teknik personelin deneyimleri sonucu teamül haline gelen tahlile yönelik işlemleri, f) TSE: Türk Standartlar Enstitüsünü, g) TS: Türk Standartlarını, h) ISO: Uluslararası Standardizasyon Teşkilatını, i) AOCS: Amerikan Yağ Kimyagerleri Birliğini, j) ASTM: Amerikan Test Metot Standartlarını, k) AFNOR: Fransız Standardizasyon Birliğini, l) DIN: Alman Endüstriyel Standartlarını, m) Volumetrik analiz: Miktarının bulunması istenilen madde ile doğrudan veya dolaylı olarak reaksiyona giren standart çözeltinin hacminin ölçülerek harcanan standart çözelti hacimdeki konsantrasyondan madde ağırlığına geçilme esasına dayanan analiz işlemlerini, n) Standart çözelti: Volumetrik tahlillerde analitik saflıktaki kimyasal maddelerde belirli konsantrasyonlarda hazırlanmış çözeltiyi, o) Reaktif: Analizi yapılacak eşyanın içinde bulunan madde ile belirli oranlarda reaksiyona giren maddeyi, p) Teknik terimler: Gümrük laboratuvarlarında karşılaşılabilecek (Ek:1)'de yer alan terimleri, r) TGTC: Türk Gümrük Tarife Cetvelini, ifade eder.Tahlili Yapılacak Eşya Grupları Madde 5- Tahlile tabi tutulacak eşya 20/1/2000 tarihli ve 23939 mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Gümrük Yönetmeliği[1] ve 17/6/1998 tarihli ve 23375 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Bilgisayar Sistemi Bulunan Gümrük İdarelerinde Yürütülecek İşlemlere İlişkin Yönetmelik[2] hükümlerine göre belirlenir. Bu hükümler doğrultusunda belirlenen eşya Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu'nun tespitine yönelik cins, nevi ve niteliğinin belirlenmesi için yedi ana grupta toplanır. a) T.G.T.C.'nin 04, 11-15, 17-19, 21-23 üncü fasıllarında yer alan gıda maddeleri, b) T.G.T.C.'nin 39, 40 ıncı fasıllarında yer alan kauçuk ve polimer maddeleri, c) T.G.T.C.'nin 27 nci fasıllarında yer alan petrol ve katı yakıtlar, d) T.G.T.C.'nin 32, 42, 50-63 üncü fasıllarında yer alan boya, deri ve tekstil maddeleri, e) T.G.T.C.'nin 71, 81 inci fasıllarında yer alan kıymetli metaller ve metal alaşımları, f) T.G.T.C.'nin 33, 34 üncü fasıllarında yer alan uçucu yağlar ve yüzey aktif maddeleri, g) T.G.T.C.'nin 25, 26, 28-31, 35, 36, 38 inci fasıllarında yer alan temel kimyasal maddeleri.Tahlil Türleri Madde 6- Gümrük laboratuvarlarında eşyanın tahlili duruma göre iki şekilde yapılır. a) Kalitatif tahlil: Bileşeni oluşturan her bir maddenin cins, nevi ve niteliğinin tespitine yönelik tahlildir. b) Kantitatif tahlil: Bileşeni oluşturan her bir maddenin bileşen içindeki oranının tespitine yönelik tahlildir. Bu tip tahliller katı, sıvı veya gaz olan her türlü bileşene uygulanabilir. Eşyanın öncelikle kalitatif tahlili yapılır. Kalitatif ve kantitatif tahlilin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar (Ek: 2)'de yer almaktadır.Tahlil Metotları Madde 7- Gümrük laboratuvarlarında yapılan tahlillerde uygulanacak metotlar sırasıyla aşağıda belirtilmiştir. a) TSE tarafından düzenlenen TS, b) Uluslararası kabul görmüş AOCS, ASTM, AFNOR ve DIN metotları, c) Bilimsel metotlar, d) Gümrük laboratuvarlarında görevli teknik personelin teamül haline gelmiş deneyimleri sonucu uygulanan metotlar, TS, AOCS, ASTM, AFNOR ve DIN nin tahlil metotları 5 nci maddede sayılan eşya grupları itibariyle ekli listede tespit edilmiştir (Ek: 3). Volumetrik tahlillerde tahlili yapılacak madde miktarının belirlenmesi için kullanılacak standart çözeltiler (Ek: 4)'de belirtilen şekilde hazırlanır.Reaktif Kullanımı Madde 8- Gümrük laboratuvarlarında yapılan tahliller için reaktif alımında ve kullanımında aşağıda belirtildiği şekilde işlem yapılır. a) Seçilen reaktifin amaca uygun ve ihtiyaca yetecek miktarda alınması gerekir. b) Reaktifin kapağı dikkatlice açılır ve yere konulmaz. c) Reaktiften gerekli olan miktarı temiz tartım kabına aldıktan sonra kabın ağzı hemen kapatılır. d) Eğer alınan reaktif gerekenden fazla alınmış ise artan miktar ayrı bir kapta muhafaza edilir. e) Reaktif kabına pipet, spatül gibi dışarıdan malzemeler sokulmaz. Eğer katı madde topak halinde ise kabı sallayarak topakların ufalanması sağlanır. f) Her reaktif kendi saklama koşuluna uygun şartlarda saklanır. g) Reaktif atıkları ve atık çözeltiler çevre sağlığına uygun bir şekilde yok edilir.Tahlilin Yapılacağı Cihazlar Madde 9- Tahlil metotlarının uygulanmasında hangi cihazların kullanılacağı 5 inci maddede yer alan eşya grupları itibariyle ekli listede tespit edilmiştir (Ek: 5).Kimyasal Tahlillerde Hatalar Madde 10- Kimyasal tahlillerde özelliği nedeniyle hatalı sonuç alınabilir. Söz konusu hatalar enstrümantal, metodik ve bireysel kaynaklı olabilir. Hatanın kabul edilebilir sınırlar dışında olması halinde bu hatanın tespiti (Ek: 6)'da belirtilen esaslara göre yapılır.Güvenlik Önlemleri Madde 11- Gümrük laboratuvarlarında çalışılan ortamda yanıcı, parlayıcı, patlayıcı maddeler ile insan sağlığına zararlı maddeler bulunabileceğinden, insan cihaz ve numune güvenliği için (Ek: 7)'deki güvenlik önlemlerine uyulması zorunludur. Söz konusu güvenlik önlemlerinin, tahlillerin yapıldığı laboratuvar bölümlerinin görünen bir yerinde asılması zorunludur.Yürürlük Madde 12- Bu Yönetmelik yayımı tarihinden altı ay sonra yürürlüğe girer.Yürütme Madde 13- Bu Yönetmelik hükümlerini Gümrük Müsteşarlığının bağlı olduğuBakan yürütür. Ek: 1LABORATUVARLARDA UYGULAMADA KARŞILAŞILABİLECEKTEKNİK TERİMLER:
1-
Absorbans: "A" bir ışının absorplayıcı bir ortamdan geçmeden önceki
şiddetinin değiştikten sonraki şiddetine oranıdır.
2-
Absorplanmış su: Katıların yüzeyinde tutulan suya denir.
3-
Absorpsiyon: Bir
maddenin başka bir maddenin yüzeyine bağlanması olayıdır.
4-
Absorpsiyon filtreleri: Elektromagnetik spektrumun nispeten dar bir kısmını
geçiren renkli bir ortamdır. (genellikle cam)
5-
Absorpsiyon spektrumu: Absorbansın, dalga boyunun bir fonksiyonu olarak
grafiğidir.
6-
Açık borusal kolon: GLC durgun fazın bir destek maddesi filmi üzerine veya kolonun çeperine
doğrudan kaplandığı bir kapiler kolondur.
7-
Adsorpsiyon kromatografisi: Durgun fazın çok ince öğütülmüş bir katı olduğu bir
ayırma tekniğidir; dağılma, hareketli fazın bileşimi değiştirilerek sağlanır.
Analit polar bir dolgu maddesinin yüzeyine adsorplanır.
8-
Aktivite katsayısı: γx (gama) sayısal değeri ile bir çözeltinin iyonik
şiddetine bağlı birimsiz bir büyüklüktür; bir tür için aktivite, molar
konsantrasyonu ve aktivite katsayısı ile molar denge konsantrasyonun çarpımı
olarak verilir.
9-
Aktivite: "a" Bir
kimyasal dengede yer alan bir türün etkin konsantrasyonudur; bu türün aktivite
katsayısı ile molar denge konsantrasyonunun çarpımı olarak verilir.
10-
Alev fotometrik dedektör: Kükürt ve fosfor içeren bileşiklerin pirolizi
(bozunması) sonucu oluşan absorbansa dayanan GLC dedektörüdür.
11-
Alev-emisyon spektrofotometresi: Bir analitin karakteristik emisyon spektrumunu
yaymasını sağlamak için bir alevin kullanıldığı metotlardır; alev fotometresi
olarak da bilinir.
12-
Alev-iyonlaşma dedektörü (FID): Organik analitlerin pirolizinden oluşan iyonların
iletkenliğine dayanan GLC dedektörüdür.
13-
Amfoter madde:
Kuvvetli asitlere karşı baz, kuvvetli bazlara karşı asit özelliği gösteren
maddelere denir.
14-
Amperometrik titrasyon: Çalışma elektrotuna sabit bir potansiyelin uygulanarak
oluşan akımın ölçülmesine dayanan bir metoddur; doğru-kısımlı eğriler elde
edilir.
15-
Ampirik formül: Bir moleküldeki atomların en basit tam sayılarla bileşimini gösteren
formüldür.
16-
Analit: Numunede,analitik
yönden incelenen türdür.
17-
Anyon - değiştirici reçineler: Amin gruplarının bağlı olduğu yüksek-molekül ağırlıklı
polimerlerdir; çözeltideki anyonların yerine reçinedeki hidroksit iyonlarının
geçmesini sağlarlar.
18-
Apolar bağ:
Elektro negatifliği eşit ya da birbirine çok yakın değerde olan atomların
oluşturduğu kovalent bağlardır. Her iki atom bağ elektronlarını aynı ya da
yaklaşık aynı ölçüde çeker. Bağın bu türüne apolar bağ denir.
19-
Asidik eritiş maddesi: Erimiş halde asidik özellik gösteren bir tuzdur;
refrakter maddeleri su çözünen türlere dönüştürmek için kullanılır.
20-
Atomik absorpsiyon: Uyarılmamış atomların özel bir kaynaktan gelen ışın absorplama
prosesidir.
21-
Atomik emisyon: Atomları bir ark, bir kıvılcım veya bir alevle uyarılmış hallerine
geçiren ışının atomlar tarafından yayılmasıdır.
22-
Atomik floresans: Elektromanyetik ışınlarla uyarılmış atomlardan ışın yayılmasıdır.
23-
Atomik Orbital:
Belli enerjisi olan bir elektronun çekirdeğe göre bulunma olasılığının en fazla
olduğu bölgeye denir.
24-
Atomik spektroskopi: Analitin absorpsiyon (AAS), emisyon (AES) ve floresans
(AFS) özelliklerini kullanan metotlardır.
25-
Atomlaştırma:Bir
numuneye ısı uygulayarak atomik gaz oluşturma prosesidir.
26-
Ayarlı çözelti:
Çok saf maddelerle ayarı saptanmış çözeltilere denir.
27-
Ayırma gücü: "Rs"Bir
kromatografik kolonun iki analiti ayırma kabiliyetinin ölçüsüdür.
28-
Baş momenti: Bağın polarlığının bir ölçüsüdür. Daha polar bağa,
polarlığı daha az olana göre daha fazla kuvvet etkir. Eğer O-H gibi polar bir
bağ bir elektriksel alanla temas ettirildiğinde bağa belli ölçüde bir döndürme
kuvveti etkisinde kalır.
29-
Bağıl-durgun faz: Destek ortamına kimyasal bağlı sıvı bir durgun fazdır.
30-
Bağıl-faz dolguları: H.P.L.C.'de sıvı durgun fazın kimyasal olarak bağlı
olduğu bir destek maddesidir.
31-
Bant genişlemesi: Analitlerin bir kolondan geçerken çeşitli difüzyon ve kütle aktarım
proseslerinin etkisi ile kolonda yayılma meyilidir.
32-
Bant spektrumları: Çok sayıda spektral çizginin birbirinden ayrılmayacak kadar yakın
bulundukları bölgelerdir.
33-
Bazik eritiş maddesi: Başlıca silikatlar olmak üzere refrakter maddeleri
çözünürleştirmek için kullanılan ve erimiş halde bazik özellikleri olan bir
maddedir.
34-
Beer kanunu: Işının
madde tarafından absorpsiyonu ile ilgili temel eşitliktir.
35-
Beer kanunundan aletsel sapmalar: Absorbans ve konsantrasyon arasındaki doğrusallıktan
aletten ileri gelen sapmalardır.
36-
Bolometre: Sıcaklıktaki
değişimlerin oluşturduğu direnç değişimlerine dayanan bir IR ışın dedektörüdür.
37-
Boyut eleme kromatografisi: Molekülleri boyut ve polarlığına dayanan dağılma
kromatografisidir.
38-
Bunsen Monokromatörü: Tepe açısı 600 olan bir prizma ihtiva eden
ve giriş, çıkış sliti olan cihazdır.
39-
Cıva elektrot: İndirgenmeyen
türler için yapılacak bir tahlilden öne, kolay indirgenen türlerin çözeltiden
uzaklaştırılması için kullanılan bir elektrottur.
40-
Çapraz-bağıl durgun faz: Bir GLC kolonunun çeperlerine durgun fazı tutturmak
için yerinde reaksiyonla elde edilir
41-
Çift ışınlı cihaz: Işık yolu üzerinde tanık çözelti ve analit çözeltisini sırası ile elle
değiştirme gereğini ortadan kaldıracak şekilde tasarlanmış cihazdır.
42-
Çizgi kaynağı: Atomik
spektroskopide analitin karakteristik çizgisini yayan bir ışın kaynağı.
43-
Çopır (Işın kesici): Bir kaynaktan gelen ışını bir an geçirip bir an
engellemek sureti ile kesen düzenektir.
44-
Çöktürme tahlil metotları: Bir çökelek oluşumu ile ilgili gravimetrik ve
titrimetrik metotlardır.
45-
Dağılma katsayısı: "Kd" Bir analitin karışmayan iki çözücüdeki molar denge
konsantrasyonları arasındaki orandır.
46-
Dalga boyu: Elektromanyetik
ışının bir dalganın artarda gelen iki maksimum veya minimum arasındaki
uzaklıktır.
47-
Dalga özellikleri: Elektromanyetik ışın; dalga özellikleri cinsinden tanımlanan ışının
davranışı.
48-
Dalga sayısı: "v" Dalga boyunun tersidir; 1cm/ışının dalga boyu (nm).
49-
Damıtma: Buharlaştırma
ve sonra yoğunlaştırmadan ibaret bir ayırma tekniğidir.
50-
Dedektör: İncelene
sistemin bazı özelliklerine cevap verme ve bu cevabı ölçülebilen bir sinyale
dönüştüren bir düzenektir.
51-
Destek kaplı açık borusal kolonlar(SCOT): İç duvarları katı bir destek ile kaplanmış kapiler GLC
kolonudur.
52-
Devarda alaşımı: Bakır, alüminyum ve çinko alaşım; nitratları ve nitritleri bazik
ortamda amonyağa indirgemek için kullanılır.
53-
Diatome toprağı: Tek hücreli alglerin silisli iskeletleridir.
54-
Difüzyon: Bir
çözeltide yüksek konsantrasyonlu bir bölgeden daha seyreltik bölgeye türlerin
göçüdür.
55-
Dipol-dipol etkileşmesi: Gaz halinin dışındaki moleküller birbirlerini çeker
yada iterler. Bu çekimler ve itmeler başlıca dipol-dipol etkileşmelerden
kaynaklanır. Zıt yükler arasında çekimler, aynı yükler arasında itmeler meydana
gelir.
56-
Dipol momenti:
Bir moleküldeki bağ momentinin vektörel toplamıdır.
57-
Dolgulu kolon: Analitleri,
hareketli faza aktarmak veya hareketli fazdan almak için gerekli olan büyük bir
yüzey alanını sağlamak amacı ile gözenekli maddelerle doldurulmuş kromatografik
kolondur.
58-
Doplama: Bir
silisyum veya germanyum kristalinin yarı iletkenlik özelliklerini artırmak için
grupIII ve grup V elementlerden eser miktarda ilave etmektir.
59-
Doppler genişlemesi: Bir kimyasal tür tarafından ışının hızlı bir şekilde
absorplanması veya yayılması sonucu spektral çizgilerin genişlemesidir; türün
ışık yolundaki hareketine bağlı olarak, dedektör tarafından alınması ve gereken
dalga boyundan biraz daha küçük ve büyük dalga boyu alınır.
60-
Dönüm noktası:
Yapılan tahlillerde genellikle ekivalent noktasının altında ya da üstünde
kalınır. Bu tahlillerde bulunan ekivalent noktasına dönüm noktası denir.
61-
Döteryum lambası: Spektrumun ultraviyole bölgesinde sürekli radyasyon sağlayan bir ışın
kaynağıdır.
62-
Duboscg kolorimetresi: Bir analit çözeltisi ve bir optik standart içinde
geçen ışın yolunda değişikliğin yapılabildiği bir cihazdır.
63-
Dumas metodu: Bir
analite bağlı azotun elementer hale dönüştürülmesine dayanan bir tahlil
metodudur.
64-
Durdurma-akışlı enjeksiyon: H.P.L.C'de çözücü akışını geçici şekilde durdurarak
numunenin kolon girişine verilmesidir.
65-
Durgun faz: Analitik
türlerinin dağılabildiği bir katı veya tutuklanmış bir sıvıdır.
66-
Durgun faz kütle-aktarma terimi: "Csu" Analit moleküllerinin durgun fazda ters yönde
hareket etmesinin bir ölçüsüdür.
67-
Düzlemsel kromatografisi: Düz bir yüzey halinde durgun fazın kullanıldığı ve
hareketli fazın bu yüzeyde çekimi veya kapiler etkisi ile hareket ettiği
kromatografik metotları anlatan bir terimdir.
68-
Eddy diffüzyonu: Çözünen maddelerin bir kolondan geçerken yollarının farklı olmasından
kaynaklanan kromatografik bantların genişlemesine yol açacak şekilde çözünen
maddenin diffüzyonudur.
69-
Ekivalent noktası: Bir titrasyonda ayarlı madde ekivalentinin, aranan madde ekivalentine
eşit olduğu noktaya denir.
70-
Elektrogravimetrik tahlil: Bir elektro kimyasal hücrenin elektrotu üzerinde
biriken türün kütlesinin ölçülmesine dayanan gravimetrik tahlillerin bir
dalıdır.
71-
Elektro kimyasal hücre: Birbirinden ayrılmış ve birbirine benzemeyen
bileşimdeki çözeltiler ile temas halinde olan iki elektrottan ibaret bir
sistemdir.
72-
Elektromanyetik ışın şiddeti: "I" ışının birim katı açı başına şiddetidir.
73-
Elektromanyetik ışının absorpsiyonu: Işının, atom ve moleküllerin uyarılmış hallerine
geçmesine sebep olduğu proseslerdir.
74-
Elektromanyetik ışının tanecik özelliği: Işının küçük tanecikler veya enerji kuantaları olarak
davranmasıdır.
75-
Elektromanyetik radyasyon: Özellikleri onun gözlendiği metoda bağlı olarak dalga
terimleri veya parçacık fotonları cinsinden açıklanan bir enerji şeklidir.
76-
Elektromanyetik spektrum: Elektromanyetik radyasyonun gama ışınlarından radyo
dalgalarına kadar değişen dalga boyudur.
77-
Elektro negatiflik: Özellikle kovalent bağlı bileşiklerde bir atomun en dıştaki bağ
elektronlarının çekme yeteneğinin bir ölçüsüdür.
78-
Elektrotsuz boşalma tüpü: Radyo dalgaları veya mikro dalgalardan güç alan bir
atomik çizgi spektrumun kaynağıdır.
79-
Eluent:bastırıcı kolon: İyon kromatografisinde kolondan geçerken analit
iyonları değişmeden kalır iken diğer iyonik eluentlerin moleküler eluentlere
dönüştürüldüğü analitik kolondur.
80-
Eluent: Hareketli
faz ile eş anlamlıdır.
81-
Elusyon kromatografisi: Analitlerin diğer türlerden hareketli fazda tutulma
türlerindeki farklılıklara dayanarak ayrıldığı proseslerdir.
82-
Emisyon spektrumu: Uyarılmış haldeki türlerin fazla enerjilerini elektromanyetik ışın
halinde geri vererek duruldukları zaman gözlenen spektral çizgiler grubudur.
83-
En küçük kareler metodu: Eğrideki noktaların doğrusallıktan rastgele
saptamalarını en aza indirerek doğrusal bir kalibrasyon eğrisinin elde
edilmesini sağlayan istatistiki bir yaklaşımdır.
84-
Endüktif eşleşmiş plazma (ICP) spektroskopisi: Analit türlerinin emisyon spektrumunu uyarmak için bir
argon plazmanın kullanıldığı metoddur.
85-
Eritiş maddeleri:Erimiş halde asidik veya bazik özelliklere sahip maddelerdir.
86-
Etkin bant genişliği: Bir monokromatör veya bir girişim filtresinden
geçirgenliğinin anma dalga boyundakinin % 50'si kadar olduğu dalga boyu
aralığından ibaret bir bant genişliğidir.
87-
Floresans bantlar: Birbirinden ayrılmayacak kadar yakın floresans çizgilerden oluşmuş
gruplardır.
88-
Floresans kuantum verimi: Floresans yapmakta olan uyarılmış moleküllerin
durdurulması sırasındaki ışının kesridir.
89-
Floresans
spektrumu: Uyarma dalga boyu
sabit tutulurken floresans şiddetinin dalga boyunun floresans olarak
grafiğidir.
90-
Floresans: Uyarılmış
bir atom veya molekülün temel hale durulma yollarından birisidir.
91-
Florometre: Kantitatif
floresans ölçümleri için bir cihazdır.
92-
Fosforesans: Floresansa
benzer fosforesansla durulan uyarılmış türler floresansla durulanlardan önemli
ölçüde daha uzun ömre sahiptirler.
93-
Foto çoğaltıcı tüp: Elektromanyetik ışın için duyarlı bir dedektör; tüp tarafından alınan
her bir foton için çok sayıda elektron üreten bir diyot serisi ile çoğaltma
işlemi yapılır.
94-
Foto iyonlaşma dedektörü: Analiti iyonlaştırmak için yoğun ultraviyole ışın
kullanan bir kromatografik dedektördür.
95-
Fotometre: Absorbans
ölçümü için bir cihazdır.
96-
Foton dedektörü: Bir optik sinyali,bir elektrik sinyaline dönüştüren transduseller için
bir terimdir.
97-
Foton: Elektromanyetik
ışın paketleri,quant olarak da bilinir.
98-
Fotosel: Bir
elektromanyetik ışın dedektörü.
99-
Frekans: "η" Elektromanyetik
ışının saniyedeki titreşim sayısıdır.
100- Gaz
kromatografisi: Gaz halinde bir
hareketli fazın ve sıvı halde (GLC) veya katı halde (GSC) bir durgun fazın
kullanıldığı metotlardır.
101- Geçirgen
optik ağlar: Düz bir cam veya
geçirgen bir levha üzerine eşit aralıklarla çizilen geçirgen olmayan
çizgilerden oluşan bir alettir.
102- Gravimetrik
tahlil: Analit miktarının kütle
ölçümüne dayanarak tayin edildiği analitik metotlardır.
103- Gravimetrik
titrimetri: Titrantın
konsantrasyonunu çözeltinin gram başına milimol olarak ifade edildiği
titrasyonlardır.
104- Hareketli
faz:Analitlerin bir sıvı veya katı
durgun faz içinde sürükleyen sıvı veya gazdır.
105- Hareketli
faz kütle-aktarım katsayısı: "Cmu" Plaka
yüksekliğine etki eden bir büyüklük; u çözücüsü hızında doğrusal değildir ve
analitin diffüzyon katsayısından durgun fazın parçacık boyutundan ve kolonun iç
çapından etkilenir.
106- Isı
dedektörü: Ortamın sıcaklığındaki
değişimlere duyarlı bir düzenektir.
107- İkincil
monokromatör: Spektrofotometrelerde
floresans numuneler tarafından yayılan ışını bölen bölücü bir alettir.
108- İyon
kromatografisi: İyonik türlerin bir
sıvı hareketli faz ile katı polimerik iyon değiştirici arasıda dağılımına
dayanan bir H.P.L.C ayırma tekniğidir.
109- İyonik bağ: Elektronların bir atomdan diğer bir atoma aktarılması
ile oluşan bağa denir.
110- İzo elektrik
nokta: Bir amino asidin bir elektrik
alanı etkisi altında göç etme meyili göstermediği bir pH değeridir.
111- Jel geçirgenlik
kromatografisi: Hidrofilik bir dolgu
maddesinin kullanıldığı bir boyut ayırma kromatografisidir.
112-
Kaçak ışınlar: Optik
alette seçilmiş dalga boyu dışındaki diğer ışınlardır.
113- Kalibrasyon:
Numunedeki analit miktarı ile bilinen
bir ilişkiye göre ortaya çıkan bir analitik sinyalin elde edilmiş işlemidir.
114- dc
plazma(DCP)spektroskopisi: Analit
türlerinin emisyon spektrumlarını uyarmak için elektriksel indüklenmiş bir
argon plazmanın kullanıldığı bir metoddur.
115- Karl fischer
reaktifi: Suyun titrimetrik tayininde
kullanılan bir reaktiftir.
116- Karşı-iyon
tabakası: Kolleidal bir taneciğin
yüzeyindeki yükü dengelemeye yetecek yükten daha fazla miktarda yük bulunduran
çözelti bölgesidir.
117- Kolon ayırma
gücü: "Rs" Kolonun
iki analit bandını ayırma yeteneğinin ölçüsüdür.
118- Katyon-değiştirici
reçineler: Çözeltideki katyonların
hidrojen iyonları ile değiştirilmesini sağlayan asit grupların bağlı olduğu
yüksek-molekül ağırlıklı polimerlerdir.
119- Kolon
kromatografisi: Durgun fazın bir
kolonun içinde veya yüzeyinde tutunduğu kromatografik metotlardır.
120- Kolon
termostatı: Bir kromatografik kolonun
sıcaklığını en uygun değerde tutan düzenektir.
121- Kondüktometrik
dedektör: Yüklü türler için bir
dedektör, iyon kromatografisinde kullanılır.
122- Kromatografi:
Analitin bir durgun faz ile bir hareketli
faz arasında dağılımına dayanan ayırma tekniğidir.
123- Kovalent
bağ: Bir elektron çiftinin iki atom
tarafından ortaklaşılmasıyla oluşan bağa denir.
124- Kulometre: Yük miktarının ölçülmesini sağlayan bir düzenektir.
125- Kulometrik
titrimetri: Bu yöntemde ortama katılan
titrant elektrolizle üretilir. Ortama ilave edilen titrantın elektrik
miktarından dönüm noktası bulunarak yapılır.
126- Kuyruklanma:
Bir kromatogramdaki piklerin son
kısmında istenmeyen uzamalardır.
127- Kütle
aktarımı: Elektro kimyasal hücrelerde
türlerin difüzyonla konveksiyon ve elektrostatik kuvvetlerle hareketidir.
128-
Kütle-duyarlı dedektör: GLC alev-iyonlaşma dedektörü ile eş anlamlıdır
129- Küvet: Absorpsiyon spektroskopisinde analiti ışın yolunda
tutan kaptır.
130- Laminer
akım: Bir elektrot yüzeyine yakın bir
bölgede sıvının bir biri üzerinde ince sıvı tabakalar halinde akmasıdır.
131- Le chatelier
prensibi: Dengedeki bir sistemin bir
dış etki uygulanır ise dengenin durumu bu etkiyi azaltacak yöne kaymasını
anlatan bir prensiptir.
132- Ligant: Katyonlarla bağ oluşturabilecek en az bir çift
ortaklanmamış elektron bulunduran bir molekül veya iyondur.
133- Littrow
Monokromatörü: Düşey kenarı gümüşle kaplanmış 300
tepe açısı olan dik açılı prizmalı bir cihazdır.
134- London
kuvvetleri: Polar olmayan
moleküllerin birbirlerini zayıf dipol-dipol etkileşimleri ile çekmesidir.
London kuvvetleri bir molekülün diğerinde oluşturduğu dipollerden kaynaklanır.
Bu durumda bir molekülün elektronları ikinci molekülün çekirdeği tarafından
zayıfça çekilirler, sonra ikinci molekülün elektronları birinci molekülün
elektronları tarafından itilirler. Sonuç elektronların düzenli dağılımı ve
dipol oluşumudur.
135- Molarite: 1 litre çözeltide çözünen maddenin mol sayısına
denir.
136- Moleküler
absorpsiyon: Moleküllerdeki
kuvantlaşmış geçişlerden kaynaklanan ultraviyole görünür ve infrared
ışınlarının absorpsiyonudur.
137- Moleküler
floresans: Moleküllerde uyarılmış
haldeki elektronlarının fazla enerjilerini dışarıya elektromanyetik ışın
halinde vererek temel hale dönmeleridir.
138- Monokromatik
ışın: İdealde tek bir dalga boyundan
ibaret bir elektromanyetik ışındır.
139-
Monokromatör: Polikromatik
ışın,dalga boylarına ayıran düzenektir.
140- Mutlak hata:
Bir deneysel ölçüm ile onun gerçek
değeri arasındaki farktır.
141- Nesrt
çubuğu: Bir infrared ışın kaynağıdır.
142- Normal-faz
dağılma kromatografisi: Polar bir
durgun faz ile apolar bir hareketli fazın kullanıldığı sıvı-sıvı
kromatografisidir.
143- Normalite: 1 litre çözeltideki çözünenin eş değer gram sayısına
normalite denir.
144- On Column
enjeksiyon: Doğrudan kolona
enjeksiyon sistemi (Numune önce bir cam boru içerisinde buharlaştırılır.
Taşıyıcı gaz ile buharlaşmış numune bileşenleri doğrudan kolona verilir).
145- Optik
aletler: Analit türlerinin
absorpsiyonu, emisyonu veya floresansının ölçüldüğü aletler için kullanılan
geniş bir terim.
146- Organik
polarografik tahlil: Bir mikro
elektrotta indirgenebilen organik fonksiyonel voltametresidir.
147- Ortak iyon
etkisi: Dengede yer alan bir iyonun
ilave edilmesi sonucunda denge durumunda meydana gelen kaymadır.
148- Oyuk katot
lambası: Atomik absorpsiyon
spektroskopisinde kullanılan başlıca ışın kaynağıdır.
149- Ölü zaman: Kolon kromatografisinde kolonda tutulmayan türlerin
kolondan geçmesi için süredir.
150- Partüsyon
(dağılma) katsayısı: Bir çözünenin
bir biri ile karışmayan iki faz arasında dağılmasına ait denge sabitidir.
151- Partisyon
kromatografisi: Sıvı-sıvı
kromatografisini ve bağlı-faz kromatografisini içeren ayırma metotlarının bir
sınıfıdır.
152- Plazma: Çok miktarda elektron ve iyon bulundurduğu için
iletkenliği olan bir gaz ortamıdır.
153- Pnömatik
dedektör: Bir gazın esnek bir
diyagram üzerinde yaptığı basınç değişimlerine dayanan bir ısı dedektörüdür.
154- Polarizasyon:
Bir elektro kimyasal hücrenin
potansiyelinin nertz eşitliği ve IR düşüşünden beklenen farklı olma durumudur.
155- Polar
kovalent bağ: Elektron yoğunluğunun
atomlar arasındaki farklı dağılımı polar kovalent bağa yol açar.
156- Potansiyometri:
Potansiyel ve analit
konsantrasyonu arasındaki ilişki ile
ilgilenen elektro kimyanın bir dalına dayanan bir tahlil yöntemidir.
157- Potansiyometrik
titrasyon: İki elektrot arasındaki
potansiyelin titrant hacminin fonksiyonu olarak ölçüldüğü titrimetrik metottur.
158- Prizma: Polikromatik ışını kendini oluşturan dalga boylarına
ayıran optik bir cisimdir.
159- Rezonans
floresans: Uyarıcı dalga boyu ile
aynı uzunlukta bir dalga boyunun floresans yolu ile yayılmasıdır.
160- Rezonans ışınlaması: Bir atomun valens elektronlarının bir üst enerji
seviyesine çıkması ile oradan tekrar eski yerlerine dönmeleri ile meydana
gelir.
161-
Sabunlaşma: Bir
esterin, oluşturduğu alkol ve asiti vermek üzere parçalanmasıdır.
162- Seçicilik
faktörü: Bir kromatografik kolondaki
alı konan tür için dağılma oranlarını içeren bir kesirdir.
163- Sıvı bağlı
faz kromatografisi: Kolon dolgusuna
kimyasal bağlı bir durgun fazın kullanıldığı bir partisyon kromatografisidir.
Durgun faz katı dolgu parçacıkları yüzeyine kimyasal bağlarla tutturulmuş
organik maddelerdir.
164- Sıvı-katı
kromarografisi: Durgun fazın polar
bir katı olduğu dağılma kromatografisidir.
165- Sıvı-sıvı
kromatografisi: Durgun fazın, kolon
dolgusunun yüzeyine absorplandığı partisyon kromatografisidir.
166- Slit: Monokromatörlerin en önemli kısımlarından biriside
slitlerdir. Slitler ışın demetine yol veren ve ayarlanabilen bir aralıktır. Bir
monokromatörde giriş ve çıkış olmak üzere iki slit vardır. Monokromatörün
prizmasından gelen ışını belirli bir bant aralığında geçiren ve birbiri ile
karşı karşıya gelen metal uçlardan yapılmıştır.
167- Spektral
girişim: Bir atomik absorpsiyon
çizgisinin alevde oluşan türlerin genişletmesidir.
168-
Spektrofotometre: Bir monokromatografik ışının madde ile etkileşimini tespit etmede
kullanılan bir optik cihazdır.
169- Spektrometre:
Monokromatör veya polikromatör ve bir
fotodedektör ile ve ayrıca izole edilmiş bantın şiddeti ile orantılı bir
sayının okunduğu bir elektrik düzenek ile donatılmış bir cihazdır.
170- Spektrofotometrik
metot: Numunedeki analit miktarı ile orantılı
olan elektromanyetik ışının absorpsiyonu, emisyonu ve floresansına dayanan
metoddur.
171- Spektroskop:
Elektronik dedektör yerine gözle
bakılan hareketli bir merceğin bulunduğu spektrometreye benzer bir optik
cihazdır.
172- Splitli
enjeksiyon: Girişte bölünmeli
enjeksiyon sistemidir. Enjekte edilen numune aniden buharlaştırılır. Sonra
kolona gönderilir. (Bu sistemde aniden buharlaştırılan numunenin küçük bir
kısmı kolona gönderilirken büyük kısmı dışarı atılır) (Daha çok WCOT kolonlarda
kullanılır)
173- Splitsiz enjeksiyon: Bölünmesiz enjeksiyon sistemidir.
174-
Süper kritik akışkan: Kritik sıcaklığın üstünde ısıtılan bir maddedir.
175- Süper
akışkan kromatografi: Elüent olarak
süper kritik bir akışkanın kullanıldığı bir kromatografi tipidir.
176-
Sürekli ışın kaynağı: Dalga boyları süreklilik gösteren ışın yayan
lambalardır.
177- Sürekli
spektrum: Tek tek çizgili
spektrumların aksine dalga boyu aralıksız sürekli biçimde süren ışınlardır.
178-
Tabaka yüksekliği: "H" Kromatografik kolonun verimliliği ile ilgili bir terimdir.
179- Tampon
çözelti: Seyrelmeye veya az miktarda
asit veya az ilave sonucu pH değişimine direnç gösteren çözeltilerdir.
180- Tek ışınlı
cihazlar: Numune ve tanık
çözeltisinin ışın yolu üzerindeki pozisyonlarının sırası ile değiştirilmesi
gereken fotometrik aletlerdir.
181- Teorik tabakanın
yükseklik eşdeğeri: Kromatografik
kolon verimliliğinin bir ölçüsüdür.
182- Termiyonik
dedektör: Alev iyonlaşma dedektörüne
benzer GLC için bir dedektördür.
183- Titrasyon: Bilenen miktarda numuneye stokiyometrik olarak eş
değer miktarda standart bir çözeltiyi sistematik bir şekilde ilave etme
işlemidir.
184- Titratör: Titrasyonların otomatik olarak yapıldığı bir alettir.
185- Titrant: Tahlilde ortama katılan standart çözelti.
186- Titrimetri: Hızlı, tam ve stokiyometrik yürüyen tepkimelerde
tepkinenlerin birine, tepkime ortamına ölçülü olarak ilave edip tepkimenin
sonlandığı noktayı bulma yöntemine denir.
187-
Tungusten flamanlı lamba: Görünür ve yakın infrared ışınlar üreten kaynaktır.
188- Ters-faz
dağılma kromatografisi: Apolar bir
durgun faz ile polar bir hareketli fazın kullanıldığı sıvı-sıvı
kromatografisidir.
189- Ultraviyole/görünür
bölge: Elektromagnetik spektrumun
180-780 nm arasıdaki bölgesi atomlar ve moleküllerde elektronik geçişlerle
ilgilidir.
190- Ultraviyole-görünür
dedektör (HPLC): Bir kromatografi
kolonundan çıkar iken elüte olmuş türlerin belirlenmesi için UV/Görünür bir
ışın kaynağından çıkan ışının kullanılmasıdır.
191- Uyarma
spektrumu: Floresans spektroskopide
floresans şiddetinin dalga boyunun fonksiyonu olarak grafiğidir. (türlerin
uyarılmış hale geçişine sebep olan dalga boyları pikler görülmesine yol açar)
192- Uyarma: Bir atom, iyon veya molekülün temel halden daha
enerjili bir hale geçmesi için teşvik edilmesi işlemidir.
193- Van-demter
eşitliği: Tabaka yüksekliğine eddy
difüzyonunun, uzunlamasına difüzyonun ve kütle aktarımının etkisi ile ilgili
bir eşitliktir.
194- Van der
waals kuvvetleri: Değişik dipol-dipol
etkileşmeleri olarak adlandırılır. Moleküller arası uzaklık van der waals
kuvvetlerinin büyüklüğüne önemli ölçüde etkir. Etkileşmenin en fazla olduğu
uzaklığa van der waals yarı çapı denir. Eğer iki atom birbirine bu uzaklıktan
daha fazla yaklaşır ise iki çekirdek ve iki elektron bulutu arasında itmeler
artar. İki molekül uzaklık van der waals yarı çapından daha fazla olursa
moleküller arası çekim kuvvetleri azalır.
195- Varyasyon
katsayısı: Bağıl standart sapma, % olarak
ifade edilir.
196- Volümetrik
metotlar: Son ölçümün hacim olduğu
tahlil metotları,genellikle miktarı bilinen numunede analit ile reaksiyona
giren standart titrantın hacmidir.
197- Volimetrik
titrimetri: Titrasyon ortamına
katılan titrantın hacmi saptanır. Hacim saptamaları büret ile yapılır.
198- Yansıtmalı
grating: Polikromatik bir ışını,dalga
boylarına ayıran optik cisimdir. (yansıtılan yüzeylerden çizgiler oluşur;
çoğaltıcı veya azaltıcı girişim sonucu dağılma olur.)
199- Yarı
iletken: Elektrik iletkenliği,bir
metal ile bir yalıtkan arasında olan malzemedir.
200- Yaş yakma: Bir numunedeki organik maddeleri parçalamak için
kuvvetli yükseltenlerin kullanılması işlemidir.
201-
Yük aktarım dedektörü (CTD):
Çok kanallı yarı iletken
dedektörüdür.
202-
Yüksek performanslı sıvı kromatografisi(H.P.L.C): Hareketli fazın sıvı olduğu ve çoğunlukla basınç
altında kullanıldığı kolon metotlarından birisidir.
203-
Yükseltgen: Bir yükseltgenme/indirgenme
reaksiyonunda bir türün elektronları kaybetmesidir.
204-
Yüzde sıfır T ayarı: Bir fotometrik cihazın cevabından
karanlık akımı çıkarmak için bir kalibrasyon basamağıdır.
205-
Yüzde yüz T ayarı: Bir optik aletin, ışın yolu
üzerindeki uygun bir tanık çözeltiyle % 100 T'ye ayarlanmasıdır.
206-
Yüzey adsorpsiyonu: Bir katı maddenin yüzeyinde yabancı
türlerin tutulmasıdır.
207-
Zayıf asit/konjuge baz çifti: Bronsted-Browry tanımında bir proton
alıp vererek birbirine dönüşebilen türlerdir.
208- Zirmermann-Reinhard reaktifi: Demir II)'nin titrasyonunda klorür iyonunun permanganat ile
yükseltgenmesini önleyen bir çözeltidir.
Ek: 2TAHLİL TÜRLERİKALİTATİF TAHLİL
Bazı ön
denemeler:
Bir örnek içindeki katyon ve anyonların sistematik
tahlilin içerisinde,örnekte bulunma olasılığı yüksek olan madde gruplarının
tanınması yada bulunmayan iyon gruplarının elimine edilebilmesi için ön
denemeler yapılır. Bu denemeler hiçbir
zaman sistematik kalitatif tahlile ilişkin asıl tanınmış denemelerin yerini
tutamaz. Ancak asıl tahlile hazırlık niteliğinde madde ve zaman tasarrufu
sağlar. Ön denemeler şu gruplara ayrılır.
1) Cam
boncuk içinde ısıtma: Bir cam tüp
içindeki biraz madde tüp eğilerek ısıtılır. Burada gaz çıkışı, süblimat
oluşumu, kalıntı vb. gözlemlerden yararlanarak sonuca gidilir. Bir gaz çıkışı
var ise genellikle aşağıdaki durumlar söz konusu olabilir:
Karbon dioksit, karbonat ve organik bileşiklerden
kaynaklanır. Renksiz, kokusuz ve bir kibrit alevini söndürebilen, baryum
hidroksit çözeltisini bulandıran bir gazdır. Karbon monoksit ise organik
bileşiklerin tam yanmamasından kaynaklanır. Renksiz ve kokusuz bir gaz olup
hafif mavi alevle yanar. Siyanürlerin ısıtılması ile keskin acı badem kokulu
çok zehirli bir gaz olan siyanojen gazı çıkar. Batıcı bir gaz olan kükürt
dioksit sülfitlerden kaynaklanır. İyot çözeltisinin rengini giderir ve baryum
hidroksit çözeltisini bulandırır. Yine batıcı bir gaz olan hidrojen klorür,
klorürlerden kaynaklanır ve amonyak ile amonyum klorür oluşturur. Halojenlerin
tümü boğucu gaz olup bunlardan CI2 sarı-yeşil, Br2
kahverengi ve I2'de menekşe renkli halojenlerin tümü halojenür tuzu
ile yükseltgen bir maddenin birlikte ısıtılmasından açığa çıkar. Yine boğucu
bir gaz olan kahverengi azot dioksit, nitrat ve nitritlerin ısıtılmasından
ortaya çıkar. Amonyak ise amonyum tuzlarının ısıtılması ile oluşan ve kırmızı
renkli turnusol kağıdını mavileştiren karakteristik kokulu bir gazdır.
2) Odun
kömürü üzerinde indirgeme: Bir odun
kömürü parçası üzerine açılmış bir oyuk içine metal tuzu yada oksidi, soda ile
karışarak yerleştirilir. Odun kömürü yüksek sıcaklıkta ısıtılır ise kolay
indirgenebilen metallerin pul ya da tane şeklinde elementel halde açığa çıktığı
görülür. Örneğin Kurşun II ve Baryum II katyonlarının her ikisi de sülfat asidi
ile beyaz çökelti verir. Ancak bunlardan sadece kurşun sülfat odun kömürü
üzerinde metalik kurşuna indirgenir. Bu deneyle indirgenebilen metallerden
nikel ve kobalt mıknatıstan etkilenen gri metal pullar verir bunlar daha sonra
klorür asidi ile çözeltiye alınarak nikel dimetil glioksim, kobaltta potasyum
rodanür ile tanımlanır. Demir ise ince metal pullar verir. Bunlar klorür
asidinde çözüldükten sonra berlin mavisi denemesi ile demir belirlenir.
Hidrojenden daha soy metallerden bakır,kırmızı metal pulu, kurşun dövülebilen
beyaz metal tanesi ve sarı oksit külü verir. Kadmiyumdan ise kahverengi bir
oksit külü geriye kalır. Krom ve mangan indirgenmez ve bunların oksitleri
oluşur. Toprak alkalileri ve alüminyumdan beyaz oksit kalıntısı elde edilir.
Çinko ise indirgenir, ancak uçucu olduğundan beyaz çinko oksit kalıntısı ısıtma
bölgelerinin dışına çöker. Emin olmak için bu kalıntı kobalt nitrat çözeltisi
ile nemlendirilerek bek alevinde ısıtılır ise kobalt çinko oksitten ibaret
rinmann yeşili oluşur.
3) Seyreltik
ve derişik sülfat asidi ile ısıtma:
Burada güvenlik açısından madde tahlili başlangıcında değişik sülfat asidi ile
temas ettirilmez. Çünkü olası şiddetli ekzotermik reaksiyon sıçramalara yol
açabilir. Deneme önce soğukta seyreltik sülfat asidi ile kontrollü bir biçimde
gerçekleştirilir ve çıkan gaz incelenir. Bu denemelerde karbonatlarda
karbondioksit çıkar ve barit suyunu yani baryum hidroksit çözeltisini
bulandırır. Siyanürlerden çok toksik ve acı bağdem kokulu HCN gazı çıkar.
Sülfürlerden çürük yumurta kokulu ve kurşun asetat çözeltisi emdirilmiş kağıdı
siyahlaştıran toksik hidrojen sülfür gazı çıkar. Sülfitlerden ise barit suyunu
bulandıran ve iyot çözeltisinin rengini gideren sülfür dioksit gazı çıkar.
Seyreltik sülfat asidi ile tehlikesiz olarak reaksiyon içerdiği saptanan örnek
koruma gözlüğü takılarak ve çeker ocak altında değişik sülfat asidinin damla
damla ilavesi ile reaksiyona sokulur. Burada seyreltik sülfat asidinde gözlenen
bütün gazlar aynı şekilde açığa çıktığı gibi bunlara ek olarak aşağıdaki gazlar
görülebilir. Florürlerden hidrojen florür ve silis varlığında silis tetra
florür batıcı gazlar çıkar. Bunlar bir cam bagetle tutturulan su damlasını
bulandırırlar.Klorürler başkaca bir yükseltgen bulunmuyor ise batıcı hidrojen
klorür gazı çıkarırlar, buda amonyak ile sis oluşturur.
Tüm halojenler karşı gelen boğucu halojen gazlarına
dönüşürler. Bunlara ek olarak bromat ve iyodat tuzları da derişik sülfat asidi
ile ısıtıldıklarında menekşe renkli I2 ve kahverenkli Br2
çıkışı görülür. Klorürlerden kromat varlığında kahverenkli batıcı kromül gazı
çıkar. Nitratlardan kahverengi boğucu azot dioksit gazı çıkar. Permanganat ise
renkli ve patlayıcı özellikte Mn2O7'ye dönüşür.
4) Fosfor
tuzu ve boraks incisi denemesi:Bu
işlemlerde boraks ve meta fosfatların ısıtma metal oksitleri çözme ve renkli
inci oluşturma reaksiyonlarından yararlanılır. Deneme için ucu hafif nemlendirilip
tahlil maddesine daldırıldıktan sonra aleve tutulur. Yükseltgen veya indirgen
alevde sıcakta veya soğukta çalışmaya göre renkler gözlenir.
KANTİTATİF
TAHLİL
Kantitatif
tahlil üç bölümde incelenir.
(A)
GRAVİMETRİ: Aranan elementin
genellikle güç çözünen bir bileşiği oluşturulup gerekli işlemlerden sonra
tartılır. Ürün tartımından aranan element miktarına geçilir.
Gravimetrik
tahlil:
a-
Saf bir bileşiği
oluşturan elementlerin ağırlıkları arasında daima sabit bir oran bulunduğunu
ifade eden sabit oranlar kanununa
b-
Bir kimyasal
değişime katılan elementlerin birbirleri ile belirli ve değişmez bir oranda
bileşiklerini ifade eden sabit bileşimler kanununa dayanır. Bu teknik tüm
bozucu maddeleri uzaklaştırmak istenen bileşen ve komponentleri, tartılabilen
belirli ve bilinen bir bileşiğe dönüştürülür ve tartılan bileşikle orantılı
element, radikal ya da bileşiğin tayinini sağlar. Gravimetride aranan element
yada iyon çözünmeyen bir bileşiğe dönüştürülerek çöktürülür veya uçucu
komponentlerin tayini için örnek ısıtılarak ya da kurutularak aranan komponent
tartım farkından bulunur.
Gravimetrik
tahlillerde dikkat edilecek noktalar aşağıda maddeler halinde belirtilmiştir.
1)
Tartılan maddenin
bileşimi kimyasal formülünün tam karşılığı olmalıdır.
2)
Tartılan türün tayin
edilen element içeriği düşük olmalıdır.
3)
Az çözünen bir
elektrolitin çökebilmesi kendini oluşturan iyonların konsantrasyonları
çarpımının çöktürülmüş bileşiğin o sıcaklıktaki çözünürlük çarpımını aşmasına
bağlıdır.
4)
Buna göre
gravimetrik tahlilde çöktürülen tuzun çözünürlüğü düşük olmalıdır.
5)
Kompleks oluşumu
gerçekleşmediği taktirde reaktif aşırısı ile çöktürmek oluşan ürünün
çözünürlüğünün sınırlandırılması açısından yararlıdır.
6)
Gravimetride
çöktürme reaktif miktarının önceden hesaplanması gereklidir.
Gravimetrik
çöktürmenin kuralları:
Gravimetrik çöktürmenin sağlıklı bir şekilde
sağlanması için şu koşulların yerine getirilmesi gerekir.
1)
Nicel çökelmeyi
sağlayacak koşulların sağlanması gerekir. Yani çökelti pH 'şı ve çöktürme
ortamı uygun olmalıdır.
2)
Çökelek
kristalinin olabilecek en büyük ölçüde olması sağlanmalıdır. Bu hem kirlenmeyi
azaltır hem de kolay süzmeyi ve yıkamayı sağlar.
3)
Küçük taneli ya
da amorf çökeleklerde çökelekler çözülüp çöktürme yinelenmelidir. Bu işlem
kirlilikten arınmayı sağlar. Kaynar çözeltilerle çöktürme yeniden çözülüp
kristallenmeye olanak sağlar.
4)
Çöktürmede
kullanılan reaktifi çökelmeye katılan iyonu olasılıklı ise sıcaklıkla kolayca
bozunan ve gaz haline dönüşebilen türden olmalıdır.
5)
Çökeleğin
olgunlaşması beklenmelidir. Bu bekleme çözünürlüğü azaltacağından, çözünme
yanılgısı azalır.
(B)
VOLUMETRİ: Aranan element iyon ya da
bileşiğin çözeltisi, konsantrasyonu bilinen standart bir reaktif çözeltisi ile
azar azar işleme sokulur (titre edilir) reaktifin sarf edilen hacmi büretten
okunarak aranan madde miktarı hesaplanır. Ekivalent indikatörler yardımı ile
veya potansiyometrik olarak saptanır. Volumetrik tahlil metotları dörde
ayrılır.
(B.1) Nötralizasyon titrasyonları: Asitlik-Bazlık özelliği taşıyan maddelerin nötralleşme
reaksiyonundan yararlanılır.
(B.2) Redoks titrasyonları: Elektron alış verişi (yükseltgenme ve indirgenme)
reaksiyonlarından yararlanılır.
(B.3) Kompleks oluşturma titrasyonları: Basit yada kelat tipi komplekslerin oluşumuna dayanır.
(B.4) Çöktürme titrasyonları: Ekivalent noktasına varıncaya dek tahlilleşen maddenin
titrasyon reaktifi ile güç çözünen tuzu oluşmaya devam eder. Dönüm noktasının
ötesinde bir damla reaktif fazlası indikatör yardımı ile veya potansiyometrik
olarak saptanır.
(C)
ENSTRÜMENTAL (ALETLİ) TAHLİL: Genellikle
duyarlı tahlil işlemlerinde maddenin ışınla etkileşiminden yararlanan cihazlar
kullanılır. Absorpsiyon ve emisyon (yayınlama) spektroskopilerinde maddenin
belirli enerjideki radyasyonunu absorplama veya yayınlama şiddeti ile madde
miktarı arsıda ilişki kurulur. UV/VIS spektroskopisi, IR spektroskopisi, Raman
spektroskopisi, AAS spektroskopisi, x-ışını spektroskopisi, ICP spektroskopisi,
TLC kromatografisi, GLC kromatografisi, H.P.L.C. kromatografisi gibi aletler
enstrümental tahlillerde kullanılır.
(C.1) UV/VIS
Spektroskopisi (Elektronik Spektroskopisi): Elektromanyetik dalga ile maddenin
etkileşimini incelen bilim dalına spektroskopi denir. UV/VIS spektroskopide bir
atom veya moleküle dışarıdan belirli bir dalga boyunda bir ışın gönderildiğinde
elektronlardan bir tanesi spinin yönünü değiştirmeden karşı bağ orbitaline
atlar. Bu olaya elektronik geçiş denir. Böyle bir geçiş sonucu meydana gelen
hale uyarılmış hal denir. Bir molekülde temel hal ile uyarılmış hal arasındaki
enerji farkına geçiş enerjisi denir. Moleküler bağ orbitaldekine kovalent bağda
denir. Moleküler orbitalde veya kovalent bağda, bağı meydan getiren elektronla
iki çekirdek arasındaki kulon itmelerini minimuma indirmek üzere iki atom
arasındaki hacimde hareket ederler. Bir maddenin absorpsiyon yapabilmesi için
dipol momentinin, ışının elektrik alanı ile etkileşmesi gerekir. Böyle bir
etkileşme sonucu maddenin dipol momenti daha da büyür. Buna göre dipol yapıda
olan maddelerin absorpsiyonları kolaylıkla anlaşılabilir.
UV/VIS Spektroskopisi Cihazının başlıca kısımları şunlardır.
1)
Işın kaynağı:
Görünür alanda yapılacak çalışmalarda tungsten lamba kullanılır. Bu lambalarda
tungten flaman ısıtılarak 320-2500 nm arasında olan bütün ışınlar alınır.
Ultraviyole alanında yapılacak çalışmalarda ise dötöryum lamba kullanılır.
2)
Işın demetinin boylarına ayıran cihazlar: Işın kaynağından gelen ışınları
dalga boylarına göre ayıran cihazlara monokromatörler denir. Işın demetinin
giriş ve çıkış aralığı (sliti), mercek sistemi ve gelen ışını tek dalga boylu
demetlere ayırmaya yarayan prizma ve optik ağlar olmak üzere başlıca 3 kısımda
meydana gelir. Bu sistemlerde kullanılan monokromatörler; Bunsen Monokromatörü,
littrow Monokromatörü ve Optik Ağlar (Geçirgen ve Yansıtmalı) olmak üzere 3
değişik türde Monokromatörler kullanılır.
3)
Numune kapları:
UV/VIS spektrofotometresinde kullanılan numune kapları (küvetler) cam, silis,
plastik ve slikatlardan yapılırlar. Çalışılan dalga boyuna göre bu dalga
boyunda absorbsiyon yapmayan uygun numune kapları kullanılarak
spektrofotometrik ölçümler yapılır.
4)
Dedektörler:
Işın enerjisini elektrik enerjisine dönüştüren cihazlara dedektör denir. İyi
bir dedektör bütün dalga boylarına aynı derecede hassas olmalı, düşük enerjili
ışın demetine hassas olmalı ve üzerine düşen ışın enerjisini hemen elektrik
sinyaline çevirmenin ve çevirme esnasında titreşimsiz çalışmalıdır. Sinyaller
dedektör üzerine düşen ışın demetinin şiddetine orantılı olmalıdır. Bu
spektrofotometrelerde dedektör olarak fototüpler ve fotovoltatik cihazlar
kullanılır.
5)
Elektronik Entegratör: Dedektörde dönüştürülen enerjinin şiddetini gösteren bir sinyal cihazı
ile donatılmış olan ve maddenin üzerine düşürülen ışınları soğuran ve
spektrumlara çeviren sistemler.
(C.2) IR
spektroskopisi: Maddenin infrared (titreşim)
ışınlarını absorplaması üzerine kurulmuş olan bir spektroskopi dalıdır.
Homonükleer (H2,O2,Cl2 gibi) moleküller hariç
bütün moleküller infrared ışınını absorplarlar ve infrared spektrumu verirler.
İnfrared spektroskopisinde ışınlar dalga boyları ile değil dalga sayısı ile
verilir. Dalga sayısı = 1/dalga boyu = cm-1.Dalga sayıları 400cm-1'den
daha küçük ışınların enerjileri moleküllerin rotasyon enerjileri seviyesinde
olduklarından havadaki moleküller tarafından bile kolaylıkla absorbe edilirler.
IR spektroskopisi daha çok yapı tahlilinde kullanılır ve elektronik ve NMR
spektroskopisi ile birlikte uygulanır. Her maddenin kendine özgü bir infrared
spektrumu vardır.
Moleküller içindeki atomların titreşimleri sırasında
atomlar arasındaki uzaklık devamlı büyüyüp küçüldüğünden iki atom arasında
titreşim halinde bir elektriksel alan meydana gelir. Bu titreşim infrared
ışınının elektriksel alanına uyunca ışın absorplanır ve ışını absorplayan
molekülün elektriksel yük dağılımı daha da asimetrik olur ve dipol momenti
büyür. Buna karşılık N2, O2, Cl2 gibi
moleküllerde dipol momenti değişmesi olmadığından bunlar infrared ışınlarını
absorplamazlar. Titreşim (IR) spektroskopisinde absorplanan ışınların
enerjileri söz konusu madde moleküllerinin titreşim enerjileri kadardır. Madde
moleküllerinin titreşimlerini anlayabilmek için uygun yol gözle görülür. Basit
bir model seçmek ve ondan sonra bu gözle görülür. Modelden molekül
titreşimlerine geçerek neler yapmak gerektiğini incelemek gerekir. Titreşim
enerjisini iki atomu küreler şeklinde ve bu iki küreyi de bir yayla bir birine
tutturduğumuzda bu iki küreyi bir iple bir birinden ayırarak gerdiğimizde ve bu
ipi bıraktığımızda yaptığı salınım ile iki atomun birbirlerini dipol
momentlerinden ötürü çekmeleri ve yaptığı titreşime dayanan bir spektroskopi
dalıdır. H-I molekülünü örnek alırsak bu molekül polar olduğundan bir dipol
momenti vardır. Bu dipol moment bağın uzaması, kısalması esnasında değişir.
Bağın dipol momenti elektrik alanı üzerine düşen uygun frekanstaki ışının
elektrik vektörü ile etkileşir ve böylece ışın enerjisi moleküller tarafından
absorplanır. Bir molekülün ışın enerjini absorplayarak bir üst enerji düzeyine
çıkmasına geçiş veya uyarılma denir. Spektroskopide en önemli geçiş temel
halden enerji düzeyine geçiştir. Oda sıcaklığında bulunan moleküller genellikle
temel halde bulunur. IR spektroskopide kuvvet sabitinin çok önemli bir yeri
vardır. Bir bağın kuvveti sabit ve bağın iki yanındaki atomlar bilinirse bağın
frekansı hesaplanır. Kuvvet sabiti, bağın esneme titreşimine karşı gösterdiği
dirençtir. Bağ ne kadar sağlam ise esneme titreşimine karşı gösterdiği direnç
veya titreşimi o kadar büyüktür.
İnfrared spektrofotometre
cihazı başlıca şu kısımlardan oluşur:
1)
Işın Kaynağı: Işın kaynağı olarak 1700OC - 2000OC'ye
kadar ısıtılmış bir siyah cisim özelliği taşıyan silisyum karbürden mamul
globar çubuğu veya toryum oksit, seryum oksit, zirkonyum oksit gibi nadir
toprak alkali oksitlerin iyi bir bağlayıcı ile pişirilmesi sureti ile elde
edilen nernst çubuğudur.
2)
IR
Monokromotörleri: IR
spektroskopilerde kullanılan monokromatörlerde mercek sistemleri yerine aynalar
kullanılır. Bu aynalar parlak yüzeyli toplayıcı aynalardır. İnfrared
spektroskopisinde hem prizmalar hem de optik ağlar kullanılır. Prizmalar sodyum
klorür, kalsiyum florür, potasyum florür, sezyum bromür gibi maddelerden
yapılır. Son yıllarda IR spektroskopisinin yerini FT-IR (fourier transform
infrared) spektroskopisi almıştır. FT-IR spektroskopisinde, IR spektroskopisi
sisteminde olduğu gibi ayna sistemleri yoktur. Bu ayna sistemlerinin yerini
numune üzerine gönderilen tüm ışınları absorplamasını bir elektronik hafızada
tutan ve daha sonra 400 cm-1 ila 4000 cm-1 arasında
integratöre yansıtan gelişmiş bir düzenek almıştır.
3)
Dedektör: Dedektör olarak termal (termokopl, golay cihazı,
bolometreler) veya fotoiletken dedektörler kullanılır.
4)
Numune
kapları: Numune kapları olarak gaz,
sıvı ve katı numuneler için değişik tipte kaplar kullanılır. Katı numuneler
disk haline getirme tekniği uygulanarak veya çözelti haline getirilerek
spektrumları alınır. Bir maddenin katı halinin spektrumu genellikle sıvı
parafin veya potasyum bromür içinde alınır. Bu amaçla madde iyice toz haline
getirilir ve sıvı parafine karıştırılarak veya potasyum bromür ile disk haline
getirilerek alınır. Disk haline getirme tekniğinde bir mg. numune 100 mg.
potasyum bromür ile iyice karıştırılarak disk haline getirilir. Süspansiyon
haline getirme tekniğinde ise 3-5 mg. iyice ezilmiş numune 1-2 damla parafin
içinde süspanse edilip KBr veya NaCl disklerinin üzerine damlatılarak
spektrumları alınır. Çözelti haline getirme tekniğinde ise numune en uygun bir
çözücüde çözülüp, çözelti haline getirilir ve KBr veya NaCl disklerinin üzerine
damlatılarak spektrumları alınır. Sıvıların spektrumlarında ise yine çözelti
haline getirme tekniğinde olduğu gibi işlem uygulanır. Gazların spektrumları
ise uygun vakumlu düzenekler kullanılarak alınır.
5)
Elektronik
İntegratörler: Dedektörden gelen ışın
demetinin şiddeti bir sinyale dönüştürülerek elektronik integratörlerde
spektrumlara çevrilir.
(C.3) Raman
spektroskopisi: Raman spektroskopisi
infrared spektroskopisine çok benzer ve onu tamamlar. Bir kap içerisinde
bulunan madde üzerine monokromatik bir ışın gönderildiğinde kabın çevresinde
gönderilen ışından başka oldukça sınırlı sayıda ışınlara da rastlanır. Kabın
çevresinde rastlanan gelen ışından başkalarına raman ışını, gelen ışının
frekansı ile bu ışınların frekansları arsındaki frekans farklarına da raman
kaymaları denir. Raman spektroskopisi bu kaymalara dayanır. Diğer bir deyimle
raman spektroskopisinde önemli olan kullanılan ışının frekansı değil bu
frekansla raman frekansları arasındaki farklardır. Bu farklar bir madde için
karakteristik veya parmak izi gibidir. İşte bu özellikten yararlanarak yapılan
spektroskopiye raman spektroskopisi denir. Raman spektroskopisi kalitatif ve
kantitatif tahlillerden çok yapı aydınlatmalarda kullanılır. Raman
spektroskopisinde enerji farkları maddenin titreşim ve rotasyon enerjileri
arasındaki farka eşit olduğundan raman spektroskopisi ile maddenin titreşim ve
rotasyon seviyeleri arasındaki enerji farkları hesaplanır. Rotasyon enerjileri
en çok 70 cm-1 ve titreşim enerjileri ise 3500cm -1
kadardır. Raman ve IR spektroskopileri moleküllerin titreşim seviyeleri
arasındaki enerji farklarına dayanır. Buna göre bir grubun raman kaymasının
(pikinin) enerjisi o grubun IR absorpsiyon bandının pikinin enerjisine eşittir.
Ancak grubun Raman ve IR aktif olması gerekir. Her grup Raman ve IR aktif
değildir. Başka bir deyimle bir maddenin raman ve IR spektrumlarının aynı ve
farklı frekansta olan pikleri vardır. Bundan başka aynı frekansta olan piklerin
şiddetleri de birbirinden farklı olabilir.
Raman spektroskopi cihazı
başlıca şu kısımlardan meydana gelir:
1)
Işık kaynağı
olarak cıva ark lambası kullanılır.
2)
5-10 ml hacimli
numune kapları diğer ışınları bertaraf etmek için numune tüpleri içi derişik
sodyum nitrat çözeltisi ile doldurulmuş bir tüp içine yerleştirilir.
3)
Raman
spektroskopisinde ışın demetlerini dalga boylarına göre ayıran prizmalar kullanılır.
Prizmalardan gelen ışın demetleri dalga boylarına ve
frekanslarına ayrılarak fotoğraf filmi üzerine düşürülür. Fotoğraf filmi
üzerindeki siyahlar bir mikro dansimetre yardımı ile spektrum haline getirilir.
(C.4) NMR
spektroskopisi: Atom çekirdekleri
proton ihtiva etmeleri nedeni ile pozitif yüklüdürler ve bazıları kendi ekseni
etrafında dönerler, ekseni etrafında dönen yüklü bir tanecik etrafında magnetik
bir alan meydana getirir. Meydana gelen magnetik alanın klasik sağ el kuralı
ile tayin edilir. Bu kurala göre sağ elin dört parmağı yönünde olan bir
elektrik akımı, yukarıya açılmış olan baş parmak yönünde bir magnetik alan
meydana gelir. Sonra sol el kuralına göre de uygulanan magnetik alanda meydana
gelen akımın yönü tayin edilir. Buna göre başparmak uygulanan akımın yönünü
göstermek üzere öteki parmakların yönü meydana gelen akımın yönünü gösterir.
Çekirdek adına spin kuantum sayısı denen ve I ile gösterilen bir sayı ile
karakterize edilirler. Bu kuantum sayısı 0, ½, 1, 3/2
gibi değerler alır. I=1/2
olan çekirdekler, bu
çekirdekler ekseni etrafında simetrik olarak döner ve manyetik momenti olan
fakat kuvadrupol momenti olmayan H(1), C(13), P(31), N(15) gibi çekirdeklerdir.
Böyle çekirdekler NMR spektrumları verirler. Spin kuantum sayıları yukarıda
verilen çekirdekler arasında NMR spektroskopisi yönünden en önemli ve yaygın
olanı hidrojendir daha sonra C 13 gelir.
Hidrojenin çekirdeğinde bir proton bulunur. Proton kendi ekseni etrafında
küresel simetrik olarak döner ve bir magnetik alan meydana getirir. Magnetik
alanı olan bir taneciğin magnetik momenti de vardır.
Kuantum
Kanunu: Çekirdeklerin
spektroskopik özellikleri magnetik alana kondukları zaman ortaya çıkar. Kuantum
spin sayısı I:1/2 olan proton üzerine dışarıdan bir
magnetik alan uygulanmadığı sürece kendi ekseni etrafında dönmesi ile ilgili
farklı enerji seviyeleri yoktur. Ancak dışarıdan bir magnetik alan uygulanınca
iki farklı enerji seviyesi meydana gelir. Spektroskopide 60 M.Hz'lik bir
spektrometrede 14092,1 bir alan uygulanır bu alanda iki seviye arasındaki
enerji farkı mol başına 0,006 cal'dir ve IR spektroskopisindeki ortalama iki
titreşim seviyesindeki enerjinin milyonda biri kadardır. Magnetik alanda
protonların çoğu düşük enerjili seviyede bulunur. Düşük enerji seviyesinde bulunan
proton yaptığı hareketin frekansına uyacak frekansta bir ışın demeti gönderilir
ise proton üst enerji seviyesine çıkar. Proton bu şekilde ışın enerjini
absorplayarak bir üst enerji seviyesine çıkmasına, rezonansa gelmesi veya
nükleer geçiş yapması denir. Relaksasyona gelmede gönderilen ışının frekansı
protonun dönme hareketinin frekansına eşit olur. Proton magnetik alanda dönme
frekansı protona uygulanan alandaki prozisyon (topaç) hareketinin frekansıdır.
Kendi ekseni etrafında dönmekte olan proton üzerine magnetik alan gönderilir
ise iki kuvvetin etkisinde kalan proton prozisyon hareketi yapmaya başlar.
NMR spektrumları ve pik
yükseklikleri:
Spektrumda NMR aktif çekirdeğin cinsine ve çevresine
göre çeşitli absorpsiyon pikleri meydana
gelir. Piklerin alanı absorpsiyona sebep olan çekirdeğin sayısı ile
orantılıdır. Ancak piklerin yüksekliği sayı için bir ölçü değildir. Çünkü pik
yüksekliğini büyütüp küçülten numunenin döndürme hızı, numune içindeki yabancı
maddeler, kimyasal reaksiyonlar ile ikinci derece spektrumlardan oluşan çeşitli
etkenler vardır.
Nükleer magnetik rezonans
spektroskopisi şu kısımlardan meydana gelmiştir:
1)
Radyo
frekansı: Kristal ossilatöründen
çıkan sinyaller magnetik alan şiddetine dik durumda bulunan iki bobine
gönderilir. Yüksek ayırımlı cihazlarda tam 60 MHz 'lik bir ossilatör
kullanılır.
2)
Numune kabı: Kullanılan numune kapları genellikle 5 mm çapında
özel camdan yapılmış veya plastikten yapılmış 20-25 cm uzunluğunda tüplerdir.
3)
Sinyal
dedektörü ve kaydedici sistem:
Rezonans halindeki çekirdekler tarafından meydana getirilen radyo frekansı
sinyalleri numunenin etrafını saran ve radyo sinyaline dik durumda bulunan bir
bobin tarafından alınır. Bu alınan sinyaller çok küçük olduklarından büyütülür
ve kaydediciye gönderilir.
4)
Numune probu: Numuneyi magnetik alanda belirli bir yerde tutmak
için kullanılan bir düzenektir. Bu düzenek numune kabından başka süpürme
kaynağı ve dedektör bobini ihtiva eder. Probta numuneyi uzun ekseni boyunca
döndürmeye yarayan bir hava türbini de vardır. Dönme sonucu daha keskin pikler
elde edilir.
(C.5) Kütle
spektroskopisi: Özel bir düzenek
kullanarak pozitif yüklü tanecikler meydana getirilmesi, bu taneciklerin m/e
(kütle/yük) oranlarına ayrılmaları, belirlenmeleri ve bunlardan yararlanarak
numunenin teşhis edilmesi üzerine kurulmuş olan metotlar topluluğuna kütle
spektroskopisi denir. Pozitif yüklü tanecik bir molekül iyonu vermesi iyonu
olabileceği gibi molekülün parçalanması ile meydana gelen her hangi parçacıkta
olabilir. Böylece söz konusu numuneye göre ortamda çok sayıda pozitif yüklü
tanecik bulunabilir. Bu taneciklerden her biri m/e değerlerine göre pik
verirler. Ancak iyi bir tesadüf eseri maddelerden pek çoğu kendisine has tek
pikleri ile teşhis edilebilirler.
Bu spektrofotometre tekniğinde ppm ve ppb miktardaki
numunelerin tahlilleri çok hassas bir şekilde yapılabilmektedir. Bu
spektroskopi tekniği hem yapı tayininde hem de miktar belirlemede
kullanılabilmektedir. Kalitatif amaçlı
yapılan çalışmalarda çok dikkat gösterilmeli ve standart olarak alınan spektrum
hangi cihaz ve şartlarda alındı ise numunenin de spektrumu aynı cihaz ve
şartlarda alınmalıdır. En sade spektrumlar 15-20 eV'luk elektronlarla elde
edilen spektrumlardır.
Bu spektroskopi tekniği ile gıda maddeleri, petrol
ürünleri, organik kimyasallar ve çevre kirliliği açısından çevreye zarar veren
kimyasallarında tespitinde kalitatif amaçlı kullanılmaktadır. Son yıllarda
kütle spektroskopisi cihazları gaz likit kromatografisi cihazları ile birlikte
kullanılmaktadır. Gaz likit kromatografisi kolonunda elüte edilen maddeler gaz
kromatografisi cihazının dedektörüne gönderilmeden cihaza monte edilen kütle
spektroskopik dedektör ile iyonlaştırma teknikleri uygulanarak teşhisleri
yapılmaktadır.
Kütle spektroskopi cihazı şu esas kısımlardan oluşur:
1)
Numune kısmı: Bu kısımda 10-6 mm Hg'de sızdırması olmayan valfler vardır. Bu
kısım 3000C'ye kadar ısıtılarak numune molekülleri buharlaştırılarak
cihazın iyonlaşma kısmına aktarılır.
2)
İyonlaştırma kısmı: Bu kısımda numune molekülleri, üzerine elektron demeti gönderilerek
pozitif yüklü iyonlar haline getirilir. Elektron demeti ile iyonlaşmaya
elektron impak metodu da denir.
3)
İyonları hızlandırma kısmı: İyonlaştırma kısmında meydana gelen iyonlar, cihaz
içinde potansiyeli daha düşük kısma doğru hareket ederler. İyonları hızlandırma
kısmındaki slitlere, iyon hızlandırıcısı veya iyon tabancaları denir.
4)
İyonları kütle/yük oranlarına demetlere ayırma kısmı: İyonları hızlandırma
kısmından gelen iyonlar bir boru içinden hızla hareket ederek dairesel bir
magnetik alana girerler. Magnetik alanın etkisi ile iyonlar kütle/yük
oranlarına ve hızlarına göre gruplara ayrılırlar. Bu kısma magnetik sektör de
denir.
5)
Kolektör ve kaydedici kısmından oluşur: Ayırma kısmında demetler halinde yola çıkan
iyonlar slitten geçerek kolektöre gelirler. Bu kolektöre bağlı kaydedici
kısımda demetler kütle/yük oranlarına göre kaydedilirler ve spektrumlara
çevrilirler.
Kütle spektroskopi cihazı çalışma prensibi:
10-6torr basınçta sızdırması olmayan
valflerden oluşmuş numune kısmından gelen numune uçucu türevleri şeklinde
iyonlaştırma kısmına gelir. Burada iyonlaştırma kısmı ile numune molekülleri
üzerine gönderilen elektron demeti ile pozitif yüklü iyonlar haline
getirilirler. Pozitif yüklü iyonlardan bazıları iç enerjilerinin fazlalığı
nedeni ile daha düşük kütleli gene pozitif yüklü taneciklere parçalanırlar
(mikro saniye gibi kısa bir süre) ve bu süre içinde spektrumlar alınır.
İyonlaştırma kısmından gelen iyonlar iyonları hızlandırma kısmında potansiyeli
daha düşük kısma doğru slitler vasıtası ile hızlanarak hareket ederler. İyon
tabancasından gelen hızlandırılmış iyonlar, iyonları demetlere ayıran kısımda
(bir boru şeklinde magnetik alandır) magnetik alanında etkisi ile iyonlar m/e
oranlarına ve hızlarına göre gruplara ayrılırlar. Bu kısımda basınç 10-6
mm Hg basıncı gibi çok düşük bir basınç olduğundan iyonlar yine serbestçe yol
alırlar, iyonları demetlere ayıran kısımdan gelen demet halindeki iyonlar
slitten geçerek kollektöre gelirler ve kollektöre bağlı kaydedici kısımda iyon
demetleri m/e oranlarına göre kaydedilirler. Bu kaydedicide alınan bir kütle
spektrumu üzerinde yapılacak en önemli iş spektrumdaki piklerden hangisinin
moleküler iyon piki olduğunu tayin etmektir. Moleküler iyonlar genellikle en
büyük olan parçacıklardır. Ancak şiddeti değişebilir. Moleküler iyon kütlesi
aynı zamanda üzerinde çalışılan molekülünde kütlesidir. Molekül kütlesi
tayininde bu şekilde erişilen doğruluk derecesine diğer metotların hiç birisi
ile erişmek mümkün değildir. Bu metot ile kütlesi 600 civarında olan bir molekülün
% 0.02 hata ile tayin edilebilmektedir.
Kütle
spektroskopisi sistemlerinde iyonlaştırma çeşitleri:
1.Kimyasal iyonlaştırma: Bu iyonlaştırmada moleküllerin iyonlaştırması yüksek enerjili
elektronlarla değil iyonlarla yapılır. Bu şekilde kullanılan iyonlara ayıraç
iyonlar denir. Böyle iyonlar moleküllerle çarpışmaları sonucu moleküle ya bir
proton aktarırlar yada ondan bir hidrür (H-) koparırlar veya
molekülden bir elektron koparırlar. Bu ayıraç iyonların eldesi şöyledir. Kütle
spektroskopisine yüksek basınçta (1-10 torr) metan gazı gönderilir
metan gazı CH4+ veya CH3+ şeklinde
iyonlaşır. Bu iyon molekülleri metan molekülleri ile çarpışarak C2H5+
ve CH5+ molekül
iyonlarını verirler. CH3+ ve C2H5+
molekül iyonları metan molekülleri ile tekrar çarpışamazlar. Fakat ortama
alınan ve konsantrasyonu metan molekülünün binde biri olan XH molekülleri ile
çarpışırlar ve bu çarpışma ile de
CH5+
+ XH = XH2+ + CH4
C2H5 + +
XH = X+ +C2H6
şeklinde iyonlaşma olur ve XH2+ ve XH+
iyonları parçalanmaya uğrayarak kütle spektrumu verir. Bu teknik ile moleküler
iyon piki görülmez ama M+1 ve M-1 pikleri görülür ve bunlardan maddenin molekül
kütlesi hesaplanır.
2.Alan iyonlaştırma: Bu iyonlaştırma tekniğinde, iyonlaştırma bölmesi
modifiye edilmiş bir kütle spektroskopisi kullanılır. Numune bölmesinden gelen
ve numuneyi iyon hızlandırma kısmına taşıyan borunun ucuna anod görevi yapan
üzeri pürüzlü bir tel eklenir. Anod telle katod arasına 7-8 bin voltluk bir
potansiyel uygulanır. Numune bölmesinden gelen moleküller anoda çarpmaları
sonucu bir elektron bırakarak pozitif yüklü hale gelirler, pozitif yüklü
parçacıklar iyon tabancasında hızlandırılarak spektrofotometreye gönderilir. Bu
şekilde meydana gelen iyonlarda potansiyel enerji fazlalığı olmadığından
iyonlar daha küçük kısımlara fazla parçalanmazlar. Bunun sonucu elektron-impakt
tekniğine göre daha az sayıda pik verirler. Kimyasal iyonlaştırma tekniği
elektron-impakt tekniğinden 100 kat daha hassastır. Kimyasal iyonlaştırma
tekniğinde pik sayıları çok azdır ve pikler çok şiddetlidir. Ayrıca
elektron-impakt tekniğinde moleküllerden sadece binde biri iyonlaşır ve geriye
kalanlar pompa ile dışarı atılır. Böylece iyon sayısı çok az olur. Halbuki
kimyasal iyonlaşmada iyonlaşma iyon-molekül reaksiyonu sonucu meydana gelir.
Ortamdaki ayıraç gazın basıncı arttırılarak ayıraç iyon sayısı ve dolayısı ile
iyon sayısı arttırılır.
Sekonder iyon kütle
spektroskopisi ile yüzey tahlilleri:
Madde yüzeyi büyük enerjili (5-20 keV) iyon demeti ile
bombardıman edilir. Böyle bir iyon demeti duoplastmatron denilen bir
elektriksel boşalma cihazı ile elde edilir. Elde edilen iyonlar bir seri
mercekler yardımı ile ince keskin bir demet haline getirilir. Böyle bir demet
katı numune yüzeyinden atom veya iyonları gaz fazına fırlatır. Bu şekilde gaz
fazına geçen numune iyonları (Sekonder iyonlar) kütle spektroskopisine
alınırlar. Primer iyon olarak inert Ar+ ve N2+
kullanılır. Primer iyonlar madde yüzeyine çarpınca enerji transferi olur ve
örgü içinde bulunan atomların bağları kopar ve kristal yapısında bulunan
atomlar atom veya iyon halinde gaz fazına geçerler. Gaz fazına geçen atomlardan
bir kısmı iç enerjilerinin fazla olması nedeni ile de gaz haline geçerler. Bu
şekilde gaz fazına geçen iyonlar genellikle tek atomlu veya tek yüklüdür.
Bu tekniğin avantajlı
yönleri aşağıda belirtilmiştir.
1)
Teknik çok hassas
olup milyonda bir konsantrasyonları bile tespit edebilir.
2)
Bu teknikle 1
mikrometre kare 'lik bir alan üzerinde bile çalışılabilir.
3)
İzotoplara da
uygulanabilir.
4)
Üç boyutlu tahlillerde
gerçekleştirilebilir..50-100 Angström derinliklere kadar inilebilir.
Kıvılcım kaynaklı kütle
spektroskopisi(Spark source mass spektroskopy):
İyonik maddeler ve alaşım tahlillerinde bir başka
yenilikte kıvılcımlı cihazların yapılmasıdır. Böyle cihazlarda kütle
spektrometrelerinin numune ve iyonlaştırma kısımları değiştirilmiş ve onların
yerine bir kıvılcım (spark) kaynağı yerleştirilmiştir. Kıvılcım kaynağı yüksek
sıcaklıkta çalıştığı için inorganik iyonlar meydana gelir. Kıvılcım sisteminde iyonlar
Pulslu radyo frekanslı 30 kilovoltluk iyon tabancasının arkasına monte edilmiş
iki elektrot ile temin edilir. Numune iletken ise elektrotlar numuneden
yapılır. Eğer iletken değil ise grafit ile karıştırılıp preslenerek elektrot
haline getirilir. Yüksek voltajlı kıvılcım elektrotlar bölgesel ısınmalara
neden olduğundan numune atom ve iyon buharları haline gelir. Aynen
elektron-impakt sisteminde olduğu gibi iyonları iyon tabancası denen sistemle
hızlandırarak kütle tahliline gönderilir.
Kıvılcım kaynaklı cihazların
bazı avantajları aşağıda belirtilmiştir.
1)
Bu metot bütün
elementlere aynı derecede hassastır.
2)
Milyarda bir
oranda olan elementlerde tespit edilebilir.
3)
Tek bir numuneden
60 kadar elementin tayini yapılabilir.
4)
Cihazın bir
element için hassaslığı geniş bir konsantrasyon aralığında aynidir.Sonuçlar
elektronik sistemle kaydedilir.
(C.6) Atomik
Emisyon spektroskopisi (Alev fotometresi): Tahlil yapılacak numune çözelti halinde özel
bir kaba konulur ve bu kaptan hızı aynı olacak şekilde emilerek yüksek
sıcaklıktaki bek alevine püskürtülür. Bu sıcaklıkta çözücü buharlaştırılır ve
geriye tuzlar kalır. Bunlarda aynı sıcaklıkta parçalanarak atomlarına ayrılır.
Bunzen bekinin sıcaklığı bu element atomlarının rezonans ışınlaması yapmalarına
yetecek kadardır. Tayini yapılacak elementin uyarılma sıcaklığına bağlı olarak
uygun yakıt kullanılır. Alev fotometresi ile yapılacak tayinlerde bir çalışma
grafiğinden yararlanılır. Konsantrasyonu bilinen bir maddenin değişik
konsantrasyonlarda çözeltileri hazırlanarak alev fotometresinde ölçümleri
yapılır. Konsantrasyonu bulunacak eşyanın da ölçümü yapılarak
absorbans-konsantrasyon grafiğinden miktar tespitine gidilir. Eğer alev
fotometrelerinde filtreler yerine monokromatörler kullanılır ise bu cihaz alev
spektrometresi cihazı olur.
(C.7)
AAS(Atomic absorption spektroskopy) spektroskopisi: Yüksek sıcaklıkta gaz halinde bulunan element
atomlarının elektromagnetik ışınları absorplaması üzerine kurulmuş spektroskopi
dalıdır. Absorplanan ışınlar genellikle Ultraviyole ve görünür alan
ışınlarıdır. Bir elementin atomik absorpsiyon spektroskopisi ile tahlilini
yapmak için o elementin önce nötral hale sonra buhar haline gelmesi daha
sonrada bir kaynaktan gelen elektro magnetik ışın demetinin yoluna dağılması
gerekir. Bu işlem ya elementi bileşik halindeki çözeltisinin sis halinde yüksek
sıcaklıktaki bir alev içine püskürtülmesi veya elementi bileşik halinde içeren
numuneyi karbon numune kabına koyarak kabın elektrik arkı ile akkor hale
getirilmesi sureti ile gerçekleştirilir. Alev ve ark sıcaklığında şu olaylar
gerçekleşir. Önce yüksek sıcaklıkta numune kurur, kurumuş olan numune içindeki
tuzlar gaz molekülleri haline dönüşürler, daha sonra gaz halindeki tuz
molekülleri ayrışarak serbest element atomları içerirler. Alev içindeki serbest
element atomlarından bir kısmı uyarılma sıcaklığına kadar gaz halinde uyarılmış
olan atomlarda alevde bulunan başka atomlar veya radikaller dışında çeşitli
reaksiyonlar olur ve yeni gaz halinde moleküller türer. AAS'de atomun enerji
seviyeleri ve verdiği ışınlar yüksek sıcaklıklarda atom halinde bulunan bir
elementin en dış tabakasında bulunan bir elektron enerjiyi alarak uyarılmış
hale geçer. Bu halde 10-9 saniye gibi çok kısa bir süre kadar
elektron yeniden eski haline döner. Bu dönüş esnasında almış olduğu enerjiyi
geri verir. Geri verilen enerji ışın halinde etrafa yayılır. Söz konusu element
atomunun sodyum olduğu kabul edilirse sodyum atomunun en dış tabakasında
bulunan 3s elektronun gerekli enerjiyi alarak 3p alt tabakasına çıkar ve oradan
tekrar 3s alt tabakasına iner böylece almış olduğu enerjiyi etrafa yayar.
Yayılan bu ışınlar dalga boyları 5890 ve 5895 Angstrom olan sarı ışınlardır. Bu
iki seviye arasında tek ışın değil de iki ışının olması şu şekilde
açıklanabilir; Bir elektron hem çekirdek etrafında hem kendi ekseni etrafında
döner ve bundan dolayı da iki farklı magnetik alan oluşur. Buna orbital
magnetik alan ve spin magnetik alan denir. Elektronların spinleri saat
yelkovanı veya aksi yönde olabilir. Spin magnetik alanına zıt olan elektronun
enerjisi biraz küçük olur ve bundan dalga boyu 5895 Angstrom olan
elektromagnetik ışın yayılır. Bir atom iyonundan daha kolay ışın yayar. Bu
nedenle bir elementin atomunun spektrumu iyonun spektrumundan farklıdır.
Atomik
absorpsiyon spektroskopisi cihazı şu esas kısımlardan oluşur.
1)
Işın kaynağı: Işın kaynağı olarak oyuk katot lambası ve gaz
boşalım lambası kullanılır.
a.
Oyuk Katot
Lambası: Lambanın içinde volframdan
(tungsten) yapılmış katot ve anot vardır. Katodun ucundaki çukur ya tayini
yapılan maddeden yapılır ya da tayini yapılacak madde ile kaplanır. Lambanın
içinde 1-2 mm Hg'de helyum veya argon bulunur. Katodun tam karşısındaki kısım
kuvarstan yapılmış bir penceredir. Lambaya bir gerilim uygulandığında, lambada
ki gaz atomları iyonlaşır. Pozitif yüklü gaz atomları katoda doğru büyük bir
hız kazanırlar ve katodun yüzeyine çarparak bu maddelerin atomlarını yüzeyden
lambanın gaz ortamına fırlatırlar. Böylece lambanın içi atomik gazla dolar ve
atomlardan bazıları önce uyarılmış hale oradan da temel hale geçerler. Bunun
sonucu olarak da katodun çukur kısmının yapılmış veya kaplanmış olduğu
elementin karakteristik ışını yayılır.
b.
Gaz
Boşalım Lambası: Bu lambaların içinde
genellikle kolay buhar haline geçebilen metaller kullanılır. Bu tip lambaların
içinde gaz olarak metal atomları bulunur. Böyle lambalar alkali metalleri ve
cıva için kullanılır.
2)
Numune kabı: Çözelti için absorpsiyon spetkrofotometrelerinde özel
numune kapları kullanıldığı halde atomik absorpsiyon spetkrofotometrelerinde
alev veya sıcaklıktaki bir ortam bu işi görür. Yani numune yüksek sıcaklıktaki
bir ortamda bulunur. Numune özel bir düzenekle çok ince sis halinde bu ortama
püskürtülür.
3)
Monokromatör: Monokromatör olarak prizmalar veya optik ağlar
kullanılır.
4)
Dedektörler:
Atomik absorpsiyon spektrometrelerinde UV/VIS spetkrofotometrelerinde
olduğu gibi fotomultiblie
dedektörler kullanılır. Tayini yapılan atomun lambadan gelen ışınlarını aynı
atomun alev ortamında oluşan ışınlarından ayırt etmek için lambadan gelen ışın
demeti önüne demetin yolunu belirli aralıklarla kesen bir ışın demeti kesicisi
konur.
5)
Elektronik
İntegratör: Dedektörden gelen
sinyalleri spektrumlara çeviren integratörler kullanılır.
(C.8)
Fotoelektron spektroskopisi: Fotoelektron spektroskopisi bir yapı tayin yöntemidir. Temel dayanağı
fotoelektron olayıdır. Fotoelektron spektrodkopisi daha çok moleküler yapıda
olan maddelere uygulanır. Böyle bir madde ışınlanınca genel olarak madde ya
uyarılmış hale geçer veya elektron vererek iyonlaşır. Fotoelektron
spektroskopisi molekülün ışınlarla iyonlaşması olayına dayanır. Molekülün
iyonlaşması molekülden elektron kopması ile olur. Molekülün sigma,pi ve n
elektronları üzerine düşen ışının enerjisi örneğin sigma-sigma karşı bağ geçiş
enerjisinden büyük ise elektron dışarı fırlar bu şekilde molekül çeşitli
bağlardan veya ortaklanmamış elektron çiftlerinden kopan elektron enerjileri
birbirinden farklıdır. Fotoelektron spektroskopisi ışınlarla oluşan bu
elektronları enerjilerine göre ayırıp sayar başka bir deyimle spektroskopisi
dalında molekülün çeşitli yerlerinden kopan elektronların saniyedeki
enerjilerine karşı bir kağıda geçirilir.
(C.9) Plazma
kaynaklı atomik emisyon spektroskopisi(ICP): Plazma önemli ölçüde katyon ve elektron içeren bir iletken gaz
karışımı olarak tanımlanır. Emisyon tahlillerinde kullanılan argon plazmada
numune katyonları da katkıda bulunmakla birlikte argon iyonları ve elektronlar
elektrik ileten temel türlerdendir. Plazmada bir kez oluştuktan sonra argon
iyonları bir dış enerji kaynağından yeterli enerji absorplayarak plazmayı
yaşatacak diğer iyonlaşmalar için gerekli sıcaklığı koruyabilir. 10000OK'e
kadar yüksek sıcaklıklar elde edilebilir. Argon plazma spektroskopisinde üç
önemli enerji kaynağı kullanılmıştır. Bunlardan birisi argon plazma içerisine
yerleştirilen elektrotlar arasında birkaç amperlik akımı sağlayabilecek güçte
bir doğru akım elektrik üreticisidir. İkinci ve üçüncü kaynaklar ise argonun
aktığı bölgede sırası ile güçlü radyo frekans ve mikro dalga frekans
üreteçleridir. Bunların arasında radyo frekansı veya ICP kaynağı duyarlılık ve
girişimlerin azlığı açısından diğerlerinden üstündür. Endüktif eşleşmiş
plazmada eş merkezli üç kuvars borudan oluşan bir başlık vardır.Bu kuvars
borulardan belirli bir akışta argon gazı gönderilir. En kalın borunun çevresinde
yaklaşık 27 MHz'de 2 kW enerji verebilen bir radyo frekans üreticisinden güç
aktarabilen su soğutmalı bir endüksiyon sarmalı bulunur. Akan argonun
iyonlaşması bir tesla bobini ile başlatılır.Oluşan iyonlar ve bunlardan serbest
kalan elektronlar değişken olarak
uygulanan ve I ile gösterilen endüksiyon sarmalının ürettiği manyetik
alan ile etkileşirler. Bu etkileşim sonucu iyon ve elektronlar kapalı dairesel
yörüngelerde sürekli olarak akarlar. Bu harekete karşı oluşan direnç sonucu
olarak ohmik ısınma oluşur. Plazma sıcaklığı oldukça yüksek olduğundan kuvars
silindirden ısı yalıtımı gerekmektedir. Bu yalıtma boru yüzeyine teğetsel
olarak yollanan argon gazı akışı ile sağlanır. Teğetsel gaz akışı merkezdeki
borunun iç çeperlerini soğuttuğu gibi plazmanın da merkezde tutulmasını sağlar.
Endüktif eşleşmiş plazma spektroskopisinde numune enjeksiyonu plazma başı
üzerindeki sıcaklık plazmaya numunenin taşınması merkezdeki kuvars boruya 1
l/dk. Hızla akan argon ile yapılır. Numune bir aeresol, ısı ile oluşmuş bir
buhar veya ince toz şeklinde olabilir. Bu spektroskopide plazmanın görünüşü çok
şiddetli, parlak ve opak bir çekirdek üzerinde alev benzeri bir kuyruk bulunur.
Başlığın birkaç milimetre üzerine kadar uzanan çekirdek argonun atomik
spektrumu üzerine binmiş olan sürekli yapıda bir spektrom üretir. Sürekli
yapıdaki spektrom argon ve diğer iyonların elektronları ile birleşmelerinden
açığa çıkan enerji ile oluşur. Çekirdeğin 10-30 mm. üzerinde bu sürekli ışınım
kaybolur ve plazma saydamlaşır. Spektrum gözlemleri genellikle endüksiyon
sarmalından 15-200 mm. yukarıda yapılır. Bu bölgede zemin ışımasında argon
çizgileri çok azalmıştır. Analitin atomlaşması ve iyonlaşma numune atomları
plazmada gözleme noktasına ulaşana kadar sıcaklık 6000-80000K
aralığında değişen bölgelerde toplam 2 m/s kadar bir kalış süreci yaşarlar. Bu
süre ve sıcaklık değerleri en sıcak alevlerde ulaşılanlara göre 2-3 kat
fazladır. Sonuç olarak atomlaşma daha iyi tanımlanmıştır ve daha az kimyasal
gözlenir. İyonlaşmaya dayalı girişim etkileri şaşılacak kadar azdır veya hiç
yoktur. Bunun nedeni argonun büyük bölümünün iyonlaşması ile oluşan ve hemen
hemen sabit kalan bir elektron konsantrasyonudur.
KROMATOGRAFİ:
(C.10) T.L.C
(İnce tabaka kromatografisi):
Tanımı: İnce
tabaka ayrımları genellikle ince bir şekilde öğütülmüş parçacıkların bir cam
veya alüminyum yüzeye ince bir tabaka şeklinde silikajel, celite, alimünyum
oksit gibi anorganik maddelerin kaplanması ile elde edilen sabit faz ile
gerçekleştirilir. Bu parçacıklar adsorpsiyon, normal ve ters faz dağılımı, iyon
değişimi ve boyut ayırıcı kolon kromatografisinde kullanılanlara benzer
özelliktedir. Hareketli faz ise sıvı kromatografisinde kullanılan çözücülere
benzemektedir.
TLC plakalarının geliştirilmesi: Plaka geliştirilmesi, sıvı kromatografideki elüsyon
işlemine benzer şekilde bir numunenin hareketli faz yardımı ile sabit faz
içinde taşınma işlemidir. En yaygın kullanılan geliştirme işleminde bir damla
numune daha önce kalemle işaretlenmiş plakanın bir kenarına yakın bir noktaya
damlatılır. Numunenin çözücüsü uçurulduktan sonra plaka yürütücü çözücü buharı
ile doyurulmuş kapalı bir kap içerisine konur.(devolopman tankı). Plakanın bir
ucu yürütücü çözücüye daldırılır. Bu sırada numunenin yürütücü çözücü ile
doyurulmuş kapalı bir kap içerisine konur. Plakanın bir ucu yürütücü çözücüye
daldırılır. Bu sırada numunenin yürütücü çözücü doğrudan temasa gelmemesine
dikkat edilir. Çözücü plakanın yaklaşık 2/3 üne kadar yürüdüğü zaman plaka
kapak içerisinden çıkarılır ve kurutulur. Bundan sonra numunenin bileşiklerinin
bulunduğu yerler belirlenir.
Analitin plaka üzerinde belirlenmesi: Ayırma işleminden sonra numunede bulunan bileşenlerin
yerlerinin belirlenmesi için bir kaç metot kullanılır.Organik karışımların
çoğuna uygulanan yaygın iki metot plaka yüzeyine iyot veya sülfürik asit
çözeltisi püskürtülerek yapılır.Bu iki reaktifin her ikisi de organik
maddelerle koyu renkli ürünler oluşturarak bileşen lekelerini belirgin hale
getirir.Ayrılmış bileşen lekelerini belirlenmesinde çok sayıda özel reaktiflerde
(ninhidrin gibi) kullanılmaktadır.Bileşen lekelerinin belirlenmesinde
kullanılan diğer bir metot da durgun faz içerisine floresans bir madde
katmaktır.Geliştirme işleminden sonra plaka ültraviyole ışık altında
incelenir.Floresans özellik göstermeyen numune bileşenlerin etkisi ile bileşen
lekelerinin bulunduğu alanlar hariç bütün plaka ışın yayarak parlar.Karanlık
kalmış noktalar işaretlenerek belirlenmiş olur.
(C.11) Gaz Kromatografisi:
Tanımı: Gaz
kromatografisi bir karışımın hareket eden gaz içinde sabit ve katı faz veya
sabit sıvı faz üzerinde ayrılması işlemidir.Sıvı kromatografisinin bir çok
parametresi gaz kromatografisine de uygulanabilmektedir. Gaz-sıvı
kromatografisi hareketli gaz fazını sabit katı faz üzerinde veya kolon
duvarlarında sabit halde bulunan sıvı fazdan ayırma işlemidir.Gaz-katı
kromatografisi ise sabit katı maddenin moleküler elek şeklinde davranarak gaz
fazındaki bileşenleri ayırması işlemidir.
Enstrümantasyonu: Gaz kromatografisi beş ana parçadan meydana gelir.
1. Taşıyıcı gaz (hareketli faz) (basınç regülatörü ve
akış ölçer): Genellikle yüksek
basınçlı azot,helyum,argon veya hidrojen tüpleri vasıtası ile ayırma işleminin
tipine ve işlem dedeksiyonuna göre temin edilir.
2. Enjeksiyon sistemi: En iyi kromatografik ayırma için analit kolonun en üst
seviyesinden ve mümkün olan en az miktarda gaz fazına enjekte edilmelidir. Sıvı
veya çözülmüş maddeler için normal metot mikro şırınga ile septum içinden
ısıtılmış metal blok içerisine enjeksiyon yapılarak uygulanabilir. Sıvı örnek
metal blok içinde hızla buharlaşarak gaz fazına geçer ve ısıtılmış taşıyıcı gaz
vasıtası ile kolonun başlangıcına verilir. İyi sonuçlar için enjeksiyon
teknikleri hatasız ve tekrarlanabilir olmalıdır.Bu nedenledir ki gaz
kromatografisinde çalışma yapabilmek tecrübe gerektirir. Özellikle kapiler
kolonlu çalışmalarda belirli bir deneyime erişen teknik personelin çalışma
yapması veya çalışma yapanın başında bizzat bulunarak çalışmaları başından
sonuna kadar izlemesi zaruridir. Gaz örneklerinin de şırınga ile enjeksiyonu
mümkündür. Oldukça yüksek hassasiyette tekrarlanabilir otomatik başlık
kullanımı ile küçük şişeler içindeki örnekler buharlaştırılıp enjekte
edilirler.Kapiler gaz-sıvı kromatografisinde kolonlar çok düşük yükleme
kapasitesine sahiptir.Bu sebeple bazen şırınganın içindeki miktarı alamaz.
Böyle durumlarda örnek buharının sadece küçük bir miktarını enjekte edecek olan
özel düzenekler kullanılmalıdır.
Örneğin 0-5 mikro litrelik enjeksiyonlarda 1/50
oranında splitli enjeksiyon kullanıldığında sadece 0-0,1 mikro litre arasında
numune kolona giderken kalan kısım atılır. En yüksek hassasiyet için örneğin
eser madde tahlillerinde splitsiz ve kolon üstü enjektörler kullanılır.
Otomatik başlıklı enjeksiyonlarda katı,sıvı veya çözünmüş maddelerin temiz olarak
otomatik enjeksiyonu sağlanır.
3) Kromatografik kolon ve fırını:
3-a) Kolon fırını: Sabit gazların tahlili dışında kolonlara termostatlı fırın içinde artan
sıcaklıklar uygulanmalıdır. Farklı kaynama noktalarına sahip karışımların
tahlili uygulanan sıcaklıklar yolu ile çok kısa sürelerde yapılabilir. Kolon ve
taşıyıcı gaz sıcaklıklarının arttırılması dedektör üzerinde etkilidir. Bu
sebeple çok düzgün gaz akışına ve doğru kolon seçimine gereksinim duyulur.
Kapiler kolonlar doğası gereği aynı dolgu maddesini taşıyan dolgulu paket
kolonlardan 20-300C daha düşük sıcaklıklarda tutulmalıdır.
3-b) Kolonlar: Dolgulu
kolonlar 3 mm dış çapında paslanmaz çelik veya 3-6 mm iç çapında borosilikat
camdan yapılmış kolonlardır. Kapiler kolonlar ise 0,2-0,5 mm çapında cam veya
kuvars malzemeden yapılır. Dolgulu kolonun içinde geniş yüzey alanlı iyi
öğütülmüş maddeden yapılır. Dolgu maddesi pudralaşmamalı,daha küçük maddelere
ayrılmamalı ve çalışma sıcaklığına dayanıklı olmalıdır. Genellikle 'celite'
diye adlandırılan madde kullanılır.Bu madde sabit sıvı fazını yapışkan hale
gelmeden üzerinde tutabilir. Faz seçiminde benzer benzeri çözer kuralı
geçerlidir.
Bu sebeple polar maddelerin ayrılmasında polar falar
kullanılır. Dolgu maddesi uygun miktardaki sıvı faz ile kaplanır. Dolgu
maddeleri yüzey özelliklerine göre delikli yapılarına göre üç tipe ayrılır.
(i)
Alumina ve
silikajel tabanı üzerine inorganik tutucular.
(ii)
Zeolitler üzerine
kurulmuş elek yapılılar.(düşük sıcaklıkta bu zeolitler belirli molekülleri
güçlü bir şekilde tutarlar. Bu sebeple bunlar gazlar içerisindeki safsızlıkları
çok iyi tutarlar.
(iii)
Sabit polimer
maddeler; Bunlar mikro delikli aromatik hidrokarbonlardır. Bunlar diğer
fazlardan farklı kromatografik sıralamalar verirler.
Kromotgrafik kolonlarda kullanılan kolon destek
maddesinde aranan özellikler:
a.
Kolon destek
maddesi geniş bir yüzeye sahip olmalıdır.
b.
Gözenekli yapıda
bulunmalıdır.
c.
Homojen yapıda
olmalıdır.
d.
Mekanik olarak
kuvvetli dirence sahip olmalıdır.
e.
Kolona doldurma
anında parçalanmamalıdır.
f.
Ayrılacak bileşiklere
karşı inert olmalıdır.
g.
Ayrılacak
bileşenlerle reaksiyona girmemeli ve arbsorplamamalıdır.
Kapiler kolonda kullanılan sabit fazın ayırmaya
etkisi:
Kolon içerisinde bileşikleri birbirinden ayıran sabit
fazdır. Bu sabit fazın yeteri kadar kalın ancak aşırı derecede de kalın
olmaması gerekir. Eğer kolon içerisinde kaplanan sabit sıvı gaz çok fazla ise
kolonun iç yüzeyinde damlacıklar görülebilir. Sabit fazın çok ince kaplanması
ise bileşiklerin birbirinden yeterince ayrılmamasına neden olur. Genel olarak
sabit gazın maksimum sıcaklığının 500C altında yapılacak
tahlillerde, tahlili yapılacak o9lan düşük kaynama noktasına sahip kompleks
karışımın ayrılmasına 0,5 - 1 mikrometre kalınlığında film kaplanmış kapiler
kollar kullanılır. Daha yüksek kaynama noktasına sahip numunelerde ise 0,2 -
0,4 mikrometre film kaplı kapiler kolonlar kullanılır. Kolon dışında ayrılmanın
etkili olması için film kalınlığının kolon boyunca aynı olması gerekir.
Kolon sabit fazında aranacak özellikler:
a.
Buhar basıncı
düşük, kaynama noktaları yüksek olmalıdır.
b.
Sıcaklığa
dayanıklı olmalıdır.
c.
Çalışılan kolon
sıcaklığında parçalanmamalıdır.
d.
Ayrılacak
bileşenlerle reaksiyona girmemelidir.
e.
İnert olmalıdır.
f.
İncelenecek
numune için uygun bir dağılma katsayısı sağlanmalıdır.
g.
Eğer örnek bileşenlerinin
hepsini çözmüyor ise bir kısmını iyice çözebilmelidir. (Çözünenlerin kolonu
çözünmeyenlerden daha sonra terk etmesi için)
h.
Kolon sabit
fazının incelenecek bileşenlerle polariteleri uygun olmalıdır.
4. Dedektör ve elektronik yükselticisi: Dedektörün amacı taşıyıcı gaz vasıtası ile kolon
çıkışına ulaşan maddeyi hissetmektir. Tüm dedektörler kendilerine ulaşan
maddenin fiziksel etkisi ile elektrik sinyali oluşturabilecek yapıdadır.
Dedektör bu sinyali bağlı bulunduğu kaydediciye veya veri toplayıcıya iletir.
4-a) FID(Alev iyonizasyon) dedektörü: Çok hassas bir dedektördür ve uzun süreli lineer
çalışmalara uygundur. Bu dedektörde taşıyıcı gazla kolondan elüte olarak
dedektöre gelen maddeler ortamda yanarak iyonik maddeler ve elektronlar
oluştururlar. Bu sebeple bu dedektörlere bazen karbon sayıcı dedektörde denir.
4-b) ECD(Elektron yakalama) dedektörü: Elektronegatif gruplar veya halojenler tarafından
elektronların yakalanmasını sağlar. Elektronların kaynağı trityum folyo veya
daha çok radyonükleid Ni 63'dür. Element
tarafından yakalanan elektronlar gözlemlenir ve yükseltgenir. Bu dedektörün
halojenlere hassasiyeti çok fazladır. Bu nedenle pestisit tahlillerinde
sıklıkla kullanılır.
4-c) TCD (Temel iletkenlik) dedektörü: Elüent maddelerin değiştirdiği ısıtmalı flamanın veya
termistörün ısıt iletkenliğini algılar. Helyum ve hidrojen yüksek termal
iletkenliğe sahip oldukları için en uygun taşıyıcı gazlardır. Termal iletkenlik
filamentin direncini değiştirir. Genellikle iki veya daha fazla filament kullanılır.
Ve wheatstone köprü devresine bağlanır. Sonuçta köprü devresi elektrik çıkış
üretir. Katometre basittir ve orta derecede hassas bir dedektördür. Tüm
inorganik ve organik maddelere karşı hassastır. Daha çok gaz tahlillerinde ve
proses kontrollerinde kullanılır.
4-d) Alev fotometrik dedektör: Pestisit kalıntılarının tahlillerinde
kullanılır.(fosfor ve kükürt gibi elementlerin tahlillerinde)
5. Yazıcısı ve diğer veri sunan ekipmanları: Dedektörden ve elektronik yükselticiden gelen
sinyalleri kromotogramlara çeviren ve pik alanlarından veya pik yüksekliğinden
konsantrasyon hesaplarına otomatik olarak yapan elektronik integratörler ve
integratörlere bağlı yazıcı sistemden ibarettir.
GC il yapılan çalışmalar:
Deneysel şartlar altında sabit gaz akışında belli bir
zamanda enjeksiyondan sonra dedektör tarafından sinyal verilir. Ölçülen zaman
belirli maddeleri için ayırt edicidir. Kütle spektroskopisi ile kullanılsa da
bir maddenin en az iki farklı kolondan geçirilmeden test edilerek yapısının
ortaya çıkarılması imkansızdır. Gaz kromatografisi ayırma tekniği olmasına
rağmen doğru kolon ve dedektör kullanımı
ile bir karışımı oluşturan komponentlerin miktarının belirlenmesinde de
kullanılmaktadır. Eğer dedektörün verdiği sinyal numunenin konsantrasyonu ile
doğru orantılı olarak artıyor ise elde edilen pik alanından (veya kapiler kolon
kullanıldığında keskin ince pik yüksekliğinden) konsantrasyon hesaplanabilir.
Pik alanları otomatik olarak elektronik entegrasyon ile hesaplanır. Tüm
entegratörler mikropresesör kontrollüdür. Ve son derece kompleks hesaplamaları
yapabilecek kabiliyettedir. Otomatik entegrasyon tüm algılanan piklerin toplam
alanlarının hesaplanmalarından içerilen maddelerin yüzdelerinin bulunması
işlemi olduğundan "normalizasyon" adı ile de anılır. İç standart kullanımı
enjeksiyon farklılıklarından, gaz akışının düzensizliğinden oluşan dedeksiyon
tepkisi farklılıklarından, dedektör ve kolon sıcaklığı dalgalanmalarından
oluşabilecek hataları ortadan kaldırır. Bu işlemde enjeksiyon önce tahlil
edilecek örneğe standart maddenin karıştırılması ile yapılır. Standart maddenin
vereceği pik değerlerinden ayırdedilebilir. Bir çok tahlil bu sabit miktardaki
standardın varlığından tahlil pik yüksekliğinin ve standart pik yüksekliğinin
oranları kullanılarak çizilir. Bilinmeyen miktardaki maddenin tahlili
yapılırken aynı miktardaki iç standart tekrar kullanılır ve kalibrasyon grafiği
ile tahlil grafiği arasında standart pikinde oluşabilecek değişiklik
gözlemlenerek örnek pikinde bu etkininde olduğu tespit edilir. Modern HPLC
sistemleri bir çok gaz kromatografi tahlillerini de üstlenmiştir ancak hala
yağların, pestisitlerin, aromatik ve kompleks örneklerin tahlilleri için en
geçerli teknik gaz-likit kromatografisi tekniğidir.
Gaz kromatografisinde kolon ömrünün arttırılması:
Düzenli kullanımda bir çok nedenden ötürü sabit faz
bozunabilir. WCOT kolonları(iç yüzeyleri sabit faz kaplı) eğer daha az sabit
faz ihtiva ediyor ise sıralı kolonlardan daha fazla hassastır. Çok polar sıvı
fazlar oksijen ve suya karşı çok hassastır. Onun için taşıyıcı gaz içerisindeki
oksijen ve suyu temizlemek için
temizleyici moleküler elekler oksijen temizleyiciler kullanılmalıdır.
Numuneler ile birlikte kolonlara uygulanan polar solventler (örneğin kloroform,
alkol, karbon disülfit vb.) ve maruz kalınan polar atıklar sıvı fazlarla
birlikte reaksiyona girebilirler. Kolon ısıtıldığı sürece taşıyıcı gazın akımı
hiç bir surette durdurulmamalıdır. Ayrıca ilgili bileşenlerle birlikte kolona
enjekte edilen uçucu olmayan maddeler aşama aşama kolonda birikebilir ve sıvı
sabit fazın karakterini değiştirebilir. Çoğu hasarlar sıvı fazın tamamen yer
değiştirdiği kolonun bir kaç sarımı içinde meydana gelebilmektedir. Yada en
azından dejenarasyona maruz kalmaktadır.. Eğer hasar çok az ise kolonu ters
çevirmek yeterli olabilir aksi taktirde bozulmanın ne kadar yayıldığına bağlı
olarak bir kaç santimetreden bir yada iki kolon çevrimine kadar kırılabilir. Bu
tür bir kolon eksilmesinin kolonun ayırma etkisine çok az bir etkisi vardır.
Gaz kromatografisinde kullanılan enjektörlerin (mikro
şırınga) temizlenmesi:
1-
Piston gövde
içine tamamen sokulur.
2-
Enjektör dik
tutulur.
3-
Pistonla gövdenin
birleştiği noktaya bir damla aseton damlatılır.
4-
Piston yavaşça
yukarı çekilir (Piston yavaşça yukarı çekildiğinde vakum etkisi ile aseton
enjektörün gövdesine dolar).
5-
Pistonu tekrar
yerine yerleştirilerek, yavaşça aşağı itilir (Basınç etkisi ile gövdenin
parçalanmaması için bu işlem çok dikkatli yapılır).
Bu yapılacak işlemlerle enjektörde zamanla oluşan
kirlilik giderilmiş olur.
(C.12) Sıvı
Kromatografisi:
Tanımı: Sıvı kromatografisi bir karışımın hareketli sıvı faz
içerisinde hareketi ile sabit sıvı faz üzerinde ayrılmasıdır.Sıvı
kromatografisinde ayırma teknikleri kolonda kullanılan destek katısı üzerindeki
sıvı sabit fazlar ve hareketli fazların polaritesine göre 7 kromatografik
tekniğe dayanır. Bu 7 kromatografik teknik; Adsorpsiyon kromatografisi,
Sıvı-sıvı partisyon kromatografisi, Bağlı faz kromatografisi, Zıt-faz
kromatografisi, çiftlenmiş iyon kromatografisi, Moleküler eleme kromatografisi
ve iyon değiştirme kromatografisidir.
Enstrümantasyonu: Likit kromatografisi degasser ünitesi, pompa ünitesi, kolon ve kolon
fırını ünitesi, enjektör ünitesi, dedektör ünitesi, yazıcı ve diğer veri sunan
ekipmanlardan oluşmaktadır.
Degasser ünitesi: Sıvı kromatografisinde kullanılan hareketli sıvı fazın bünyesinde
çözünmüş oksijen bulunmamalıdır. Bünyede bulunacak hava kabarcıkları kolon
içinde bulunan sabit sıvı faza zarar verebilmektedir. Bu tür sorunları ortadan
kaldırmak içinde hareketli sıvı fazın pompa ünitesine gelmeden önce ya degasser
ünitesinde oksijeni giderilir yada solvent şişesine helyum gazı gönderilerek
ortamda bulunabilecek oksijen giderilir.
Pompa ünitesi:
HPLC kromatografisinde kullanılan pompalarda şu özellikler bulunmalıdır.
1)
6000 psia
(lb/in2)' ye kadar basınçlar oluşturulabilmelidir.
2)
Pulssuz sıvı
çıkışı bulunmalıdır.
3)
Akış hızı 0,1 dan
10 ml/dakikaya kadar ayarlanabilmelidir.
4)
Sıvı akış
hızlarının tekrarlanabilirliği % 0,5 veya daha iyi olmalıdır.
5)
Çözücülerin
korozyon etkisine karşı dayanıklı olmalıdır.
İki tip pompa kullanılır. Bunlar vidalı şırınga ve
ikili sistemli pompadır. İkili pompalarda iç hacminin küçüklüğü yüksek çıkış
basıncı (10000 psia'ya kadar) gradient elüsyon tekniğine kolay uygulanabilme ve
sabit akış gibi üstünlüğe sahiptir.
Numune enjeksiyon ünitesi: Sıvı kromatografide numunenin kolona enjeksiyonu daha
çok looplarla yapılır. Bu looplara bir enjektörle (şırınga) numune enjekte
edilir. Bu loopların hacimleri belirlidir. Genellikle 20 mikro litrelik looplar
kullanılır. İlk işlemde enjekte edilen sıvı loopa verilir ve enjeksiyon
sisteminin düzeneğinde yer alan bir kol vasıtası ile kol aşağı indirilerek
looptaki numunenin kolona verilmesi sağlanır.
Kullanılan kolonlar ve kolon ünitesi: sıvı kromatografisinde genellikle paslanmaz çelikten
imal edilir. Bu çelik boruların içleri uygulanacak kromatografisi tekniğine
göre destek katısı üzeri sabit fazla kaplanarak hazırlanır. Bu kolonlarla
yapılacak çalışmalarda sıcaklık programlı çalışmalar gerektirir ise kolonlar
bir termostatlı kolon fırınına konarak kolonlar uygun sıcaklığa programlanır.
Dedektör ünitesi: Sıvı kromatografisinde en çok kullanılan dedektörler (sıvı
kromatografisinde kullanılan dedektörler gaz kromatografisinde kullanılan
dedektörler gibi hassas değildir) ültraviyole ve refraktif indeks
dedektörleridir. ültraviyole dedektörleri ültraviyole ve görünür ışığın
absorpsiyonuna dayanır. Bir çok organik madde ültraviyole bölgesinde
absorpsiyon gösteren fonksiyonlu gruplar bulundurduğu için fotometrede 245 nm
ve 280 nm dalga boylarında ışın veren civa lambaları kullanılır. Girişim
filtreleri ile birlikte kullanılan döteryum lamba veya tungsten lambalar ile
absorpsiyon yapan maddelerin türü kolay bir şekilde tespit edilebilir.
Spektrofotometrik dedektörler, fotometrik dedektöre göre HPLC kromatografisi
cihazlarında daha yaygın olarak kullanılırlar. Diyot tertipli
dedektörlerde8DAD) kolonda bulunan bütün maddelerin spektrumlarını görmek
mümkündür. Geniş kullanım alanı bulunan bir diğer dedektörde çözücünün kırma
indisinin analit molekülleri tarafından değiştirilmesine dayanan RI
dedektörleridir. RI dedektörler hemen hemen bütün maddeler cevap veren genel
amaçlı dedektörlerdir. Ayrıca potansiyometrik kondüktometrik ve voltmetrik
ölçümlere dayanan çeşitli elektro kimyasal dedektörlerde kullanılmaktadır.
Cihazlar:
Modern cihazlarda normal bir akış hızı elde etmek için 3-10 mikrometrelik dolgu
maddeleri ile doldurulmuş kolonlarla bir kaç yüz atmosferlik basınç
uygulamaları yapılır. Sabit bir bileşimli tek bir çözücü ile yapılan
elüsyon(ayırma) izokratik elüsyon olarak adlandırılır. Polarlıkları
birbirlerinden farklı iki veya daha fazla çözücü sistemlerinin kullanıldığı
tekniğe de gradient elüsyon denir. Bu teknikte iki çözücünün oranı önceden
programlınmış olarak bazen sürekli bazen de kademeli bir şekilde değiştirilir.
Gaz kromatografisinde sıcaklık programında olduğu gibi sıvı kromatografisinde
gradient elüsyon işlemleri ayırma gücünü arttırır.
Sıvı
Kromatografisinde Uygulanan Kromatografik Teknikler:
1) Adsorpsiyon
kromatografisi: Hareketli faz
çözeltisi ile katı sabit fazın yüzeyi üzerindeki adsorpsiyon arasında örnek
moleküllerinin selektif ayırımı prensibine dayanır. Bu tür kromatografiye
sıvı-katı kromatografide denir. Adsorpsiyon kromatografisi için en çok
kullanılan sabit faz silikajeldir. (silikajel sodyum silikat çözeltisinin
asitle muamelesi ile elde edilir. Elde edilen silikajel kurutulur, öğütülür ve
gerekli olan partikül büyüklüğüne getirilir. Küresel partiküllerin eldesinde
emülsiyon hale getirilen silikajel çöktürülür, sonra püskürtme yöntemi ile
kurutulur. Bu şekilde elde edilen silikajel mikroporöz silikajeldir) Bu
silikajellerin aktiviteleri yüzeyde tutunmuş su miktarına ve özel olarakta
silanol gruplarına bağlıdır. Silanol gruplar önemli kromatografik yerlerdir.
Siloksan (Si-O-Si) gruplarda zayıf spesifik olmayan adsorpsiyon yerleri
verirler. Bir çok çözücü silika adsorpsiyon kromatografisinde kullanılır.
Silika yüzeyinin çözme derecesi çözücünün polaritesine bağlıdır. Adsorpsiyon
kromatografisinde kullanılan silika sabit fazlarda bulunabilecek eser
miktardaki su alı konma zamanlarını etkili bir şekilde değiştirir. Kullanılan
silikalar sınırlı (2,5-7,5) pH aralığında kullanılır. Silika kolonlar iyi
hazırlanmamış numune eksraklarında karşılaşılan çok polar bileşiklerle de
kolaylıkla kirlenirler. Sıvı-katı (adsorpsiyon) kromatografisi ile elde edilen
ayırmalar hareketli faz, örnek molekülleri ve silikajel ve alumina gibi aktif
adsorbantın yüzeyindeki aktif mevkiler arasındaki rekabet sonucu gerçekleşir.
Tipik adsorpsiyon sistemlerinde kullanılan hareketli faz başlıca hekzan ve
diklor metandır. Modifiye edici çözücü olarakta su, alkol veya dimetil
sülfoksit % 5'den daha az oranda hareketli faza ilave edilir. Hareketli fazın
ihtiva ettiği modifiye çözücünün miktarındaki değişiklikler kolonun alıkoyma
gücünde önemli değişiklikler yapar. Hekzan veya kloroform gibi apolar hareketli
fazlardaki eser miktardaki su adsorbansın aktivitesini modifiye edecektir.
Tekrarlanabilir sonuçlar elde etmek için mevcut su miktarı kontrol edilmelidir.
Kolon dolgu maddesi olan adsorbantın aktivitesinde değer bir değişme ancak
hareketli fazın kolondan uzun süre geçirilmesi ile sağlanır. Örnek kolona
verildikten sonra adsorbant yüzeyinde aktif noktalarda bir reaksiyon gerçekleşir.
Örnek molekülleri için kolon dolgu maddesinin ilgisi, hareketli fazın
ilgisinden daha büyük ise örnek alıkonulacaktır. Önceden absorbe edilmiş çözücü
molekülleri ile örnek molekülleri yer değiştirecektir. Aksi durumda hareketli
faz için kuvvetli bir ilgi örneğin hızlı elüsyonunu sağlayacaktır. Pratikte
orta yolu bulmaya çalışılır. Bu da hareketli fazın kompozisyonunu değiştirerek
sağlanır.
2) Sıvı-sıvı
partisyon kromatografisi: Sabit faz
destek maddesi genellikle silikadır. Eğer hareketli sıvı faz polar ise bu uygun
bir şekilde destek fazına hidrojen bağlama yolu ile olur. Fakat apolar bir faz
ise silika yüzeyi destek ve sıvı faz arasındaki hidrofobik etkileşimlere izin
verilmesi için modifiye edilmelidir. Bu yüzeydeki silanol gruplarının trimetil klorsilan
ile reaksiyona sokulması ile olur. Destek fazları içerisinde örnek
bileşenlerinin çözündüğü sabit faz veya sıvı filmi ile kaplanır. Sabit fazı
oluşturan sıvı filmi gerçek bir sıvı, polimerik bir madde veya destek fazına
kimyasal yolla bağlanmış bir tabaka olabilir. Optimum hareketli fazı
kompozisyonunu seçmede ilk düşünülecek şey karışımı oluşturan çözücülerin
birinde örnek bileşenlerinin hiç çözünmemesidir. Eğer tek başına bu çözücü
hareketli faz olarak kullanılır ise örnek bileşenleri kolon girişinde
tutulacaklardır. Bu birinci çözücünün elüsyon gücü örnek için iyi bir çözücü
olan ikinci bir çözücünün birincisine karıştırılması ile modifiye edilir.
Karışımda ikinci çözücünün oranı fazla olur ise örnek bileşenleri kolondan
hızla geçecekler ve kolonda ayrılma gerçekleşmeyecektir. Optimum ayırma için
iki çözücünün oranları denenerek kararlaştırılır. Genelde kullanılan çözücü
çiftleri kloroform+hekzan veya metanol+diklor metandır. Sabit fazlar ise ya
nitril yada hidroksil fonksiyonlu gruplardır.
3) Bağlı faz kromatografisi: Sıvı-sıvı kromatografisindeki
başlıca kararsızlık problemi destek maddesine sıvı sabit fazın kimyasal yolla
bağlanması ile büyük oranda aşılmıştır. Silika hala en fazla kullanılan temel
maddedir. Yüzeydeki silanol gruplarının silikat esterlerine dönüştürülmesi ile
silanol gruplarının türevlendirilmesi sağlanır. En basit yolu ise monomerik
tabaka veren monoklor alkilsilan gibi reaktif bir monoklor silan ile bu
adsorpsiyon mevkilerinin bloke edilerek örtüldüğü fazlardır. Buda kötü pikleri
ortadan kaldırır. Polar bağlı fazlar değişik polaritede, siyano ve nitro zayıf
diol fazdan amino fazlı daha kuvvetli
fazlara kadar hazırlanabilmektedir. Amino bağlı fazlar genelde karbonhidrat,
peptid ve askorbik asit gibi polar bileşiklerin ayırımında sıklıkla
kullanılmaktadır. Amino fazlar zayıf anyon değiştirici özelliklere de sahiptir
ve pH 'nın dikkatli bir şekilde kontrolü özellikle iyonik bileşikler için
önemlidir. Bu kolonlar asetonitril-su
içeren hareketli fazlarla kullanılır ve bileşiklerin elüsyonu polarite
artış sırasına göredir. Hareketli fazın gücü karışımdaki daha polar komponentin
gücü örneğin su katılarak yükseltilmesi ile artırılabilir.
4) Zıt-faz
kromatografisi: Partisyon
kromatografisinin tamamen özel bir durumudur. Bağlı-faz kromatografiye
alternatif bir yaklaşım olarak sabit fazın hidrofobik faz olduğu durumdur. Bu
silikaya bir hidrokarbon zincirinin bağlanması ile oluşturulur. Bu maddeler
zıt-faz kromatografisi (reversed phase chromatograpy) tekniğine yol açan polar
hareketli fazlarla birlikte kullanılır. Bu deyim hareketli fazın sabit fazdan
daha polar olduğu bir partisyon sistemini açıklamak için seçilmiştir. Madde
molekülleri ve sabit faz arasındaki etkileşim esas olarak dispersiyona bağlıdır
ve bu yüzden daha polar bileşikler kolonu önce terk ederler. Hidrofobik
etkileşimle sabit fazdan maddeyi geri almaya daha yetenekli olduğundan alkol ve
asetonitril hareketli faz olarak sıklıkla kullanılır. C1'den C22'ye
kadar çok sayıda RP materyali hazırlanmıştır. Fakat bunlardan oktadesil ve daha
küçük boyutta oktil materyaller yaygın bir şekilde kullanılır. Bunlara ek
olarak aromatik bir faz fenilde mevcuttur. Bu türlere örnek olarak C18
bir kolonda hareketli faz olarak su kullanılarak şekerlerin tahlillerinde
kullanılır. Diğer taraftan aynı C18 kolonu ile hareketli faz olarak
asetonitril+aseton kullanılarak trigliseridlerin tahlillerinde kullanılır.
5)
Çiftlenmiş-iyon(paired-ion)kromatografisi: İyonik bileşiklerin zıt-faz sistemde alı konma derecesi molekülün yükü
ile orantılıdır. C18 kolonla iyonik bileşikleri ayırabilmek için bu
bileşiklerin apolar özellikli iyonik olmayan türlere dönüştürülmeleri
gerekmektedir. Bir tampon çözelti ile hareketli fazın pH'nın ayarlanması
dengeyi iyonik tür olmayan bir tür oluşturacak şekilde kaydırılır. Bu teknik
iyon-bastırma tekniği olarak bilinir. İyon bastırma tekniğinde hareketli fazın
pH'nı 2-8 arasında tamponlayarak ve C18 kolonu kullanarak zayıf asit
ve bazların tayini yapılabilir. Bu teknik ile kuvvetli asit ve bazlar
ayrılamazlar. Bunlar pH 2-8 arasında iyonik olarak kalırlar veya yayvan pikler
halinde kromatogram üzerinde görülürler. Çiftlenmiş-iyon kromatografisi
kuvvetli iyonik bileşiklerin zıt-faz kromatografisi ile ayırımını mümkün kılar.
Hareketli faz ilave edilen organik zıt-iyon iyonize örnekle iyon çifti
kompleksi oluşturur. Bu kompleks elektriksel açıdan nötraldir ve apolar
bileşiktir. Teşekkül eden iyon çiftinin apolarlığı (lipofilisitesi) örneğe ve
içerdiği zıt-iyona bağlıdır. Apolar iyon çifti kompleksi ne kadar büyük ise
apolar sabit fazla (C18) tutulma isteği ve alı konması o kadar
artacaktır. Bazik örnekler için pH 3-5 civarında ayarlanmış alkil sülfonatlar
hareketli faz-zıt iyonu olarak kullanılır.pH'nın 3-5 civarında tutulması hem
kuvvetli ve hem de zayıf bazların iyonik formlarında olacağını ve mevcut her
hangi bir zayıf asidin öncelikle iyonik olmayan formda olacağını gösterir.
Asidik örnekler ise zıt iyon olarak tetra butil amonyum fosfat gibi dörtlü amin
(kuarterner amin) tavsiye edilmektedir. Fosfat tampon bu eczayı pH 7,5 civarında
tutar. Bu pH'da hem kuvvetli hem de zayıf asitler iyonik formdadırlar ve zayıf bazlar ise iyonik formda değildirler.
Böyle uygun iyon-çiftleşmiş kromatografi (PIC) eczaları kullanılarak kuvvetli
ve zayıf bazlar aynı anda zayıf asitler veya kuvvetli ve zayıf asitler aynı
anda zayıf bazlar bir anda tahlil edilebilir. Eğer uzun zincirli anyonlar
(örneğin dodesil sülfat) veya katyonlar (örneğin seril trimetil amonyum)
kullanıldığında bu teknik sabun kromatografisi tekniği olur.
6) Moleküler
eleme kromatografisi (size exlusion
chromatograpy) (SEC): Bu metot kolon dolgu maddesi üzerinde bir örneğin
alıkonmasını içermemesi ile daha önce açıklanan kromatografik tekniklerden
farklıdır. Ayrıca mekanizması değişik moleküllerin poröz bir ortam içinden
geçer iken farklı diffüzyon veya permeasyon hızlarına dayanır. Dar gözeneklere
girmeye yetenekli olmayan büyük moleküller kolondaki jel partikülleri
arasındaki boşluklardan geçerek önce elute olurlar. Daha küçük moleküller ise
jelin porları arasına nüfuz ederek kolonu daha geç terk ederler. İlk önce en
büyük türler daha sonrada daha küçük türlerin elüsyonu ile ayırma
gerçekleştirilir. Ayırma molekül ağırlığına göre değil molekül büyüklüğüne
göredir.
- Jel filtrasyon kromatografisi:
Sabit faz hidrofilik jel hareketli faz sulu bir çözücüdür.
- Jel permeasyon kromatografisi:
Sabit faz hidrofobik jel hareketli faz ise organik bir çözücüdür.
7) İyon
değiştirme kromatografisi (İon exchange
chromatograpy): Net yükteki farklılıklara dayalı olarak iyonik bileşikleri ayırmak için
kullanılır. İyonik değiştirme kromatografisi için ilk önce lazım olan eğer bir
ayırma söz konusu olacak ise sabit fazın ilgilenilen bileşiklerinkine zıt bir
yük taşımasıdır. Ayrılacak bileşiklerin yüküne bağlı olarak iki tip iyon
değiştirici vardır. Bileşiklerin negatif yüklü oldukları anyon değiştiricilerki
bunda iyon değiştirme materyali pozitif bir yük taşıyabilir. Pozitif yüklerin
tahlili için ise negatif yük taşıyan katyon değiştiricilerdir. Kromatografik
proses iki basamakta oluşur.
Adsorpsiyon: Burada
ilgilenilen bileşikler iyon değiştiriciden zıt şekilde yüklenerek elektriksel
açıdan nötr hale gelirler.
Desorpsiyon: Burada bileşikler zıt prosesle yani
zıt iyonlarla yer değiştirme yaparak iyon değiştiriciden ayrılırlar.
Gerçek bir iyon değiştirme sisteminde
bir örneğin alıkonma derecesi hareketli fazın pH'ı,tampon çözeltinin
konsantrasyonu ve iyon değiştirme yüzeyi üzerinde aktif mevkiler için örnekle
rekabete giren zıt iyonların varlığı ile kararlaştırılır. Kuvvetli katyon
değiştiriciler sülfonik asit esaslıdır, kuvvetli anyon değiştiriciler ise
dörtlü amonyum tuzu esaslıdır. Zayıf katyon değiştiriciler karboksilik asit
esaslı, zayıf anyon değiştiriciler tersiyer amin esaslıdır. Sıcaklık
iyon-değiştirme kromatografisinde önemli bir etkiye sahiptir. Sıcaklık artışı
hem alıkonma zamanını azaltarak fazlar arasındaki dağılım katsayısını etkiler
hemde hareketli fazın vizkozitesini azaltarak bant genişlemesini ıslah eder. En
yaygın karşılaşılan iyon-değiştirme materyali stiren ve divinil benzenin çapraz
bağlı polimerleridir.
(C.13) Kolon
(column) kromatografisi: Çeşitli boy
ve çaplarda hazırlanan kolonlar maddeleri elüte edecek materyallerle
doldurulur, doldurulan adsorbantın kolon içine iyice yerleşmesi için beklenir.
Alttan musluk açılarak çözücünün fazlası alınır. Kolon birkaç defa çözücü ile
yıkanır. Kolonun üst yüzeyine uygun büyüklükte bir süzgeç kağıdı diski konarak
kolon kullanmaya hazır hale getirilir. Uygun bir şekilde hazırlanan numune
kolonun üst kısmından verilir. Daha sonra yürütücü faz ilave edilir. Alt
kısımdan ise elüte olmuş örnekler uygun bir şekilde alınır. Kolon
kromatografisi uygulanış tekniğine göre dört ana başlık altında toplanır.
1) Sıvı-katı
(adsorpsiyon) kolon kromatografisi:
Bu kromatografi tekniğinde bir karışımdaki bileşenlerin katı bir maddenin
yüzeyinde adsorplanmasına dayanır. Adsorpsiyon maddelerin katı fazların
yüzeyinde konsantre olmasıdır.
2) Sıvı-sıvı
(partisyon) kromatografisi: Bu
kromatografide bileşiklerin dağılma katsayısından yararlanılır. Bu
kromatografide bir karışımdaki bileşenlerin sabit sıvı faz ile hareketli sıvı
faz arasındaki dağılımına dayanır.
3) Jel
filtrasyon kolon kromatografisi: Moleküllerin
büyüklüklerine göre maddelerin ayrılmasına dayanan bir tekniktir. Kolona
doldurulan jel filtrasyon ortamı yardımı ile bileşikler molekül büyüklüklerine
göre kolonda ayrılırlar. Kolonu önce büyük moleküller terk eder. Küçük
moleküller jelin gözeneklerinde tutundukları için kolonu geç terk ederler.
4)
İyon-değiştirme kolon kromatografisi: Çevresindeki
ortamda bulunan iyonlarla yer değiştirebilen iyonlara sahip özel materyallerin
kolona doldurulması ile gerçekleştirilir. Anyon ve katyon için değiştiriciler
olmak üzere ikiye ayrılır.
(C.14) Kağıt
kromatografisi: En basit olan bir
kromatografi çeşididir. Bu kromatografiye dağılma kromatografisi de denir. İnce
tabaka kromatografisine benzer tek farkı ince tabaka kromatografisinde sabit
faz bir anorganik madde kağıt kromatografisinde ise bir kağıt yüzeyidir.
Bu amaçla kullanılan kağıtlar çok saf selülozlardan
elde edilirler. Kalınlık ve gözenek bakımından homojen olmasına dikkat edilir.
Bu tip kağıtlar sabit faz oluşturmaya yetecek kadar absorplanmış su içerirler.
Kağıttaki bu suyun yerini diğer sıvılar alabilecek şekilde kağıtlar
üretilebilir. Bu durumda farklı bir sabit faz elde edilmiş olur. Örneğin
silikon yağı ve parafin gibi maddeler ile muamele edilmiş kağıtlar kullanılarak
hareketli fazın polar bir çözücü olduğu zıt faz kağıt kromatografisi
yapılabilir. Ayrıca bir iyon değiştirici reçine emdirilerek elde edilen iyon
değiştirme kağıt kromatografisi yapılabilir.
(C.15)
Refraktometri: Kırılma indisinden
yararlanarak madde tanıma metotlarından birisidir. Kırılma indisi maddenin
fiziksel özelliklerinden birisidir. Kırılma indisi saydam maddelerde görülen
bir özelliktir. Bu maddenin kırılma indisi içinden geçen ışık demetini
doğrultusundan saptırma miktarı ile ilgilidir. Işık demetinin doğrultusundan
saptırılması ise ışığın madde içindeki hızının vakumdaki hızından farklı ve
küçük olmasının bir sonucudur. Başka bir deyişle ışığın madde içindeki hızı ne
kadar küçük ise kırılma indisi o kadar büyüktür.
ni =
Cv / Cİ
ni=kırılma indisi
Cv=ışığın vakumdaki hızı
Ci=ışığın saydam ortamdaki hızı
Abbe
Refraktometresi: Laboratuvarlarda en çok kullanılan refraktometreler Abbe
refraktometrelerdir. Refraktometrenin optik sistemi başlıca üçe ayrılır.
h. Gün ışığını prizmalara
gönderen ayna,
i. Prizma sistemi,
j. Kritik açıdan gelen ışığın
göze gelmesini sağlayan hareketli dürbün,
Prizmalardan alttakinin
üst yüzeyine numune konur (bu kısım pürüzlüdür). Bu yüzeye gelen ışık demeti
dağılıma uğrar Her bir pürüz bir ışık
kaynağı gibi hareket eder ve her doğrultuda ışınlar yayar. Yayılan ışınlar
prizmanın üzerindeki ince film halinde yayılmış numuneden geçerek üstteki
prizmaya gelir. Oradan da cihazın dürbün kısmına gelir. Üstteki prizmanın
kırılma indisi ve kritik açısı belli olduğundan cihazın gözleme bölgesinden
okunur. Okumanın çok iyi yapılması için karanlık ve aydınlık çizgilerin kesişme
noktasının okuma merceğinin altında bulunan çapraz çizgilerin tam ortasına
gelmesi ve ayrıca renklenmenin olmaması gerekir. Renklenme dürbün içindeki
amici prizma (üçlü prizma sistemi) veya prizmaların yardımı ile bertaraf
edilir. Amici prizması daha önce renklerine ayrılmış beyaz ışık demetini tekrar
beyaz ışık demeti haline dönüştürür. Bu demette sodyumun D ışığı demeti gibi
kırma indisi verir.
Abbe refraktometresinin
ayarlanması: Cihazın üst kısmında yer alan prizması açma düğmesinden açılır. Altta yer
alan yüzeyi pürüzlü (tıraşlı) olan alt prizmanın yüzeyi çok iyi
temizlenmelidir. Temizleme önce saf su ile daha sonra alkol ile ya da kloroform
ile yapılır. (Dikkat: Temizleme işleminde aseton kullanılmaz) Temizlenmenin
tamamlanmasından sonra prizma üzerinden birkaç damla saf su ya da saf tolüen
konulur (Standart olarak), ve daha önce özel düğmesinden açılan üst prizma
yavaşça kapatılıp kilitlenir. Böylece iki prizma arasında ince bir film plakası
kalır. Bundan sonra dürbünden bakılarak cihazın tam aydınlanması, okülerin
döndürülmesi ile de çaprazın iyi görünmesi sağlanır. Cihazın üzerindeki
düğmeden prizma sistemi döndürülerek siyah-beyaz çizgisinin çaprazın ortasına
gelmesi sağlanır. Özel vidası döndürülerek siyah-beyaz çizgisi çaprazın tam
ortasına getirilir. Standart olarak saf su kullanılarak 200C'de
1,3330 okuması yapılır. Tolüen kullanılmış ise bu okuma 1,4969 u göstermesi
gerekir.
Refraktometrelerden sağlanan
faydalar:
1-
Kalitatif tahlillerde sağlanan faydalar: Saflığından emin olunan maddenin
kırma indisi ölçülür ve bulunan değer ile literatürdeki veriler
karşılaştırılır. Daha sonra refraktif indeksi ölçülecek maddeninki ölçülerek
saflığı tespit edilir. Bilinmeyen maddenin diğer fiziksel verileri ile kırma
indisi ve bunlarla ilgili abbe sayısı bir araya getirilerek maddenin teşhisi
sağlanır.
2-
Kantitatif tahlillerde sağlanan faydalar: İkili karışımların tahlilinde
en kolay ve çabuk yol çözeltinin kırma indisinden yararlanmaktır. Düşük
konsantrasyonlarda kırma indisi ile konsantrasyon arasında çizgisel bir bağıntı
vardır (HPLC kromatografisi cihazlarında kullanılan RI dedektörlerinde olduğu
gibi). Konsantrasyonu bilinen bir maddenin değişik konsantrasyonlarda refraktif
indeksleri bulunur ve değişik konsantrasyonlardaki kırma indisi-konsantrasyon
grafiği çizilir. Daha sonra tahlili yapılacak çözeltinin kırma indisi okunur.
Elde edilen kırma indisi değeri kırma indisi-konsantrasyon grafiğinde de
karşılaştırılarak konsantrasyon tespiti yapılır.
(C.16)
Kolorimetre: Konsantrasyonu
bilinmeyen renkli bir maddenin konsantrasyonu aynı maddelerin konsantrasyonu bilinen
bir sıra çözeltisi ile karşılaştırılıp tayini edilme işlemine kolorimetri, bu
amaçla kullanılan alete kolorimetre denir. Derinlikleri eşit yapma metodu
uygulandığında nessler tüplerinden yararlanılır. Bunlar çapları ve et
kalınlıkları aynı altları düz ve yuvarlak tüplerdir. Konsantrasyonu tayin
edilecek çözeltinin rengi, konsantrasyonu bilinen çözeltilerde birinin rengi
ile aynıysa konsantrasyonlarıda aynıdır. Tayini yapılacak maddenin çözeltisinin
rengi hazırlanan çözeltilerden ikisinin rengi arasında ise o zaman bilinmeyen
çözelti ya da bu iki konsantrasyon arasında yaklaşık bir değer kabul edilir
veya bu iki konsantrasyon arasında yaklaşık bir değer kabul edilir veya bu iki
konsantrasyon arasında birbirine yakın çeşitli konsantrasyonlarda çözeltiler
hazırlanır ve bilinmeyen çözelti bu yeni hazırlanan çözeltilerle
karşılaştırılır. Karşılaştırmalarda iki tüp yan yana bir tüplüğe konur ve
üstten göz ile bakılarak karşılaştırılır. Karşılaştırma esnasında eşit
aydınlatma sağlamak için tüplerin altına beyaz bir kağıt veya buzlu bir cam
konur.
Filtreli
Kolorimetreler: Kolorimetrede filtreler kullanılır ise daha iyi sonuç
alınır. Filtreler genellikle renkli cam veya jelatinden yapılır. Filtrelerin
absorplama kabiliyetleri sıcaklıkla değiştiğinden ölçümler sabit sıcaklıkta
yapılır. Mavi çözelti için sarı filtre, kırmızı çözelti için yeşil filtre
kullanılır.
(C.17)
Elektroforez: Karışımda bulunan
maddelerin tümü veya bir kaçı iyonlaşma özelliğine sahip ise bu karışım bir
elektrik alanına konduğu taktirde bir dereceye kadar ayrılma olacaktır.
Bilindiği üzere bir elektrik alanına konulduklarında iyonlar hareket ederler.
Bu hareketin hızı iyonun yüküne, iyonun cinsine ve uygulanan alanın şiddetine
bağlıdır. Elektroforez elektroliz olayının tam tamamlanmamış şeklidir. Çünkü
elektroforez işleminde maddeler eletroliz işleminde olduğu gibi kendilerini
çeken elektroda kadar gidemeyip yolları üzerindeki bir noktada
durdurulmuşlardır. Kromatografik amaçlarla yapılan çalışmalarda elektroforezler
bazı desteklere tampon çözeltiler emdirilmek sureti ile destek olan katıda
yürütme yapılarak sağlanır. Elektroforezde en çok uygulananı zon
elektroforezidir. Zon elektroforezinde katı destek olarak süzgeç kağıdı,
selüloz asetat, nişasta jeli, akrilamid jeli gibi stabilize ortamları
kullanılır. Elektroforezde doğru akım kullanılır. Amino-asitler izo-elektrik
noktada göç oluşturmazlar onun için bu maddelerle yapılacak çalışmalarda farklı
pH'da elektroforez uygulanır. İyonik bileşiklerin iyonlaşması elektroforezin
temelini oluşturur. Zıt yükteki elektrotlara doğru farklı hızlarla hareket eden
değişik yükteki iyonlar elektriksel alanda birbirinden ayrılırlar. Yüksüz
kovalent moleküller elektriksel alandan etkilenmezler, farklı iyonlar farklı
hızlarla yol alırlar. İyonun büyüklüğü de ayrılmaya etki eder. Büyük iyonların
hızı daha yavaştır. Uygulanan gerilim arttırılarak tahlil süresi
kısaltılabilir. Ancak ayrımın kötüleşmemesine dikkat edilmelidir.
Elektroforezde yüksüz moleküller etkilenmezler, ancak çözücünün sürüklediği
kadar bir yer değişimine uğrarlar.
Elektroforezin
uygulanışı: Kağıt
elektroforezi kağıt kromatografisine benzer. Burada tek fark hazırlanan örnek
kağıdın ortasına tatbik edilmesidir. Buna sebepte iyonların iki elektroda doğru
hareketi için yeterince yol bırakmaktır. Elektroforez kabının iki bölmesine
eşit miktarda tampon çözeltisi doldurulur ve Whatman No:1 kağıdından uygun
ölçüde parça kesilerek ortasından kurşun kalem ile çok hafif çizilerek bu çizgi
üzerine eşit aralıklarla noktalar konulur. Kağıt tampon çözeltiye batırılarak
ıslatılır, işaret noktalara numune bir pipet ile damlatılır ve kağıt
elektroforez kabına yerleştirilir. Kağıdın iki ucu iki ayrı bölmedeki tampon
çözeltisine iyice daldırılmalıdır. Elektroforez kabının üst kapağı yerine
yerleştirilir. Fişler bağlanarak doğru akım kaynağının düğmesi açılır. 30
saniye beklenir ve daha sonra istenen gerilim düğme ile ayarlanır. Elektroforez
bittikten sonra akım kesilir, fişler çıkarılır ve üst kapak açılır. Kağıt
çıkarılarak hemen kurutulur. Böylece iyonlar kağıt üzerindeki yerlerinde tespit
olunur. Daha sonra ayrılan maddeler kağıt ve ince tabaka kromatografisinde
olduğu gibi renkli lekeler ve bantlar gibi görünür hale getirilmesi için
kimyasal reaktifler püskürtülür.
Elektroforeze
etki eden faktörler: İyonların hızına
etki eden faktörler; İyonun cinsi, iyonun büyüklüğü, uygulanan alanın şiddeti,
elektromigrasyon (göç) (iyonların zıt kutuplara elektrik alan altında
yönlenmesidir), elektroosmotik ve difüzyon etkileridir.
[1] Yeni Yönetmelik 01.07.2002
tarihinde yürürlüğe girmiştir. 194 ve müteakip maddelerinde Tahlil hükümleri
yer almıştır
[2] 01.07.2002 tarihinde
yürürlüğe giren Gümrük Yönetmeliği ile yürürlükten kalkmıştır