Türk Borçlar Kanunu
6098
Sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU
Kabul
Tarihi : 11/1/2011
Yayımlandığı
R.Gazete : Tarih: 4/2/2011 Sayı : 27836
Yargıtay
kararları 1
Tasarruflu Yazılar 1 2 3 4 5
Muhasebat Genel Müdürlüğü Genel
Tebliği Fazla veya Yersiz Ödenen Aylıkların Geri Alınması Sıra
No 83
BİRİNCİ KISIM
Genel Hükümler
BİRİNCİ BÖLÜM
Borç İlişkisinin Kaynakları
BİRİNCİ AYIRIM
Sözleşmeden Doğan Borç İlişkileri
A. Sözleşmenin kurulması
I. İrade açıklaması
1. Genel olarak
MADDE 1-
Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak
açıklamalarıyla kurulur.
İrade açıklaması, açık veya örtülü
olabilir.
2. İkinci derecedeki noktalar
MADDE 2-
Taraflar sözleşmenin esaslı noktalarında uyuşmuşlarsa, ikinci derecedeki
noktalar üzerinde durulmamış olsa bile, sözleşme kurulmuş sayılır.
İkinci derecedeki noktalarda uyuşulamazsa hâkim,
uyuşmazlığı işin özelliğine bakarak karara bağlar.
Sözleşmelerin şekline ilişkin hükümler
saklıdır.
II.
Öneri ve kabul
1.
Süreli öneri
MADDE 3-
Kabul için süre belirleyerek bir sözleşme yapılmasını öneren, bu sürenin sona
ermesine kadar önerisiyle bağlıdır.
Kabul bu süre içinde kendisine ulaşmazsa;
öneren, önerisiyle bağlılıktan kurtulur.
2.
Süresiz öneri
a.
Hazır olanlar arasında
MADDE 4-
Kabul için süre belirlenmeksizin hazır olan bir kişiye yapılan öneri hemen kabul
edilmezse; öneren, önerisiyle bağlılıktan kurtulur.
Telefon,
bilgisayar gibi iletişim sağlayabilen araçlarla doğrudan iletişim sırasında
yapılan öneri, hazır olanlar arasında yapılmış sayılır.
b.
Hazır olmayanlar arasında
MADDE 5-
Kabul için süre belirlenmeksizin hazır olmayan bir kişiye yapılan öneri,
zamanında ve usulüne uygun olarak gönderilmiş bir yanıtın ulaşmasının
beklenebileceği ana kadar, önereni bağlar.
Öneren, önerisini zamanında ulaşmış sayabilir.
Zamanında
gönderilen kabul, önerene geç ulaşır ve öneren onunla bağlı olmak istemezse,
durumu hemen kabul edene bildirmek zorundadır.
3.
Örtülü kabul
MADDE 6-
Öneren, kanun veya işin özelliği ya da durumun gereği açık bir kabulü beklemek
zorunda değilse, öneri uygun bir sürede reddedilmediği takdirde, sözleşme
kurulmuş sayılır.
4. Ismarlanmayan
şeyin gönderilmesi
MADDE 7- Ismarlanmamış
bir şeyin gönderilmesi öneri sayılmaz. Bu şeyi alan kişi, onu geri göndermek
veya saklamakla yükümlü değildir.
5. Bağlayıcı
olmayan öneri ve herkese açık öneri
MADDE 8- Öneren,
önerisi ile bağlı olmama hakkının saklı olduğunu açıkça belirtirse veya işin
özelliğinden ya da durumun gereğinden bağlanma niyetinde olmadığı anlaşılırsa,
önerisi kendisini bağlamaz.
Fiyatını
göstererek mal sergilenmesi veya tarife, fiyat listesi ya da benzerlerinin
gönderilmesi, aksi açıkça ve kolaylıkla anlaşılmadıkça öneri sayılır.
6. İlan yoluyla
ödül sözü verme
MADDE 9- Bir
sonucun gerçekleşmesi karşılığında ödül vereceğini ilan yoluyla duyuran kimse,
sözünü yerine getirmekle yükümlüdür.
Ödül sözü veren, sonucun gerçekleşmesinden önce
sözünden cayarsa veya sonucun gerçekleşmesini engellerse, dürüstlük kurallarına
uygun olarak yapılan giderleri ödemekle yükümlüdür. Ancak, bir ya da birden çok
kişiye ödenecek giderlerin toplamı, ödülün değerini aşamaz.
Ödül sözü veren, giderlerinin ödenmesini isteyenlerin
beklenen sonucu gerçekleştiremeyeceklerini ispat ederse, giderleri ödeme
yükümlülüğünden kurtulur.
7. Önerinin ve kabulün geri alınması
MADDE 10- Geri alma açıklaması, diğer tarafa öneriden önce
veya aynı anda ulaşmış ya da daha sonra ulaşmakla birlikte diğer tarafça
öneriden önce öğrenilmiş olursa, öneri yapılmamış sayılır.
Bu kural,
kabulün geri alınmasında da uygulanır.
III. Hazır
olmayanlar arasında kurulan sözleşmenin hüküm anı
MADDE 11- Hazır
olmayanlar arasında kurulan sözleşmeler, kabulün gönderildiği andan başlayarak
hüküm doğurur.
Açık bir kabulün
gerekli olmadığı durumlarda, sözleşme önerinin ulaşma anından başlayarak hüküm
doğurur.
B.
Sözleşmelerin şekli
I.
Genel kural
MADDE 12- Sözleşmelerin
geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir.
Kanunda sözleşmeler için öngörülen şekil, kural olarak
geçerlilik şeklidir. Öngörülen şekle uyulmaksızın kurulan sözleşmeler hüküm
doğurmaz.
II.
Yazılı şekil
1.
Yasal şekil
a.
Kapsamı
MADDE 13- Kanunda
yazılı şekilde yapılması öngörülen bir sözleşmenin değiştirilmesinde de yazılı
şekle uyulması zorunludur. Ancak, sözleşme metniyle çelişmeyen
tamamlayıcı yan hükümler bu kuralın dışındadır.
Bu kural, yazılı
şekil dışındaki geçerlilik şekilleri hakkında da uygulanır.
b.
Unsurları
MADDE 14- Yazılı
şekilde yapılması öngörülen sözleşmelerde borç altına girenlerin imzalarının
bulunması zorunludur.
Kanunda aksi
öngörülmedikçe, imzalı bir mektup, asılları borç altına girenlerce imzalanmış
telgraf, teyit edilmiş olmaları kaydıyla faks veya buna benzer iletişim
araçları ya da güvenli elektronik imza ile gönderilip saklanabilen metinler de
yazılı şekil yerine geçer.
c.
İmza
MADDE 15- İmzanın,
borç altına girenin el yazısıyla atılması zorunludur. Güvenli elektronik imza
da, el yazısıyla atılmış imzanın bütün hukuki sonuçlarını doğurur.
İmzanın el
yazısı dışında bir araçla atılması, ancak örf ve âdetçe kabul edilen durumlarda
ve özellikle çok sayıda çıkarılan kıymetli evrakın imzalanmasında yeterli
sayılır.
(Değişik fıkra:
13/2/2011-6111/213 md.) Görme
engellilerin talepleri halinde imzalarında şahit aranır. Aksi takdirde görme
engellilerin imzalarını el yazısı ile atmaları yeterlidir.
d. İmza yerine geçen işaretler
MADDE 16- İmza
atamayanlar, imza yerine usulüne göre onaylanmış olması koşuluyla, parmak izi,
el ile yapılmış bir işaret ya da mühür kullanabilirler.
Kambiyo senetlerine ilişkin hükümler saklıdır.
2.
İradi şekil
MADDE 17- Kanunda
şekle bağlanmamış bir sözleşmenin taraflarca belirli bir şekilde yapılması
kararlaştırılmışsa, belirlenen şekilde yapılmayan sözleşme tarafları bağlamaz.
Herhangi bir
belirleme olmaksızın yazılı şekil kararlaştırılmışsa, yasal yazılı şekle
ilişkin hükümler uygulanır.
C.
Borç tanıması
MADDE 18- Borcun sebebini içermemiş olsa bile borç
tanıması geçerlidir.
D.
Sözleşmelerin yorumu, muvazaalı işlemler
MADDE 19- Bir
sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında,
tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere
bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.
Borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı
kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında
bulunamaz.
E. Genel işlem
koşulları
I. Genel olarak
MADDE 20-
Genel işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok
sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak
karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleridir. Bu koşulların, sözleşme metninde
veya ekinde yer alması, kapsamı, yazı türü ve şekli, nitelendirmede önem
taşımaz.
Aynı amaçla düzenlenen sözleşmelerin metinlerinin
özdeş olmaması, bu sözleşmelerin içerdiği hükümlerin, genel işlem koşulu
sayılmasını engellemez.
Genel işlem koşulları içeren sözleşmeye veya ayrı bir
sözleşmeye konulan bu koşulların her birinin tartışılarak kabul edildiğine
ilişkin kayıtlar, tek başına, onları genel işlem koşulu olmaktan çıkarmaz.
Genel işlem koşullarıyla ilgili hükümler, sundukları
hizmetleri kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütmekte
olan kişi ve kuruluşların hazırladıkları sözleşmelere de, niteliklerine
bakılmaksızın uygulanır.
II. Kapsamı
1. Yazılmamış
sayılma
MADDE 21- Karşı
tarafın menfaatine aykırı genel işlem koşullarının sözleşmenin kapsamına
girmesi, sözleşmenin yapılması sırasında düzenleyenin karşı tarafa, bu
koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi verip, bunların içeriğini öğrenme
imkânı sağlamasına ve karşı tarafın da bu koşulları kabul etmesine bağlıdır.
Aksi takdirde, genel işlem koşulları yazılmamış sayılır.
Sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı olan
genel işlem koşulları da yazılmamış sayılır.
2. Yazılmamış
sayılmanın sözleşmeye etkisi
MADDE 22-
Sözleşmenin yazılmamış sayılan genel işlem koşulları dışındaki hükümleri
geçerliliğini korur. Bu durumda düzenleyen, yazılmamış sayılan koşullar
olmasaydı diğer hükümlerle sözleşmeyi yapmayacak olduğunu ileri süremez.
III.
Yorumlanması
MADDE 23- Genel işlem koşullarında yer alan bir hüküm, açık
ve anlaşılır değilse veya birden çok anlama geliyorsa, düzenleyenin aleyhine ve
karşı tarafın lehine yorumlanır.
IV. Değiştirme
yasağı
MADDE 24- Genel işlem koşullarının bulunduğu bir sözleşmede
veya ayrı bir sözleşmede yer alan ve düzenleyene tek yanlı olarak karşı taraf
aleyhine genel işlem koşulları içeren sözleşmenin bir hükmünü değiştirme ya da
yeni düzenleme getirme yetkisi veren kayıtlar yazılmamış sayılır.
V. İçerik
denetimi
MADDE 25- Genel işlem koşullarına,
dürüstlük kurallarına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu
ağırlaştırıcı nitelikte hükümler konulamaz.
F. Sözleşmenin
içeriği
I. Sözleşme
özgürlüğü
MADDE 26- Taraflar, bir sözleşmenin
içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.
II. Kesin
hükümsüzlük
MADDE 27- Kanunun
emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya
konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.
Sözleşmenin
içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini
etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça
anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur.
III. Aşırı
yararlanma
MADDE 28- Bir sözleşmede karşılıklı edimler
arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda
kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak
suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya
sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini
ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini
isteyebilir.
Zarar gören bu
hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada
ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde
sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir.
IV. Önsözleşme
MADDE 29- Bir
sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşmeler geçerlidir.
Kanunlarda
öngörülen istisnalar dışında, önsözleşmenin geçerliliği, ileride kurulacak
sözleşmenin şekline bağlıdır.
G. İrade
bozuklukları
I. Yanılma
1. Yanılmanın
hükümleri
MADDE 30- Sözleşme kurulurken esaslı yanılmaya düşen taraf,
sözleşme ile bağlı olmaz.
2. Yanılma
hâlleri
a. Açıklamada
yanılma
MADDE 31- Özellikle
aşağıda sayılan yanılma hâlleri esaslıdır:
1. Yanılan, kurulmasını istediği
sözleşmeden başka bir sözleşme için iradesini açıklamışsa.
2. Yanılan, istediğinden başka bir konu için iradesini
açıklamışsa.
3. Yanılan, sözleşme yapma iradesini, gerçekte
sözleşme yapmak istediği kişiden başkasına açıklamışsa.
4. Yanılan, sözleşmeyi yaparken belirli nitelikleri
olan bir kişiyi dikkate almasına karşın başka bir kişi için iradesini
açıklamışsa.
5. Yanılan, gerçekte üstlenmek istediğinden önemli
ölçüde fazla bir edim için veya gerçekte istediğinden önemli ölçüde az bir
karşı edim için iradesini açıklamışsa.
Basit hesap yanlışlıkları sözleşmenin geçerliliğini
etkilemez; bunların düzeltilmesi ile yetinilir.
b. Saikte
yanılma
MADDE 32- Saikte
yanılma, esaslı yanılma sayılmaz. Yanılanın, yanıldığı saiki sözleşmenin temeli
sayması ve bunun da iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük kurallarına uygun olması
hâlinde yanılma esaslı sayılır. Ancak bu durumun karşı tarafça da bilinebilir
olması gerekir.
c. İletmede
yanılma
MADDE 33- Sözleşmenin kurulmasına yönelik
iradenin haberci veya çevirmen gibi bir aracı ya da bir araç tarafından yanlış
iletilmiş olması hâlinde de yanılma hükümleri uygulanır.
3. Yanılmada
dürüstlük kuralları
MADDE 34- Yanılan,
yanıldığını dürüstlük kurallarına aykırı olarak ileri süremez.
Özellikle
diğer tarafın, sözleşmenin yanılanın kasdettiği anlamda kurulmasına razı
olduğunu bildirmesi durumunda, sözleşme bu anlamda kurulmuş sayılır.
4. Yanılmada
kusur
MADDE 35- Yanılan,
yanılmasında kusurlu ise, sözleşmenin hükümsüzlüğünden doğan zararı gidermekle
yükümlüdür. Ancak, diğer taraf yanılmayı biliyor veya bilmesi gerekiyorsa,
tazminat istenemez.
Hâkim,
hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda, ifadan beklenen yararı aşmamak kaydıyla,
daha fazla tazminata hükmedebilir.
II. Aldatma
MADDE 36- Taraflardan
biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa
bile, sözleşmeyle bağlı değildir.
Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan
taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya
bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı değildir.
III. Korkutma
1. Hükmü
MADDE 37- Taraflardan
biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme
yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir.
Korkutan bir üçüncü kişi olup da diğer taraf
korkutmayı bilmiyorsa veya bilecek durumda değilse, sözleşmeyle bağlı kalmak
istemeyen korkutulan, hakkaniyet gerektiriyorsa, diğer tarafa tazminat ödemekle
yükümlüdür.
2. Koşulları
MADDE 38- Korkutulan,
içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik
haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin
doğduğuna inanmakta haklı ise, korkutma gerçekleşmiş sayılır.
Bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin
kullanılacağı korkutmasıyla sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi
kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir
menfaat sağlamış olması hâlinde, korkutmanın varlığı kabul edilir.
IV. İrade
bozukluğunun giderilmesi
MADDE 39- Yanılma
veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma
veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan
başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği
şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.
Aldatma veya
korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması,
tazminat hakkını ortadan kaldırmaz.
H. Temsil
I.
Yetkili temsil
1.
Genel olarak
Tasarruflu Yazılar 1 2
a. Temsilin
hükmü
MADDE 40- Yetkili
bir temsilci tarafından bir başkası adına ve hesabına yapılan hukuki işlemin
sonuçları, doğrudan doğruya temsil olunanı bağlar.
Temsilci, hukuki işlemi yaparken bu sıfatını
bildirmezse, hukuki işlemin sonuçları kendisine ait olur. Ancak, karşı taraf
bir temsil ilişkisinin varlığını durumdan çıkarıyor veya çıkarması gerekiyor ya
da hukuki işlemi temsilci veya temsil olunandan biri ile yapması farksız ise,
hukuki işlemin sonuçları doğrudan doğruya temsil olunana ait olur.
Diğer durumlarda alacağın devri veya borcun
üstlenilmesine ilişkin hükümler uygulanır.
b. Temsil
yetkisinin içeriği ve derecesi
MADDE 41- Başkası
adına ve hesabına temsil kamu hukukundan doğmuşsa, temsil yetkisinin içeriği ve
derecesi bu konudaki yasal hükümlere; temsil hukuksal bir işlemden doğmuşsa,
temsil yetkisinin içeriği ve derecesi o hukuksal işleme göre belirlenir.
Temsil yetkisi üçüncü kişilere bildirilmişse temsil
yetkisinin içeriği ve derecesi, bu bildirime göre belirlenir.
2. Hukuki
işlemden doğan yetki
a. Yetkinin
sınırlanması ve geri alınması
MADDE 42- Temsil
olunan, hukuki bir işlemden doğan temsil yetkisini her zaman sınırlayabilir
veya geri alabilir. Ancak, taraflar arasındaki hizmet, vekâlet veya ortaklık
sözleşmeleri gibi hukuki ilişkilerden doğabilecek haklar saklıdır.
Temsil olunan, bu hakkından önceden feragat edemez.
Temsil olunan verdiği yetkiyi üçüncü kişilere açıkça
veya dolaylı biçimde bildirmişse, bu yetkiyi tamamen veya kısmen geri aldığını
onlara bildirmediği takdirde, yetkinin geri alındığını iyiniyetli üçüncü kişilere
karşı ileri süremez.
b. Ölüm,
ehliyetsizlik ve diğer durumlar
MADDE 43- Hukuki
işlemden doğan temsil yetkisi, aksi taraflarca kararlaştırılmadıkça veya işin
özelliğinden anlaşılmadıkça, temsil olunanın veya temsilcinin ölümü, gaipliğine
karar verilmesi, fiil ehliyetini kaybetmesi veya iflas etmesi durumlarında sona
erer.
Bu hüküm, bir tüzel kişiliğin sona ermesi durumunda da
uygulanır.
Tarafların karşılıklı kişisel hakları saklıdır.
c. Yetki
belgesinin geri verilmesi
MADDE 44- Temsilciye
yetki belgesi verilmişse, yetkinin sona ermesi durumunda temsilci, bu belgeyi
temsil olunana geri vermekle veya hâkimin belirleyeceği yere bırakmakla
yükümlüdür.
Temsil olunan veya halefleri, temsilcinin belgeyi geri
vermesi için gerekeni yapmazlarsa, bundan dolayı iyiniyetli üçüncü kişilerin
zararını gidermekle yükümlüdürler.
d. Yetkinin sona
erdiğinin ileri sürülememesi
MADDE 45- Temsilci,
yetkisinin sona ermiş olduğunu bilmediği sürece, temsil olunan veya halefleri,
temsilcinin yapmış olduğu hukuki işlemlerin sonuçlarıyla bağlıdırlar.
Bu kural, üçüncü
kişilerin yetkinin sona ermiş olduğunu bildikleri durumlarda uygulanmaz.
II. Yetkisiz
temsil
1. Onama hâlinde
MADDE 46- Bir
kimse yetkisi olmadığı hâlde temsilci olarak bir hukuki işlem yaparsa, bu işlem
ancak onadığı takdirde temsil olunanı bağlar.
Yetkisiz temsilcinin kendisiyle işlem yaptığı diğer
taraf, temsil olunandan, uygun bir süre içinde bu hukuki işlemi onayıp
onamayacağını bildirmesini isteyebilir. Bu süre içinde işlemin onanmaması
durumunda, diğer taraf bu işlemle bağlı olmaktan kurtulur.
2. Onamama
hâlinde
MADDE 47-
Temsil olunanın açık veya örtülü olarak hukuki işlemi onamaması hâlinde, bu
işlemin geçersiz olmasından doğan zararın giderilmesi, yetkisiz temsilciden
istenebilir. Ancak, yetkisiz temsilci, işlemin yapıldığı sırada karşı tarafın,
kendisinin yetkisiz olduğunu bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat ederse,
kendisinden zararın giderilmesi istenemez.
Hakkaniyet gerektiriyorsa, kusurlu yetkisiz
temsilciden diğer zararların giderilmesi de istenebilir.
Sebepsiz zenginleşmeden doğan haklar saklıdır.
III. Saklı
hükümler
MADDE 48- Ortaklık
temsilcileri ile organlarının ve ticari vekillerin yetkisine ilişkin hükümler
saklıdır.
İKİNCİ AYIRIM
Haksız
Fiillerden Doğan Borç İlişkileri
Tasarruflu Yazılar 1
A.
Sorumluluk
I. Genel olarak
MADDE 49- Kusurlu
ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle
yükümlüdür.
Zarar verici
fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille
başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
II. Zararın ve
kusurun ispatı
MADDE 50- Zarar
gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır.
Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat
edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri
göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.
III. Tazminat
1. Belirlenmesi
MADDE 51- Hâkim,
tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun
ağırlığını göz önüne alarak belirler.
Tazminatın irat
biçiminde ödenmesine hükmedilirse, borçlu güvence göstermekle yükümlüdür.
2. İndirilmesi
MADDE 52- Zarar
gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında
etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim,
tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir.
Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü,
tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse
hâkim, tazminatı indirebilir.
IV. Özel
durumlar
1. Ölüm ve
bedensel zarar
a. Ölüm
MADDE 53-
Ölüm hâlinde uğranılan zararlar özellikle şunlardır:
1. Cenaze giderleri.
2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile
çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.
3. Ölenin
desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar.
b.
Bedensel zarar
MADDE 54- Bedensel
zararlar özellikle şunlardır:
1. Tedavi giderleri.
2. Kazanç kaybı.
3. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden
doğan kayıplar.
4. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar.
c. Belirlenmesi
MADDE 55- Destekten
yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve
sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu
edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür
zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez.
Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz
veya azaltılamaz.
Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler
ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün
kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin
istem ve davalarda da uygulanır.
Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden
doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple
uğradıkları kayıplar nedeniyle, zarar görenin veya destekte bulunan kişinin
kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına
haksız fiil veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihten; zarar görenin
veya destekte bulunan kişinin kazancının bilinemediği döneme ilişkin hesaplanan
tazminat miktarının toplamına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilir. (31.07.2026 / 33326 sayılı R.G. 7589 s.k. ile eklenmiştir) 31.07.2026 /
33326 sayılı R.G. 7589 s.k.
ile yayımlanan Geçici 1 madde
Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden
doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple
uğradıkları kayıplara bağlı tazminatlar için ifa amacıyla tahkikat başlayıncaya
kadar ödenen bedel, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından
oransal olarak mahsup edilir. (31.07.2026 / 33326 sayılı R.G. 7589 s.k. ile eklenmiştir) 31.07.2026 /
33326 sayılı R.G. 7589 s.k.
ile yayımlanan Geçici 1 madde
d. Manevi
tazminat
MADDE 56-
Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın
özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi
tazminat olarak ödenmesine karar verebilir.
Ağır bedensel
zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi
tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.
2. Haksız
rekabet
MADDE 57- Gerçek
olmayan haberlerin yayılması veya bu tür ilanların yapılması ya da dürüstlük
kurallarına aykırı diğer davranışlarda bulunulması yüzünden müşterileri azalan
veya onları kaybetme tehlikesiyle karşılaşan kişi, bu davranışlara son
verilmesini ve kusurun varlığı hâlinde zararının giderilmesini isteyebilir.
Ticari işlere ait haksız rekabet hakkında Türk Ticaret
Kanunu hükümleri saklıdır.
3. Kişilik
hakkının zedelenmesi
MADDE 58-
Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık
manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.
Hâkim, bu
tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu
tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu
kararın yayımlanmasına hükmedebilir.
4.
Ayırt etme gücünün geçici kaybı
MADDE 59- Ayırt etme gücünü geçici olarak
kaybeden kişi, bu sırada verdiği zararları gidermekle yükümlüdür. Ancak, ayırt
etme gücünü kaybetmede kusuru olmadığını ispat ederse, sorumluluktan kurtulur.
V.
Sorumluluk sebeplerinin çokluğu
1.
Sebeplerin yarışması
MADDE 60- Bir kişinin
sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini
istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim
imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir.
2.
Müteselsil sorumluluk
a.
Dış ilişkide
MADDE 61-
Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan
çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil
sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.
b. İç ilişkide
MADDE 62- Tazminatın
aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün
durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun
ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur.
Tazminatın
kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer
müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına
halef olur.
VI. Hukuka
aykırılığı kaldıran hâller
1. Genel olarak
MADDE 63-
Kanunun verdiği yetkiye dayanan ve bu yetkinin sınırları içinde kalan bir fiil,
zarara yol açsa bile, hukuka aykırı sayılmaz.
Zarar görenin
rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar, zarar verenin
davranışının haklı savunma niteliği taşıması, yetkili kamu makamlarının
müdahalesinin zamanında sağlanamayacak olması durumunda kişinin hakkını kendi
gücüyle koruması veya zorunluluk hâllerinde de fiil, hukuka aykırı sayılmaz.
2. Sorumluluk
MADDE 64- Haklı
savunmada bulunan, saldıranın şahsına veya mallarına verdiği zarardan sorumlu
tutulamaz.
Kendisini veya
başkasını açık ya da yakın bir zarar tehlikesinden korumak için diğer bir
kişinin mallarına zarar verenin, bu zararı giderim yükümlülüğünü hâkim
hakkaniyete göre belirler.
Hakkını kendi gücüyle koruma durumunda kalan kişi,
durum ve koşullara göre o sırada kolluk gücünün yardımını zamanında
sağlayamayacak ise ve hakkının kayba uğramasını ya da kullanılmasının önemli
ölçüde zorlaşmasını önleyecek başka bir yol da yoksa, verdiği zarardan sorumlu
tutulamaz.
B.
Kusursuz sorumluluk
I. Hakkaniyet
sorumluluğu
MADDE 65-
Hakkaniyet gerektiriyorsa; hâkim, ayırt etme gücü bulunmayan kişinin verdiği
zararın, tamamen veya kısmen giderilmesine karar verir.
II.
Özen sorumluluğu
1. Adam
çalıştıranın sorumluluğu
Tasarruflu
Yazılar 1
MADDE 66-
Adam çalıştıran, çalışanın, kendisine verilen işin yapılması sırasında
başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür.
Adam çalıştıran, çalışanını seçerken, işiyle ilgili
talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken, zararın doğmasını engellemek
için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse, sorumlu olmaz.
Bir işletmede adam çalıştıran, işletmenin çalışma
düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat etmedikçe, o
işletmenin faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan zararı gidermekle yükümlüdür.
Adam çalıştıran, ödediği tazminat için, zarar veren çalışana,
ancak onun bizzat sorumlu olduğu ölçüde rücu hakkına sahiptir.
2. Hayvan
bulunduranın sorumluluğu
a. Giderim
yükümlülüğü
MADDE 67-
Bir hayvanın bakımını ve yönetimini sürekli veya geçici olarak üstlenen kişi,
hayvanın verdiği zararı gidermekle yükümlüdür.
Hayvan bulunduran, bu zararın doğmasını engellemek
için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse sorumlu olmaz.
Hayvan, bir
başkası veya bir başkasına ait hayvan tarafından ürkütülmüş olursa, hayvanı
bulunduranın, bu kişilere rücu hakkı saklıdır.
b. Alıkoyma
hakkı
MADDE 68- Bir
kişinin hayvanı, başkasının taşınmazı üzerinde bir zarar verdiği takdirde,
taşınmazın zilyedi, o hayvanı yakalayabilir, zararı giderilinceye kadar
alıkoyabilir; hatta durum ve koşullar haklı gösteriyorsa hayvanı diğer yollarla
etkisiz hâle getirebilir.
Bu durumda,
taşınmazın zilyedi derhâl hayvan sahibine bilgi vermek ve sahibini bilmiyorsa,
onun bulunması için gerekli girişimleri yapmak zorundadır.
3. Yapı
malikinin sorumluluğu
a. Giderim yükümlülüğü
MADDE 69-
Bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki, bunların yapımındaki
bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle
yükümlüdür.
İntifa ve oturma hakkı sahipleri de, binanın
bakımındaki eksikliklerden doğan zararlardan, malikle birlikte müteselsilen
sorumludurlar.
Sorumluların, bu sebeplerle kendilerine karşı sorumlu
olan diğer kişilere rücu hakkı saklıdır.
b. Zarar
tehlikesini önleme
MADDE 70-
Bir başkasına ait bina veya diğer yapı eserlerinden zarar görme tehlikesiyle
karşılaşan kişi, bu tehlikenin giderilmesi için gerekli önlemlerin alınmasını
hak sahiplerinden isteyebilir.
Kişilerin ve
malların korunması hakkındaki kamu hukuku kuralları saklıdır.
III. Tehlike
sorumluluğu ve denkleştirme
MADDE 71-
Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu
takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur.
Bir işletmenin, mahiyeti veya faaliyette kullanılan
malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde uzman bir
kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır
zararlar doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli ölçüde
tehlike arzeden bir işletme olduğu kabul edilir. Özellikle, herhangi bir
kanunda benzeri tehlikeler arzeden işletmeler için özel bir tehlike sorumluluğu
öngörülmüşse, bu işletme de önemli ölçüde tehlike arzeden işletme sayılır.
Belirli bir
tehlike hâli için öngörülen özel sorumluluk hükümleri saklıdır.
Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin bu tür
faaliyetine hukuk düzenince izin verilmiş olsa bile, zarar görenler, bu
işletmenin faaliyetinin sebep olduğu zararlarının uygun bir bedelle
denkleştirilmesini isteyebilirler.
C.
Zamanaşımı
I. Kural
Tasarruflu Yazılar 1
MADDE 72-
Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği
tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak
on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha
uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu
zamanaşımı uygulanır.
Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir
borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına
uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir.
II. Rücu
isteminde
MADDE 73-
Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin
öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının
ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
Tazminatın ödenmesi kendisinden istenilen kişi, durumu
birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirmek zorundadır. Aksi takdirde zamanaşımı,
bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihte işlemeye
başlar.
D.
Yargılama
I. Ceza hukuku
ile ilişkisinde
MADDE 74-
Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup
bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili
hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat
kararıyla da bağlı değildir.
Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun
değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini
bağlamaz.
II.Tazminat
hükmünün değiştirilmesi
MADDE 75- Bedensel
zararın kapsamı, karar verme sırasında tam olarak belirlenemiyorsa hâkim,
kararın kesinleşmesinden başlayarak iki yıl içinde, tazminat hükmünü değiştirme
yetkisini saklı tutabilir.
III. Geçici ödemeler
MADDE 76-
Zarar gören, iddiasının haklılığını gösteren inandırıcı kanıtlar sunduğu ve
ekonomik durumu da gerektirdiği takdirde hâkim, istem üzerine davalının zarar
görene geçici ödeme yapmasına karar verebilir.
Davalının yaptığı geçici ödemeler, hükmedilen
tazminata mahsup edilir; tazminata hükmedilmezse hâkim, davacının aldığı geçici
ödemeleri, yasal faizi ile birlikte geri vermesine karar verir.
ÜÇÜNCÜ
AYIRIM
Sebepsiz
Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri
A. Koşulları
I. Genel olarak
MADDE 77- Haklı
bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen,
bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür.
Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli
olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda
doğmuş olur.
II.
Borçlanılmamış edimin ifası
MADDE 78-
Borçlanmadığı edimi kendi isteğiyle yerine getiren kimse, bunu ancak, kendisini
borçlu sanarak yerine getirdiğini ispat ederse geri isteyebilir.
Zamanaşımına uğramış bir borcun ifasından veya ahlaki
bir ödevin yerine getirilmiş olmasından kaynaklanan zenginleşmeler geri
istenemez.
Borç olmadığı hâlde ödenmiş olan edimin geri
istenmesine ilişkin diğer kanun hükümleri saklıdır.
B. Geri vermenin
kapsamı
I. Zenginleşenin
yükümlülüğü
MADDE 79- Sebepsiz
zenginleşen, zenginleşmenin geri istenmesi sırasında elinden çıkmış olduğunu
ispat ettiği kısmın dışında kalanı geri vermekle yükümlüdür.
Zenginleşen, zenginleşmeyi iyiniyetli olmaksızın elden
çıkarmışsa veya elden çıkarırken ileride geri vermek zorunda kalabileceğini
hesaba katması gerekiyorsa, zenginleşmenin tamamını geri vermekle yükümlüdür.
II. Giderleri
isteme hakkı
MADDE 80- Zenginleşen
iyiniyetli ise, yaptığı zorunlu ve yararlı giderleri, geri verme isteminde
bulunandan isteyebilir.
Zenginleşen iyiniyetli değilse, zorunlu giderlerinin
ve yararlı giderlerinden sadece geri verme zamanında mevcut olan değer
artışının ödenmesini isteyebilir.
Zenginleşen,
iyiniyetli olup olmadığına bakılmaksızın, diğer giderlerinin ödenmesini
isteyemez. Ancak, kendisine karşılık önerilmezse, o şey ile birleştirdiği ve
zararsızca ayrılması mümkün bulunan eklemeleri geri vermeden önce ayırıp
alabilir.
C. Geri
istenememe
MADDE 81- Hukuka veya ahlaka aykırı bir sonucun
gerçekleşmesi amacıyla verilen şey geri istenemez. Ancak, açılan davada hâkim,
bu şeyin Devlete mal edilmesine karar verebilir.
D. Zamanaşımı
MADDE 82-
Sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakkı, hak sahibinin geri isteme hakkı
olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde zenginleşmenin
gerçekleştiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
Zenginleşme,
zenginleşenin bir alacak hakkı kazanması suretiyle gerçekleşmişse diğer taraf,
istem hakkı zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcunu ifadan
kaçınabilir.
İKİNCİ
BÖLÜM
Borç
İlişkisinin Hükümleri
BİRİNCİ
AYIRIM
Borçların
İfası
A. Genel olarak
I. Şahsen ifa
zorunluluğunun olmaması
MADDE 83- Borcun, bizzat borçlu tarafından ifa
edilmesinde alacaklının menfaati bulunmadıkça borçlu, borcunu şahsen ifa
etmekle yükümlü değildir.
II. İfanın
konusu
1. Kısmen ifa
MADDE 84- Borcun
tamamı belli ve muaccel ise, alacaklı kısmen ifayı reddedebilir.
Alacaklı kısmen
ifayı kabul ederse borçlu, borcun kendisi tarafından ikrar olunan kısmını
ifadan kaçınamaz.
2. Bölünemeyen
borç
MADDE 85- Bölünemeyen
bir borcun birden çok alacaklısı varsa, alacaklılardan her biri, borcun
alacaklıların tamamına ifasını isteyebilir. Borçlu, edimini
alacaklıların hepsine birden ifa etmek zorundadır.
Bölünemeyen borcun birden çok borçlusu varsa,
borçlulardan her biri borcun tamamını ifa etmekle yükümlüdür.
Durumun gereğinden aksi anlaşılmadıkça, ifada bulunan
borçlu, alacaklıya halef olur ve diğer borçlulardan payları oranında alacağını
isteyebilir.
3. Çeşit borcu
MADDE 86- Çeşit
borçlarında hukuki ilişkiden ve işin özelliğinden aksi anlaşılmadıkça, edimin
seçimi borçluya aittir. Ancak borçlunun seçeceği edim, ortalama nitelikten daha
düşük olamaz.
4. Seçimlik borç
MADDE 87- Seçimlik
borçlarda, hukuki ilişkiden ve işin özelliğinden aksi anlaşılmadıkça,
edimlerden birinin seçimi borçluya aittir.
5. Faiz
MADDE 88- Faiz
ödeme borcunda uygulanacak yıllık faiz oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa
faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre
belirlenir.
Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık faiz oranı,
birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde elli fazlasını
aşamaz.
B. İfa yeri
MADDE 89-
Borcun ifa yeri, tarafların açık veya örtülü iradelerine göre belirlenir.
Aksine bir anlaşma yoksa, aşağıdaki hükümler uygulanır;
1. Para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki
yerleşim yerinde,
2. Parça borçları, sözleşmenin kurulduğu sırada borç
konusunun bulunduğu yerde,
3. Bunların dışındaki bütün borçlar, doğumları
sırasında borçlunun yerleşim yerinde,
ifa edilir.
Alacaklının yerleşim yerinde ifası gereken bir borcun
doğumundan sonra alacaklının yerleşim yerini değiştirmesi sebebiyle ifa önemli
ölçüde güçleşmişse borç, alacaklının önceki yerleşim yerinde ifa edilebilir.
C. İfa zamanı
I. Süreye
bağlanmamış borç
MADDE 90-
İfa zamanı taraflarca kararlaştırılmadıkça veya hukuki ilişkinin özelliğinden
anlaşılmadıkça her borç, doğumu anında muaccel olur.
II. Süreye bağlı
borç
1. Aya ilişkin
sürelerde vade
MADDE 91-
Borcun ifası için bir ayın başlangıcı veya sonu belirlenmişse, bundan ayın
birinci ve sonuncu günü; ayın ortası belirlenmişse, bundan da ayın onbeşinci
günü anlaşılır.
Borcun ifası
için gün belirtilmeksizin sadece ay belirlenmişse, bundan o ayın son günü
anlaşılır.
2. Diğer
sürelerde vade
MADDE 92- Bir
borcun veya taraflardan birine düşen herhangi bir yükümlülüğün sözleşmenin
kurulmasından başlayarak belli bir sürenin sonunda ifası gerekiyorsa, ifa
zamanı aşağıdaki biçimde belirlenir:
1. Gün olarak belirlenmiş süre, sözleşmenin kurulduğu
gün sayılmaksızın, bu sürenin son günü dolmuş olur. Sekiz veya onbeş gün olarak
belirlenmiş süre ise, bir veya iki haftayı değil, tam sekiz veya onbeş günü
ifade eder.
2. Hafta olarak belirlenmiş süre, son haftanın
sözleşmenin kurulduğu güne ismen uyan gününde dolmuş olur.
3. Ay olarak veya yıl, yarıyıl ve yılın dörtte biri
gibi birden çok ayı içeren bir zaman olarak belirlenmiş süre, sözleşmenin
kurulduğu gün ayın kaçıncı günü ise, son ayın bunu karşılayan gününde dolmuş
olur. Son ayda bunu karşılayan gün yoksa süre, bu ayın son günü dolmuş sayılır.
4. Yarım aydan onbeş günlük süre anlaşılır. Bir veya
birden çok ay ve yarım ay olarak belirlenmiş sürenin dolduğu gün, son aya onbeş
gün eklenerek belirlenir.
Bu kurallar, sürenin sözleşmenin kurulmasından başka
bir andan işlemeye başladığı durumlarda da uygulanır.
Borçlu, belirli bir süre içinde yerine getirilmesi
gereken bir borcu, bu sürenin dolmasından önce ifa etmekle yükümlüdür.
3. Tatil günleri
MADDE 93- İfa
zamanı veya sürenin son günü, kanunlarda tatil olarak kabul edilen bir güne
rastlarsa, kendiliğinden bu günü izleyen ve tatil olmayan ilk güne geçer.
Aksine anlaşma geçerlidir.
III. İş
saatlerinde ifa
MADDE 94-
Borç, alışılmış iş saatlerinde ifa ve kabul edilir.
IV. Sürenin
uzatılması
MADDE 95- Süre uzatılmış ise yeni süre, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, önceki
sürenin sona ermesini izleyen birinci günden başlar.
V. Erken ifa
MADDE 96-
Sözleşmenin hükümlerinden veya özelliğinden ya da durumun gereğinden tarafların
aksini kastettikleri anlaşılmadıkça borçlu, edimini sürenin sona ermesinden önce
ifa edebilir. Ancak, kanun veya sözleşme ya da âdet gereği olmadıkça borçlu,
erken ifada bulunması sebebiyle indirim yapamaz.
VI. Karşılıklı
borç yükleyen sözleşmelerde
1. İfada sıra
MADDE 97- Karşılıklı
borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın,
sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı
olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir.
2. İfa
güçsüzlüğü
MADDE 98-
Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmede, taraflardan birinin borcunu ifada
güçsüzlüğe düşmesi ve özellikle iflas etmesi ya da hakkındaki haciz işleminin
sonuçsuz kalması sebebiyle diğer tarafın hakkı tehlikeye düşerse bu taraf,
karşı edimin ifası güvence altına alınıncaya kadar kendi ediminin ifasından
kaçınabilir.
Hakkı tehlikeye düşen taraf, ayrıca uygun bir sürede
istediği güvence verilmezse sözleşmeden dönebilir.
D. Ödeme
I. Ülke parası
ile
MADDE 99-
Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir.
Ülke parası
dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede
aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki
rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir.
Ülke parası dışında başka bir para birimiyle
belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça,
borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade
ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini
isteyebilir.
II. Mahsup
1. Kısmen
ödemede
MADDE 100-
Borçlu, faiz veya giderleri ödemede gecikmemiş ise, kısmen yaptığı ödemeyi ana
borçtan düşme hakkına sahiptir. Aksine anlaşma yapılamaz.
Alacaklı, alacağın bir kısmı için kefalet, rehin veya
başka bir güvence almış ise, borçlu kısmen yaptığı ödemeyi, güvence altına
alınan veya güvencesi daha iyi olan kısma mahsup etme hakkına sahip değildir.
2. Birden çok
borçta
a. Borçlu ve
alacaklının bildirimine göre
MADDE 101-
Birden çok borcu bulunan borçlu, ödeme gününde bu borçlardan hangisini ödemek
istediğini alacaklıya bildirebilir.
Borçlu bildirimde bulunmazsa, yapılan ödeme, kendisi
tarafından derhâl itiraz edilmiş olmadıkça, alacaklının makbuzda gösterdiği
borç için yapılmış sayılır.
b. Kanuna göre
MADDE 102-
Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı
durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise
ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu
kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için
yapılmış olur.
Birden çok borcun vadesi aynı zamanda gelmişse, mahsup
orantılı olarak; borçlardan hiçbirinin vadesi gelmemişse ödeme, güvencesi en az
olan borç için yapılmış sayılır.
III. Makbuz ve
senetlerin geri verilmesi
1. Borçlunun
hakkı
MADDE 103-
Borcu ödeyen borçlu, bir makbuz ve borcun tamamı ödenmişse, buna ilişkin borç
senedinin geri verilmesini veya iptalini isteyebilir.
Borcun tamamı ödenmemiş veya borç senedi alacaklıya
başkaca haklar da vermekte ise borçlu, ancak makbuz verilmesini ve ödemenin
borç senedine işlenmesini isteyebilir.
2. Hükümleri
MADDE 104- Faiz
veya kira bedeli gibi dönemsel edimlerden biri için, alacaklı tarafından
çekince belirtilmeksizin makbuz verilmişse, önceki dönemlere ait edimler de ifa
edilmiş sayılır.
Alacaklı anaparanın tamamı için makbuz vermişse,
faizlerini de almış olduğu kabul edilir.
Borç senedi borçluya geri verilmişse, borç sona ermiş
sayılır.
3. Senedin geri
verilememesi
MADDE 105- Alacaklı,
borç senedini kaybettiğini iddia ederse, borçlunun istemi üzerine, borcu ödeme
sırasında, kendisine borç senedinin iptalini ve borcun sona ermiş olduğunu
gösteren resmen düzenlenmiş veya usulüne göre onaylanmış bir belge vermek
zorundadır.
Kıymetli evrakın iptaline ilişkin hükümler saklıdır.
E. Alacaklının
temerrüdü
I. Koşulları
MADDE 106- Yapma
veya verme edimi gereği gibi kendisine önerilen alacaklı, haklı bir sebep
olmaksızın onu kabulden veya borçlunun borcunu ifa edebilmesi için kendisi
tarafından yapılması gereken hazırlık fiillerini yapmaktan kaçınırsa, temerrüde
düşmüş olur.
Alacaklı, müteselsil borçlulardan birine karşı
temerrüde düşerse, diğerlerine karşı da temerrüde düşmüş olur.
II. Hükümleri
1. Bir şeyin
teslimine ilişkin edimlerde
a. Tevdi hakkı
MADDE 107-
Alacaklının temerrüde düşmesi durumunda borçlu, hasar ve giderleri alacaklıya
ait olmak üzere, teslim edeceği şeyi tevdi ederek borcundan kurtulabilir.
Tevdi yerini, ifa yerindeki hâkim belirler. Bununla
birlikte ticari mallar, hâkim kararı olmadan da bir ardiyeye tevdi edilebilir.
b. Satma hakkı
MADDE 108- Sözleşmenin
konusu olan şeyin niteliği veya işin özelliği tevdi edilmesine uygun düşmez
veya teslim edilecek şey bozulabilir ya da bakımı, korunması veya tevdi
edilmesi önemli bir gideri gerektirir ise, borçlu, alacaklıya önceden ihtarda
bulunması koşuluyla, hâkimin izniyle onu açık artırma yoluyla sattırıp bedelini
tevdi edebilir.
Teslim edilecek şey, borsada kayıtlıysa veya piyasa
fiyatı varsa ya da yapılacak gidere oranla değeri az ise, satışın açık artırma
yoluyla yapılması zorunlu olmadığı gibi, hâkim, önceden ihtarda bulunma koşulunu
aramaksızın satışa izin verebilir.
c. Tevdi
konusunu geri alma
MADDE 109- Alacaklı,
tevdi edilen şeyi kabul ettiğini açıklamış veya tevdi bir rehnin ortadan
kaldırılması sonucunu doğurmuş olmadıkça borçlu, tevdi edilen şeyi geri
alabilir.
Tevdi edilen şey
geri alındığı anda alacak, bütün yan haklarıyla birlikte varlığını sürdürür.
2. Diğer
edimlerde
MADDE 110- Borcun
konusu bir şeyin teslimini gerektirmiyorsa, alacaklının temerrüdü hâlinde
borçlu, borçlunun temerrüdüne ilişkin hükümlere göre sözleşmeden dönebilir.
F. Diğer ifa engelleri
MADDE 111-
Borçlunun kusuru olmaksızın, alacağın kime ait olduğunda veya alacaklının
kimliğinde duraksama sebebiyle ya da alacaklıdan kaynaklanan diğer kişisel bir
sebeple borç, alacaklıya veya temsilcisine ifa edilemezse borçlu, alacaklının
temerrüdünde olduğu gibi, tevdi ya da sözleşmeden dönme hakkını kullanabilir.
İKİNCİ
AYIRIM
Borçların
İfa Edilmemesinin Sonuçları
A. Borcun ifa
edilmemesi
I. Giderim borcu
1. Genel olarak
MADDE 112- Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun
yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle
yükümlüdür.
2. Yapma ve
yapmama borçlarında
MADDE 113- Yapma
borcu, borçlu tarafından ifa edilmediği takdirde alacaklı, masrafı borçluya ait
olmak üzere edimin kendisi veya başkası tarafından ifasına izin
verilmesini isteyebilir; her türlü giderim isteme hakkı saklıdır.
Yapmama borcuna aykırı davranan borçlu, bu aykırı
davranışının doğurduğu zararı gidermekle yükümlüdür.
Alacaklı, ayrıca borca aykırı durumun ortadan
kaldırılmasını veya bu konuda masrafı borçluya ait olmak üzere kendisinin
yetkili kılınmasını isteyebilir.
II. Sorumluluğun
ve giderim borcunun kapsamı
1. Genel olarak
MADDE 114- Borçlu,
genel olarak her türlü kusurdan sorumludur. Borçlunun sorumluluğunun kapsamı,
işin özel niteliğine göre belirlenir. İş özellikle borçlu için bir yarar
sağlamıyorsa, sorumluluk daha hafif olarak değerlendirilir.
Haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler, kıyas
yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanır.
2. Sorumsuzluk
anlaşması
MADDE 115- Borçlunun
ağır kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin
olarak hükümsüzdür.
Borçlunun alacaklı ile hizmet sözleşmesinden
kaynaklanan herhangi bir borç sebebiyle sorumlu olmayacağına ilişkin olarak
önceden yaptığı her türlü anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat,
ancak kanun ya da yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa,
borçlunun hafif kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma
kesin olarak hükümsüzdür.
3. Yardımcı
kişilerin fiillerinden sorumluluk
MADDE 116- Borçlu,
borcun ifasını veya bir borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılmasını, birlikte
yaşadığı kişiler ya da yanında çalışanlar gibi yardımcılarına kanuna uygun
surette bırakmış olsa bile, onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa
verdikleri zararı gidermekle yükümlüdür.
Yardımcı kişilerin fiilinden doğan sorumluluk, önceden
yapılan bir anlaşmayla tamamen veya kısmen kaldırılabilir.
Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat,
ancak kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa,
borçlunun yardımcı kişilerin fiillerinden sorumlu olmayacağına ilişkin anlaşma
kesin olarak hükümsüzdür.
B. Borçlunun temerrüdü
I. Koşulları
MADDE 117-
Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer.
Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya
sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir
bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde
fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği
tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli
olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır.
II. Hükümleri
1. Genel olarak
a. Gecikme
tazminatı
MADDE 118-
Temerrüde düşen borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat etmedikçe,
borcun geç ifasından dolayı alacaklının uğradığı zararı gidermekle
yükümlüdür.
b. Beklenmedik
hâlden sorumluluk
MADDE 119-
Temerrüde düşen borçlu, beklenmedik hâl sebebiyle doğacak zarardan sorumludur.
Borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını veya
borcunu zamanında ifa etmiş olsaydı bile beklenmedik hâlin ifa konusu şeye
zarar vereceğini ispat ederek bu sorumluluktan kurtulabilir.
2. Temerrüt
faizi
a. Genel olarak
MADDE 120- Uygulanacak
yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun
doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir.
Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi
oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz
fazlasını aşamaz.
Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede
temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da birinci
fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî
faiz oranı geçerli olur.
b. Faizlerde,
iratlarda ve bağışlamada temerrüt faizi
MADDE 121- Faiz
veya irat borcunu ya da bağışladığı bir miktar parayı ödemekte temerrüde düşen
borçlu, icra takibine girişildiği veya dava açıldığı günden başlayarak,
temerrüt faizi ödemekle yükümlüdür.
Buna aykırı olarak yapılan anlaşmalar, ceza koşulu
hükümlerine tabi olur.
Temerrüt faizine, ayrıca temerrüt faizi yürütülemez.
3. Aşkın zarar
MADDE 122-
Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin
hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle
yükümlüdür.
Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan
davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar
verirken bu zararın miktarına da hükmeder.
4. Karşılıklı
borç yükleyen sözleşmelerde
a. Süre
verilmesi
MADDE 123-
Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, taraflardan biri temerrüde düştüğü
takdirde diğeri, borcun ifa edilmesi için uygun bir süre verebilir veya uygun
bir süre verilmesini hâkimden isteyebilir.
b. Süre
verilmesini gerektirmeyen durumlar
MADDE 124-
Aşağıdaki durumlarda süre verilmesine gerek yoktur:
1. Borçlunun
içinde bulunduğu durumdan veya tutumundan süre verilmesinin etkisiz olacağı
anlaşılıyorsa.
2. Borçlunun temerrüdü sonucunda borcun ifası alacaklı
için yararsız kalmışsa.
3. Borcun
ifasının, belirli bir zamanda veya belirli bir süre içinde gerçekleşmemesi
üzerine, ifanın artık kabul edilmeyeceği sözleşmeden anlaşılıyorsa.
c. Seçimlik
haklar
MADDE 125-
Temerrüde düşen borçlu, verilen süre içinde, borcunu ifa etmemişse veya
süre verilmesini gerektirmeyen bir durum söz konusu ise alacaklı, her zaman
borcun ifasını ve gecikme sebebiyle tazminat isteme hakkına sahiptir.
Alacaklı, ayrıca borcun ifasından ve gecikme tazminatı
isteme hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek, borcun ifa edilmemesinden doğan
zararın giderilmesini isteyebilir veya sözleşmeden dönebilir.
Sözleşmeden dönme hâlinde taraflar, karşılıklı olarak
ifa yükümlülüğünden kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri
isteyebilirler. Bu durumda borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını
ispat edemezse alacaklı, sözleşmenin hükümsüz kalması sebebiyle uğradığı
zararın giderilmesini de isteyebilir.
d. Sürekli edimli
sözleşmelerde
MADDE 126- İfasına
başlanmış sürekli edimli sözleşmelerde, borçlunun temerrüdü hâlinde alacaklı,
ifa ve gecikme tazminatı isteyebileceği gibi, sözleşmeyi feshederek,
sözleşmenin süresinden önce sona ermesi yüzünden uğradığı zararın giderilmesini
de isteyebilir.
ÜÇÜNCÜ
AYIRIM
Borç
İlişkilerinin Üçüncü Kişilere Etkisi
A. Alacaklıya
halef olma
MADDE 127-
Alacaklıya ifada bulunan üçüncü kişi, aşağıdaki hâllerde ifası ölçüsünde
alacaklının haklarına halef olur:
1. Başkasının borcu için rehnedilen bir şeyi rehinden
kurtardığı ve bu şey üzerinde mülkiyet veya başka bir ayni hakkı bulunduğu
takdirde.
2. Alacaklıya ifada bulunan üçüncü kişinin ona halef
olacağı, borçlu tarafından ifadan önce alacaklıya bildirildiği takdirde.
Diğer halefiyet hâllerine ilişkin kanun hükümleri
saklıdır.
B. Üçüncü
kişinin fiilini üstlenme
MADDE 128-
Üçüncü bir kişinin fiilini başkasına karşı üstlenen, bu fiilin
gerçekleşmemesinden doğan zararı gidermekle yükümlüdür.
Belirli bir süre için yapılan üstlenmede, sürenin bitimine
kadar üstlenene edimini ifa etmesi için yazılı olarak başvurulmaması hâlinde,
üstlenenin sorumluluğunun sona ereceği kararlaştırılabilir.
C. Üçüncü kişi
yararına sözleşme
I. Genel olarak
MADDE 129-
Kendi adına sözleşme yapan kişi, sözleşmeye üçüncü kişi yararına bir edim
yükümlülüğü koydurmuşsa, edimin üçüncü kişiye ifa edilmesini isteyebilir.
Üçüncü kişi veya üçüncü kişiye halef olanlar
da, tarafların amacına veya örf ve âdete uygun düştüğü takdirde edimin ifasını
isteyebilirler. Bu durumda, üçüncü kişi veya ona halef olanlar bu hakkı
kullanmak istediklerini borçluya bildirdikten sonra, alacaklı borçluyu ibra
edemeyeceği gibi, borcun nitelik ve kapsamını da değiştiremez.
II. Sorumluluk
sigortalarında
MADDE 130-
Başkasını çalıştıran kişi, çalıştırdığı kişiye karşı hukuki sorumluluğunu
güvence altına almak üzere sigorta yaptırmışsa, sigortadan doğan haklar
doğrudan doğruya çalışana ait olur.
Ancak, çalışana ödenecek sigorta tazminatı, genel
hükümlere göre ödenecek tazminattan indirilir.
Diğer hukuki sorumluluk sigortalarına ilişkin kanun
hükümleri saklıdır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Borçların ve Borç
İlişkilerinin Sona Ermesi, Zamanaşımı
BİRİNCİ AYIRIM
Sona Erme Hâlleri
A. Asıl borca
bağlı hak ve borçların sona ermesi
MADDE 131-
Asıl borç ifa ya da diğer bir sebeple sona erdiği takdirde, rehin, kefalet,
faiz ve ceza koşulu gibi buna bağlı hak ve borçlar da sona ermiş olur.
İşlemiş faizin ve ceza koşulunun ifasını isteme hakkı
sözleşmeyle veya ifa anına kadar yapılacak bir bildirimle saklı tutulmuş ise ya
da durum ve koşullardan saklı tutulduğu anlaşılmaktaysa, bu faizler ve ceza
koşulu istenebilir.
Taşınmaz rehnine,
kıymetli evraka ve konkordatoya ilişkin özel hükümler saklıdır.
B. İbra
MADDE 132-
Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa
bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle
tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir.
C. Yenileme
I. Genel olarak
MADDE 133- Yeni
bir borçla mevcut bir borcun sona erdirilmesi, ancak tarafların bu yöndeki açık
iradesi ile olur.
Özellikle mevcut borç için kambiyo taahhüdünde
bulunulması veya yeni bir alacak senedi ya da yeni bir kefalet senedi
düzenlenmesi, tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça yenileme
sayılmaz.
II. Cari
hesaplarda
MADDE 134-
Çeşitli kalemlerin bir cari hesaba sadece kaydedilmiş olması, borcun yenilenmiş
olduğu anlamına gelmez.
Ancak, hesabın kesilmiş ve hesap sonucu diğer tarafça
kabul edilmiş olması durumunda, borç yenilenmiş olur.
Kalemlerden birinin güvencesi varsa, aksi
kararlaştırılmadıkça, hesap kesilip sonucun kabul edilmiş olması, güvenceyi
sona erdirmez.
D. Birleşme
MADDE 135- Alacaklı
ve borçlu sıfatlarının aynı kişide birleşmesiyle borç sona erer. Ancak, üçüncü
kişilerin alacak üzerinde önceden mevcut olan hakları birleşmeden etkilenmez.
Birleşme geçmişe etkili olarak ortadan
kalkarsa, borç varlığını sürdürür.
Taşınmaz rehni ve kıymetli evraka ilişkin özel
hükümler saklıdır.
E. İfa imkânsızlığı
I. Genel olarak
MADDE 136-
Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç
sona erer.
Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık
sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz
zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa
edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun
ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün
dışındadır.
Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya
gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa,
bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.
II. Kısmi ifa imkânsızlığı
MADDE 137-
Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen imkânsızlaşırsa
borçlu, borcunun sadece imkânsızlaşan kısmından kurtulur. Ancak, bu kısmi ifa imkânsızlığı
önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça
anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer.
Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, bir tarafın
borcu kısmen imkânsızlaşır ve alacaklı kısmi ifaya razı olursa, karşı edim de o
oranda ifa edilir. Alacaklının böyle bir ifaya razı olmaması veya karşı edimin
bölünemeyen nitelikte olması durumunda, tam imkânsızlık hükümleri uygulanır.
III. Aşırı ifa
güçlüğü
MADDE 138-
Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de
beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya
çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın
istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine
değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde
güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden
sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde
sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural
olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.
Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.
F. Takas
I. Koşulları
1. Genel olarak
MADDE 139-
İki kişi, karşılıklı olarak bir miktar para veya özdeş diğer edimleri birbirine
borçlu oldukları takdirde, her iki borç muaccel ise her biri alacağını borcuyla
takas edebilir.
Alacaklardan biri çekişmeli olsa bile takas ileri
sürülebilir.
Zamanaşımına uğramış bir alacağın takası, ancak takas
edilebileceği anda henüz zamanaşımına uğramamış olması koşuluyla ileri
sürülebilir.
2. Kefalet
hâlinde
MADDE 140- Asıl borçlunun takası ileri sürme hakkı bulundukça, kefili de alacaklıya ifada bulunmaktan kaçınabilir.
3. Üçüncü kişi
yararına sözleşme hâlinde
MADDE 141-
Üçüncü kişi yararına borçlanan kişi, bu borcu ile sözleşmenin diğer
tarafından olan alacağını takas edemez.
4. Borçlunun
iflası hâlinde
MADDE 142- Borçlunun
iflası hâlinde alacaklılar, muaccel olmasalar bile, alacaklarını, müflise olan
borçları ile takas edebilirler.
II. Hükümleri
MADDE 143- Takas,
ancak borçlunun takas iradesini alacaklıya bildirmesiyle gerçekleşir. Bu
durumda her iki borç, takas edilebilecekleri anda daha az olan borç tutarınca
sona erer.
Cari hesapla ilgili
ticarete ilişkin özel teamüller saklıdır.
III. Alacaklının
rızasıyla takas edilebilir alacaklar
MADDE 144- Aşağıdaki
alacaklar takas haklarının doğumundan sonra, ancak alacaklıların
rızasıyla takas edilebilir:
1. Tevdi edilmiş eşyanın geri verilmesine veya
bedeline ilişkin alacaklar.
2. Haksız olarak alınmış veya aldatma sonucunda alıkonulmuş
eşyanın geri verilmesine veya bedeline ilişkin alacaklar.
3. Nafaka ve
işçi ücreti gibi, borçlunun ve ailesinin bakımı için zorunlu olup, özel
niteliği gereği, doğrudan alacaklıya verilmesi gereken alacaklar.
IV. Takastan
feragat
MADDE 145- Borçlu,
takas hakkından önceden de feragat edebilir.
İKİNCİ
AYIRIM
Zamanaşımı
A. Süreler
I. On yıllık
zamanaşımı
Tasarruflu yazılar 1
MADDE
146- Kanunda
aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.
II. Beş yıllık
zamanaşımı
MADDE 147-
Aşağıdaki alacaklar için beş yıllık zamanaşımı uygulanır:
1. Kira bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi
diğer dönemsel edimler.
2. Otel, motel, pansiyon ve tatil köyü gibi yerlerdeki
konaklama bedelleri ile lokanta ve benzeri yerlerdeki yeme içme bedelleri.
3. Küçük sanat işlerinden ve küçük çapta perakende
satışlardan doğan alacaklar.
4. Bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve
ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki; bir ortaklığın
müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki
alacaklar.
5. Vekâlet, komisyon ve acentalık sözleşmelerinden,
ticari simsarlık ücreti alacağı dışında, simsarlık sözleşmesinden doğan
alacaklar.
6. Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya
da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacaklar.
III. Sürelerin
kesinliği
MADDE 148-
Bu ayırımda belirlenen zamanaşımı süreleri, sözleşmeyle değiştirilemez.
IV.
Zamanaşımının başlangıcı
1. Genel olarak
MADDE 149- Zamanaşımı,
alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar.
Alacağın muaccel olmasının bir
bildirime bağlı olduğu hâllerde, zamanaşımı bu bildirimin yapılabileceği günden
işlemeye başlar.
2. Dönemsel
edimlerde
MADDE 150- Ömür
boyunca gelir ve benzeri dönemsel edimlerde, alacağın tamamı için zamanaşımı,
ifa edilmemiş ilk dönemsel edimin muaccel olduğu günde işlemeye başlar.
Alacağın tamamı zamanaşımına uğramışsa, ifa edilmemiş
dönemsel edimler de zamanaşımına uğramış olur.
V. Sürelerin hesaplanması
MADDE 151- Süreler
hesaplanırken zamanaşımının başladığı gün sayılmaz ve zamanaşımı ancak sürenin
son günü de hak kullanılmaksızın geçince gerçekleşmiş olur.
Zamanaşımı sürelerinin
hesaplanmasında da, borçların ifasındaki sürelerin hesaplanmasına ilişkin
hükümler uygulanır.
B. Bağlı
alacaklarda zamanaşımı
MADDE 152- Asıl
alacak zamanaşımına uğrayınca, ona bağlı faiz ve diğer alacaklar da
zamanaşımına uğramış olur.
C. Zamanaşımının
durması
MADDE 153- Aşağıdaki
durumlarda zamanaşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa durur:
1. Velayet süresince, çocukların ana ve babalarından
olan alacakları için.
2. Vesayet süresince, vesayet altında bulunanların
vasiden veya vesayet işlemleri sebebiyle Devletten olan alacakları için.
3. Evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden
olan alacakları için.
4. Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları
çalıştıranlardan olan alacakları için.
5. Borçlu, alacak üzerinde intifa hakkına sahip olduğu
sürece.
6. Alacağı, Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânının
bulunmadığı sürece.
7. Alacaklı ve borçlu sıfatının aynı kişide
birleşmesinde, birleşmenin ileride geçmişe etkili olarak ortadan kalkması
durumunda, bu durumun ortaya çıkmasına kadar geçecek sürece.
Zamanaşımını durduran sebeplerin ortadan kalktığı
günün bitiminde zamanaşımı işlemeye başlar veya durmadan önce başlamış olan
işlemesini sürdürür.
D. Zamanaşımının
kesilmesi
I. Sebepleri
MADDE 154- Aşağıdaki
durumlarda zamanaşımı kesilir:
1. Borçlu borcu ikrar etmişse,
özellikle faiz ödemiş veya kısmen ifada bulunmuşsa ya da rehin vermiş veya
kefil göstermişse.
2. Alacaklı, dava veya def'i yoluyla mahkemeye veya
hakeme başvurmuşsa, icra takibinde bulunmuşsa ya da iflas masasına başvurmuşsa.
II. Birlikte
borçlulara etkisi
MADDE 155- Zamanaşımı
müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı
kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur.
Zamanaşımı asıl borçluya karşı kesilince, kefile karşı
da kesilmiş olur.
Zamanaşımı
kefile karşı kesilince, asıl borçluya karşı kesilmiş olmaz.
III. Yeni
sürenin başlaması
1. Borcun ikrar
edilmesi veya karara bağlanması hâlinde
MADDE 156- Zamanaşımının
kesilmesiyle, yeni bir süre işlemeye başlar.
Borç bir senetle
ikrar edilmiş veya bir mahkeme ya da hakem kararına bağlanmış ise, yeni süre
her zaman on yıldır.
2. Alacaklının
fiili hâlinde
MADDE 157- Bir
dava veya def'i yoluyla kesilmiş olan zamanaşımı, dava süresince tarafların
yargılamaya ilişkin her işleminden veya hâkimin her kararından sonra yeniden
işlemeye başlar.
Zamanaşımı, icra takibiyle kesilmişse, alacağın
takibine ilişkin her işlemden sonra yeniden işlemeye başlar.
Zamanaşımı, iflas masasına başvurma sebebiyle
kesilmişse, iflasa ilişkin hükümlere göre alacağın yeniden istenmesi imkânının
doğumundan itibaren yeniden işlemeye başlar.
E. Davanın
reddinde ek süre
MADDE 158- Dava
veya def'i; mahkemenin yetkili veya görevli olmaması ya da düzeltilebilecek bir
yanlışlık yapılması yahut vaktinden önce açılmış olması nedeniyle reddedilmiş
olup da o arada zamanaşımı veya hak düşürücü süre dolmuşsa, alacaklı altmış
günlük ek süre içinde haklarını kullanabilir.
F. Taşınır rehni
ile güvenceye bağlanmış alacakta
MADDE 159-
Alacağın bir taşınır rehniyle güvenceye bağlanmış olması, bu alacak için
zamanaşımının işlemesine engel olmaz; bununla birlikte alacaklının, hakkını
rehinden alma yetkisi devam eder.
G.
Zamanaşımından feragat
MADDE 160-
Zamanaşımından önceden feragat edilemez.
Müteselsil borçlulardan birinin
feragat etmiş olması, diğerlerine karşı ileri sürülemez.
Bölünemez bir borcun borçlularından birinin feragat
etmiş olması durumunda da aynı hüküm uygulanır.
Asıl borçlunun feragati de
kefile karşı ileri sürülemez.
H. İleri
sürülmesi
MADDE 161- Zamanaşımı ileri sürülmedikçe, hâkim bunu kendiliğinden göz önüne alamaz.
DÖRDÜNCÜ
BÖLÜM
Borç
İlişkilerinde Özel Durumlar
BİRİNCİ
AYIRIM
Teselsül
A. Müteselsil
borçluluk
I. Doğuşu
MADDE 162-
Birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu
olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar.
Böyle bir bildirim yoksa, müteselsil borçluluk ancak
kanunda öngörülen hâllerde doğar.
II. Dış ilişki
1. Hükümleri
a. Borçluların
sorumluluğu
MADDE 163-
Alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların
hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir.
Borçluların
sorumluluğu, borcun tamamı ödeninceye kadar devam eder.
b. Borçluların savunmaları
MADDE 164-
Müteselsil borçlulardan biri, alacaklıya karşı, ancak onunla kendi arasındaki
kişisel ilişkilerden veya müteselsil borcun sebep ya da konusundan doğan def'i
ve itirazları ileri sürebilir.
Müteselsil borçlulardan biri ortak def'i ve itirazları
ileri sürmezse, diğerlerine karşı sorumlu olur.
c. Borçluların
bireysel davranışı
MADDE 165- Kanun
veya sözleşme ile aksi belirlenmedikçe, borçlulardan biri kendi davranışıyla
diğer borçluların durumunu ağırlaştıramaz.
2. Borcun sona ermesi
MADDE 166-
Borçlulardan biri, ifa veya takasla borcun tamamını veya bir kısmını sona
erdirmişse, bu oranda diğer borçluları da borçtan kurtarmış olur.
Borçlulardan biri, alacaklıya ifada bulunmaksızın
borçtan kurtulmuşsa, diğer borçlular bundan, ancak durumun veya borcun
niteliğinin elverdiği ölçüde yararlanabilirler.
Alacaklının borçlulardan biriyle yaptığı ibra
sözleşmesi, diğer borçluları da ibra edilen borçlunun iç ilişkideki borca
katılma payı oranında borçtan kurtarır.
III. İç ilişki
1. Paylaşım
MADDE 167- Aksi
kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden
anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine
karşı eşit paylarla sorumludurlar.
Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun,
ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır. Bu durumda
borçlu, her bir borçluya ancak payı oranında rücu edebilir.
Borçlulardan birinden alınamayan miktarı, diğer
borçlular eşit olarak üstlenmekle yükümlüdürler.
2. Alacaklıya
halef olma
MADDE 168- Diğerlerine
rücu hakkına sahip olan borçlulardan her biri, ifa ettiği miktar oranında
alacaklının haklarına halef olur.
Alacaklı diğerlerinin zararına olarak borçlulardan
birinin durumunu iyileştirirse, bunun sonuçlarına katlanır.
B. Müteselsil
alacaklılık
MADDE 169- Müteselsil
alacaklılık, borçlunun, alacaklılardan her birine borcun tamamını isteme
hakkını tanıdığı veya kanunun belirlediği durumlarda doğar.
Borçlu, alacaklılardan birine yaptığı ifayla, bütün
alacaklılara karşı borcundan kurtulmuş olur.
Alacaklılardan birinin icraya veya mahkemeye başvurmuş
olduğu kendisine bildirilmedikçe, borçlu onlardan dilediği birine ifada
bulunabilir.
Aksi kararlaştırılmadıkça veya alacaklılar arasındaki
hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, alacaklılardan her birinin edim
üzerindeki hakları eşittir.
Kendisine düşen paydan fazlasını elde eden alacaklı,
bu fazlalığı payını alamamış olan diğer alacaklılara ödemekle yükümlüdür.
İKİNCİ
AYIRIM
Koşullar
A. Geciktirici
koşul
I. Genel olarak
MADDE 170- Bir
sözleşmenin hüküm ifade etmesi, gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmeyen bir
olguya bırakılmışsa, sözleşme geciktirici koşula bağlanmış olur.
Aksi kararlaştırılmamışsa, geciktirici koşula
bağlı sözleşme, ancak koşulun gerçekleştiği andan başlayarak hüküm ifade eder.
II. Koşulun
askıda olduğu sıradaki durum
MADDE 171- Koşul
gerçekleşinceye kadar borçlu, borcun gereği gibi ifasını engelleyecek her türlü
davranıştan kaçınmakla yükümlüdür.
Koşula bağlı hakkı tehlikeye düşürülen alacaklı,
alacağı koşula bağlı olmayan alacaklıların haklarını korumak üzere
başvurabilecekleri önlemleri alabilir.
Koşulun gerçekleşmesinden önce yapılan tasarruflar,
koşulun hükümlerini zedelediği oranda geçersiz olur.
III. Koşul
gerçekleşinceye kadar elde edilen yararlar
MADDE 172- Borcun
konusunu oluşturan şey, koşulun gerçekleşmesinden önce kendisine verilen
alacaklı, koşul gerçekleşirse, koşulun gerçekleşmesine kadar elde ettiği
yararların sahibi olur.
Koşul
gerçekleşmezse alacaklı, elde ettiği yararları geri vermekle yükümlüdür.
B. Bozucu koşul
MADDE 173- Sona
ermesi önceden gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmeyen bir olguya bırakılan
sözleşme, bozucu koşula bağlanmış olur.
Bozucu koşula bağlanmış sözleşmenin hükümleri, koşulun
gerçekleştiği anda ortadan kalkar.
Aksi kararlaştırılmadıkça veya işin niteliğinden
anlaşılmadıkça sona erme, geçmişe etkili olmaz.
C. Ortak
hükümler
I. Koşulun
gerçekleşmesi
MADDE 174-
Koşul, taraflardan birinin bizzat yerine getirmesi gerekli bir davranış
değilse, o tarafın ölümü hâlinde mirasçısı onun yerine geçebilir.
II. Dürüstlük kurallarına
aykırı engelleme
MADDE 175-
Taraflardan biri, koşulun gerçekleşmesine dürüstlük kurallarına aykırı olarak
engel olursa, koşul gerçekleşmiş sayılır.
Taraflardan
biri, koşulun gerçekleşmesini dürüstlük kurallarına aykırı biçimde sağlarsa,
koşul gerçekleşmemiş sayılır.
III. Yasak
koşullar
MADDE 176-
Bir koşul, hukuka veya ahlaka aykırı bir yapma veya yapmama fiilini sağlamak
amacıyla konulmuşsa, bu koşula bağlı hukuki işlem kesin olarak hükümsüzdür.
ÜÇÜNCÜ
AYIRIM
Bağlanma
Parası, Cayma Parası ve Ceza Koşulu
A. Bağlanma
parası
MADDE 177- Sözleşme
yapılırken bir kimsenin vermiş olduğu bir miktar para, cayma parası olarak
değil sözleşmenin yapıldığına kanıt olarak verilmiş sayılır.
Aksine sözleşme veya yerel âdet olmadıkça, bağlanma
parası esas alacaktan düşülür.
B. Cayma parası
MADDE 178- Cayma
parası kararlaştırılmışsa, taraflardan her biri sözleşmeden caymaya yetkili
sayılır; bu durumda parayı vermiş olan cayarsa verdiğini bırakır; almış olan
cayarsa aldığının iki katını geri verir.
C. Ceza koşulu
I. Alacaklının
hakları
1. Cezanın
sözleşmenin ifası ile ilişkisi
MADDE 179-
Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza
kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da
cezanın ifasını isteyebilir.
Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa
edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat
etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte
cezanın ifasını da isteyebilir.
Borçlunun, kararlaştırılan cezayı ifa ederek
sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili olduğunu ispat
etme hakkı saklıdır.
2. Ceza ile
zarar arasındaki ilişki
MADDE 180- Alacaklı
hiçbir zarara uğramamış olsa bile, kararlaştırılan cezanın ifası gerekir.
Alacaklının uğradığı zarar kararlaştırılan ceza
tutarını aşıyorsa alacaklı, borçlunun kusuru bulunduğunu ispat etmedikçe aşan
miktarı isteyemez.
3. Kısmi ifanın
yanması
MADDE 181-
Ceza koşuluna ilişkin hükümler, dönme durumunda ifa edilmiş olan kısmın alacaklıya
kalacağını öngören sözleşmelere de uygulanır.
Taksitle satışa ilişkin hükümler saklıdır.
II. Cezanın
miktarı, geçersizliği ve indirilmesi
MADDE 182- Taraflar,
cezanın miktarını serbestçe belirleyebilirler.
Asıl borç herhangi bir sebeple
geçersiz ise veya aksi kararlaştırılmadıkça sonradan borçlunun sorumlu
tutulamayacağı bir sebeple imkânsız hâle gelmişse, cezanın ifası istenemez.
Ceza koşulunun geçersiz olması veya borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir
sebeple sonradan imkânsız hâle gelmesi, asıl borcun geçerliliğini etkilemez.
Hâkim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden
indirir.
BEŞİNCİ
BÖLÜM
Borç
İlişkilerinde Taraf Değişiklikleri
BİRİNCİ
AYIRIM
Alacağın
Devri
A. Koşulları
I. İradi devir
1. Genel olarak
MADDE 183- Kanun,
sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını
aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir.
Borçlu, devir
yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan
üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu
savunmasını ileri süremez.
2. Şekli
MADDE 184-
Alacağın devrinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır.
Alacağın devri sözü verme, şekle bağlı değildir.
II. Yasal veya
yargısal devir ve etkisi
MADDE 185-
Alacağın devri kanun veya mahkeme kararı gereğince gerçekleşmişse, bu devir
özel bir şekle ve önceki alacaklının rızasını açıklamasına gerek olmaksızın,
üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir.
B. Devrin
hükümleri
I. Borçlunun
durumu
1. İyiniyetle
yapılan ifa
MADDE 186- Borçlu,
alacağın devredildiği, devreden veya devralan tarafından kendisine
bildirilmemişse, önceki alacaklıya; alacak birkaç kez devredilmişse, son
devralan yerine önceki devralanlardan birine iyiniyetle ifada bulunarak
borcundan kurtulur.
2. İfadan
kaçınma ve tevdi
MADDE 187-
Kime ait olduğu çekişmeli bulunan bir alacağın borçlusu, ifadan kaçınabilir ve
alacağın konusunu hâkim tarafından belirlenen yere tevdi etmekle borçtan
kurtulur.
Borçlu,
alacağın çekişmeli olduğunu bildiği hâlde ifada bulunursa, bundan doğacak
sonuçlardan sorumlu olur.
Dava konusu olan çekişme mahkemece henüz sonuca
bağlanmamış ve borç da muaccel ise, taraflardan her biri borçluyu, edimi tevdi
etmeye zorlayabilir.
3. Borçluya ait
savunmalar
MADDE 188-
Borçlu, devri öğrendiği sırada devredene karşı sahip olduğu savunmaları, devralana
karşı da ileri sürebilir.
Borçlu, devri öğrendiği anda muaccel olmayan
alacağını, devredilen alacaktan önce veya onunla aynı anda muaccel olması
koşuluyla borcu ile takas edebilir.
II. Öncelik
hakları ve bağlı hakların geçişi
MADDE 189-
Alacağın devri ile devredenin kişiliğine özgü olanlar dışındaki öncelik hakları
ve bağlı haklar da devralana geçer.
Asıl alacakla birlikte işlemiş faizler de devredilmiş
sayılır.
III. Senet ve
belgelerin teslimi ve bilgi verilmesi
MADDE 190-
Devreden, devralana alacak senedi ile elinde bulunan ispatla ilgili diğer
belgeleri teslim etmek ve alacağını ileri sürebilmesi için gerekli bilgileri
vermekle yükümlüdür.
IV. Garanti
1. Genel olarak
MADDE 191-
Alacak, bir edim karşılığında devredilmişse devreden, devir sırasında alacağın
varlığını ve borçlunun ödeme gücüne sahip olduğunu garanti etmiş olur.
Alacak bir edim karşılığı olmaksızın devredilmiş ya da
kanun gereğince başkasına geçmişse, devreden veya önceki alacaklı, alacağın
varlığından ve borçlunun ödeme gücünden sorumlu değildir.
2. İfaya yönelik
devir
MADDE 192- Alacaklı,
alacağını borcu ifaya yönelik olarak devretmekle birlikte borca mahsup edilecek
miktarı belirlememişse devralan, ancak borçludan aldığı veya gereken özeni
gösterseydi alabilecek olduğu miktarı, kendi alacağına mahsup etmek zorundadır.
3. Sorumluluğun
kapsamı
MADDE 193-
Devralan garanti ile yükümlü olan devredenden aşağıdaki istemlerde bulunabilir:
1. İfa ettiği karşı edimin faizi ile birlikte geri
verilmesini.
2. Devrin sebep olduğu giderleri.
3. Borçluya karşı devraldığı alacağı elde etmek için
yaptığı ve sonuçsuz girişimlerin yol açtığı giderleri.
4. Devreden kusursuzluğunu ispat etmedikçe uğradığı
diğer zararlarını.
C. Özel
hükümlerin saklılığı
MADDE 194-
Bazı hakların devrine özgü olarak kanunla konulmuş bulunan hükümler saklıdır.
İKİNCİ
AYIRIM
Borcun
Üstlenilmesi
A. İç üstlenme
sözleşmesi
MADDE 195- Borçlu
ile iç üstlenme sözleşmesi yapan kişi, borcu bizzat ifa ederek veya alacaklının
rızasıyla borcu üstlenerek, borçluyu borcundan kurtarma yükümlülüğü altına
girmiş olur.
Borçlu, iç üstlenme sözleşmesinden doğan borçlarını
ifa etmedikçe, diğer taraftan yükümlülüğünü yerine getirmesini isteyemez.
Borçlu,
borcundan kurtarılmamışsa, diğer taraftan güvence isteyebilir.
B. Dış üstlenme
sözleşmesi
I. Öneri ve
kabul
MADDE 196-
Borçlunun yerine yenisinin geçmesi ve borcundan kurtarılması, borcu üstlenen
ile alacaklı arasında yapılacak sözleşmeyle olur.
İç üstlenme sözleşmesinin, üstlenen veya onun izni ile
borçlu tarafından alacaklıya bildirilmesi, dış üstlenme sözleşmesinin
yapılmasına ilişkin öneri anlamına gelir.
Alacaklının
kabulü açık veya örtülü olabilir. Alacaklı, çekince ileri sürmeksizin
üstlenenin ifasını kabul eder veya onun borçlu sıfatı ile yaptığı diğer herhangi
bir işleme rıza gösterirse, borcun üstlenilmesini kabul etmiş sayılır.
II. Önerinin
bağlayıcılığı
MADDE 197- Borcun
üstlenilmesine ilişkin öneri alacaklı tarafından her zaman kabul
edilebilir. Ancak, üstlenen veya önceki borçlu, kabul için bir süre koyabilir.
Alacaklı bu sürenin bitimine kadar susarsa, öneri reddedilmiş sayılır.
Önerinin alacaklı tarafından kabul edilmesinden önce
yeni bir iç üstlenme sözleşmesi yapılır ve bu ikinci üstlenmeye ilişkin olarak
alacaklıya öneride bulunulursa, ilk öneride bulunan, önerisi ile bağlı olmaktan
kurtulur.
C. Borçlunun
değişmesinin sonuçları
I. Bağlı hak ve
borçlar
MADDE 198- Borçlu
değişmiş olsa bile, alacaklının borçlunun kişiliğine özgü olanlar dışındaki
bağlı hakları saklı kalır.
Bununla
birlikte borcun güvencesi olarak rehin veren üçüncü kişinin ve kefilin
sorumlulukları, ancak onların borcun üstlenilmesine yazılı olarak rıza
göstermeleri hâlinde devam eder.
II. Savunmalar
MADDE 199- Üstlenilen
borca ilişkin savunmaları ileri sürme hakkı, yeni borçluya geçer.
Dış üstlenme sözleşmesinden aksi anlaşılmadıkça yeni
borçlu, alacaklıya karşı önceki borçlunun ileri sürebileceği kişisel
savunmalarda bulunamaz.
Yeni borçlu, iç
üstlenme sözleşmesinden kaynaklanan savunmaları alacaklıya karşı ileri süremez.
D. Sözleşmenin hükümsüzlüğü
MADDE 200-
Dış üstlenme sözleşmesi hükümsüz hâle gelirse, iyiniyetli üçüncü kişilerin
hakları saklı kalmak üzere, eski borç bütün bağlı borçlarıyla birlikte
varlığını sürdürür.
Bundan başka,
borcu üstlenen üstlenme sözleşmesinin hükümsüz hâle gelmesinde ve alacaklının
zarara uğramasında kendisine bir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe
alacaklı, önceden sağlanmış güvenceyi yitirmesi yüzünden veya başka herhangi
bir sebeple uğradığı zararın giderilmesini üstlenenden isteyebilir.
E. Borca katılma
MADDE 201- Borca katılma, mevcut bir borca borçlunun yanında yer almak
üzere, katılan ile alacaklı arasında yapılan ve katılanın, borçlu ile birlikte
borçtan sorumlu olması sonucunu doğuran bir sözleşmedir.
Borca katılan
ile borçlu, alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olurlar.
F. Malvarlığının
veya işletmenin devralınması
MADDE 202-
Bir malvarlığını veya bir işletmeyi aktif ve pasifleri ile birlikte devralan,
bunu alacaklılara bildirdiği veya ticari işletmeler için Ticaret Sicili
Gazetesinde, diğerleri için Türkiye genelinde dağıtımı yapılan gazetelerden
birinde yayımlanacak ilanla duyurduğu tarihten başlayarak, onlara karşı
malvarlığındaki veya işletmedeki borçlardan sorumlu olur.
Bununla birlikte, iki yıl süreyle önceki borçlu da
devralanla birlikte müteselsil borçlu olarak sorumlu kalır. Bu süre, muaccel
borçlar için, bildirme veya duyuru tarihinden; daha sonra muaccel olacak
borçlar için ise, muacceliyet tarihinden işlemeye başlar.
Borçların bu yoldan üstlenilmesinin sonuçları, dış
üstlenme sözleşmesinden doğan sonuçlarla özdeştir.
Bildirme veya
ilanla duyurma yükümlülüğü devralan tarafından yerine getirilmedikçe, ikinci
fıkrada öngörülen iki yıllık süre işlemeye başlamaz.
G. İşletmelerin
birleşmesi ve şekil değiştirmesi
MADDE 203- Bir
işletme, başka bir işletme ile aktif ve pasiflerin karşılıklı olarak
devralınması ya da birinin diğerine katılması yoluyla birleştirilirse, her iki
işletmenin alacaklıları, bir malvarlığının devralınmasından doğan haklara sahip
olup, bütün alacaklarını yeni işletmeden alabilirler.
Bir tek kişiye
ait olup da, kollektif veya komandit ortaklık hâline dönüştürülen bir
işletmenin borçları hakkında da aynı hüküm uygulanır.
H. Özel
hükümlerin saklılığı
MADDE 204- Mirasın paylaşılması ve rehinli taşınmazların devri konusundaki borcun
üstlenilmesine ilişkin özel hükümler saklıdır.
ÜÇÜNCÜ
AYIRIM
Sözleşmenin
Devri ve Sözleşmeye Katılma
A. Sözleşmenin
devri
MADDE 205- Sözleşmenin devri, sözleşmeyi devralan ile devreden ve
sözleşmede kalan taraf arasında yapılan ve devredenin bu sözleşmeden doğan
taraf olma sıfatı ile birlikte bütün hak ve borçlarını devralana geçiren bir
anlaşmadır.
Sözleşmeyi devralan ile devreden
arasında yapılan ve sözleşmede kalan diğer tarafça önceden verilen izne dayanan
veya sonradan onaylanan anlaşma da, sözleşmenin devri hükümlerine tabidir.
Sözleşmenin devrinin geçerliliği, devredilen
sözleşmenin şekline bağlıdır.
Kanundan doğan halefiyet hâlleri ile diğer özel
hükümler saklıdır.
B. Sözleşmeye
katılma
MADDE 206- Sözleşmeye katılma, mevcut bir sözleşmeye taraflardan
birinin yanında yer almak üzere, katılan ile bu sözleşmenin tarafları arasında
yapılan ve katılanın, yanında yer aldığı tarafla birlikte, onun hak ve
borçlarına sahip olması sonucunu doğuran bir anlaşmadır.
Anlaşmada aksi kararlaştırılmamışsa, sözleşmeye
katılan ile yanında yer aldığı taraf, sözleşmenin diğer tarafına karşı
müteselsilen alacaklı ve borçlu olurlar.
Sözleşmeye katılmanın geçerliliği,
katılma konusu sözleşmenin şekline bağlıdır.
İKİNCİ
KISIM
Özel
Borç İlişkileri
BİRİNCİ
BÖLÜM
Satış
Sözleşmesi
BİRİNCİ
AYIRIM
Genel
Hükümler
A. Tanımı ve
hükümleri
MADDE 207- Satış
sözleşmesi, satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya
devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği
sözleşmedir.
Sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça veya aksine bir
âdet bulunmadıkça, satıcı ve alıcı borçlarını aynı anda ifa etmekle
yükümlüdürler.
Durum ve koşullara göre belirlenmesi mümkün olan
bedel, kararlaştırılmış bedel hükmündedir.
B. Yarar ve hasar
MADDE 208-
Kanundan, durumun gereğinden veya sözleşmede öngörülen özel koşullardan doğan
ayrık hâller dışında, satılanın yarar ve hasarı; taşınır satışlarında
zilyetliğin devri, taşınmaz satışlarında ise tescil anına kadar satıcıya
aittir.
Taşınır satışlarında, alıcının satılanın zilyetliğini
devralmada temerrüde düşmesi durumunda zilyetliğin devri gerçekleşmişçesine
satılanın yarar ve hasarı alıcıya geçer.
Satıcı alıcının isteği üzerine satılanı ifa yerinden
başka bir yere gönderirse, yarar ve hasar, satılanın taşıyıcıya teslim edildiği
anda alıcıya geçer.
İKİNCİ
AYIRIM
Taşınır
Satışı
A. Konusu
MADDE 209- Taşınır
satışı, Türk Medenî Kanunu uyarınca taşınmaz sayılanlar dışında kalan ve diğer
kanunlarda taşınır olarak belirtilen şeylerin satışıdır.
Ürünler, bir yapının yıkıntıları ve taş ocağından
çıkarılacak taşlar gibi, taşınmazdan ayrıldıktan sonra mülkiyeti devredilecek
bütünleyici parçaların satılması da taşınır satışıdır.
B. Satıcının
borçları
I. Zilyetliğin
devri
1. Kural
MADDE 210- Satıcı,
satılanın mülkiyetini geçirmek amacıyla, zilyetliğini alıcıya devretmekle
yükümlüdür.
2. Devir ve
taşıma giderleri
MADDE 211- Aksine
sözleşme veya âdet yoksa, ölçme ve tartma gibi devir giderleri satıcıya,
satılanı devralmak üzere yapılan giderler ve satılanın ifa yerinden başka yere
taşınması gerektiğinde, taşıma giderleri alıcıya aittir.
Gidersiz devir kararlaştırılmışsa, satıcı taşıma
giderlerini üstlenmiş sayılır.
Liman ve
gümrük giderleri olmaksızın devir kararlaştırılmışsa satıcı, dış satım, transit
ve dış alım vergilerini üstlenmiş sayılır; ancak satılanın alıcı tarafından
devralındığı sırada ödenmiş olan tüketim vergilerini üstlenmiş sayılmaz.
3. Satıcının
temerrüdü
a. Kural ve
ayrık durum
MADDE
212- Satıcının temerrüdü hâlinde,
borçlunun temerrüdüne ilişkin genel hükümler uygulanır.
Zilyetliğin
devri için belirli bir süre konulmuş olan ticari satışlarda, satıcı temerrüde
düşerse alıcının, devir isteminden vazgeçerek borcun ifa edilmemesinden doğan
zararının giderilmesini istediği kabul edilir.
Alıcı,
satılanın devredilmesini isteme niyetinde ise, belirlenen sürenin bitiminde
bunu satıcıya hemen bildirmek zorundadır.
b. Giderim borcu
ve kapsamı
MADDE
213- Borcunu ifa etmeyen satıcı,
alıcının bu yüzden uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.
Satıcı
borcunu ifa etmezse alıcı, satış bedeli ile kendisine devredilmeyen satılanın
yerine, bir başkasını satın almak için dürüstlük kurallarına uygun olarak
ödediği bedel arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini
isteyebilir.
Satılan,
borsada kayıtlı veya piyasa fiyatı bulunan mallardan ise alıcı, onun yerine bir
başkasını satın alma zorunda olmaksızın, satış bedeli ile belirlenmiş ifa
günündeki piyasa fiyatı arasındaki farka göre hesaplanacak zararın
giderilmesini isteyebilir.
II. Zapttan
sorumluluk
1. Konusu
MADDE
214- Satış sözleşmesinin kurulduğu
sırada var olan bir hak dolayısıyla, satılanın tamamı veya bir kısmı bir üçüncü
kişi tarafından alıcının elinden alınırsa satıcı, bundan dolayı alıcıya karşı
sorumlu olur.
Alıcı,
elinden alınma tehlikesini sözleşmenin kurulduğu sırada biliyor idiyse satıcı,
ayrıca üstlenmiş olmadıkça bundan dolayı sorumlu olmaz.
Satıcı, üçüncü
kişinin hakkını gizlemişse, sorumluluğunu kaldırma veya sınırlama konusunda
yapılmış olan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
2. Yargılama
usulü
a. Davanın
bildirimi
MADDE
215- Satılanın elinden alınması
tehlikesi ile karşılaşan alıcı, kendisine karşı açılan davayı satıcıya
bildirdiği zaman satıcı, durumun gereğine göre ve yargılama usulü uyarınca ya
alıcının yanında davaya katılmak ya da alıcı yerine geçerek üçüncü kişiye karşı
davayı takip etmek ve savunmak zorundadır.
Bildirme,
davaya katılmaya ve savunmaya elverişli bir zamanda yapılmışsa, alıcının
aleyhinde verilen hüküm, onun ağır kusuru yüzünden verildiği ispat edilmedikçe,
satıcı için de sonuç doğurur.
Dava,
kendisine yüklenilemeyen sebeplerden dolayı satıcıya bildirilmemişse satıcı,
zamanında bildirilmiş olsaydı daha elverişli bir hüküm elde edilebileceğini
ispatladığı ölçüde sorumluluktan kurtulur.
b. Mahkeme
kararı olmaksızın satılanı verme
MADDE 216- Satıcının
zapttan sorumluluğu aşağıdaki hâllerde devam eder:
1. Alıcı, bir mahkeme kararı beklemeksizin üçüncü
kişinin hakkını dürüstlük kurallarına uygun olarak tanımış ve satılanı ona
vermişse.
2. Alıcı, üçüncü kişinin kendisine karşı dava açmasını
beklemeden, satıcıyı satılan üzerindeki hak iddiasına ilişkin uyuşmazlığı dava
yoluyla çözümlemesi, aksi takdirde tahkim yoluna başvuracağı konusunda
gecikmeksizin uyarmış ve bundan sonuç alamadığı için tahkim yoluna başvurmuşsa.
Satıcının
sorumluluğu, alıcının satılanı üçüncü kişiye vermekle yükümlü olduğunu ispat
etmesi durumunda da devam eder.
3. Alıcının
hakları
a. Tam zapt
hâlinde
MADDE 217-
Satılanın tamamı alıcının elinden alınmışsa, satış sözleşmesi kendiliğinden
sona ermiş sayılır ve alıcı satıcıdan aşağıdaki istemlerde bulunabilir:
1.
Satılandan elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünlerin değeri
indirilerek, ödemiş olduğu satış bedelinin faizi ile birlikte geri verilmesini.
2. Satılanı elinden alan üçüncü kişiden isteyemeyeceği
giderleri.
3. Davayı satıcıya bildirmekle kaçınılabilecek olanlar
dışında kalan bütün yargılama giderleri ile yargılama dışındaki giderleri.
4. Satılanın tamamen elinden alınması yüzünden
doğrudan doğruya uğradığı diğer zararları.
Satıcı,
kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alıcının satılanın
elinden alınması yüzünden uğramış olduğu diğer zararları da gidermekle
yükümlüdür.
b. Kısmi zapt
hâlinde
MADDE 218- Satılanın
bir kısmı elinden alınmış veya satılan sınırlı ayni bir hakla yüklenmişse
alıcı, sadece bu yüzden uğradığı zararın giderilmesini isteyebilir.
Ancak
alıcının, satılandaki bu durumu bilseydi onu satın almayacağı durum ve
koşullardan anlaşılıyorsa, alıcı hâkimden sözleşmenin sona ermesine karar
vermesini isteyebilir. Bu durumda alıcı, satılanın elinde kalmış olan kısmını o
zamana kadar elde etmiş olduğu yararlarla birlikte, satıcıya geri vermekle
yükümlüdür.
III. Ayıptan
sorumluluk
1. Konusu
a. Genel olarak
MADDE 219- Satıcı,
alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda
bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen
niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan
beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki
ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur.
Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan
sorumludur.
b. Hayvan
satışında
MADDE 220- Hayvan satışında satıcı, yazılı olarak üstlenmedikçe veya ağır kusuru
olmadıkça ayıptan sorumlu olmaz.
2. Sorumsuzluk
anlaşması
MADDE 221-
Satıcı satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise, ayıptan
sorumluluğunu kaldıran veya sınırlayan her anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
3. Alıcının
bildiği ayıplar
MADDE 222- Satıcı,
satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan
sorumlu değildir.
Satıcı, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle
görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca
üstlenmişse sorumlu olur.
4. Gözden
geçirme ve satıcıya bildirme
a. Genel olarak
MADDE 223- Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân
bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu
gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek
zorundadır.
Alıcı gözden
geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır.
Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp
bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan
anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla
birlikte kabul edilmiş sayılır.
b. Hayvan
satışında
MADDE 224- Hayvan
satışında satıcının sorumlu olacağı süre yazılı olarak belirlenmemiş ve ayıp da
hayvanın gebeliğine ilişkin değilse satıcı, ancak ayıbın devrin yapıldığı veya
alıcının devralmada temerrüdünün
gerçekleştiği günden başlayarak
dokuz gün içinde kendisine bildirilmesi ve
ayrıca, hayvanın bilirkişilerce gözden geçirilmesinin aynı süre içinde yetkili
makamdan istenmesi hâlinde sorumlu olur.
5. Satıcının
ağır kusurunun sonuçları
MADDE 225- Ağır
kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş
olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz.
Satıcılığı meslek edinmiş kişilerin bilmesi gereken
ayıplar bakımından da aynı hüküm geçerlidir.
6. Satılanın
başka yerden gönderilmesi
MADDE 226- Başka
yerden gönderilen satılanın ayıplı olduğunu ileri süren alıcı, bulunduğu yerde
satıcının temsilcisi yoksa, satılanın korunması için gerekli önlemleri geçici
olarak almakla yükümlüdür. Alıcı, ayıplı olduğunu ileri sürdüğü satılanın
korunması için gerekli önlemleri almaksızın onu satıcıya geri gönderemez.
Alıcı,
satılanın durumunu gecikmeksizin usulüne göre tespit ettirmekle yükümlüdür.
Bunu yaptırmazsa, ileri sürdüğü ayıbın, satılanın kendisine ulaştığı zamanda
var olduğunu ispat yükü alıcıya düşer.
Satılanın kısa zamanda bozulma tehlikesi varsa, alıcı
onu bulunduğu yerdeki mahkeme aracılığıyla sattırmaya yetkili, hatta satıcının
yararı gerektiriyorsa sattırmakla yükümlüdür. Alıcı, durumu satıcıya en kısa
zamanda bildirmezse, bundan doğan zarardan sorumlu olur.
7. Alıcının
seçimlik hakları
a. Genel olarak
MADDE 227- Satıcının
satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik
haklardan birini kullanabilir:
1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek
sözleşmeden dönme.
2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde
indirim isteme.
3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün
masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme.
4. İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile
değiştirilmesini isteme.
Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı
saklıdır.
Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen
vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını
önleyebilir.
Alıcının,
sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa
hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar
verebilir.
Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok
yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle
değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir.
b. Satılanın yok
olması veya ağır biçimde zarara uğraması
MADDE 228- Alıcıya ayıplı olarak devredilmiş olan satılanın ayıptan, beklenmedik
hâlden veya mücbir sebepten dolayı yok olması veya ağır
biçimde zarara uğraması, alıcının sözleşmeden dönme hakkını kullanmasını
engellemez. Bu durumda alıcı, satılandan elinde ne kalmışsa onu geri vermekle
yükümlüdür.
Satılan alıcıya
yüklenebilen bir sebep yüzünden yok olmuşsa veya alıcı onu başkasına
devretmişse ya da biçimini değiştirmişse alıcı, ancak değerindeki eksiklik
karşılığının satış bedelinden indirilmesini isteyebilir.
8. Dönmenin
sonuçları
a. Genel olarak
MADDE 229- Satış
sözleşmesinden dönen alıcı, satılanı, ondan elde ettiği yararları ile birlikte
satıcıya geri vermekle yükümlüdür. Buna karşılık alıcı da, satıcıdan aşağıdaki
istemlerde bulunabilir:
1. Ödemiş olduğu satış bedelinin, faiziyle birlikte
geri verilmesi.
2. Satılanın tamamen zaptında olduğu gibi, yargılama
giderleri ile satılan için yapmış olduğu giderlerin ödenmesi.
3. Ayıplı maldan doğan doğrudan zararının giderilmesi.
Satıcı, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat
etmedikçe, alıcının diğer zararlarını da gidermekle yükümlüdür.
b. Birden çok
mal satışında
MADDE 230- Birden
çok mal veya birden çok parçadan oluşan bir mal, birlikte satılmış olup da
bunlardan bazıları ayıplı çıkarsa, dönme hakkı bunlardan ancak ayıplı çıkanlar
için kullanılabilir. Ancak, alıcıya veya satıcıya önemli bir zarar vermeksizin
ayıplı parçanın diğerinden ayrılmasına imkân yoksa, dönme hakkının satılanın
tamamını kapsaması zorunludur.
Satılanın aslı için satıştan dönülmesi, ayrı satış
bedeli gösterilerek satılmış olsalar bile, eklentilerini de kapsar; fakat
eklentiler için dönme, satılanın aslını kapsamaz.
9. Zamanaşımı
MADDE 231-
Satıcı daha uzun bir süre için üstlenmiş olmadıkça, satılanın ayıbından doğan
sorumluluğa ilişkin her türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa
bile, satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıl geçmekle zamanaşımına
uğrar. Alıcının satılanın kendisine devrinden başlayarak iki yıl içinde
bildirdiği ayıptan doğan def'i hakkı, bu sürenin geçmiş olmasıyla ortadan
kalkmaz.
Satıcı, satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır
kusurlu ise, iki yıllık zamanaşımı süresinden yararlanamaz.
C. Alıcının
borçları
I. Satış
bedelinin ödenmesi ve satılanın devralınması
MADDE 232- Alıcı,
satış sözleşmesinde kararlaştırılmış olduğu biçimde satış bedelini ödemek ve
kendisine sunulan satılanı devralmakla yükümlüdür.
Aksine yerel âdet veya anlaşma yoksa, satılanın
hemen devralınması gereklidir.
II. Satış
bedelinin belirlenmesi
MADDE 233- Alıcı,
satış bedelini belirtmeksizin, malı alacağını kesin olarak bildirmişse satış,
ifa yeri ve zamanındaki ortalama piyasa fiyatı üzerinden yapılmış sayılır.
Satış bedeli, satılanın ağırlığına göre
hesaplanıyorsa, darası indirilir.
Bazı ticari malların satışında, daralı ağırlıktan
miktar olarak ya da yüzde hesabıyla bir indirim yapılmasına veya bedelin,
daralı ağırlık üzerinden belirlenmesine ilişkin ticari teamüller saklıdır.
III. Satış
bedelinin muacceliyeti ve faizi
MADDE 234- Aksine
sözleşme yoksa, satılan alıcının zilyetliğine girince satış bedeli muaccel
olur.
Faiz istenebileceği konusunda bir teamül varsa veya
alıcı maldan ürün ya da diğer verimler elde etme imkânına sahip ise ya da
belirli günün geçmesiyle temerrüdün gerçekleşmesi durumunda, ayrıca bir ihtara
gerek olmaksızın satış bedeline faiz istenebilir.
IV. Alıcının
temerrüdü
1. Satıcının dönme
hakkı
MADDE 235- Satılanın,
ancak satış bedeli ödendikten sonra veya ödenme anında devredilmesi gereken
durumlarda alıcı temerrüde düşerse satıcı, herhangi bir işlem gerekmeksizin
satıştan dönebilir.
Bu hakkını kullanmak isteyen satıcı, durumu gecikmeksizin
alıcıya bildirmek zorundadır.
Satılanın zilyetliği satış bedeli ödenmeden alıcıya
devredilmişse, alıcının temerrüdü sebebiyle satıcının dönme hakkını kullanarak
satılanı geri alması, bu hakkın sözleşmede açıkça saklı tutulmasına bağlıdır.
2. Zararın
hesaplanması ve giderimi
MADDE 236- Borcunu
ifa etmeyen alıcı, satıcının bu yüzden uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.
Satıcı, satış bedelini ödemede temerrüde düşmüş olan
alıcıdan, bu bedel ile satılanın başkasına dürüstlük kurallarına uygun olarak
satışından elde ettiği bedel arasındaki farka göre hesaplanacak zararın
giderilmesini isteyebilir.
Satılan, borsada kayıtlı veya piyasa fiyatı bulunan
mallardan ise satıcı, böyle bir satışa gerek kalmaksızın alıcıdan, satış bedeli
ile malın belirlenmiş ödeme günündeki fiyatı arasındaki farka göre hesaplanacak
zararın giderilmesini isteyebilir.
ÜÇÜNCÜ
AYIRIM
Taşınmaz
Satışı ve Satış İlişkisi Doğuran Haklar
A. Şekil
MADDE 237- Taşınmaz
satışının geçerli olabilmesi için, sözleşmenin resmî şekilde düzenlenmesi
şarttır.
Taşınmaz satışı vaadi, geri alım ve alım sözleşmeleri,
resmî şekilde düzenlenmedikçe geçerli olmaz.
Önalım
sözleşmesinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır.
B. Satış
ilişkisi doğuran haklar
I. Süresi ve
şerhi
MADDE 238- Önalım,
geri alım ve alım hakları en çok on yıllık süre için kararlaştırılabilir ve
kanunlarda belirlenen süreyle tapu siciline şerh edilebilir.
II. Devredilmesi
ve miras yoluyla geçmesi
MADDE 239- Aksine
anlaşma olmadıkça, sözleşmeden doğan önalım, alım ve geri alım hakları
devredilemez, ancak miras yoluyla geçer.
Bu hakların devredilebileceği sözleşmeyle kararlaştırılmışsa,
devir işlemi hakkın kurulması için öngörülen şekilde yapılmadıkça geçerli
olmaz.
III. Önalım
hakkı
1. İleri
sürülmesi
MADDE 240- Önalım
hakkı, taşınmazın satışı ya da ekonomik bakımdan satışa eşdeğer her türlü
işlemin yapılması hâllerinde kullanılabilir.
Taşınmazın, mirasın paylaşımında mirasçılardan birine
özgülenmesi, cebrî artırma yoluyla satışı ve kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi
ve bunlara benzer amaçlarla edinilmesi hâllerinde önalım hakkı kullanılamaz.
2. Koşulları ve
hükümleri
MADDE 241- Satıcı
veya alıcı, satış sözleşmesinin yapıldığını ve içeriğini önalım hakkı sahibine
noter aracılığıyla bildirmek zorundadır.
Önalım hakkı kullanıldıktan sonra satış sözleşmesi
ortadan kaldırılırsa ya da alıcının şahsından kaynaklanan sebeplerle
onaylanmazsa, bu durum önalım hakkı sahibine karşı ileri sürülemez.
Önalım hakkını kuran sözleşmede aksi öngörülmemişse,
önalım hakkı sahibi taşınmazı, satıcının üçüncü kişiyle kararlaştırdığı satışa
ilişkin koşullarla kazanır.
Ekonomik
bakımdan satışa eşdeğer işlemlerde de yukarıdaki hükümler uygulanır.
3. Kullanılması
ve hükümleri
MADDE 242- Sözleşmeden
doğan önalım hakkını kullanmak isteyen hak sahibi, bu hak şerhedilmiş ve
taşınmazın mülkiyeti alıcı adına tescil edilmişse alıcıya; aksi takdirde
satıcıya karşı, satışın veya ekonomik bakımdan satışa eşdeğer başka bir işlemin
kendisine bildirildiği tarihten başlayarak üç ay ve her hâlde satışın yapılmasından
başlayarak iki yıl içinde dava açmak zorundadır.
C. Taşınmaz
satışı
I. Koşullu satış
ve mülkiyetin saklı tutulması
MADDE 243- Bir
taşınmazın koşula bağlı satışında, koşul gerçekleşmedikçe tapu siciline tescil
yapılamaz.
Taşınmaz
satışında mülkiyeti saklı tutma koşulu da tescil edilemez.
II. Sorumluluk
MADDE 244- Aksine
sözleşme olmadıkça, satılan taşınmaz, satış sözleşmesinde yazılı yüzölçümü
tutarını kapsamıyorsa satıcı, eksiği için alıcıya tazminat ödemekle yükümlüdür.
Satılan taşınmaz, resmî bir ölçüme dayanılarak tapu
siciline yazılmış olan yüzölçümü tutarını içermiyorsa satıcı, özellikle
üstlenmiş olmadıkça tazminat ile yükümlü değildir.
Bir yapının ayıplı olmasından doğan davalar,
mülkiyetin geçmesinden başlayarak beş yılın ve satıcının ağır kusuru varsa
yirmi yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
III. Yarar ve hasar
MADDE 245-
Satılanın tescilden sonraki bir zamanda alıcı tarafından teslim alınması için
sözleşmeyle bir süre belirlenmişse, onun yarar ve hasarı, alıcıya teslimle
geçer. Bu hüküm, alıcının satılanı teslim almada temerrüde düşmesi durumunda da
uygulanır.
Bu sözleşmenin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış
olmasına bağlıdır.
IV. Taşınır
satışına ilişkin kuralların uygulanması
MADDE 246-
Taşınır satışına ilişkin kurallar, kıyas yoluyla taşınmaz satışında da
uygulanır.
DÖRDÜNCÜ
AYIRIM
Bazı
Satış Türleri
A. Örnek üzerine
satış
I. Tanımı
MADDE 247- Örnek
üzerine satış, tarafların sözleşmenin konusu olan malın alıcıya veya üçüncü bir
kişiye bırakılan bir örneğe ya da tespit ettikleri bir mala uygun olması
üzerinde anlaşmalarıyla yapılan satıştır.
II. İspat yükü
MADDE 248-
Örnek üzerine satışta kendisine örnek verilen taraf, elindeki örneğin kendisine
verilmiş örnek olduğunu ispat yükü altında olmayıp, örneğin biçimi değişmiş
olsa bile, bu değişiklik gözden geçirmenin zorunlu bir sonucu ise, alıcının
iddiası doğru sayılır. Ancak, karşı tarafın her hâlde bunun aksini ispat hakkı
vardır.
Örnek, alıcının elindeyken bozulmuş veya yok olmuşsa,
kusuru olmasa bile, satılanın örneğe uygun olmadığını ispat yükü alıcıya düşer.
B. Beğenme
koşuluyla satış
I. Tanımı
MADDE 249- Beğenme
koşuluyla satış, alıcının satılanı deneyerek veya gözden geçirerek beğenmesi
koşuluyla yapılan satıştır.
II. Hükümleri
MADDE 250-
Beğenme koşuluyla satışta alıcı, satılanı kabul etmekte veya hiçbir sebep
göstermeksizin geri vermekte serbesttir.
Satılan,
alıcının zilyetliğine geçmiş olsa bile, satılanın mülkiyeti, beğenme koşulunun
gerçekleştiği ana kadar satıcıda kalır.
III. Deneme veya
gözden geçirme
1. Satıcının
yanında
MADDE 251-
Deneme veya gözden geçirme satıcının yanında yapılmak gerekip de alıcı,
satılanı sözleşme veya âdete göre gerekli süre içinde kabul edip
etmediğini açıklamazsa, satıcı sözleşmeyle bağlılıktan kurtulur.
Böyle bir süre
belirlenmemişse, satıcı uygun bir süre geçtikten sonra, satılanı kabul edip
etmediğini bildirmesi için alıcıya ihtarda bulunabilir; bu ihtara hemen cevap
verilmezse satıcı, sözleşmeyle bağlılıktan kurtulur.
2. Alıcının
yanında
MADDE 252-
Satılan, denenmeksizin veya gözden geçirilmeksizin alıcıya verilmişse, sözleşme
veya âdete göre gereken süre içinde veya böyle bir süre yoksa, satıcının ihtarı
üzerine alıcı, satılanı beğenmediğini hemen bildirmez veya onu geri vermezse,
beğenme koşulu gerçekleşmiş olur.
Alıcının, herhangi bir çekince belirtmeksizin satış
bedelinin tamamını veya bir kısmını ödemesiyle ya da satılanı deneme veya
gözden geçirme amacını aşacak biçimde kullanmasıyla da beğenme koşulu
gerçekleşmiş olur.
C. Kısmi ödemeli
satışlar
I. Taksitle
satış
1. Tanımı, şekli
ve içeriği
MADDE 253- Taksitle
satış, satıcının, satılan taşınırı alıcıya satış bedelinin ödenmesinden önce
teslim etmeyi, alıcının da satış bedelini kısım kısım ödemeyi üstlendikleri
satıştır.
Taksitle satış sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça
geçerli olmaz.
Malın satıcının ticari faaliyeti kapsamında satılması
hâlinde, sözleşmede aşağıdaki hususlar belirtilir:
1. Tarafların adı ve yerleşim yeri.
2. Satışın konusu.
3. Satılanın peşin satış bedeli.
4. Taksitle ödeme sebebiyle belirtilecek ilave bedel.
5. Toplam satış bedeli.
6. Alıcının nakden veya aynen üstlendiği diğer bütün
edimler.
7. Peşinat ve taksitlerin tutarı ile vadesi ve ikiden
az olmamak üzere taksit sayısı.
8. Alıcının yedi gün içinde sözleşme yapılması
konusundaki irade açıklamasını geri alma hakkı.
9. Öngörülmüşse, mülkiyetin saklı tutulmasına veya
satış bedeli alacağının devrine ilişkin anlaşma kayıtları.
10. Temerrüt veya vadenin ertelenmesi durumunda, yasal
faiz oranının yüzde otuz fazlasını geçmemek üzere ödenecek faiz.
11. Sözleşmenin kurulduğu yer ve tarih.
2. Yasal
temsilcinin rızası
MADDE 254- Ayırt
etme gücüne sahip bir küçük veya kısıtlı tarafından yapılmış olan taksitle
satış sözleşmesinin geçerliliği, yasal temsilcinin yazılı rızasına bağlıdır. Bu
durumda rızanın, en geç sözleşmenin kurulduğu anda verilmiş olması gerekir.
3. Sözleşmenin
hüküm ve sonuçlarını doğurması ve geri alma açıklaması
MADDE 255- Taksitle
satış sözleşmesi, alıcı bakımından, taraflarca imzalanmış sözleşmenin bir
nüshasının eline geçmesinden yedi gün sonra hüküm ve sonuçlarını doğurur.
Alıcı, bu süre içinde irade açıklamasını geri aldığını satıcıya yazılı olarak
bildirebilir. Bu haktan önceden feragat edilemez. Geri alma bildiriminin
sürenin son gününde postaya verilmiş olması, sonuç doğurması için yeterlidir.
Satıcı geri alma süresi içinde malı alıcıya
devretmişse alıcı, malı ancak olağan bir gözden geçirmenin gerektirdiği ölçüde
kullanabilir; aksi takdirde sözleşme hüküm ve sonuçlarını doğurmuş olur.
Alıcının geri alma hakkını kullanması hâlinde,
kendisinden cayma parası istenemez.
4. Tarafların
hak ve borçları
a. Peşinatı
ödeme borcu ve sözleşmenin süresi
MADDE 256- Alıcı,
peşin satış bedelinin en az onda birini en geç teslim anında peşin
olarak, satış bedelinin geri kalan kısmını da sözleşmenin kurulmasını izleyen
üç yıl içinde ödemekle yükümlüdür.
Cumhurbaşkanı[1], satılanın türüne göre peşinat miktarı ile yasal
ödeme sürelerini yarıya kadar indirebileceği gibi, iki katına kadar
çıkartabilir.
Kanunda belirlenen asgari peşinatı tamamen almaksızın,
satılanı alıcıya devreden satıcı, peşinatın ödenmeyen kısmı üzerinde istem
hakkını kaybeder.
Peşinattan vazgeçilmesi karşılığında, satış bedelinde
yapılacak artırma hükümsüzdür.
b. Alıcının
def'ileri
MADDE 257- Alıcı,
satıcının taksitle satıştan doğan alacağı ile kendisinin satıcıdan olan
alacağını takas etme hakkından önceden feragat edemez.
Alacağın devredilmesi durumunda alıcının, satış bedeli
alacağına ilişkin def'ileri sınırlanamaz ve ortadan kaldırılamaz.
c. Satış
bedelinin tamamen ödenmesi
MADDE 258- Taksit
borcu kambiyo senedine bağlanmış olmadıkça, alıcı satış bedelinin kalan kısmını
her zaman bir defada ödeyerek borcundan kurtulabilir. Bu durumda, peşin satış
bedeline ilave edilen bedelin ödenmemiş taksitlere isabet eden kısmı,
yarısından az olmamak üzere ödeme süresinin kısaltılmasına uygun olarak
indirilir.
5. Alıcının
temerrüdü
a. Satıcının
seçimlik hakkı
MADDE 259- Alıcı
peşinatı ödemede temerrüde düşerse satıcı, sadece peşinatı isteyebilir veya
sözleşmeden dönebilir.
Alıcı taksitleri ödemede temerrüde düşerse satıcı,
muaccel olmuş taksitlerin veya geri kalan satış bedelinin tamamının bir defada
ödenmesini isteyebilir ya da sözleşmeden dönebilir. Satıcının geri kalan satış
bedelinin tamamını isteyebilmesi veya sözleşmeden dönebilmesi, ancak bu hakkı
açık biçimde saklı tutmuş olmasına ve alıcının kararlaştırılan satış bedelinin
en az onda birini oluşturan ve birbirini izleyen en az iki taksidi veya en az
dörtte birini oluşturan bir taksidi ya da en son taksidi ödemede temerrüde
düşmüş olmasına bağlıdır. Ancak, satıcının dönme dolayısıyla isteyebileceği
miktar, ödenmiş olan taksitler tutarına eşit veya daha fazla ise satıcı
sözleşmeden dönemez.
Satıcı, satış
bedelinin geri kalan kısmının tamamen ödenmesini isteme veya sözleşmeden dönme
haklarını kullanmadan önce, alıcıya en az onbeş günlük bir süre tanımak
zorundadır.
b. Sözleşmeden
dönme
MADDE 260- Satıcı,
alıcının taksitleri ödemede temerrüde düşmesi sebebiyle satılanın alıcıya
devrinden sonra sözleşmeden dönerse, her iki taraf aldığını geri vermekle
yükümlüdür. Satıcı, ayrıca hakkaniyete uygun bir kullanım bedeli ve satılanın
olağandışı kullanılması sebebiyle değerinin azalması hâlinde tazminat da
isteyebilir. Ancak satıcı, sözleşme zamanında ifa edilmiş olsaydı elde edecek
olduğundan fazlasını isteyemez.
Satıcı, alıcının peşinatı ödemede temerrüde düşmesi
yüzünden satılanın devrinden önce sözleşmeden dönerse, alıcıdan sadece
ödenmeyen peşinat üzerinden, sözleşmeden döndüğü tarihe kadar işleyecek yasal
faiz ile sözleşmenin kurulmasından sonra, satılanın uğramış olduğu değer kaybı
sebebiyle tazminat isteyebilir. Ceza koşulu kararlaştırılmışsa, peşin satış
bedelinin yüzde onunu aşamaz.
c. Hâkimin
müdahalesi
MADDE 261- Hâkim,
temerrüde düşen alıcının borçlarını ödeyeceği konusunda güvence vermesi ve
satıcının da bu yeni düzenleme dolayısıyla herhangi bir zararının söz konusu
olmaması koşuluyla, alıcıya ödeme kolaylıkları sağlayabilir ve satıcının
satılanı geri almasını yasaklayabilir.
6. Yetkili
mahkeme ve tahkim
MADDE 262- Yerleşim
yeri Türkiye'de olan alıcı, tarafı olduğu taksitle satış sözleşmesinden doğacak
uyuşmazlıklar konusunda, yerleşim yerindeki mahkemenin yetkisinden önceden
feragat edemeyeceği gibi, tahkim sözleşmesi de yapamaz.
7. Uygulama
alanı
MADDE 263- Taksitle
satışa ilişkin hükümler, aynı ekonomik amaçla yapılan işlemlere de uygulanır.
Bir taşınırı edinme amacıyla yapılan ödünç
sözleşmelerinde satıcının, mülkiyeti saklı tutma kaydı ile birlikte veya bundan
bağımsız olarak satış bedeli alacağını ödünç verene devretmesi veya satıcı ile
ödünç verenin başka surette anlaşarak, alıcının satış bedelini daha sonra
taksitler hâlinde ödemek üzere malın teslimini sağlamaları durumunda,
taksitle satışa ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır. Ödünç sözleşmesinde,
taksitle satış sözleşmelerine konulması zorunlu olan hususların yer alması
şarttır. Ancak, bunlardan peşin satış bedeli ile toplam satış bedeli yerine,
ödünç alınan miktar ile ödünç verene ödenecek toplam ödünç miktarı gösterilir.
Peşin satışla bağlantılı taksitle ödünç
sözleşmelerinde, ödünç verene, yasal asgari peşinatın ödenmiş ve peşin satış
bedelinin ödünç sözleşmesinin yapılması sırasında herhangi bir ilave
yapılmaksızın tamamen karşılanmış olması hâlinde, taksitle satışa ilişkin
hükümler uygulanmaz.
Alıcının tacir sıfatıyla hareket ettiği veya malın bir
ticari işletmenin ihtiyacı için ya da meslekî amaçlarla satın alınması
durumunda, taksitle satışa ilişkin hükümlerden sadece 259 uncu maddenin ikinci
fıkrası, 260 ıncı maddenin birinci fıkrası ve 261 inci maddesi hükümleri
uygulanır.
II. Ön ödemeli
taksitle satış
1. Tanımı, şekli
ve içeriği
MADDE 264- Ön
ödemeli taksitle satış, alıcının taşınır bir malın satış bedelini önceden kısım
kısım ödemeyi, satıcının da bedelin tamamen ödenmesinden sonra satılanı alıcıya
devretmeyi üstlendikleri satıştır.
Ön ödemeli taksitle satış sözleşmesi, yazılı şekilde
yapılmadıkça geçerli olmaz. Sözleşmede aşağıdaki hususlar belirtilir:
1. Tarafların adı ve yerleşim yeri.
2. Satışın konusu.
3. Toplam satış bedeli.
4. Taksitlerin sayısı, tutarı, vadesi ve sözleşmenin
süresi.
5. Taksitleri kabule yetkili banka.
6. Alıcıya karşı üstlenilen faiz miktarı.
7. Alıcının yedi gün içinde sözleşme yapılması
konusundaki irade açıklamasını geri alma hakkı.
8. Alıcının sözleşmeden cayma hakkı ve bu sebeple
ödeyeceği cayma parası.
9. Sözleşmenin kurulduğu yer ve tarih.
2. Tarafların
hak ve borçları
a. Ödemelerin
güvenceye bağlanması
MADDE 265- Ödeme
süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan sözleşmelerde alıcı, ödemeleri
sözleşmede belirtilen bir bankada kendi adına açılacak gelir getiren bir tasarruf
veya yatırım hesabına yatırmakla yükümlüdür.
Banka, her iki tarafın çıkarlarını gözetmek
zorundadır. Açılan hesaptan her iki tarafın rızasıyla ödeme yapılabilir. Bu
rıza önceden verilemez.
Ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan
sözleşmelerde alıcı, satılanın devrine kadar 269 uncu madde uyarınca
sözleşmeden cayarsa satıcı, bu hesap üzerindeki bütün haklarını kaybeder.
b. Alıcının malın devrini isteme hakkı
MADDE 266- Alıcı
satış bedelinin tamamını ödedikten sonra, her zaman malın kendisine
devredilmesini isteyebilir. Ancak, satıcı malı başkasından sağlayarak
devredecek ise alıcı, bunun için kendisine uygun bir süre tanımak zorundadır.
Satıcının malı alıcıya devredebilmesi için, taksitle
satışa ilişkin koşullara uyulması gerekir.
Alıcı birden çok
şey satın almış veya seçim hakkını saklı tutmuş ise, satılanın kısım kısım
devredilmesini, ancak 256 ncı maddede öngörülen asgari peşinatı ödedikten sonra
isteyebilir. Satılanın eşya topluluğu oluşturduğu hâllerde bu istemde
bulunulamaz. Satış bedelinin tamamen ödenmemesi hâlinde, satıcıdan satılanı
kısmen devretmesi, ancak geri kalan kısmın yüzde onunun kendisine güvence
olarak bırakılması koşuluyla istenebilir.
c. Satış
bedelinin ödenmesi
MADDE 267- Ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan sözleşmelerde satış
bedelinin, satılanın devri anında tamamen ödenmiş olması gerekir. Satılanın
devredilmesini isteyen alıcı, hesabındaki bakiyeden, satış bedelinin en çok üçte birlik kısmını satıcı lehine serbest bırakabilir. Ancak,
sözleşmenin kuruluşu sırasında buna ilişkin taahhütte bulunulamaz.
d. Satış
bedelinin belirlenmesi
MADDE 268- Satıcının
sözleşmenin kurulduğu sırada belirlenen toplam satış bedeline ek bir bedel
isteme hakkını saklı tutan bütün kayıtlar geçersizdir.
Ödenecek toplam satış bedeli sözleşmede belirlenmiş
olmakla birlikte, devredilecek eşya önceden belirlenmemiş ve satıcı tarafından
bu eşyayı seçme hakkı alıcıya tanınmış ise satıcı, peşin satıştaki olağan
bedelleri göz önünde tutmak suretiyle alıcının yapacağı seçime tam olarak
uymakla yükümlüdür.
Buna aykırı anlaşmalar, ancak alıcının yararına olduğu
ölçüde geçerlidir.
3. Sözleşmenin
sona ermesi
a. Cayma hakkı
MADDE 269- Ödeme
süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan sözleşmelerde alıcı, malın
devrine kadar her zaman sözleşmeden cayabilir.
Sözleşmeden cayma hâlinde alıcı tarafından ödenmesi
öngörülen cayma parası, durumun özelliğine ve sözleşmenin kurulması ile cayma
arasında geçen süreye bakılarak belirlenir. Ancak, bu miktar satıcının toplam
alacağının yüzde ikisinden az ve yüzde beşinden fazla olamaz. Alıcı, yapmış
olduğu ödemelerin cayma parasını aşan kısmının, getirileri ile birlikte
kendisine geri verilmesini isteyebilir.
Alıcının ölmesi veya kazanç elde etmekten sürekli
olarak yoksun kalması sebebiyle ön ödemeleri yapamayacak duruma düşmesi ya da
sözleşmenin yerine olağan koşullarla yapılacak bir taksitle satış sözleşmesinin
konulmasına ilişkin önerisinin satıcı tarafından kabul edilmemesi yüzünden
sözleşmeden cayılmış olursa, cayma parası istenemez.
b. Sözleşmenin süresi
MADDE 270- Ön
ödemeleri ifa borcu, beş yılın geçmesiyle sona erer.
Ödeme süresi bir
yıldan daha uzun veya belirsiz olan sözleşmelerde alıcı, sekiz yıl geçtiği
hâlde satılanın devri isteminde bulunmazsa, satıcı kendisini uyararak üç aylık
süre tanır. Alıcı bu süre içinde kayıtsız kalırsa satıcı, alıcıya sözleşmeden
cayma hâlinde tanınan haklara sahip olur.
c. Alıcının
temerrüdü
MADDE 271-
Alıcı bir veya daha çok ön ödemede temerrüde düşerse satıcı, ancak vadesi
gelmiş olan ödemeleri isteyebilir. Bununla birlikte, toplam alacağın en az onda
birini oluşturan ve birbirini izleyen iki ön ödemenin veya toplam alacağın en
az dörtte birini oluşturan bir tek ön ödemenin ya da sonuncu ön ödemenin vadesi
gelmişse satıcı, ayrıca alıcıya tanıyacağı bir aylık ödeme süresinin
geçmesinden sonra sözleşmeden dönme hakkına sahip olur.
Satıcı, ödeme süresi bir yıl veya daha az olan
sözleşmeden dönerse, 260 ıncı maddenin ikinci fıkrası hükmü kıyas yoluyla
uygulanır. Süresi bir yılı aşan sözleşmelerde satıcı, ancak 269 uncu maddenin
ikinci fıkrasında öngörülen cayma parasını ve alıcıya ödenmesi gereken ortalama
banka mevduat faizini aşan zararlarının giderilmesini isteyebilir.
Bir yıldan daha uzun süreli sözleşmelerde temerrüde
düşmüş olan alıcının malın devrini istemesi hâlinde satıcı, yasal anapara faizi
ile birlikte, devir isteminden sonra malın değerinde oluşacak eksilmelerin
giderilmesini isteyebilir. Ceza koşulu öngörülmüşse miktarı, satış bedelinin
yüzde onunu geçemez.
Satılanın devredilmiş olduğu hâllerde, dönme konusunda
260 ıncı maddenin birinci fıkrası hükmü uygulanır.
4. Uygulama alanının sınırlanması
MADDE 272- Alıcının tacir sıfatıyla hareket etmesi veya malın bir ticari işletmenin
ihtiyacı için ya da meslekî amaçlarla satın alınması durumunda, 264 ilâ 271 inci maddeler uygulanmaz.
III. Ortak
hükümler
MADDE 273-
Taksitle satışa ilişkin hükümlerden yasal temsilcinin rızasına, sözleşmenin
hüküm ve sonuçlarını doğurmasına ve geri alma
açıklamasına, alıcının def'ilerine, satıcının alacağının devrine,
hâkim tarafından sağlanan ödeme kolaylıklarına ve yetkili mahkeme ile tahkime
ilişkin olanlar, ön ödemeli taksitle satışa da uygulanır.
Satılanı devir süresi bir yıldan daha uzun veya
belirsiz olan taksitle satışta alıcı, satılanın devrinden önce ödemeleri
yapmakla yükümlü ise, ön ödemeli taksitle satışa ilişkin hükümler kıyas yoluyla
uygulanır.
D. Açık artırma
yoluyla satış
I. Tanımı
MADDE 274- Açık
artırma yoluyla satış; yeri, zamanı ve koşulları önceden belirlenerek, hazır
olanlar arasından en yüksek bedeli öneren ile yapılan satıştır.
II. Kurulması
MADDE 275- Satıcı
artırma koşullarında aksi yönde bir irade açıklamasında bulunmamışsa, herkesin
katılabileceği isteğe bağlı açık artırmalarda satış sözleşmesi, artırmayı
yönetenin en yüksek bedeli öneren kişiye ihale etmesiyle kurulmuş olur.
Cebrî artırma
yoluyla satış, artırmayı yöneten memurun en yüksek bedeli öneren kişiye ihale
etmesiyle kurulmuş olur.
III. Hükümleri
1. Artırmaya
katılanın bağlandığı an
a. Genel olarak
MADDE 276-
Artırmaya katılan kişi, satış için konulmuş olan koşullar çerçevesinde önerisiyle
bağlıdır.
Aksine bir koşul yoksa, öneride bulunanın bağlılığı,
kendisinden daha yüksek bir öneri yapılmasıyla sona erer veya daha yüksek öneri
olup olmadığının sorulması üzerine böyle bir önerinin olmadığının anlaşılması
hâlinde, önerisinin hemen kabul edilmemesiyle ortadan kalkar.
b. Taşınmazın
açık artırma yoluyla satışında
MADDE 277-
Taşınmazın açık artırma yoluyla satışında, ihalenin veya reddinin artırmadan
hemen sonra yapılması gerekir.
Öneride bulunanın bağlılığının artırmadan sonra da
devam edeceğini öngören koşul geçersizdir. Ancak, bu kural cebrî artırmalarda
ve ihalenin bir kamu görevlisince onaylanması gerektiği durumlarda uygulanmaz.
2. Ödemenin
peşin olması gereği
MADDE 278- Artırma
koşullarında aksi kararlaştırılmamışsa, ihale bedelinin peşin ödenmesi gerekir.
İhale bedeli peşin olarak veya artırma koşulları
uyarınca ödenmezse satıcı, satıştan hemen dönebilir.
3. Mülkiyetin
geçmesi
MADDE 279- Artırmada
taşınır bir mal alan kişi, onun mülkiyetini ihale anında kazanır. Artırmadan
alınan taşınmazın mülkiyeti, ancak tapu siciline tescille alıcıya geçer.
Artırma görevlisi, satış tutanağında gösterilen
taşınmazın alıcı adına tescilini hemen tapu idaresine bildirir.
Cebrî artırma
sonucunda yapılan ihalelerde mülkiyetin geçmesine ilişkin özel hükümler
saklıdır.
İsteğe bağlı
özel artırmalarda mülkiyetin geçmesi genel hükümlere tabidir.
4. Zapttan ve
ayıptan sorumluluk
MADDE 280-
Cebrî artırmalarda zapttan ve ayıptan sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanmaz.
Artırmadan mal alan kişi, o mala, tapu siciline veya
satış koşullarına ya da kanuna göre belirli olan durumu, hakları ve yükleri ile
birlikte malik olur.
İsteğe bağlı açık artırmalarda satıcı, satılanın
zaptından ve ayıplarından sorumludur. Ancak, aldatma durumu dışında, artırma
koşullarında açıkça belirtip duyurmak suretiyle bu sorumluluktan kurtulabilir.
IV. Artırmanın
iptali
MADDE 281-
Hukuka veya ahlaka aykırı yollara başvurularak ihalenin gerçekleştirilmesi
sağlanmışsa her ilgili, iptal sebebini öğrendiği günden başlayarak on gün ve
her hâlde ihale tarihini izleyen bir yıl içinde ihalenin iptalini mahkemeden
isteyebilir.
Cebrî artırmalar
hakkında özel hükümler saklıdır.
İKİNCİ
BÖLÜM
Mal
Değişim Sözleşmesi
A.Tanımı
MADDE 282- Mal değişim sözleşmesi, taraflardan birinin diğer tarafa bir veya birden
çok şeyin zilyetlik ve mülkiyetini, diğer tarafın da karşı edim olarak başka
bir veya birden çok şeyin zilyetlik ve mülkiyetini devretmeyi üstlendiği
sözleşmedir.
B. Tabi olduğu
hükümler
MADDE 283- Satış sözleşmesine ilişkin hükümler, mal değişim sözleşmesine de
uygulanır; buna göre taraflardan her biri, vermeyi üstlendiği şey bakımından
satıcı, kendisine verilmesi üstlenilen şey bakımından alıcı durumundadır.
C. Zapttan ve
ayıptan sorumluluk
MADDE 284- Satış sözleşmesinin zapttan ve ayıptan sorumluluğa ilişkin hükümleri
uygun düştüğü ölçüde, mal değişim sözleşmesine de uygulanır.
ÜÇÜNCÜ
BÖLÜM
Bağışlama
Sözleşmesi
A. Tanımı
MADDE 285-
Bağışlama sözleşmesi, bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere, malvarlığından
bağışlanana karşılıksız olarak bir kazandırma yapmayı üstlendiği sözleşmedir.
Henüz edinilmemiş olan bir haktan feragat etmek veya
bir mirası reddetmek, bağışlama değildir.
Ahlaki bir ödevin yerine getirilmesi de bağışlama
sayılmaz.
B. Bağışlama
ehliyeti
I. Bağışlayan
için
MADDE 286-
Fiil ehliyetine sahip olan herkes, eşler arasındaki mal rejiminden veya miras
hukukundan doğan sınırlamalar saklı kalmak üzere, bağışlama yapabilir.
Bağışlamayı izleyen bir yıl içinde başlatılmış bir
yargılama sonucunda bağışlayanın, savurganlığı yüzünden kısıtlanmasına karar
verilirse, o bağışlama mahkemece iptal edilebilir.
II. Bağışlanan
için
MADDE 287-
Fiil ehliyeti bulunmayan kişi ayırt etme gücüne sahipse, bağışlamayı kabul
edebilir. Ancak, bağışlananın yasal temsilcisi bu kişinin bağışlamayı kabulünü
yasaklar veya bağışlanılan şeyin geri verilmesini emrederse, bağışlama ortadan
kalkar.
C. Kurulması
I. Bağışlama
sözü verme
MADDE 288- Bağışlama sözü
vermenin geçerliliği, bu sözleşmenin yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır.
Bir taşınmazın
veya taşınmaz üzerindeki ayni bir hakkın bağışlanması sözü vermenin
geçerliliği, ancak resmî şekilde yapılmış olmasına bağlıdır.
Şekle uyulmaması sebebiyle geçersiz olan bağışlama
sözü verme, bağışlayan tarafından yerine getirildiğinde, elden bağışlama
hükmündedir. Ancak, geçerliliği resmî şekle bağlanmış olan bağışlamalarda bu
hüküm uygulanmaz.
II. Elden
bağışlama
MADDE 289- Elden bağışlama, bağışlayanın bir taşınırını bağışlanana teslim etmesiyle
kurulmuş olur.
III. Koşullu
bağışlama
MADDE 290-
Bağışlama, bir koşula bağlanarak yapılabilir.
Yerine getirilmesi bağışlayanın ölümüne bağlı olan
bağışlamada, vasiyete ilişkin hükümler uygulanır.
IV. Yüklemeli
bağışlama
MADDE 291-
Bağışlayan bağışlamasına yüklemeler koyabilir.
Bağışlayan, sözleşme gereğince bağışlanan tarafından
kabul edilmiş olan yüklemelerin yerine getirilmesini isteyebilir.
Kamu yararına olarak bağışlamaya konulmuş olan bir
yüklemenin yerine getirilmesini isteme yetkisi, bağışlayanın ölümünden sonra,
ilgili kamu kurumuna geçer.
Bağışlama konusunun değeri, yüklemenin yerine
getirilmesi masraflarını karşılamaz ve aşan kısım kendisine ödenmezse
bağışlanan, yüklemeyi yerine getirmekten kaçınabilir.
V. Bağışlayana
dönme koşullu bağışlama
MADDE 292-
Bağışlayan, bağışlananın kendisinden önce ölmesi durumunda, bağışlama konusunun
kendisine dönmesi koşulunu koyabilir.
Bağışlama konusu, taşınmaza veya taşınmaz üzerindeki
bir ayni hakka ilişkin ise, bağışlayana dönme koşulu tapu siciline şerh
verilebilir.
VI. Bağışlama
önerisinin geri alınması
MADDE 293- Bir
kimse başkasına bağışlamayı önerdiği bir malı, başka mallarından fiilen ayırmış
olsa bile, bağışlananın kabulüne kadar, bağışlama önerisini geri alabilir.
D. Bağışlayanın
sorumluluğu
MADDE 294- Bağışlayan, bağışlamadan doğan zarardan bu zarara ağır kusuruyla sebep
olmadıkça, bağışlanana karşı sorumlu değildir.
Bağışlayan, bağışlanılan şey veya alacak hakkında
ayrıca garanti sözü vermişse, bununla sorumlu olur.
E. Bağışlamanın
ortadan kalkması
I. Bağışlamanın
geri alınması
MADDE 295- Bağışlayan,
aşağıdaki durumlardan biri gerçekleşmişse, elden bağışlamayı veya yerine
getirdiği bağışlama sözünü geri alabilir ve bağışlananın istem tarihindeki
zenginleşmesi ölçüsünde, bağışlama konusunun geri verilmesini isteyebilir:
1. Bağışlanan, bağışlayana veya yakınlarından birine
karşı ağır bir suç işlemişse.
2. Bağışlanan, bağışlayana veya onun ailesinden bir
kimseye karşı kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranmışsa.
3. Bağışlanan, yüklemeli bağışlamada haklı bir sebep
olmaksızın yüklemeyi yerine getirmemişse.
II. Bağışlama
sözü vermenin geri alınması ve ifadan kaçınma
MADDE 296- Bağışlama
sözü veren, aşağıdaki durumlarda sözünü geri alabilir ve onu ifadan
kaçınabilir:
1. Elden
bağışlanılan bir malın geri verilmesini isteyebileceği sebeplerden biri varsa.
2. Mali durumu, sonradan sözün yerine getirilmesini
kendisi için olağanüstü ağır kılacak ölçüde değişmişse.
3. Bağışlama sözü verdikten sonra, kendisi için yeni
aile yükümlülükleri doğmuş veya bu yükümlülükleri önemli ölçüde ağırlaşmışsa.
Bağışlama sözü verenin borcunu ödeme güçsüzlüğü
belirlenir veya iflasına karar verilirse, ifa yükümlülüğü ortadan kalkar.
III. Geri alma hakkının süresi ve mirasçılara geçmesi
MADDE 297-
Bağışlayan, geri alma sebebini öğrendiği günden başlayarak bir yıl içinde
bağışlamayı geri alabilir.
Bağışlayan bir yıllık süre dolmadan ölürse, geri alma
hakkı mirasçılarına geçer ve mirasçıları bu sürenin sona ermesine kadar bu
hakkı kullanabilirler.
Bağışlayan, sağlığında geri alma sebebini
öğrenememişse, mirasçıları, ölümünden başlayarak bir yıl içinde bağışlamayı
geri alma hakkını kullanabilirler.
Bağışlanan, bağışlayanı kasten ve hukuka aykırı olarak
öldürür veya onun geri alma hakkını kullanmasını engellerse, mirasçıları
bağışlamayı geri alabilirler.
IV. Bağışlayanın
ölümü
MADDE 298-
Aksi kararlaştırılmamışsa, dönemsel edimleri içeren bağışlama, bağışlayanın
ölümüyle sona erer.
DÖRDÜNCÜ
BÖLÜM
Kira
Sözleşmesi
BİRİNCİ
AYIRIM
Genel
Hükümler
A. Tanımı
MADDE 299- Kira
sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte
ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık
kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.
B. Kira süresi
MADDE 300- Kira sözleşmesi,
belirli ve belirli olmayan bir süre için yapılabilir.
Kararlaştırılan sürenin geçmesiyle herhangi bir
bildirim olmaksızın sona erecek kira sözleşmesi belirli sürelidir; diğer kira
sözleşmeleri belirli olmayan bir süre için yapılmış sayılır.
C. Kiraya
verenin borçları
I. Teslim borcu
MADDE 301- Kiraya
veren, kiralananı kararlaştırılan tarihte, sözleşmede amaçlanan kullanıma
elverişli bir durumda teslim etmek ve sözleşme süresince bu durumda
bulundurmakla yükümlüdür. Bu hüküm, konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracı
aleyhine değiştirilemez; diğer kira sözleşmelerinde ise, kiracı aleyhine genel
işlem koşulları yoluyla bu hükme aykırı düzenleme yapılamaz.
II. Vergi ve
benzeri yükümlülüklere katlanma borcu
MADDE 302- Kiralananla
ilgili zorunlu sigorta, vergi ve benzeri yükümlülüklere, aksi
kararlaştırılmamış veya kanunda öngörülmemiş ise, kiraya veren katlanır.
III. Yan
giderlere katlanma borcu
MADDE 303- Kiraya
veren, kiralananın kullanımıyla ilgili olmak üzere, kendisi veya üçüncü kişi
tarafından yapılan yan giderlere katlanmakla yükümlüdür.
IV. Kiraya
verenin kiralananın ayıplarından sorumluluğu
1. Kiralananın
teslim anındaki ayıplarından sorumluluk
MADDE 304- Kiralananın
önemli ayıplarla teslimi hâlinde kiracı, borçlunun temerrüdüne veya kiraya
verenin kiralananın sonradan ayıplı duruma gelmesinden doğan sorumluluğuna
ilişkin hükümlere başvurabilir.
Kiralananın önemli olmayan ayıplarla tesliminde ise
kiracı, kiralananda sonradan ortaya çıkan ayıplardan dolayı kiraya verenin
sorumluluğuna ilişkin hükümlere başvurabilir.
2. Kiralananın
sonradan ayıplı hâle gelmesinden sorumluluk
a. Genel olarak
MADDE 305- Kiralanan
sonradan ayıplı duruma gelirse kiracı, kiraya verenden ayıpların giderilmesini
veya kira bedelinden ayıpla orantılı bir indirim yapılmasını ya da zararının
giderilmesini isteyebilir. Ancak, zararın giderilmesi istemi diğer seçimlik
hakların kullanılmasını önlemez.
Önemli ayıp durumunda kiracının sözleşmeyi fesih hakkı
saklıdır.
b. Ayıbın
giderilmesini isteme ve fesih
MADDE 306- Kiracı,
kiraya verenden kiralanandaki ayıbın uygun bir sürede giderilmesini isteyebilir;
bu sürede ayıp giderilmezse kiracı, ayıbı kiraya veren hesabına gidertebilir ve
bundan doğan alacağını kira bedelinden indirebilir veya kiralananın ayıpsız bir
benzeri ile değiştirilmesini isteyebilir.
Ayıbın, kiralananın öngörülen kullanıma
elverişliliğini ortadan kaldırması ya da önemli ölçüde engellemesi ve verilen
sürede giderilmemesi hâlinde kiracı, sözleşmeyi feshedebilir.
Kiraya veren, kiralanandaki ayıbı gidermek yerine,
uygun bir süre içinde ayıpsız benzeriyle değiştirebilir.
Kiraya veren, kiracıya aynı malın ayıpsız bir
benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek, onun seçimlik
haklarını kullanmasını önleyebilir.
c. Kira
bedelinin indirilmesi
MADDE 307- Kiracı,
kiralananın kullanımını etkileyen ayıpların varlığı hâlinde, bu ayıpların
kiraya veren tarafından öğrenilmesinden ayıbın giderilmesine kadar geçen süre
için, kira bedelinden ayıpla orantılı bir indirim yapılmasını isteyebilir.
d. Zararın
giderimi
MADDE 308- Kiraya
veren, kusuru olmadığını ispat etmedikçe, kiralananın ayıplı olmasından
doğan zararları kiracıya ödemekle yükümlüdür.
V. Üçüncü
kişinin ileri sürdüğü haklar sebebiyle sorumluluk
1. Zapttan
sorumluluk
MADDE 309- Bir
üçüncü kişinin kiralananda kiracının hakkıyla bağdaşmayan bir hak ileri sürmesi
durumunda kiraya veren, kiracının bildirimi üzerine davayı üstlenmek ve
kiracının uğradığı her türlü zararı gidermekle yükümlüdür.
2. Üçüncü
kişinin sözleşmenin kurulmasından sonra üstün hak sahibi olması
a. Kiralananın
el değiştirmesi
MADDE 310- Sözleşmenin
kurulmasından sonra kiralanan herhangi bir sebeple el değiştirirse, yeni malik
kira sözleşmesinin tarafı olur.
Kamulaştırmaya ilişkin hükümler saklıdır.
b. Üçüncü
kişinin sınırlı ayni hak sahibi olması
MADDE 311- Sözleşmenin
kurulmasından sonra üçüncü bir kişi, kiralanan üzerinde kiracının hakkını
etkileyen bir ayni hak sahibi olursa, kiralananın el değiştirmesiyle ilgili
hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
c. Tapu siciline
şerh
MADDE 312- Taşınmaz
kiralarında, sözleşmeyle kiracının kiracılık hakkının tapu siciline şerhi
kararlaştırılabilir.
D. Kiracının
borçları
I. Kira bedelini
ödeme borcu
1. Genel olarak
MADDE 313- Kiracı,
kira bedelini ödemekle yükümlüdür.
2. İfa zamanı
MADDE 314- Kiracı,
aksine sözleşme ve yerel âdet olmadıkça, kira bedelini ve gerekiyorsa yan
giderleri, her ayın sonunda ve en geç kira süresinin bitiminde ödemekle
yükümlüdür.
3. Kiracının
temerrüdü
MADDE 315- Kiracı,
kiralananın tesliminden sonra muaccel olan kira bedelini veya yan gideri ödeme
borcunu ifa etmezse, kiraya veren kiracıya yazılı olarak bir süre verip, bu
sürede de ifa etmeme durumunda, sözleşmeyi feshedeceğini bildirebilir.
Kiracıya verilecek süre en az on gün, konut ve çatılı
işyeri kiralarında ise en az otuz gündür. Bu süre, kiracıya yazılı bildirimin
yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren işlemeye başlar.
II. Özenle
kullanma ve komşulara saygı gösterme borcu
MADDE 316- Kiracı,
kiralananı, sözleşmeye uygun olarak özenle kullanmak ve kiralananın bulunduğu
taşınmazda oturan kişiler ile komşulara gerekli saygıyı göstermekle yükümlüdür.
Kiracının bu yükümlülüğüne aykırı davranması durumunda
kiraya veren, konut ve çatılı işyeri kirasında, en az otuz gün süre
vererek, aykırılığın giderilmesi, aksi takdirde sözleşmeyi feshedeceği
konusunda yazılı bir ihtarda bulunur. Diğer kira ilişkilerinde ise, kiraya
veren, kiracıya önceden bir ihtarda bulunmaksızın, yazılı bir bildirimle
sözleşmeyi hemen feshedebilir.
Konut ve
çatılı işyeri kirasında, kiracının kiralanana kasten ağır bir zarar vermesi,
kiracıya verilecek sürenin yararsız olacağının anlaşılması veya kiracının bu
yükümlülüğe aykırı davranışının kiraya veren veya aynı taşınmazda oturan
kişiler ile komşular bakımından çekilmez olması durumlarında kiraya veren,
yazılı bir bildirimle sözleşmeyi hemen feshedebilir.
III. Temizlik ve
bakım giderlerini ödeme borcu
MADDE 317-
Kiracı, kiralananın olağan kullanımı için gerekli temizlik ve bakım giderlerini
ödemekle yükümlüdür. Bu konuda yerel âdete de bakılır.
IV. Ayıpları
kiraya verene bildirme borcu
MADDE 318- Kiracı,
kendisinin gidermekle yükümlü olmadığı ayıpları kiraya verene gecikmeksizin
bildirmekle yükümlüdür; aksi takdirde bundan doğan zarardan sorumludur.
V. Ayıpların
giderilmesine ve kiralananın gösterilmesine katlanma borcu
MADDE 319- Kiracı,
kiralananın ayıplarının giderilmesine ya da zararların önlenmesine yönelik
çalışmalara katlanmakla yükümlüdür.
Kiracı, bakım, satış ya da sonraki kiralama için
zorunlu olduğu ölçüde, kiraya verenin ve onun belirlediği üçüncü kişinin
kiralananı gezip görmesine izin vermekle yükümlüdür.
Kiraya veren, çalışmaları ve kiralananın gezilip
görüleceğini uygun bir süre önce kiracıya bildirmek ve bunların yapıldığı
sırada kiracının yararlarını göz önünde tutmak zorundadır.
Kiracının kira bedelinin indirilmesine ve zararının
giderilmesine ilişkin hakları saklıdır.
E. Özel durumlar
I. Kiralananda
yenilik ve değişiklik yapılması
1. Kiraya veren
tarafından
MADDE 320-
Kiraya veren, kiralananda, kira sözleşmesinin feshini gerektirmeyen ve
kiracıdan katlanması beklenebilecek olan yenilik ve değişiklikler yapabilir.
Bu yenilik ve
değişikliklerin yapılması sırasında kiraya veren, kiracının menfaatlerini
gözetmekle yükümlüdür. Kiracının, kira bedelinin indirilmesine ve zararının
giderilmesine ilişkin hakları saklıdır.
2. Kiracı
tarafından
MADDE 321- Kiracı,
kiraya verenin yazılı rızasıyla kiralananda yenilik ve değişiklikler yapabilir.
Yenilik ve değişikliklere rıza gösteren kiraya veren,
yazılı olarak kararlaştırılmış olmadıkça, kiralananın eski durumuyla geri
verilmesini isteyemez.
Kiracı, aksine yazılı bir anlaşma yoksa, kiraya
verenin rızasıyla yaptığı yenilik ve değişiklikler sebebiyle kiralananda ortaya
çıkan değer artışının karşılığını isteyemez.
II. Alt kira ve
kullanım hakkının devri
MADDE 322- Kiracı,
kiraya verene zarar verecek bir değişikliğe yol açmamak koşuluyla, kiralananı
tamamen veya kısmen başkasına kiraya verebileceği gibi, kullanım hakkını da
başkasına devredebilir.
Kiracı, konut ve çatılı işyeri kiralarında, kiraya
verenin yazılı rızası olmadıkça, kiralananı başkasına kiralayamayacağı gibi,
kullanım hakkını da devredemez.
Alt kiracı, kiralananı kiracıya tanınandan başka
biçimde kullandığı takdirde kiracı, kiraya verene karşı sorumlu olur. Bu
durumda kiraya veren, kiracısına karşı sahip olduğu hakları alt kiracıya veya
kullanım hakkını devralana karşı da kullanabilir.
III. Kira ilişkisinin devri
MADDE 323-
Kiracı, kiraya verenin yazılı rızasını almadıkça, kira ilişkisini başkasına
devredemez. Kiraya veren, işyeri kiralarında haklı sebep olmadıkça bu rızayı
vermekten kaçınamaz.
Kiraya verenin yazılı rızasıyla kira ilişkisi kendisine
devredilen kişi, kira sözleşmesinde kiracının yerine geçer ve devreden kiracı,
kiraya verene karşı borçlarından kurtulur.
İşyeri kiralarında devreden kiracı, kira sözleşmesinin
bitimine kadar ve en fazla iki yıl süreyle devralanla birlikte müteselsilen
sorumlu olur.
IV. Kiralananın
kullanılmaması
1. Genel olarak
MADDE 324- Kullanıma
elverişli bulundurulduğu sürece kiralanan, kiracının kendisinden kaynaklanan
bir sebeple kullanılmasa veya sınırlı olarak kullanılsa bile kiracı, kira
bedelini ödemekle yükümlüdür. Bu durumda, kiraya verenin yapmaktan kurtulduğu
giderler kira bedelinden indirilir.
2. Kiralananın
sözleşmenin bitiminden önce geri verilmesi
MADDE 325- Kiracı,
sözleşme süresine veya fesih dönemine uymaksızın kiralananı geri verdiği
takdirde, kira sözleşmesinden doğan borçları, kiralananın benzer koşullarla
kiraya verilebileceği makul bir süre için devam eder. Kiracının bu sürenin
geçmesinden önce kiraya verenden kabul etmesi beklenebilecek, ödeme gücüne
sahip ve kira ilişkisini devralmaya hazır yeni bir kiracı bulması hâlinde,
kiracının kira sözleşmesinden doğan borçları sona erer.
Kiraya veren, yapmaktan kurtulduğu giderler ile
kiralananı başka biçimde kullanmakla elde ettiği veya elde etmekten kasten
kaçındığı yararları kira bedelinden indirmekle yükümlüdür.
V. Takastan
feragat yasağı
MADDE 326- Kiracı
ve kiraya veren, kira sözleşmesinden doğan alacaklarını takas etme hakkından
önceden feragat edemezler.
F. Sözleşmenin
sona ermesi
I. Sürenin
geçmesi
MADDE 327- Açık
veya örtülü biçimde bir süre belirlenmişse, kira sözleşmesi bu sürenin sonunda
kendiliğinden sona erer.
Taraflar, bu durumda, açık bir anlaşma olmaksızın kira
ilişkisini sürdürürlerse, kira sözleşmesi belirsiz süreli sözleşmeye dönüşür.
II. Belirsiz
süreli kira sözleşmelerinde fesih bildirimi
1. Genel olarak
MADDE 328- Belirsiz
süreli kira sözleşmelerinde taraflardan her biri, daha uzun bir fesih bildirim
süresi veya başka bir fesih dönemi kararlaştırılmış olmadıkça, yasal fesih
dönemlerine ve fesih bildirim sürelerine uyarak sözleşmeyi feshedebilir. Fesih
dönemlerinin hesabında, kira sözleşmesinin başlangıç tarihi esas alınır.
Sözleşmede veya kanunda belirtilen fesih dönemine veya
bildirim süresine uyulmamışsa, bildirim bir sonraki fesih dönemi için geçerli olur.
2. Taşınmaz ve
taşınır yapı kiralarında
MADDE 329- Taraflardan
her biri, bir taşınmaza veya taşınır bir yapıya ilişkin kira sözleşmesini yerel
âdette belirlenen kira döneminin sonu için veya böyle bir âdetin bulunmaması
durumunda, altı aylık kira döneminin sonu için, üç aylık fesih bildirim
süresine uyarak feshedebilir.
3. Taşınır
kiralarında
MADDE 330- Taraflardan
her biri, bir taşınıra ilişkin kira sözleşmesini üç gün önceden yapılacak fesih
bildirim süresine uyarak her zaman feshedebilir.
Kiraya verenin meslekî faaliyeti gereği kiraya verdiği
ve kiracının da özel kullanımına yarayan taşınır bir malın kiracısı, kira
sözleşmesini, üç aylık kira dönemi sonu için en az bir ay önceden yapacağı bir
fesih bildirimiyle sona erdirebilir. Bu durumda kiraya verenin, zararının
giderilmesini isteme hakkı yoktur.
III. Olağanüstü
fesih
1. Önemli
sebepler
MADDE 331- Taraflardan
her biri, kira ilişkisinin devamını kendisi için çekilmez hâle getiren önemli
sebeplerin varlığı durumunda, sözleşmeyi yasal fesih bildirim süresine uyarak
her zaman feshedebilir.
Hâkim, durum ve koşulları göz önünde tutarak,
olağanüstü fesih bildiriminin parasal sonuçlarını karara bağlar.
2. Kiracının
iflası
MADDE 332- Kiracı,
kiralananın tesliminden sonra iflas ederse kiraya veren, işleyecek kira
bedelleri için güvence verilmesini isteyebilir.
Kiraya veren, güvence verilmesi için kiracı ve iflas
masasına yazılı olarak uygun bir süre verir. Bu süre içinde kendisine güvence
verilmezse kiraya veren, sözleşmeyi herhangi bir fesih bildirim süresine
uymaksızın hemen feshedebilir.
3. Kiracının
ölümü
MADDE 333- Kiracının
ölmesi durumunda mirasçıları, yasal fesih bildirim süresine uyarak en yakın
fesih dönemi sonu için sözleşmeyi feshedebilirler.
G. Kiralananın
geri verilmesi
I. Genel olarak
MADDE 334- Kiracı
kiralananı ne durumda teslim almışsa, kira sözleşmesinin bitiminde o durumda
geri vermekle yükümlüdür. Ancak, kiracı sözleşmeye uygun kullanma dolayısıyla
kiralananda meydana gelen eskimelerden ve bozulmalardan sorumlu değildir.
Kiracının, sözleşmenin sona ermesi hâlinde, sözleşmeye
aykırı kullanmadan doğacak zararları giderme dışında, başkaca bir tazminat
ödeyeceğini önceden taahhüt etmesine ilişkin anlaşmalar geçersizdir.
II. Kiralananın gözden geçirilmesi ve kiracıya
bildirme
MADDE 335-
Kiraya veren, geri verme sırasında kiralananın durumunu gözden geçirmek ve
kiracının sorumlu olduğu eksiklikleri ve ayıpları ona hemen yazılı olarak
bildirmek zorundadır. Bu bildirim yapılmazsa, kiracı her türlü sorumluluktan
kurtulur. Ancak, teslim alma sırasında olağan incelemeyle belirlenemeyecek olan
eksikliklerin ve ayıpların varlığı hâlinde, kiracının sorumluluğu devam eder.
Kiraya veren, bu tür eksiklikleri ve ayıpları belirlediğinde, kiracıya hemen
yazılı olarak bildirmek zorundadır.
H. Kiraya
verenin hapis hakkı
I. Konusu
MADDE 336- Taşınmaz
kiralarında kiraya veren, işlemiş bir yıllık ve işlemekte olan altı aylık kira
bedelinin güvencesi olmak üzere, kiralananda bulunan ve kiralananın döşenmesine
veya kullanılmasına yarayan taşınırlar üzerinde hapis hakkına sahiptir.
Kiraya verenin hapis hakkı, alt kiracının asıl
kiracıya olan kira borcunu aşmamak üzere, alt kiracının kiralanana getirdiği
aynı nitelikteki taşınırları da kapsar.
Hapis hakkı, kiracının haczedilemeyen malları üzerinde
kullanılamaz.
II. Üçüncü kişilere
ait olan eşya
MADDE 337- Üçüncü
kişilerin, kiraya verenin kiracıya ait olmadığını bildiği veya bilmesi
gerektiği eşya ile çalınmış, kaybolmuş veya başka bir biçimde malikinin elinden
iradesi dışında çıkmış eşya üzerindeki hakları, kiraya verenin hapis hakkından
önce gelir.
Kiraya veren, kiracı tarafından kiralanana getirilmiş
olan taşınırların kiracının mülkiyetinde olmadığını kira sözleşmesi devam
ederken öğrendiği hâlde, sözleşmeyi en yakın fesih döneminin sonu için
feshetmezse, bu eşya üzerindeki hapis hakkını kaybeder.
III. Hakkın
kullanılması
MADDE 338- Kiracı,
taşınmak veya kiralananda bulunan taşınırları başka bir yere taşımak istediği
takdirde, kiraya veren, alacağını güvence altına almasını sağlayacak miktardaki
taşınırı, sulh hâkiminin veya icra müdürünün kararıyla alıkoyabilir.
Alıkoyma kararının konusu olan eşya, gizlice veya
zorla götürülürse, götürülmelerinden başlayarak on gün içinde kolluk gücünün
yardımıyla kiralanana geri getirilir.
İKİNCİ AYIRIM
Konut ve Çatılı İşyeri
Kiraları
A. Uygulama
alanı
MADDE 339- Konut
ve çatılı işyeri kiralarına ilişkin hükümler, bunlarla birlikte kullanımı
kiracıya bırakılan eşya hakkında da uygulanır. Ancak bu hükümler, niteliği
gereği geçici kullanıma özgülenmiş taşınmazların altı ay ve daha kısa süreyle
kiralanmalarında uygulanmaz.
Kamu kurum ve kuruluşlarının, hangi usul ve esaslar
içinde olursa olsun yaptıkları bütün kira sözleşmelerine de bu hükümler
uygulanır.
B. Bağlantılı
sözleşme
MADDE 340- Konut
ve çatılı işyeri kiralarında sözleşmenin kurulması ya da sürdürülmesi,
kiracının yararı olmaksızın, kiralananın kullanımıyla doğrudan ilişkisi olmayan
bir borç altına girmesine bağlanmışsa, kirayla bağlantılı sözleşme geçersizdir.
C. Kullanma
giderleri
MADDE 341- Kiracı,
konut ve çatılı işyeri kiralarında, sözleşmede aksi öngörülmemişse veya aksine
yerel âdet yoksa, ısıtma, aydınlatma ve su gibi kullanma giderlerine
katlanmakla yükümlüdür.
Giderlere katlanan taraf, bu giderleri ispat edici
belgelerin birer örneğini, istem üzerine diğer tarafa vermek zorundadır.
D. Kiracının
güvence vermesi
MADDE 342- Konut
ve çatılı işyeri kiralarında sözleşmeyle kiracıya güvence verme borcu
getirilmişse, bu güvence üç aylık kira bedelini aşamaz.
Güvence olarak para veya kıymetli evrak verilmesi
kararlaştırılmışsa kiracı, kiraya verenin onayı olmaksızın çekilmemek üzere,
parayı vadeli bir tasarruf hesabına yatırır, kıymetli evrakı ise bir bankaya
depo eder. Banka, güvenceleri ancak iki tarafın rızasıyla veya icra takibinin
kesinleşmesiyle ya da kesinleşmiş mahkeme kararına dayanarak geri verebilir.
Kiraya veren, kira sözleşmesinin sona ermesini izleyen
üç ay içinde kiracıya karşı kira sözleşmesiyle ilgili bir dava açtığını veya
icra ya da iflas yoluyla takibe giriştiğini bankaya yazılı olarak bildirmemişse
banka, kiracının istemi üzerine güvenceyi geri vermekle yükümlüdür.
E. Kira bedeli
I. Genel olarak
MADDE 343- Kira
sözleşmelerinde kira bedelinin belirlenmesi dışında, kiracı aleyhine değişiklik
yapılamaz.
II. Belirlenmesi
MADDE 344 -
Tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmaları,
bir önceki kira yılında tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara
göre değişim oranını geçmemek koşuluyla geçerlidir. Bu kural, bir yıldan daha
uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanır. (18.01.2019 tarihli, 30659 sayılı
R.G. 7161 s.k. ile değişik. Yürürlük 01.01.2019)
Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılmamışsa, kira
bedeli, bir önceki kira yılının tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık
ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla hâkim tarafından,
kiralananın durumu göz önüne alınarak hakkaniyete göre belirlenir. (18.01.2019
tarihli, 30659 sayılı R.G. 7161 s.k. ile değişik. Yürürlük 01.01.2019)
Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılıp yapılmadığına
bakılmaksızın, beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen kira
sözleşmelerinde ve bundan sonraki her beş yılın sonunda, yeni kira yılında
uygulanacak kira bedeli, hâkim tarafından tüketici fiyat endeksindeki oniki
aylık ortalamalara göre değişim oranı, kiralananın durumu ve emsal kira
bedelleri göz önünde tutularak hakkaniyete uygun biçimde belirlenir. Her beş
yıldan sonraki kira yılında bu biçimde belirlenen kira bedeli, önceki
fıkralarda yer alan ilkelere göre değiştirilebilir. (18.01.2019 tarihli, 30659 sayılı R.G. 7161 s.k. ile değişik. Yürürlük 01.01.2019)
Sözleşmede kira bedeli yabancı para olarak
kararlaştırılmışsa, 20/2/1930 tarihli ve 1567
sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun hükümleri saklı kalmak
şartıyla, beş yıl geçmedikçe kira bedelinde değişiklik yapılamaz. Ancak, bu
Kanunun, "Aşırı ifa güçlüğü" başlıklı 138 inci maddesi hükmü saklıdır. Beş yıl
geçtikten sonra kira bedelinin belirlenmesinde, yabancı paranın değerindeki
değişiklikler de göz önünde tutularak üçüncü fıkra hükmü uygulanır. (18.01.2019
tarihli, 30659 sayılı R.G. 7161 s.k. ile değişik. Yürürlük 01.01.2019)
III. Dava açma
süresi ve kararın etkisi
MADDE 345- Kira
bedelinin belirlenmesine ilişkin dava her zaman açılabilir.
Ancak, bu dava, yeni dönemin başlangıcından en geç
otuz gün önceki bir tarihte açıldığı ya da kiraya veren tarafından bu süre
içinde kira bedelinin artırılacağına ilişkin olarak kiracıya yazılı bildirimde
bulunulmuş olması koşuluyla, izleyen yeni kira dönemi sonuna kadar açıldığı
takdirde, mahkemece belirlenecek kira bedeli, bu yeni kira döneminin
başlangıcından itibaren kiracıyı bağlar.
Sözleşmede yeni kira döneminde kira bedelinin
artırılacağına ilişkin bir hüküm varsa, yeni kira döneminin sonuna kadar
açılacak davada mahkemece belirlenecek kira bedeli de, bu yeni dönemin
başlangıcından itibaren geçerli olur.
IV. Kiracı
aleyhine düzenleme yasağı
MADDE 346- Kiracıya,
kira bedeli ve yan giderler dışında başka bir ödeme yükümlülüğü getirilemez.
Özellikle, kira bedelinin zamanında ödenmemesi hâlinde ceza koşulu
ödeneceğine veya sonraki kira bedellerinin muaccel olacağına ilişkin anlaşmalar
geçersizdir.
F. Konut ve
çatılı işyeri kiralarında sözleşmenin sona ermesi
I. Bildirim
yoluyla
1. Genel olarak
MADDE 347- Konut
ve çatılı işyeri kiralarında kiracı, belirli süreli sözleşmelerin süresinin
bitiminden en az onbeş gün önce bildirimde bulunmadıkça, sözleşme aynı
koşullarla bir yıl için uzatılmış sayılır. Kiraya veren, sözleşme süresinin
bitimine dayanarak sözleşmeyi sona erdiremez. Ancak, on yıllık uzama süresi
sonunda kiraya veren, bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç
ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, herhangi bir sebep göstermeksizin
sözleşmeye son verebilir.
Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde, kiracı her
zaman, kiraya veren ise kiranın başlangıcından on yıl geçtikten sonra, genel
hükümlere göre fesih bildirimiyle sözleşmeyi sona erdirebilirler.
Genel hükümlere göre fesih hakkının kullanılabileceği
durumlarda, kiraya veren veya kiracı sözleşmeyi sona erdirebilir.
2. Bildirimin
geçerliliği
a. Şekil
MADDE 348-
Konut ve çatılı işyeri kiralarında fesih bildiriminin geçerliliği, yazılı
şekilde yapılmasına bağlıdır.
b. Aile konutu
MADDE 349- Aile
konutu olarak kullanılmak üzere kiralanan taşınmazlarda kiracı, eşinin açık
rızası olmadıkça kira sözleşmesini feshedemez.
Bu rızanın alınması mümkün olmazsa veya eş haklı sebep
olmaksızın rızasını vermekten kaçınırsa kiracı, hâkimden bu konuda bir karar
vermesini isteyebilir.
Kiracı olmayan eşin, kiraya verene bildirimde
bulunarak kira sözleşmesinin tarafı sıfatını kazanması hâlinde kiraya veren,
fesih bildirimi ile fesih ihtarına bağlı bir ödeme süresini kiracıya ve eşine
ayrı ayrı bildirmek zorundadır.
II. Dava yoluyla
1. Kiraya
verenden kaynaklanan sebeplerle
a. Gereksinim,
yeniden inşa ve imar
MADDE 350- Kiraya
veren, kira sözleşmesini;
1. Kiralananı kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya
kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri
gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa,
2. Kiralananın yeniden inşası veya imarı amacıyla
esaslı onarımı, genişletilmesi ya da değiştirilmesi gerekli ve bu işler
sırasında kiralananın kullanımı imkânsız ise,
belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda, belirsiz
süreli sözleşmelerde kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve
fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten
başlayarak bir ay içinde açacağı dava ile sona erdirebilir.
b. Yeni malikin
gereksinimi
MADDE 351- Kiralananı
sonradan edinen kişi, onu kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği
bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut veya işyeri gereksinimi
sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa, edinme tarihinden başlayarak bir ay
içinde durumu kiracıya yazılı olarak bildirmek koşuluyla, kira sözleşmesini
altı ay sonra açacağı bir davayla sona erdirebilir.
Kiralananı sonradan edinen kişi, dilerse gereksinim
sebebiyle sözleşmeyi sona erdirme hakkını, sözleşme süresinin bitiminden
başlayarak bir ay içinde açacağı dava yoluyla da kullanabilir.
2. Kiracıdan
kaynaklanan sebeplerle
MADDE 352- Kiracı,
kiralananın teslim edilmesinden sonra, kiraya verene karşı, kiralananı belli
bir tarihte boşaltmayı yazılı olarak üstlendiği hâlde boşaltmamışsa kiraya
veren, kira sözleşmesini bu tarihten başlayarak bir ay içinde icraya başvurmak
veya dava açmak suretiyle sona erdirebilir.
Kiracı, bir yıldan kısa süreli kira sözleşmelerinde
kira süresi içinde; bir yıl ve daha uzun süreli kira sözleşmelerinde ise bir
kira yılı veya bir kira yılını aşan süre içinde kira bedelini ödemediği için
kendisine yazılı olarak iki haklı ihtarda bulunulmasına sebep olmuşsa kiraya
veren, kira süresinin ve bir yıldan uzun süreli kiralarda ihtarların yapıldığı
kira yılının bitiminden başlayarak bir ay içinde, dava yoluyla kira
sözleşmesini sona erdirebilir.
Kiracının veya birlikte yaşadığı eşinin aynı ilçe veya
belde belediye sınırları içinde oturmaya elverişli bir konutu bulunması
durumunda kiraya veren, kira sözleşmesinin kurulması sırasında bunu bilmiyorsa,
sözleşmenin bitiminden başlayarak bir ay içinde sözleşmeyi dava yoluyla sona
erdirebilir.
3. Dava
süresinin uzaması
MADDE 353- Kiraya
veren, en geç davanın açılması için öngörülen sürede dava açacağını kiracıya yazılı
olarak bildirmişse, dava açma süresi bir kira yılı için uzamış sayılır.
4. Dava
sebeplerinin sınırlılığı
MADDE 354- Dava
yoluyla kira sözleşmesinin sona erdirilmesine ilişkin hükümler, kiracı aleyhine
değiştirilemez.
5. Yeniden
kiralama yasağı
MADDE 355- Kiraya
veren, gereksinim amacıyla kiralananın boşaltılmasını sağladığında, haklı sebep
olmaksızın, kiralananı üç yıl geçmedikçe eski kiracısından başkasına
kiralayamaz.
Yeniden inşa ve
imar amacıyla boşaltılması sağlanan taşınmazlar, eski hâli ile, haklı sebep
olmaksızın üç yıl geçmedikçe başkasına kiralanamaz. Eski kiracının, yeniden
inşa ve imarı gerçekleştirilen taşınmazları, yeni durumu ve yeni kira bedeli
ile kiralama konusunda öncelik hakkı vardır. Bu hakkın, kiraya verenin yapacağı
yazılı bildirimi izleyen bir ay içinde kullanılması gerekir; bu öncelik hakkı
sona erdirilmedikçe, taşınmaz üç yıl geçmeden başkasına kiralanamaz.
Kiraya veren, bu hükümlere aykırı davrandığı takdirde,
eski kiracısına son kira yılında ödenmiş olan bir yıllık kira bedelinden az
olmamak üzere tazminat ödemekle yükümlüdür.
6. Kiracının
ölümünde sözleşmenin sürdürülmesi
MADDE 356- Ölen
kiracının ortakları veya bu ortakların aynı meslek ve sanatı yürüten
mirasçıları ve ölen kiracı ile birlikte aynı konutta oturanlar, sözleşmeye ve
kanun hükümlerine uydukları sürece, taraf olarak kira sözleşmesini
sürdürebilirler.
ÜÇÜNCÜ
AYIRIM
Ürün
Kirası
A. Tanımı
MADDE 357- Ürün
kirası kiraya verenin, kiracıya, ürün veren bir şeyin veya hakkın
kullanılmasını ve ürünlerin devşirilmesini bedel karşılığında bırakmayı
üstlendiği sözleşmedir.
Ürüne katılmalı kira, kira bedelinin devşirilecek
ürünün belli bir oranı olarak kararlaştırıldığı ürün kirasıdır. Bu oran
sözleşmeyle kararlaştırılmamışsa, yerel âdete göre belirlenir.
B. Genel
hükümlerin uygulanması
MADDE 358- Bu
ayırımda ürün kirasına ilişkin özel hüküm bulunmadıkça, kira sözleşmesine
ilişkin genel hükümler uygulanır.
C. Tutanak
düzenleme
MADDE 359- Kira
sözleşmesi, araç ve gereçleri, hayvanları, devredilen eşyayı veya stoklanmış
malları da içeriyorsa taraflar, bunların değerlerini birlikte takdir ederek iki
nüsha düzenleyecekleri tutanağa geçirip imzalayarak, birbirlerine vermekle
yükümlüdürler.
D. Kiraya
verenin borçları
I. Teslim borcu
MADDE 360- Kiraya
veren, birlikte kiralanmış taşınır şeyler varsa bunlar da içinde olmak üzere,
kiralananı, sözleşmenin amacına uygun biçimde kullanılmaya ve işletilmeye
elverişli bir durumda kiracıya teslim etmek ve sözleşme süresince bu durumda
bulundurmakla yükümlüdür.
II. Esaslı
onarımlar
MADDE 361-
Kiraya veren, kira süresi içinde yapılması zorunlu olan esaslı onarımları,
kiracı tarafından bildirilir bildirilmez, gideri kendisine ait olmak üzere
yapmakla yükümlüdür.
E. Kiracının
borçları
I. Kira bedelini
ve yan giderleri ödeme borcu
1. Genel olarak
MADDE 362-
Kiracı, sözleşmede aksine bir hüküm veya yerel âdet olmadıkça, kira bedelini ve
yan giderleri her kira yılının ve en geç kira süresinin sonunda ödemekle
yükümlüdür.
Kiracı, kiralananın tesliminden sonra vadesi gelmiş
kira bedelini veya yan giderleri ödemezse kiraya veren, kiracıya yazılı olarak
en az altmış günlük bir önel verip, bu önel içinde ödememesi durumunda
sözleşmeyi feshedeceğini bildirebilir.
2. Olağanüstü
durumlarda kira bedelinden indirim
MADDE 363- Tarımsal
bir taşınmazın her zamanki verimi, olağanüstü felaket veya doğal olaylar
yüzünden önemli ölçüde azalırsa kiracı, kira bedelinden orantılı bir miktarın
indirilmesini isteyebilir.
Bu haktan başlangıçta feragat, ancak kira bedelinin
belirlenmesi sırasında bu gibi durumların meydana gelmesi olasılığı göz önünde
tutulmuş veya doğan zarar bir sigorta ile karşılanmış ise, geçerli olur.
II. Kiralananı
kullanma ve işletme borcu
MADDE 364- Kiracı,
kiralananı özgülendiği amaca uygun ve iyi bir biçimde işletmekle,
özellikle ürün vermeye elverişli bir durumda bulundurmakla yükümlüdür.
Kiracı, kiraya verenin izni
olmaksızın, kiralananın işletme usulünü, kira süresinin bitiminden sonra etkisi
görülebilecek biçimde değiştiremez.
III. Bakım borcu
MADDE 365-
Kiracı, kiralananın bakımını gereği gibi sağlamakla yükümlüdür.
Kiracı, yerel âdete uygun olarak
küçük onarımları yapmak, bozulan veya kullanılmayla yok olan düşük değerli araç
ve gereçlerin yerine yenilerini koymak zorundadır.
F. Alt kira ve
kullanım hakkını devir yasağı
MADDE 366- Kiracı,
kiraya verenin rızası olmaksızın kiralananı başkasına kiraya veremeyeceği gibi,
kullanım ve işletme hakkını da başkasına devredemez. Ancak kiracı, kiralananda
bulunan bazı yerleri, kiraya veren için zarar doğuracak bir değişikliği
gerektirmemek koşuluyla kiraya verebilir.
Kiracının, başkasıyla yaptığı bu kira sözleşmelerine,
alt kiraya ilişkin kurallar, kıyas yoluyla uygulanır.
G. Sözleşmenin
sona ermesi
I. Sona erme
sebepleri
1. Sürenin
geçmesi
MADDE 367- Belirli
süreli kira sözleşmesi, sürenin bitiminde kendiliğinden sona erer.
Ancak, tarafların örtülü olarak sözleşmeyi
sürdürmeleri hâlinde, aksi kararlaştırılmadıkça, kira sözleşmesi birer yıl için
yenilenmiş sayılır.
Yenilenen kira sözleşmesi yasal bildirim süresine
uyularak, her kira yılının sonu için feshedilebilir.
2. Fesih
bildirimi
MADDE 368- Belirsiz
süreli sözleşmede, fesih bildirim süresi sözleşme veya yerel âdetle
belirlenmemişse, en az altı aylık bir bildirim süresine uyulmak koşuluyla,
taraflardan her biri sözleşmeyi feshedebilir.
Aksine bir anlaşma yoksa, tarımsal taşınmazlara
ilişkin ürün kiralarında yerel âdetçe uygulanan bahar veya güz mevsimleri için;
diğer ürün kiralarında ise herhangi bir zaman için fesih bildirimi yapılabilir.
3. Olağanüstü
fesih
a. Önemli sebepler
MADDE 369- Taraflardan
biri, kira ilişkisinin devamını kendisi için çekilmez hâle getiren önemli
sebeplerin varlığı durumunda, sözleşmeyi yasal fesih bildirim süresine uyarak
her zaman feshedebilir.
Hâkim, durum ve koşulları göz önünde tutarak,
olağanüstü fesih bildiriminin parasal sonuçlarını karara bağlar.
b. Kiracının
iflası
MADDE 370- Kiracının
iflası hâlinde sözleşme, iflasın açıldığı anda, kendiliğinden sona erer. Ancak,
kiraya veren, işlemekte olan kira ve tutanağa geçirilen eşya için yeterli
güvence verildiği takdirde, sözleşmeyi kira yılının sonuna kadar sürdürmekle
yükümlüdür.
c. Kiracının
ölümü
MADDE 371- Kiracının
ölümü hâlinde, onun mirasçıları ve kiraya veren, altı aylık yasal fesih
bildirim sürelerine uymak koşuluyla, sözleşmeyi feshedebilirler.
II. Sona
ermenin sonuçları
1. Geri verme
MADDE 372- Kira
süresinin bitiminde kiracı, kiralananı, tutanağa geçirilmiş olan bütün
eşyalarla birlikte ve bulundukları durumda geri vermekle yükümlüdür.
Kiracı, iyi işletilme durumunda kaçınılabilecek olan
değer eksiklikleri için tazminat ödemekle yükümlüdür.
Kiracı, kiralanana göstermekle yükümlü olduğu özen
çerçevesinde meydana gelen değer artışları için tazminat isteyemez.
2. Tutanağa
geçirilmiş eşya
MADDE 373- Kiralanan
teslim edilirken tutanağa geçirilmiş olan eşyalara değer biçilmişse kiracı,
kira sözleşmesi sona erince, bunları özdeş tür ve değerde olmak üzere geri
vermekle veya değer eksikliklerini gidermekle yükümlüdür.
Kiracı, kiraya verenin kusurunu ya da mücbir sebebin
varlığını ispat ederek geri vermekten veya tazminat ödemekten kurtulabilir.
Kiracı, kendisinin yaptığı masraflardan veya emeğinden
doğan değer artışı için tazminat isteyebilir.
3. Ürün ve
yetişme giderleri
MADDE 374- Tarımsal
bir taşınmazın kiracısı, kira sözleşmesinin sona erdiği anda henüz devşirilmemiş
ürünler üzerinde bir hak ileri süremez.
Ancak kiracı, ürünün yetişmesi için yapmış olduğu
tarım giderlerinin hâkim tarafından belirlenecek miktarını, kiraya verenden
tazminat olarak isteyebilir ve bu tazminat işlemiş kiralardan indirilir.
4. Saman, gübre
ve benzerleri
MADDE 375- Kiralananı
geri veren kiracı, düzenli bir işletmenin gerektirdiği oranda, son yılın
samanlarını, hayvan yataklarını, kuru ot ve gübrelerini kiralananda bırakmakla
yükümlüdür.
Kiracı, almış olduğundan daha fazlasını bırakıyorsa,
bıraktığı fazlalık için tazminat isteme hakkına sahiptir; aldığından daha az
bırakıyorsa, eksikleri tamamlamak veya değer eksikliğini gidermekle yükümlüdür.
H. Hayvan kirası
I. Konusu
MADDE 376-
Tarımsal bir taşınmazın kirasıyla bağlantılı olmayan geviş getirici hayvanların
kirasında, aksine anlaşma veya yerel âdet yoksa, kiralanan hayvanların kira
süresi içindeki bütün ürünleri kiracının olur.
Kiracı, kiralanan hayvanları beslemek, onlara iyi
bakmak ve kiraya verene para veya hayvanlardan elde ettiği ürünün belli bir
payını ödemekle yükümlüdür.
II. Sorumluluk
MADDE 377- Aksine
anlaşma veya yerel âdet yoksa kiracı, kiralanan hayvanların uğradığı bir
zarardan, bu zararın, korumada dikkat ve özen gösterildiği hâlde meydana gelmiş
olduğunu ispat etmedikçe sorumludur.
Kiracı, kendi kusuruyla sebebiyet vermediği olağanüstü
koruma giderleri için kiraya verenden tazminat isteyebilir.
Kiracı, önemli kazaları ya da hastalıkları
gecikmeksizin kiraya verene bildirmekle yükümlüdür.
III. Fesih
MADDE 378- Aksine
anlaşma veya yerel âdet yoksa, belirsiz bir süre için yapılan sözleşmeyi,
taraflardan her biri, dilediği zaman feshedebilir.
Ancak, fesih dürüstlük kurallarına aykırı ve uygun
olmayan bir zamanda yapılamaz.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Ödünç Sözleşmeleri
BİRİNCİ AYIRIM
Kullanım Ödüncü
A. Tanımı
MADDE 379- Kullanım
ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin bir şeyin karşılıksız olarak kullanılmasını
ödünç alana bırakmayı ve ödünç alanın da o şeyi kullandıktan sonra geri vermeyi
üstlendiği sözleşmedir.
B. Hükümleri
I. Ödünç alanın kullanım
hakkı
MADDE 380-
Ödünç alan, ödünç konusunu ancak sözleşmede kararlaştırılan şekilde, sözleşmede
hüküm yoksa niteliğine veya özgülendiği amaca göre kullanabilir.
Ödünç alan, ödünç konusunu başkasına kullandıramaz.
Ödünç alan, bu hükümlere aykırı davrandığı durumlarda,
beklenmedik hâllerden doğan zararlardan da sorumludur. Ancak, bu hükümlere
uymuş olsaydı bile zararın doğacağını ispat ederse sorumluluktan kurtulur.
II. Bakım ve
koruma giderleri
MADDE
381- Ödünç alan, ödünç konusunun
olağan bakım ve koruma giderlerini karşılamakla yükümlüdür.
Ödünç alan,
ödünç verenin yararına yapmak zorunda kaldığı olağanüstü giderlerin ödenmesini
isteyebilir.
III. Müteselsil
sorumluluk
MADDE 382-
Bir şeyi birlikte ödünç alanlar, ondan müteselsilen sorumlu olurlar.
C. Sona ermesi
I. Amacı
belirlenmiş kullanmada
MADDE 383- Kullanma için belirli bir süre öngörülmemişse, ödünç alanın, ödünç
konusunu sözleşme uyarınca kullanmış olmasıyla veya kullanabilecek kadar bir
zaman geçmesiyle sözleşme sona erer.
Ödünç alan,
ödünç konusunu sözleşmeye aykırı olarak kullanır, onu bozar veya kullanmak için
başka bir kimseye verirse ya da önceden bilinmeyen bir durum yüzünden ödünç
verenin ivedi gereksinimi ortaya çıkarsa, ödünç veren o şeyi daha önce geri
isteyebilir.
II. Amacı belirlenmemiş
kullanmada
MADDE 384- Ödünç
konusu, kullanım süresi ve hangi amaçla kullanılacağı belirlenmeden verilmişse,
ödünç veren onu dilediği zaman geri isteyebilir.
III. Ödünç
alanın ölümü
MADDE 385- Kullanım
ödüncü sözleşmesi, ödünç alanın ölmesiyle kendiliğinden sona erer.
İKİNCİ AYIRIM
Tüketim Ödüncü
A. Tanımı
MADDE 386- Tüketim
ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin, bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir
şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri
vermeyi üstlendiği sözleşmedir.
B. Hükümleri
I. Faiz
1. Genel olarak
MADDE 387- Ticari
olmayan tüketim ödüncü sözleşmesinde, taraflarca kararlaştırılmış olmadıkça
faiz istenemez.
Ticari tüketim ödüncü sözleşmesinde, taraflarca
kararlaştırılmamış olsa bile faiz istenebilir.
2. Faize ilişkin
özel kurallar
MADDE 388- Tüketim
ödüncü sözleşmesinde faiz oranı belirlenmemişse, kural olarak ödünç alma
zamanında ve yerinde o tür ödünçlerde geçerli olan faiz oranı uygulanır.
Sözleşmede aksine bir hüküm yoksa, belirlenen faiz,
yıllık olarak ödenir.
Faizin anaparaya eklenerek birlikte yeniden faiz
yürütülmesi kararlaştırılamaz.
II. Zamanaşımı
MADDE 389- Ödünç
alanın, ödünç konusunun teslimine ve ödünç verenin de bu şeyin teslim
alınmasına ilişkin istemleri, diğer tarafın bu konuda temerrüde düşmesinden
başlayarak altı ayın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
III. Ödünç
alanın ödeme güçsüzlüğü
MADDE 390- Ödünç
alan, ödünç sözleşmesinin kurulmasından sonra ödeme güçsüzlüğüne düşerse ödünç
veren, ödünç konusunun tesliminden kaçınabilir.
Ödünç veren, ödünç alanın sözleşmenin kurulmasından
önce ödeme güçsüzlüğüne düşmüş olduğunu daha sonra öğrenmişse, aynı hakka
sahiptir.
C. Para yerine
verilen şeyler
MADDE 391- Ödünç
alana, sözleşmede kararlaştırılan para yerine, kıymetli evrak veya ticari
mallar verilirse, borcun tutarı, bunların teslim zamanı ve yerindeki borsa ya
da piyasa değeri üzerinden hesaplanır; aksine yapılan sözleşme geçersizdir.
D. Geri verme
zamanı
MADDE 392- Ödüncün
geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri
istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa ödünç alan, ilk istemden
başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir.
ALTINCI BÖLÜM
Hizmet Sözleşmeleri
BİRİNCİ AYIRIM
Genel Hizmet Sözleşmesi
A. Tanımı
MADDE 393- Hizmet
sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan
süreyle işgörmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret
ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.
İşçinin işverene bir hizmeti kısmi süreli olarak
düzenli biçimde yerine getirmeyi üstlendiği sözleşmeler de hizmet
sözleşmesidir.
Genel hizmet sözleşmesine ilişkin hükümler, kıyas
yoluyla çıraklık sözleşmesine de uygulanır; özel kanun hükümleri saklıdır.
B. Kurulması
MADDE 394-
Hizmet sözleşmesi, kanunda aksine bir hüküm olmadıkça özel bir şekle bağlı
değildir.
Bir kimse, durumun gereklerine göre ancak ücret
karşılığında yapılabilecek bir işi belli bir zaman için görür ve bu iş de
işveren tarafından kabul edilirse, aralarında hizmet sözleşmesi kurulmuş
sayılır.
Geçersizliği sonradan anlaşılan hizmet sözleşmesi,
hizmet ilişkisi ortadan kaldırılıncaya kadar, geçerli bir hizmet sözleşmesinin
bütün hüküm ve sonuçlarını doğurur.
C. İşçinin
borçları
I. Bizzat
çalışma borcu
MADDE 395- Sözleşmeden
veya durumun gereğinden aksi anlaşılmadıkça, işçi yüklendiği işi bizzat
yapmakla yükümlüdür.
II. Özen ve
sadakat borcu
MADDE 396- İşçi,
yüklendiği işi özenle yapmak ve işverenin haklı menfaatinin korunmasında
sadakatle davranmak zorundadır.
İşçi, işverene ait makineleri, araç ve gereçleri,
teknik sistemleri, tesisleri ve taşıtları usulüne uygun olarak kullanmak ve
bunlarla birlikte işin görülmesi için kendisine teslim edilmiş olan malzemeye
özen göstermekle yükümlüdür.
İşçi, hizmet ilişkisi devam ettiği sürece, sadakat
borcuna aykırı olarak bir ücret karşılığında üçüncü kişiye hizmette bulunamaz
ve özellikle kendi işvereni ile rekabete girişemez.
İşçi, iş gördüğü sırada öğrendiği, özellikle üretim ve
iş sırları gibi bilgileri, hizmet ilişkisinin devamı süresince kendi yararına
kullanamaz veya başkalarına açıklayamaz. İşverenin haklı menfaatinin korunması
için gerekli olduğu ölçüde işçi, hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonra da
sır saklamakla yükümlüdür.
III. Teslim ve
hesap verme borcu
MADDE 397- İşçi,
üstlendiği işin görülmesi sırasında üçüncü kişiden işveren için aldığı şeyleri
ve özellikle paraları derhâl ona teslim etmek ve bunlar hakkında hesap vermekle
yükümlüdür.
İşçi, hizmetin ifasından dolayı elde ettiği şeyleri de
derhâl işverene teslim etmekle yükümlüdür.
IV. Fazla
çalışma borcu
MADDE 398- Fazla
çalışma, ilgili kanunlarda belirlenen normal çalışma süresinin üzerinde ve
işçinin rızasıyla yapılan çalışmadır. Ancak, normal süreden daha fazla
çalışmayı gerektiren bir işin yerine getirilmesi zorunluluğu doğar, işçi bunu
yapabilecek durumda bulunur ve aynı zamanda kaçınması da dürüstlük kurallarına
aykırı olursa işçi, karşılığı verilmek koşuluyla, fazla çalışmayı yerine
getirmekle yükümlüdür.
Özel kanunlardaki hükümler saklıdır.
V. Düzenlemelere
ve talimata uyma borcu
MADDE 399- İşveren,
işin görülmesi ve işçilerin işyerindeki davranışlarıyla ilgili genel
düzenlemeler yapabilir ve onlara özel talimat verebilir. İşçiler, bunlara
dürüstlük kurallarının gerektirdiği ölçüde uymak zorundadırlar.
VI. İşçinin
sorumluluğu
MADDE 400- İşçi,
işverene kusuruyla verdiği her türlü zarardan sorumludur.
Bu sorumluluğun belirlenmesinde; işin tehlikeli olup
olmaması, uzmanlığı ve eğitimi gerektirip gerektirmemesi ile işçinin işveren
tarafından bilinen veya bilinmesi gereken yetenek ve nitelikleri göz önünde
tutulur.
D. İşverenin
borçları
I. Ücret ödeme
borcu
1. Ücret
a. Genel olarak
MADDE 401- İşveren,
işçiye sözleşmede veya toplu iş sözleşmesinde belirlenen; sözleşmede hüküm
bulunmayan hâllerde ise, asgari ücretten az olmamak üzere emsal ücreti ödemekle
yükümlüdür.
b. Fazla çalışma
ücreti
MADDE 402-
İşveren, fazla çalışma için işçiye normal çalışma ücretini en az yüzde elli
fazlasıyla ödemekle yükümlüdür.
İşveren, işçinin rızasıyla fazla çalışma ücreti
yerine, uygun bir zamanda fazla çalışmayla orantılı olarak izin verebilir.
c. İşin
sonucundan pay alma
MADDE 403-
Sözleşmeyle işçiye ücretle birlikte üretilenden, cirodan veya kârdan belli bir
pay verilmesi kararlaştırılmışsa, hesap dönemi sonunda bu pay, yasal hükümler
veya genellikle kabul edilmiş ticari esaslar göz önünde tutularak belirlenir.
İşçiye belli bir pay verilmesi kararlaştırılan
hâllerde, payın hesaplanmasında uyuşulamazsa işveren, işçiye veya onun yerine,
birlikte kararlaştırdıkları ya da hâkimin atadığı bilirkişiye bilgi vermek ve
bilginin dayanağını oluşturan işletmeyle ilgili defter ve belgeleri
incelemesine sunmak; kârdan bir pay verilmesi kararlaştırılmışsa, işveren
işçiye, istemi üzerine ayrıca yıl sonu kâr zarar cetvelini vermek zorundadır.
d. Aracılık
ücreti
MADDE 404-
İşçiye belli işlerde aracılık yapması karşılığında işverence bir ücret
ödeneceği kararlaştırılmışsa, aracılık yapılan işlemin üçüncü kişi ile geçerli
olarak kurulmasıyla işçinin istem hakkı doğar.
Borçların kısım kısım ifa edileceği sözleşmeler ile
sigorta sözleşmelerinde, her kısma ilişkin ücret isteminin bu kısma ilişkin
borcun muaccel olmasıyla veya yerine getirilmesiyle doğacağı yazılı olarak
kararlaştırılabilir.
İşçinin aracılığı suretiyle işveren ile üçüncü kişi
arasında kurulan sözleşme, işveren tarafından kusuru olmaksızın ifa edilmezse
veya üçüncü kişi borçlarını yerine getirmezse, ücret istemine yönelik hak sona
erer. Sadece kısmi ifa hâlinde, ücretten orantılı olarak indirim yapılır.
Sözleşmeyle işçiye, kendisine ödenecek aracılık
ücretinin hesabını tutma yükümlülüğü getirilmemişse, işveren işçiye ücretin
muaccel olduğu her dönem için, bu ücrete tabi işlemleri de içeren yazılı hesap
vermekle yükümlüdür.
Hesabı gözden geçirme ihtiyacı ortaya çıkarsa işveren,
işçiye veya onun yerine, birlikte kararlaştırdıkları ya da hâkimin atadığı
bilirkişiye bilgi vermek ve bilginin dayanağını oluşturan işletmeyle ilgili
defter ve belgeleri onun incelemesine sunmak zorundadır.
e. İkramiye
MADDE 405-
İşveren, bayram, yılbaşı ve doğum günü gibi belirli günler dolayısıyla
işçilerine özel ikramiye verebilir. Ancak, işçilerin ikramiyeyi istem hakları
bu konuda anlaşmanın veya çalışma şartının ya da işverenin tek taraflı
taahhüdünün varlığı hâlinde doğar.
Hizmet sözleşmesi ikramiyenin verildiği dönemden önce
sona ermişse, ikramiyenin çalıştığı süreye yansıyan bölümü ödenir.
2. Ücretin
ödenmesi
a. Ödeme süresi
MADDE 406-
Aksine âdet olmadıkça, işçiye ücreti her ayın sonunda ödenir. Ancak, hizmet
sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesiyle daha kısa ödeme süreleri belirlenebilir.
Daha kısa bir ödeme süresi kararlaştırılmamışsa veya
aksine âdet yoksa, aracılık ücreti her ayın sonunda ödenir. Ancak, işlemlerin
yapılması altı aydan daha uzun bir süre gerektirdiği takdirde, aracılık ücreti
asıl ücrete ek olarak kararlaştırılmışsa, yazılı anlaşmayla ödeme daha ileri
bir tarihe bırakılabilir.
Asıl ücrete ek olarak üretilenden pay verilmesi
öngörülen hâllerde, ürün payı belirlenir belirlenmez, cirodan veya kârdan pay
verilmesi kararlaştırılan hâllerde ise payın, hesap dönemini izleyen en geç üç
ay içinde belirlenerek ödenmesi şarttır.
İşveren, işçiye zorunlu ihtiyacının ortaya çıkması hâlinde
ve hakkaniyet gereği ödeyebilecek durumda ise, hizmetiyle orantılı olarak avans
vermekle yükümlüdür.
b. Ücretin
korunması
MADDE 407- Çalıştırılan
işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaktan o ay
içinde ödenenlerin özel olarak açılan banka hesabına yatırılmak suretiyle
ödenmesi hususunda; tabi olduğu vergi mükellefiyeti türü, işletme büyüklüğü,
çalıştırdığı işçi sayısı, işyerinin bulunduğu il ve benzeri unsurları dikkate
alarak iş sahiplerini zorunlu tutmaya, banka hesabına yatırılacak ücret, prim,
ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakın, brüt ya da kanuni kesintiler
düşüldükten sonra kalan net miktar üzerinden olup olmayacağını belirlemeye Cumhurbaşkanlığı[2] yetkilidir. Çalıştırdığı işçilerin ücret, prim,
ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakını özel olarak açılan banka
hesapları vasıtasıyla ödeme zorunluluğuna tabî tutulan iş sahipleri,
işçilerinin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakını özel
olarak açılan banka hesapları dışında ödeyemezler. Her ödeme döneminde, işçiye
hesap pusulası verilir. İşçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her
çeşit istihkaklarının özel olarak açılan banka hesabına yatırılmak suretiyle
ödenmesine ilişkin diğer ûsul ve esaslar, anılan bakanlıklarca müştereken
çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
İşveren, işçiden olan alacağı ile ücret borcunu
işçinin rızası olmadıkça takas edemez. Ancak, işçinin kasten sebebiyet
verdiği yargı kararıyla sabit bir zarardan doğan alacaklar, ücretin
haczedilebilir kısmı kadar takas edilebilir.
Ücretin işveren lehine kullanılacağına ilişkin
anlaşmalar geçersizdir.
3. İşgörme
ediminin ifasının engellenmesi hâlinde ücret
a. İşverenin
temerrüdü hâlinde
MADDE 408-
İşveren, işgörme ediminin yerine getirilmesini kusuruyla engellerse veya edimi
kabulde temerrüde düşerse, işçiye ücretini ödemekle yükümlü olup, işçiden bu
edimini daha sonra yerine getirmesini isteyemez. Ancak, işçinin bu engelleme
sebebiyle yapmaktan kurtulduğu giderler ile başka bir iş yaparak kazandığı veya
kazanmaktan bilerek kaçındığı yararlar ücretinden indirilir.
b. İşçinin
çalışmayı durdurması hâlinde
MADDE 409- Uzun
süreli bir hizmet ilişkisinde işçi, hastalık, askerlik veya kanundan doğan
çalışma ve benzeri sebeplerle kusuru olmaksızın, iş gördüğü süreye oranla kısa
bir süre için işgörme edimini ifa edemezse işveren, başka bir yolla
karşılanmadığı takdirde, o süre için işçiye hakkaniyete uygun bir ücret
ödemekle yükümlüdür.
4. Ücret
alacağının haczi, devri ve rehnedilmesi
MADDE 410-
İşçilerin ücretinin dörtte birinden fazlası haczedilemez, başkasına
devredilemez ve rehnedilemez. Ancak, işçinin bakmakla yükümlü olduğu aile
bireyleri için hâkim tarafından takdir edilecek miktar, bu orana dâhil
değildir. Nafaka alacaklılarının hakları saklıdır.
Gelecekteki ücret alacaklarının devredilmesi veya
rehnedilmesi geçersizdir.
5. Parça başına
veya götürü iş
a. İş verme
MADDE 411-
İşçi, sözleşme gereğince yalnız bir işveren için sadece parça başına veya
götürü iş yapmayı üstlenmişse işveren, ona yeterli iş vermekle yükümlüdür.
İşveren, kendi kusuru olmaksızın sözleşmede öngörülen
parça başına veya götürü iş sağlayamayacak durumda bulunduğu veya işletme
koşulları geçici olarak gerektirdiği takdirde işçiye, ücreti zaman esasına göre
öder. Bu durumda, zamana göre ödenecek ücret, anlaşmada veya hizmet ya da toplu
iş sözleşmesinde belirlenmemişse işveren, işçiye parça başına veya götürü
olarak daha önce aldığı ortalama ücrete eşdeğer bir ücret ödemekle yükümlüdür.
Parça başına veya götürü ya da zamana göre iş
sağlayamayan işveren, en azından işgörme edimini kabulde temerrüt hükümleri
uyarınca zamana göre işgörmede ödeyeceği ücreti ödemekle yükümlüdür.
b. Birim ücreti
MADDE 412- İşçi,
sözleşme gereğince parça başına veya götürü olarak çalışmayı üstlendiği
takdirde işveren, her işin başlamasından önce ona ödenecek birim ücretini
bildirmekle yükümlüdür.
Bu bildirimi yapmayan işveren, aynı veya benzer bir iş
için belirlenmiş olan birim ücretini ödemekle yükümlüdür.
II. İş araç ve
malzemeleri
MADDE 413-
Aksine anlaşma veya yerel âdet yoksa, işveren işçiye bu iş için gerekli
araçları ve malzemeyi sağlamakla yükümlüdür.
İşçi işverenle anlaşarak kendi araç veya malzemesini
işin görülmesine özgülerse, aksi anlaşmada kararlaştırılmadıkça veya yerel âdet
bulunmadıkça işveren, bunun için işçiye uygun bir karşılık ödemekle yükümlüdür.
III. Giderler
1. Genel olarak
MADDE 414-
İşveren, işin görülmesinin gerektirdiği her türlü harcama ile işçiyi işyeri
dışında çalıştırdığı takdirde, geçimi için zorunlu olan harcamaları da ödemekle
yükümlüdür.
Yazılı olarak yapılmış bir hizmet veya toplu iş
sözleşmesinde, bizzat işçi tarafından karşılanması kararlaştırılan
harcamaların, işçiye götürü biçimde günlük, haftalık veya aylık olarak ödenmesi
öngörülebilir. Ancak bu ödeme, zorunlu harcamaları karşılayacak miktardan az
olamaz.
Zorunlu harcamaların kısmen veya tamamen işçi
tarafından bizzat karşılanmasına ilişkin anlaşmalar geçersizdir.
2. Taşıma
araçları
MADDE 415- İşçi,
işin görülmesi için işverenle anlaşarak işverenin veya kendisinin sağladığı bir
taşıma aracı kullanıyorsa, taşıtın işletilmesi ve bakımı için gerekli olağan
giderler, hizmet için kullanıldığı ölçüde işverence karşılanır.
İşçi işverenle anlaşarak, işin görülmesinde kendi
motorlu aracını kullanıyorsa, işveren ayrıca bu araçla ilgili vergiyi, zorunlu
mali sorumluluk sigortası primini ve aracın yıpranması karşılığında uygun bir
tazminatı hizmet için kullanıldığı ölçüde işçiye ödemekle yükümlüdür.
İşçi işverenle anlaşarak, hizmetin görülmesinde
kendisine ait diğer taşıma araçlarını ve hayvanlarını kullanıyorsa işveren,
bunların kullanma ve bakımı için gerekli olan olağan giderleri hizmet için
kullanıldığı ölçüde karşılamakla yükümlüdür.
3. Giderlerin
ödenmesi
MADDE 416-
İşçinin yapmış olduğu giderlerden doğan alacağı, daha kısa bir süre
kararlaştırılmamışsa veya yerel âdet yoksa, her defasında ücretle
birlikte ödenir.
İşçi, sözleşmeden doğan borçlarını yerine getirmek
için düzenli olarak masraf yapıyorsa, kendisine en az ayda bir olmak üzere
belirli aralıklarla uygun bir avans verilir.
IV. İşçinin
kişiliğinin korunması
1. Genel olarak
MADDE 417-
İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve
işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin
psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların
daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.
İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin
sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız
bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü
önleme uymakla yükümlüdür.
İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve
sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün
zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini,
sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir.
2. Ev düzeni
içinde çalışmada
MADDE 418- İşçi
işverenle birlikte ev düzeni içinde yaşıyorsa işveren, yeterli gıda ve uygun
bir barınak sağlamakla yükümlüdür.
İşçi, kusuru olmaksızın hastalık veya kaza gibi
sebeplerle işgörme edimini yerine getiremezse işveren, sosyal sigortalar
yardımlarından yararlanamayan, bir yıla kadar çalışmış işçinin bakımını ve
tedavisini, iki hafta süreyle sağlamak zorundadır. İşçinin bir yılı aşan her
hizmet yılı için söz konusu süre, dört haftayı aşmamak üzere ikişer gün
artırılır.
İşveren, işçinin gebeliğinde ve doğum yapması
durumunda da aynı edimleri yerine getirmekle yükümlüdür.
3. Kişisel
verilerin kullanılmasında
MADDE 419-
İşveren, işçiye ait kişisel verileri, ancak işçinin işe yatkınlığıyla ilgili
veya hizmet sözleşmesinin ifası için zorunlu olduğu ölçüde kullanabilir.
Özel kanun hükümleri saklıdır.
V. Ceza koşulu
ve ibra
MADDE 420- Hizmet
sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir.
İşçinin işverenden alacağına ilişkin ibra
sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden
başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın
türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran
noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra
sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür.
Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra
sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri
miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka
aracılığıyla yapılmış olması zorunludur.
İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun
kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri dâhil, hizmet sözleşmesinden
doğan bütün tazminat alacaklarına da uygulanır.
VI. Tatil ve
izinler
1. Hafta tatili
ve iş arama izni
MADDE 421- İşveren,
işçiye her hafta, kural olarak pazar günü veya durum ve koşullar buna imkân
vermezse, bir tam çalışma günü tatil vermekle yükümlüdür.
İşveren, belirsiz süreli hizmet sözleşmesinin feshi
hâlinde, bildirim süresi içinde işçiye ücretinde bir kesinti olmaksızın, günde
iki saat iş arama izni vermekle yükümlüdür.
İzin saatlerinin ve günlerinin belirlenmesinde,
işyerinin ve işçinin haklı menfaatleri göz önünde tutulur.
2. Yıllık izin
a. Süresi
MADDE 422-
İşveren, en az bir yıl çalışmış olan işçilere yılda en az iki hafta ve onsekiz
yaşından küçük işçiler ile elli yaşından büyük işçilere de en az üç hafta
ücretli yıllık izin vermekle yükümlüdür.
b. İndirimi
MADDE 423- İşçi,
bir hizmet yılı içinde kendi kusuruyla toplam bir aydan daha uzun bir süreyle
hizmeti yerine getirmediği takdirde işveren, çalışılmayan her tam ay için,
yıllık ücretli izin süresinden bir gün indirim yapabilir.
İşçi, bir hizmet yılı içinde kendi kusuru olmaksızın
hastalık, kaza, yasal bir yükümlülüğün veya kamu görevinin yerine getirilmesi
gibi kişiliğine bağlı sebeplerle en çok üç ay süreyle işgörme edimini yerine
getiremediği takdirde, işveren yıllık ücretli izin süresinden indirim yapamaz.
İşveren, gebelik ve doğum yapma sebebiyle işgörme
edimini en çok üç ay süreyle yerine getiremeyen kadın işçinin yıllık ücretli
izin süresinden indirim yapamaz.
Hizmet veya toplu iş sözleşmeleriyle, işçinin aleyhine
hüküm doğuracak şekilde, ikinci ve üçüncü fıkra hükümlerine aykırı düzenleme
yapılamaz.
c. Kullanılması
MADDE 424-
Yıllık ücretli izinler, kural olarak aralıksız biçimde verilir; ancak tarafların
anlaşmasıyla ikiye bölünerek de kullanılabilir.
İşveren, yıllık ücretli izin tarihlerini, işyerinin
veya ev düzeninin menfaatleriyle bağdaştığı ölçüde, işçinin isteklerini göz
önünde tutarak belirler.
d. Ücreti
MADDE 425- İşveren,
yıllık ücretli iznini kullanan her işçiye, yıllık ücretli izin süresine ilişkin
ücretini, ilgili işçinin izne başlamasından önce peşin olarak ödemek veya avans
olarak vermekle yükümlüdür.
İşçi, hizmet ilişkisi devam ettiği sürece,
işverenden alacağı para ve başka menfaatler karşılığında yıllık ücretli izin
hakkından feragat edemez.
Hizmet sözleşmesinin herhangi bir sebeple sona ermesi
hâlinde, işçinin hak kazanıp da kullanamadığı yıllık izin sürelerine ait
ücreti, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücreti üzerinden kendisine veya hak
sahiplerine ödenir. Bu ücrete ilişkin zamanaşımı, hizmet sözleşmesinin sona
erdiği tarihte işlemeye başlar.
VII. Hizmet
belgesi
MADDE 426-
İşveren, işçinin isteği üzerine her zaman, işin türünü ve süresini
içeren bir hizmet belgesi vermekle yükümlüdür.
İşçinin açıkça istemde bulunması hâlinde, hizmet
belgesinde onun işgörmedeki becerisi ile tutum ve davranışları da belirtilir.
Hizmet belgesinin zamanında verilmemesinden veya
belgede doğru olmayan bilgiler bulunmasından zarar gören işçi veya işçiyi işe
alan yeni işveren, eski işverenden tazminat isteyebilir.
E. Sınaî ve
fikrî mülkiyet hakkı
MADDE 427- Hizmet
buluşları üzerinde işçinin ve işverenin hakları, bunların kazanılması ile diğer
sınaî ve fikrî mülkiyet hakları konusunda özel kanun hükümleri uygulanır.
F. Hizmet
ilişkisinin devri
I. İşyerinin
tamamının veya bir bölümünün devri
MADDE 428
İşyerinin tamamı veya bir bölümü hukuki bir işlemle başkasına devredildiğinde,
devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan hizmet sözleşmeleri, bütün
hak ve borçları ile birlikte devralana geçer.
İşçinin hizmet süresine bağlı hakları bakımından, onun
devreden işveren yanında işe başladığı tarih esas alınır.
Yukarıdaki hükümlere göre devir hâlinde, devirden önce
doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan, devreden ve
devralan işveren müteselsilen sorumludurlar. Ancak, devreden işverenin bu
yükümlülüklerden doğan sorumluluğu, devir tarihinden itibaren iki yıl ile
sınırlıdır.
II. Sözleşmenin
devri
MADDE 429- Hizmet
sözleşmesi, ancak işçinin yazılı rızası alınmak suretiyle, sürekli olarak başka
bir işverene devredilebilir.
Devir işlemiyle, devralan, bütün hak ve borçları ile
birlikte, hizmet sözleşmesinin işveren tarafı olur. Bu durumda, işçinin, hizmet
süresine bağlı hakları bakımından, devreden işveren yanında işe başladığı tarih
esas alınır.
G. Sözleşmenin
sona ermesi
I. Belirli
süreli sözleşmede
MADDE 430-
Belirli süreli hizmet sözleşmesi, aksi kararlaştırılmadıkça, fesih
bildiriminde bulunulmasına gerek olmaksızın, sürenin bitiminde kendiliğinden
sona erer.
Belirli süreli sözleşme, süresinin bitiminden sonra örtülü
olarak sürdürülüyorsa, belirsiz süreli sözleşmeye dönüşür. Ancak, esaslı bir
sebebin varlığı hâlinde, üst üste belirli süreli hizmet sözleşmesi kurulabilir.
Taraflardan her biri, on yıldan uzun süreli hizmet
sözleşmesini on yıl geçtikten sonra, altı aylık fesih bildirim süresine uyarak
feshedebilir. Fesih, ancak bu süreyi izleyen aybaşında hüküm ifade eder.
Sözleşmenin fesih bildirimiyle sona ereceği
kararlaştırılmış ve iki taraf da fesih bildiriminde bulunmamışsa, sözleşme
belirsiz süreli sözleşmeye dönüşür.
II. Belirsiz
süreli sözleşmede
1. Genel olarak
fesih hakkı
MADDE 431-
Taraflardan her birinin, belirsiz süreli sözleşmeyi fesih sürelerine uyarak
feshetme hakkı vardır.
2. Fesih
bildirim süresi
a. Genel olarak
MADDE 432-
Belirsiz süreli hizmet sözleşmelerinin feshinden önce, durumun diğer tarafa
bildirilmesi gerekir.
Hizmet sözleşmesi; bildirimin diğer tarafa
ulaşmasından başlayarak, hizmet süresi bir yıla kadar sürmüş olan işçi için iki
hafta sonra; bir yıldan beş yıla kadar sürmüş işçi için dört hafta ve beş
yıldan fazla sürmüş işçi için altı hafta sonra sona erer.
Bu süreler kısaltılamaz; ancak sözleşmeyle
artırılabilir.
İşveren, fesih bildirim süresine ait ücreti peşin
vermek suretiyle hizmet sözleşmesini feshedebilir.
Fesih bildirim sürelerinin, her iki taraf için de aynı
olması zorunludur; sözleşmede farklı süreler öngörülmüşse, her iki tarafa da en
uzun olan fesih bildirim süresi uygulanır.
Hizmet sözleşmesinin askıya alındığı hâllerde fesih
bildirim süreleri işlemez.
b. Deneme süresi
içinde
MADDE 433-
Taraflar, hizmet sözleşmesine iki ayı aşmamak koşuluyla deneme süresi
koyabilirler. Deneme süresi konulmuşsa taraflar, bu süre içinde fesih süresine
uymak zorunda olmaksızın, hizmet sözleşmesini tazminatsız feshedebilirler.
İşçinin çalıştığı günler için ücret ve diğer hakları
saklıdır.
III. Feshe karşı
koruma
MADDE 434- Hizmet
sözleşmesinin fesih hakkının kötüye kullanılarak sona erdirildiği durumlarda
işveren, işçiye fesih bildirim süresine ait ücretin üç katı tutarında
tazminat ödemekle yükümlüdür.
IV. Derhâl fesih
1. Koşulları
a. Haklı
sebepler
MADDE 435-
Taraflardan her biri, haklı sebeplerle sözleşmeyi derhâl feshedebilir.
Sözleşmeyi fesheden taraf, fesih sebebini yazılı olarak bildirmek zorundadır.
Sözleşmeyi fesheden taraftan, dürüstlük kurallarına
göre hizmet ilişkisini sürdürmesi beklenemeyen bütün durum ve koşullar, haklı
sebep sayılır.
b. İşverenin
ödeme güçsüzlüğüne düşmesi
MADDE 436-
İşverenin ödeme güçsüzlüğüne düşmesi hâlinde işçi, sözleşmeden doğan hakları
uygun bir süre içinde işveren tarafından güvenceye bağlanmazsa, sözleşmeyi
derhâl feshedebilir.
2. Sonuçları
a. Haklı sebeple
fesihte
MADDE 437-
Haklı fesih sebepleri, taraflardan birinin sözleşmeye uymamasından doğmuşsa o
taraf, sebep olduğu zararı, hizmet ilişkisine dayanan bütün haklar göz önünde
tutularak, tamamen gidermekle yükümlüdür.
Diğer durumlarda hâkim, bütün durum ve koşulları göz
önünde tutarak haklı sebeple feshin maddi sonuçlarını serbestçe değerlendirir.
b. Haklı sebebe
dayanmayan fesihte
MADDE 438-
İşveren, haklı sebep olmaksızın hizmet sözleşmesini derhâl feshederse işçi,
belirsiz süreli sözleşmelerde, fesih bildirim süresine; belirli süreli
sözleşmelerde ise, sözleşme süresine uyulmaması durumunda, bu sürelere uyulmuş
olsaydı kazanabileceği miktarı, tazminat olarak isteyebilir.
Belirli süreli hizmet sözleşmesinde işçinin hizmet
sözleşmesinin sona ermesi yüzünden tasarruf ettiği miktar ile başka bir işten
elde ettiği veya bilerek elde etmekten kaçındığı gelir, tazminattan indirilir.
Hâkim, bütün durum ve koşulları göz önünde tutarak,
ayrıca miktarını serbestçe belirleyeceği bir tazminatın işçiye ödenmesine karar
verebilir; ancak belirlenecek tazminat miktarı, işçinin altı aylık ücretinden
fazla olamaz.
c. İşçinin
haksız olarak işe başlamaması veya işi bırakması
MADDE 439- İşçi,
haklı sebep olmaksızın işe başlamadığı veya aniden işi bıraktığı takdirde
işveren, aylık ücretin dörtte birine eşit bir tazminat isteme hakkına sahiptir.
İşverenin, ayrıca ek zararlarının giderilmesini isteme hakkı da vardır.
İşveren zarara uğramamışsa veya uğradığı zarar işçinin
aylık ücretinin dörtte birinden az ise, hâkim tazminatı indirebilir.
Tazminat isteme hakkı takas yoluyla sona ermemişse
işveren, işçinin işe başlamamasından veya işi bırakmasından başlayarak otuz gün
içinde, dava veya takip yoluyla bu hakkını kullanmak zorundadır. Aksi takdirde,
tazminat isteme hakkı düşer.
V. İşçinin veya
işverenin ölümü
1. İşçinin ölümü
MADDE 440-
Sözleşme, işçinin ölümüyle kendiliğinden sona erer. İşveren, işçinin sağ kalan
eşine ve ergin olmayan çocuklarına, yoksa bakmakla yükümlü olduğu kişilere,
ölüm gününden başlayarak bir aylık; hizmet ilişkisi beş yıldan uzun bir süre
devam etmişse, iki aylık ücret tutarında bir ödeme yapmakla yükümlüdür.
2. İşverenin
ölümü
MADDE 441-
İşverenin ölümü hâlinde, yerini mirasçıları alır. Bu durumda işyerinin
tamamının veya bir bölümünün devri ile gerçekleşen hizmet ilişkisinin devrine
ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
Hizmet sözleşmesi ağırlıklı olarak işverenin kişiliği
dikkate alınmak suretiyle kurulmuşsa, onun ölümüyle kendiliğinden sona
erer. Ancak, işçi sözleşmenin süresinden önce sona ermesi yüzünden uğradığı
zarar için, mirasçılardan hakkaniyete uygun bir tazminat isteminde bulunabilir.
VI. Sözleşmenin
sona ermesinin sonuçları
1. Borçların
muaccel olması
MADDE 442- Sözleşmenin
sona ermesiyle, sözleşmeden doğan bütün borçlar muaccel olur.
Muacceliyet anı, işçinin aracılığı
suretiyle kurulan hukuki ilişkilerde üçüncü kişinin üstlendiği borç, hizmet
sözleşmesinin sona ermesinden sonra tamamen veya kısmen ifa edilecekse altı
aya; dönemsel edimler içeren ilişkilerde bir yıla; sigorta sözleşmelerinde veya
ifası altı aydan uzun bir süreye yayılmış olan işlerde ise iki yıla kadar,
yazılı bir anlaşmayla ertelenebilir.
Üretilenden pay verilmesi öngörülen hâllerde ürün payı
belirlenir belirlenmez, cirodan veya kârdan pay verilmesi kararlaştırılan
hâllerde ise pay, hesap dönemini izleyen en geç üç ay sonunda muaccel olur.
2. Geri verme
yükümlülüğü
MADDE 443-
Sözleşmenin sona ermesi durumunda, taraflardan her biri, diğerinden veya üçüncü
bir kişiden diğerinin hesabına, hizmetle ilişkili olarak almış olduğu şeyleri
geri vermekle yükümlüdür.
İşçi, özellikle motorlu taşıtları ve trafik izin
belgelerini, alacaklarından fazla olduğu ölçüde ücret ve masraf avanslarını
geri vermekle yükümlüdür.
Tarafların hapis hakları saklıdır.
VII. Rekabet
yasağı
1. Koşulları
MADDE 444-
Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden
sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına
rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların
dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı
yazılı olarak üstlenebilir.
Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye
müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında
bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması,
işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir.
2.
Sınırlandırılması
MADDE 445-
Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye
düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan
sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı
aşamaz.
Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet
yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin
üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde
tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir.
3. Aykırı
davranışların sonuçları
MADDE 446-
Rekabet yasağına aykırı davranan işçi, bunun sonucu olarak işverenin uğradığı
bütün zararları gidermekle yükümlüdür.
Yasağa aykırı davranış bir ceza koşuluna bağlanmışsa
ve sözleşmede aksine bir hüküm de yoksa, işçi öngörülen miktarı ödeyerek
rekabet yasağına ilişkin borcundan kurtulabilir; ancak, işçi bu miktarı aşan
zararı gidermek zorundadır.
İşveren, ceza koşulu ve doğabilecek ek zararlarının
ödenmesi dışında, sözleşmede yazılı olarak açıkça saklı tutması koşuluyla,
kendisinin ihlal veya tehdit edilen menfaatlerinin önemi ile işçinin davranışı
haklı gösteriyorsa, yasağa aykırı davranışa son verilmesini de isteyebilir.
4. Sona ermesi
MADDE 447-
Rekabet yasağı, işverenin bu yasağın sürdürülmesinde gerçek bir yararının
olmadığı belirlenmişse sona erer.
Sözleşme, haklı bir sebep olmaksızın işveren
tarafından veya işverene yüklenebilen bir nedenle işçi tarafından feshedilirse,
rekabet yasağı sona erer.
İKİNCİ AYIRIM
Pazarlamacılık Sözleşmesi
A. Tanımı ve
kurulması
I. Tanımı
MADDE 448- Pazarlamacılık
sözleşmesi, pazarlamacının sürekli olarak, bir ticari işletme sahibi işveren
hesabına ve işletmesinin dışında, her türlü işlemin yapılmasına aracılık etmeyi
veya yazılı anlaşma varsa, bu anlaşmada belirtilen işlemleri yapmayı, işletme
sahibi işverenin de buna karşılık ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.
II. Kurulması
MADDE 449- Pazarlamacılık
sözleşmesi, sözleşmenin süresini, sona ermesini, pazarlamacının yetkilerini,
ücret ve masrafların nasıl ödeneceğini, taraflardan birinin yerleşim yeri
yabancı ülkede ise uygulanacak hukukun ve yetkili mahkemenin hangisi olduğunu
içerir.
Yukarıdaki fıkra uyarınca sözleşmede yer alması
öngörülen hususlar taraflarca belirlenmemişse, kanun hükümleri ve alışılmış
hizmet koşulları uygulanır.
B.
Pazarlamacının yükümlülük ve yetkileri
I.
Yükümlülükleri
MADDE 450- Pazarlamacı,
talimata uymamasını zorunlu kılan haklı bir sebep olmadıkça, kendisine verilen
talimata uygun olarak müşterileri ziyaret etmekle yükümlüdür; işverenin izni
olmadıkça, kendisi veya üçüncü kişiler hesabına işlem yapamaz, aracılık edemez.
Pazarlamacı, işlem yapmaya yetkiliyse, talimatta
öngörülen fiyatlara ve diğer işlem koşullarına uymak zorundadır; işveren razı
olmadıkça, bunlarda değişiklik yapamaz.
Pazarlamacı, pazarlama faaliyetleri ile ilgili olarak
düzenli biçimde ayrıntılı bilgi vermek, aldığı siparişleri işverene derhâl
ulaştırmak ve müşteri çevresini ilgilendiren önemli olayları bildirmekle
yükümlüdür.
II. Garanti
MADDE 451- Pazarlamacının,
müşterilerin ödememelerinden veya diğer yükümlülüklerini ifa etmemelerinden sorumlu
olacağına ya da alacağın tahsili için yapılacak masrafları tamamen veya kısmen
karşılayacağına ilişkin anlaşmalar, kesin olarak hükümsüzdür.
Pazarlamacı, kendi müşteri çevresiyle işlem yapıyorsa,
müşterilerin borçlarını ifa etmemesi durumunda, işverenin her bir işlemde
uğrayacağı zararın dörtte birini geçmemek üzere karşılamayı, uygun bir ek
komisyon kararlaştırılması koşuluyla yazılı olarak üstlenebilir.
Sigorta sözleşmelerinde aracılık yapan pazarlamacılar,
bir primin tamamının veya bir kısmının ödenmemesi sebebiyle, bunun tahsili için
dava veya icra takibi yoluna başvurulması durumunda, bu amaçla yapılacak
masrafların en çok yarısını karşılayacaklarını, yazılı olarak üstlenebilirler.
III. Yetkileri
MADDE 452- Aksine
yazılı anlaşma olmadıkça pazarlamacı, sadece işlemlere aracılık etmeye
yetkilidir.
Pazarlamacı, işlem yapmaya yetkili kılınmışsa yetkisi,
bu işlerin icrası için gereken bütün olağan hukuki işlem ve fiilleri kapsar;
özel yetki verilmedikçe müşterilerden tahsilat yapamaz ve ödeme günlerini değiştiremez.
C. İşverenin
özel yükümlülükleri
I. Faaliyet
alanı
MADDE 453- Pazarlamacıya
belirli bir pazarlama alanında veya belirli bir müşteri çevresinde faaliyette
bulunma yetkisi verilmiş ve aksine yazılı anlaşma da yapılmamışsa işveren,
başkalarına aynı alan veya çevrede faaliyette bulunma yetkisi veremez; ancak,
kendisi üçüncü kişilerle işlem yapabilir.
Sözleşmenin pazarlama alanı veya müşteri çevresine
ilişkin hükmünün değiştirilmesini gerektiren bir sebep varsa işveren, söz
konusu hükmü, sözleşmede fesih bildirim süresi öngörülmüş olsa bile, bu süreye
uymadan tek taraflı olarak değiştirebilir; ancak, bu durumda pazarlamacının
tazminat ve hizmet sözleşmesini haklı sebeple sona erdirme hakkı saklıdır.
II. Ücret
1. Genel olarak
MADDE 454- İşveren,
pazarlamacıya sadece belirli bir miktardan veya bu miktarla birlikte
komisyondan oluşan bir ücret ödemekle yükümlüdür.
Ücretin tamamının veya önemli kısmının komisyondan
oluşacağına ilişkin yazılı anlaşma, kararlaştırılan komisyonun, pazarlamacının
faaliyetinin uygun karşılığını oluşturması koşuluyla geçerlidir.
Deneme süresi için ödenecek ücret, serbestçe
kararlaştırılabilir. Ancak, deneme süresi iki ayı geçemez.
2. Komisyon
MADDE 455- Pazarlamacı,
belirli bir pazarlama alanı veya belirli bir müşteri çevresinde faaliyette
bulunma yetkisi sadece kendisine verilmişse, kendisinin veya işverenin bu alan
veya çevrede yaptığı bütün işlerde kararlaştırılmış ya da alışılmış olan
komisyonun ödenmesini isteyebilir.
Belirli bir pazarlama alanı veya belirli müşteri
çevresinde faaliyette bulunma yetkisi pazarlamacıyla birlikte başkalarına da
verilmişse pazarlamacıya, sadece kendisinin aracılık ettiği veya bizzat yaptığı
işler için komisyon ödenir.
Komisyonun muaccel olması anında, yapılan işin değeri
henüz kesin olarak belirlenemiyorsa komisyon, önce alışılmış olan en az değeri
üzerinden, geri kalanı ise, en geç işin yerine getirilmesinde ödenir.
3. Pazarlama
faaliyetinin engellenmesi
MADDE 456- Pazarlamacının
pazarlama işlerini yürütmesi, kendi kusuru olmaksızın imkânsız hâle gelir ve
sözleşme veya kanun gereği bu hâlde bile kendisine ücret ödenmesi gerekirse
ücret, sabit ücrete ve komisyonun kaybı sebebiyle ödenebilecek uygun tazminata
göre belirlenir. Ancak komisyon, ücretin beşte birinden az ise, komisyon kaybı
sebebiyle tazminat ödenmeyeceği yazılı olarak kararlaştırılabilir.
Pazarlamacı, pazarlama işlerini kendi kusuru
olmaksızın yürütme imkânını bulamamasına karşın ücretinin tamamını almışsa,
işverenin istemi üzerine, kendisinin yapabileceği ve kendisinden beklenebilecek
işleri onun işletmesinde yapmakla yükümlüdür.
III. Harcamalar
MADDE 457- Pazarlamacı,
aynı zamanda birden fazla işveren hesabına faaliyette bulunuyorsa, aksi yazılı
şekilde kararlaştırılmadıkça, her işveren, pazarlamacının harcamalarına eşit
olarak katılmakla yükümlüdür.
Harcamaların tamamen veya kısmen sabit ücrete
veya komisyona dâhil edilmesine ilişkin anlaşmalar kesin olarak hükümsüzdür.
IV. Hapis hakkı
MADDE 458- Pazarlamacılık
ilişkisinden doğan muaccel alacaklar ile işverenin ödeme güçsüzlüğüne düşmesi
durumunda, henüz muaccel olmayan alacakların güvence altına alınması için
pazarlamacı, taşınırlar, kıymetli evrak ve tahsil yetkisine dayanarak
müşterilerden almış olduğu paralar üzerinde hapis hakkına sahiptir.
Pazarlamacı, araç ve taşıma belgelerini, fiyat
tarifelerini, müşterilerle ilgili kayıtlar ile diğer belgeleri alıkoyamaz.
D. Sona ermesi
I. Özel fesih
süresi
MADDE 459- Komisyon,
sabit ücretin en az beşte birini oluşturuyor ve önemli mevsimlik
dalgalanmalardan etkileniyorsa işveren, bir önceki mevsimin sona
ermesinden beri kendisiyle çalışmaya devam eden pazarlamacının sözleşmesini,
yeni mevsim sırasında iki aylık fesih süresine uyarak feshedebilir.
Aynı koşullar altında pazarlamacı da, kendisini bir
önceki mevsim sonuna kadar çalıştırmış ve bundan sonra da çalıştırmaya devam
eden işverene karşı, bir sonraki mevsimin başlamasına kadar olan dönemde, iki
aylık fesih süresine uyarak sözleşmeyi feshedebilir.
II. Özel sonuçlar
MADDE 460- Sözleşmenin
sona ermesi hâlinde, pazarlamacının bizzat yaptığı veya yapılmasına aracılık
ettiği bütün işlemler ile kabul ve yerine getirme zamanına bakılmaksızın,
sözleşmenin sona ermesine kadar işverene iletilen bütün siparişler için komisyon
ödenir.
Sözleşmenin sona ermesi hâlinde pazarlamacı,
pazarlamacılık faaliyetinde bulunması için kendisine verilen örnek ve
modelleri, fiyat tarifelerini, müşterilerle ilgili kayıtları ve diğer belgeleri
işverene geri vermekle yükümlüdür. Ancak, pazarlamacının hapis hakkı saklıdır.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Evde Hizmet Sözleşmesi
A.Tanımı ve
çalışma koşulları
I. Tanımı
MADDE 461-
Evde hizmet sözleşmesi, işverenin verdiği işi, işçinin kendi evinde veya
belirleyeceği başka bir yerde, bizzat veya aile bireyleriyle birlikte bir ücret
karşılığında görmeyi üstlendiği sözleşmedir.
II. Çalışma koşullarının bildirilmesi
MADDE 462-
İşveren, işçiye her yeni iş verişinde genel çalışma koşulları dışında kalan ve
o işe özgü özellikleri bildirir; gerekiyorsa işçi tarafından sağlanacak
malzemeyi, bu malzemenin sağlanması için kendisine ne miktarda ödemede
bulunacağını ve iş için ödeyeceği ücreti de işçiye yazılı olarak bildirir.
İşin verilmesinden önce malzeme için ödenecek bedel ve
iş için ödenecek ücret yazıyla bildirilmemişse, bu işlerde uygulanan alışılmış
bedel ve ücret ödenir.
III. İşçinin
özel borçları
1. İşin
yapılması
MADDE 463-
İşçi, işe zamanında başlamak, işi kararlaştırılan zamanda bitirmek ve
çalışmanın sonucunu işverene teslim etmekle yükümlüdür.
İş, işçinin kusuruyla ayıplı olarak görülmüşse işçi,
giderilmesi mümkün olan ayıpları, masrafı kendisine ait olmak üzere gidermek
zorundadır.
2. Malzeme ve iş
araçları
MADDE 464- Malzeme
ve iş araçları işveren tarafından sağlanmışsa, işçi bunları gereken özeni
göstererek kullanmak, bundan dolayı hesap vermek, ayrıca kalan malzeme ile iş
araçlarını da işverene teslim etmekle yükümlüdür.
İşçi işi görürken, kendisine teslim edilen malzemenin
veya iş araçlarının bozuk olduğunu belirlerse, durumu hemen işverene bildirir
ve işe devam etmeden önce, onun talimatını bekler.
İşçi, kendisine teslim edilen malzeme veya iş
araçlarını kendi kusuruyla kullanılmaz hâle getirirse, işverene karşı onun
kullanılmaz hâle geldiği gündeki rayiç bedeli kadar sorumludur.
IV. İşverenin
özel borçları
1. Ürünün kabulü
MADDE 465-
İşveren, işçinin üreterek teslim ettiği ürünü inceler; varsa bulduğu ayıpları
teslimden başlayarak bir hafta içinde işçiye bildirir. Süresinde bildirim
yapılmamışsa, ürün mevcut durumuyla kabul edilmiş sayılır.
2. Ücret
a. Ödenmesi
MADDE 466- Yapılan
işin ücreti, işçi, işveren tarafından aralıksız olarak çalıştırıldığı takdirde,
onbeş günde bir veya işçinin rızasıyla ayda bir; aralıklı olarak çalıştırıldığı
takdirde, ürünün her tesliminde ödenir.
Her ücret ödenmesinde işçiye, bir hesap özeti verilir.
Hesap özetinde, varsa kesintilerin miktarı ve sebebi de gösterilir.
b. Çalışmanın
engellenmesi hâlinde
MADDE 467-
İşçiyi aralıksız biçimde çalıştıran işveren, ürünü kabulde temerrüde düştüğü
veya işçinin kişiliğinden kaynaklanan sebeplerle ve kusuru olmaksızın çalışma
engellendiği takdirde, hizmet ediminin engellenmesi durumundaki ücret
ödenmesine ilişkin hükümler gereğince, ona ücretini ödemekle yükümlüdür. Diğer
durumlarda işveren, bu hükümlere göre ücret ödemekle yükümlü değildir.
V. Sona ermesi
MADDE 468-
İşçiye deneme amacıyla bir iş verilmişse, aksi kararlaştırılmadıkça, sözleşme
deneme süresi için kurulmuş sayılır.
İşçi, işveren tarafından aralıksız olarak
çalıştırıldığı takdirde, aksi kararlaştırılmadıkça, sözleşme belirsiz süreyle
yapılmış sayılır; diğer durumlarda sözleşmenin belirli süreyle yapıldığı kabul
edilir.
B. Genel
hükümlerin uygulanması
MADDE 469-
Pazarlamacılık sözleşmesine ve evde hizmet sözleşmesine ilişkin hüküm
bulunmayan hâllerde, hizmet sözleşmesinin genel hükümleri uygulanır.
YEDİNCİ BÖLÜM
Eser Sözleşmesi
A. Tanımı
MADDE 470-
Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, işsahibinin de bunun
karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.
B. Hükümleri
I. Yüklenicinin
borçları
1. Genel olarak
MADDE 471-
Yüklenici, üstlendiği edimleri işsahibinin haklı menfaatlerini gözeterek,
sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır.
Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunun
belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin
göstermesi gereken meslekî ve teknik kurallara uygun davranışı esas alınır.
Yüklenici,
meydana getirilecek eseri doğrudan doğruya kendisi yapmak veya kendi yönetimi
altında yaptırmakla yükümlüdür. Ancak, eserin meydana getirilmesinde
yüklenicinin kişisel özellikleri önem taşımıyorsa, işi başkasına da
yaptırabilir.
Aksine âdet veya anlaşma olmadıkça
yüklenici, eserin meydana getirilmesi için kullanılacak olan araç ve gereçleri
kendisi sağlamak zorundadır.
2. Malzeme
bakımından
MADDE 472- Malzeme
yüklenici tarafından sağlanmışsa yüklenici, bu malzemenin ayıplı olması
yüzünden işsahibine karşı, satıcı gibi sorumludur.
Malzeme işsahibi tarafından sağlanmışsa yüklenici,
onları gereken özeni göstererek kullanmakla ve bundan dolayı hesap ve artanı
geri vermekle yükümlüdür.
Eser meydana getirilirken, işsahibinin sağladığı
malzemenin veya eserin yapılması için gösterdiği yerin ayıplı olduğu anlaşılır
veya eserin gereği gibi ya da zamanında meydana getirilmesini tehlikeye
düşürecek başka bir durum ortaya çıkarsa, yüklenici bu durumu hemen işsahibine
bildirmek zorundadır; bildirmezse bundan doğacak sonuçlardan sorumlu olur.
3. İşe başlama
ve yürütme
MADDE 473-
Yüklenicinin işe zamanında başlamaması veya sözleşme hükümlerine aykırı olarak
işi geciktirmesi ya da işsahibine yüklenemeyecek bir sebeple ortaya çıkan
gecikme yüzünden bütün tahminlere göre yüklenicinin işi kararlaştırılan zamanda
bitiremeyeceği açıkça anlaşılırsa, işsahibi teslim için belirlenen günü
beklemek zorunda olmaksızın sözleşmeden dönebilir.
Meydana getirilmesi sırasında, eserin yüklenicinin
kusuru yüzünden ayıplı veya sözleşmeye aykırı olarak meydana getirileceği
açıkça görülüyorsa, işsahibi bunu önlemek üzere vereceği veya
verdireceği uygun bir süre içinde yükleniciye, ayıbın
veya aykırılığın giderilmesi; aksi takdirde hasar ve masrafları kendisine
ait olmak üzere, onarımın veya işe devamın bir üçüncü kişiye verileceği
konusunda ihtarda bulunabilir.
4. Ayıp
sebebiyle sorumluluk
a. Ayıbın
belirlenmesi
MADDE 474- İşsahibi,
eserin tesliminden sonra, işlerin olağan akışına göre imkân bulur bulmaz eseri
gözden geçirmek ve ayıpları varsa, bunu uygun bir süre içinde yükleniciye
bildirmek zorundadır.
Taraflardan her biri, giderini karşılayarak, eserin
bilirkişi tarafından gözden geçirilmesini ve sonucun bir raporla belirlenmesini
isteyebilir.
b. İşsahibinin
seçimlik hakları
MADDE 475- Eserdeki
ayıp sebebiyle yüklenicinin sorumlu olduğu hâllerde işsahibi, aşağıdaki
seçimlik haklardan birini kullanabilir:
1. Eser işsahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet
gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aynı
ölçüde aykırı olursa sözleşmeden dönme.
2. Eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim
isteme.
3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün
masrafları yükleniciye ait olmak üzere, eserin ücretsiz onarılmasını isteme.
İşsahibinin genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı
saklıdır.
Eser, işsahibinin taşınmazı üzerinde yapılmış olup,
sökülüp kaldırılması aşırı zarar doğuracaksa işsahibi, sözleşmeden dönme
hakkını kullanamaz.
c. İşsahibinin
sorumluluğu
MADDE 476-
Eserin ayıplı olması, yüklenicinin açıkça yaptığı ihtara karşın, işsahibinin
verdiği talimattan doğmuş bulunur veya herhangi bir sebeple işsahibine
yüklenebilecek olursa işsahibi, eserin ayıplı olmasından doğan haklarını
kullanamaz.
d. Eserin kabulü
MADDE 477- Eserin
açıkça veya örtülü olarak kabulünden sonra, yüklenici her türlü sorumluluktan
kurtulur; ancak, onun tarafından kasten gizlenen ve usulüne göre gözden geçirme
sırasında fark edilemeyecek olan ayıplar için sorumluluğu devam eder.
İşsahibi, gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal
ederse, eseri kabul etmiş sayılır.
Eserdeki ayıp sonradan ortaya çıkarsa işsahibi,
gecikmeksizin durumu yükleniciye bildirmek zorundadır; bildirmezse eseri kabul
etmiş sayılır.
e. Zamanaşımı
MADDE 478- Yüklenici
ayıplı bir eser meydana getirmişse, bu sebeple açılacak davalar, teslim
tarihinden başlayarak, taşınmaz yapılar dışındaki eserlerde iki yılın; taşınmaz
yapılarda ise beş yılın ve yüklenicinin ağır kusuru varsa, ayıplı eserin
niteliğine bakılmaksızın yirmi yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
II. İşsahibinin
borçları
1. Bedelin
muacceliyeti
MADDE 479-
İşsahibinin bedel ödeme borcu, eserin teslimi anında muaccel olur.
Eserin parça parça teslim edilmesi kararlaştırılmış ve
bedel parçalara göre belirlenmişse, her parçanın bedeli onun teslimi anında
muaccel olur.
2. Bedel
a. Götürü bedel
MADDE 480-
Bedel götürü olarak belirlenmişse yüklenici, eseri o bedelle meydana getirmekle
yükümlüdür. Eser, öngörülenden fazla emek ve masrafı gerektirmiş olsa bile
yüklenici, belirlenen bedelin artırılmasını isteyemez.
Ancak, başlangıçta öngörülemeyen veya öngörülebilip de
taraflarca göz önünde tutulmayan durumlar, taraflarca belirlenen götürü bedel
ile eserin yapılmasına engel olur veya son derece güçleştirirse yüklenici,
hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı
veya karşı taraftan beklenemediği takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir.
Dürüstlük kurallarının gerektirdiği durumlarda yüklenici, ancak fesih hakkını
kullanabilir.
Eser, öngörülenden az emek ve masrafı gerektirmiş olsa
bile işsahibi, belirlenen bedelin tamamını ödemekle yükümlüdür.
b. Değere göre bedel
MADDE 481-
Eserin bedeli önceden belirlenmemiş veya yaklaşık olarak belirlenmişse bedel,
yapıldığı yer ve zamanda eserin değerine ve yüklenicinin giderine bakılarak
belirlenir.
C. Sözleşmenin
sona ermesi
I.Yaklaşık
bedelin aşılması
MADDE 482-
Başlangıçta yaklaşık olarak belirlenen bedelin, işsahibinin kusuru olmaksızın
aşırı ölçüde aşılacağı anlaşılırsa işsahibi, eser henüz tamamlanmadan veya
tamamlandıktan sonra sözleşmeden dönebilir.
Eser, işsahibinin arsası üzerine yapılıyorsa işsahibi,
bedelden uygun bir miktarın indirilmesini isteyebileceği gibi, eser henüz
tamamlanmamışsa, yükleniciyi işe devamdan alıkoyarak, tamamlanan kısım için
hakkaniyete uygun bir bedel ödemek suretiyle sözleşmeyi feshedebilir.
II. Eserin yok
olması
MADDE 483- Eser
teslimden önce beklenmedik olay sonucu yok olursa işsahibi, eseri teslim almada
temerrüde düşmedikçe yüklenici, yaptığı işin ücretini ve giderlerinin
ödenmesini isteyemez. Bu durumda malzemeye gelen hasar, onu sağlayana ait olur.
Eserin işsahibince verilen malzeme veya gösterilen
arsanın ayıbı veya işsahibinin talimatına uygun yapılması yüzünden yok olması
durumunda yüklenici, doğabilecek olumsuz sonuçları zamanında bildirmişse, yaptığı
işin değerini ve bu değere girmeyen giderlerinin ödenmesini isteyebilir.
İşsahibinin kusuru varsa, yüklenicinin ayrıca zararının giderilmesini de isteme
hakkı vardır.
III. Tazminat
karşılığı fesih
MADDE 484-
İşsahibi, eserin tamamlanmasından önce yapılmış olan kısmın karşılığını ödemek
ve yüklenicinin bütün zararlarını gidermek koşuluyla sözleşmeyi feshedebilir.
IV. İşsahibi
yüzünden ifanın imkânsızlaşması
MADDE 485- Eserin
tamamlanması, işsahibi ile ilgili beklenmedik olay dolayısıyla imkânsızlaşırsa
yüklenici, yaptığı işin değerini ve bu değere girmeyen giderlerini isteyebilir.
İfa imkânsızlığının ortaya çıkmasında işsahibi
kusurluysa, yüklenicinin ayrıca tazminat isteme hakkı vardır.
V. Yüklenicinin
ölümü veya yeteneğini kaybetmesi
MADDE 486-
Yüklenicinin kişisel özellikleri göz önünde tutularak yapılmış olan sözleşme,
onun ölümü veya kusuru olmaksızın eseri tamamlama yeteneğini kaybetmesi
durumunda kendiliğinden sona erer. Bu durumda işsahibi, eserin tamamlanan
kısmından yararlanabilecek ise, onu kabul etmek ve karşılığını vermekle
yükümlüdür.
SEKİZİNCİ BÖLÜM
Yayım Sözleşmesi
A. Tanımı
MADDE 487- Yayım sözleşmesi, bir fikir ve sanat eseri
sahibinin veya halefinin, o eseri yayımlanmak üzere yayımcıya bırakmayı,
yayımcının da onu çoğaltarak yayımlamayı üstlendiği sözleşmedir.
B. Şekli
MADDE 488- Yayım sözleşmesinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına
bağlıdır.
C. Hükümleri
I. Yayımlatma
hakkının geçişi ve sorumluluk
MADDE 489-
Yayım sözleşmesiyle eser sahibinin hakları, sözleşmenin ifasının gerektirdiği
ölçüde ve süreyle yayımcıya geçer.
Yayımlatan,
yayımcıya karşı, sözleşmenin kurulduğu anda eseri yayımlatma hakkının
bulunmamasından sorumlu olduğu gibi, eser korunmakta ise, telif hakkının
olmamasından da sorumludur.
Eserin tamamı
veya bir bölümü yayımlanmak üzere başka bir yayımcıya bırakılmış ya da
yayımlatanın bilgisi altında yayımlanmış ise yayımlatan, yayım sözleşmesinin
yapılmasından önce, bunu karşı tarafa bildirmek zorundadır.
II. Yayımlatanın
tasarruf hakkı
MADDE 490-
Yayımlatan, sözleşmede kararlaştırılan süre sona ermedikçe veya süre
belirlenmemişse kararlaştırılan baskı adedinin tükenmesi için alışılmış süre
geçmedikçe, eserin tamamı veya bir bölümü üzerinde, yayımcının zararına olacak
biçimde tasarrufta bulunamaz.
Süreli yayınlarda yer alan kısa yazılar, yayımlatan
tarafından her zaman, başka yerde de yayımlatılabilir.
Yayımlatan, toplama bir eserin kendisine ait
bölümlerini veya dergilerde çıkan uzun yazılarını, yayımın bitmesinden
başlayarak üç ay geçmedikçe yeniden yayımlatamaz.
III. Basım
sayısı ve baskı adedinin belirlenmesi
MADDE
491-
Sözleşmede basım sayısı belirtilmemişse, yayımcının ancak bir basım yapma hakkı
vardır.
Taraflar, sözleşmenin süresini veya baskı adedini
kararlaştırmak zorundadırlar.
Sözleşmede yayımcıya belirli birkaç basım veya bütün
yeni basımları yapma yetkisi verildiği hâllerde, yayımcı eserin baskı adedi
tükenmiş iken yeni bir basım yapmayı ihmal ederse, yayımlatan yeni basım için
yayımcıya uygun bir süre verir. Yayımcı, verilen süre içinde basımı gerçekleştirmezse;
yayımlatan sözleşmeden cayabilir.
IV. Çoğaltma ve
dağıtım
MADDE 492-
Yayımcı, eseri hiçbir kısaltma, ekleme ve değişiklik yapmaksızın uygun biçimde
çoğaltmakla yükümlüdür; ayrıca, satışın artırılması için gerekli tanıtım ve
dağıtımı yapmak ve bu konuda her türlü önlemi almak zorundadır.
Satış fiyatını, eserin satılmasını güçleştirmemek
koşuluyla yayımcı belirler.
V. Düzeltme ve
iyileştirme
MADDE 493-
Yayımcının menfaatlerini zedelememek ve onun sorumluluğunu artırmamak
koşuluyla, eser sahibi eserde düzeltme ve iyileştirme, halefleri ise ancak
güncelleştirme yapabilir. Bu düzeltme ve iyileştirme gerektirdiği hâlde
sözleşmede öngörülmemiş giderler, yayımlatan tarafından karşılanır.
Yayımcı, eser sahibine eserini iyileştirme,
haleflerine de güncelleştirme imkânı vermeden yeni bir basım yapamaz ve onu
çoğaltamaz.
VI. Birarada
basım ve ayrı ayrı yayım
MADDE 494-
Bir eser sahibinin birden çok eserini ayrı ayrı yayımlama hakkı, yayımcıya
bunların bir arada basılması yetkisini vermez.
Aynı şekilde, eser sahibinin bütün eserlerini veya
bunlardan yalnız bir türünü birarada yayımlama hakkı, yayımcıya bunlar içinden
her birinin ayrı ayrı basıp yayma hakkını vermez.
VII. Çeviri
hakkı
MADDE 495-
Çeviri hakkının yayımcıya geçebilmesi, bunun sözleşmede açıkça belirtilmiş
olmasına bağlıdır.
VIII. Bedel
isteme hakkı
1. Bedelin
belirlenmesi
MADDE
496- Sözleşmede aksi kararlaştırılmış olmadıkça yayımlatan, bedel ödenmesini
isteyebilir.
Bedel
ödenmesi gereken hâllerde ödenecek miktar belli değilse bedel, hâkim tarafından
belirlenir.
Yayımcının birden fazla basım yapma hakkı varsa, ilk
basım için kararlaştırılan bedel ve diğer koşulların, sonraki basımlar için de
uygulanacağı kabul edilmiş sayılır.
2. Bedelin
ödenme zamanı, satış hesapları ve bedelsiz alma hakkı
MADDE 497-
Bedel, eser bütün olarak yayımlanacaksa tamamının; cilt, fasikül, forma gibi
bölümler hâlinde yayımlanacaksa, her bölümün basımından ve satışa hazır duruma
getirilmesinden sonra ödenir.
Taraflar, bedeli satış miktarına bağlamışlarsa
yayımcı, satış hesaplarını tutmak, çıkarmak ve teamüle uygun ispat edici
belgeleri hazırlamakla yükümlüdür.
Aksi kararlaştırılmadıkça yayımlatanın, eserden,
teamül uyarınca verilmesi gereken miktarda bedelsiz alma hakkı vardır.
D. Sona ermesi
I. Eserin yok
olması
MADDE 498-
Eser, yayımcıya teslimden sonra beklenmedik hâl sonucu yok olsa bile, yayımcı
bedeli ödemekle yükümlüdür.
Eserin başka bir örneği kendisinde varsa, eser
sahibinin bu örneği yayımcıya vermesi gerekir; başka bir örneği bulunmamakla
birlikte, az bir çabayla yeniden meydana getirilebilecekse eser sahibi, eseri
meydana getirerek teslim etmekle yükümlüdür. Eser sahibi her iki durumda da
uygun bir karşılık isteyebilir.
II. Basılanın
yok olması
MADDE 499-
Eserin tamamlanmış olan baskı adedinin tamamı veya bir bölümü, satışa
sunulmadan önce beklenmedik hâl sonucu yok olursa yayımcı, yayımlatana ayrıca
bir bedel ödemeksizin yok olan miktarı, gideri kendisine ait olmak üzere
yeniden basabilir.
Yayımcı, aşırı masraf gerektirmeksizin yok olanların
yerine yenilerini koyabilecek ise, bunu yapmakla yükümlüdür.
III. Kişisel
sebeplerle sona ermesi
MADDE 500-
Eser sahibi eseri tamamlamadan önce ölür veya tamamlama yeteneğini yitirir ya
da eseri tamamlaması kendi kusuru olmaksızın imkânsız duruma gelirse, sözleşme
kendiliğinden sona erer. Ancak, sözleşmenin tamamı veya bir bölümünün
yerine getirilmesi mümkün ve hakkaniyete uygun bulunursa hâkim, sözleşme
ilişkisinin devam etmesine ve bunun için gereken değişikliklerin yapılmasına
karar verebilir.
Yayımcı iflas ederse yayımlatan, eseri başka bir
yayımcıya verebilir; ancak, iflas anında henüz muaccel olmamış borcun yerine
getirileceği konusunda güvence gösterilmişse, yayımlatan eseri başka bir
yayımcıya veremez.
E. Sipariş
üzerine yayım sözleşmesi
MADDE 501- Bir
veya birkaç kişi, yayımcının belirlediği plana göre bir eser meydana getirmeyi
üstlenirlerse, sadece sözleşmeyle kararlaştırılan ücrete hak kazanırlar.
Bu durumda, sözleşme konusu mali haklar yayımcıya ait
olur.
DOKUZUNCU BÖLÜM
Vekâlet İlişkileri
BİRİNCİ AYIRIM
Vekâlet Sözleşmesi
A. Tanımı
MADDE 502-
Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini
yapmayı üstlendiği sözleşmedir.
Vekâlete ilişkin hükümler, niteliklerine uygun
düştükleri ölçüde, bu Kanunda düzenlenmemiş olan işgörme sözleşmelerine de
uygulanır.
Sözleşme veya teamül varsa vekil, ücrete hak kazanır.
B. Kurulması
MADDE 503- Kendisine
bir işin görülmesi önerilen kişi, bu işi görme konusunda resmî sıfata sahipse
veya işin yapılması mesleğinin gereği ise ya da bu gibi işleri kabul edeceğini
duyurmuşsa, bu öneri onun tarafından hemen reddedilmedikçe, vekâlet sözleşmesi
kurulmuş sayılır.
C. Hükümleri
I. Vekâletin
kapsamı
MADDE 504-
Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine
göre belirlenir.
Vekâlet, özellikle vekilin üstlendiği işin görülmesi
için gerekli hukuki işlemlerin yapılması yetkisini de kapsar.
Vekil, özel olarak yetkili kılınmadıkça dava açamaz,
sulh olamaz, hakeme başvuramaz, iflas, iflasın ertelenmesi ve konkordato talep
edemez, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, bağışlama yapamaz, kefil olamaz,
taşınmazı devredemez ve bir hak ile sınırlandıramaz.
II. Vekilin
borçları
1. Talimata
uygun ifa
MADDE 505-
Vekil, vekâlet verenin açık talimatına uymakla yükümlüdür. Ancak, vekâlet
verenden izin alma imkânı bulunmadığında, durumu bilseydi onun da izin vereceği
açık olan hâllerde, vekil talimattan ayrılabilir.
Bunun dışındaki durumlarda vekil, talimattan
ayrılırsa, bundan doğan zararı karşılamadıkça işi görmüş olsa bile, vekâlet
borcunu ifa etmiş olmaz.
2. Şahsen ifa,
sadakat ve özen gösterme
a. Genel olarak
MADDE 506- Vekil,
vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği
veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi
başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin
haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun
belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin
göstermesi gereken davranış esas alınır.
b. İşin üçüncü
kişiye gördürülmesi hâlinde
MADDE 507-
Vekil, yetkisi dışına çıkarak işi başkasına gördürdüğünde, onun fiilinden
kendisi yapmış gibi sorumludur.
Vekil başkasına vekâlet vermeye yetkili ise, sadece
seçmede ve talimat vermede gerekli özeni göstermekle yükümlüdür.
Vekâlet veren, her iki durumda da vekilin kendi
yerine koyduğu kişiye karşı sahip olduğu hakları, doğrudan doğruya o kişiye
karşı ileri sürebilir.
3.
Hesap verme
MADDE 508-
Vekil, vekâlet verenin istemi üzerine yürüttüğü işin hesabını vermek ve
vekâletle ilişkili olarak aldıklarını vekâlet verene vermekle yükümlüdür.
Vekil, vekâlet verene tesliminde geciktiği paranın
faizini de ödemekle yükümlüdür.
4. Edinilen
hakların vekâlet verene geçişi
MADDE 509- Vekilin,
kendi adına ve vekâlet veren hesabına gördüğü işlerden doğan üçüncü kişilerdeki
alacağı, vekâlet verenin vekile karşı bütün borçlarını ifa ettiği anda,
kendiliğinden vekâlet verene geçer.
Vekilin iflası hâlinde vekâlet veren, bu alacağın
kendisine geçmiş olduğunu iflas masasına karşı da ileri sürebilir.
Vekâlet veren, vekilin kendi adına ve vekâlet veren
hesabına edinmiş olduğu taşınır eşyanın iflas masasından ayrılarak kendisine
verilmesini isteyebilir. Vekilin sahip olduğu hapis hakkından iflas masası da
yararlanır.
III. Vekâlet
verenin borçları
MADDE 510- Vekâlet
veren, vekâletin gereği gibi ifası için vekilin yaptığı giderleri ve verdiği
avansları faiziyle birlikte ödemek ve yüklendiği borçlardan onu kurtarmakla
yükümlüdür.
Vekil, vekâletin ifası sebebiyle uğradığı zararın
giderilmesini vekâlet verenden isteyebilir. Ancak vekâlet veren, kusuru
bulunmadığını ispat ederek bu sorumluluktan kurtulabilir.
IV. Birlikte
vekâlet verenlerin ve birlikte vekillerin sorumluluğu
MADDE 511- Bir
kişiye birlikte vekâlet verenler, vekile karşı müteselsil olarak sorumludurlar.
Vekâleti birlikte üstlenenler, vekâletin ifasından
müteselsil olarak sorumludurlar ve yetkilerini başkalarına devir hakları olmadıkça,
vekâlet vereni, ancak birlikte yaptıkları fiil ve işlemleriyle borç altına
sokabilirler.
D. Sona ermesi
I. Sebepleri
1. Tek taraflı
sona erdirme
MADDE 512- Vekâlet
veren ve vekil, her zaman sözleşmeyi tek taraflı olarak sona erdirebilir. Ancak,
uygun olmayan zamanda sözleşmeyi sona erdiren taraf, diğerinin bundan
doğan zararını gidermekle yükümlüdür.
2. Ölüm,
ehliyetin kaybedilmesi ve iflas
MADDE 513- Sözleşmeden
veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça sözleşme, vekilin veya vekâlet
verenin ölümü, ehliyetini kaybetmesi ya da iflası ile kendiliğinden sona ermiş
olur. Bu hüküm, taraflardan birinin tüzel kişi olması durumunda, bu tüzel
kişiliğin sona ermesinde de uygulanır.
Vekâletin sona ermesi vekâlet verenin menfaatlerini
tehlikeye düşürüyorsa, vekâlet veren veya mirasçısı ya da temsilcisi, işleri
kendi başına görebilecek duruma gelinceye kadar, vekil veya mirasçısı ya da
temsilcisi, vekâleti ifaya devam etmekle yükümlüdür.
II.
Hükümleri
MADDE 514- Vekilin
sözleşmenin sona erdiğini öğrenmeden önce yaptığı işlerden, vekâlet veren ya da
mirasçıları sözleşme devam ediyormuş gibi sorumludur.
İKİNCİ AYIRIM
Kredi Mektubu ve Kredi
Emri
A.
Kredi mektubu
MADDE 515- Kredi
mektubu, mektup gönderenin gönderilene bir üst sınır belirleyerek veya
belirlemeksizin, kredi mektubundan yararlanacak belirli kişiye istemde
bulunacağı miktarda para ve benzeri şeyleri verme konusundaki vekâletini içeren
belgedir. Kredi mektubu, vekâlet sözleşmesi ve havale hükümlerine tabidir.
Üst sınır belirlenmeksizin verilmiş olan kredi
mektubunda mektuptan yararlanacak kişi, bu mektupla ilgili olanlar arasındaki
ilişkiye açıkça uygun olmayan fazla bir istemde bulunursa mektup gönderilen,
durumu gönderene bildirmek ve cevap alıncaya kadar ödemeyi ertelemek
zorundadır.
Kredi mektubuyla
verilen vekâlet, ancak gönderilen tarafından belirli bir miktar için kabul
edildiği takdirde geçerli olur.
B. Kredi emri
I. Tanımı ve
şekli
MADDE 516-
Bir kimse kendi adına ve hesabına kredi emri verenin sorumluluğu altında bir
üçüncü kişiye kredi açmak veya krediyi yenilemek için emir almış ve kabul
etmişse, kredi emri verilen vekâletini aşmadıkça emri veren, kredi borcundan
kefil gibi sorumlu olur. Ancak, kredi emri yazılı olmadıkça emri veren sorumlu
olmaz.
II. Kredi
emrinden yararlananın ehliyetsizliği
MADDE 517-
Kredi emrini veren, kredi emrinden yararlananın ehliyetsizliğini ileri sürerek
kredi emri verilene karşı sorumluluktan kurtulamaz.
III. Kredi emri
verilenin önel vermesi
MADDE 518-
Kredi emri verilen, kredi emrinden yararlanana kendiliğinden önel verir veya
kendisine talimat verildiği hâlde kredi emrinden yararlanana başvurmayı ihmal
ederse, kredi emri veren sorumluluktan kurtulur.
IV. Taraflar
arasındaki ilişki
MADDE 519-
Kredi emri veren ile kredi emrinden yararlanan arasındaki ilişkiye, kefil ile
asıl borçlu arasındaki ilişkiyi düzenleyen hükümler uygulanır.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Simsarlık Sözleşmesi
A.
Tanımı ve şekli
MADDE 520- Simsarlık
sözleşmesi, simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının
hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin
kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı sözleşmedir.
Simsarlık sözleşmesine, kural olarak vekâlete ilişkin
hükümler uygulanır.
Taşınmazlar konusundaki simsarlık sözleşmesi, yazılı
şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz.
B. Ücret
I. Hak etme
zamanı
MADDE 521- Simsar,
ancak yaptığı faaliyet sonucunda sözleşme kurulursa ücrete hak kazanır.
Simsarın faaliyeti sonucunda kurulan sözleşme
geciktirici koşula bağlanmışsa ücret, koşulun gerçekleşmesi hâlinde ödenir.
Simsarlık
sözleşmesinde simsarın yapacağı giderlerin kendisine ödeneceği
kararlaştırılmışsa, simsarın faaliyeti sözleşmenin kurulmasıyla sonuçlanmamış
olsa bile giderleri ödenir.
II. Ücretin
belirlenmesi
MADDE 522- Ücret,
belirlenmemişse tarifeye, tarife yoksa teamüle göre ödenir.
III. Simsarın
haklarını kaybetmesi
MADDE 523- Simsar,
üstlendiği borcuna aykırı davranarak diğer tarafın menfaatine hareket eder veya
dürüstlük kurallarına aykırı olarak diğer taraftan ücret sözü alırsa, ücrete ve
yaptığı giderlere ilişkin haklarını kaybeder.
IV. Evlenme
simsarlığı
MADDE 524- Evlenme
simsarlığından doğan ücret hakkında dava açılamaz ve takip yapılamaz.
V. Ücretten
indirim
MADDE 525-
Sözleşmede aşırı bir ücret kararlaştırılmışsa, borçlunun istemi üzerine, bu
ücret hâkim tarafından hakkaniyete uygun olarak indirilebilir.
ONUNCU BÖLÜM
Vekâletsiz İşgörme
A. İşgörenin hak
ve borçları
I. İşin
görülmesi
MADDE 526-
Vekâleti olmaksızın başkasının hesabına işgören, o işi sahibinin menfaatine ve
varsayılan iradesine uygun olarak görmekle yükümlüdür.
II. Sorumluluk
MADDE 527-
Vekâletsiz işgören, her türlü ihmalinden sorumludur. Ancak, işgören bu işi,
işsahibinin karşılaştığı zararı veya zarar tehlikesini gidermek üzere yapmışsa,
sorumluluğu daha hafif olarak değerlendirilir.
İşgören, işsahibinin açıkça veya örtülü olarak
yasaklamış olmasına karşın bu işi yapmışsa ve işsahibinin yasaklaması da hukuka
veya ahlaka aykırı değilse, beklenmedik hâlden de sorumlu olur. Ancak, işgören
o işi yapmamış olsaydı bile, bu zararın beklenmedik hâl sonucunda gerçekleşeceğini
ispat ederse sorumluluktan kurtulur.
III. İşgörenin
ehliyetsizliği
MADDE 528-
İşgören, sözleşme ehliyetinden yoksunsa, yaptığı işlemden ancak zenginleştiği
ölçüde veya iyiniyetli olmaksızın elinden çıkardığı zenginleşme miktarıyla
sorumlu olur.
Haksız fiillerden doğan daha kapsamlı sorumluluk
saklıdır.
B. İşsahibinin hak ve borçları
I. İşin işsahibinin menfaatine yapılması hâlinde
MADDE 529-
İşsahibi, işin kendi menfaatine yapılması hâlinde, işgörenin, durumun gereğine
göre zorunlu ve yararlı bulunan bütün masrafları faiziyle ödemek ve gördüğü iş
dolayısıyla üstlendiği edimleri ifa etmek ve hâkimin takdir
edeceği zararı gidermekle yükümlüdür. Bu hüküm, umulan sonuç gerçekleşmemiş
olsa bile, işi yaparken gereken özeni göstermiş olan işgören hakkında da
uygulanır.
İşgören, yapmış olduğu giderleri alamadığı takdirde,
sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre ayırıp alma hakkına sahiptir.
II. İşin
işgörenin menfaatine yapılması hâlinde
MADDE 530-
İşsahibi, kendi menfaatine yapılmamış olsa bile, işgörmeden doğan faydaları
edinme hakkına sahiptir; ancak zenginleştiği ölçüde, işgörenin masraflarını
ödemek ve giriştiği borçlardan onu kurtarmakla yükümlüdür.
III. İşin
işsahibi tarafından uygun bulunması hâlinde
MADDE 531- İşsahibi yapılan işi uygun
bulmuşsa, vekâlet hükümleri uygulanır.
ONBİRİNCİ BÖLÜM
Komisyon Sözleşmesi
A. Alım veya
satım komisyonculuğu
I.Tanımı
MADDE 532-
Alım veya satım komisyonculuğu, komisyoncunun ücret karşılığında, kendi adına
ve vekâlet verenin hesabına kıymetli evrak ve taşınırların alım veya satımını
üstlendiği sözleşmedir.
Bu bölümdeki hükümler saklı kalmak üzere, komisyon
sözleşmelerine vekâlet hükümleri uygulanır.
II.
Komisyoncunun borçları
1. Bildirme ve
sigortalama borcu
MADDE 533- Komisyoncu,
yaptığı iş hakkında vekâlet vereni bilgilendirmek ve özellikle talimatının
yerine getirildiğini kendisine hemen bildirmekle yükümlüdür.
Vekâlet verenin talimatı olmadıkça komisyoncu,
sözleşmenin konusunu oluşturan şeyleri sigorta ettirmekle yükümlü değildir.
2. Özen borcu
MADDE 534- Satılmak
üzere kendisine gönderilen eşya açıkça ayıplı ise komisyoncu, vekâlet verenin
taşıyıcıya karşı haklarının korunması için gerekeni yapmak, zararı tespit
ettirmek, olabildiğince eşyayı koruma altına almak ve durumdan vekâlet
vereni hemen bilgilendirmekle yükümlüdür; aksi takdirde, her türlü ihmalinden
doğan zarardan sorumlu olur.
Satılmak
üzere gönderilen eşya kısa sürede bozulabilecek nitelikte ise komisyoncu,
vekâlet vereni hemen bilgilendirmek koşuluyla eşyayı satmakla yükümlüdür.
3. Vekâlet verenin
belirlediği bedel
MADDE 535-
Vekâlet verenin belirlediği bedelin altında mal satan komisyoncu, malı
satmasaydı vekâlet verenin daha fazla zarar göreceğini ve durumun yeniden
talimat almaya elverişli bulunmadığını ispat etmedikçe, belirlenen bedel ile
satış bedeli arasındaki farkı gidermekle yükümlüdür. Bunun dışında komisyoncu,
kusuru varsa, talimatına aykırı davranmasından dolayı vekâlet verenin uğradığı
diğer zararlardan da sorumludur.
Vekâlet
verenin belirlediği bedelin altında mal alan veya üstünde satan komisyoncu, bu
işlemlerden doğan farkı alıkoyamaz.
4. Veresiye
satma ve teslim almadan ödeme
MADDE 536-
Komisyoncu, vekâlet verenin izni olmaksızın malı veresiye satar veya malı
teslim almadan bedelini öderse, bundan doğan zarara katlanmak zorundadır.
Ancak, vekâlet veren yasaklamadıkça, malı satış yerindeki ticari teamüle göre
veresiye de satabilir.
5. Komisyoncunun
garantisi
MADDE 537-
Yetkisi olmaksızın veresiye mal satması dışında, komisyoncu işlemde bulunduğu
borçluların ödememelerinden ve diğer borçlarını ifa etmemelerinden sorumlu
olmaz. Ancak, komisyoncu açıkça garanti vermişse veya bulunduğu yerdeki ticari
teamül gerektiriyorsa sorumlu olur.
Garanti veren komisyoncunun bundan dolayı ayrıca ücret
isteme hakkı vardır.
III.
Komisyoncunun hakları
1. Ödediği
paralar ve yaptığı giderler
MADDE
538- Komisyoncu, vekâlet verenin yararı için yaptığı bütün giderleri ve
ödediği paraları faiziyle birlikte isteyebilir.
Komisyoncu,
ardiye ve taşıma bedellerini vekâlet verenin hesabına geçirebilirse de, kendi
çalışanlarının ücretlerini geçiremez.
2. Komisyon
ücreti
a. İsteme hakkı
MADDE 539-
Komisyoncu, ücretinin ödenmesini kendisine verilen işi yapınca isteyebileceği
gibi, işin yapılmaması vekâlet verene yükletilebilen bir sebepten kaynaklanması
hâlinde de isteyebilir.
Komisyoncu, başka sebeplerle işin yapılamaması
durumunda, ancak emeğinin yerel âdete göre belirlenecek karşılığını
isteyebilir.
b. Kaybedilmesi
MADDE 540- Komisyoncu,
vekâlet verene karşı dürüstlük kurallarına aykırı davranır, özellikle ona satın
aldığından fazla veya sattığından eksik bir bedel bildirirse, ücret alma hakkını
kaybeder.
Bedelin gerçekleşen bedelden farklı gösterilmesi
durumunda vekâlet veren, komisyoncuyu gerçekleşen bedel üzerinden satılanın
alıcısı veya satıcısı sayma hakkına sahiptir.
3. Hapis hakkı
MADDE 541-
Komisyoncunun, sattığı malın bedeli ve satın aldığı mal üzerinde hapis hakkı
vardır.
4. Malın açık
artırmayla satılması
MADDE 542-
Komisyoncuya verilen malın satılamaması veya satış emrinden cayılması durumunda
vekâlet veren, malı geri almakta ya da o malla ilgili başka işlem yapmakta
aşırı ölçüde gecikirse komisyoncu, malı
bulunduğu yer mahkemesinden karar
alarak açık artırmayla sattırabilir. Ancak, mal borsada
kayıtlıysa veya piyasa fiyatı varsa ya da yapılacak masrafa oranla değeri azsa,
hâkim satışın başka bir yolla yapılmasına da karar verebilir.
Malın bulunduğu yerde vekâlet veren ya da temsilcisi
hazır bulunmazsa, satış kararı vekâlet veren dinlenmeksizin de verilebilir.
Malın hızla değer kaybetmesi hâli dışında, artırmanın
yer ve zamanının mahkemece vekâlet verene bildirilmesi zorunludur.
5. Komisyoncunun
kendisiyle işlem yapması
a. Bedel ve
ücret
MADDE 543-
Borsada kayıtlı veya piyasa fiyatı bulunan kambiyo senetleri veya diğer
kıymetli evrakı ya da ticari malları satmaya veya satın almaya yetkili kılınan
komisyoncu, vekâlet veren tarafından aksine talimat verilmemişse, satın alacağı
mal yerine kendi mallarını satabilir veya satacağı malı kendisi için satın
alabilir. Bu hâllerde, komisyoncunun kendisiyle işlem yaptığı andaki değerler
esas alınır; komisyoncunun, komisyon işlerinde alışılmış olan ücret ve
giderlerini, bu hâllerde bile isteme hakkı vardır.
Komisyoncu, bu tür bir işlemin yapıldığını aynı gün
vekâlet verene bildirmek zorundadır.
Diğer hâllerde satış hükümleri uygulanır.
b. İşlemi
kendisiyle yapmış sayılma
MADDE 544-
Komisyoncu, kendisinin doğrudan doğruya alıcı veya satıcı olabildiği
durumlarda, sözleşmenin diğer tarafını göstermeksizin vekâletin yerine
getirildiğini vekâlet verene bildirirse, işlemi kendisiyle yapmış sayılır.
c. İşlemi
kendisiyle yapma hakkının düşmesi
MADDE 545- Vekâlet
verenin vekâleti geri aldığı haberi komisyoncuya ulaştığı anda, komisyoncunun
işlemi kendisiyle yapma hakkı düşer. Ancak, bu haber kendisine ulaşmadan
önce komisyoncu, işlemin yapıldığı bildirimini göndermişse, bu hüküm
uygulanmaz.
B. Diğer
komisyon işleri
MADDE 546- Malzemesi
işsahibi tarafından verilmek üzere imal edilecek taşınırlar hakkındaki komisyon
işleri, eşya mislî şeylerden olmasa da, alım ve satım komisyonculuğu
hükmündedir.
Alım ve satım komisyonculuğu sayılmayan işleri, ücret
karşılığında kendi adına ve vekâlet verenin hesabına üstlenen alım ve satım
komisyoncusu ile komisyon işlerini kendisine meslek edinmeyip arada bir
üstlenen tacir hakkında da bu bölüm hükümleri uygulanır.
Taşıma işleri komisyonculuğu hakkındaki özel hükümler
saklıdır.
ONİKİNCİ BÖLÜM
Ticari Temsilciler,
Ticari Vekiller ve Diğer Tacir Yardımcıları
A. Ticari temsilci
I. Tanımı ve yetki verilmesi
MADDE 547-
Ticari temsilci, işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye
ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini
temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir.
İşletme sahibi, ticari temsilcilik yetkisi verildiğini
ticaret siciline tescil ettirmek zorundadır; ancak ticari işletme sahibinin
ticari temsilcinin fiillerinden sorumluluğu, tescilin yapılmış olmasına bağlı
değildir.
II. Temsil yetkisinin kapsamı
MADDE 548-
Ticari temsilci, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı, işletme sahibi adına kambiyo
taahhüdünde bulunmaya ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü
işlemleri yapmaya yetkili sayılır.
Ticari temsilci, açıkça yetkili kılınmadıkça,
taşınmazları devredemez veya bir hak ile sınırlandıramaz.
III. Temsil yetkisinin sınırlandırılması
MADDE 549-
Temsil yetkisi, bir şubenin işleriyle sınırlandırılabilir.
Temsil yetkisi,
birden çok kişinin birlikte imza atmaları koşuluyla da sınırlandırılabilir. Bu
durumda, diğerlerinin katılımı olmaksızın temsilcilerden birinin imza atmış
olması, işletme sahibini bağlamaz.
Temsil yetkisine ilişkin yukarıdaki sınırlamalar,
ticaret siciline tescil edilmedikçe, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı hüküm
doğurmaz.
Temsil yetkisine ilişkin diğer sınırlamalar, tescil
edilmiş olsalar bile, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez.
IV. Temsil yetkisinin sona ermesi
MADDE 550-
Temsil yetkisinin verildiği ticaret siciline tescil edilmemiş olsa bile, sona
erdiği tescil edilir.
Temsil yetkisinin sona erdiği ticaret siciline tescil
ve ilan edilmediği sürece, bu yetki iyiniyetli üçüncü kişiler için geçerliliğini
korur.
B. Ticari vekil
MADDE 551- Ticari
vekil, bir ticari işletme sahibinin, kendisine ticari temsilcilik yetkisi
vermeksizin, işletmesini yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yürütmek için
yetkilendirdiği kişidir.
Bu yetki, işletmenin alışılmış bütün işlemlerini
kapsar. Ancak, ticari vekil açıkça yetkili kılınmadıkça, ödünç olarak para veya
benzerlerini alamaz, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, dava açamaz ve açılmış
davayı takip edemez.
C. Diğer tacir yardımcıları
MADDE 552-
Toptan, yarı toptan veya perakende satışlarla uğraşan ticari işletmelerin
görevli veya hizmetlileri, o ticari işletme içinde,
müşterilerin kolaylıkla görebilecekleri bir yerde ve kolayca
okuyabilecekleri bir biçimde, yazıyla aksine duyuru yapılmış olmadıkça,
aşağıdaki işlemler için yetkilidirler:
1. Ticari işletmenin alışılmış bütün satış işlemlerini
yapmak.
2. Yetkili oldukları işlemler hakkında faturaları
imzalamak.
3. Ticari işletmenin alışılmış işlemlerinden doğan
borçların ifa edilmesine veya bunların hiç ya da gereği gibi ifa edilmemesine
ilişkin ihtar veya diğer açıklamaları işletme sahibi adına yapmak; bu
nitelikteki ihtar veya diğer açıklamaları, özellikle alışılmış işlem dolayısıyla
teslim edilmiş mallara ilişkin ayıp bildirimlerini ticari işletme adına kabul
etmek.
Toptan, yarı toptan veya perakende satışlarla uğraşan
ticari işletmelerin görevli veya hizmetlileri, kendilerine yazıyla yetki
verilmiş olmadıkça, işletme dışında ve kasa görevlileri atanmışsa, işletme
içinde satış bedellerini isteyip alamazlar. Bu kişiler, satış bedellerini
almaya yetkili bulundukları hâllerde, faturaları kapatmaya veya makbuz vermeye
de yetkilidirler.
D. Rekabet yasağı
MADDE 553- Bir
işletmenin bütün işlerini yöneten veya işletme sahibinin hizmetinde bulunan
ticari temsilciler, ticari vekiller veya diğer tacir yardımcıları, işletme
sahibinin izni olmaksızın, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak, kendilerinin
ya da bir üçüncü kişinin hesabına işletmenin yaptığı türden bir iş
yapamayacakları gibi, kendi hesaplarına bu tür işlemleri üçüncü kişilere de
yaptıramazlar.
Buna aykırı davranırlarsa işletme sahibi, aralarındaki
hukuki ilişkiden doğan hakları saklı kalmak kaydıyla, uğradığı zararın
giderilmesini isteyebileceği gibi, bunun yerine, ticari temsilcinin, ticari
vekilin veya diğer tacir yardımcısının kendi hesabına yaptığı veya üçüncü
kişilere yaptırdığı işlerin kendi hesabına yapılmış sayılmasını ve bu işler
dolayısıyla aldıkları ücretin verilmesini veya aynı işlerden doğan alacağın
devredilmesini isteyebilir.
E. Ticari temsilcilerin, ticari vekillerin ve diğer
tacir yardımcılarının yetkilerinin sona ermesi
MADDE 554-
İşletme sahibi, ticari temsilcilerin, ticari vekillerin ve diğer tacir
yardımcılarının yetkilerini, aralarındaki hizmet, vekâlet, ortaklık ve benzeri
sözleşmelerden doğan hakları saklı kalmak koşuluyla, her zaman geri alabilir.
İşletme sahibinin fiil ehliyetini kaybetmesi veya
ölümü, ticari temsilcilerin, ticari vekillerin ve diğer tacir yardımcılarının
yetkisini sona erdirmez.
ONÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Havale
A. Tanımı
MADDE 555-
Havale, havale edenin, kendi hesabına, para, kıymetli evrak ya da diğer bir
mislî eşyayı havale alıcısına vermek üzere havale ödeyicisini; bunları kendi
adına kabul etmek üzere havale alıcısını yetkili kıldığı bir hukuki işlemdir.
B. Hükümleri
I. Havale eden ile havale alıcısı arasındaki ilişki
MADDE 556-
Havale, havale edenin havale alıcısına olan borcunun ifası amacıyla
yapılıyorsa, bu borç ancak havale ödeyicisinin borcu ifa etmesiyle sona erer.
Havaleyi kabul etmiş olan havale alıcısı, havale
ödeyicisine başvurarak havalede belirlenen süre içinde alacağını elde
edememişse, bu alacağı, havale edene karşı yeniden ileri sürebilir.
Alacaklı olan havale alıcısı, havaleyi kabul etmek
istemezse, durumu borçlu olan havale edene gecikmeksizin bildirmek zorundadır;
bildirmezse bundan doğan zararı gidermekle yükümlü olur.
II.
Havale ödeyicisinin borcu
MADDE 557-
Havale ödeyicisi, çekince belirtmeksizin havaleyi kabul ettiğini havale
alıcısına bildirirse, ifa ile yükümlü olur ve ona karşı, ancak aralarındaki
ilişkiden veya havalenin içeriğinden doğan savunmaları ileri sürebilir;
havale eden ile kendi arasındaki ilişkiden doğan savunmaları ileri süremez.
Havale ödeyicisi, havale edene borçlu ise, borcu
havale alıcısına ifa etmesi, havale edene yapacağı ifaya oranla daha fazla yük
getirmiyorsa, borcu havale alıcısına ifa etmekle yükümlüdür. Bu durumda, havale
eden ile aralarında aksi kararlaştırılmamışsa havale ödeyicisinin, ifadan önce
havaleyi kabul ettiğini havale alıcısına açıklamasına gerek yoktur.
III.
İfa edilmeme hâlinde bildirim
MADDE 558-
Havale ödeyicisi, havale alıcısının istemesine karşın ifadan kaçınır veya
havale konusunu ifa etmeyeceğini önceden açıklarsa havale alıcısı, durumu
gecikmeksizin havale edene bildirmekle yükümlüdür; bildirmezse, bu yüzden
havale edenin uğrayacağı zarardan sorumlu olur.
C.
Geri alma
MADDE 559- Havale
eden, havale alıcısına verdiği yetkiyi her zaman geri alabilir. Ancak, havale
alıcısının yararına, özellikle onun alacağını elde etmesi amacıyla verdiği
yetkiyi geri alamaz.
Havale ödeyicisi, havale alıcısına havaleyi kabul
ettiğini açıklamadığı sürece havale eden, ona verdiği yetkiyi geri alabilir.
Havale edenin iflası hâlinde, henüz kabul edilmemiş
olan havale kendiliğinden sona erer.
D. Kıymetli evrak konusunda havale
MADDE 560-
Kıymetli evraka bağlanmış alacağın, hâmile ödenmesi amacıyla yapılan yazılı
havaleler hakkında, bu bölüm hükümleri uygulanır. Bu durumda havale ödeyicisi
karşısında her hamil, havale alıcısı sayılır. Buna karşılık, havale eden ile
havale alıcısı arasındaki ilişkiye özgü haklar, sadece alacağı devreden ile
devralan arasında doğmuş olur.
Çekler ve poliçe benzeri havaleler hakkındaki
özel hükümler saklıdır.
ONDÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Saklama Sözleşmeleri
A. Genel saklama sözleşmesi
I. Tanımı
MADDE 561- Saklama
sözleşmesi, saklayanın, saklatanın kendisine bıraktığı bir taşınırı güvenli
bir yerde koruma altına almayı üstlendiği sözleşmedir.
Açıkça öngörüldüğü veya durum ve koşullar gerektirdiği
takdirde, saklayan ücret isteyebilir.
II.
Saklatanın borçları
MADDE 562- Saklatan,
sözleşmenin ifasının zorunlu kıldığı bütün masrafları ödemekle yükümlüdür.
Saklatan, kendi kusurundan ileri gelmediğini ispat
etmedikçe, saklayanın saklamadan doğan zararlarını gidermekle yükümlüdür.
III.
Saklayanın borçları
1. Kullanım yasağı
MADDE 563-
Saklayan, saklatanın izni olmadıkça saklananı kullanamaz.
Bu yasağa aykırı davranırsa, saklatana uygun bir
kullanım bedeli ödemekle yükümlü olduğu gibi, kullanmamış olsaydı bile bu
zararın doğacağını ispat etmedikçe, beklenmedik hâlden doğacak
zararlardan da sorumlu olur.
2. Geri verme
a. Genel olarak
MADDE 564-
Saklama sözleşmesinde bir süre belirlenmiş olsa bile saklayan, saklatanın her
zaman ileri sürebileceği istemi üzerine, saklananı bütün çoğalmalarıyla
birlikte geri vermekle yükümlüdür. Ancak saklatan, saklayanın belirlenen süreyi
dikkate alarak yapmış olduğu masrafları ödemekle yükümlüdür.
b. Özel durumlar
MADDE 565-
Saklayan, belirlenmiş olan sürenin sona ermesinden önce saklananı geri veremez.
Ancak saklayan, öngörülemeyen durumlar dolayısıyla sözleşmenin devamı saklanan
için tehlikeli veya kendisi için zararlı olursa, belirlenen sürenin sona
ermesinden önce de geri verebilir.
Süre belirlenmemişse, saklayan saklananı her zaman
geri verebilir.
Birden çok kişi
bir şeyi saklanmak üzere verirse, sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça veya
hepsinin rızası olmadıkça, saklayan saklananı onlardan birine geri vermekle
sorumluluktan kurtulamaz.
c.
Geri verme yeri
MADDE 566- Saklanan,
masrafları ve hasarı saklatana ait olmak üzere, korunması gereken yerde geri
verilir.
3. Saklayanların sorumluluğu
MADDE 567-
Bir şeyi birlikte saklamak üzere alanlar, müteselsilen sorumlu olurlar.
4. Üçüncü kişilerin iddiaları
MADDE 568-
Bir üçüncü kişi, saklanan üzerinde ayni hak iddiasında bulunsa bile, saklanan
haczedilmedikçe veya saklayana karşı istihkak davası açılmadıkça saklayan, onu
saklatana geri vermekle yükümlüdür.
Haciz konulması veya istihkak davası açılması hâlinde
saklayan, durumu hemen saklatana bildirmek zorundadır.
IV. Güvenilirkişiye bırakma
MADDE 569-
Birden çok kişi, haklarını korumak üzere, hukuki durumu çekişmeli veya belirsiz
olan şeyi, bir güvenilirkişiye bırakırlarsa, bu kişi, saklatanların tamamının
rızası veya hâkimin kararı olmadıkça, onu hiçbirine geri veremez.
B. Mislî şeylerin saklanması
MADDE 570-
Saklayanın kendisine bırakılan parayı aynen geri vermek zorunda olmaksızın
mislen geri vermesi açıkça veya örtülü olarak kararlaştırılmışsa, o paranın
yararı ve hasarı kendisine ait olur.
Paranın mühürsüz ve açık olarak bırakılmış olması,
örtülü anlaşma sayılır.
Saklayan, saklatan tarafından kendisine açıkça yetki
verilmedikçe, saklanan diğer mislî eşya veya kıymetli evrak üzerinde tasarrufta
bulunamaz.
C.
Ardiyeciye bırakma
I.
Senet çıkarma
MADDE 571-
Saklamak üzere ticari mal kabul ettiğini açıkça kamuya bildiren ardiyeci,
saklatılan malı temsil eden senet çıkarmaya izin verilmesini, yetkili makamdan
isteyebilir.
II. Ardiyecinin saklama borcu
MADDE 572- Ardiyeci,
kendisine bırakılan malları bir komisyoncu gibi özenle saklamak ve mallarda
ayrıca önlem alınmasını gerektiren bir değişiklik olursa, durumu imkân
ölçüsünde saklatana bildirmekle yükümlüdür.
Ardiyeci, saklatana, malların durumunu incelemesi ve
örnek alması için, alışılmış iş zamanlarında; gerekli koruma önlemlerini
alabilmesi için de her zaman izin vermek zorundadır.
III. Bırakılan şeylerin karışması
MADDE 573- Ardiyeci
açıkça yetkili kılınmadıkça, aynı tür ve nitelikteki mislî şeyleri birbirine
karıştıramaz.
Yetkiye dayanılarak karıştırılan bu gibi şeyler üzerinde,
saklatanlardan her biri, hakkıyla orantılı bir pay isteyebilir.
Bu durumda ardiyeci, saklatanların birlikte hazır
bulunmasına gerek olmaksızın saklatanlardan her birinin payını ayırabilir.
IV. Ardiyecinin hakları
MADDE 574- Ardiyeci,
kararlaştırılmış veya alışılmış olan ardiye ücretini ve saklamadan doğmayan
bakım, taşıma ve gümrük gibi bütün giderlerini isteyebilir.
Bu giderler hemen; ardiye ücreti ise her üç ayda bir ve
her hâlde malların tümünün veya bir bölümünün geri alınması sırasında ödenir.
Ardiyeci, mallara zilyet bulunduğu veya eşyayı temsil
eden herhangi bir senet vasıtasıyla onlar üzerinde tasarruf etme yetkisine
sahip olduğu sürece, alacakları için bu mallar üzerinde hapis hakkına sahiptir.
V. Malların geri verilmesi
MADDE 575-
Ardiyeci, ticari malları, genel saklama sözleşmesinde olduğu gibi geri vermekle
yükümlüdür. Ancak, saklayanın sözleşmede öngöremeyeceği sebeplerle, süresinden
önce geri verme yetkisi bulunduğu durumlarda bile ardiyeci, kararlaştırılmış
olan sürenin sonuna kadar malları korumak zorundadır.
D. Konaklama yeri, garaj, otopark ve benzeri yerleri
işletenlere bırakma
I. Konaklama yeri işletenlerin sorumluluğu
1. Koşulları ve kapsamı
MADDE 576-
Otel, motel, pansiyon, tatil köyü gibi yerleri işletenler, konaklayanların
getirdikleri eşyanın yok olması, zarara uğraması veya çalınmasından
sorumludurlar. Ancak işletenler, zararın bizzat konaklayana veya onu ziyarete
gelen ya da beraberinde veya hizmetinde bulunan kimseye yükletilebilecek
kusurdan, mücbir sebepten ya da eşyanın niteliğinden doğduğunu ispat etmekle,
bu sorumluluktan kurtulurlar.
Bu sorumluluk, işletenlere veya çalışanlarına bir
kusur yüklenmedikçe, konaklayanlardan her biri için, günlük konaklama ücretinin
üç katını aşamaz.
2. Kıymetli eşya
MADDE 577-
Kıymetli eşya veya oldukça önemli miktarda para veya kıymetli evrak, işletene
saklanması için bırakılmamışsa, işleten ancak kendisinin veya çalışanlarının
kusuru hâlinde sorumlu olur.
İşleten, bunları saklamak üzere almış veya almaktan
kaçınmışsa, eşyanın tam değerinden sorumludur.
Konaklayanın kendi yanında saklaması gereken eşya ile
para ve benzeri şeyler hakkında, onun diğer eşyasına ilişkin sorumluluk kuralı
uygulanır.
3. Sorumluluğun kalkması
MADDE 578-
Konaklayan zararını öğrenir öğrenmez işletene bildirmezse, istem hakkını
kaybeder.
İşleten böyle bir sorumluluk üstlenmediğini veya
sorumluluğu bu Kanunda gösterilmemiş olan bir koşula bağladığını, herhangi bir
yolla ilan etse bile, sorumluluktan kurtulamaz.
II.
Garaj, otopark ve benzeri yerleri işletenlerin sorumluluğu
MADDE 579-
Garaj, otopark ve benzeri yerleri işletenler, kendilerine bırakılan veya
çalışanlarınca kabul edilen hayvan, at arabası, bunlara ait koşum ve benzeri
eşya ile motorlu taşıt ve eklentilerinin yok olmasından, zarara uğramasından
veya çalınmasından sorumludurlar. Ancak işletenler, zararın saklatan veya
ziyaretçisi ya da beraberinde veya hizmetinde bulunan kimseye yükletilebilecek
kusurdan, mücbir sebepten ya da eşyanın niteliğinden doğduğunu ispat etmekle,
bu sorumluktan kurtulurlar.
Ancak, garaj, otopark ve benzeri yerleri işletenlerin
sorumluluğu, kendilerine veya çalışanlarına bir kusur yüklenmedikçe,
saklananların her biri için alınan günlük saklama ücretinin on katını aşamaz.
İşleten böyle bir sorumluluk üstlenmediğini veya
sorumluluğu bu Kanunda gösterilmemiş olan bir koşula bağladığını, herhangi bir
yolla ilan etse bile, sorumluluktan kurtulamaz.
III.
Hapis hakkı
MADDE 580-
İşletenler, kendilerine bırakılan veya konaklama yerlerine, garaj, otopark ve
benzeri yerlere konulan eşya veya hayvanlar üzerinde, ücretlerini veya saklama
giderlerinden doğan alacaklarını güvenceye almak için hapis hakkına
sahiptirler.
Kiraya verenin hapis hakkına ilişkin hükümler, kıyas
yoluyla burada da uygulanır.
ONBEŞİNCİ BÖLÜM
Kefalet Sözleşmesi
A.
Tanımı
MADDE 581-
Kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin
sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir.
B. Koşulları
I. Asıl borç
MADDE 582-
Kefalet sözleşmesi, mevcut ve geçerli bir borç için yapılabilir. Ancak,
gelecekte doğacak veya koşula bağlı bir borç için de, bu borç doğduğunda veya
koşul gerçekleştiğinde hüküm ifade etmek üzere kefalet sözleşmesi kurulabilir.
Yanılma veya ehliyetsizlik sebebiyle borçlunun sorumlu
olmadığı bir borç için kişisel güvence veren kişi, yükümlülük altına girdiği
sırada, sözleşmeyi sakatlayan eksikliği biliyorsa, kefaletle ilgili kanun
hükümlerine göre sorumlu olur. Aynı kural, borçlu yönünden zamanaşımına uğramış
bir borca kefil olan kişi hakkında da uygulanır.
Kanundan aksi anlaşılmadıkça kefil, bu bölümde
kendisine tanınan haklardan önceden feragat edemez.
II. Şekil
MADDE 583-
Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı
azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin,
sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması
durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük
altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.
Kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi
ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması da aynı
şekil koşullarına bağlıdır. Taraflar, yazılı şekle uyarak kefilin sorumluluğunu
borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı kararlaştırabilirler.
Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin
sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça
hüküm doğurmaz.
III. Eşin rızası
MADDE 584- Eşlerden
biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı
yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu
rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş
olması şarttır.
Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin
sorumlu olacağı miktarın artmasına veya adi kefaletin müteselsil kefalete
dönüşmesine ya da kefil yararına olan güvencelerin önemli ölçüde azalmasına
sebep olmayan değişiklikler için eşin rızası gerekmez.
Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya
ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle
ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak
esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından
verilecek kefaletler, 27/12/2006 tarihli ve 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar
Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun
kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım
satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve
kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek
kefaletler için eşin rızası aranmaz. (11.04.2013
tarihli, 28615 sayılı R.G. 6455 s.k. ile eklenmiştir)
C. İçeriği
I. Türlerine göre
1. Adi kefalet
MADDE 585-
Adi kefalette alacaklı, borçluya başvurmadıkça, kefili takip edemez; ancak,
aşağıdaki hâllerde doğrudan doğruya kefile başvurabilir:
1. Borçlu aleyhine yapılan takibin sonucunda kesin
aciz belgesi alınması.
2. Borçlu aleyhine Türkiye'de takibatın imkânsız hâle
gelmesi veya önemli ölçüde güçleşmesi.
3. Borçlunun iflasına karar verilmesi.
4. Borçluya konkordato mehli verilmiş olması.
Alacak, kefaletten önce veya kefalet sırasında rehinle
de güvence altına alınmışsa, adi kefalette kefil, alacağın öncelikle rehin
konusundan alınmasını isteyebilir. Ancak, borçlunun iflasına veya kendisine
konkordato mehli verilmesine karar verilmişse, bu hüküm uygulanmaz.
Sadece açığın kapatılması için kefil olunmuşsa, borçlu
aleyhine yapılan takibin kesin aciz belgesi alınmasıyla sonuçlanması veya
borçlu aleyhine Türkiye'de takibatın imkânsız hâle gelmesi ya da konkordatonun
kesinleşmesi durumlarında, doğrudan doğruya kefile başvurulabilir. Sözleşmede,
bu durumlarda alacaklının, önce asıl borçluya başvurmak zorunda olduğu
kararlaştırılabilir.
2. Müteselsil kefalet
MADDE 586-
Kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle
yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz
rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun,
ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde
olması gerekir.
Alacak, teslime bağlı taşınır rehni veya alacak rehni
ile güvenceye alınmışsa, rehnin paraya çevrilmesinden önce kefile başvurulamaz.
Ancak, alacağın rehnin paraya çevrilmesi yoluyla tamamen karşılanamayacağının
önceden hâkim tarafından belirlenmesi veya borçlunun iflas etmesi ya da
konkordato mehli verilmesi hâllerinde, rehnin paraya çevrilmesinden önce de
kefile başvurulabilir.
3. Birlikte kefalet
MADDE 587-
Birden çok kişi, aynı borca birlikte kefil oldukları takdirde, her biri kendi
payı için adi kefil gibi, diğerlerinin payı için de kefile kefil gibi sorumlu
olur.
Borçluyla birlikte veya kendi aralarında müteselsil
kefil olarak yükümlülük altına giren kefillerden her biri, borcun tamamından
sorumlu olur. Ancak, bir kefil, kendisiyle birlikte daha önce veya aynı zamanda
müteselsilen yükümlü bulunan ve Türkiye'de takip edilebilen bütün kefillere
karşı takibe girişilmiş olmadıkça, kendi payından fazlasını ödemekten
kaçınabilir. Bir kefil, bu hakkı, diğer kefillerin kendi paylarını ödemiş veya
ayni güvence sağlamış olmaları durumunda da kullanabilir. Aksine
anlaşmalar saklı kalmak kaydıyla, borcu ödeyen kefil, kendi paylarını daha önce
ödememiş olmaları ölçüsünde, diğer kefillere karşı rücu hakkına sahiptir. Bu
hak, borçluya rücudan önce de kullanılabilir.
Alacaklı, kefilin aynı alacak için başka kişilerin de
kefil olduğunu veya olacağını varsayarak kefalet ettiğini biliyor veya bilmesi
gerekiyorsa, bu varsayımın sonradan gerçekleşmemesi veya kefillerden birinin
alacaklı tarafından kefalet borcundan kurtarılması ya da kefaletinin hükümsüz
olduğuna karar verilmesi durumunda kefil, kefalet borcundan kurtulur.
Birbirlerinden bağımsız olarak aynı borç için kefil
olanlardan her biri, kefalet borcunun tamamından sorumlu olur. Ancak, borcu
ödeyen kefil aksine anlaşma olmadıkça, diğerlerine toplam kefalet miktarındaki
payı oranında rücu hakkına sahiptir.
4. Kefile kefil ve rücua kefil
MADDE 588-
Alacaklıya, kefilin borcu için güvence veren kefile kefil, kefil ile birlikte,
adi kefil gibi sorumludur.
Rücua kefil, kefilin borçludan rücu alacağı için
güvence veren kefildir.
II. Ortak hükümler
1. Kefil ile alacaklı arasındaki ilişki
a. Sorumluluğun kapsamı
MADDE 589- Kefil, her durumda kefalet sözleşmesinde
belirtilen azamî miktara kadar sorumludur.
Aksi sözleşmede
kararlaştırılmamışsa kefil, belirtilen azamî miktarla sınırlı olmak üzere, aşağıdakilerden
sorumludur:
1. Asıl borç ile
borçlunun kusur veya temerrüdünün yasal sonuçları.
2. Alacaklının,
kefile, onun borcu ödeyerek yapılmalarını önleyebileceği uygun bir zaman önce
bildirmesi koşuluyla, borçluya karşı yönelttiği takip ve davaların masrafları
ile gerektiğinde rehinlerin kefile tesliminin ve rehin haklarının devrinin
sebep olduğu masraflar.
3. İşlemiş bir
yıllık ve işlemekte olan yıla ait akdî faizler ile gerektiğinde tahvil
karşılığında ödünç verilen anaparanın işlemiş bir yıllık ve işlemekte olan yıla
ait faizleri.
Sözleşmede
açıkça kararlaştırılmamışsa kefil, borçlunun sadece kefalet sözleşmesinin
kurulmasından sonraki borçlarından sorumludur.
Kefilin, asıl
borç ilişkisinin hükümsüz hâle gelmesinin sebep olduğu zarardan ve ceza koşulundan
sorumlu olacağına ilişkin anlaşmalar kesin olarak hükümsüzdür.
b. Kefilin takibi
MADDE 590-
Borçlunun iflası sebebiyle asıl borç daha önce muaccel olsa bile, belirlenen
vadeden önce kefile karşı takibat yapılamaz.
Bütün kefalet türlerinde kefil, ayni güvence
karşılığında hâkimden, mevcut rehinler paraya çevrilinceye ve borçlu aleyhine
yapılan takip sonucunda kesin aciz belgesi alınıncaya veya konkordato kararına
kadar kendisine karşı yöneltilen takibin durdurulmasına karar verilmesini
isteyebilir.
Asıl borcun muaccel olması, alacaklı veya borçlunun
önceden süre içeren bildirimde bulunmasına bağlıysa, kefalet borcu için bu
süre, bildirimin kefile yapıldığı tarihte işlemeye başlar.
Yerleşim yeri yabancı bir ülkede olan borçlunun
borcunu ödemesi, döviz işlemleri veya havale ile ilgili yasaklar gibi
sebeplerle, o yabancı ülkenin yasal düzenlemeleri gereği imkânsız hâle gelmiş
veya sınırlandırılmışsa, yerleşim yeri Türkiye'de olan kefil, takibe bu sebeple
itiraz edebilir.
c. Def'iler
MADDE 591-
Kefil, asıl borçluya veya mirasçılarına ait olan ve asıl borçlunun ödeme
güçsüzlüğünden doğmayan bütün def'ileri alacaklıya karşı ileri sürme hakkına
sahip olduğu gibi, bunları ileri sürmek zorundadır. Yanılma veya sözleşme yapma
ehliyetsizliği ya da zamanaşımına uğramış bir borç sebebiyle borçlunun yükümlü
olmadığı bir borca bilerek kefalet hâli bu hükmün dışındadır.
Asıl borçlu kendisine ait olan bir def'iden vazgeçmiş
olsa bile kefil, yine de bu def'iî alacaklıya karşı ileri sürebilir.
Kefil, asıl borçluya ait def'ilerin varlığını
bilmeksizin ödemede bulunursa, rücu hakkına sahip olur. Buna karşılık asıl
borçlu, kefilin bu def'ileri bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat ederse
kefil, bunlar ileri sürülmüş olsaydı ödemeden kurtulacağı ölçüde rücu hakkını
kaybeder.
Kumar veya bahisten doğan bir borca kefalette kefil,
borcun bu niteliğini bilmiş olsa bile, asıl borçlunun sahip olduğu def'ileri
ileri sürebilir.
d. Özen gösterme, rehin ve borç senetlerinin teslimi
MADDE 592-
Alacaklı, kefalet sırasında var olan veya daha sonra asıl borçludan alacağın
özel güvencesi olmak üzere elde ettiği rehin haklarını, güvenceyi ve rüçhan
haklarını kefilin zararına olarak azaltırsa, zararın daha az olduğu alacaklı
tarafından ispat edilmedikçe, kefilin sorumluluğu da buna uygun düşen bir
miktarda azalır. Kefilin fazladan ödediği miktarın geri verilmesini isteme hakkı
saklıdır.
Çalışanlara kefalet hâlinde alacaklı, çalışanlar
üzerinde yükümlü olduğu gözetimi ihmal eder veya kendisinden beklenebilen özeni
göstermezse ve borç da bu sebeple doğmuş ya da bu özeni göstermesi hâlinde
ulaşamayacağı ölçüde artmış olursa, bu borcu veya borcun artan kısmını kefilden
isteyemez.
Alacaklı, borcu ödeyen kefile haklarını kullanmasına
yarayabilecek borç senetlerini teslim etmek ve gerekli bilgileri vermekle
yükümlüdür. Alacaklı, kefalet sırasında var olan veya asıl borçlu tarafından
alacak için sonradan sağlanan rehinleri ve diğer güvenceleri de kefile teslim
etmek veya bunların devri için gerekli işlemleri yapmak zorundadır.
Alacaklının, diğer alacakları sebebiyle sahip olduğu rehin ve hapis hakları,
kefilin haklarından sıraca önce geldikleri ölçüde saklıdır.
Alacaklı, haklı bir sebep olmaksızın yükümlülüklerini
yerine getirmez, ağır kusuruyla mevcut belgeleri veya rehinleri ya da
sorumlu olduğu diğer güvenceleri elinden çıkarırsa, kefil borcundan kurtulur.
Bu durumda kefil, ödediğinin geri verilmesini ve varsa ek zararının
giderilmesini isteyebilir.
e. Ödemenin kabulünü isteme
MADDE 593-
Borçlunun iflası sebebiyle olsa bile, borç muaccel olduğu takdirde kefil,
alacaklıdan yapacağı ödemeyi kabul etmesini her zaman isteyebilir. Bir borca
birden çok kişinin kefil olması durumunda alacaklı, kefillerden biri tarafından
yapılacak kısmi ödemeyi, bunu öneren kefile düşen paydan az olmamak koşuluyla,
kabul etmek zorundadır.
Alacaklı haklı bir sebep olmaksızın ödemeyi kabul
etmekten kaçınırsa, kefil borcundan kurtulur; birlikte müteselsil kefalette
ise, kefillerin sorumluluğu kendilerine düşen pay miktarınca azalır.
Alacaklının rızası varsa kefil, asıl borcu muaccel
olmasından önce de ödeyebilir. Ancak, bu durumda kefil, asıl borçluya karşı
rücu hakkını borcun muaccel olmasından önce kullanamaz.
f. Bildirim, iflasta ve konkordatoda kayıt
MADDE 594-
Asıl borçlu, anaparanın veya yarım yıllık döneme ait faizin ödenmesinde ya da
yıldan yıla yapılması öngörülen anapara ödemelerinde altı ay gecikirse,
alacaklının durumu kefile bildirmesi gerekir. İstek hâlinde alacaklı, her zaman
asıl borcun kapsamı hakkında kefile bilgi vermek zorundadır.
Asıl borçlunun iflasına karar verilmiş veya borçlu
konkordato istemişse alacaklı, alacağını kaydettirmek ve haklarının korunması
için gerekeni yapmak zorundadır. Alacaklının, borçlunun iflas ettiğini
veya borçluya konkordato mehli verildiğini öğrendiği anda, durumu kefile
bildirmesi gerekir.
Alacaklı, yukarıdaki fıkralarda öngörülen gereklerden
birini yerine getirmezse, bundan dolayı kefilin uğradığı zarar miktarınca ona
karşı haklarını kaybeder.
2. Kefil ile borçlu arasındaki ilişki
a. Güvence verilmesini ve borçtan kurtarılmasını isteme
hakkı
MADDE 595-
Kefil, aşağıdaki durumlarda asıl borçludan güvence verilmesini ve borç muaccel
olmuşsa, borçtan kurtarılmasını isteyebilir:
1. Asıl borçlu, kefile karşı üstlendiği
yükümlülüklere, özellikle belli bir süre içinde kendisini borçtan kurtarma
vaadine aykırı davranmışsa.
2. Asıl borçlu temerrüde düşmüşse veya yerleşim yerini
diğer bir ülkeye nakletmesi yüzünden takibat önemli ölçüde güçleşmişse.
3. Asıl borçlunun mali durumunun kötüleşmesi,
güvencelerin değer kaybetmesi veya borçlunun kusuru sonucunda kefil için mevcut
tehlike, kefaletin yapıldığı tarihe göre önemli ölçüde artmışsa.
b. Kefilin rücu hakkı
MADDE 596-
Kefil, alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde, onun haklarına halef olur. Kefil, bu
hakları asıl borç muaccel olunca kullanabilir.
Kefil, aksi kararlaştırılmamışsa, rehin hakları ile
aynı alacak için sağlanmış diğer güvencelerden sadece kefalet anında var olan
veya bizzat asıl borçlu tarafından, sonradan özellikle bu alacak için verilmiş
bulunanlara halef olur. Alacaklıya kısmen ifada bulunan kefil, rehin hakkının
sadece bunu karşılayan kısmına halef olur. Alacaklının rehin konusu üzerinde
geriye kalan alacak hakkı, kefilin rehin hakkından ön sırada gelir.
Kefil ile asıl borçlu arasındaki hukuki ilişkiden
doğan istem ve def'iler saklıdır.
Bir alacağın güvencesini oluşturan rehin paraya
çevrildiği veya borç rehin veren malik tarafından ödendiği takdirde malik,
kefile karşı rücu hakkını, ancak kefil ile kendisi arasında böyle bir anlaşma
varsa ya da rehin sonradan bir üçüncü kişi tarafından verilmişse kullanabilir.
Kefilin rücu hakkına ilişkin zamanaşımı, kefilin
alacaklıya ifada bulunduğu anda işlemeye başlar.
Kefil, dava hakkı vermeyen veya yanılma ya da
ehliyetsizlik sebebiyle asıl borçluyu bağlamayan bir borç için ödemede
bulunduğu takdirde, asıl borçluya karşı rücu hakkına sahip değildir. Ancak,
kefil zamanaşımına uğramış bir asıl borçtan sorumlu olmayı borçlunun vekili
sıfatıyla üstlenmişse asıl borçlu, ona karşı vekâlet sözleşmesi hükümleri
uyarınca sorumlu olur.
c. Kefilin bildirim yükü
MADDE 597- Borcu
tamamen veya kısmen ödeyen kefil, durumu borçluya bildirmek zorundadır.
Kefil, bu bildirimde bulunmazsa ve ödemeyi bilmeyen
veya bilmesi gerekmeyen borçlu da alacaklıya ifada bulunursa, rücu hakkını
kaybeder.
Kefilin, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşmeden
doğan dava hakkı saklıdır.
D. Sona ermesi
I.
Kanun gereğince
MADDE 598-
Hangi sebeple olursa olsun, asıl borç sona erince, kefil de borcundan kurtulur.
Borçlu ve kefil sıfatı aynı kişide birleşmiş olursa,
alacaklı için kefaletten doğan özel yararlar saklı kalır.
Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü
kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle
kendiliğinden ortadan kalkar.
Kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa
bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak on yıllık
süre doluncaya kadar takip edilebilir.
Kefalet süresi, en erken kefaletin sona ermesinden bir
yıl önce yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı
açıklamasıyla, azamî on yıllık yeni bir dönem için uzatılabilir.
II. Kefaletten dönme
MADDE 599-
Gelecekte doğacak bir borca kefalette, borçlunun borcun doğumundan önceki mali
durumu, kefalet sözleşmesinin yapılmasından sonra önemli ölçüde bozulmuşsa veya
mali durumunun, kefalet sırasında kefilin iyiniyetle varsaydığından çok daha
kötü olduğu ortaya çıkmışsa, kefil alacaklıya yazılı bir bildirimde bulunarak,
borç doğmadığı sürece her zaman kefalet sözleşmesinden dönebilir.
Kefil, alacaklının kefalete güvenmesi sebebiyle
uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.
III. Süreli kefalette
MADDE 600- Süreli kefalette kefil, sürenin sonunda borcundan kurtulur.
IV. Süreli olmayan kefalette
MADDE 601-
Süreli olmayan kefalette kefil, asıl borç muaccel olunca, adi kefalette her zaman
ve müteselsil kefalette ise, kanunun öngördüğü hâllerde, alacaklıdan, bir ay
içinde borçluya karşı dava ve takip haklarını kullanmasını, varsa rehnin paraya
çevrilmesi yoluyla takibe geçmesini ve ara vermeden takibe devam etmesini
isteyebilir.
Borç, alacaklının borçluya yapacağı bildirim sonucunda
muaccel olacaksa kefil, kefalet sözleşmesinin kurulduğu tarihten bir yıl sonra
alacaklıdan, bu bildirimi yapmasını ve borç bu suretle muaccel olunca,
yukarıdaki fıkra hükümleri uyarınca takip ve dava haklarını kullanmasını
isteyebilir.
Alacaklı, kefilin bu istemlerini yerine getirmezse,
kefil borcundan kurtulur.
V.
Çalışanlara kefalette
MADDE 602-
Çalışanlara süreli olmayan kefalette kefil, her üç yılda bir, ertesi yılın
sonunda geçerli olmak üzere sözleşmeyi feshettiğini bildirebilir.
E. Uygulama alanı
MADDE 603-
Kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümler,
gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında
yapılan diğer sözleşmelere de uygulanır.
ONALTINCI BÖLÜM
Kumar ve Bahis
A. Alacağın dava ve takip edilememesi
MADDE 604- Kumar
ve bahisten doğan alacak hakkında dava açılamaz ve takip yapılamaz.
Kumar veya bahis için bilerek verilen avanslar ve
ödünç paralar ile kumar ve bahis niteliğinde oldukları takdirde, borsada işlem
gören malların, yabancı paraların ve kıymetli evrakın fiyat farkı esası üzerine
yapılan vadeli satışlar hakkında da aynı hüküm uygulanır.
B. Borç senedi verme ve isteyerek ödeme
MADDE 605-
Kumar oynayan veya bahse giren kişi tarafından imzalanmış adi borç veya kambiyo
senedi üçüncü bir kişiye devredilmiş olsa bile, hiçbir kimse bunlara dayanarak
dava açamaz ve takip yapamaz. Kıymetli evrakın iyiniyetli üçüncü kişilere
sağladığı haklar saklıdır.
Kumar ve bahis borcu için isteyerek yapılan ödemeler
geri alınamaz. Ancak, kumar veya bahsin usulüne göre yürütülmesi beklenmedik
olayla veya diğer tarafın fiiliyle engellenmişse ya da diğer taraf kumar veya
bahse hile karıştırmışsa, isteyerek yapılan ödeme geri alınabilir.
C.
Piyango ve diğer şans oyunları
MADDE 606-
Düzenlenmesine kanun veya yetkili makamlarca izin verilmiş olmadıkça, piyango
ve diğer şans oyunlarından doğan alacaklar hakkında dava açılamaz ve takip
yapılamaz.
İzin verilmemiş olan durumlarda, piyango ve diğer şans
oyunları için de kumara ilişkin hükümler uygulanır.
Yabancı ülkelerde kendi kurallarına uygun olarak
düzenlenen piyango ve diğer şans oyunları, Türkiye'de yetkili makamlarca
bunlara ait biletlerin satılmasına izin verilmiş olmadıkça, yasal korumadan
yararlanamazlar.
ONYEDİNCİ BÖLÜM
Ömür Boyu Gelir ve
Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmeleri
BİRİNCİ AYIRIM
Ömür Boyu Gelir
Sözleşmesi
A. Tanımı
MADDE 607-
Ömür boyu gelir sözleşmesi, gelir borçlusunun gelir alacaklısına, içlerinden
birinin veya üçüncü bir kişinin ömrü boyunca belirli dönemsel edimlerde
bulunmayı üstlendiği sözleşmedir.
Sözleşme, aksine açık bir hüküm yoksa, gelir
alacaklısının ömrü boyunca yapılmış sayılır.
Gelir borçlusunun veya üçüncü bir kişinin ömrüyle
sınırlı olarak bağlanmış olan gelir, aksi kararlaştırılmamışsa gelir
alacaklısının mirasçılarına geçer.
B. Şekli
MADDE 608- Ömür
boyu gelir sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz.
C. Gelir alacaklısının hakları
I. Hakkın kullanılması
MADDE 609- Sözleşmede
aksi kararlaştırılmamışsa ömür boyu gelir, her altı ayda bir ve peşin olarak
ödenir.
Gelirin süresi ömrüne bağlanmış olan kişi, peşin ödeme
öngörülen dönemin sona ermesinden önce ölse bile, o döneme ait gelirin tamamı
gelir borçlusu tarafından borçlanılmış sayılır.
Gelir borçlusu iflas ederse, gelir alacaklısı, gelir
borçlusunun yükümlü olduğu dönemsel gelirin elde edilebilmesi için ilgili
sosyal güvenlik kurumunca ödenmesi gereken anaparaya denk düşen bir parayı
iflas masasına kaydettirme hakkını elde eder.
II. Devredilebilmesi
MADDE 610-
Sözleşmeyle aksi kararlaştırılmamışsa gelir alacaklısı, haklarını başkasına
devredebilir.
İKİNCİ AYIRIM
Ölünceye Kadar Bakma
Sözleşmesi
A. Tanımı
MADDE 611-
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye
kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı
malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşmedir.
Bakım borçlusu, bakım alacaklısı tarafından mirasçı
atanmışsa, ölünceye kadar bakma sözleşmesine miras sözleşmesine ilişkin hükümler
uygulanır.
B. Şekli
MADDE 612- Ölünceye
kadar bakma sözleşmesi, mirasçı atanmasını içermese bile, miras sözleşmesi
şeklinde yapılmadıkça geçerli olmaz.
Sözleşme, Devletçe tanınmış bir bakım kurumu
tarafından yetkili makamların belirlediği koşullara uyularak yapılmışsa,
geçerliliği için yazılı şekil yeterlidir.
C. Güvencesi
MADDE 613-
Bakım borçlusuna bir taşınmazını devretmiş olan bakım alacaklısı, haklarını
güvence altına almak üzere, bu taşınmaz üzerinde satıcı gibi yasal ipotek
hakkına sahiptir.
D.
Konusu
MADDE 614-
Bakım alacaklısı, sözleşmenin kurulmasıyla bakım borçlusunun aile topluluğuna
katılmış olur. Bakım borçlusu, almış olduğu malların değerine ve bakım
alacaklısının daha önce sahip olduğu sosyal durumuna göre hakkaniyetin
gerektirdiği edimleri, bakım alacaklısına ifa etmekle yükümlüdür.
Bakım borçlusu, bakım alacaklısına özellikle uygun
gıda ve konut sağlamak, hastalığında gerekli özenle bakmak ve onu tedavi
ettirmek zorundadır.
Kabul ettikleri kişilere ölünceye kadar bakma amacıyla
kurulmuş olan kurumların bakım borcunun kapsamı ve ifası, kendilerince
hazırlanarak yetkili makamların onayından geçen genel düzenlemelerle
belirlenir. Bu düzenlemeler, sözleşmenin içeriğinden sayılır.
E.
İptali ve tenkisi
MADDE 615-
Bakım alacaklısı, ölünceye kadar bakma sözleşmesi yüzünden kanuna göre nafaka
yükümlüsü olduğu kişilere karşı yükümlülüğünü yerine getirme imkânını
kaybediyorsa, bundan yoksun kalanlar sözleşmenin iptalini isteyebilirler.
Hâkim, sözleşmenin iptali yerine, bakım borçlusunun
ifa edeceği edimlerden mahsup edilmek üzere, bakım alacaklısının nafaka
yükümlüsü olduğu kişilere nafaka ödemesine karar verebilir.
Mirasçıların tenkis ve alacaklıların iptal davası açma
hakları saklıdır.
F.
Sona ermesi
I. Önel verilerek fesih
MADDE 616-
Tarafların edimleri arasında önemli ölçüde oransızlık bulunur ve fazla alan
taraf kendisine bağışta bulunulma amacı güdüldüğünü ispat edemezse diğer taraf,
altı ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, sözleşmeyi her zaman feshedebilir.
Bu oransızlığın tespitinde, ilgili sosyal güvenlik kurumunca, bakım borçlusuna
verilenin değerine denk düşen anapara değeri ile bağlanacak irat arasındaki
fark esas alınır.
Sözleşmenin sona erdirilmesi anına kadar geçen sürede
ifa edilmiş edimler, anapara ve faiziyle birlikte değerlendirilerek,
denkleştirme sonucunda alacaklı çıkan tarafa geri verilir.
II. Önel verilmeksizin fesih
MADDE 617-
Sözleşmeden doğan borçlara aykırı davranılması sebebiyle sözleşmenin devamı
çekilmez hâle gelir veya başkaca önemli sebepler sözleşmenin devamını imkânsız
hâle getirir ya da aşırı ölçüde güçleştirirse, taraflardan her biri sözleşmeyi
önel vermeksizin feshedebilir. Sözleşme bu sebeplerden birine dayanılarak
feshedildiği takdirde kusurlu taraf, aldığı şeyi geri verir ve kusursuz tarafa,
bu yüzden uğradığı zarara karşılık uygun bir tazminat ödemekle yükümlü olur.
Hâkim, sözleşmenin önel verilmeksizin feshini yerinde
bulabileceği gibi, taraflardan birinin istemiyle veya kendiliğinden, aile
topluluğu içinde yaşamalarına son vererek, bakım alacaklısına ömür boyu gelir
bağlayabilir.
III. Bakım borçlusunun ölümü
MADDE 618-
Bakım borçlusu ölürse bakım alacaklısı, bir yıl içinde sözleşmenin feshini
isteyebilir. Bu durumda bakım alacaklısı, bakım borçlusunun iflası hâlinde,
iflas masasından isteyebileceği miktara eşit bir paranın kendisine ödenmesini,
bakım borçlusunun mirasçılarından isteyebilir.
G.
Devredilemezlik, iflas ve haciz hâlinde istem
MADDE 619- Bakım
alacaklısı, hakkını başkasına devredemez.
Bakım borçlusunun iflası hâlinde bakım alacaklısı,
borçlunun ödemekle yükümlü olduğu dönemsel gelirin elde edilebilmesi için
ilgili sosyal güvenlik kurumunca ödenmesi gereken anapara değerine eşit bir
parayı, iflas masasına alacak kaydettirme hakkını elde eder.
Bakım alacaklısı, bu alacağını karşılamak üzere, üçüncü
kişilerce borçluya karşı yürütülmekte olan hacze katılabilir.
ONSEKİZİNCİ BÖLÜM
Adi Ortaklık Sözleşmesi
A. Tanımı
MADDE 620-
Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını
ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir.
Bir ortaklık, kanunla düzenlenmiş ortaklıkların ayırt
edici niteliklerini taşımıyorsa, bu bölüm hükümlerine tabi adi ortaklık
sayılır.
B. Ortaklar arasındaki ilişki
I. Katılım payı
MADDE 621-
Her ortak, para, alacak veya başka bir mal ya da emek olarak, ortaklığa bir
katılım payı koymakla yükümlüdür.
Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa katılım payları,
ortaklığın amacının gerektirdiği önem ve nitelikte ve birbirine eşit olmak
zorundadır.
Bir ortağın katılım payı, bir şeyin kullandırılmasından
oluşuyorsa kira sözleşmesindeki; bir şeyin mülkiyetinden oluşuyorsa satış
sözleşmesindeki hasara, ayıptan ve zapttan sorumluluğa ilişkin hükümler kıyas
yoluyla uygulanır.
II. Kazanç ve zarar
1. Kazancın paylaşılması
MADDE 622-
Ortaklar, niteliği gereği ortaklığa ait olan bütün kazançları aralarında
paylaşmakla yükümlüdürler.
2. Kazanç ve zarara katılma
MADDE 623-
Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her ortağın kazanç ve zarardaki payı,
katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın eşittir.
Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım
paylarından biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder.
Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca
katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş
olan ortak için geçerlidir.
III. Ortaklığın kararları
MADDE 624-
Ortaklığın kararları, bütün ortakların oybirliğiyle alınır.
Sözleşmede kararların oy çokluğuyla alınacağı
belirtilmişse çoğunluk, ortak sayısına göre belirlenir.
IV. Ortaklığın yönetimi
MADDE 625-
Yönetim, sözleşme veya kararla yalnızca bir veya birden çok ortağa ya da üçüncü
bir kişiye bırakılmış olmadıkça, bütün ortaklar ortaklığı yönetme hakkına
sahiptir.
Ortaklık, ortakların tümü veya birkaçı tarafından
yönetilmekte ise, bunlardan her biri, diğerleri katılmaksızın işlem yapabilir;
ancak ortaklığı yönetmeye yetkili olan her ortak, tamamlanmasından önce işleme
itiraz etmek suretiyle, bu işlemin yapılmasını engelleyebilir.
Ortaklığa genel yetkili bir temsilci atanması ve
ortaklığın olağan dışı işlerinin yürütülmesi için, bütün ortakların oybirliği
gereklidir. Ancak, gecikmesinde sakınca olan hâllerde, bu konuda yönetici
ortaklardan her biri yetkilidir.
V. Ortaklar arasındaki sorumluluk
1. Rekabet yasağı
MADDE 626-
Ortaklar, kendilerinin veya üçüncü kişilerin menfaatine olarak, ortaklığın
amacını engelleyici veya zarar verici işleri yapamazlar.
2. Ortakların yaptıkları giderler ve işler
MADDE 627-
Ortaklardan birinin ortaklık işleri için yaptığı giderlerden veya üstlendiği
borçlardan dolayı diğer ortaklar, ona karşı sorumlu olurlar; bu ortağın,
yönetim işleri yüzünden doğrudan doğruya uğradığı zararlar ile ortaklığın
yönetiminden kaynaklanan tehlikeler sonucunda doğan zararları, diğer ortaklar
gidermekle yükümlüdürler.
Ortaklığa avans olarak para veren ortak, verdiği
günden başlamak üzere faiz isteyebilir.
Yükümlü olmadığı hâlde ortaklık işleri için emek
sarfetmiş olan bir ortak, hakkaniyetin gerektirdiği bir karşılık ödenmesini
isteyebilir.
3. Özen borcu
MADDE 628-
Her ortak, ortaklık işlerinde kendi işlerinde olduğu ölçüde çaba ve özen
göstermekle yükümlüdür.
Her ortak, diğerlerine karşı, kendi kusuruyla verdiği
zararları, başka işlerde ortaklığa sağladığı menfaatlerle mahsup ettirme hakkı
olmaksızın gidermekle yükümlüdür.
Ortaklık işlerini ücret karşılığı yürüten ortak,
vekâlet hükümlerine göre sorumlu olur.
VI. Yönetim yetkisinin kaldırılması ve sınırlanması
MADDE 629-
Ortaklık sözleşmesiyle ortaklardan birine verilen yönetim yetkisi, haklı bir
sebep olmaksızın, diğer ortaklarca kaldırılamaz ve sınırlanamaz.
Ortaklık sözleşmesinde yetkinin kaldırılamayacağına
ilişkin bir hüküm bulunsa bile, haklı bir sebep varsa, diğer ortaklardan her
biri yönetim yetkisini kaldırabilir.
Haklı sebepler, özellikle yönetici ortağın görevini
aşırı ölçüde ihmal etmesi veya iyi yönetim için gerekli olan yeteneği
kaybetmesi durumlarında vardır.
VII. Yönetici ortaklar ile diğer ortaklar arasındaki
ilişki
1. Genel olarak
MADDE 630-
Kanunun bu bölümünde veya ortaklık sözleşmesinde aksine hüküm bulunmadıkça,
yönetici ortaklar ile diğer ortaklar arasındaki ilişkiler, vekâlet sözleşmesine
ilişkin hükümlere tabidir.
Ortaklığı yönetme yetkisi bulunmayan bir ortağın,
ortaklığın işlerini görmesi veya bu yetkiye sahip ortağın yetkisini aşması
hâllerinde, vekâletsiz işgörmeye ilişkin hükümler uygulanır.
Yönetici ortaklar, yılda en az bir defa hesap vermek
ve kazanç paylarını ortaklara ödemekle yükümlüdürler. Hesap döneminin
uzatılmasına ilişkin anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Ortaklığı yönetenin
ortaklardan birisi olmaması durumunda da aynı kural uygulanır.
2. Ortaklık işlerini inceleme
MADDE 631-
Yönetim yetkisi olmasa bile, her ortağın, ortaklığın işleyişi hakkında bilgi
alma, defter ve kayıtlarını inceleme, bunlardan örnek alma ve mali durumu
hakkında özet çıkarma hakkı vardır.
Aksine sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.
VIII. Ortaklar arasındaki ve ortaklık yapısındaki
değişiklikler
1. Yeni ortak alımı ve alt katılım
MADDE 632-
Ortaklığa, yeni bir ortak alınması, bütün ortakların rızasına bağlıdır.
Ortaklardan biri tek taraflı olarak bir üçüncü kişiyi
ortaklıktaki payına ortak eder veya payını ona devrederse, bu üçüncü kişi ortak
sıfatını kazanamaz.
2. Ortaklıktan çıkma ve çıkarılma
a. Genel olarak
MADDE 633-
Bir ortağın fesih bildiriminde bulunması, kısıtlanması, iflası, tasfiyedeki
payının cebrî icra yoluyla paraya çevrilmesi veya ölmesi hâlinde, sözleşmede
ortaklığın diğer ortaklarla devam edeceğine ilişkin bir hüküm varsa, bu
durumlardan biri gerçekleştiğinde, o ortak veya temsilcisi ya da ölen ortağın
mirasçısı ortaklıktan çıkabilir veya diğer ortaklar tarafından yazılı olarak
yapılacak bir bildirimle ortaklıktan çıkarılabilir.
b. Ortaklık payının tasfiyesi
MADDE 634- Bir
ortağın ortaklıktan çıkması veya çıkarılması durumunda payı, diğer ortaklara
payları oranında kendiliğinden geçer.
Diğer ortaklar, ortaklıktan çıkan veya çıkarılan
ortağa, kullanımını ortaklığa bıraktığı eşyayı geri vermekle yükümlü oldukları
gibi, kendisini ortaklığın muaccel borçlarından doğan müteselsil sorumluluktan
kurtararak, ortak sıfatının sona erdiği tarihte ortaklık tasfiye edilmiş
olsaydı ödenmesi gereken tasfiye payını ödemekle yükümlüdürler. Ortaklığın
henüz muaccel olmayan borçları için diğer ortaklar, çıkan veya çıkarılan ortağı
borçtan kurtarmak yerine, kendisine bir güvence verebilirler.
Çıkan veya çıkarılan ortağın tasfiye payı, ortaklık
sıfatının sona erdiği tarih itibarıyla, mali işlerde uzman bir kişiye
hesaplattırılır. Tarafların uzman kişi üzerinde anlaşamamaları durumunda bu
kişi, hâkim tarafından atanır.
c. Malvarlığının yetersizliği
MADDE 635- Ortaklık
sıfatının sona erdiği tarihte, ortaklığın malvarlığı, borçlarını karşılamaya
yetmezse, çıkan veya çıkarılan ortak, payına düşen borç tutarını, zarara
katılmaya ilişkin düzenlemeler çerçevesinde diğer ortaklara ödemekle
yükümlüdür.
d. Tamamlanmamış işler
MADDE 636- Çıkan
veya çıkarılan ortak, ortak olduğu dönemde henüz sonuçlanmamış işlerden doğan
kâra veya zarara katılır.
Ortaklık sıfatı sona eren kişi, o hesap yılı sonu
itibarıyla, tamamlanmış olan işler sebebiyle varsa ortaklıktan kendisine
düşecek kâr payını; devam eden işler hakkında da gerekli bilgiyi isteyebilir.
C. Ortakların üçüncü kişilerle ilişkisi
I. Temsil
MADDE 637-
Kendi adına ve ortaklık hesabına bir üçüncü kişi ile işlemde bulunan ortak, bu
kişiye karşı bizzat kendisi alacaklı ve borçlu olur.
Ortaklardan biri, ortaklık veya bütün ortaklar adına
bir üçüncü kişi ile işlem yaparsa, diğer ortaklar ancak temsile ilişkin
hükümler uyarınca, bu kişinin alacaklısı veya borçlusu olurlar.
Kendisine yönetim görevi verilen ortağın, ortaklığı
veya bütün ortakları üçüncü kişilere karşı temsil etme yetkisi var sayılır.
Ancak, temsil yetkisine sahip yönetici ortağın yapacağı önemli tasarruf
işlemlerine ilişkin yetkinin, bütün ortakların oybirliğiyle verilmiş olması ve
yetki belgesinde bu hususun açıkça belirtilmiş olması şarttır.
II. Temsilin sonuçları
MADDE 638- Ortaklık
için edinilen veya ortaklığa devredilen şeyler, alacaklar ve ayni haklar,
ortaklık sözleşmesi çerçevesinde elbirliği hâlinde bütün ortaklara ait olur.
Ortaklık sözleşmesinde aksine bir hüküm bulunmadıkça,
bir ortağın alacaklıları, haklarını ancak o ortağın tasfiyedeki payı üzerinde
kullanabilirler.
Ortaklar, birlikte veya bir temsilci aracılığı ile,
bir üçüncü kişiye karşı, ortaklık ilişkisi çerçevesinde üstlendikleri borçlardan,
aksi kararlaştırılmamışsa müteselsilen sorumlu olurlar.
D. Ortaklığın sona ermesi
I. Sona erme sebepleri
1. Genel olarak
MADDE 639-
Ortaklık, aşağıdaki durumlarda sona erer:
1. Ortaklık sözleşmesinde öngörülen amacın
gerçekleşmesi veya gerçekleşmesinin imkânsız duruma gelmesiyle.
2. Sözleşmede ortaklığın mirasçılarla sürdürülmesi
konusunda bir hüküm yoksa, ortaklardan birinin ölmesiyle.
3. Sözleşmede ortaklığın devam edeceğine ilişkin bir
hüküm yoksa, bir ortağın kısıtlanması, iflası veya tasfiyedeki payının
cebrî icra yoluyla paraya çevrilmesiyle.
4. Bütün ortakların oybirliğiyle karar vermesiyle.
5. Ortaklık için kararlaştırılmış olan sürenin
bitmesiyle.
6. Ortaklık sözleşmesinde feshi bildirme hakkı saklı
tutulmuş veya ortaklık belirsiz bir süre için ya da ortaklardan birinin ömrü
boyunca kurulmuşsa, bir ortağın fesih bildiriminde bulunmasıyla.
7. Haklı sebeplerin bulunması hâlinde, her zaman
başkaca koşul aranmaksızın, fesih istemi üzerine mahkeme kararıyla.
2. Belirsiz süreli ortaklık
MADDE 640- Ortaklık,
belirsiz süre için veya ortaklardan birinin ömrü boyunca sürmek üzere kurulmuşsa,
ortaklardan her biri, altı ay önceden fesih bildiriminde bulunabilir.
Fesih bildirimi, dürüstlük kurallarına aykırı olarak
ve özellikle uygun olmayan bir zamanda yapılamaz. Fesih bildirimi, ancak hesap
yılı sonunda hüküm ifade eder.
Sözleşmede öngörülmüş olan sürenin bitiminden sonra
ortaklık, ortakların örtülü iradesiyle sürdürülürse, belirsiz süreli ortaklığa
dönüşür.
II. Sona ermenin ortaklığın yönetimine etkisi
MADDE 641-
Ortaklık, fesih bildiriminden başka bir yolla sona ererse, bir ortağın ortaklık
işlerini yönetme konusundaki yetkisi, sona ermeyi öğrendiği veya durumun
gerektirdiği özeni gösterseydi öğrenebileceği zamana kadar, kendisi hakkında
devam eder.
Ortaklık, ortaklardan birinin ölümüyle sona ererse,
ölen ortağın mirasçısı, durumu hemen diğer ortaklara bildirmekle yükümlüdür.
Mirasçı, gerekli önlemler alınıncaya kadar, ölen ortağın daha önce
yürütmekte olduğu işlere, dürüstlük kuralları çerçevesinde devam eder. Diğer
ortaklar da, geçici olarak, ortaklık işlerini aynı şekilde yürütmeye devam
ederler.
III. Tasfiye
1. Katılım payı için yapılacak işlem
MADDE 642-
Katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan ortak, ortaklığın sona ermesi
üzerine yapılacak tasfiye sonucunda, o şeyi olduğu gibi geri alamaz;
ancak koyduğu katılım payına ne değer biçilmişse, o değeri isteyebilir.
Bu değer belirlenmemişse, geri alma, o şeyin katılım
payı olarak konduğu zamandaki değeri üzerinden yapılır.
2. Kazanç ve zararın paylaşımı
MADDE 643-
Ortaklığın borçları ödendikten ve ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği
avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve koymuş olduğu katılım payı geri
verildikten sonra bir şey artarsa, bu kazanç, ortaklar arasında paylaşılır.
Ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten
sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine
yetmezse, zarar ortaklar arasında paylaşılır.
3. Tasfiye usulü
MADDE 644-
Ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil
olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık
sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına
belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona
ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle
yükümlüdür.
Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye
görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her
biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir.
Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna
ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oybirliğiyle verilmiş bir karar yoksa
tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri göz önünde
tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkân
bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır.
Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa
dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi
üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır.
IV. Üçüncü kişilere karşı sorumluluk
MADDE 645-
Ortaklığın sona ermesi, üçüncü kişilere karşı olan yükümlülükleri değiştirmez.
Türk Medenî Kanunu ile ilişkisi
MADDE 646-
Bu Kanun, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun Beşinci Kitabı
olup, onun tamamlayıcısıdır.
Yürürlükten kaldırılan Kanun
MADDE 647- 22/4/1926
tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.
GEÇİCİ MADDE 1- Konut kiraları bakımından bu maddenin yürürlüğe
girdiği tarih ilâ 1/7/2023 (bu tarih dâhil) tarihleri arasında yenilenen kira
dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmalar, bir önceki kira
yılına ait kira bedelinin yüzde yirmi beşini geçmemek koşuluyla geçerlidir. Bir
önceki kira yılının tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre
değişim oranının yüzde yirmi beşin altında kalması halinde değişim oranı
geçerlidir. Bu kural, bir yıldan daha uzun süreli kira sözleşmelerinde de
uygulanır. Bu oranları geçecek şekilde yapılan sözleşmeler, fazla miktar
yönünden geçersizdir. Bu fıkra hükmü, 344 üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca
hâkim tarafından verilecek kararlar bakımından da uygulanır.
GEÇİCİ MADDE 2- (15.07.2023 / 32249 sayılı R.G. 7456 s.k.
ile eklenmiştir) Konut
kiraları bakımından 2/7/2023 ilâ 1/7/2024 (bu tarihler dâhil) tarihleri
arasında yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin
anlaşmalar, bir önceki kira yılına ait kira bedelinin yüzde yirmi beşini
geçmemek koşuluyla geçerlidir. Bir önceki kira yılının tüketici fiyat
endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranının yüzde yirmi beşin
altında kalması halinde değişim oranı geçerlidir. Bu kural, bir yıldan daha
uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanır. Bu oranları geçecek şekilde
yapılan sözleşmeler, fazla miktar yönünden geçersizdir. Bu fıkra hükmü, 344
üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca hâkim tarafından verilecek kararlar
bakımından da uygulanır.
Yürürlük
MADDE 648-
Bu Kanun 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 649-
Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
10870
6098 SAYILI KANUNA İŞLENEMEYEN HÜKÜMLER
1- 31/3/2011 tarihli ve 6217 sayılı Kanunun
hükmüdür:
GEÇİCİ MADDE 2 - (Değişik:
4/7/2012-6353/53 md.)
Kiracının Türk Ticaret
Kanununda tacir olarak sayılan kişiler ile özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişileri
olduğu işyeri kiralarında, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar
Kanununun 323, 325, 331, 340, 342, 343, 344, 346 ve 354 üncü maddeleri 1/7/2012
tarihinden itibaren 8 yıl süreyle uygulanmaz. Bu halde, kira sözleşmelerinde bu
maddelerde belirtilmiş olan konulara ilişkin olarak sözleşme serbestisi gereği
kira sözleşmesi hükümleri tatbik olunur. Kira sözleşmelerinde hüküm olmayan
hallerde mülga Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır.
31.07.2026
/ 33326 sayılı R.G. 7589 s.k. ile yayımlanan Geçici 1
madde
GEÇİCİ MADDE 1-
(9) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 6098 sayılı Kanunun 55 inci
maddesinde yapılan değişiklik, söz konusu değişikliğin yürürlüğe girdiği
tarihten sonra meydana gelen haksız fiiller veya zarar doğuran olaylar hakkında
uygulanır. Bu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen haksız
fiiller veya zarar doğuran olaylar bakımından maddenin değişiklikten önceki
hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
[1] "Bakanlar Kurulu" ifadesi (07.7.2018
tarih ve 30471 2.Mükerrer KHK-700 ile değişik)
[2] "Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığından sorumlu Devlet Bakanlığı
müştereken" ifadesi (07.7.2018
tarih ve 30471 2.Mükerrer KHK-700 ile değişik)