Kamu Avukatlarının Sorunları hk.Ankara Barosunun 8311 sayılı yazılarının dağıtımı
T.C.
GÜMRÜK VE TİCARET
BAKANLIĞI
Hukuk Müşavirliği
Sayı :11985113/641.03.01
Konu :Kamu
Avukatlarının Sorunları
29.04.2015
/ 7622316
DAĞITIM
YERLERİNE
Ankara Barosu
Başkanlığından alınan ve Müsteşarlık Makamınca 28/4/2015 tarihinde havale
edilen 8/4/2015 tarihli ve 11-117/8311 sayılı yazı ekte gönderilmektedir.
Bilgilerini ve söz konusu
yazının tüm bağlantı Müdürlüklerinize duyurulmasını rica ederim.
Av. Suavi ÖNAL
I. Hukuk Müşaviri
Ek: Yazı örneği (8
sayfa)
Dağıtım:
Tüm Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüklerine
ANKARA BAROSU BAŞKANLIĞI
Sayı: 11-117 / 8311 08.04.2015
T.C. GÜMRÜK VE TİCARET
BAKANLIĞI'NA
ANKARA
İlgi :Kamu Kurum ve Kuruluşlarında görev yapan Avukatların
sorunları hakkında
Baromuza ulaşan duyumlara göre Kamuda görev yapan Avukatlar
meslektaşlarımızın görev tanımları içerisinde yer almayan hal ve şartlarda
çalıştırıldığı meslektaşlarımız tarafından sıklıkla dile getirilmektedir.
Bilindiği üzere Kamu avukatlığı, yargının kurucu
unsurlarından savunma vazifesinin kamu/devlet adına yerine getirilmesi yanında,
yürütmenin işlemlerinin hukuka uygun tesis edilmesinde etkin rol oynayan ve
yargı içinde yürütmenin temsilciliğini yapan bir kamu görevidir.
Kamuda istihdam edilen Kamu Avukatları yürütme
organının yargı yerlerinde temsil ve savunuculuğu görevi yanında idari bir
takım görevleri de yürüterek; idarenin hukuka uygun hareket etmesine katkı
sunmakta ve Hukuk Devleti ilkesinin gerçekleşmesinde önemli rol
oynamaktadırlar.
1136 sayılı kanunun 2. maddesine göre Avukatlığın
amacı : «Hukuki münasebetlerin düzenlenmesine, her türlü hukuki mesele ve
anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesine ve
genellikle hukuk kurallarının tam olarak uygulanması hususunda yargı organları
ve hakemlerle resmi ve özel kurul ve kurumlara yardım etmek» tir. Bağlı
avukatlar bu amaç içindeki çalışmalarını yalnız resmi dairelerdeki işlerine
adamakla<yükümlüdürler. (1136 sayılı Kanun mad. 12) Serbest Avukatla, bağlı
çalışan avukat arasında bu açıdan bir fark yoktur. Tek ayrılık hizmetin tek müvekkile
arzı bakımındandır. Avukatlığın diğer bir yönü de danışmanlık yapmak suretiyle
kanun yolunu Önceden göstermek ve çekişmenin doğmasını önlemek ya da mahkemeye
gitmeden çözümünü sağlamak ve çekişmeyi önlemektir.
1- Son zamanlarda kamu kurum ve kuruluşlarında görev
yapan avukat meslektaşlarımızın, ihale, satın alma, kira tespit, disiplin gibi
icrai komisyonlarda ve kurullarda görevlendirildikleri ve bu komisyonlarda ve
kurullarda oylamalara katılarak, alınan kararlara iştiraklerinin sağlandığı
görülmektedir.
Avukatlık Hizmetleri Sınıfında çalışanların
kurumlarını yargı mercilerinde temsil yetkisi vardır ve bu yetkinin
kullanılması asıldır. 657
sayılı Devlet Memurları Kanunundaki Avukatlık tanımı, avukatlık hizmetleri
sınıfındaki personelin görevlerini açıkça tanımlamıştır.
657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun, Tesis Edilen
Sınıflar Başlıklı 36. Maddesinin Avukatlık hizmetleri Sınıfı Başlıklı V. Bendinde "Avukatlık hizmetleri sınıfı, Özel
kanunlarına göre/avukatlık ruhsatına sahip, baroya kayıtlı ve kurumlarını yargı
mercilerinde temsil yetkisini haiz olan memurları kapsar." hükmü ve aynı
kanunun memurun başka sınıfta ve derecesinin altında bir görevde
çalıştırılamayacağı başlıklı 45. Maddesinde "Hiç bir memur sınıfının dışında ve
sınıfının içindeki derecesinin altında bir derecenin görevinde çalıştırılamaz"
hükmü yer almaktadır.
Genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinde ve özel
bütçeli idarelerde hukuk hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin esasların
belirlenmesi ve hukuk hizmetlerinin etkili, verimli ve usul ekonomisine uygun
şekilde yerine getirilmesine ve bu hizmetlerin yürütülmesinde uygulama
birliğinin sağlanmasını düzenleyen 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri
Ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun
Hükmünde Kararname'nin 4. maddesinde Hukuk birimlerinin idarelerde muhakemat
hizmetleri ile hukuk danışmanlığına ilişkin iş ve işlemleri yürütmeye ilişkin
görev ve sorumlulukları belirlenmiştir.
Avukatların hak ve görevleri özel kanun olan 1136
sayılı Avukatlık Kanunu ile düzenlenmiştir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunun 2.
maddesine göre Avukatlığın amacı: "Hukuki münasebetlerin düzenlenmesine, her
türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak
çözümlenmesine ve genellikle hukuk kurallarının tam olarak uygulanması
hususunda yargı organları ve hakemlerle resmi ve özel kurul ve kurumlara yardım
etmek" tir.
1136 Sayılı Avukatlık Kanunu'nun 12.Maddesinin son
fıkrasında "Bir kadroya bağlı olarak aylık veya ücreti Devlet, il veya belediye
bütçelerinden yahut Devlet, il veya belediyelerin yönetimi ve denetimi
altındaki daire ve müessese yahut şirketlerden verilen müşavir ve avukatlar,
yalnız bu daire, müessese ve şirketlere ait işlerde avukatlık yapabilirler."
denilmek suretiyle kamu kurumlarında çalışan avukatların görev sınırı
belirlenmiştir.
Kamu kurumlarında görev yapan avukatlar, "1.Hukuk
Müşaviri", "Hukuk Müşaviri" , "Hukuk İşleri Müdürü", "Müşavir Avukat", "Avukat"
gibi unvanlarda çalışmaktadır. Bunlardan 1.Hukuk Müşaviri, Hukuk Müşaviri ve
Hukuk İşleri Müdürü gibi unvanları taşıyanların idari bir görev yaptıkları ve
kurumları adına imza yetkisi kullandıkları aşikardır. Bunun yanında bazı avukat
meslektaşlarımızın, ihale komisyonu, satın alma komisyonu, kira tespit
komisyonu, disiplin kurulu gibi komisyon ve kurullarda görevlendirildikleri
görülmektedir. Bu görevlendirmeler genellikle kurumların iç işleyişi gereğince
ve bazen de yönetmeliklerle yapılmaktadır.
Avukatlığın temsil dışındaki diğer bir yönü de
danışmanlık yapmak suretiyle kanun yolunu önceden göstermek ve çekişmenin
doğmasını önlemek yada mahkemeye gitmeden çözümünü sağlamaktır. Bu yönden kurum
avukatlarının ihale komisyonu, satın alma komisyonu, kira tespit komisyonu,
disiplin kurulu ve diğer icrai kurullarda ancak "danışman" olarak bulunmaları
mümkündür. Avukatların bu kurullardaki görevi Avukatlık Kanununun 2. maddesinde
yer alan hukuki yardımdan ibarettir. Avukatların kurullara verecekleri mütalaalar,
danışmadan öteye geçmeyen ve bağlayıcı nitelik taşımayan görüşlerdir. Bu
bakımdan avukatların icrai komisyon ve kurulların bünyelerinde yer almaları ve
oy sahibi olmaları istenemez. Böyle bir istek Avukatlık Kanunu ile saptanan
mesleğin temel ilkelerine aykırı olacaktır.
Avukat meslektaşlarımızın bizzat veya komisyon üyesi
sıfatıyla ihale, satın alma, kira tespit, disiplin komisyonlarında yer alması
halinde, asıl olarak yapılan bir işte vekil olunamayacağı ilkesi gereği, aynı
konuda doğmuş ve doğacak hukuki ihtilaflarda avukatlık görevini yapamaması
sonucu ortaya çıkmaktadır ki; bu durum kamu kurumlarında çalışan avukatların
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu
İdareleri Ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin
Kanun Hükmünde Kararname ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nda belirtilen amaç
dışında çalıştırılması anlamına gelecektir.
Bu nedenlerle avukatın asli görevinin savunma olduğu,
savunma dışındaki yapacakları görevlerin ancak hukuki yardımdan ibaret
bulunması nedeniyle yürütmeyle ilgili kurullarda (ihale komisyonu, satın alma
komisyonu, kira tespit komisyonu, disiplin kurulu gibi komisyon ve kurullarda)
görevlendirilmesi yukarıda izah edildiği şekliyle hukuka uygun değildir.
2- Çalışma ortamının doğduğu, işveren-çalışan
ilişkisinin başladığı anda doğan ve/veya doğma ihtimali bulunan ancak varlığı
isimlendirilemeyen, hukuki altyapıya kavuşturulamayan psikolojik taciz kavramı
son yıllarda "mobbing" adı altında sıklıkla duyulur hale gelmiştir. Konuyla
ilgili bilimsel çalışmaların sayısı artmış, konunun uzmanları çoğalmış ve
gelinen noktada kamuoyunda önemli bir farkındalık oluşmuştur. Taciz uygulayan
kamu görevlileri hakkında açılan davaların sayısı da giderek artmaktadır
Kamuda görev yapan meslektaşlarımıza da Hukuka aykırı
bir şekilde sırf memuru yıldırmak amacıyla, hakkında disiplin soruşturmaları
açıldığı, disiplin cezası verildiği, geçici görevlendirme, naklen atama yoluyla
da psikolojik tacize maruz kaldıkları duyumları alınmaktadır.
Anayasa'nın 12. maddesine göre, herkes, kişiliğine
bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.
İşyerinde psikolojik taciz de Anayasa'da düzenlenen birçok temel hak ve
özgürlüğün ihlali niteliğindedir. Örneğin, Anayasa'nın 17. maddesinde ise,
herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip
olduğu, kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan onuruyla
bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamayacağı düzenlenmektedir. İşyerinde
psikolojik taciz, insan onuruyla bağdaşmadığından, Anayasa'nın bu hükmünün
açıkça ihlali niteliğindedir.
Anayasa'nın 5. maddesinde, devletin temel amaç ve
görevleri arasında kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak;
kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle
bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri
kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları
hazırlamaya çalışmak sayılmaktadır. Devlet bu görevleri kapsamında, işyerinde
çalışma huzurunun sağlanması için gerekli politikaları belirlemeli,
düzenlemeleri yapmalı ve tedbirleri almalıdır.
Anayasa'nın 10. maddesinde herkesin, dil, ırk, renk,
cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle
ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu, ayrıca Devlet organlarının ve
idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun
olarak hareket etmek zorunda oldukları belirtilmektedir. Buna göre, kamu kurum ve
kuruluşlarında, tüm kamu görevlilerine ayrımcılık yapılmaksızın, eşit muamelede
bulunulması zorunludur.
Anayasa'nın 49. maddesinde, herkesin çalışma hakkı ve
ödevi olduğu belirtildikten sonra, devletin yükümlülükleri arasında, çalışma
hayatını geliştirmek için çalışanları korumak ve çalışma barışını sağlamak için
gerekli tedbirleri almak da sayılmaktadır. Dolayısıyla, devlet çalışanları
korumakla ve çalışma ortamında huzuru ve barışı sağlamakla yükümlüdür.
Anayasa'nın 56. maddesine göre ise, devlet, herkesin
hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu
yükümlülük kapsamında devlet, işyeri sağlığının korunması ve sağlanması için de
gerekli tedbirleri almak zorundadır.
Bunun yanı sıra, psikolojik taciz Türk Ceza Kanununun
94. Maddesinde 'işkence suçu' kapsamında da düzenlenmiştir. Anılan hükmün
1.fıkrasında,
"Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve
bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin
etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu
görevlisi hakkında üç yıldan on iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur"
ifadesi yer almaktadır. TCK da yer alan bu düzenleme kişiye psikolojik tacizde
bulunan kamu görevlisi hakkında Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunma
hakkı sağlamaktadır.
Nitekim 657 sayılı DMK md. 10/2-3'de amirin
maiyetindeki memurlara eşit davranma yükümlülüğü düzenlenmektedir: "Amir,
maiyetindeki memurlara hakkaniyet ve eşitlik içinde davranır. Amirlik yetkisini
kanun, tüzük ve yönetmeliklerde belirtilen esaslar içinde kullanır.
Amir, maiyetindeki memurlara kanunlara aykırı emir
veremez ve maiyetindeki memurdan hususi bir menfaat temin edecek bir talepte
bulunamaz, hediyesini kabul edemez ve borç alamaz."
Bu nedenle, amir konumunda bulunan kişilerin,
astlarına eşit davranmaları ve hiçbir ayrımcılık yapmamaları gerekmektedir
20.06.2012 tarihli ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve
Güvenliği Kanunu'nun 10 yürürlüğe girmesidir. 11 Kanun'un amacı "işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve
mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için işveren ve
çalışanların görev, yetki, sorumluluk, hak ve yükümlülüklerini düzenlemektir"
(md.1). Kanun'un 2. maddesinin 1.fıkrasına göre ise bu Kanun, kamu ve özel
sektöre ait bütün işlere ve işyerlerine uygulanacaktır. 12 Yine Kanun md.
3/1-b'de çalışan, "kendi özel kanunlarındaki statülerine bakılmaksızın kamu
veya özel işyerlerinde istihdam edilen gerçek kişi" olarak tanımlanmaktadır.
Dolayısıyla, Kanun kamu görevlileri bakımından da koruma sağlamaktadır. Kanun'da
kamu sektörüne de yer verilmiştir.
Kanun'a göre işveren, çalışanların işle ilgili sağlık
ve güvenliğini sağlamakla yükümlüdür (md.4/1). Bu hükme göre, idare de kamu
görevlilerinin işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğuna
göre, işyerinde psikolojik tacizi önlemek için gerekli denetimleri yapmalı ve
tedbirleri almalıdır.
Diğer taraftan, 19.03.2011 tarihli ve 27879 sayılı
Resmi Gazete'de, "İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi" başlıklı
ve 2011/2 sayılı bir Başbakanlık Genelgesi yayımlanmıştır. Genelge, hem özel
sektörde hem de kamu kurum ve kuruluşlarında meydana gelen psikolojik tacizi
kapsamaktadır. Genelge' de, psikolojik tacizin çalışanlar üzerindeki olumsuz
etkileri sayılmaktadır. Genelge'ye göre psikolojik taciz, çalışanların onurunu
zedelemekte, verimliliğini azaltmakta ve sağlığını kaybetmesine neden
olmaktadır.
Nitekim, bir Danıştay kararına göre "657 sayılı Devlet
Memurları Kanunu'nda aynı kurum içinde geçici görevlendirme konusu
düzenlenmemiş olmakla birlikte, bir kamu kurumunun mevzuatla belirlenmiş olan
görev alanı içinde yer alan "geçici" nitelikteki bir hizmeti ya da, değişen ve
gelişen sosyal, ekonomik ve kültürel koşulların sonucu olarak ortaya çıkan,
henüz örgütsel altyapısı oluşturulmamış ve bir kadro ile ilgilendirilmemiş olan
"yeni bir kamu hizmetini" yürütmek amacı ile durumu uygun olan kamu görevlilerinin,
"kadroları ile hukuki bağlarını sürdürmek ve belli bir süre ile sınırlı olmak
üzere" atamaya yetkili amir tarafından geçici olarak görevlendirilmeleri
olanaklıdır. Bu işlemin kurulmasında, yukarıda nitelendirilen kamu
hizmetlerinin yürütülmesi amaç edinilmeli: kamu yararı ile bağdaşmayan, örneğin
kamu görevlisini görevinden fiilen uzaklaştırmak veya onu cezalandırmak gibi
hizmet gereklerine ters düşen bir sonuç amaçlanmamalıdır". D.5.D., E.1997/2711,
K.1998/270, 09.02.1998
Kamu görevlilerinin kişilik hakları göz önüne
alındığında bu haklara yönelik saldırıların Medeni Kanun ve Borçlar Kanunun
ilgili hükümleri kapsamında haksız fiil, diğer kanunlar dairesinde suç teşkil
edeceği açıktır. Kamu kurumları, psikolojik tacizin çalışma ortamının barışı ve
devamlılığı ve verimi için önemini kavramalı bu kapsamda çalışma huzuru ve
barışını sağlanarak çalışanların ruh sağlığının korunması ilk hedef olarak
kabul edilmelidir. Bu sorumluluğun yerine getirilmemesi halinde kurumun
sorumluluğuna gidileceği unutulmamalıdır.
3-Kamu avukatlarının önemli sorunlarından biri de,
diğer devlet memurlarına uygulanan mesai saatleri uygulamasına tabi olup
olmadıkları hususudur. Eski ve istikrar bulmuş pek çok yargı kararıyla da
çözümlenmiş olan bu sorun, son zamanlarda avukat istihdam eden bir kısım kamu
kurumlarınca yeniden gündeme getirilmeye çalışılmaktadır.
Gerçekten de, kamu kesiminde fedakarca çalışan kamu
avukatları, asla mesai mefhumu gözetmezler. Pek çok kamu avukatı, il
merkezlerinde istihdam edilmekte olup, ilçe adliyelerinde yürütmekte oldukları
dosyalar nedeniyle uzun yolculuklar yapmak zorunda kalmakta, duruşmalara ve
haciz işlemlerine yetişebilmek için sabahın erken saatlerinde, diğer devlet
memurları mesailerine başlamadan hatta uyanmadan, yola koyulmakta, duruşmaların
uzaması nedeniyle çoğu zaman öğle arası vermeden bütün gün çalışmak, gün
içerisinde çok sayıda dosyanın duruşmasına girmek zorunda olduklarından,
neredeyse bütün duruşmalar boyunca ayakta durmak, çok sayıda dosyanın keşif
işlemleri için uzun yolculuklar yapmak ve kilometrelerce yol yürümek zorunda
kalmaktadır. Bazı ilçe duruşmalarından sonra, diğer devlet memurları işlerini
çoktan bitirmiş ve evlerine varmışken, kamu avukatı meslektaşımız otogarlarda
otobüs beklemekte ve gecenin geç saatlerinde evine ulaşabilmektedir. Yine aynı
avukat meslektaşımız, ertesi günün sabahında, bir başka ilçedeki duruşmaya
yetişmeye çalışmakta ya da rutin işleri için çalıştığı kuruma gitmek zorunda
kalmaktadır. Avukatlık mesleği, kamuda bir kariyer memurluk olup, kamu avukatları
idari kurallarla bağlıyken, aynı zamanda Avukatlık Kanunu hükümlerine de
tabidirler. Yani kamu avukatları, serbest avukatlarla aynı hak ve
yükümlülüklere sahiptir. Hal böyle iken, serbest avukatın işi kabul etme
zorunluluğu bulunmazken, kamu avukatının kendisine verilen bir işi kabul etmeme
hak ve imkânı bulunmamaktadır. Ne kadar çok iş yükü olursa olsun kamu avukatı,
kendisine tevdi edilen dosyayı almak ve bu dosyanın gereklerini süresinde ve
titizlikle yerine getirmek zorundadır. İstihdam eden idarelerin bir kısım
yetkilileri, kamu avukatından üstün bir performans beklemekte ve dava
dosyalarının idare aleyhine sonuçlanması halinde de, yapmış oldukları işlemin
hukuka aykırı olduğunu unutarak, kamu avukatı meslektaşlarımızı sorumlu
tutmaktadır. Yine idareler, kamu avukatlarının diğer bütün memurlar gibi mesai
saatlerine tam olarak uymalarını istemekte ve buna aykırı davranan
meslektaşlarımıza disiplin cezaları vermeye yeltenmekte ya da bunu-sürekli bir
eleştiri konusu yapmakta, bu durumu avukata karşı bir koz olarak
kullanmaktadırlar. İdareler, kamu avukatlarına da diğer memurlara uyguladıkları
gibi, mesai takip defteri imzalatmak ya da mesai takibi için turnike
sistemlerinden geçmeye zorlamak gibi uygulamalar getirmektedir.
Danıştay 12. Dairesi'nin muhtelif kararlarında, kamu
avukatlarının mesai takip defteri imzalamaya zorlanamayacağı, mesai takip
defterini imzalamayan kamu avukatlarına disiplin cezası verilemeyeceği açıkça
ifade edilmiştir. Danıştay 12. Dairesi'nin bir kararında;"Konya İdare
Mahkemesinin 20.11.2000 günlü, E:2000/1145, K:2000/1566 sayılı kararıyla; Mal
Müdürlüğü bünyesinde hazine avukatı olarak görev yapan davacının mesai takip
cetvelini imzalamaktan imtina ettiği ve bu tutum ve davranışını ısrarla
sürdürdüğünden bahisle dava konusu işlemin tesis edildiğinin anlaşıldığı,
hazine avukatlarının mesleğin özelliği dolayısıyla sürekli masa başında görev
yapan bir memur gibi davalı idare içinde bulunmaları ve imza saatlerinde
cetveli imzalamakla yükümlü tutulmalarının düşünülemeyeceği, zira hazine avukatlarının
görevleri gereği çalışma saatlerinin bir kısmında duruşmalarda, icra
dairelerinde, haciz ve keşiflerde bulunduğu, dava konusu işlemin davacının
mesai saatlerine uymadığı ve mesai takip cetvelini imzalamaktan imtina ettiği
nedeniyle tesis edildiği, davacının dairede bulunmadığı zamanlarda görevli
olmadığını, görevini aksattığını gösterir bir belge sunulmadığı gibi, dosyada
mevcut mahkeme kararlarında davacının her dosyanın duruşmasında saatinde hazır
bulunduğu, yapılan keşiflere gittiği, keşiflerin çokluğu nedeniyle mesai
saatleri dışında da görev yaptığı, görevini aksatmadığının belirtildiği, kaldı
ki aynı nedenle verilen kınama cezasının da davacının itirazı üzerine üst
disiplin amirince kaldırıldığı, bu durumda dava konusu işlemde hukuka uyarlık
görülmediği gerekçesiyle iptaline hükmedilmiştir. ... idare ve Vergi
Mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek
bozulabilmeleri, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinde
belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkündür. Konya idare
Mahkemesince verilen 20.11.2000 günlü, E:2000/1145, K:2000/1566 sayılı karar ve
dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup bozulmasını gerektirecek bir sebep
de bulunmadığından, temyiz isteminin reddi ile anılan kararın onanmasına,
temyiz giderlerinin istemde bulunan davalı idare üzerinde bırakılmasına,
12.03.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi." denilmek suretiyle davacı
kamu avukatının haklılığı ve idari işlemin hukuka aykırılığı ortaya konulmuştur
(Danıştay 12. D. 2001/493 E., 2004/807 K,, 1.12.03.2004). Danıştay 12.
Dairesi'nin 30.10.2001 tarih, 2000/2310 E. 2001/3576 K. sayılı kararı da emsal
niteliktedir.
Son zamanlarda, elektronik mesai takip sistemlerinin
geliştirilmesiyle birlikte, kamu kurumları da personelinin elektronik turnike
sistemleri ile mesaiye devamlarını kontrol etmektedirler. Kamu avukatları da
turnikelerden geçmek suretiyle mesai kontrolüne tabi tutulmaya çalışılmaktadır.
Bu hususta bir kısım meslektaşımızca idare mahkemeleri nezdinde davalar açılmış
ve bu davalarda da kamu avukatının turnikeden geçmek zorunda olmadığı karar
altına alınmıştır. Denizli idare Mahkemesi'nin 2010/25 E. sayılı kararında bu
durum şu şekilde vurgulanmıştır:
"657 sayılı Yasa'nın 99. maddesinde; memurların
haftalık çalışma sürelerine, 100. maddesinde de; günlük çalışmanın başlama ve
bitme saatlerine ilişkin hükümler yer almış olup, bu Yasa kapsamında görev
yapmakta olan personelin mesaiye uyma zorunluluğu bulunduğu, tartışmasızdır.
Dosyanın incelenmesinden;... Kurumu Denizli il Müdürlüğü "nün 30.12.2009 günlü
ve XU-G9-17.296.942
sayılı iç Emri ile, hizmet binası giriş
çıkış kapısına konulan turnikeler ile günlük mesai devam föylerinin koy
utmayacağı, mesai giriş çıkışlarının bu turnikeler önündeki okuyucu kartları
okutmak suretiyle giriş çıkış kontrolü yapılacağının duyurulması üzerine
bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Avukatlık hizmeti, birçok Devlet
memuru tarafından masa başında yürütülebilen hizmetlerden değildir. Kurum
avukatları takip ve sonuçlandırılması ile görevli ve sorumlu oldukları işler
nedeniyle, duruşmalara, haciz ve keşiflere katılmak, icra dairelerinde,
kurumlarda ve mahkeme kalemlerinde bilgi toplamak ve işlem yapmak
zorundadırlar.
Bu durumda, kurum avukatlarının masa başında görev
yapan memurlar gibi mesai saatleri içinde sürekli görev yerlerinde
bulunmalarının istenmesi ve belirlenen saatlerde turnikeler önündeki okuyucu
kartları okutmak suretiyle giriş çıkış kontrolü yapılmakla yükümlü tutulmaları,
görevlerini gereği gibi yapmalarına engel olacağından, kurum avukatlarının
turnikeler önündeki okuyucu kartları okutmak zorunda oldukları yolundaki dava
konusu işlemde hukuka uyarlık görülmemiştir."
Yine Maliye Bakanlığı'nın konu hakkındaki görüşü de
şöyledir: "Bilindiği üzere, Avukatlık - mesleği; tümüyle bir - masa başıgörevi olmayıp, Hazine avukatlığı/Muhakemat Müdürlüğü birimlerimizin fiziksel
varlığı (binaları) haricinde adliye (Ör.: duruşma ve dava dosyasının tetkiki,
dava işlemleri vb. gereği) ve diğer kamu kurumları (davada taraf ve / veya ilgili
birimlerle şifahi görüşmeler ve bilgi edinimleri gereği) ve hatta meskun
alanlar dışındaki coğrafi mekanlarda (Ör.: keşif, bilirkişi tetkikatı, haciz,
tespiti delil vb. muameleler gibi) yürütülen, özellikle adliye ile sıkı bir
işbirliği içerisinde, özellikle dava işlemlerinin kanuni müddetler zarfında ifa
edilmesini birincil öncelikte gerekli kılan bir meslek niteliğini haizdir. Bu
durumda, avukatlık mesleğinin niteliği ve özelliği nedeniyle, Hazine
Avukatlarından mesai saatlerine tamamıyla uymalarının beklenemeyeceği açıktır."
Nihayet, 6111 sayılı Kanun, bu sorunu çözümlemeye
yönelik bir hüküm getirmiştir. 6111 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesiyle
birlikte, kamu avukatlarının mesaiye tabi tutulma sorunu, kanuni düzenlemeyle
çözümlenmiş bulunmaktadır. 6111 sayılı Torba Kanun'un 104. maddesi ile 657
sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 100. maddesine eklenen 3. fıkrası aynen şu
şekildedir: "(Ek fıkra: 13/2/2011-6111/104 md.) Memurların yürüttükleri
hizmetin özelliklerine göre, bu madde uyarınca tespit edilen çalışma saat ve
süreleri ile görev yerlerine bağlı olmaksızın çalışabilmeleri mümkündür. Bu
hususa ilişkin usûl ve esaslar, Devlet Personel Başkanlığının teklifi üzerine
Bakanlar Kurulunca belirlenir."
Maddeye eklenen bu fıkra İle avukatlık hizmetinin
özelliği gereği, kamu avukatlığı hizmetinin mesai saatleri ve görev mahalline
bağlı kalınmaksızın ifa edilmesi, artık kanunen de kabul edilmiş ve sorun kesin
bir biçimde çözümlenmiştir. Burada, konu hakkında uygulanacak usul ve esasların
Devlet Personel Başkanlığı'nın teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca belirleneceği
hüküm altına alınmıştır. Söz konusu kanun maddesinin varlığından haberdar
olmayan idarelerin, iç mevzuatlarını bu maddeye göre yeniden düzenlemeleri ve
bu maddeye aykırı yönetmelik, genelge, genel yazı ya da emirlerin düzeltilmesi
yolunda adım atmaları gerekmektedir.
4-Kamuda Avukat unvanlı personele, duruşmalara
gidebilmeleri için araç tahsisi veya geçici görev onayı konusunda sorun
çıkarıldığı, Avukat unvanlı personele bölge müdürlükleri/bağlantı müdürlüklerin
icrai nitelikte yazı ve talimatlarını hazırlama görevi verildiği, bu kapsamda
yazılı hukuki görüş talep edildiği, Avukatların Şube Müdürü veya Şef unvanlı
personelin maiyetine verildiği ve bu unvandaki personelin emir ve talimatlarına
uymalarının istendiği, muhakemat hizmeti ile ilgili olmamakla birlikte adli
kolluk birimlerinden/yargı mercilerinden gelen müzekkerelere cevapları
hazırlayıp imzalamaya zorlandıkları, açısından diğer memurlardan dahi ayrı
tutulduğu ve Avukatların görev tanımları içerisinde yer almayan muhtelif
işlerin yaptırılmaya çalışıldığı da meslektaşlarımız tarafından sıklıkla dile
getirilmektedir. Kamuda görev yapan meslektaşlarımız için çalışabilecekleri
uygun bir mekan ve gerekli donanım (büro mobilyası, bilgisayar, yazıcı, tarayıcı,
telefon, belgegeçer, evrak imha aleti ve hizmet için gerek görülen diğerleri)
sağlanmadığı, mahkemeler ile görüşmelerini sağlamak üzere yeterli sayıda
telefon hattı tahsis edilmediği de sıklıkla dile getirilmektedir. Kamunun iş
hacmine ve çalışma plânına uygun olarak hizmet aracı tahsis edilmesi ve diğer
fiziki şartlar ve imkanların tahsisi edilmesi iş ve işlemlerin yürütülmesinde,
yazışma ve iş ilişkilerinde kolaylıklar sağlayacağı aşikardır.
Fedakarca kurumlarını yargı mercilerinde temsil
yetkisini haiz olan Kamu avukatlarını son derece üzen, mesleki onuru zedeleyen
birtakım muameleler ve hukuka aykırı uygulamaların son bulmasını ve icra edilen
görev ve sorumlulukların idarelerce göz önüne alınarak iç mevzuatta bu yönde
düzenlemeler yapılmasını temenni ederiz.
Ankara Barosu avukatlık mesleği, mesleğin itibarı ve
meslektaşlarımızın korunması konusunda hiçbir suretle taviz vermeyecek,
oluşabilecek somut olaylarda hukuki süreçlere müdahil olarak tüm süreç boyu
meslektaşlarımızın yanlarında olacaktır.
Avukat Hakan CANDURAN
ANKARA BAROSU BAŞKANI
Av. R.Erinç SAĞKAN
Genel Sekreter